Geri Dön

Kasım 2008 Raporu

Saldırı – yasaklama- engelleme

 

Hakkâri’de basın mensuplarına saldırı: Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın programını izlemek için amacıyla Hakkâri’de bulunan basın mensupları, taşlı saldırıya uğradılar. Ankara’dan gelen gazetecilerin bazıları hafif şekilde yaralanırken, bazıları da askeri lojmanlara ve polisevine sığınmak zorunda kaldı. Basın kuruluşlarına ait 4 aracın camları kırıldı ve kaportalarında hasarlar oluştu. Gazeteciler, olaylar yatıştıktan sonra kentten ayrıldı. (04.11.2008)

 

Hayat TV çalışanları saldırıya uğradı: Beş aydır ücretleri ödenmeyen Ekspress Kargo işçilerinin iş bırakma eylemini izleyen Hayat TV kameramanı Servet Mehrekula özel güvenlik görevlilerinin saldırısına uğradı. Darp edilen kameramanın çekim yaptığı kasetlere el koyan saldırganlar şoför Enver Yalçın’ı da tartakladılar. Hayat TV istihbarat sorumlusu Şahin Doğan “avukatlarımızla görüştükten sonra suç duyurusunda bulunacağız” dedi. Saldırıya uğrayan Mehrekula ve Yalçın’ın sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi. (12.11.2008)

 

Basında diğer olaylar

Devlet güvenliği ifade özgürlüğünü rehin aldı: Bağımsız İletişim Ağı (BİA) İfade Özgürlüğü Masası, Temmuz – Ağustos – Eylül aylarını kapsayan üç aylık “Medya Gözlem Raporu”nu yayınladı. 32 sayfalık rapora göre; 77’si gazeteci 116 kişinin görüşlerini ifade ettikleri, devlet odaklı hak ihlallerini haberleştirdikleri ya da kınadıkları için 73 ayrı davada yargılanıyor. Son üç ayda iletişim özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelere Terörle Mücadele Yasası (TMY), Türk Ceza Kanunu (TCK), Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun ardından 5651 sayılı İnternet Suçları Kanunu da eklendi. Küresel video paylaşım sitesi youtube.com barındırdığı “Atatürk aleyhindeki videoları” dünya veri tabanından çıkarmadığı gerekçesiyle, Türkiye’de altı aydır yasaklı. Dailymotion sitesi de bir ay kapalı kaldı. geocities.com sitesi de sekiz aydır erişilmez durumda. gundemonline.com sitesi yargı kararıyla yasaklandı. Adnan Oktar’ın “kişiliğe hakaret” başvurusuyla mahkemeler Eğitim-Sen’in egitim-sen.org.tr sitesi, Turan Dursun’un turandursun.com sitesi ve anarsist.org sitelerine erişim yasağı getirildi. Yeni Şafak gazetesi silahlı saldırıya uğradı, Taraf muhabiri Turan Aktaş polislerce darp edildi, antenna.org ve ortakpayda.org siteleri hacklendi. Birgün okuru Tutku Türkol gözaltına alınarak taciz edildi, gazeteciler Mustafa Balbay ve Ufuk Büyükçelebi “Ergenekon” soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Yazar Murat Coşkun, Peri Yayınlarınca çıkarılan “Acının Dili Kadın” kitabında “kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işlediği gerekçesiyle gıyabında 1 yıl 15 güne mahkûm edildi ve hala hapiste. 220 kişinin durumunu ele alan rapor, ihlalleri “saldırı ve tehdit”, “gözaltı ve tutuklamalar”, “dava ve girişimler”, “düzenleme ve hak aramalar”, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”, “sansüre tepkiler” ve “RTÜK uygulamaları” başlıklarıyla sunuyor. Hrant Dink davasının gidişi, geçmişte de aydın ve gazetecilere karşı işlenen politik cinayetlerin siyasi irade olmadan sınırlı yargı gücüyle sonuçlandıramayacağını gösteriyor. 1 Mayıs gösterilerinde Cumhuriyet’ten Ali Deniz Uslu’nun kolunu kıran, Esra Açıkgöz’ü coplayan polisler yargı önüne çıkarılmadı. Beytüşşebap’ta polisleri darptan şikâyet eden DHA muhabiri Emin Bal “hakaret”ten mahkûm oldu. Askeri Savcılık, “Dağlıca Baskını Biliniyordu” manşetini atan Taraf gazetesinden elindeki belgeleri istedi. Mahkeme, “PKK açıklamalarına yer verdiği” için gundemonline.com sitesini yasakladı, Alternatif gazetesinin yayınını bir ay süreyle durdurdu. Hayat Televizyonu, Roj TV’ye “Nevruz kutlama görüntülerini” sağladığı” iddiasıyla Türksat uydusundan çıkarıldı; kanal yetkililerinin girişimleriyle “hata” üç hafta sonra düzeltildi. Emniyet, MİT ve jandarmanın izleme yetkisini haberleştiren gazeteciler Gökçer Tahincioğlu ve Kemal Göktaş “gizli belge yayınlamak” ve “hâkimi hedef yapmak”tan yargılanıyor. Doğan Grubu Başkanı Aydın Doğan’ı hedef alan Başbakan Erdoğan, basın özgürlüğünü savunan açıklamalarından dolayı Uluslararası Basın Enstitüsü’ne (IPI) ve Dünya Basın Konseyleri Birliği’ne (WAPC) karşı ağır eleştirilerde bulundu. Başbakanın şikâyetiyle, Sivas Önder gazetesinden Melih Kaşkar bir fıkraya yer verdiği için hapisle, Leman dergisi de “Batının ilmini, bilimini değil ahlaksızlığını aldık” kapağından, tazminatla yargılanıyor. 301. maddeden açılan davalar “yargılama izni” için Adalet Bakanlığı’na gönderilirken, maddenin yürürlükte kalması yeni davalara kapı aralıyor. BBP yetkilileri, yazısında “Ermeni soykırımı”nı tanıdığı gerekçesiyle gazeteci Ahmet Altan ve Taraf gazetesi sorumlu müdür Adnan Demir’i şikâyet etti. Emekli İş Müfettişi Niyazi Uslay’ın asker eleştirisi mahkûm edildi. Son üç ayda 301. maddeden 15’i gazeteci 36 kişi 18 davadan yargılandı. Adalet Bakanlığı, Hrant Dink’in “soykırımı tanıdığı için” katledildiğini söyleyen yazar Temel Demirer’in dosyasına yargılama izni verdi. Geçen yılın aynı döneminde 301’den 22 kişi, 15 dava çerçevesinde sanıktı. Demeç, haber ve raporlarıyla “yargıyı etkilemekle” suçlanan 13 kişiye 5 dava açıldı; ikisi beraat etti. Mizgin Özbek’in öldüğü operasyonu eleştiren Batman’daki 6 gazetecinin hapsi isteniyor. Vicdani ret ve savaş karşıtlığıyla ilgili düşüncelerini açıklamaktan Bülent Ersoy, Perihan Mağden, Gökhan Gençay, İbrahim Çeşmecioğlu, Birgül Özbarış ve Yasin Yetişgen yargılanıyor. Üç ayda 28’i gazeteci toplam 36 kişi, hakaret iddiasıyla açılan 23 davadan 75 yıl hapis ve 1 milyon 181 bin YTL tazminat istemiyle yargılandı. Siirt Mücadele gazetesi sahibi Cumhur Kılıçoğlu, iki öğretim üyesine 2 bin 500 YTL tazminat ve ertelemeli bin 519 YTL adli para cezası ödemeye mahkûm edildi. Dink Cinayeti öncesinde Trabzon’da görevli istihbarat görevlisi Muhittin Zenit, bianet.org sitesine 25 bin YTL, NTV’ye de 90 bin YTL’lik tazminat davası açtı. Emniyetçi Feyzullah Aslan, yazar Fikret Otyam ve gazeteci İdris Özyol’dan 20 bin YTL istiyor. Atılım Gazetesi Sorumlu Müdürü Sibel Bulut “suç ve suçluyu övmekten” yargılanacak. TCK’nın 215. maddesi uyarınca 2’si gazeteci 10 kişi 7 davadan yargılandı, 6’sı beraat etti. Mahkeme, Kandil Dağı’nda yaptığı röportajından Hürriyet gazetesi muhabiri Sebati Karakurt ve sorumlu müdürler Hasan Kılıç ve Necdet Tatlıcan’ı “PKK açıklamasına yer vermek” ve “ propagandasını yapmak”tan 100 bin YTL para cezasına mahkûm etti. Gazeteci Cengiz Kapmaz, Orhan Doğan ile yaptığı röportajı nedeniyle “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla 10 ay hapse ve 375 YTL para cezasına mahkûm edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), üç kişinin açtığı davada Türkiye’yi 6 bin 500 Euro (yaklaşık 12 bin 200 YTL) tazminata mahkûm etti. Geçen yıl aynı dönemde 32 kişinin başvurusunda 14 bin 500 Euro’ya (25 bin YTL) hükmedilmişti. (01.11.2008)

TRT Çocuk Televizyonu yayında: Türkiye Radyo Televizyon (TRT) Kurumu, sadece çocuklara yönelik yayın yapacak bir kanal oluşturdu. TRT Çocuk, 1 Kasım itibariyle yayına geçti. Saat 07.00–21.00 arasında yayın yapan kanal 3–14 yaş arası çocukları hedefliyor. Saat 21.00'dan sonra 14–25 yaş arasındaki gençlere yönelik programlar yayınlayan TRT Çocuk, daha önce TRT 4'ün yayın yaptığı UHF 54. kanaldan izlenebilir. (03.11.2008)

Kaos GL muhabirleri eğitim için Eskişehir’de buluştu: Kaos GL dergisinin IPS İletişim Vakfı ve Press Now’ın katkılarıyla düzenlediği Yerel Muhabir Ağı eğitimi Eskişehir’de yapıldı. Bianet eğitmenlerinin “Habercilik Atölyesi” düzenlediği üç günlük eğitime 15 ilden 25 muhabir ve muhabir adayı katıldı. Eğitim programı kapsamında, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Esra Arsan “Haber Yazımı”, Hollanda’dan gazeteci – eğitmen Nico Haasbroek “Habercilik ve Etik”, fotoğrafçı – eğitmen Yücel Tunca “Haber Fotoğrafçılığı” konularında bilgi verdi, atölyelerde uygulamalar yapıldı. (03.11.2008)

Özgür ve bağımsız basın olmadıkça demokrasi olamaz: Yaklaşık 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katıldığı 27. İstanbul Kitap Fuarı, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından düzenlenen organizasyona, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) de söyleşi, panel ve imza günleriyle katıldı. TGC’nin fuar kapsamında düzenlediği ilk etkinlik, Büyükada Salonu’nda gerçekleştirilen “İfade Özgürlüğü’nün Neresindeyiz?” başlıklı söyleşi oldu. TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun yönettiği söyleşiye; TGC Başkanı Orhan Erinç ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli konuşmacı olarak katıldı. 23 Ekim’de gazetelerde yer alan bir haberde Türkiye’nin ifade özgürlüğü açısından dünyada 103’üncü sırada yer aldığını hatırlatan Güreli: “Merkezi Paris’te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün her yıl 173 ülke arasından ifade ve basın özgürlüğü konusunda yaptığı değerlendirmede Türkiye 103. sırada. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü verilerine göre savaşlar, şiddet olayları basın özgürlüğünün gelişmesinin önünde bir engel. Bir diğer engelse yoksulluk ve yolsuzluk olayları. Bu olayların olduğu ülkelerde basın özgürlüğünün gelişmesi çok zor. Bu verilere göre Türkiye’nin bir yandan yolsuzluk ve yoksullukla bir yandan da şiddet olaylarıyla, terörle mücadelesini dikkate alırsanız 103. sırada kalmasını kendinize göre yorumlayabilirsiniz” dedi. İfade özgürlüğünün tek başına bir anlam ifade etmediğini söyleyen Nail Güreli, “İfade özgürlüğü içi boş bir kavram. Yakın zamana kadar ifade özgürlüğü düşünce özgürlüğü ile eş anlamlı olarak kullanıldı. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, demokrasi bir sacayağı” dedi. Düşünce özgürlüğünün yokluğundan ve sınırlandırılmasından yakınanlara karşı siyasi iktidar sahiplerinin düşünce özgürlüğünün olduğunu söylediklerini belirten Güreli sözlerini şöyle sürdürdü: “Düşünce özgürlüğü elbette ki var. Herkes istediği gibi düşünsün. Ne düşündüğünü başkaları bilmedikçe bir sorun olmaz. Ama o düşüncenin açıklanması söz konusu olunca iş değişiyor. Zararlı düşünce kavramı ortaya geldi. Milli menfaatlere aykırı düşünce kavramı ortaya çıktı. Toplum düzenini zedeleyici, aile düzenini sarsıcı, halkın düzenini bozucu bir sürü düşünce kafaları karıştırıyordu. Anlaşıldı ki herkesin dilediği gibi özgürce düşünmesiyle iş bitmiyordu. Önemli olan düşüncelerin, her tür düşüncenin özgürce açıklanmasıdır. Böylece düşünce özgürlüğü kavramı başka bir deyişle ifade özgürlüğü kavramı yerleşti ve gelişti. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğünün daha geniş kapsamıyla iletişim özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.” Basın özgürlüğünün halkın haber alma ve bilgi edinme hakkı olduğunu vurgulayan Nail Güreli, “İfade özgürlüğü bir insan hakkı olarak kabul edilen ve kurumsallaşan bir kavramdır. Daha kavrayıcı bir biçimde söylersek ifade özgürlüğü düşünceyi açıklama özgürlüğüdür. Düşünceyi açıklama özgürlüğü haberleşme özgürlüğü ile basın özgürlüğünün olmazsa olmaz parçalarıdır” diye konuştu. Bilgi edinme hakkının da bir insan hakkı olduğunu ifade eden Güreli çağdaş demokrasilerde bilgi edinmenin bir görev olduğunu belirtti. Günümüzdeki basın özgürlüğü konusunu değerlendiren Nail Güreli, sansürün gazeteciler tarafından kaldırılışının 100. yılında post modern bir sansürün hüküm sürdüğünü vurguladı. Güreli, “Medya – siyaset – ticaret üçgenindeki çıkar ilişkileri gerçeğin her zaman herkes tarafından öğrenilmesini engelliyor. Yasal sınırlamaların ötesinde siyasal iktidarın açık veya örtülü çeşitli baskıları bilgi akışının ve ifade özgürlüğünün önünde çok ciddi bir engel” diye konuştu. İnternetin gelişiyle, web sitelerinin kuruluşuyla, iletişim ve ifade özgürlüğünün yaygınlaşacağı, herkesin her bilgiye rahatça ulaşabileceği, düşüncelerini özgürce açıklayıp yayabileceğinin ifade edildiğini belirten Güreli, “Ama görüyoruz ki art arda siteler yasaklanıyor. Ortaya çıkan tablo hiç de iç açıcı değil. Çok seslilik törpüleniyor, ifade özgürlüğü budanıyor, basın özgürlüğü zedeleniyor. Kısacası demokrasi demokrasi olmaktan çıkıyor” dedi. Basın özgürlüğünün gazetecilerin bireysel özgürlüğü olmadığını belirten Güreli; “Toplumun bilgi edinme, gerçekleri öğrenme hakkının aracıdır. Özgür ve bağımsız basın, demokrasinin vazgeçilmez önkoşuludur. Basının sorunları yalnızca gazetecilerin sorunları değildir. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve demokrasi herkesin sorunudur. Bunlara herkes sahip çıkmalıdır. Bunlar günü geldiğinde herkese lazım olur” dedi. TGC Başkanı Orhan Erinç, ifade ve basın özgürlüğünün Türkiye’de hem var hem yok denilebilecek ender konulardan biri olduğunu söyledi. Yasaların gerekçelerine ve ilk başlangıç cümlelerine bakıldığında kâğıt üzerinde Türkiye’de basın özgürlüğü var denilebileceğini belirten Erinç, “Ama pratiğe baktığınız zaman basın özgürlüğü var demek bazı olayları çarpıtmadığınız sürece mümkün değildir” dedi. Türkiye’de halkın bilgilenme hakkı konusunda yasa çıkarıldığını hatırlatan Erinç şunları söyledi: “Siyasal iktidar ilgilenme hakkını yasalaştırdığı yolunda övünme sözcükleri sarf etti. Ama şöyle bir gariplikle birlikte çıkarıldı, halkın bilgilenme hakkından yararlanamayacağı konular da var. Bu konular arasında devlet sırrına giren bilgiler de yer alıyor. O nedenle yasada devlet sırrı kanununda belirtilecek konular diye bir gönderme var. Ama devlet sırrı kanunu aradan yedi yıl geçmesine rağmen çıkmadı. Yani Türkiye’de ilk defa yasada olmayan bir yasaya gönderme yapma konusunda hukuk başarısını da göstermiş olduk.” “Basında sansür yok” denildiğini belirten Erinç, TCK’nın 6. maddesinde “basın yayın yoluyla işlenen suçlar” tanımının olduğunu hatırlattı. Gazetecilerin, editöryal bağımsızlık kavramını uygulayabilmesi için yasal haklarını kullanabilmeleri gerektiğine dikkat çeken Erinç, “Oysa bugün Türkiye’de fiilen gazetecilik yapan ama çalışma koşulları açısından hukuken gazeteci sayılmayanların sayısı fiilen ve hukuken yapanların sayısının neredeyse 5 katına ulaşıyor” diye konuştu. Orhan Erinç, gazetecilerin özel yasa ile değil Genel İş Yasası ya da telif ücreti ile çalıştırıldıklarını söyledi. Erinç, yasalar ne kadar düzeltilirse düzeltilsin gazetecilerin çalışma koşulları ve hakları tanınmadığı sürece Türkiye’de ifade özgürlüğünden söz etmenin mümkün olmayacağını söyledi. Türkiye’de 222’yi geçen sayıda televizyon ve 1500 dolayında radyo olduğunu ifade eden Orhan Erinç, radyo ve televizyon sahipliği konusunda herhangi bir yasal tanımlama olmadığını söyledi. Erinç, “Anayasa Mahkemesi tanımı yapan maddenin yürürlüğünü durdurdu. Şu anda sadece yabancılar için %25 sınırlaması var. Ama ona da tanık olduğunuz gibi herhangi bir uygulanır yanı yok. Yani ifade özgürlüğünün neresindeyiz sorusuna dilerdim ki iyi bir yerdeyiz yanıtını verebileyim. Ama üzgünüm. Tabii karamsarlığa ve umutsuzluğa düşme bizim için biraz lüks oluyor. O nedenle mücadeleye devam etmeliyiz. Bu mücadeleyi de ancak okur, yazar ve izleyicinin katkısıyla sağlayabiliriz” diye konuştu. (03.11.2008)
           

Sabah Grubunda Köklü ve Çelik işten çıkarıldı: Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) toplu iş sözleşmesi görüşmelerini sürdürdüğü Turkuvaz Grubu'nda çalışan sendika üyesi Esra Çelik ile sendika işyeri temsilcisi gazeteci Nuh Köklü’nün işten çıkarıldığı bildirildi. Üç yıldır Sabah gazetesinde editör olarak çalışan gazeteci Nuh Köklü’nün çıkarılma gerekçesi, geliş gidiş saatlerine uyumsuzluk ve editoryal dikkatsizlik olarak gösteriliyor. Yasal haklarını korumak amacıyla Çelik ve Köklü'nün açacakları işe iade ve sendikal tazminat davalarının takipçisi olacağını açıklayan TGS, "Turkuvaz işverenini, çalışanların emeğine ve sendikal haklarına saygı göstermeye ve toplu sözleşme masasına oturmaya bir kez daha davet ediyoruz" açıklaması yaptı. TGS, son işten çıkarmaların "İşverenin, çalışanları sendikadan istifa ettirmek için uyguladığı baskı ve tehditlerin somut kanıtlarından biri" olduğunu ve "işverenin çalışanlara bakış açısının ne kadar art niyetli" olduğunu gösterdiğini savundu. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) el koyduğu Sabah ve ATV, Başbakan Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu'na satılmıştı. TGS, Sabah ve ATV'de örgütlenerek toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini kazanmıştı. (04.11.2008)

Burhan Felek, ölümünün 26. yılında anıldı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) önceki başkanlarından ve Şeyhül Muharririn unvanı sahibi Burhan Felek, ölümünün 26. yıldönümünde Karacaahmet Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. Törende konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, “Burhan Felek’in iki ayrı dönemde 26 yıl TGC’nin başkanlığını yapmış, TGC’nin kurumsallaşmasında ve basının sorunlarının çözümü konusunda değerli katkılarda bulunmuş bir ustamız” dedi. Anma törenine Orhan Erinç’in yanı sıra, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, TGC önceki başkanlarından Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, TGC Onur Kurulu Üyesi Ergin Konuksever, Burhan Felek’in yeğeni Okşan Atasoy ve gazeteci Şükrü Disanlı katıldı. (05.11.2008)

TGS; “İşten atmaları kınıyoruz”: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), TURKUVAZ yetkililerini çalışanların emeğine ve sendikal haklarına saygı göstermeye, toplu sözleşme yapmaya çağırdı. TGS’den yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Toplu iş sözleşmesi görüşmelerini sürdürdüğü TURKUVAZ (Sabah gazete ve dergi grubu ile ATV) işyerlerinde çalışan sendikamız üyesi Esra Çelik ile sendika işyeri temsilcimiz Nuh Köklü’nün iş akitleri işveren tarafından feshedildi. TGS olarak, üyelerimizin yasal haklarını korumak amacıyla açacakları işe iade ve sendikal tazminat davalarının takipçisi olacağız.” (05.11.2008)

Gazetecilere saldırı protesto edildi: G – 9 Gazeteci Örgütleri Platformu, Hakkâri’de görev yapan gazetecileri ve araçlarını taş yağmuruna tutan ve çalışmalarını engelleyenleri protesto etti. G – 9 Gazeteci Örgütleri Platformu’ndan yapılan açıklamada şöyle denildi, “Bu kaba kuvvet gösterisi ve saldırı sonucu gazetecilerin görev yapmaları engellenmiştir. Gazetecinin görev yapmasının engellenmesine, halkın haber alma hakkına yönelik bu tür saldırılar hiçbir gerekçe ile mazur gösterilemez. Hakkâri’de görev yapan gazetecileri ve araçlarını taş yağmuruna tutan, çalışmalarını engelleyenleri protesto ediyoruz.” (05.11.2008)

“Basına baskıdan endişe duyuyoruz”: Avrupa Birliği’nin yayınladığı “ilerleme raporu”na son dakikada Türkiye’deki basın kuruluşlarına yönelik hükümet baskısından “endişe duyulduğu” ifadesi de eklendi. Her yıl yayınlanan ve Türkiye’nin bir yıllık fotoğrafının ortaya koyulduğu ilerleme raporunun 16’ıncı sayfasında şu ifadelere yer verildi: “Türkiye’de üst düzey yetkililer, basın kuruluşlarına karşı çok güçlü eleştirel açıklamalar yaptılar. Bu açıklamalar, özellikle basının yolsuzluk iddialarına yönelik yayınlarını hedef aldı. Aynı zamanda terörizmle ilgili yayınlar da basına eleştirilerin yöneltilmesine neden oldu.” (07.11.2008)

9. Türk – Alman Yerel Gazetecilik Semineri Antalya’da yapıldı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ve Alman – Türk Vakfı’nın (DTS) birlikte düzenlediği Türk – Alman Yerel Gazetecilik Semineri’nin 9’uncusu Antalya’da gerçekleştirildi. Antalya Belek’teki Hotel Ic Santai’da yapılan seminerin bu yılki konusu, “Medya Çeşitliliği ve Küresel Bir Dünyada Gazetecilik” olarak belirlendi. Seminerin açılış konuşmalarını; KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr, TGC Başkanı Orhan Erinç, Alman – Türk Vakfı adına Melek Korkmaz, Antalya Belediye Başkanı adına Süreyya Köleoğlu ve Antalya Vali Yardımcısı Mehmet Seyman yaptı. TGC olarak meslek içi eğitime önem verdiklerini belirten Orhan Erinç, KAS’la yürütülen yerel basın seminerlerinin 10’uncu yılında 48 seminerle 4 bin yerel basın çalışanına ulaşıldığını söyledi. Erinç, meslek ilkelerine uyma konusunda yerel medya çalışanlarının daha duyarlı davrandığının altını çizdi. Son dönemde yerel medya çalışanlarının kaba kuvvete, şiddete ve saldırılara uğradığına değinen Erinç şunları söyledi: “Hakkâri ve Van’da meslektaşlarımız gösteriler sırasında can güvenliklerini yitirecek ölçüde saldırılarla karşı karşıya kaldılar. Bunu TGC olarak gündeme getirdik. Ama hükümet yetkililerinden gerekli tepkileri alamadık. Böyle devam ettiği takdirde yerel medyada görevli meslektaşlarımızın görevlerini yerine getirmeleri ve doğal olarak halkın bilgilenme hakkını kullanmasını sağlamaları giderek zorlaşıyor.” KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr, gazetecilik mesleğinin demokrasinin yerleşmesi ve gelişmesi açısından önemine değindi. Basın ve ifade özgürlüğünün yanında gazetecilerin alanlarında belli bir etkinliğe ulaşabilmeleri için eğitim almaları gerektiğine dikkat çeken Senkyr, “TGC’nin basın ve ifade özgürlüğünün yanı sıra gazetecilerin eğitimi içinde çaba sarf eden bir meslek örgütü olması, bizim birlikte çalışmamızın temel nedeni. Birlikte Türkiye’nin farklı şehirlerinde yerel basın çalışanlarına yönelik meslek içi eğitim seminerleri düzenliyoruz. Ayrıca yılda iki kez yaptığımız ve Türk – Alman gazetecileri bir araya getiren seminerlerle önemli konu başlıklarını tartışma fırsatı yakalıyoruz” diye konuştu. Antalya Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Süreyya Köleoğlu, seminerin kentlerinde yapılmasından mutluluk duyduklarını belirterek, ulusal basına kolaylıkla ayak uyduramayan yerel basın için bu tür seminerlerin önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Antalya Vali Yardımcısı Mehmet Seyman da birey bilincini geliştirmede ve toplumsal katılı sağlamada medyanın önemli bir görev üstlendiğini ifade etti. Basını üstlendiği bu önemli işlevi yerine getirmesi için kamu ve baskı araçlarının çağdaş hukuk kurallarına göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Seyman, basının haber alma özgürlüğünün ve dolayısıyla halkın doğru bilgilenmesinin koşullarının sağlanması gerektiğini bildirdi. Seminerin ilk oturumunda “Almanya ve Türkiye’de Gazetecilerin Eğitimi ve Meslek İçi Eğitim” tartışıldı. Oturuma TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve NTV Eğitim Editörü Gülseren Güver, Rhein Sieg Yüksek Okulu’ndan Prof. Dr. Giso Deussen, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Aslı Tunç, KAS Gazetecilik Akademisi’nden Dr. Marcus Nicolini konuşmacı olarak katıldı. Türkiye’deki medya çalışanlarının durumunu değerlendiren TGC Yönetim Kurulu Üyesi Gülseren Güver, “Türkiye İş Kurumu’nun anketine göre Türkiye’de 28 bin gazeteci olduğu varsayılıyor. Bunlarının ne kadarının gazetecilik okulu ve iletişim fakültesi mezunu olduğuna dair sağlıklı bir veri yok. Çünkü ülkemizde lise mezunları da sarı basın kartı alabiliyor. Öte yandan iletişim fakültesi mezunu olup da sektör giren birçok meslektaşımız fikir işçisi olmasına rağmen 5953 sayılı yasa kapsamında çalıştırılmıyor” dedi. Görsel yayıncılığın hızla gelişmesine bağlı olarak iletişim fakültesi çıkışlı olmayan pek çok kişinin ekran büyüsüne kapılarak medyaya ilgi göstermeye başladığını söyleyen Güver, istihdam ve ücret politikalarının bu talebi gözeterek belirlenmeye başladığına dikkat çekti. İşverenlerin Altan gelen yoğun iş taleplerine bağlı olarak meslek içi eğitimi önemsemeye başladığını, bu konudaki çalışmaların ağırlıklı olarak meslek örgütlerine kaldığını belirten Güver, TGC’nin gazetecilik eğitimi ile ilgili çalışmaları hakkında detaylı bilgiler aktardı. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Aslı Tunç, Türkiye çapında 33 iletişim fakültesinde yaklaşık 5 bin öğrencinin her yıl medya sektörüne girmek için eğitim gördüğünü hatırlattı. Bu rakamlara rağmen, Türkiye’deki gazetecilik pratiklerinde, gazetelerde ve haber programlarında olumlu anlamda bir ilerleme sağlanamadığını belirtti. Medyanın yüzde 6 – 7’lik oranlarla en az güven duyulan kurumlar arasında olduğunun altını çizen Tunç, “Bu gerçeği değiştirmek, hem üniversitelerin hem de sektörün karşısındaki en büyük mücadele alanı. Gazetecilik eğitimi medya koşullarından bağımsız düşünülemeyeceği için medyanın niteliğini yükseltmenin demokrasinin işleyişine katkıda bulunacağını aklımızda tutmamız gerekir” dedi. Almanya’da gazetecilik eğitiminin belli kurallara bağlanmadığını ifade eden Prof. Dr. Giso Deussen, “Bağlayıcı kuralların getirilmesi, devlet tarafından kıstaslar konulması ifade özgürlüğüne müdahale olarak kabul ediliyor” dedi. Meslekte başarılı olmak isteyen gazetecilerin, yüksek okulda aldıkları yayın yönetmenliğinden multimedya eğitimine kadar uzanan bilimsel ve teorik eğitimin yanına mesleki gelişmeyi sağlayacak olan meslek içi eğitimlere de yönelmeleri gerektiğini söyleyen Deusen, Almanya’da 18 ile 24 ay arasında değişen staj döneminden sonra gazetecilik sıfatının alındığını belirtti. KAS Gazetecilik Akademisi’nden Dr. Marcus Nicolini, staj konusunda Almanya’daki yayıncılar ve gazeteci sendikasında belli bir mutabakat olduğunu söyledi. Nicolini, gazetecilere ileri eğitim sağlayan kurumlarla ilgili bilgiler verdi. Seminerin ikinci oturumunda ise WDR – Medya Araştırma’dan Erk Simon, TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Ciner Gazete Dergi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Doğan Satmış, Spigel – Online’dan gazeteci Ferda Ataman, Hamburg Vatandaş ve Eğitim Kanalı TIDE TV ile TIDE 96.0 Genel Yayın Yönetmeni Werner Eggert “Almanya’daki Türk Medyası – Medya Kullanıcılarının Etnolojik ve Duygusal Öncelikleri” konusunda değerlendirmelerde bulundu. (07.11.2008)

Sermaye gazetecilik mesleğini öldürüyor: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ve Alman – Türk Vakfı’nın (DTS) birlikte gerçekleştirdiği 9. Türk – Alman Yerel Gazetecilik Semineri’nde, medyada meslek ahlakından küresel bir dünyada gazetecilik sorunlarına, okuma kültüründen gazetecilik eğitimine değin birçok konu gazeteci ve akademisyenler tarafından tartışıldı. Antalya Belek’teki Hotel Ic Santai’da düzenlenen seminer, Cumhuriyet gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Dinç Tayanç, Stuttgarter Nachrichten Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Wolfgang Molitor, Aksiyon dergisi yazarı Zafer Özcan, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Bölüm Başkanı Doç. Dr. Neşe Kars, Medya Sorumluluğu Enstitüsü’nden Iris Anna Kötter ve Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Hakan Kara’nın konuşmacı olarak katıldığı oturumlarla devam etti. TGC Van Temsilcisi ve Van Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Emin Toker başkanlığında yapılan “Almanya ve Türkiye’de Medyada Meslek Ahlakı Nereye Kadar – Almanya ve Türkiye’de Yeni Gelişmeler” başlıklı oturumda konuşan Cumhuriyet gazetesi eski yazı işleri müdürü Dinç Tayanç, “Meslek ahlakından söz edebilmek için sözü edilen mesleğin hala var olduğunu kabul etmek gerekir. Gazetecilik mesleği giderek ölmekte” dedi. Tayanç, basına sermayenin gelmesiyle gazeteciliğin meslek olmaktan uzaklaştığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Sermayenin girmesiyle yapılan ilk iş ‘ya sendikadan çıkarsınız ya da işsiz kalırsınız’ diyerek, sendikayı yasaklamak oldu. Kimse işsiz kalmayı göze alamadı. Böylece emeğinin hakkını toplu sözleşme masasında sonuna kadar savunan gazeteci kitlesi gazeteciliği hiç bilmeyen patronlarla karşı karşıya kaldı. Sermaye kendi özelliğine uygun bir medya ister. Sermayenin özelliği ise ürkekliktir. Sermaye sahibi, medyayı, kendisinden büyük sermaye gruplarından ve kendisinden daha güçlü olan siyasi iktidarların karşısında dik duramayacak şekle sokar. Dik duramayacak şekle sokunca, yavaş yavaş nelerin yazılıp nelerin yazılmayacağını, neler yazılırsa kimlerin kızacağı gazetecilerin kafasına sokulmaya başlandı.” Aynı oturumda konuşan Stuttgarter Nachricten Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Wolfgang Molitor Alman basınında yaşanan sorunlara değindi. Molitor, “Bizim de bir kimlik sorunumuz var. Öyle bir şamaya geldik ki kimler için gazete çıkarıp haber yapacağız bilmiyoruz” dedi. Buna rağmen Almanya’nın 359 günlük ve bin 524 yerel gazete ile hala bir gazete ülkesi olduğunu kaydeden Molitor, Almanya’da gazetelerin inanılırlık düzeyinin çok yüksek olduğunu, bunun da tirajlara yansıdığını söyledi. Aksiyon dergisi yazarı Zafer Özcan konuşmasına Can Dündar’ın 1994 yılında yaptığı bir yazıdan aldığı alıntıyla başladı. Medya sermayesinin artık her sektörde görülebileceğini vurgulayan Özcan, medya patronlarının reel ekonominin en önemli aktörleri durumuna geldiğini belirtti. Medya sermayesinin farklı sektörlerde olmasının gazetecilik mesleğine zarar verdiğinin altını çizdi. İstanbul Postası İnternet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Stefan Hibbeler’in başkanlığındaki oturumda, İstanbul Üniversite İletişim Fakültesi Radyo TV Bölüm Başkanı Doç. Dr. Neşe Kars, Medya Sorumluluğu Enstitüsü’nden Iris Anna Kötter ve Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Hakan Kara, “Alman ve Türk Örneğinde Okuma Kültürü ve Medya” konusundaki görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Doç. Dr. Neşe Karslı, “Medyadaki istihdam koşullarına baktığımızda insanların nitelikleriyle değil de akrabalıkları ve tanıdıklarının kim olduğuyla işe alındığını görüyoruz. İletişim fakültesi mezunları da uzun süre bu sektörde ücretsiz çalışmak zorunda kalıyor. Bunun sonucunda bir gün maaş ve kadro almak kaygısıyla itaatkâr olmalarından daha doğal bir durum olmaz” dedi. Kars,  Türkiye gibi ekonomik sıkıntıların yoğun olduğu ülkelerde insanların okumak bir yana temel ihtiyaçlarını giderme kaygısıyla hayatı sadece seyretmek durumunda kaldığını vurguladı. Medya Sorumluluğu Enstitüsü’nden Iris Anna Kötter ise medyanın yaşam üzerindeki etkisinin git gide artmakta olduğuna dikkat çekti. Medyanın bilgi vermekle insanların dünya görüşünü şekillendirdiğini kaydeden Kötter, globalleşen dünyada işleyen bir demokrasi için medyanın sorumluluklarının değerlendirilmesinin altını çizdi. Yıllar içinde yapılandırılmış simgelerin medya tarafından çok kullanıldığını, bunun da önyargıları güçlendirdiğini kaydeden Kötter, olayların medyaya yansımasının hangi süreçlerden sonra gerçekleştiğini anlayan medya tüketicilerinin içerikleri daha iyi değerlendirebildiğini belirtti. Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Hakan Kara okuma kültürü ve medya konusunda, verdiği istatistiksel bilgilerle, Türkiye’nin nerede olduğunu değerlendirdi. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’nda kitap okuma oranında Türkiye, Libya, Tanzanya, Kongo ve Ermenistan gibi ülkelerin 86. sırada yer aldığını belirten Kara, günde ortalama 5 saat TV seyreden Türk halkının kitap okumaya yılda yalnızca 6 saat vakit ayırdığını ifade etti. Japonya’da toplumun yüzde 14’ü, Amerika’da yüzde 12’si, İngiltere ve Fransa’da yüzde 21’i düzenli kitap okurken, Türkiye’de yalnızca on binde bir kişinin kitap okuduğuna da dikkat çeken Kara, Türkiye’de gazete tirajları ile ilgili de bilgi verdi. (08.11.2008)

İşten çıkarmalara TGS eylemi: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyeleri, Sabah gazetesi ve ATV’deki işten çıkarmaları, gazetenin Ankara temsilciliğinin önünde protesto etti. TGS Ankara Şube Başkanı Turgut Dedeoğlu, sendika üyeleri adına yaptığı açıklamada, Turkuvaz Grubu işyerlerinde çalışan sendika üyesi Esra Çelik ve sendika işyeri temsilcisi Nuh Köklü’nün iş akitlerinin işveren tarafından feshedildiğini hatırlattı. İşten çıkarılan sendika üyelerinin haklarını korumak amacıyla açacakları işe iade ve sendikal tazminat davalarının takipçisi olacaklarını belirten Dedeoğlu, “Turkuvaz yönetiminin, çalışanları sendikadan istifa ettirmek için uyguladığı baskı ve tehditlerin somut kanıtlarından biri olduğunu” savundu. (08.11.2008)

Orhan Erinç’ten açıklama: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, sanatçı Sezen Aksu’nun izinsiz fotoğrafını çeken bir gazeteciye “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan bir yıl hapis cezası verilmesi ve bu cezanın ertelenmesiyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, politikacı, sanatçı ve bürokrat gibi kendi isteğiyle halkın önüne çıkarılan özel yaşam alanlarının daha sınırlı olduğunu söyledi. Erinç, “Kamunun önündeki kişilerin özel hayatları ile ilgili alan daha kapsamlı ve geniş olarak yorumlanır. Bu konuda hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları bulunuyor” dedi. Yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ile özel yaşama ilişkin fotoğrafların çekilmesinin daha çok izne bağlandığını, mahkemelerde fotoğraf çekilmesinin yasaklandığını hatırlatan Erinç, bu konuda sadece Türkiye’de değil, dünya ölçeğinde sınırlama olduğuna işaret etti. Erinç, halkın bilgilenme hakkı yerine getirilirken insanların zor duruma düşürülmesi, kişiliklerden ödün verilmesinin istenmesinin de sorun olarak karşılarına çıktığına dikkat çekerek, bu konuda genel yorum yapmanın hem zor olduğunu hem de yanlışa götürülebileceğini dile getirdi. (08.11.2008)

Gazeteciler dava baskısıyla susturuluyor: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ve Alman – Türk Vakfı (DTS) ile birlikte Antalya Belek’teki Hotel Ic Santai’de düzenlediği 9. Türk – Alma Gazetecilik Semineri’nin son gününde “Gazeteci Gözü ile Telekulak Olayı” ve “Türkiye ve Almanya’da Kadın Erkek Eşitliği – Alman ve Türk Medyasında Kadın Gazeteci Olmak” konuları ele alındı. TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun yönettiği seminerin ilk oturumunda TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz, Vatan gazetesinden Kemal Göktaş ve Göttinger Tageblatt gazetesinden Jürgen Gückel “telekulak” olayını gazetecilik ve hukuki boyutlarıyla değerlendirdi. TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz, telekulak olayı ile ilgili yaptığı tespitlerle Türkiye’deki hukuki durumu gözler önüne serdi. 1991, 1995, 2001 ile 2007 yıllarına bakıldığı zaman Türkiye’de genellikle gizli dinlenme olaylarının 5 yılda bir yaşanmakta olduğunu hatırlatan İlkiz, “Eğer gazeteciler olmasaydı, Türkiye’de ‘gizli dinlenme yapıldığı’ bilinmeyecek ve ‘iletişim dinlenmesi’nin yasal statüye kavuşması da mümkün olmayacaktı. Çünkü o tarihlerde kanun yoktu ama telekulak olayı vardı. Dolayısıyla gazeteciler olmasaydı hangi koşullarda kanuna ve hukuka uygun olacağı hakkında yasal düzenleme yapılmayacaktı. Yine gazeteciler olmasaydı, Türkiye’de hala herkesin dinlendiği veya herkesin her durumda dinleneceği konusunda mahkeme kararlarının verildiğini kimse bilmeyecekti” dedi. Delil elde etmek adına yapılan gizli dinlemenin, hukuka aykırı davranmanın mazereti olarak kabul edilemeyeceğini ifade eden İlkiz şunları söyledi: “Türkiye’de yargı gazeteciler eliyle ortaya çıkarılan gizli dinlemeleri yani hak ihlallerini cezalandırmak yerine gazeteciler hakkında davalar açarak gazetecileri dava baskısıyla susturmaya başladı. 2005 Haziranında yürürlüğe giren TCK’nın tehlikeli olarak nitelendirdiğim bazı maddeleri, özellikle de gazetelerde Türkiye’de herkesin dinlenebileceği konusundaki haberlerin yayınlanmasından sonra bu kez gazeteciler hakkında uygulanmaya başlanacaktır. Bizim önümüzde bu haberleri yaptıkları için ceza davası açılan ve kendilerini özel yetkili ağır ceza mahkemesi önünde bulan pek çok gazeteci, bu haberler anlamında yargılanmaya aday durumdadırlar. Bu çerçevede, gazetecilerin telekulak olaylarıyla ilgili haber yayınlamalarından ve yazmalarından dolayı yargılanmaya başlamaları giderek Türkiye’yi 1991 yılındaki hukuksuzluğa götürecektir.” TGC tarafından sansürün kaldırıldığı gün olan 24 Temmuz’un yıldönümlerinde verilen Basın Özgürlüğü Ödülü’nü bu yıl Milliyet gazetesinden Gökçer Tahincioğlu ile birlikte alan Vatan gazetesinden kemal Göktaş, yaptıkları bu haberden dolayı, “gizli belgeleri yayınlamak ve terörle mücadelede görev yapan kamu görevlilerini hedef göstermek” suçlarından haklarına bir yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldığını anımsattı. Göktaş, 2005 yılında eline geçen bir mahkeme kararında, “Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Türkiye’deki bütün internet, telefon, faks haberleşmesine ilişkin detay kayıtlarını talep ettiğini” ifade ederek, “Ben bu kararı haberleştirdim ve ‘Türkiye’yi sarsacak belge’ başlığı ile çıktı. Ben sarsılmasını umuyordum ama Türkiye sarsılmadı. Herkesin mağdur olduğu bir duruma işaret ediyordu. Yani devlet bunu istediği her şey için kullanabilir” dedi. Göktaş, haberden sonra yapılan kanun değişikliğiyle iletişimin izlenmesi ve dinlenmesine jandarmanın, emniyetin ve MİT’in isteğiyle mahkemelerde delil olarak kullanılması için değil, mahkeme kararıyla suçun önlenmesi amacıyla olanak verildiğini hatırlattı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın talebi ile MİT’e 3 yıl önce verilen ve yasa çıkmasına neden olan karardaki gibi tüm Türkiye’deki iletişimin izlenmesine izin verdiğini söyleyen Kemal Göktaş, bu kararla ilgili 1 Haziran 2008’de yaptıkları haberin yayınlanmasından 2 gün sonra Yargıtay 9. Dairesi’nin “Türkiye’deki herkesin potansiyel suçlu olarak gösterilemeyeceğine” dair önemli bir karar verdiğini anımsattı. Tüm Türkiye’nin dinlendiğini ortaya çıkaran ve bu haberle “Basın Özgürlüğü Ödülü” alan Göktaş, daha sonraki süreçte yaşadıklarını şöyle anlattı: “Yargıtay’ın bu kararı vermesinden 1 gün sonra gazeteden Anayasa Mahkemesi’ne gitmek üzere çıktığımda polisler önümü kesti. 8 yıldır yargı muhabirliği yapmama rağmen böyle bir tebligat usulü görmedim. Daha haber çıkalı 2 gün olmasına rağmen savcı özel emirle mutlaka bulunmamız gerektiği yönünde bir talimat vermiş. Ben tebligatı alıp Anayasa Mahkemesi önüne gittim. Anayasa Mahkemesi önünde polisler Gökçer Tahincioğlu’nu bekliyordu. Şunu fark ettik, ‘biz akşam telefonla konuşurken Anayasa Mahkemesi’ne gideceğimizi kararlaştırmıştık’ ve sabah da polisler oradaydı. Yani biz iletişimin dinlenmesi haberini yaparken açık açık dinlenmişiz de.” Yıllardır polis mahkeme muhabirliği yaptığın belirten Göttinger Tageblatt’dan gazeteci Jürgen Gückel, Almanya’da patlak veren telekulak skandallarıyla ilgili katılımcıları bilgilendirdi. Almanya’da suçluların bulunmasıyla ilgili birçok telekulak skandalı olduğunu ama gazetecilere karşı böyle bir olay yaşanmadığını söyleyen Gückel, “Bunu bilmeme rağmen yine de hassas bilgileri içeren konuşmaları, kaynaklarımla olan görüşmeleri kendi telefonumdan yapmıyorum. Önemli belgeleri de çalıştığım gazetede farklı farklı dolaplara koyuyorum” dedi. 11 Eylül 2001’den bu yana terörü önleme ve güvenlik bahanesiyle iletişimin dinlenmesinin daha da arttığını söyleyen Gückel, devletlerin basına yönelik tutumunda çok fazla şeyin değiştiğine dikkat çekti. (10.11.2008)

Çelişkili yasalar: Türk – Alman Gazetecilik Semineri’nin 9’uncusunun kapanış konuşmasını yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, iki ülke medyası arasında önemli farklılıklar olduğunu söyledi. Bu farklılıkların başında medya yapılanmasının ve örgütlenmesinin olduğunu belirten Erinç, Almanya’da yerel medyanın yaygın olmasına karşın Türkiye’de yaygın medyanın ağırlıklı olduğunu vurguladı. Türkiye’de 1938 ile 1946 yılları arasında üye olmayanın gazetecilik yapamayacağı oda biçiminde bir örgütlenmenin olduğunu anımsatan Erinç; “1946’da çok partili döneme geçerken medyada örgütlenmeye ancak dernek ve cemiyetler şeklinde izin verildi. Sendikal örgütlenme 1952 yılında çıkan bir yasayla sağlandı. Ama sendikaya tanınmış olan yetkiler, ancak derneklere tanınmış olan yetkiler kadardı. Sendika ancak 1963’te toplu iş sözleşmesi hakkı kazandı. Bu açıdan baktığımızda Türkiye’de bir ikili yapılanma söz konusu” dedi. Erinç, yasalarda ikili bir durumun yaşandığını “bir yasanın evet dediğine bir başka yasanın hayır dediğini” ifade ederek, şunları söyledi: “Ergenekon soruşturması kapsamında bir gazetemizin genel yayın yönetmeni gözaltına alındı. Gazeteden götürülürken de kelepçe takıldı. Bizim bunu hukuk açısından da değerlendirdiğimizde Ceza Muhakemeleri Kanunu’na (CMK) aykırı bulduk. Çünkü CMK’ da tutuklamanın hangi koşullarda yapılacağı maddelerle sıralanmıştı. İtirazımızı açıkladıktan sonra öğrendik ki, Polis Vazife Selayet Kanunu, polisin kelepçe takmasını amirin inisiyatifine bırakmış. Bir olay iki ayrı yasada iki ayrı şekilde yorumlanıyor. Yine bizim de girişimlerimizle çıkarılan Basın Yasası’na, gazetecilerin ellerindeki belge ve bilgileri vermeye, haber kaynağını açıklamaya, hatta tanıklık yapmaya zorlanamayacağı ile ilgili özel bir madde konuldu. Ama gördük ki başka yasalardaki maddelerle gazetecilere “gelin elinizdeki bilgileri verin’ çağrısı yapılabildi.” (10.11.2008)

Gazeteci Kutlu yaşamını yitirdi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi Alaettin Kutlu yaşamını yitirdi. Mesleğe 1955 yılında Son Posta gazetesinde muhabir olarak başlayan Kutlu; Vatan, Hürvatan, Hareket ve Tasvir gazetelerinde çalıştı. Alaettin Kutlu, Milliyet gazetesinin güney illeri bürosunu uzun yıllar yönetti. 76 yaşında yaşamını yitiren sürekli basın kartı sahibi Kutlu’nun cenazesi, Ataşehir Türkiş Blokları’ndaki Mehmet Uslu Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Ümraniye Hekimbey Mezarlığı’nda toprağa verildi. (10.11.2008)

Gazeteci ve edebiyatçıların gözüyle Babıâli: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği “Gazeteci ve Edebiyatçıların Gözüyle Babıâli” adlı panel, 27. İstanbul Kitap Fuarı’nın önemli etkinliklerinden biri oldu. TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun yönettiği panele, Doğan Hızlan, Eray Canberk ve Adnan Özyalçıner konuşmacı olarak katıldı. TGC önceki başkanlarından Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, TGC Genel Sekreteri Celal Toprak ve Vasfiye Özkoçak gibi deneyimli gazeteciler, paneli izleyenler arasında yer aldı. 8 Kasım’da TÜYAP Kongre ve Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen panelde, 1990’lı yılarla kadar gazete ve yayınevlerinin ortak mekânı olan “Babıâli” döneminde, basın ve edebiyatın nasıl iç içe olduğuna dikkat çekildi. Panelistler yazar ve gazeteci kimliklerini ön plana çıkararak binlerce okuyucunun kitapla buluştuğu fuar alanındaki Kınalıada Salonu’nda “Babıâli” deneyimlerini paylaştılar. (10.11.2008)

Gazeteci Yerebakan yaşamını yitirdi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi Harun Yerebakan yaşamını yitirdi. Sarı Basın Kartı sahibi Yerebakan, gazeteciliğe 1986 yılında Türkiye gazetesinde muhabir olarak başladı ve çalışmalarını burada sürdürdü. Yerebakan’ın cenazesi, Rize Ardeşen Başmahalle Camii’nde kılınan namazın ardından toprağa verildi. (11.11.2008)

Başbakanı izleyen 6 gazeteciye ambargo: Başbakanlık Basın merkezi, 6 gazeteciye yasak getirdi. Başvurularını tamamlayan ve yeni kartlarını almaya giden altı gazeteciye, “kendilerini kart verilmeyeceği” yönünde açıklama yapıldı. Ancak, yıllardır Başbakanlık haberlerini takip eden Akşam gazetesinden Ali Ekber Ertürk, Hürriyet gazetesinden Turan Yılmaz ile Hasan Tüfekçi, Milliyet gazetesinden Abdullah Karakuş, Star televizyonundan Fatma Çözen ve Evrensel gazetesinden Sultan Özer’e Başbakanlık kartı verilmemsinin gerekçesi belirtilmedi. Başbakanlığın akreditasyon uygulamasıyla 6 gazeteciye yasaklama getirmesine Gazeteci Örgütleri Platformu (G – 9) tepki gösterdi. G – 9 Platformu tarafından yapılan yazılı açıklamada; “Akreditasyondan en fazla şikâyet eden bir siyasi zihniyetin, ilkesiz ve ağır akreditasyon uygulamalarına yönelmesini anlamak olanaksızdır” denildi. “Herhangi bir gerekçe gösterilmeden yapılan bu uygulamanın muhalif haberler yapan ve sorularıyla Başbakanı rahatsız eden meslektaşlarımızı hedef alması sansürcü bir eğilimin dışavurumundan başka bir şey değildir. Kimin gazetecilik yapacağına Başbakanlık Basın Müşaviri Akif Beki’nin karar vermesi kabul edilebilir bir uygulama değildir” ifadelerine yer verilen açıklamada, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve Başbakanlığın gazetecilere dönük tavrının kabul edilemez bir boyut kazandığı belirtildi. (12.11.2008)

TGC’den açıklama: Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı izleyen bazı gazetecilerin akreditasyonunun Başbakanlık Basın Merkezi tarafından iptal edilmesinin ardından Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bir basın açıklaması yayınladı. Olayı, “hoşa gitmeyen haberler yazan gazetecileri mesleklerini yapmaktan men etme girişimi” olarak nitelendiren TGC’nin açıklamasında şu görüşlere yer verildi: “Akreditasyon konusu ülkemizde yıllardır bir sorun olarak gündemdedir. Sorunun çözümü beklerken yeniden keyfi değerlendirmelerle iptallerin yaşanması sadece gazetecilerin mesleklerini yapmaktan alıkoyma girişimi olarak kalmamakta, halkı bilgilenme hakkını da yok saymaktadır. Yanlıştan en kısa zamanda dönülmesini beklediğimizi belirtir, ‘çokseslilik’ iddialarını da geçersiz kılan yaklaşımı kınarız.” TGC’nin yanı sıra Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) ve Basın Enstitüsü Derneği olayla ilgili açıklama yaptılar. TGS Başkanı Ercan İpekçi, “Gazetecilerin özgürce haber izleme ve kamuoyunu bilgilendirme hakkı bir kez daha zedelenmiş, ihlal edilmiş oluyor hem de doğrudan doğruya Başbakanlık tarafından” dedi. ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay, “Başbakanlıkta bu işlere karar verenler, gazeteci değil, kendilerine partili, yandaş arıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.  Basın Enstitüsü Derneği’nden yapılan açıklamada ise “Başbakanlığın, kendisi ile ilgili haber yapacak muhabirleri kendi kıstaslarına göre belirleme girişimi halkın haber alma özgürlüğünü de kısıtlamak anlamına geliyor” denildi. (13.11.2008)

“Demokrasiyle bağdaştırılamayan bir yasak”: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Başbakanlık Basın Merkezi’nin 7 gazetecinin akreditasyonunu yinelemeyerek iptal etmesini “ifade özgürlüğüyle, demokrasiyle, halkın bilgi alma hakkıyla bağdaştırılamayan bir yasak” olarak değerlendirdi. Askeri yönetim dönemlerinde gazetecilere kızan yönetimlerin benzer yöntemler uyguladığını hatırlatan Erinç; “Çok seslilikten bahsedilen bir dönemde, hoşlanılmayan haberlerden duyulan rahatsızlık gazetecileri mesleklerini yapmaktan alıkoyuyorsa burada çok tehlikeli bir durum var demektir. Bu yasaktan Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın haberinin olmaması da vahim bir durum, Başbakana sorulmuş ve onun da onayı alınmışsa bu da vahim bir durum” dedi. (14.11.2008)

“Rica değil mücadele gerekir”: Başbakanlık Basın Merkezi’nin 7 gazetecinin akreditasyonunu yenilemeyerek iptal etmesinin ardından, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) önceki başkalarından ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, “AKP kadroları günden güne ne yaptıklarını bilemez hale geliyorlar. Abdülhamit sansürcüleri, gazeteleri ve haberleri sansür ederlerdi. Şimdi AKP sansürcüleri, gazetecileri sansür ediyor” dedi. İki muhabiri sansürlenen gazetenin, haberi 4’üncü sayfadan tek sütun verdiğine dikkat çeken Güreli şunları söyledi: “Her toplum layık olduğu idareye müstahaktır, diyeceğim ama dilim varmıyor. Yasaklamalara gösterilen çok zayıf tepkilere bakarak da pek olumlu düşünemiyorum. Kimi tepkiler içinde bu kararın düzeltilmesi sansürcülerden rica ediliyor. Oysa rica değil, dayanışma içinde bir mücadele gerekir.” (14.11.2008)     
    

Almanya, Kanal 7’nin lisansını iptal etti: Almanya'da yayın yapan "Kanal 7 Int" ve "tvt" adlı Türkiye kökenli televizyon kanallarının ülke çapındaki yayın ruhsatı iptal edildi. Verilen bilgiye göre, Eyalet Medya Kurumları Denetim Komisyonu (ZAK) iptal kararına gerekçe olarak, Kanal 7 Int’in personel ve mali açıdan yasalara uygun olarak faaliyet göstermesinin mümkün olmamasını gösterdi. ZAK tarafından yapılan açıklamada, Kanal 7 INT’in eski yöneticilerinin Deniz Feneri davasında hüküm giymeleri de karara gerekçe olarak gösterildi. Kanal 7 INT’e 2007 Mart'ında ruhsat verilirken, kurumun Almanya merkezli yayın yapması öngörülmüştü. Ancak ZAK, denetimleri sırasında, bu kanalların artık büyük ölçüde Türkiye’den yayın yaptıklarının, kuruluşlarının Almanya merkezlerinde herhangi bir yöneticinin bulunmadığının ortaya çıktığını bildirdi. (14.11.2008)

205 gazeteciye sarı, 164 gazeteciye sürekli basın kartı verildi: Basın Kartı Komisyonu, İskenderun Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde, İskenderun’da toplandı. Toplantıda, ilk kez sarı basın kartı almak için başvuruda bulunan 214 gazetecinin dosyasını inceleyen komisyon üyeleri, gerekli koşulları sağlayan 205 gazetecinin sarı basın kartı almasına karar verdi. Sürekli basın kartı talebinde bulunan 170 gazetecinin 164’ü gerekli koşulları sağladığından sürekli basın kartı almaya değer görüldü. (14.11.2008)


TRT çocuk kanalında cips reklâmına yasak:
TRT, 1 Kasım’da yayın hayatına başlayan TRT Çocuk kanalı için ilginç bir uygulama başlattı. Çocukların şişmanlamaması için Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilköğretim okullarındaki yöntemin bir benzerini izleyen TRT, çocukları obeziteye karşı korumak amacıyla kola ve cips gibi yiyeceklerin reklâmına yasak getirdi. (17.11.2008)


Mehmet Gürhan’ın basın kartı iptal edildi:
Başbakanlık Basın – Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Almanya’daki “Deniz Feneri” davasında “dolandırıcılık” suçundan hapis cezasına çarptırılan Mehmet Gürhan’ın basın kartının iptal edildiğini bildirdi. (18.11.2008)


Gazeteci ücretleri bankalardan ödenecek:
İşçi, gazeteci ve gemi adamlarının hem maaşlarının hem de maaş dışında aldıkları tüm ücretlerin 1 Ocak’tan itibaren bankalar aracılığıyla ödenmesi zorunlu hale getirildi. Buna uymayan işverenlere idari para cezası kesilecek. Çalışma Bakanlığı’nın “Ücret, Prim, İkramiye ve Bu Nitelikteki Her Türlü İstihkakın Bankalar Aracılığıyla Ödenmesine Dair Yönetmelik”i Remi Gazete’de yayımlandı. Yönetmelik, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalıştırılan işçi, gazeteci ve gemi adamlarının ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü istihkakını kapsayacak. (19.11.2008)


Orhan Taşan yaşamını yitirdi:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) önceki başkan yardımcılarından Orhan Taşan, bir süredir kalp rahatsızlığı sebebiyle tedavi gördüğü Maltepe Üniversitesi Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Basın Şeref Kartı ve 2006 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü sahibi Taşan, gazeteciliğe Arkadaş Sesi dergisinde başladı. Vakit, Büyük Doğu, Gece Postası, Son Posta, Şehir, Tercüman, Adalet, Hür Anadolu ve Barış gazetelerinde muhabir, yazı işleri müdürü, yazar ve temsilci olarak görev yaptı. Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nde Basın Ataşeliği, Dış İlişkiler Daire Başkanlığı, İstanbul Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulundu. TRT’de Haber Dairesi Başkanlığı ve İstanbul Bölge Müdürlüğü yaptı. Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü’nde Yönetim Kurulu Başkanlığı ve üyeliği de yapan Taşan, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak “gazetecilik” dersleri verdi. Taşan, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) da yönetim kurulunda görev yaptı. Mesleğini son günlerine kadar sürdüren Orhan Taşan, günlük yayımlanan “İstiklal” ve “Gazete 34” ile “Güle Güle” adlı haftalık gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyordu. Taşan’ın cenazesi, TGC önünde düzenlenen törenin ardında Sultanahmet Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Topkapı Kozlu Mezarlığı’nda toprağa verildi. (21.11.2008)


TRT 30 farklı dilde yayına başladı:
TRT, 30 farklı dilde yayınlanan web yayınları başlattı. “Dünyanın en büyük yayın kuruluşlarından biri olma” vizyonuyla çalışmalarına başlayan TRT, bu yeniliği ile farklı dillerde yayın yapmada dünyanın 5. büyük medya kuruluşu olacak. Web siteleri; canlı görüntü ve ses içeriğine de sahip olacak. Dünyanın dört bir yanından aynı anda 10 binin üzerinde kişi internet üzerinden canlı yayın izleyebilecek. (21.11.2008)


8. Yılsonu Değerlendirme Toplantısı İstanbul’da yapıldı:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung’la (KAS) ile birlikte gerçekleştirdiği Yerel Medya Eğitim Seminerleri’nin 2008 Yılı Değerlendirme Toplantısı, 32 cemiyet başkanının katılımıyla İstanbul’da TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapıldı. Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek, KAS İstanbul Şube Sorumlusu Cem Akdağ ve TGC Başkan Vekili Vahap Munyar’ın açış konuşmalarıyla başlayan değerlendirme toplantısında, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Genel Sekreter Celal Toprak, Genel Sayman Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ve Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar hazır bulundu. Vahap Munyar yaptığı açış konuşmasında, TGC ile KAS’ın 1997 Ekim ayından bu yana işbirliği içinde eğitim amaçlı basın seminerleri düzenlediğini belirterek, “Aradan geçen 11 yıl süresince işbirliği içerisinde yapılan çalışmalarda oldukça yoğun emek harcandı” dedi. Munyar, 48 Yerel Basın Semineri ile Adana’dan Hakkari’ye kadar Türkiye’nin çok önemli noktalarına ulaştıklarına dikkat çekti. Munyar, “Dolaştığımız illerde toplam 7 bin 260 meslektaşımıza ulaşmışız ve eğitim çalışmalarına katılmışlar. Yaptığımız bu çalışmaların yararlarının yerel basına yansıdığını görüyoruz. Umuyorum 81 ilin tamamına ulaşırız” diye konuştu. Kitle iletişim araçlarında son yıllarda yaşanan değişim ve gelişime dikkat çeken Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek, önümüzdeki süreçte yerel medyanın da öneminin arttığını belirtti. Halkla yönetim arasındaki köprüyü kuracak, halkın sorunlarını iletecek aracın da yerel medya olduğunu ifade eden Melek, yerel medyanın gelişmesi ve güçlenmesi açısından ilgili kamu kurumları ve meslek örgütlerinin önemli görevlerinin bulunduğunu dile getirdi. KAS İstanbul Şube Sorumlusu Cem Akdağ ise gazeteciliğin demokratik bir toplum düzeninin taşıyıcı unsuru olduğunu söyledi. “Bu hedefe yönelik olarak gazeteciliğin gelişmesi ve desteklenmesi amacıyla KAS dünya çapında çeşitli projelerde yer almaktadır” diyen Akdağ, TGC ile 11 yıldır başarılı bir işbirliği içerisinde çalıştıklarını söyledi. Bu işbirliğindeki amaçlarının, “Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkileri geliştirmek ve her alanda iki ülkede çıkan haberlerin daha objektif hale gelmesini sağlamak” olduğunu ifade etti. TGC’nin en sağdan en sola kadar, tüzüğü gereği mutlaka 212 sayılı yasa ile çalışan gazetecileri barındıran 3 bin 460 üyeye sahip bir meslek kuruluşu olduğunun altını çizen TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, “Amacımız özellikle meslek sorunlarıyla uğraşmak. Olabildiğince politikaya ve sermaye kesimine tarafsız kalmaya çalışıyoruz. Her görüşe kapımız açık” dedi. KAS ile birlikte 11 yıldır TGC önceki başkanlarından Nail Güreli’nin başlattığı “Yerel Basın Eğitim Seminerleri” yaptıklarını hatırlatan Olcayto, şunları söyledi: “Bunun dışında KAS’la Almanya’dan gelen gazetecilerle birlikte Antalya’da yerel basının bir değerlendirmesini yapıyoruz. Bu toplantılara Yerel Basın Ödülleri’ni alan meslektaşlarımızı da çağırıyor ve evrensel bağlamda medyanın sorunlarını tartışıyoruz. Yine Almanya’dan gelen gazetecilerle Türkiye’den yaygın ve yerel basından çağırdığımız gazetecilerin katıldığı ve farklı fikirlerin tartışmaya sunulduğu başka bir seminer de yapıyoruz. Bu iki seminer dışında yerel gazeteciler için birlikte hazırladığımız ‘Yerel Basın Ödülleri’ yarışması da var.” Yılsonu Değerlendirme Toplantısı’nda TGC önceki başkanlarından, Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli’nin başkanlığında yapılan “Gazetecilik Serüveni ve Yerel Medya” konulu oturumda Radikal gazetesi yazarı Altan Öymen, Türk basınının nereden nereye geldiğini kendi gazetecilik serüveninden örnekler vererek anlattı. Nail Güreli oturumda yaptığı konuşmada, gazetecilik serüveninde bu yıl dört önemli tepe noktası yaşandığını belirtti. Bu tepe noktalarından birincisini “medyada uzun zamandan beri yaşanmakta olan yapısal değişimin 2008’de bambaşka bir gelişim göstermesi” olduğunu belirten Güreli şunları söyledi: “TMSF eli ile açılan çığırın bugün varılan noktasında medyanın yüzde 50’sinin iktidar yanlısı sermayenin elinde bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Gazeteciliğin temel işlevinin aslında muhalefet yapmak olduğunu düşünürsek bu durum ayrı bir önem taşıyor. Bu sermayedeki oluşumu belirtirken bütün gazetelerde çalışan arkadaşlarımın bağımsız gazetecilik yolunda tarafsızca yayın yapma düşüncesiyle hareket ettiklerini biliyorum. Ama ne yazık ki yapısal değişimden dolayı meslektaşlarımızın bir ölçüden sonra belirleyici olamadıkları da bir gerçek. İkinci önemli olay ise Başbakanın bir grubun gazetelerine karşı yaptığı boykot çağrısı. Demokrasiyle bağdaşmayan bir çağrıya tanık olduk. Bunların yanında son dönemde gelen ekonomik krizle ilgili olarak da işten çıkarıla sorunuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Bir dördüncü nokta olarak da akreditasyon konusunu yaşanan krizi belirtmek gerekir.” Gazeteciliğe 1950 yılında Ankara’da çıkan Ulus gazetesinde başladığını söyleyen Altan Öymen, o yıllarda şimdi yaygın basın olarak tanımlanan gazetelerin İstanbul dışında ertesi gün dağıtıldığını hatırlattı. Öymen, bu durumun yerel basın için büyük bir avantaj olduğunu belirterek, bu dönemdeki yerel gazetelerin siyasi haberlerin yanı sıra şehir haberlerinde de kıyasıya rekabet halinde çalıştıklarını ifade etti. Öymen, ulaşım ve matbaa imkânları gelişince İstanbul’daki yaygın gazetelerin de Türkiye’nin her tarafına yayılma imkânı bulduğunu belirterek, bunun yerel basına etkisini değerlendirdi. Türk basın tarihine bakıldığında her iktidarın basına hâkim olma merakının rahatlıkla görülebileceğini ifade eden Öymen, “Eskiden resmi ilan kâğıt kozu vardı iktidarın elinde. Bu dönemde ‘besleme basın’ kavramı ortaya çıktı. İktidar gazetecileri alır, bir gazete kurdurup onlara destek verirdi. Bugünkü iktidarda ise hâlihazırda mevcut olan hayli büyük gazeteleri almak şeklinde oldu” diye konuştu. (24.11.2008)


Basında “resmi ilan” ve “özel yaşamın gizliliği”:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ile birlikte düzenlediği Yerel Basın Seminerleri’nin 8. Yılsonu Değerlendirme Toplantısı’nın öğleden sonraki oturumuna TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz ve Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Ertan Cillov konuşmacı olarak katıldı. TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun başkanlığında yapılan toplantıda; basında “resmi ilan” ve “özel yaşamın gizliliği” değerlendirildi. TCK’nin 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girmeden endişelerini paylaştıkları düzenlemeler arasında 134. maddenin de bulunduğunu işaret eden Fikret İlkiz, toplumda çok yönlü olarak tartışılan “özel yaşamın gizliliği” kavramında öncelik verilmesi gereken etkenin “kamu yararı” olduğunu vurguladı. İlkiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2004’te Monaco Prensesi Caroline’in bir derginin fotoğraflarını ilgisiz yer ve koşullarda çekmesiyle ilgili açtığı davayı kazandığını hatırlatarak, “kişi kamuya mal olmuş olsa dahi özel yaşamın gizliliği ortadan kalkmaz” dedi. Fikret İlkiz, TBMM Alt Komisyonu’nda bulunan Kişisel Verilerin Korunması Hakkındaki Yasa Tasarısı’nın gazetecileri çok ilgilendirdiğini kaydetti, habercilerin 2009 yılında yayın yasaklarıyla yaşamak zorunda kalacaklarını öngördü. Resmi ilanların 195 sayılı Kanun gereğince Basın İlan Kurumu şubelerinin bulunduğu illerde kurum aracılığıyla, şube bulunmayan yerlerde ise aynı kanunun 31. maddesi gereğince valilikler aracılığı ile yayınlatıldığını hatırlatan Ertan Cillov şunları söyledi: “2000 yılından sonra çıkan kanunlarla, tüzük ve yönetmeliklerle ilanların belli tirajın üzerindeki gazetelerde yayınlanması şartları getirildi. Yerel basın için en cazip olan 4137 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince yayınlanan ihale ilanlarıyla da ilgili kanunda değişiklikler yapıldı. Meclise sunulan ilk tasarı, yerel basının ilanlarının azalması yönünde bir takım maddeler içermekteydi. Basın meslek kuruluşlarını çalışmalarıyla birtakım maddelere hükümler ilave edilmesi suretiyle bu hafta Meclisten çıkan son değişiklikle, yerel gazetelerin ihale ilanlarında mümkün mertebe az zarar görmesi sağlanmış oldu.” (24.11.2008)


İfade ve haber alma özgürlüğü korunmalı:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) yerel basın seminerleri kapsamında birlikte düzenlediği 8. Yılsonu Değerlendirme Toplantısı’na katılan cemiyet başkanları, değerlendirme sonrasında benimsenen görüşleri bir bildirge ile kamuoyuna açıkladılar. Bildirgenin tam metni şöyle: “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde kabul edildiği gibi, herkes bilgiye ve haber alma, elde ettiği bilgi ve haberi yorumlama, tek başına veya toplu olarak özgürce düşüncelerini açıklama, yayma, ifade etme ve eleştiri hakkına sahiptir. Bu nedenle gazeteciler; ifade özgürlüğü laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin ve demokrasinin korunması, Türkiye’de demokratik toplum düzeninin sağlanması açısından görevlerini yerine getirirken hiçbir engelleme, baskı, şiddet, tehdit, kötü davranış, ayrımcılık ve herhangi bir yasal, idari veya benzeri sınırlandırmanın hedefi olmamalıdır. İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve özellikle ifade ve haber alma özgürlüğü korunmalıdır. Medyanın bağımsızlığı ve sürekliliğinin sağlanabilmesi için siyasal makamlarca müdahale edilmemesi esastır. Gazetecilerin sansür ve oto – sansürle mücadeleleri desteklenmeli; yürütme organları, kamu görevlileri ve yasama organı, halkın bilgi edinme hakkı olan “basın özgürlüğü” ve “ifade özgürlüğü”nü insan temel hak ve özgürlüklerinin omurgası olarak kabul etmelidir. Aksi takdirde sansür ve her türlü sınırlandırmanın sürekli arttığı, gazetecilerin yargılandığı veya hapse girdiği, ceza tehdidi altında görev yaptığı bir ülke konumundan çıkamayacağımızı yeniden anımsatırız. Son dönemde gerek yaygın gerek yerel medya üzerindeki baskı ve tartışmalar ile iktidar yanlısı bir medya yaratma çabaları kaygıyla izlenmektedir. Burada sadece medya organları ve çalışanları değil, okur tercihlerinin de siyasiler tarafından yönlendirilmesi demokrasimiz açısından vahim sonuçlar doğuracaktır. Türk Ceza Kanunu’ndaki basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalar nedeniyle gazete ve gazeteciler aleyhine açılan hakaret davaları yüzünden para ve hapis cezaları uygulanmakta, çeşitli güç odakları tarafından gazete ve gazeteciler baskı altına alınmaktadır. Yaşam mücadelesi veren yerel medyada basın kuruluşları özellikle mali açıdan yok olma noktasındadır. Tekelleşme ve yabancı sermaye, demokrasi, özgürlükler ve ulusal çıkarlar açısından büyük bir tehdittir. Tekelleşmenin önlenmesi ve yabancı sermayenin sınırlandırılması için gecikmeksizin yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır. Gazetecilik mesleğinin kişisel çıkarlar için kullanılması, özellikle seçim dönemlerinde ortaya çıkan ve sadece ilan gelirleri elde etmeyi amaçlayan naylon gazeteler yayınlanmasının önlenmesi için gerekli duyarlılık gösterilmelidir. Bu konuda Basın İlan Kurumu, valilikler ve basın meslek örgütleri daha etkin çalışmalıdır. Gazeteciler, 212 sayılı Yasa ile değişik 5953 sayılı Basın İş Yasası hükümlerine uygun olarak çalıştırılmalı ve yasal iş güvenceleri ile tüm hakları sağlanmalıdır. Yıpranma hakkı gibi kazanılmış yasal hakları ellerinden alınan basın çalışanlarının bu hakları iade edilmelidir. Ekonomik kriz bahane edilerek basın sektöründe de işten çıkarmaların başlaması endişe vericidir. İş kayıplarına karşı gazetecilerin mağduriyetinin önlenmesi konusunda hükümet, işveren ve sendikaların sorumlu davranması beklenmektedir. Yerel medyada resmi ilanların dağıtımının valilikler aracılığıyla yapıldı bazı illerdeki sorun ve sıkıntılar devam etmektedir. Kadrosuz, tirajsız ve çalıntı içerikli naylon gazeteler resmi ilan almayı sürdürmektedir. Denetimler göstermelik yapılmakta, sorun ve şikayetler geçiştirilmektedir. Basın İlan Kurumu tarafından bu durumun gözden geçirilmesi (ya Basın İlan Kurumu’nun yeni şubelerinin açılması kolaylaştırılmalı ya da valilikler bünyesinde sadece bu bölüme bakacak bir birim oluşturulması) önerilmektedir. 195 sayılı Kanunun yerel yöneticiler tarafından uygulanması sırasında; gazeteler ve gazeteciler üzerinde ilan gelirleri vasıtasıyla baskı kurmaya veya görev yapmalarını engellemeye yönelik uygulamalar önlenmelidir. Bu tür uygulamalarla yerel gazeteciler üzerinde yerel yöneticileri eleştirmekten kaçınacakları ya da nitelik olarak “aleyhte haber” yapmaktan çekinecekleri bir ortam yaratmaya yönelik çabalar sonuç vermeyecektir. İstenmeyen bu tür sonuçlar gazetecilik mesleği ve basın özgürlüğü ile de bağdaşmaz. Gazetecilerin içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak yerel medyada; Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin benimsenmesi, uygulanması ve yaşama geçirilmesinin sağlanması birinci görev olarak kabul edilmiştir.” (24.11.2008)


Basın meslek örgütlerinden Başbakana protesto mektubu:
Başbakanlığın, yeni akreditasyon uygulaması sonrasında Başbakanı takip eden muhabirlere akreditasyonu “uygun” görmemesine basın meslek kuruluşlarından “mektuplu” tepki geldi. 13 basın meslek örgütü, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a mektup gönderdi. Mektupta, yıllardır Başbakanlık muhabiri olarak çalışmakta olan 7 gazetecinin “uydurma ve düzmece haber yaptıkları” gerekçesiyle akreditasyonlarının yenilenmemesinin “basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı adına endişelendiren bir gelişme” olarak nitelendirildi. Başbakan Erdoğan’a mektup gönderen basın kuruluşlarının isimleri şöyle: Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği, Basın Enstitüsü Derneği IPI Ulusal Komitesi, Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Foto Muhabirleri Derneği, Parlamento Muhabirleri Derneği, Profesyonel Haber Kameramanları Derneği, Turizm ve Çevre Gazetecileri Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Ankara Temsilciliği, Türkiye Gazeteciler Sendikası. (25.11.2008)


Anadolu Ajansı’nda toplu iş sözleşmesi imzalandı:
Türkiye Gazeteciler Sendikası ile Anadolu Ajansı arasında yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmeleri anlaşmayla sonuçlandı. 2 yıl süreyle geçerli olacak toplu iş sözleşmesinin birinci yılında ücretler ortalama olarak enflasyon oranında artırılacak. Ücretlere ayrıca 150 YTL seyyanen zam yapılacak. Sözleşmenin ikinci yılında ise ücretler, birinci 6 ayda gerçekleşecek yıllık enflasyon oranında ve seyyanen 150 YTL tutarında artırılacak. Yılın ikinci 6 ayında ise ücretlere, gerçekleşecek 6 aylık enflasyon oranında zam uygulanacak. Toplu iş sözleşmesiyle sosyal yardımlar da yüzde 15 artırılacak. (26.11.2008)


Gazetecilerin sorunları masaya yatırıldı:
Gazeteciler, medyada yaşanan son gelişmeleri değerlendirmek ve geleceğe ilişkin çözüm yolları aramak üzere Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Burhan Felek Konferans Salonu’nda bir araya geldi. TGC öncülüğünde yapılan toplantıda medyada yaşanan sorunların ancak örgütlü bir dayanışma içinde aşılabileceği vurgulandı. Ekonomik krizle birlikte işten çıkarmaların yoğun olarak yaşanacağına dikkat çekilen toplantıda, TGC Genel Sekreteri Celal Toprak’ın moderatörlüğünde katılımcılar görüş ve önerilerini paylaşma fırsatı buldular. Piyasada aktif olarak çalışan ve işten çıkarılma korkusuyla yüz yüze olan gazetecilerin katılımının az olduğu toplantıda, gazetecilerin kendi sorunlarına karşı duyarsız kaldığının altı çizildi. Medyada yaşanan sorunlara dair toplantılarda bir araya gelmenin önemine değinen Toprak, gazetecilerin sorunlarının çözümünün yine gazetecilerin elinde olduğunu vurguladı. Toprak, “Dayanışmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemdeyiz. Biz de TGC Yönetim Kurulu olarak bu toplantıdan çıkacak sonuçlar doğrultusunda yeni bir yol haritası belirleyeceğiz” dedi. TGC Başkanı Orhan Erinç’in rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı toplantıda; TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ile Yönetim Kurulu Üyeleri Doğan Satmış, Recep Yaşar ve Gülseren Güver hazır bulundu. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) şube yöneticileriyle katıldığı toplantıda; Basın enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, Marmara Üniversite İletişim Fakültesi İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı ve İletişim Araştırmaları Derneği Genel Sekrete3ri Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu, TGS Genel Sekreteri Sergül Keskin ve TGS Hukuk Danışmanı Güven Ergin birer konuşma yaptılar. (27.11.2008)


IPI Ulusal Komitesi’nde atölye çalışması düzenlendi:
Basın Enstitüsü Derneği ve IPI Ulusal Komitesi, yeni ofisine geçişi nedeniyle yapılan açılışta 30’u aşkın gazetecinin Türkiye’de basın özgürlüğünün önündeki engelleri ve mücadele yollarını tartıştığı bir atölye düzenledi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, atölye çalışmasında yaptığı konuşmada, “ifade özgürlüğü ve özel hayat” konusuyla medya mensuplarının 2009’da sık sık yüz yüze geleceklerine dikkat çekti. TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz, mahremiyete, manevi konuların korunmasına dikkat edilmesi uyarısında bulundu. (28.11.2008)       


Basın davaları


Yazar Ersöz beraat etti:
Leman dergisinde yayınlanan yazısında “halkı askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle hakkında dava açılan yazar Mustafa Cezmi Ersöz beraat etti. Yazının genelinde, sanığın düşünce v ifadeyi açıklama özgürlüğü kapsamında demokratik hakkını kullandığını ifade eden hâkim, suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle Ersöz’ün beraatına karar verdi. (01.11.2008)


TRT sınavının iptali için dava açıldı:
Haber – Sen Genel Başkanı Ali Yılbaşı, TRT’nin, merkez ve taşra teşkilatında istihdam edilecek personel için açtığı sınavın yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açtıklarını bildirdi. Kamu Personel Seçme Sınavı’nın (KPSS) ilk defa kamu hizmetine atanacaklar için yapılan bir sınav olmasına rağmen kurum personeline de bu kadrolara atanabilmek için aynı koşulun getirildiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu savunan Yılbaşı, ön koşul olarak yalnızca 28 – 29 Haziran 2008’de yapılan KPSS sınavının aranmasının hukuksuz olduğunu iddia etti. Sınav başvurusunun yalnızca internet üzerinden yapılmasını eleştiren Yılbaşı, sınavın yalnızca sözlü olarak yapılmasının da yargı yolunu kapattığını kaydetti. (04.11.2008)


Cumhuriyet, Engin Çeber soruşturmasındaki yayın yasağına itiraz etti:
Cumhuriyet gazetesi, Engin Çeber’in işkence sonucu ölümü ve birlikte gözaltına alındığı arkadaşları Cihan Gün, Özgür Karakaya ve Aysu Baykal'a işkence yapılmasıyla ilgili soruşturmaya getirilen yayın yasağına itiraz etti. Avukatlar Tora Pekin ve Bülent Utku, 4 Kasım tarihli dilekçelerinde, işkencenin önlenmesinde basının olayları takip etmesinin ve kamuoyunun bilgilenmesinin önemine dikkat çekerken, işkence yapılanların ve yakınlarının adalet isteğinin yargının tarafsızlığını etkilemeyeceğini vurguladı. Avukatlar, Bakırköy 9. Sulh Ceza Mahkemesi'nden, koyduğu yasağı kaldırmasını istedi. (07.11.2008)


Gazeteci haklarına Anayasa güvencesi:
Ankara 9. İş Mahkemesi ve Bursa 2. İş Mahkemesi, “Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun”un ücret başlıklı maddesinde yer alan “Gazetecilere ücretlerini vaktinde ödemeyen işverenler, bu ücretleri geçecek her gün için yüzde 5 fazlası ile ödemeye mecburdurlar” ve ekindeki “fazla çalışmalara ait ücretin müteakip ücret tediyesi ile birlikte, ödenmesi mecburidir. Fazla çalışma ücretlerinin gününde verilmemesi halinde, her geçen gün için yüzde 5 fazlası ile ödenir” hükümlerinin, Anayasa’ya aykırılığı savıyla iptali istemiyle Yüksek Mahkeme’ye başvurdular. İtirazı reddeden Anayasa Mahkemesi, Resmi Gazete’de yayınlanan kararında “gazetecilerin işçi ya da memur statüsünden farklı çalışma koşulları bulunduğu, bu nedenle işverene karşı korunması” ayrıca “gazetecinin görevinin haber alma, verme, basma ve yayma gibi kamu düzenini yakından ilgilendiren niteliğinin göz önüne alınması” gerektiğini vurguladı. (14.11.2008)


Yazar Temel Demirer 301’den yargılandı:
Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından düzenlenen basın açıklamasındaki sözleri nedeniyle Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesinden yargılanmasına izin verdiği yazar Temel Demirer hakkında açılan davanın görülmesine devam edildi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Demirer ve avukatları katıldı. DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ile aralarında Fikret Başkaya’nın da bulunduğu bir grup da duruşmayı izledi. (15.11.2008)


Basın ödülleri

 

Burhan Felek Ödülleri sahiplerine verildi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği “Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri” TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Törende, meslekte 50 yılı aşkın süredir hizmet veren gazeteciler; Sami Karaören, Vecdi Kızıldemir, Yüksel Bayar, Suna Zirek, Hilmi Yavuz, Doğan Hızlan, Ergun Kaftancı, Ergin Konuksever, Doğan Şener ve Ülkü Tamer’e ödülleri verildi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile çok sayıda davetlinin katıldığı törende konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, 90 küsur yaşında vefat eden Burhan Felek’in 60 yılı aşkın bir zaman gazetecilik yaptığını hatırlatarak, “Buradaki konuklarımızın, ustalarımızın ve meslektaşlarımızın büyük bir bölümü Burhan Bey’i yakından tanıyan ve onunla birlikte çalışmış kişiler. Ben de onlardan biri olmanın mutluluğunu yaşadım” dedi. 26 yıl önce vefat eden Burhan Felek’in 2 ayrı dönemde 26 yıl TGC başkanlığı yapmış önemli ustalardan biri olduğunu ifade eden Erinç, sporcu kişiliğinin yanı sıra pek çok önemli özelliği bulunan Burhan Felek’in TGC açısından en önemli özelliğinin, Cemiyetin kurumsallaşmasını sağlaması ve tüzel kişiliğinin günlük politikanın dışında kalması konusunu titizlikle uygulamış olması olduğunu belirtti. Burhan Felek’in, gazetecilerin ancak basın mesleğinin ve gazetecilerin sorunları, onların çalışma koşullarını zorlaştıracak yasa veya yönetmelik gibi konuların gündeme geldiği dönemlerde siyaset yapmalarını kurala bağlamış olduğunu vurgulayan Erinç, “Önceki başkanlar da biz de Yönetim Kurulu olarak bu yöntemi uygulamayı sürdürüyoruz” dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, çok köklü ve kurumsal bir yapı olan TGC’nin, bir duayen olan Burhan felek adına bu ödülü düzenlemesinin çok anlamlı olduğunu söyledi. TGC’nin gazetecilik mesleğinin en köklü kuruluşlarından olduğunu dile getiren Günay, Burhan Felek’in de bir simge haline geldiğini kaydetti. Bakan Günay, “Gazeteciliğin toplumun gözü, kulağı, sesi olmak gibi bir özelliği var. Umuyorum ve diliyorum ki bu göz, kulak ve ses her zaman özgür biçimde kendini ifade edebilsin. Bu, toplumun gelişmesi açısından bir güvencedir. Bu, ülkemizin bağımsızlığı, toplumumuzun özgürleşmesi açısından bir güvencedir” diye konuştu. Burhan Felek’in yeğeni Okşan Atasoy, Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük, Gazeteciler Sosyal Yardımlaşma Vakfı Başkanı Selami Turgut Genç, Ragıp Duran, İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör ile TGC üyeleri ve çok sayıda davetlinin katıldığı tören, TGC Lokali’nde verilen kokteylin ardından sona erdi. (06.11.2008)

 

“ADA 2008 Basış ve Dostluk Ödülü”nü Hıfzı Topuz aldı: İlk kez verilen “Afrika Diplomatik Akademisi (ADA) 2008 Barış ve Dostluk Ödülü”ne, Afrika’da sürdürdüğü çalışmalar ve Afrika’yla ilgili kitapları, Afrika’nın başka kültürler tarafından tanınmasına büyük katkıda bulunması nedeniyle gazeteci – yazar Hıfzı Topuz değer görüldü. Topuz, Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, kalbinin üçte birini Senegal’de, üçte birini Kongo’da, üçte birini de Burkino Faso’da bıraktığını belirterek, “Bu ödülü Afrika’nın özgürlüğü, bağımsızlığı için canlarını vermiş olan bütün kahramanlar adına alıyor ve onlara adıyorum” dedi. (22.11.2008)

 

Dünyada basın olayları

 

Gazetecilerden sansüre karşı açlık grevi: Sudan’da basın yetkilileri, açlık grevi yaparak medyaya yönelik giderek artan kısıtlamaları protesto etti. Gazetecilere yapılan baskıları gündeme getirmek için bir araya gelen muhabirler, editörler ve üst düzey basın çalışanları, 3 muhalif gazetenin 3 gün kapatılacağını ve diğer yayın organlarındaki yazarların köşe yazılarını geri çekeceğini belirtti. Sudan’da yıllarca süren güney ve kuzey arasındaki iç savaşı sona erdiren 2005 Barış Anlaşması uyarınca basın özgürlüğü güvence altına alındı. Ancak gazeteciler sık sık güvenlik güçlerinin gece ziyaretlerinde gazetenin kopyasını kontrol etmelerinden ve redaktörlere hassas haberleri kaldırmaları için emir vermelerinden yakınıyor. Gazeteciler ve insan hakları savunucuları, Şubat ayında, gazetelerin hükümeti başarısız bir darbe girişiminde Çaldı isyancılara destek vermekle suçladığı haberlerinin ardından son kısıtlamanın başladığı bildirildi. Hükümet ise suçlamaları reddediyor. (07.11.2008)

 

Uluslararası basın İsrail’e tepkili: Uluslararası medya kuruluşları, gazetecilerin Gazze’ye girişini engelleyen İsrail’i protesto etti. Associated Pres, Reuters ve AFP gibi uluslararası haber ajansları, New York Times gazetesi ve ABC, BBC, CNN ve ZDF televizyonları İsrail’i kınadı. Medya kuruluşları, İsrail Başbakanı Olmert’e gönderdikleri protesto mektubunda, yasak nedeniyle kaygılarını dile getirdiler ve bu uygulamanın kaldırılmasını istediler. (21.11.2008)

Başa Dön