Geri Dön

Mayıs 2008 Raporu

Basında olayları

 

Tartışmalı 301. madde 250 oyla kabul edildi: TBMM’de Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesinde değişiklik öngören kanun teklifi kabul edildi. Sert tartışmaların ardından kabul edilen kanuna göre, “Türklüğü” ibaresi “Türk Milleti”, “Cumhuriyet” ibaresi de “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirildi. TBMM Genel Kurulu’nda, 3 maddelik kanun teklifi üzerinde 10 önerge verildi. Maddeler ve verilen önergeler üzerindeki görüşmelerle teklif, yaklaşık sekiz saat süren mesainin ardından 65 ret oyuna karşın 250 oyla kabul edildi. Kabul edilen kanuna göre; 301’inci maddenin başlığı “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” olarak değiştirildi. Kabul edilen 301. maddeye göre; Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişilere de aynı ceza uygulanacak. Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak. Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlı olacak. TGC’nin maddeyle ilgili önerisi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesine karşı çıkmıştı. TGC ve Türk Ceza Hukuku Derneği, 2006 yılı sonunda yaptıkları ortak bir basın açıklamasıyla 301. maddeyle ilgili görüşlerini ve önerilerini açıklamıştı. “(1) Türk Milletine, Cumhuriyete, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, Hükümete, Devletin yargı organlarına yahut askeri veya emniyet kuvvetlerine, bunların saygınlığını tehlikeye düşürecek şekilde alenen hakaret eden kişi altı aydan iki seneye kadar hapis veya 180 günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada sayılan organlara veya kurumlara hakaret kastı bulunmaksızın, eleştirmek amacıyla veya bilim ve sanat özgürlüğü sınırları içinde yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (3) Birinci fıkrada belirtilen suçun: a) Türk Milletine veya Cumhuriyete yönelik olarak işlenmesi halinde soruşturma re’sen, b) Belirtilen diğer organ veya kurumlara karşı işlenmesi halinde soruşturma ancak bu organ veya kurumların verecekleri izin ile yapılır.” (01.05.2008)

 

TGC’den protesto: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), 1 Mayıs gösterilerinde gazetecilerin polisin “orantısız güç kullanımı”yla karşı karşıya kalmasını protesto etti. TGC’den yapılan açıklamada, cop darbesiyle bir gazetecinin kolunun kırıldığına ve bir başka gazetecinin başına aldığı darbe nedeniyle hastanelik olduğuna dikkat çekildi. “Gösterileri izleyen iki gazetecinin ise kameralarının zarar gördüğü” belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “TGC olarak 1 Mayıs öncesi, gazetecilerin mesleklerini yerine getirirken dikkat edilmesi için İstanbul Valiliği nezdinde uyarı ve yardım ricasında bulunmuştuk. Ancak yaşananlar, bunun sonuçsuz kaldığını gösterdi. Kaba kuvvete başvuran polislerin, mesleklerini yapan gazetecilere yönelik bu tutumunu protesto ediyoruz.”  1 Mayıs’ı kutlamak için Ergenekon Caddesi’nden Taksim’e çıkmaya çalışan bir grup ile Şişli Etfal Hastanesi girişi, Osmanbey ve DİSK Genel Merkezi önünde toplanan gruplara polis müdahale etmiş, bu müdahaleler sırasında polisin sıktığı basınçlı su ve kullandığı biber gazından çevredeki bazı vatandaşlar ile gazeteciler de etkilenmişti. Olay yerinde görev yapan Anadolu Ajansı (AA) kameramanı Engin Morgül ile Reuters kameramanı Bülent Usta, basınçlı sudan etkilendi ve kullandıkları kameralar kırıldı. TGC binasında bir kriz masası oluşturuldu. Gazeteciler 1 Mayısla ilgili şikâyetlerini buraya ilettiler. (02.05.2008)

 

TGS’den kınama: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) 1 Mayıs’la ilgili şu açıklamayı yaptı: “Çalışanların haklarını gasp eden AKP iktidarı, emekçilerin Uluslararası Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü 1 Mayıs’a karşı gösterdiği düşmanca tavrı ile de sahte demokrat yüzünü bir kez daha göstermiştir. Hükümet 1 Mayıs’ta suçüstü yakalanmıştır. İstanbul’a, güvenlik bahanesiyle, sıkıyönetim dönemlerinde bile görülmeyen bir polis gücü yığarak, halka ve emekçilere gözdağı veren AKP iktidarı ‘orantılı güç kullanacağını’ açıklayan İstanbul Valisine destek veren tutumuyla da AB süreci ve demokrasi açılımları konusunda ne kadar ikiyüzlü bir siyaset izlediğini göstermiştir. Ankara Sıhhiye Meydanı da polis şiddetine sahne olmuştur.” (02.05.2008)

 

TGC’den basın özgürlüğü mesajı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle bir mesaj yayınladı. Mesajda şöyle denildi: “Türkiye, 2008 yılında Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü hak etmediği buruk bir ortamda kutluyor. Sadece düşüncesini ifade ettiği için öldürülen gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi eylemine katılmaktan dolayı açılan davada yargılanan sanıklardan başka asıl sorumlular hakkında dava açılması için gereken soruşturmaların yapılmadığı inancında olan kamuoyu Dink’in öldürülmesi üzerinden geçen 15 aya rağmen cinayeti kimlerin işlediği hakkında soruların aydınlığa kavuşturulamadığı görüşünde. Gazetecilere uygulanması gereken Basın – İş Yasası uygulanmadığı gibi en küçük bir iyileştirme bile gerçekleştirilemedi. Yasaların sendikal örgütlenmeyi engelleyen niteliği de değiştirilmedi. Gazetecilerin iş ve çalışma koşullarında herhangi bir iyileştirme yapılmadığı gibi sendikal örgütlenmenin önlenmesi için sınırlandırmalar sürüyor. Gazetecilerin sosyal güvenlik haklarının ellerinden alınmasına gösterilen tepkilere duyarsız kalan hükümet ve parlamento gazetecilerin yıpranma paylarını da geri almış durumda. Gazetecilerin büyük risk taşıyan meslekler kapsamında nerede ise yarım yüzyıl önce elde ettikleri sosyal güvenlik hakları bir anda geri alındı. Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nda verilmiş olan sözlere karşın kamu makamlarının hoşgörüsüzlüğü artarak sürerken, bu yaklaşıma gazetecilere gazetecilik dersi verme yanlışlığı da eklendi. Türk basınındaki sermayenin şeffaflığı için verilen mücadele bir yana, ‘Şeffaflığa gölge düşüren’ uygulamalar devam etti. Sadece yazdıkları yüzünden gazetecinin hapsedilmesi uygulaması 2008’de de sürdü. Adıyaman’da bir gazeteci tutuklandı ve cezaevine kapatıldı. Yaşı 80’i aşmış bir basın emekçisi, çağrılarak ifadesine başvurulması yerine, şafak vakti evi basılarak gözaltına alındı. Geçtiğimiz yıllarda yapılan bir araştırmada, Türk Hukuk Sistemi’nde ‘Basın özgürlüğünü kısıtlayan veya engelleyen’ yasa maddesi sayısının 1200’ü aştığı ortaya çıkmıştı. 2008 yılında bu sayı bir türlü azaltılamadı. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, Türk Basını, 2008 Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü buruk kutluyor ve Türkiye hala dünyada basın özgürlüğünün ‘orta düzeyde’ kısıtlandığı bir ülke sayılıyor. Haritada birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesi ile aynı renge boyanıyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Türkiye’nin buna layık olmadığına inanıyor. Hem Türkiye’yi yönetenlere hem de Türk vatandaşlarına, Türkiye’yi ‘özgür basına sahip’ dünya ülkeleri arasına girmesi yolunda çalışmaya davet ediyor.” (03.05.2008)

 

Medya demokrasinin garantisi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Basın Enstitüsü Derneği, “Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye’deki Durum” konulu bir panel düzenledi. TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panele Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Bianet editörü Erol Önderoğlu, TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz, Radikal gazetesi yazarı Altan Öymen, IPI Basın Özgürlüğü Müdürü Uta Melzer, Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, TGC Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi ve savaş muhabiri Mete Çubukçu konuşmacı olarak katıldı. Panelin açış konuşmalarını TGC Başkanı Orhan Erinç ve IPI Başkanı Ferai Tınç yaptı. TGC Başkanı Orhan Erinç, paneli düzenlemelerindeki amacın basın özgürlüğüne katkı sağlamak olduğunu belirtti. Erinç, “Demokratikleşme yolunda olduğu iddia edilen ülkemizde basın özgürlüğünün genel anlamıyla ifade özgürlüğünün genel anlamıyla ifade özgürlüğünün bilgilenme hakkının ya da basın mensupları açısından bakarsak haber verme, yorum ve eser yaratma hakkının önünde engellerin kaldırılmasında meslek örgütleri olarak katkıda bulunmaktır” dedi. Orhan Erinç, 1 Mayıs etkinliklerinde yaşanan olayların demokratikleşme açısından kendilerini karamsarlığa sürüklediğini de ifade eden Erinç, “Bizler gazeteci olarak bu olaylara bakıyoruz ama coplanan yurttaşlarımız da gazetecilerden ayırmıyoruz. Onlar bizim var olma nedenlerimiz. Onlar da okuyucu, izleyici ve dinleyici olarak medya dünyasında yer alıyorlar. Yaşananlar Türkiye’de demokrasi anlayışının ileri gitmek yerine geriye doğru gittiğini gösteriyor. Bunun da siyasal iktidarın tercihleriyle onların görevlendirdikleri kişilerce yapıldığına tanık oluyoruz. Şu zamana kadar hükümet tarafından bir açıklama duymadık. Bu yapılanlara gösterilen hoşgörünün yanında onaylama anlamına geliyor. Böyle bir ortamda ifade özgürlüğünden bahsetmek lüks sayılabilir.”  IPI Başkanı Ferai Tınç da 1 Mayıs’ta yaşanan olaylar nedeniyle Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü buruk karşıladıklarını ifade etti. Basın Özgürlüğü Günü demek yerine, medya özgürlüğü demenin daha doğru olduğuna dikkat çeken Tınç, “1 Mayıs’ta çok sayıda gazeteci arkadaşımız, orantısız güç altında görevini yapmak zorunda kaldı” dedi. Özgür medyanın demokrasinin garantisi olduğunu söyleyen Tınç: “2007 medya açısından hiç de parlak değildi. Son 6 yılın en kötü yılı oldu bu yıl. Türkiye’de de durum farklı değildi. Geçen yıla sevgili meslektaşımız Hrant Dink’e karşı gerçekleştirilen suikastla başladık. Bu mesleğimize yönelmiş en ağır darbeydi. Bu yıl da iyi değildi. Fredom House’un yayınladığı rapora göre Türkiye, bu yılki listede basın özgürlüğü açısından kısmen özgür ülkeler arasında yer aldı. Üstelik de iki puan aşağıya inerek. Bu duruma esas olarak 301. madde uygulamaları neden oldu. Bu madde değiştiriliyor. Peki, biz Türkiye’de basının tamamen özgürleştiğini söyleyebilir miyiz? Hakaret davaları devam ederken, gazeteciler ağır para cezaları ile susturulmak istenirken, düşüncelerini açıkladıkları ya da başkalarının düşüncelerine aracı oldukları için gazeteciler hapis cezası ile tehdit edilirken basın özgürlüğünden söz edilebilir mi?”  açılış konuşmalarının ardından panelin birinci oturumuna geçildi. Prof. Dr. Köksal Bayraktar’ın “Türkiye’de Basın Özgürlüğü Önündeki Engeller”, IPI Basın Özgürlüğü Müdürü Uta Melzer’in “Avrupa Birliği’nde Durum” konularında görüşlerini aktardıkları oturumun yöneticiliğini Milliyet Gazetesi Dış Haberler Müdürü Kadri Gürsel yaptı. Prof. Dr. Köksal Bayraktar, yasaların basın özgürlüğüne bakışını anlattı. Bayraktar, bu kaynakların Türk Ceza Yasası, Basın Yasası ve Terörle Mücadele Yasası olduğunu söyledi. Bayraktar, bunun yüksek bir oran olduğunu ifade ederek, “Basın bugün görevini yaparken 21 ayrı kuralın baskısı altındadır” dedi. IPI Basın Özgürlüğü Müdürü Uta Melzer, Avrupa Birliği’nde basın özgürlüğünü düzenleyen yasal düzenlemelerin olmadığını belirtti. İkinci oturumda Bianet İnsan Hakları Editörü Erol Önderoğlu “Basın Özgürlüğü Raporu”nu sundu. TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz de rapor üzerine bir değerlendirme yaptı. Oturumda konuşan Radikal gazetesi yazarı Altan Öymen ise şunları söyledi: “Hükümetler kendisini destekleyecek gazeteler kurulması için tek parti dönemindeki metotları uygulayarak gazetelere yardım etmeye başladı. Gazetelere örtülü ödeneklerden paralar ve teşvik kredileriyle basını etkilemeye çalıştı. Daha sonra iktidarlar da aynı yöntemleri uygulamaya devam ederek basını etkilemeye ve yakınlık kumaya devam ettiler. Ama şimdi bu hükümetle yeni bir metot ortaya çıktı. Yeni gazeteler kurmak yerine okur sayısı çok olan mevcut gazeteler ve izleyici kitlesi fazla olan televizyonlar önce devletin eline geçip sonra da yandaş kuruluşlara satılması teşvik ediliyor.”  (03.05.2008)

 

“Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye’deki Durum” konulu panelin 2. bölümünde gazetecilerin hedef seçildiği vurgulandı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Basın Enstitüsü Derneği’nin (IPI) birlikte düzenlediği “Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye’deki Durum” konulu panelin ikinci bölümünde Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özden Cankaya “Haber Kaynaklarının Gizliliği”, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi “Gazetecinin İş Güvenliği”, TGC Yönetim Kurulu ve TRT Yayın Denetleme Kurulu Üyesi Recep Yaşar “İnternet Medyası”, NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu “Savaş Gazeteciliği” konularını ele aldı. Oturumu TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto yönetti. NTV’de savaş muhabirliği yapan Mete Çubukçu, 1 Mayıs’ta yaşanan olayları eleştirdi. 90’lı yıllarda Filistin ve İsrail arasında yaşanan çatışmalarda İsrail’in gaz bombası kullandığını belirten Çubukçu, “Taksim’deki uygulamalar orada uygulanmıyordu. Gaz, bu kadar yoğun kullanılmıyordu. Gazlı silahlar kitleyi dağıtmak için kullanılır. Türkiye’de bu şekilde kullanılmaya devam edilirse öldürme amaçlı yapıldığı düşünülecek artık” dedi. Savaş gazeteciliğini anlatan Mete Çubukçu, savaş bölgelerinde gazetecilerin riski kabul ederek işe başladığını ifade etti. Savaş gazeteciliğinin dezenformasyonun ve sansürün en yoğun yaşandığı alan olduğunu belirten Çubukçu; “son yıllarda gazetecilerin hedef seçildiğini görüyoruz. Gazetecinin milliyeti yoktur diye bir laf vardır. Ama son dönemlerde habercinin kendi ulusuna yakın bir refleks gösterdiği görülüyor” dedi. İliştirilmiş gazetecilik hakkında da konuşan Çubukçu, son zamanlarda çok yaygın olmasa da iliştirilmiş gazetecilik haberlerinin belirtilerek okuyucu ve izleyicinin bilgilendirildiğini söyledi. Güneydoğu’da 25 yıl gazetecilerin uyguladığını ifade eden Çubukçu, “hangi haberin yazılıp yazılmayacağını, hangi haberin girip girmeyeceğini, kullanılacak kelimeleri biliyordu. Zaten farklı göndersek de merkezde değiştiriliyordu” dedi. TGC Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar, internet medyası hakkında bilgi verdi. Büyük medya gruplarının siteleri dışında küçük sitelerin de olduğuna değinen Yaşar, “2001 kriziyle 4000 meslektaşımız işsiz kaldı ve bu tür siteler kurdular. İnternet gazeteciliği çok büyük masraf gerektirmeyen bir iş. İnternet hem televizyonun hızından yararlanıyor hem de gazete formatında. Bu nedenle çok ilgi çekici bir mecra oldu” diye konuştu. İnternetin yeni bir yaşam biçimini getirdiğini belirten Yaşar, bunun yabancılaşmayı da dayattığını savundu. Yaşar, “geleneksel medya olarak en çok tartıştığımız konu bize ne olacağı. İnternet ciddi bir rakip. Zaten ciddi bir rakip olmasaydı büyük medya internet ortamına taşınmazdı” dedi. TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, gazetecilerin iş güvenliği konusundaki görüşlerini aktardı. Toplu iş sözleşmesi olan işyerlerindeki haklardan söz eden İpekçi, sendikalı olan işyerlerinde istifa halinde de kıdem tazminatı alabildiklerini söyledi. İpekçi, toplu iş sözleşmeli işyerlerinde haber nedeniyle verilen para cezalarının işveren tarafından ödendiğini ifade etti. İpekçi konuşmasında örgütlenmeyle ilgili sıkıntılara da dikkat çekti. TGS’nin 4 bin 995 üyesi olduğunu belirten İpekçi, “tabii biz bunların hepsinin aktif üye olduğunu öne sürmüyoruz. 2 binden fazla aktif üyemiz var. Diğer üyeler daha pasiftir ama hepsi gerçek üyedir” dedi. Prof. Dr. Özden Cankaya, haber kaynağının gizliliği konusunda görüşlerini aktardı. Dünyadan örnekler veren Cankaya Türkiye için de; “haber kaynağının gizliliği konusu yasalarda yer alıyor ama hayata geçirme konusunda zorluk çekiyoruz” dedi. (05.05.2008)

 

TGC’den İbrahim Tatlıses’e kınama: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), türkücü İbrahim Tatlıses’in gazetecilere yönelik hakaret içeren sözlerini kınadı. TGC’den yapılan açıklamada; “İbrahim Tatlıses’in, gazetecilere yönelik hakaret dolu sözlerini hayretle okuduk. Bir süre önce de Fenerbahçe Kulübü gazeteci Hıncal Uluç için hakaret içeren açıklamalar yapmıştı. TGC olarak, hakaret ve küfür içeren bu açıklamaları protesto ediyoruz. Bilinmelidir ki; gazetecilerin görevi, karşıdaki kişi ve kuruluşlar kim ve ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, kamu çıkarını kollamak ve koruma, bunu da yazmaktır. Türk Basın Tarihi, sadece kamu çıkarlarının korunmasını gözettikleri için canlarını veren gazetecilerin öyküleri ile doludur. Bu tür hakaret ve küfür içeren açıklamalar, gazetecileri korkutamaz, sadece açıklama sahiplerinin üzerine yapışır” denildi. (05.05.2008)

 

G9 Platformu; “basın özgürce çalışmalı:” G9 Gazeteci Örgütleri Platformu tarafından, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla bir açıklama yapıldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay, Güvenpark’ta toplanan platformu oluşturan meslek örgütlerinin temsilcileri adına ortak bir açıklama yaptı. Türkiye’de gazetecilerin hemen her toplumsal olayda polis şiddetinin hedefi olduğu savunulan açıklamada, şunlar kaydedildi: “İstanbul’da dehşet görüntülerinin hakim olduğu 1 Mayıs’ta da Valilik, görev yapan gazetecilere karşı dikkatli davranılması konusunda uyarılmış olmasına karşın meslektaşlarımıza kaba kuvvet uyguladı. Cop darbesiyle bir gazetecinin kolu kırıldı, bir başkası başına aldığı darbeyle hastanelik oldu, 2 gazetecinin ise kameraları zarar gördü. Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü anarken gazetecilere şiddet uygulanmasını kınıyor, yaşananlardan dolayı İstanbul Emniyetini, Valiliği ve Hükümeti protesto ediyoruz.” Basın ve ifade özgürlüğü mücadelesinin yalnızca mesleki koşulların düzeltilmesine yönelik olmadığına dikkat çekilen açıklamada, bu mücadelenin, daha da önemlisi vatandaşların doğru bilgilenme hakları ve demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi adına verilen bir mücadele olduğu vurgulandı. Dünya genelinde öldürülen gazetecilerin sayısının son beş yılda sürekli artarak geçen yıl 87’ye ulaştığına işaret edilen açıklamada, “Meslektaşımız Hrant Dink’in katli ve yargı sürecinde adaletin yerine getirilmesinde karşılaşılan engeller, biz Türkiye gazetecilerinin can güvenliği konusundaki endişelerimizi de artırmaktadır” denildi. Açıklamada, siyasi iktidarın basın ve ifade özgürlüğüne yönelik tutumu da eleştirilerek, “son birkaç yılda medya – siyaset ilişkisinin çarpıcı bir yansıması olarak mevcut iktidara yakın bir medya gücü oluştuğu” ileri sürüldü. İktidarın, gazetecilerin örgütlenme ve sendikal birlik çabalarının önünü açıcı adımlar yerine, “yıpranma” gibi kazanılmış haklarını budayarak onları medya patronları karşısında daha güçsüz kılıcı politikalar yeğlediği savunuldu. G9 Gazeteci Örgütleri Platformu’nu oluşturan meslek örgütleri: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Parlamento Muhabirleri Derneği, Foto Muhabirleri Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Profesyonel Haber Kameramanları Derneği, Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği, Türkiye Spor Yazarları Derneği, Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, Turizm ve Çevre Gazetecileri Derneği, Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası, Haber – Sen. (05.05.2008)

 

Gazeteci Kadri Yurdatap yaşamını yitirdi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi Kadri Yurdatap yaşamını yitirdi. 1932 yılında İstanbul’da doğan Yurdatap, gazeteciliğe 1952’de Aydabir mecmuasında başladı. Panorama, Yeni Yıldız, Yakut, Hadise Aynası dergilerinde teknik sekreter ve yazı işleri müdürü olarak görev yaptı. Akbaba dergisinin yazı işleri müdürüyken Pazar dergisine sinema yazıları yazdı. Sinemagazin isimli dergiyi yayınladı. Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (SESAM) başkanlığını yaptı. Sinema Yıllığı 1956 isimli bir de kitabı yayınlanan Kadri Yurdatap’ın cenazesi, Ataköy 5. Kısım Camii’nde kılınan namazın ardından Silivrikapı Mezarlığı’nda toprağa verildi. (05.05.2008)         

 

Duygu Törümküney yaşamını yitirdi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi Duygu Törümküney yaşamını yitirdi. 1942 yılında Ankara’da doğan Törümküney Paris’te eğitim gördü. 1962 – 71 yıllarında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda görev yaptı. 1973’te TRT’de prodüktör oldu. Ezgilerle Türk Halk Edebiyatı, Efsaneler ve Türküler, Gün Başlıyor, Gecenin İçinden, Türk Düğünleri ve Gelenekleri, Tatil Sabahı, 1919’dan Bugüne Türk Basını, İstanbul Konuşabilse gibi programların yapımcılığını üstlendi. İstanbul Radyosu’nda Şef Prodüktör ve Çok Sesli Müzikler Müdürlüğü’nde Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. TGC’den Başarı Ödülleri yarışmalarında radyo dalında çeşitli ödüller alan Törümküney’in cenazesi, Ankara Radyosu önünde düzenlenen törenden sonra İstanbul’a getirilerek, Şişli Camii’nde kılınan namazın ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. (06.05.2008)

 

TGC’den açıklama: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), gazetecilere yönelik saldırılara ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada: “3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığımız hafta, maalesef gazetecilere saldırı haftasına dönüştü. 1 Mayıs’ta olayları halka yansıtmak için görev yapan arkadaşlarımız saldırıya uğradı. Her türlü uyarımıza rağmen bir arkadaşımızın kolu kırıldı. Çok sayıda arkadaşımız da görevini yapamadı. Ardından türkücü İbrahim Tatlıses, gazetecilere ağır hakaretler etti. Bir spor kulübünün de gazeteci Hıncal Uluç’a ağır hakaretleri internet sitesinde yayınlandı. Önceki gün Vatan gazetesi muhabirleri İlker Akgüngör ve Alper Uruş, kendini bilmezler tarafından görevlerini yaparken engellendi ve saldırıya uğradılar. İki arkadaşımızın da fotoğraf makineleri gasp edildi. Son olarak Yeni Şafak gazetesi binası da kurşunlara hedef oldu. Demokrasilerin olmazsa olma koşullarından biri olan basın özgürlüğünü engelleyen bu zorbalıkların önüne geçilmesini istiyoruz. Tüm bu olaylar, Türkiye’nin imajını lekeleyen, ülkeyi basın özgürlüğü açısından daha alt sıralara çeken girişimlerdir. Ve bu olayların önüne geçmesi için başta yargı olmak üzere herkesi görevini eksiksiz yapmaya davet ediyoruz” denildi. (06.05.2008)

 

Eflatun Nuri yaşamını yitirdi: Türk karikatürünün büyük ustası Eflatun Nuri Erkoç İstanbul’da yaşamını yitirdi. 81 yaşında hayata veda eden Erkoç’un ilk karikatürü 1942 yılında Akbaba dergisinde yayınlandı. Sonrasında birçok gazete ve dergide çalıştı. 1969 yılında Üsküp’te uluslararası düzenlenen bir yarışmada Jüri Özel Ödülü aldı. Londra’da kişisel sergi de açan Erkoç, son yıllarda, Leman, Öküz, Kaçak Yayın gibi dergilerde karikatürcülüğünün yanı sıra yazarlık da yaptı. Anıları, “Benim Adım Eflatun” adlı kitapta yayınlandı. Eflatun Nuri’nin cenazesi, Teşvikiye Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. (06.05.2008)

 

“Saldırılar hiçbir işe yaramaz:” Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Vatan gazetesi muhabirlerinin görev için gittikleri Beykoz Çavuşbaşı’nda darp edilmelerini kınayarak; “Bu tür saldırıların hiçbir işe yaramadığını, kişilerin, haber kaynaklarının ve grupların bilmesinde yarar var” dedi. Erinç, Denizli Gazeteciler Cemiyeti (DGC) Basın Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’de, gazetecileri kaba kuvvet kullanarak susturmayı düşünen kişilerin bulunduğunu bildirdi. Kaba kuvvetin doğru bir yaklaşım olmadığını her zaman belirttiklerini ifade eden Erinç, “Kural dışı, demokrasi dışı, kaba kuvvete başvuranları da kınıyoruz” dedi. (08.05.2008)

 

Çevre eğitimi için ilk adım: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği ve Tesco Kipa’nın desteklediği “Yaşadığımız tek dünyada hepimiz aynı gemideyiz” sloganıyla yola çıkan Küresel Isınma Kurultayı yapıldı. TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlenen Kurultaya; Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Tarım Bakanı Mehdi Eker, İstanbul Valisi Muammer Güler, İSO Başkanı Tanıl Küçük, İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ile medya, üniversite ve iş çevrelerinden çok sayıda kişi katıldı. Kurultayın açılışında Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç ve Tesco Toplum ve Devlet ile İlişkiler Direktörü David North konuştu. Konuşmasında medyanın önemine dikkat çeken Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne Küresel Isınma Kurultayı’nı düzenlediği ve sosyal sorumluluğu için teşekkür etti. Bakanlık olarak önlemlerini en kötü senaryoya göre aldıklarını söyleyen Veysel Eroğlu, “Hükümetimiz Türkiye’nin iklim değişikliği alanında izleyeceği politikaların belirlenmesi için Çevre ve Orman Bakanlığının başkanlığında Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı başta olmak üzere çok sayıda kurum ve kuruluş temsilcilerinin yer aldığı İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’nu kurmuştur. Türkiye iklim değişikliği ile ilgili süreci başından beri yakından takip etmekte ve uluslararası bütün toplantılara en üst düzeyde katılmaktadır” dedi. Türkiye olarak Kyoto’nun temel ilkelerine hiçbir zaman karşı olmadıklarını ifade eden Eroğlu, Türkiye’nin dünya gaz salınımına binde dört oranında tesiri olan bir ülke olduğunu söyledi. TGC Başkanı Orhan Erinç, ana görevlerinden birinin bilgilendirme olduğunu ve TGC’nin bu kez küresel ısınma konusunda bir etkinlik yapma kararı aldığını ifade etti. Kurultay sonunda ortaya çıkacak belgelerle bilgilendirmeye katkı sağlanacağını söyleyen Erinç, Küresel Isınma Kurultayı’na destek veren kuruluşların isimlerini sayarak teşekkür etti. TGC Başkanı Orhan Erinç yaptığı konuşmada; “Küresel Isınma Kurultayı’nda ulusal ve uluslararası bazda kamuoyunun dikkatini çekmek yönünde çalışma yaptık. Isınmanın sürmesi hem çevreyi hem de doğal yaşamı olumsuz etkileyen bir gelişme. Bu olayın gelecekte daha da büyük olacağını varsayarak bu konuyu engellemenin en önemli yolu gençleri bilgilendirmek. Çevrenin korunması konusundaki bilinci yaygınlaştırmak gerekli” dedi. Tesco Tolum ve Devlet ile İlişkiler Direktörü David North, Tesco’nun çevreye büyük önem verdiğini söyledi. İklim değişikliğinin herkesi tehdit eden önemli bir olay olduğunu ifade eden North, emisyon salınımı kısıtlamalarını eleştirerek “Küresel ısınmada sonuca Türkiye gibi büyüme yolunda olan ülkelerin büyümelerini kısıtlamakla ulaşamayız. Türkiye’nin karbon salınım oranı Almanya ve İngiltere’nin yüzde 30’u ABD’nin ise yüzde 15’i. dolayısıyla böyle ülkelerin büyümelerini kısıtlamak çözüm değil” dedi. Tesco’nun çevreye ve küresel ısınmaya duyarlı yaptığı çalışmalara değinen David North, 2002 yılından bu yana karbondioksit emisyon salınımlarını yüzde 50 oranında azalttıklarını belirtti. 5. Dünya Su Forumu Genel Sekreteri Oktay Tabasaran, “İklim değişikliği demek olan küresel ısınmanın farklı coğrafyalardaki yağış rejimlerini ye altı ve yerüstü su kaynaklarını olumsuz yönde etkilendiğini biliyoruz” dedi. Hayatın su, suyun hayat olduğunu ifade eden Oktay Tabasaran, “Dünyadaki tatlı su miktarı sadece yüzde 3’lük bir kısmı kapsıyor ve yalnızca binde 1’i içme suyu kalitesine haiz. Küresel çerçevede tarım bu suyun yüze 70’ini harcıyor, endüstri ise yüzde 20’sini. Buna karşın dünyada 2 milyar insan su sıkıntısı çekiyor ve 200 milyon insan sağlıklı suya ne yazık ki sahip değil. Bu nedenle yılda 2 milyon insan hayatını kaybediyor” dedi. Tabasaran, suyu “mavi altın” olarak nitelendirdi. Açılış konuşmalarının ardından Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ve Tesco Toplum ve Devlet ile İlişkiler Direktörü David North’a teşekkür plaketi verildi. Aynı gün düzenlenen “Medyanın Küresel Isınmaya Yaklaşımı” konulu panele; Sabah Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Barış Soydan, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Vahap Munyar ve Akşam Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci katıldı. Panelin moderatörlüğünü, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu üstlendi. Üstünde yaşadığımız gezegende yıllardır süren uyumun bozulduğunu belirten Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, müdahale edilmediği takdirde bu değişimlerin sonraki nesilleri etkileyeceğini söyledi. Değişimlerin, insanların doğaya hoyratça davranması nedeniyle yaşandığını kaydeden Ergin; “Küresel felaket karşısında Türkiye Kyoto’yu imzalama niyetinde değil. Türkiye’de protokolü imzalama konusunda bir kararlılık görmüyorum. Başbakan protokolün imzalanabileceğinden söz etti, bu olumlu bir açıklamaydı ama devamı gelmedi” diye konuştu. Ergin, “Böyle bir toplantının yapılmış olması bile zihniyetin değiştiğini, ezberlerin bozulduğunu gösteriyor” dedi. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Vahap Munyar, son zamanlarda yaşanan kuraklıklarla birlikte küresel ısınmanın hayatımıza girdiğini söyledi. Küresel ısınmanın medyayı ürküttüğünü ve böylece uyandırdığını ifade eden Munyar, medyanın bundan sonra uyarma ve çözüm örneklerini yansıtmaya başladığını kaydetti. Akşam gazetesi köşe yazarı Yavuz Semerci, son yıllarda küresel ısınmayla ilgili haberlerin arttığını belirterek, Türkiye’de şirketlerin küresel ısınmayla ilgili girişimlerde ve bilgilendirmelerde bulunmadığını söyleyerek, TEMA Vakfı’nın çalışmalarına dikkat çekti. Sabah Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Barış Soydan, Myanmar’da yaşanan felakete dikkat çekti ve bunun küresel ısınmayla bağlantılı olduğunu kaydetti. Küresel Isınma Kurultayı sonunda yayınlanacak olan bildirgenin bilgilerini arttıracağını ifade eden Soydan, “Sabah gazetesi bu konuya duyarlı. Uzman muhabirlerimiz ve editörlerimiz bu konuyu gündemde tutuyorlar. Gittikçe bu haberler artıyor. Küresel ısınmayla ilgili temalar Sabah gazetesinin de gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Bu konulara değer vermeye özen göstereceğiz” dedi. Panelin ardından katılımcılara teşekkür plaketi verildi. Plaket töreninin ardından foruma geçildi. Düzenlenen forumun moderatörlüğünü TGC Genel Sekreteri Celal Toprak yaptı. Foruma; TMMOB Mimarlar Odası eski başkanı Oktay Ekinci, TEMA Vakfı Kurucu Onursal Başkanı Nihat Gökyiğit, İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Tesco Kipa CEO’su Simon King ve P&G Global Sustainability Direktörü Peter White katıldı. (08.05.2008)

 

“Doğa sermayesini tüketiyor:” Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği, siyaset, medya, üniversite, sivil toplum örgütleri ve işadamlarının katılımıyla gerçekleşen Küresel Isınma Kurultayı’nın forum bölümünde konuşan Tarım Bakanı Mehmet Mehdi Eker, dünyada son yüz yıl içinde 0,7 derece civarında bir ısınma olduğunu belirtti. Eker, “Isınma bu şekilde devam ederse, bir süre sonra 1 – 2 dereceye çıktığında bazı bölgelerin biyolojik dengelerinin bozulması söz konusu. Mesela buğday üretilen alanlarda buğday üretilemeyecek hale gelecek ve üretim bölgelerinde de kayma olacak. Bu kaymayla kuzey kutbuna doğru yeni üretim alanları açılırken, eğer bir önlem alınmazsa, ekvator ve çevresinde tarımsal üretim yapılamayacak hale gelecek” dedi. Eker, ekonomik büyümenin daha sürdürülebilir bir nitelik kazanarak yapılması ve özellikle tarım alanında su kaynaklarının çok iyi kullanılması gerektiğini de ifade etti. Mehdi Eker, “Türkiye’nin 2007 yılında aldığı yağış 1989 yılında ve 1973 yılında aldığı yağıştan daha fazla olmasına rağmen, 2007 yılında yağış azlığı ile birlikte sıcaklık da arttığı için Türkiye’nin olumsuz etkilenmesi ve tarımsal ürün kaybı bu yıllardan çok daha fazla oldu. Bizim tarımsal alanda mevcut su kaynaklarımızı tasarruflu kullanmamız lazım. Bu nedenle biz modern sulama sistemi dediğimiz damla ve yağmur sularıyla sulama sistemlerini destekleme kapsamına aldık. Tarımda yaşanacak sıkıntılar tüm insanları etkileyecek. Küresel Isınma Kurultayı’nı gerçekten çok anlamlı ve bu konudaki çabaların bir parçası olarak görüyorum” dedi. İstanbul Valisi Muammer Güler de yaptığı konuşmada şunları söyledi; “Küresel ısınma sınır tanımadan tüm dünyayı ve geleceğimizi tehdit ediyor. Bu bir nevi yaşam meselesi haline geldi. Bu konuda ne kadar çok çalışsak azdır. Bu vesile ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni bu kurultayı düzenledikleri için kutluyorum. Bizim, gazetecilerle aramız her zaman iyi olmuştur. Gazetecilerle aramızı hiç kimse bozamaz” dedi. Küresel Isınma Kurultayı’na verdiği destekten ötürü plaket verilen İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş, “Bu dünya sadece bizim değil, biz bu dünyayı çocuklarımıza bırakacağız. Bundan dolayı, TGC’ye bu kadar önemli ve hayati bir konuyu gündeme getirdiği için teşekkür ediyorum. İTO olarak birçok konuda TGC ile çözüm ortağı olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz” diye konuştu. İSKİ Genel Müdür yardımcısı Tevfik Göksu, forumda yaptığı konuşmada, “İstanbul halkı küresel ısınmanın farkında olursa İstanbul’da su sıkıntısı olmayacak” dedi. Barajlardaki su seviyesi hakkında katılımcıları bilgilendiren Göksu şunları söyledi: “İSKİ İstanbul halkının temin etme ve kullanılan suyu çevreye zarar vermeden uzaklaştırmakla yükümlü bir kurum. İstanbul’un su kaynağı barajlardır. Küresel ısınmanın etkisiyle yağışlar 70 mm’den 400 mm’ye düştü. Barajların su kaybı yüzde 52 oranında. Su rezervi açısından yüzde 10’luk bir kayıp söz konusu.” P&G Küresel Sürdürülebilirlik Müdürü Peter White, küresel ısınma sorununun eğitim, çevreci sanayileşme ve şirketlerin kurumsal bilinci ile çözülebileceğini dile getirdi. Türkiye’de ve uluslararası platformda P&G’nin önceliğinin çevre olduğunu vurgulayan White, “Tüketimi de azaltmak gerekiyor. Geliştirilen ürünlerden en önemlileri, daha az enerji tüketen ürünlerdir. ABD’de her yıkama için yüzde 40 daha az enerji harcansaydı, Kyoto’nun başlıca yükümlülükleri yerine getirilmiş olurdu. Biz, düşük enerjiyle çalışan makineler üretiyoruz. Daha sürdürülebilir ürünlerle çevrede bıraktığımız izi azaltmak istiyoruz” dedi. İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu da forumda yaptığı slâyt sunumundaki grafiklerle hızlı ısınmanın tablosunu sergiledi. İTܒnün yaptığı araştırmaları katılımcılarla paylaşan Kadıoğlu, “2100 yılında karbon miktarının korkunç rakamlar vereceğini öngörüyoruz” dedi. Konuşmacılardan Tesco Kipa CEO’su Simong King, ABD’nin uzay bilimlerinde yaşanan kurşunkalem sorunsalını anlattı. ABD’nin yüksek maliyetlerle çözmeye çalıştığı “tükenmez kalemin yerçekimi olmayan ortamda yazması” handikabını Rusya’nın uzay gemisinde kurşunkalem kullanarak çözdüğüne işaret eden King, çevre sorunlarına bu tür çözümler bulunması çağrısında bulundu. İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, “Sera gazları ve bazı zararlı gazların doğaya salınmasıyla sıcaklığın 4 derece artacağını öngören Batılı bilim adamları, bu artışın 2 derecede kalması gerektiğini söylüyor. ABD’de Kyoto yükümlülüklerini yerine getirmek için emisyon denetimi başlatıldı ki bu, sözleşmeyi imzalamayan ABD için olumlu bir gelişme” dedi. Forumdaki bir diğer konuşmacı TEMA Vakfı Onursal Başkanı Nihat Gökyiğit ise biyolojik çeşitlilik, bitki örtüsü ve iklimsel değişiklik gibi konularda bilgi vererek, ayıların kış uykusuna yatmamasının bile küresel ısınma gibi birbirini tetikleyen doğal dengesizliklerden kaynaklandığını dile getirdi. Gökyiğit, insanın, son 50 yıl içinde doğanın kendini yenilemesine fırsat vermeden, “doğanın sermayesinden yediğini”, bunun kaçınılmaz sonunun ise “iflas” olacağını vurguladı. Forumun ardından düzenlenen kokteyle katılan TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ da küresel ısınma konusunda “Yaşamına Sahip Çık!” sloganıyla yola çıkan TGC’yi duyarlılığından dolayı tebrik etti. Yalçındağ yaptığı konuşmada, “Bildiğiniz gibi küresel ısınmada insanların davranış tarzı son derece önemli. Bu sorunla baş edebilmek, buna çözüm üretebilmek için bizlerin alışkanlıklarımızı ve davranış tarzlarımızı değiştirmemiz son derece önemli. Bu açıdan da kamuoyunu bilinçlendirme anlamında son derece etkili olan gazetecilerin bu konuya el atması ve duyarlılık göstermesi o derece önemli ve umut verici” dedi. (08.05.2008)

 

Medyaya sansür artıyor: Bağımsız İletişim Ağı’nın (BİA) yaptığı araştırmaya göre mahkemelerin verdikleri yayın yasaklarının sayısı arttı. Mahkemelerin verdiği yayın yasakları medyayı etkilerken, Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ıncı maddesi Kürt sorununa çözüm arayan gazetelere 1 aya kadar yayın durdurma cezası aracı olarak kullanıldı. Bir diğer sansür de internete geldi. İnternet üzerinde “suç” görülen tek bir içerikten tüm bir sitenin erişime kapatılması uygulaması yaygınlık kazandı. Raporda, Ergenekon Operasyonu’yla ilgili geçen yılki yayın yasağı medyaya hatırlatıldı. Araştırmalara göre tekzip ve düzeltme hakkı, özellikle yerel medya üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmaya devam etti. Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ıncı maddesi gerekçe gösterilerek bazı gazetelerin yayınları durduruldu. Yasanın 6’ıncı maddesi “PKK propagandası” iddiasıyla Haftaya Bakış, Yedinci Gün, Yaşamda Demokrasi ve Toplumsal Demokrasi gazetelerinin altı kez yayınlarının durdurulması için kullanıldı. Ancak yüksek mahkeme, hala başvuruyla ilgili kararını vermiş değil. İnternet üzerinde “suç” görülen tek bir içerikten tüm bir sitenin erişime kapatılması uygulaması yaygınlık kazandı. Indymedia – İstanbul sitesine erişim, Askeri Mahkeme kararıyla engellendi. Aynı yasak, birkaç kez küresel video paylaşım sitesi youtube.com için, Atatürk’e hakaret niteliğinde görüntü içerdiği gerekçesiyle getirildi. Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Medya Gözlem Raporu’na göre, 2008 yılının ilk üç ayında 71’i gazeteci toplam 186 kişinin 92 davadan yargılandığı, 301’inci maddeden de 12 yeni dava açıldığı belirlendi. Ocak – Şubat – Mart dönemini kapsayan 38 sayfalık yılın ilk üç ayı raporu; gazeteci, yayıncı ve aktivistlerin de içinde bulunduğu 270 kişinin durumunu, “saldırı ve tehdit”, “gözaltı ve tutuklamalar”, “basın ve ifade özgürlüğü davaları”, “düzenleme ve hak aramalar”, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”, “Sansüre tepkiler” ve “RTÜK uygulamaları” başlıklarıyla ele aldı. Yılın ilk üç ayında Cumhuriyet gazetesi, Oğuz Aral büstü ve çoğu yerel medyada olmak üzere yedi gazeteci saldırıya uğradı. Gümüşpala Kortağ ATV ile ilgili yazdığı yazılar nedeniyle tehdit edildi. Uluslararası Hrant Dink Vakfı e-posta tehditleri aldı. 2007’nin aynı döneminde, 9 medya kuruluşu saldırıya uğramış, iki internet sitesi de hacklenmişti. Geçen yıl 1 Mayıs Bayramı’nda görev yapan 10’a yakın haberciyi coplayan ve darp eden hiçbir polis memurunun yargılanmadığı belirtilen raporda, gazeteci ve hak savunucuların, şiddete başvuran güvenlik mensuplarının cezasız bırakılmasından rahatsız olduğu vurgulandı. BİA’nın yayınladığı rapora göre; 71’i gazeteci toplam, kimi birden fazla olmak üzere, 186 kişi 92 davada sanıktı. Son üç ayda 42 kişi 301’den mahkemelik oldu, bunlardan 12’sine yönelik suçlama yeniydi. 301’in uygulandığı üç yıllık dönemde 120’den fazla gazeteci, yayıncı, aktivist ve siyasetçi yargılandı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, 2006’da 12’si çocuk toplam bin 533 kişiye 835 dava, 2007’nin ilk üç ayında da bin 189 kişiye 744 dava açıldığını açıklamıştı. (10.05.2008)

 

Basın Müzesi’nin 20’inci yılı kutlandı: Dünyanın önde gelen uzmanlık müzelerinden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Müzesi, 20. yılını törenle kutladı. Basın Müzesi’nde gerçekleştirilen törene; İstanbul Valisi Muammer Güler, TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, TGC Yönetim Kurulu üyeleri, gazeteciler ve sanatseverler katıldı. Törende, Basın Müzesi’ne katkıda bulunan kişilere teşekkür plaketi verildi ve tanınmış yerli - yabancı sanatçıların eserlerinden oluşan Basın Müzesi Koleksiyon Resim Sergisi’nin açılışı yapıldı. Açılışın ardından Çetin Karataş’ın müzik dinletisi eşliğinde bir kokteyl düzenlendi. Basın Müzesi, 9 Mayıs 1988’de hizmete açılmıştı. Müzede; baskı makineleri, gazetecilerin özel eşyaları sergileniyor. Ayrıca Müzenin kütüphanesinde çoğu iletişim araştırmaları üzerine 15 bin dolayında araştırma ve inceleme kitabı bulunuyor. Müze, bünyesinde bulunan altı sergi salonuyla da sanata hizmet veriyor. (10.05.2008)

 

Hürriyet’ten çalışanlarına hisse: Hürriyet gazetesinin, 60. yıl kutlamaları kapsamında, kurumda bir yılını geride bırakan tüm çalışanlarına 60 lot hisse senedi hediye ettiği bildirildi. Hürriyet gazetesinden yapılan yazılı açıklamada, gazetenin 1 Mayıs 2008 tarihinde bir yıllık çalışma süresini geride bırakan tüm çalışanlara 60 lot hisse senedi hediye ederek, çalışanlarını şirkete ortak ettiği kaydedildi. (10.05.2008)

 

TGC, Fenerbahçe Kulübü’nü kınadı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), gazeteci Hıncal Uluç hakkında yaptığı açıklamadan dolayı Fenerbahçe Kulübü’ne tepki gösterdi. Fenerbahçe Kulübü’nün resmi sitesinde yer alan açıklamayı protesto eden TGC’nin yayınladığı kınamada şunlar kaydedildi: “Fenerbahçe Kulübü, daha önce açıkça hakaret ettiği gazeteci Hıncal Uluç için yine benzer hakaret içeren bir açıklama yaptı. Gazeteciler, yazdıkları nedeniyle ihbar edilebilir, mahkûm ettirilebilir, meslek örgütlerine şikâyet edilebilir, eleştirilebilir, suçlanabilir. Ancak bunu “hakaret” veya “küfür” veya “tehdit”e dökmek Türkiye gibi çağdaş bir ülkeye ve spordaki başarılarıyla milyonlarca gence örnek olan bir kulübe yakışmaz. Fenerbahçe Kulübü’nü, haklarını yasal yollardan aramaya davet ediyoruz ve açıklamayı protesto ediyoruz.” (10.05.2008)

 

Kanaltürk Koza grubuna satıldı: Kanaltürk, Koza Davetiye’ye satıldı ve kanalın yeni sahibi Hamdi Akın İpek oldu. Koza Davetiye tarafından yapılan açıklamada; “Şirketimiz Koza Davetiye’nin yüzde 99,04 hissesine sahip bağlı ortaklığı ATP İnşaat ve Ticaret AŞ, Kanaltürk’ün ana hakim ortağı olan Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri’nin yüzde 99,99 hisselerini satın almıştır” denildi. (13.05.2008)

 

Küresel Isınma Kurultayı sonuç Bildirgesi yayınlandı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Tesco Kipa’nın katkılarıyla düzenlediği ve çok sayıda resmi, sivil kurum ve kuruluşun da destek verdiği Kurultay sonrasında, panelistlerin sunumları ve katılımcıların görüşleri dikkate alınarak Sonuç Bildirgesi hazırlandı. TGC Küresel Isınma Kurultayı Bilim Komitesi’nde yer alan akademisyenler tarafından hazırlanan; İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve İ.Ü. Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Doğanay Tolunay tarafından son şekli verilen Sonuç Bildirgesi, insanlığın en büyük tehditlerinden birini oluşturan Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunda çarpıcı sonuçlar içeriyor. Yayınlanan bildirgede şu görüşlere yer veriliyor:

 

  • İklim değişiminin olduğunu kabullenmek bile sorunun çözülmesi yönünde önemli bir adımdır.
  • Geçmiş yüzyıllarda yaşanan buzul çağı, şiddetli kuraklıklar gibi dönemler doğal yollarla iklimin değişmesine neden olmuştur. Günümüzde ise küresel ısınma ve iklim değişimi olarak adlandırdığımız olgu insan aktiviteleri sonucunda oluşmaktadır.
  • En önemli sera gazı olan karbondioksit (CO2) sanayi devriminden önce atmosferde milyonda 280 birim civarında bulunurken, 2008 yılında milyonda 385 birime ulaşmıştır.
  • Dünya genelinde sera gazlarının artışında yüzde 65 oranında enerji sektörü, yüzde 17 Ormansızlaşma, yüzde 14 Tarım, yüzde 1 Endüstriyel Flor gazları, yüzde 3 Atıklar sorumludur.
  • Sera gazlarının artmasına bağlı olarak sıcaklıklar 100 yılda yaklaşık olarak 0,74 Co artmıştır. Önümüzdeki 100 yıl içinde de dünyanın ortalama sıcaklığının 1,4 – 5,8 Co artabileceği tahminleri yapılmaktadır.
  • Küresel ısınma sonucunda dünyamızı nelerin beklediğini tahmin etmek oldukça güçtür.
  • Kürsel ısınma ve iklim değişimi sonucunda genel olarak oluşabilecek sorunlar, kuraklık, sellerde artış, tarımsal üretimde azalma, tarım ve ormancılık açısından zararlı böceklerde artış, orman yangınlarında artış, sulak alanların yok olması, biyolojik çeşitlilikte azalma, kıtlık – kuraklık ve sıcak hava dalgaları sebebiyle ölümler, turizm gelirlerinde azalma olarak sıralanabilir.
  • Küresel ısınma ve iklim değişiminin azaltılması ve önlenmesi için birey, şirket, ülke ve dünya ölçeğinde yapılabilecekler mevcuttur.
  • Ülke düzeyinde ise küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin kabul edilmesi ve emisyonların azaltılması gerekmektedir. Ne yazık ki ülkemizin bu konuda sınıfta kaldığı açıktır. Henüz Kyoto Protokolü imzalanamamıştır.
  • Şirketler üretimleri sırasında oluşan karbon emisyonlarını azaltmalı, enerjiyi daha verimli kullanma konusunda teknolojiler geliştirmelidir.
  • Birey ölçeğinde yapılabileceklerin en başında kamuoyu baskısı oluşturmak gelmektedir. Siyasi partilerin küresel ısınma konusundaki politikalarını sorgulamak, alışveriş tercihlerinde yerli malı kullanmak, daha az enerji tüketen, karbon emisyonu az olan ürünleri almak kamuoyu baskısı oluşturma için başlıca araçlardır. Ayrıca evlerin yalıtılması, iklimin uygun olduğu yerlerde güneş panellerinin kullanılması, ulaşımda bisiklet ya da toplu ulaşımın, hibrid araçların tercih edilmesi, su tüketiminin azaltılması sayılabilecek diğer bazı kişisel önlemlerdir.
  • Medyaya halkın bilinçlendirilmesi konusunda önemli görevler düşmektedir. Küresel ısınma ve iklim değişiminin nedenleri, alınabilecek önlemler gibi konularda yapılacak yayınlar ile konunun önemine dikkat çekilerek en azından kişisel ölçekte emisyonların azaltılması, enerjinin verimli kullanılması vb. sağlanabilir. Bu nedenle gazetelerde uzman gazetecilik teşvik edilmelidir. (13.05.2008)

TGC’den ayrımcılık yapan yazara kınama: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, opera sanatçısı Leyla Gencer’e yönelik çirkin yakıştırmalar içeren yazsından ötürü Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş’ı kınadı. Açıklamada şöyle denildi: “Türk opera sanatının yüz akı sanatçısı, dünya basınının ’20. yüzyılın en önemli sopranolarından’ tanımıyla ölümünü duyurduğu Leyla Gencer’in anısına saygısızlık içeren yazıyı kaleme alan Nuh Gönültaş’ın basın meslek ilkelerini çiğneyerek din ve ırk ayrımcılığı yaptığı yazısını üzüntü ile okuduk. Nuh Gönültaş ve Bugün gazetesi yöneticilerinin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne de aykırı düşen davranışlarını şiddetle protesto eder, ülkenin her zamandan daha çok birliğe gereksinim duyduğu bir dönemde bu türden yazı ve söylemlerin yarardan çok zarar getireceğinin de altını çizmek isteriz. Meslek ahlakının giderek tartışmaya açıldığı günümüzde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin E bendinin 3’üncü maddesini bir kez daha anımsatmakta yarar görüyoruz.

·        E Gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri:

 

3. Gazeteci başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çoksesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerini haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusu, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz.

 

Gazeteci: Her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz.”(16.05.2008)

 

Siyasiler medya sahibi olmamalı: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki yardımcısı ve eski Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Bizim Gazete’yi ziyaret etti. Gazete bilgi alan Şener, siyasetçilerin medya kuruluşu sahibi olmasının demokrasi açısından sağlıklı bir süreç olmadığını söyledi. Şener gazeteye yaptığı ziyarette şunları söyledi: “Basın ve sivil toplum kuruluşları açısından hukuk kuralları genel çerçeveyi çizmekle birlikte asıl bunların kendi etik kurallarını oluşturması lazım. Bu çoğulculuk bozulduğu zaman demokratik yapı bozulur. O bakımdan siyasi gücü elde etmek diğer tüm güçleri bastırmak demek değildir. Siyaset demokrasinin ürünü olarak vardır. Demokrasinin temel ilkelerine bağlı olarak işlemesi gerekir. Eğer basın kendi etik kurallarını doğru oluştursa, doğru yayınlar yapsa, doğruya doğru eğriye eğri demeyi bilse en azından kendisiyle ilgili sınırlamalar koymayı becerebilse siyaset de basın kuruluşu sahibi olmak için çaba sarf etmez.” (20.05.2008)

 

Gazeteci Mustafa Ekmekçi anıldı: Gazeteci – yazar Mustafa Ekmekçi, ölümünün 11. yılında mezarı başında anıldı. Ekmekçi’nin, Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen törene eşi, DSP Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Başkanı Ahmet Abakay ile Ekmekçi’nin dostları katıldı. (22.05.2008)

 

Taylandlı gazeteciler AA’yı ziyaret etti: Türkiye’de temaslarda bulunan Taylandlı bir grup gazeteci, Anadolu Ajansı’nı (AA) ziyaret etti. AA Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Tek tarafından kabul edilen gazetecilere, AA’nın tarihi, yapısı, ilkeleri ve hedefleri hakkında bilgi verildi. Görüşmede, AA Haber Yayın Daire Başkanı Muzaffer Şahin ve Dış Yayınlar Müdürü Ender Ülgen de hazır bulundu. (23.05.2008)

 

Türk ve Alman gazeteciler Antalya’da buluştu: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ve Alman – Türk Vakfı’nın (DTS) ortaklaşa gerçekleştirdiği Alman – Türk Gazetecilik Semineri’nin 22’incisi Antalya’da yapıldı. İki gün süren ve Kemer’de Majesty Mirage Park Otel’de gerçekleştirilen seminerin konusu “Güncel Siyasi Gelişmeler Işığında Türk – Alman İlişkileri” olarak belirlendi. Seminerin açış konuşmalarını TGC Başkanı Orhan Erinç ve KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr yaptı. TGC Başkanı Erinç yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Türkiye’nin eksikliklerinden biri de daha katılımcı bir demokrasiyi yaşama geçirememesinden kaynaklanıyor. Almanya’da dahil ve Avrupa’nın tüm ülkelerinde yerel tanımına uygun yayın yapanlar kendi yakın çevrelerinin haberlerini vererek oradaki yerel yönetimi yönlendirmiş ve katılımı da sağlamış oluyorlar. Oysa Türkiye’deki yerel gazeteler ancak orada yaşayanların tepkilerini dile getirmekle yetinmek durumundalar. Türkiye’de yerel medyanın gelişimi bir ölçüde de demokrasinin daha evrensel bir tanıma uygun kabul edilmesine bağlı.” Erinç, TGC’nin önemli bulduğu ikinci konunun ise ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması olduğunu söyledi. “Türk Ceza Yasası’nın hazırlanması ve çıkışı sırasında AB’nin yanlış yaklaşımı bize 4 yıla yakın zaman kaybı yaşattı” diyen Erinç, TGC olarak 26 maddeye karşı çıktıklarını ve bu maddelerin arasında 301’in de olduğunu belirtti. İfade özgürlüğü için çalışma yaptıkları süreçte AB’nin ceza yasasını bir reform olarak lanse ettiğini hatırlatan Erinç, “AB, daha sonra yaptığı hatayı anladı. Baştan gerçekleri görerek bir değerlendirme yapsaydı Türkiye’de 2 bine yakın kişinin yargılanmasını engellemiş olurdu. AB’den yapılan yeni açıklamada 301’de yapılan değişikliğin yeterli olmadığı söyleniyor. İçinde bulunduğumuz konjonktür açısından yapılan değişikliğin bile bizim için ileri bir adım olduğunu düşünüyorum. Suç tanımlarının biraz daha açıklığa kavuşturulmuş olması, kişisel kızgınlıkların öç almaya dönüştürülerek dava konusu yapılmasının bir ölçüde filtreden geçirilmesi Türkiye açısından bakıldığında olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ama bu yeterli değildir. Biz başından beri 301’in kaldırılmasını istemiştik ama siyasal rejim buna izin vermediği için yapılan değişiklikle yetinmek zorunda kaldık” diye konuştu. KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr, “Bu seminerle, iki ülke gazetecilerinin sosyal – politik ortamın irdelenmesi, aynı zamanda basında Türkiye ve Almanya ile ilgili yayınları olabildiğince tarafsız bir şekilde gerçekleştirmek ve klişelerle önyargıları ortadan kaldırabilmeyi amaçlıyoruz” dedi. Seminer konuşmalarının Türkçe ve Almanca olarak yayınlandığını belirten Senkyr, “Bu yıl yine siyasi konuları ön plana çıkarmayı planlıyoruz. Ülkede yaşanan son olayları burada tartışarak bu olayların basına nasıl yansıdığını konuşacağız. Almanya ve Türkiye’de bizi ilgilendiren olaylar yaşandı son dönemde. Bunları farklı açılardan değerlendirmek çok önemli. Burada siyasi yapının yerine geçmek, siyasi sonuçlar çıkarmak, yargıya varmak amacımız değil. Amacımız sorunları masaya yatırmak ve sorunların ne kadar komplike olduğunu oraya koyarak daha tarafsız yayınların yapılabilmesini sağlamak” diye konuştu. Antalya Vali Yardımcısı Hüseyin Demirciler ise seminerin her yıl Antalya’da yapılmasından mutluluk duyduklarını ifade ederek, “Basın organları kamuoyunun oluşmasında büyük etki sağlayan oluşumlardır. İki ülke basınının iyi ilişkiler içinde bulunmasının, ülke insanlarının da birbirlerine sempati ile bakmalarını sağlayacağını düşünüyorum” dedi. “Güncel Gelişmeler Işığında Alman – Türk İlişkileri”nin tartışıldığı seminerin ilk oturumunda; Stuttgart Nachrichten Baş Redaktör Yardımcısı Wolfgang Molitor, Hürriyet Gazetesi Almanya Temsilcisi Ahmet Külahçı, ARD İstanbul Temsilcisi Birgit Muth, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi Doğan satmış değerlendirmelerde bulundu. Hürriyet Gazetesi Almanya Temsilcisi Ahmet Külahçı, iki ülke arasındaki diyalogun en önemli yanının insani ilişkiler olduğunu belirterek, “Almanya iç politikasında yaşanan gelişmeler Türk dış politikasını etkilemekte, aynı şekilde Türkiye’de yaşanan iç sürtüşmeler de Alman dış politikasına dönüşmektedir” dedi. Almanya’nın Ludwigshafen kentinde 9 kişinin ölümüne neden olan yangının yanı sıra Alman Marco W’nin tacizden dolayı Türkiye’de cezaevinde kaldığı sürece de değinen Külahçı, Almanya’da yeni çıkan göç yasasının etkilerine ve doğuracağı sonuçlara değindi. Birgit Muth, Türklerin ve Almanların birbirlerini tanımadığını ifade ederek, Türkiye’de yaşayan bir gazeteci olarak yakın çevresinden “sen de yakında başörtüsü takmaya başlayacaksın” şeklinde söylemle duymaya başladığını anlattı. Almanya’da sadece erkek eşliğinde kamusal alanlarda görülen başörtülü kadınların Türklerin algılanmasında etkili olduğunu belirten Muth, Türk medyasında ise özellikle Ludwigshafen olayından sonra Almanya’da Nazilerin çoğunlukta olduğu imajının çizildiğini söyledi. Almanya ile gönül bağı olan bir gazeteci olduğunu ifade eden Doğan Satmış da “Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler denince ilk akla gelen ticari noktalar olsa da bunun da ötesinde ‘çok özel bağlar var.’ En büyük bağ, bu ülkede bulunan 2,5 milyon Türk kökenlidir” dedi. İki ülke arasındaki ilişkilerin genelde sorunsuz gibi göründüğünü söyleyen Satmış, Almanya’da sağ iktidarların başa geldiği dönemlerde AB ve ülkede yaşayan Türkleri yakından ilgilendiren yasalarda sıkıntılar yaşandığını belirtti. Wolfgang Molitor ise Almanya’da Türklerin yabancılarla ilgili yaşanan korku ve endişelerle bağlantılı olarak tanımlandığını ifade ederek, Türklerle ilgili yaşanan her gelişmenin İslam’la bağdaştırıldığını söyledi. (23.05.2008)

 

Medyanın yarısı AKP’nin denetiminde: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ve Alma – Türk Vakfı’nın (DTS) Antalya Kemer’de birlikte düzenlediği seminerin öğleden sonraki oturumlarına Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Oral Çalışlar, Westdeutschen Zeitung Baş Redaktörü Friedrich Roeingh, Turkish Daily News Diplomatik Muhabiri Fulya Özerkan, Hürriyet gazetesinden Cüneyt Ülsever, serbest gazeteci Dilek Zaptçıoğlu, TGC Ankara Temsilcisi Taylan Erten, ekonomist Mustafa Sönmez, Hamburger Abendblatt Dış Siyaset Redaktörü Marlies Fischer konuşmacı olarak katıldılar. Seminerde konuşan TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, “Biz basın özgürlüğünü halkın doğru ve yansız haber alma hakkı olarak düşünüyorsak acaba halk gerçekten doğru ve yansız bilgilenebiliyor mu, bu ortam sağlanabiliyor mu?”“Biz basın özgürlüğünü halkın doğru ve yansız haber alma hakkı olarak düşünüyorsak acaba halk gerçekten doğru ve yansız bilgilenebiliyor mu, bu ortam sağlanabiliyor mu?”  diye sordu. Türkiye’de medya sektöründe birtakım kartellerin olduğunu ifade eden Olcayto, “Görünen o ki en büyük kartel denetimi iktidarın altında olandır. AKP hükümetinin medyanın yüzde 50’den fazlasını denetim altında tuttuğu ortada. Bu da halkın bilgilenme hakkının önünde çok önemli bir engel” diye konuştu. Halkın bilgilendirilme hakkının tam anlamıyla yerine getirilmediği gibi tam tersine yönlendirildiğinin altını çizen Olcayto şunları söyledi: “Son zamanlarda basında ciddi bir bölünme olduğu kesin. Birinin ‘ak’ dediğine öbürü ‘kara’ diyor. Bu arada Avrupa Birliği (AB) ise güme gidiyor. Türk halkı AB’ye aslında bu kadar soğuk bakmıyor. Ama Türk halkının kafası çok karışık. Bir yandan medyanın yüzde 50’sini denetim altında tutan AKP iktidarı var. Halk ciddi bir biçimde AB hakkında yeterince bilgi alamıyor. Buna karşılık büyük bir propaganda ile karşı karşıya. Mademki Ab de Ortak Pazar’a yöneliyor o zaman halkı Ortak Pazar konusunda bilgilendirmesi lazım. Ama tam tersi oluyor ve AKP’yi destekleyen basının büyük bir kesimi AB’yi Hıristiyan kulübü olarak görüyor ve aleyhinde yazılar yazıyor.” Olcayto, bugün hala Siyasi Partiler Yasası çıkmadıysa ve Meclisin büyük çoğunluğuna sahip olmasına rağmen hala seçim barajı sorununu kaldıramadıysa, AKP’nin demokratlığından şüphe etmek gerektiğini de sözlerine ekledi. Seminerde konuşan milletvekili ve DTS Başkanı Vural Öger, Türkiye’de gazetelerin AB konusunda bir algılama sorunu olduğunu ve Avrupa’da herhangi bir başkanın söylediklerinin sanki AB tarafından söyleniyormuş gibi lanse edildiğini söyledi. “İmtiyazlı ortaklık Türkiye için 150 yıllık yolunu kesmek demektir” diyen Öger, bunu kabul etmenin Türkiye’nin ikinci sınıf ülke olduğunu deklare etmesi anlamına geldiğini söyledi. “Almanya’da ve Türkiye’de Medya – Siyaset – Ticaret İlişkileri” başlıklı oturumda konuşan Hamburger Abendblatt Dış Siyaset Redaktörü Marlies Fiscer, Almanya’da anayasanın 5. maddesinde herkesin fikrini özgürce belirtme hakkının yer aldığını ve basına sansürün anayasal olarak söz konusu olmayacağını hatırlatarak, “Teoride bu böyle ama pratikte siyaset ve ekonomik yapı tarafından haberlere müdahaleler olabiliyor” dedi. Ekonomist Mustafa Sönmez, medyayı her ülkede iktidarların egemenlik altında tutmaya çalıştığı ideolojik, kültürel, politik ve ekonomik bir araç olarak ifade etti. Medyanın siyasetin arenası haline gelmesinin Türkiye koşullarına özgü olduğunu vurgulayan Sönmez, “Türkiye açısından medya sadece medya değil. Medyada politik saik ticari saikin önüne geçti” dedi. Der Spiegel Hamburg’dan Dieter Bednarz’ın oturum başkanlığını yaptığı “Almanya’da Uyum Tartışması – Almanların ve Türklerin Farklı Bakış Açıları” adlı oturumda konuşan Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Oral Çalışlar, Almanya’da yaşayan Türklerle Almanlar arasında ciddi bir iç içe geçmişliğin sağlanamadığını söyledi. Türkiye’nin özellikle 12 Eylül askeri darbesiyle yeni toplumsal ve sosyal olaylarla yüz yüze geldiğini belirten Çalışlar, “Bu olaylar Türkiye’nin var olan altyapısını altüst eden bir sürece soktu. Bu ister istemez Almanya’ya da sıçradı. Almanya’ya uyum sağlayamayan Türklerde içe kapanma yaşandı ve ciddi gruplaşmalar içine girildi” dedi. Friedrich Roeingh, Turkish Daily News Diplomatik muhabiri Fulya Özerkan son aylarda Türk – Alman İş Konseyi’nin de toplanmasıyla ekonomik ilişkilerin daha çok gündeme geldiğini belirterek, Almanya’da yaşayan Türklerin iki ülkenin ilişkileri açısından önemli bir köprü durumunda olduğunu ifade etti. Almanya’da çıkarılan Göçmen Yasası’nın etkilerinden de bahsetti. TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay’ın başkanlığında yapılan “Türkiye’nin AB’ye Katılım Süreci – İlerlemeler ve Gecikmeler” konulu oturumda konuşan Hürriyet gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever, “Türkiye’nin AB’ye katılma diye bir süreci yoktur. Çünkü iki taraf da samimi değildir. Türkiye girecekmiş gibi, AB ise alacakmış gibi yapmaktadır” dedi. Ülsever, iki tarafın da işine geldiği gibi hareket ettiğini belirtti. AB ve Türkiye arasında ekonomik ve ticari entegrasyonun önemli bir parçasının Gümrük Birliği olduğunu söyleyen Taylan Erten, “Gümrük Birliği’nin zaman içerisinde bu vasfının çok daha ötesine taşarak, Türkiye’nin üyelik sürecinde AB tarafından üyeliği engelleyici ve yıldırıcı role sahip kılındığını düşünüyorum” dedi. Gazeteci Dilek Zaptçı ise “Türkiye’nin eski siyasi çerçevesi demode olmuş durumda. Bu eski cumhuriyetçi yapıya çok sıkı şekilde bağlı kalırsak bir şey değiştiremeyiz” diyerek Türkiye açısından AB’ye demir atmanın büyük önem taşıdığını ifade etti. (24.05.2008)

 

TGC’ye yeni üyeler katıldı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), 26 Mayıs Pazartesi günü Cemiyet Lokali’nde gerçekleştirdiği Geleneksel Ayın Son Pazartesi Yemeği’nde düzenlenen törenle yeni üyelere rozetleri verildi. Yemeğe katılan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebiye de TGC’nin düzenlediği Küresel Isınma Kurultayı’na yaptığı katkılar nedeniyle bir teşekkür plaketi sunuldu. Yaptığı konuşmada, Türkiye’de bundan sonra küresel ısınmanın etkisinin daha çok hissedileceğini söyleyen Çelebi, “Dünyada gerçekten küresel ısınmaya karşı daha duyarlı olacağımız bir dönemde böylesi bir plaket alıyoruz” dedi. Eskiden emek, demokrasi ve barış olarak üç temel başlıkları olduğunu ifade eden Çelebi, şimdiki dördüncü başlıklarının ise küresel ısınma olduğunu kaydetti. Çelebi, bu konuda TGC’nin toplumun uyarılması için önemli toplantılar yaptığını ifade etti. Ayın Son Pazartesi Yemeği’nde rozetleri takılan yeni TGC üyelerinin isimleri şöyle: Sabine Erkuş (Bizim Gazete), Nurten Ertul (Bizim Gazete), Mehmet Emre Oral (Milliyet), Selahattin Selvi (Zaman), Cemal Kalyoncu (Aksiyon), Songül Talu (Çağdaş Ulus), Cebrail Elmas (GAP Haber), Rıza Zelyut (Star), Ahmet Hilmihacaloğlu (NTV), Mezin Tanrısever (Yeni Şafak), Güven Göktaş (TRT) ve Ertuğ Karakullukçu (Serbest Gazeteci). Aksiyon dergisinden Haşim Söylemez ve Emin Akdağ, Dünya gazetesinden Hamide Hangül, Hürriyet gazetesinden Doğaner Gönen, Olga Ünaydın ve Burak Altuner, Milliyet gazetesinden Cem Dizdar, NTV’den Fatma Körünoğlu ise törene katılamadılar. (28.05.2008)

 

Yerel Basın Semineri’nin 47’incisi İzmir Dikili’de yapıldı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Konrad Adenauer Stiftung’un birlikte düzenlediği Yerel Basın Seminerleri’nin 47’incisi İzmir Dikili’de yapıldı. Hotel Mysia’da düzenlenen seminerin açış konuşmalarını TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto ve Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven yaptı. TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, TGC olarak yerel basına çok önem verdiklerini belirtti. Edirne’den Kars’a kadar hemen hemen gidip seminer vermedikleri ilin kalmadığını kaydeden Olcayto, “Her ilde meslektaşlarımızdan biz bir şeyler öğrendik, beraberimizde götürdüğümüz arkadaşlarımız onlara bilgilerini aktardılar. Dolayısıyla kârlı bir çalışma oldu diye düşünüyorum” dedi. Son günlerde yargı ve yürütme arasındaki gerginliğe de değinen Olcayto, “Bu gerginlik hem toplumu hem de son zamanlarda büyük bir bölünme gösteren medyayı geriyor. Medyanın asıl görevi basın özgürlüğünü korumak. Basın özgürlüğü gazeteci özgürlüğü değil, halkın bilgi edinme özgürlüğü” diye konuştu. Gazetecilerin yıpranma haklarının kaldırılmasına dikkat çeken Turgay Olcayto, gazeteciliğin riskli ve tehlikeli bir iş olduğunu hatırlattı. Olcayto, Anayasa’ya göre angaryanın yasak olduğunu belirterek “Ancak gazetecinin giriş saati bellidir ama çıkış saati belli değildir. Bunları dikkate aldığımızda yıpranma payı görmezden gelinmiş ve kaldırılmıştır” dedi. Olcayto, son günlerde tartışılan telefonların dinlenmesiyle ilgili de şunları söyledi: “Bazı gazeteci arkadaşlarımız yazılarında telefonlarının dinlendiğini ifade ettiler. Bunlardan biri Umur Talu, diğeri Ece Temelkuran. Bu çok şaşırtıcı bir şey değil. Basına yapılan baskıların başka bir türü. Bir yandan korkutma bir yandan da yıldırma. Bu anayasal bir hak olan kişi haklarına aykırı bir tutum. Şeffaflık ve demokrasi laflarının çok sıkça geçtiği Türkiye’de ne yazık ki demokrasicilik oynadığımızı gösterdi. Bir cumhuriyetten bu yan hep demokrasicilik oynuyoruz. Gerçek demokrasiyi öncelikle kafalarımıza yerleştirmemiz gerekiyor.” 1 Mayıs’ta yaşanan olaylara da değinen Olcayto, TGC olarak 1 Mayıs için kriz masası oluşturduklarını, İstanbul Valiliği’ne bunu söylediklerini ve haberleşme konusunda konuştuklarını söyledi. Buna rağmen bir gazetecinin kafasından darbe aldığını ve bir gazetecinin de kolunun kırıldığını ifade etti. Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, seminerin Dikili’de yapılmasından dolayı mutluluk duyduğunu söyledi. Dikili ile ilgili bilgiler veren Özgüven, halkın sorunlarını çözmek için ellerinden geleni yaptıklarını kaydetti. Seminerin ilk oturumunda Milliyet Gazetesi Yazarı Nail Güreli “Meslek İlkelerinin Dünü – Bugünü” ve TGC Genel Sekreteri Celal Toprak “Basında Örgütlenme ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti” konularını ele aldı. Oturumu, Habergama Gazetesi yazı İşleri Müdürü Eyüp Eriş yönetti. Nail Güreli yaptığı konuşmada, “Basın özgürlüğü sadece gazetecinin özgürlüğü değildir. Hukuk herkese lazım olur derler ya hür ve özgür basın da herkese lazım olur” dedi. Güreli, meslek ilkelerini tartışırken öncelikle gazetecinin çalıştığı ortama bakmanın gerektiğini söyledi. En önemli çözüm yolu olarak editöryal bağımsızlığın ön plana çıktığını ifade eden Nail Güreli, “Medyada sermaye gazeteyi çıkarır ama gazeteyi gazeteci yayımlar. Bu nedenle editöryal bağımsızlık büyük önem taşır. Bunu yerine getirmek çok zordur. Gazetecinin işlevi doğruyu söylemektir. Bu yaşamsal önem taşır” dedi. Dördüncü kuvvet olan medyanın diğer üç kuvveti halk adına denetlemesi gerektiğini kaydeden Güreli, dördüncü kuvvet olan basını da beşinci kuvvet olan halk ve sivil toplumun denetlemesi gerektiğini söyledi. TGC’nin hazırladığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi hakkında bilgi veren Nail Güreli, bildirge hazırlanırken Türkiye’deki ve dünyadaki meslek ilkelerinin incelendiğini ve çeşitli toplantılar sonucunda oluşturulduğunu ifade etti. Diğer meslek bildirgeleriyle TGC bildirgesi arasında fark olduğunu belirten Güreli, “Diğer bildirgelerde sadece gazetecilerin uyması gereken kurallar yer alır. TGC bildirgesinde ise tüm bunların yanı sıra gazetecilerin hak ve sorumluluklarına da yer verilmektedir” dedi. Özdeşleşme konusunda değinen Nail Güreli, gazetecinin kendisinden başka bir şeyle özdeşleşmemesi gerektiğini söyledi. Güreli, bunun mücadelesinin örgütlemeyle birlikte yapılabileceğini ifade etti. TGC’nin gazetecilerin meslek kurallarına uyması açısından misyon yüklendiğini ifade eden TGC Genel Sekreteri Celal Toprak da “Basın özgürlüğünden bahsederken biz halkın haber alma özgürlüğünü kastediyoruz. Halkın bilgilendirilmesi çok önemli, bugün buna gereksinim olmadığını söyleyenler de yarın basın özgürlüğüne ihtiyaç duyabilir. Demokrasiden yanaysanız basın özgürlüğünü savunmanız gerekir” demokrasiden yanaysanız basın özgürlüğünü savunmanız gerekir” diye konuştu. Diğer meslek örgütlerinin gücünü yitirdiği halde TGC’nin hala güçlü olmasının önemine değinen Toprak, “TGC de neymiş” diyen kişilerin de başları sıkıştığı zaman TGC’ye geldiklerini ifade etti. (30.05.2008)       

 

Gazeteci psikolojik baskı altında: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Konrad Adenauer Stiftung’un birlikte İzmir Dikili’de düzenlediği 47’inci Yerel Basın Semineri’nin ikinci oturumunda TGC Genel Saymanı Sibel Güneş “Sağlık Haberleri” ve Radikal gazetesi spor yazarı Bağış Erten “Spor Yorumculuğu” konularını ele aldı. Oturumu, Ege – Koop. Başkanı Hüseyin Aslan yönetti. TGC Genel Saymanı Sibel Güneş yaptığı konuşmada, Türkiye’de sağlık sektörünün çok dinamik olduğunu söyledi. Sağlık haberlerini uzman muhabirler dışında ajansların, dış haberlerin ve doktorların da yaptığını belirten Güneş, özellikle doktorların ciddi bir rakip olduğunu ifade etti. Sağlık sektörü ile medya arasında bir çekişme olduğunu belirten Sibel Güneş şunları söyledi: “Sağlık sektörünün medyaya bakışı şöyle: Haberler bilgilendirmekten uzak, haberler sansasyona yönelik, haberler reklâm amaçlı, haberler eksik, haberler halkı yanıltıyor, medya etik kurallara uymuyor. Medyanın sağlık sektörüne bakışı ise şu şekilde: Sağlıkla ilgili gelişmeler abartılıyor, Türkiye’de yapılmayan uygulamalar yapılıyor gibi gösteriliyor, doktor ve kurum reklâmı yapılıyor, kazanç amaçlı tedavi ve ameliyat yapılıyor, hasta güvenliği ve etik kurallar hiçe sayılıyor, gazete ve televizyonlara çıkmak için ısrarcı davranılıyor.” Halkın bu durumda bilgi karmaşıklığı yaşadığını ifade eden Sibel Güneş, “Özel ve kamu kurumlarının enfeksiyon ve ameliyat başarılarıyla ilgili istatistikler açıklanmadığı için hangi merkeze gideceğini bilmiyor. Doktor doktor gezerek zaman kaybediyor. Sınırlı kaynaklarını harcarken çoğunlukla da istenilen sonuca ulaşamıyor” diye konuştu. Sağlık haberciliği yapılırken bazı sıkıntılarla karşılaşıldığını da söyleyen Sibel Güneş, sağlıktaki kurumların şeffaf olmadığını ifade etti. Radikal gazetesi spor yazarı Bağış Erten, spor medyasının Türkiye Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne uymadığını söyledi. Spor medyasında bu kadar asparagas haberin yapılma nedeninin farklı haber yapma isteğinden kaynaklandığını ifade eden Erten, spor basınına futbolun hakim olduğunu kaydetti. Erten, yerel basının da yaygın medyada çıkan haberleri aynen aldığını, böylece olayların ve kişilerin tekrar tekrar üretildiğini ifade etti. Spor medyasında farklı açılımlar yapmak gerektiğini söyleyen Bağış Erten, medyada inan öykülerine eğilinebileceğini kaydetti. Seminerin Hürriyet Gazetesi Ege Temsilcisi Hakan Tartan’ın yönettiği bir başka oturumunda, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Basın Şube Müdürü Nazan Er “Basın Kartı Nasıl Alınır? – Basın Kartı Alma Koşulları Nelerdir?” ve NTV Haber Kameramanları Şefi Mesut Dengibilgin “Kamera Kullanımı ve Haber Kameramanlığı” konularında bilgiler aktardı. Nazan Er, basın kartı alabilmek için belli niteliklere sahip olmak gerektiğini söyledi. Bu niteliklerden birinin de 212 sayılı yasa ile çalışmak olduğunu belirten Er, basın kartına başvuru yaptıktan sonra belirli bir bekleme süresi olduğunu söyledi. NTV Haber Kameramanları Şefi Mesut Dengibilgin, kameramanların haber, stüdyo ve aktüel olarak üçe ayrıldığını ifade etti. Bu dalların arasında haber kameramanlığının çok farklı olduğunu söyleyen Dengibilgin, yurtdışındaki kameramanlarla kendilerini karşılaştırdıklarında çok geride olduklarını hissettiklerini belirtti. Haber kameramanların hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kaldığını söyleyen Dengibilgin, “Bizim için insan hayatı işimizden daha önemlidir” dedi. Basında çalışanlara birden fazla iş yaptırıldığına da dikkat çeken Mesut Dengibilgin, “Bir foto muhabiri kamera kullanmamalı, kameraman da fotoğraf çekmemeli. Bu yapılırsa, bize zarar verir. Çünkü ‘Sen hem onu hem bunu yapabiliyorsun, haber de yazabilirsin’ gibi bir zihniyet oluşuyor. Böylece birçok iş bir tek kişiye yaptırılmaya çalışılıyor” dedi. (31.05.2008)    

                                                                                                                                     

Basın davaları

 

1 Mayıs’ta gazeteci dayağına tazminat: Geçen yılki 1 Mayıs’ta polis müdahalesi sonucu yaralanan Cumhuriyet gazetesi muhabiri Alper Turgut, İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı 1000,00YTL’lik manevi tazminat davasını kazandı. İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, Bakanlık, personel seçimi ve yetiştirilmesinde kusurlu bulundu. (19.05.2008)

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan Birgün ve Vatan gazetelerine dava: Başbakan Recep Tayip Erdoğan, “Büyükanıt’a Dosya Verildi mi?” başlıklı köşe yazısında, “kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu” gerekçesiyle Fikri Sağlar ve Birgün gazetesi aleyhinde 50 bin YTL’lik manevi tazminat davası açtı. Dava konusu yayında yer alan itham ve iddialar ile ilkeli ve sorumlu yayın prensibine dayanan basın özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı belirtilen dava dilekçesinde, Sağlar ve Birgün gazetesinden, yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 50 bin YTL manevi tazminat talebinde bulundu. Başbakan Recep Tayip Erdoğan, “Yazan İlginç, İddia Vahim” başlıklı haberde, “kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu” iddiasıyla Vatan gazetesi ve muhabiri Şebnem Hoşgör aleyhine de 20 bin YTL’lik manevi tazminat davası açtı. (21.05.2008)

 

Baykuş” karikatürü davalık oldu: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının AKP’ye kapatma istemesine bir karikatüründe tepki gösteren Yeni Asya gazetesi çizeri İbrahim Özdabak hakkında, 19 Mart 2008 tarihli bir karikatüründen dolayı “yayın yoluyla hakaret” suçlamasından ve Ceza Yasası’nın (TCK) 125. maddeden dava açıldı. Özdabak, çizdiği karikatür yoluyla hakarette bulunduğu iddiasıyla, 26 Eylül’de Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. (21.05.2008)

 

Altı gazeteci görece iade edildi: Radikal ve Milliyet gazetelerinden çıkarılan gazeteciler, açtıkları işe iade davasını kazandılar. Doğan Medya Grubu’na bağlı gazetelerde 30 Haziran 2007 tarihinde ekonomik zarar edildiği gerekçesiyle 41 medya çalışanının iş akitleri feshedilmişti. Bunun üzerine Radikal gazetesinden beş, Milliyet gazetesinden de bir kişi işe iade davası açtı. Bakırköy 7. İş Mahkemesi, Radikal gazetesinden Mahmut Hamsici, Müjdat Tolu, Emre Boztepe, Serkan Taycan ve Osman Işıl Durmuş ile Milliyet gazetesinden Yaşar Bilir’in işe iadesine karar verdi. (24.05.2008)                        

 

Basın ödülleri

 

10. Yerel Gazetecilik Ödülleri verildi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) birlikte gerçekleştirdiği 10. Yerel Gazetecilik Ödülleri, Ankara Dedeman Oteli’nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, AKP İstanbul Milletvekili Edibe Sözen, Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu törene çok sayıda gazeteci katıldı. Törenin açış konuşmasını yapan TGC Başkanı Orhan Erinç, başkentlilere yerel medya çalışanlarının sorunlarını anlattı. Haber alma özgürlüğüne darbe vuran Devlet Personel Yasası’nın 15. maddesini gündeme getiren Orhan Erinç, diplomatik sıkıntılar nedeniyle siyasi demeçlerin kaynağının belli kişilerle sınırlandırılmasını eleştirdi. Bunu, yerel gazetecilerin temel sorunlarından biri olarak nitelendirdi. Erinç 10 yıldır sürdürdükleri “Yerel Medya Projesi”ne de değinerek, proje kapsamında düzenlenen 46 seminerde 4 bin gazeteciye eğitim verildiği ifade etti. Erinç, seminerlerin olumlu etkilerini ertesi gün çıkan gazetelerdeki gelişmeye bakarak gözlemlediklerini, yerel gazetecileri ödüllendirerek de teşvik ettiklerini söyledi. Devlet Bakanı Mehmet Aydın da törende yaptığı konuşmada, yerel gazetecileri teşvik eden ödüller için TGC Başkanı Orhan Erinç’e ve KAS’ın Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr’e teşekkür etti. Bakan Aydın, sorumlu olduğu resmi kurumların yerel medyaya ellerinden gelen yardımı yaptıklarını ve bundan sonra da yapacaklarını belirterek, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün yeni binasında eğitim öğretim alanında çalışmalar yürütüleceğini, bu kapsamda yerel medyaya da destek verileceğini kaydetti. KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr, yerel gazetecilerin çok zor olanaklarla mesleklerini gerçekleştirdiklerini ifade etti. Yerel gazeteciliğin desteklenmesinin demokrasinin desteklenmesiyle eş anlam taşıdığını belirten Senkyr, bu gazetecilerin desteklenmesi ve eğitilmesi gerektiğini söyledi. Konuşmaların ardından ödül törenine geçildi. Törende, fotoğraf dalındaki ödül Ereğli Önder gazetesinden Mustafa Kemal Bektaş’a verildi. Sayfa Düzeni dalındaki ödülü Mersin’de yayınlanan Güneyde İmece gazetesinden Döndü Doğuş Soluğan alırken, haber dalında Yozgat gazetesinden Osman Hakan Kiracı ödül aldı. GAP Haber gazetesinden Yusuf Kürkçüoğlu ile Gölcük Haber gazetesi övgüye değer bulundu. Bu yıl ilk kez verilen Genç İletişimciler Ödülleri’nde birincilik ödülü Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yasemin Küçer’in olurken, ikincilik ödülünü Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Şener Aslıbay, üçüncülük ödülünü de Anadolu Üniversitesi’nden Ayvaz Güldal aldı. (02.05.2008)

 

Selçuk’a özgürlük ödülü: 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ile İletişim Araştırmaları Derneği’nin (İLAD) birlikte düzenlediği kutlama töreninde Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk “Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğüne Emek Verenler” plâketi ile ödüllendirildi. Halen hastanede tedavi gören Selçuk’a iletilmek üzere ödülü Cumhuriyet Gazetesi Kültür Servisi Şefi Egemen Berköz ve çalışma arkadaşı Miyase İlknur aldı. Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’ndeki törende tiyatro sanatçısı Genco Erkal’a da “Sivas’93” oyunu nedeniyle “Düşünce Özgürlüğüne Emek Verenler” plâketi sunuldu. (06.05.2008)

 

Yunus Nadi Ödülleri’ni sahiplerine verildi: Bu yıl 62’ncisi düzenlenen Yunus Nadi Ödülleri sahiplerine sunuldu. 5 dalda ödülün verildiği yarışmaya 292 kişi katıldı. Sosyal Bilimler Araştırması dalındaki ödülü Seçici Kurul, Şevket Çizmeli’nin “Menderes Demokrasi Yıldızı” adlı yapıtı ile Rıfat N. Bali’nin “Sarayın ve Cumhuriyetin Dişçibaşısı Sami Günzberg” adlı yapıtı arasında paylaştırdı. Roman dalındaki ödül, Mehmet Anıl’ın “Pembe Otobüs” adlı kitabına verildi. Öykü dalında, Yavuz Ekinci’nin “Sessizlik Kulesi” adlı eseri ile Alper Akçam’ın “Kiev’de Aşk” adlı eseri ödüle değer bulundu. Şiir dalında, Abdülkadir Budak’ın “Mesafe” ve Veysel Çolak’ın “Birkaç Kuş Birkaç Anı” adlı kitaplarına ödül verildi. Karikatür dalındaki ödülü ise Muammer Olcay ile Ahmet Aykanat paylaştı. Jüri Özel Ödülü’ne, yarışmaya karikatür dalında katılan Mehmet Zeber değer görüldü. Ödüller, Cumhuriyet gazetesinin 89. kuruluş yıldönümünde, 7 Mayıs Çarşamba günü, Beşiktaş Akatlar’daki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle sahiplerine verildi. (08.05.2008)

 

Abdi İpekçi Ödülleri sahiplerini buldu: 2007 Milliyet Ödülleri kapsamında, 1979 yılında öldürülen Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi anısına düzenlenen “Yılın Gazetecilik Ödülü” ve Örsan Öymen adına verilen “Yılın İnceleme Ödülü” sahiplerini buldu. Milliyet gazetesinde düzenlenen törende haber dalındaki ödül, “PKK’yla Geçen 24 Yılın Komutanları” adlı haberi ile Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila’ya, haber fotoğrafı dalındaki ödül de “Kontrolsüz Güç” adlı fotoğrafıyla Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nden foto muhabiri Erhan Sevenler’e verildi. Bila ile Sevenler’in plaketlerini İstanbul Valisi Muammer Güler verdi. (12.05.2008)

 

Dikmener Haber Ödülü Şükran Pakkan’a: Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürüyken yaşamını yitiren Bülent Dikmener’in anısına bu yıl 29’uncusu düzenlenen “Bülent Dikmener Ödülü” sahiplerine verildi. Bülent Dikmener Haber Ödülü, 28 Aralık 2007’de Milliyet gazetesinde yayınlanan “Tarih Katliamı” başlıklı haberiyle Şükran Pakkan’a verildi. Uğur Ergan, Hürriyet gazetesinde 17 Şubat 2008’de yayınlanan “Çanakkale Boykotu” haberiyle Jüri Özel Ödülü’nü aldı. Geçen yıl yaşamını yitiren gazeteci Turhan Narler adına konulan “Yerel Gazetecilik Ödülü” ise çevreye duyarlı haberleriyle HHA Çanakkale Bürosu’ndan Erdem Sürek ve Marmaris’te yayınlanan Çağdaş Marmaris Gazetesi’nden Mehmet Emin Berber arasında paylaştırıldı. Ödüller, 16 Mayıs’ta Dikmener’in doğum yeri olan Çanakkale’de düzenlenen etkinlik çerçevesinde sahiplerine sunuldu. (17.05.2008)

 

Dikmener ve Narler haber ödülleri verildi: “29’uncu Bülent Dikmener Haber” ve “2’inci Turhan Narler Yerel Gazetecilik” ödülleri Çanakkale’de gerçekleştirilen törenle sahiplerine verildi. Cumhuriyet gazetesi yazı işleri müdürlerinden Bülent Dikmener ve Çanakkale Olay gazetesi kurucusu Turhan Narler anısına düzenlenen ödül töreni Çanakkale Belediyesi ile Olay gazetesinin ev sahipliğinde Truva Otel’de yapıldı. Bülent Dikmener Haber Ödülü’ne, Four Seaons Oteli’nin ek inşaatını ortaya çıkaran “Tarih Katliamı” haberi nedeniyle Milliyet gazetesi yazarı Şükran Pakkan değer görüldü. Pakkan’ın ödülünü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç verdi. Hürriyet gazetesinden Uğur Ergan “Çankaya Boykotu” adlı haberi nedeniyle Jüri Özel Ödülü’nü aldı. Çevre haberiyle 2’inci Turhan Narler Yerel Gazetecilik Ödülü’ne değer bulunan DHA Çanakkale Büro Şefi Erdem Sürek ise ödülünü Olay gazetesi sahibi Aynur Narler sundu. Marmaris gazetesinden Emin Berber de ödülünü Cumhuriyet gazetesi yazarı Fikret Dağlıoğlu’nun elinden aldı. (19.05.2008)

 

AA foto muhabiri Rıza Özel’e ödül: İran’da ilki gerçekleştirilen Uluslararası İslam Dünyası Fotoğraf Bienali’nde Anadolu Ajansı (AA) foto muhabiri Rıza Özel, “Lübnan Savaşı” isimli portfolyosu ile “Seçkin Fotoğrafçı” ödülüne değer bulundu. İran’da Saba Kültür ve Sanat Enstitüsü tarafından bu yıl ilk kez organize edilen ve 40 ülkeden 6 bin 150 çalışanın katıldığı Uluslararası Fotoğraf Bienali’nde, 150 fotoğraf ve 32 portfolyo sergilendi. (20.05.2008)

Başa Dön