Geri Dön

Mayıs 2009 Raporu

Basında diğer olaylar

TGC kriz masası oluşturdu: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinliklerini izleyecek gazetecilerin karşılaşabilecekleri olası engelleri aşabilmeleri için kriz masası oluşturdu. TGC’den yapılan yazılı açıklamada, kriz masasında TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto ile Genel Sekreteri Celal Toprak’ın dönüşümlü olarak görev yapacakları ifade edildi. Yapılacak çalışmalar konusunda İstanbul Valiliği ile temas kurulduğuna da dikkat çekilen açıklamada, TGC’nin telefonlarına yapılacak başvuruların değerlendirileceği ve gerekli önlemin alınacağı kaydedildi. (01.05.2009)

 

Esat Yılmaer AIPS 1. Başkan yardımcısı seçildi: Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanı (TSYD) Esat Yılmaer, Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) 1. Başkan Yardımcısı seçildi. İtalya’nın Milano kentinde yapılan ve 110 ülkenin katıldığı 72. AIPS Kongresi’nde 1 Başkan Yardımcılığına seçilen ve son bir yıldır da AIPS genel sekreterliğini yapan Yılmaer, yeni görevini 2012 yılına kadar sürdürecek. (02.05.2009)

 

Gazetecilerin grevine uluslararası destek: Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanı Arne König ve Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaleti Sanatçı ve Basın Yayın Sendikası (VERDİ) temsilcileri, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından Turkuvaz Medya Grubu’nda 13 Şubat’tan bu yana sürdürülen greve destek olmak amacıyla Taksim’de düzenlenen yürüyüşe katıldı. EFJ Başkanı König, 1 Mayıs’ta, çalışanların büyük bir zafer kutladığını ifade ederek, küresel krizden tüm dünyada olduğu gibi Avrupa’da da gazetecilerin etkilendiğini ifade etti. (04.05.2009)

 

Yavuz Bayraktar yaşamını yitirdi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi Yavuz Bayraktar yaşamını yitirdi. Bayraktar’ın cenazesi, İstanbul Kadıköy’deki Fenerbahçe Camisi’nde kılınan namazın ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Yavuz Bayraktar mesleğe 1950 yılında İstanbul Ekspres gazetesinde muhabir olarak başladı. Milliyet gazetesinde uzun yıllar spor yazarlığı yapan Bayraktar, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) yönetim kurulu üyeliğinde de bulundu. (04.05.2009)

 

Basın ve ifade özgürlüğü önündeki engeller tartışıldı: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Avrupa Gazeteciler Sendikası’nın (EFJ) ortaklaşa olarak yürüttüğü, “Türkiye’de İfade Özgürlüğü: Değişim İçin Gazeteciler Sendikası’nın Güçlendirilmesi” başlıklı 20 aylık program çerçevesinde düzenlenen etkinliklerin ilki olan “Avrupa Birliği Yolundaki Türkiye’de Basın ve İfade Özgürlüğü: Engeller ve Sorunlar” başlıklı iki gün süren bir konferans yapıldı. Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde yapılan ve Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün tartışmaya açıldığı konferansta yurt içinden ve yurt dışından yüze yakın akademisyen, hukukçu, gazeteci ve sendikacı katıldı. Taksim Nippon Otel’de düzenlenen konferansın açılış konuşmalarını TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, EFJ Başkanı Arne König ve Türk – İş Genel Sekreteri Mustafa Türkel yaptı. Ercan İpekçi, “Bu konferansımızla, basın ve ifade özgürlüğü önündeki tüm bu engelleri yeniden tartışmaya açmak, Türkiye’nin ve gerekirse Avrupa Birliği’nin gündemine taşımak istiyoruz” dedi. Konferansın 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde düzenlenmesinin özel bir anlamı olduğunu ifade eden İpekçi, bu günün, basın özgürlüğünün destekleyen girişimleri geliştirmek ve teşvik etmek için bir eylem günü olduğunu vurguladı. Türkiye’de tam anlamıyla uygulanan bir basın ve ifade özgürlüğünden söz etmenin mümkün olmadığını söyleyen İpekçi, şu değerlendirmelerde bulundu: “Türk Ceza Kanunu (TCK)  ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile ilgili düzenlemeler yapılırken, meslek örgütlerinin ve hukukçuların uyarılarını dikkate almayıp, ‘uygulamayı görelim’ diyen hükümet bugün hala işbaşındadır. Uygulamanın getirdiği sonuçları da hep birlikte yaşıyoruz. Basın ve ifade özgürlüğü, sadece basın ile devlet arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinden ibaret de değildir. Basın çalışanlarının, medya patronları karşısındaki güçsüzlüğü, sendikal örgütlenme haklarını kullanmaktan yoksun bırakılması, medya sahiplerinin ticari kaygılarla siyasi iktidarlarla yakınlaşma eğilimleri, sansür ve otosansürü birlikte getirmekte; dolayısıyla basın ve ifade özgürlüğünün kullanılabilmesinin koşulları da yok edilmektedir.”  Küresel mali krizi bahane olarak kullanan medya işverenlerinin Ekim 2008’den bu yana işten çıkarttığı basın emekçilerinin sayısının 800’ün üzerinde olduğunu söyleyen İpekçi, “Ortaya konulan karamsar tablo bizim eserimiz değildir. Ancak bu karanlık dönemden aydınlığa çıkış için üzerimize düşen sorumluluğu hep birlikte paylaşmak da görevimizdir. Bu konuda asıl sorumluluğu üstlenmesi gereken siyasi iktidarların gerekli adımları atmaları için hep birlikte mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu. TGS’nin 13 Şubat’tan bu yana ATV – Sabah gazetesi ve dergi grubunun bağlı olduğu Turkuvaz işyerlerinde grevde olduğunu hatırlatan Türk – İş Genel Sekreteri Mustafa Türkel, greve Türk – İş ve bağlı sendikaların katkı sunduğunu ve grev yıllarca da süre desteklerinin süreceğini söyledi. Örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirten Türkel, 12 Eylül hukukunun düzenlenmesi ve koşulların İLO standartlarına getirilmesi gerektiğini ifade etti. Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanı Arne König, Avrupa ülkelerinde de harika bir basın özgürlüğünden söz etmenin mümkün olmadığını söyledi. Dünyada küresel krizin bahane edilerek gazetecilerin işten çıkarıldığını belirten König, buna karşı gazetecilerin Avrupa’da savaşa devam edeceğini ifade etti. Daha önceden Avrupa’da toplu sözleşme yaptıklarını ancak bunun günümüzde güç hale geldiğini vurgulayan König, “Siyasi düzen artık gazetecilerle pek ilgilenmiyor” dedi. Konferansın ilk oturumu EFJ Uzmanı Pamela Moriniere’nin moderatörlüğünde “AB Normları ve AİHM İçtihatlarıyla Basın ve İfade Özgürlüğü” başlığı altında yapıldı. Oturumda konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, “AB normları ve AİHM İçtihatlarının standart bir uygulama olabileceğini hatta AB ülkeleri içinde bile bütünüyle uygulanacağını söylemek mümkün değil”  dedi. İfade özgürlüğünün insanların istediklerini yazmaları anlamına gelmediğini belirten Erinç, bu özgürlük anlayışını sınırlayan kurallar ve mesleki değerler olduğunu söyledi. AB müktesebatının ve AİHM içtihatlarının Türkiye’yi yönetenler tarafından yeterince algılanmadığını belirten Erinç, Türkiye’de hukukla siyasetin zaman zaman karşı karşıya geldiğine ve hukuk yerine siyasetin tercih edildiğine de dikkat çekti. TCK’nın değiştirilmesi aşamasında TGC olarak hem hazırlık aşamasında hem Adalet Bakanlığı hem de TBMM alt komisyonundaki çalışmalar katıldıklarını anımsatan Erinç, 26 maddenin ifade özgürlüğü ve insan hakları açısından sakıncalı olduğu görüşünü savunduklarını söyledi. Bu 26 maddede arasında hakaret suçunu düzenleyen maddenin yanı sıra 301. ve 305. maddenin de bulunduğunu ifade eden Erinç, “Ancak bizim 26 maddesine karşı çıktığımız TCK kabul edildiğinde AB bunu bir reform olarak alkışladı. Bu tutum sakıncalar taşıyan TCK’nın değiştirilmesi yönünde atılacak adımlara çok önemli bir engel koydu. Yapılan ısrar ve çalışmalarla 26 maddeden 13’ünde değişiklik yapıldı. 301. madde ile ilgili sınırlarımız AB’nin de göz yumması ya da alkışlamasıyla dikkate alınmadı. Biz 301’in TCK’dan çıkarılması düşüncesindeydik. İlk önerimiz de bu şekilde olmuştu. Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu durum bu önerinin hayata geçirilemeyeceğini bize gösterdi” diye konuştu. Erinç, 3 Mayıs’ın tıpkı 1 Mayıs gibi uluslar arası anlamda meslektaşların dayanışması ve özgürlük mücadelesini birlikte yapabilmesi açısından büyük önem taşıdığının altını çizdi. Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr Mine Gencel Bek, Doğuş Üniversitesi Araştırma Görevlisi O. Serkan Gülfidan, AEJ Türkiye Temsilcisi Gazetesi Doç Dr Doğan Tılıç’ın da konuşmacı olarak katıldığı oturumda, basın ve ifade özgürlüğü önündeki engeller; Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Basın Kanunu ve diğer ilgili mevzuattan kaynaklanan sorunlar; AB normları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları bakımından yapılması gereken düzenlemeler; gazetecilerin çalışma koşulları, sendikalarda örgütlenme hakkı, medyanın ekonomik yapısı, medya sahipliği; medyanın yayınlarıyla yaptığı kişilik hakkı ihlalleri ile medya – siyaset ilişkilerinin basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki etkileri değerlendirildi. (04.05.2009)

 

Gazeteci özgür olmazsa fikir özgürlüğü olamaz: Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) ile birlikte düzenlediği “Avrupa Birliği Yolundaki Türkiye’de Basın ve İfade Özgürlüğü: Engeller ve Sorunlar” konulu 2 günlük konferansta gazetecilerin çalışma koşullarından medyanın ekonomik yapısına, medya – siyaset ilişkilerinden basın ve ifade özgürlüğünün hukuki dayanakları ve engellerine kadar pek çok konu tartışmaya açıldı. Yurtiçinden ve yurtdışından çok sayıda akademisyen, hukukçu, gazeteci ve sendikacının katılımıyla Taksim’deki Nippon Otel’de grçekleştirilen konferansta Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü alanında nerede olduğu konuşmacıların sunduğu tebliğlerle gözler önüne serildi. BİA Net editörü Erol Önderoğlu’nun moderatörlüğünde yapılan oturuma konuşmacı olarak katılan Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr Atilla Özsever, “Basın özgürlüğü aynı zamanda medya emekçilerinin haklarını da kapsayan, kendilerini güvence altına alan bir özgürlüktür. Bu aynı zamanda halkın haber alma hakkını da içermektedir” dedi. Özsever, Türkiye’de basın özgürlüğünü etkileyen temel faktörlerin siyasal iktidar, yasal mevzuat, mülkiyet yapısı, reklam verenler ile gazete yöneticileri ve otosansür olduğunu söyledi. Özsever, tek parti iktidarından günümüze kadar siyasal iktidarların basın özgürlüğü üzerinde olumsuz etkileri olduğuna dikkat çekti. İstanbul Teknik Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi Doç Dr Kadriye Bakırcı ise çalışma koşulları açısından bakıldığında basın ve ifade özgürlüğünü engelleyen nedenlerden birinin de gazetecilerin güvenliğinden kaynaklandığını vurguladı. Zaman zaman gazetecilerin belli güç odaklarının fiziksel şiddete maruz kalabildiğine ve haber yaparken can güvenliğinin tehlikeye girdiğine dikkat çekti. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) araştırmasına göre kayıt dışı çalıştırılan gazeteci sayısının oldukça yüksek olduğunu belirten Bakırcı, bu grubun bağımsızlığından ve ifade özgürlüğünden söz edilemeyeceğini ifade etti. Çalışma biçimlerinde meydana gelen değişimle birlikte serbest gazeteci sayısının giderek artmaya başladığını söyledi. Bakırcı, 212 sayılı Basın İş Yasası’na göre çalışan gazetecilerin iş güvencesi konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığına da değindi. Oturumun diğer konuşmacısı Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat, gazetecilerin siyasi iktidardan ve askeri kurumlardan kaynaklı karşılaştıkları problemlere değinerek, şunları söyledi: “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın basına karşı tavrı, bize Abdülhamit’in uzun burnuyla ilgili yazıları yasaklamasını hatırlatıyor. Çünkü karikatüristlere bile dava açılacak bir konuma geldi. Rejimin hassas noktaları da basın özgürlüğü önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. Türkiye’de Kürt sorunu hakkında yazılan yazılar da Terörle Mücadele Yasası kapsamında çok ciddi sorunlar doğuruyor. Çözülmemiş bir sorunun birçok kesime olduğu gibi gazetecilere de büyük sorunlar yaşattığını görüyoruz. Diğer taraftan 301 ile ilgili sorunlar yaşanıyor. 159’dan sarkan davalar 301’e bağlanarak sonuçlandırıldı. Örnein deneyimli gazeteci Ragıp Zarakolu yayınladığı bir çeviri kitaptan ötürü 301’den mahkûm oldu ve bu dava hala Yargıtay’da.”  Adıyaman’da yayınlanan Gerger Fırat Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hacı Boğatekin ise bölgesinde kamu kurumlarını yaptığı için yerel yöneticilerin hedefi haline geldiğini ve kendisi hakkında çok sayıda dava açıldığını belirtti. TGS Hukuk Danışmanı avukat Meliha Selvi’nin moderatörlüğünde yapılan oturumda da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof Dr Adem Sözüer, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof Dr Köksal Bayraktar ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Hukuk Danışmanı avukat Fikret İlkiz’in katılımıyla “Basın ve İfade Özgürlüğünün Hukuki Dayanakları ve Engelleri” konusu tartışıldı. (05.05.2009)

 

Gazeteci sistemin efendisi olmamalı: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (EJF) ortaklaşa düzenlediği “Türkiye’de İfade Özgürlüğü: Değişim İçin Gazeteciler Sendikası’nın Güçlendirilmesi” başlıklı 20 aylık program çerçevesinde düzenlenen “AB Yolundaki Türkiye’de Basın ve İfade Özgürlüğü: Engeller ve Sorunlar” başlıklı iki günlük konferans Taksim Nippon Otel’de yapıldı. İki gün boyunca yapılan oturumlarda; Türk Ceza Kanunu (TCK), Terörle Mücadele Kanunu (TMK), Basın Kanunu ve diğer ilgili mevzuattan kaynaklanan sorunlar, Avrupa Birliği normları ve Avrupa İnan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları bakımından yapılması gereken düzenlemeler, gazetecilerin çalışma koşulları, sendikalarda örgütlenme hakkı, medyanın ekonomik yapısı, medya sahipliği, medyanın yayınlarıyla yaptığı kişilik hakkı ihlalleri ile medya – siyaset ilişkilerinin basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki etkileri değerlendirildi. Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof Dr Mutlu Binark’ın başkanlığında yapılan “Türkiye’deki Uygulamalar ve Sorunlar” başlıklı oturuma konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi Öğretim Üyeleri Yrd Doç Dr Mehmet Ali Şuğle ile Yrd Doç Dr Gülseren Adaklı, EFJ yetkilisi Pamela Moriniere ve Kadınların Medya İzleme Grubu’ndan (MEDİZ) Hülya Uğur Tanrıöver katıldı. Dünyada 10 kadar şirketin tekelinde bulunan medya yapısının hâkim olduğu bir ortamda basın özgürlüğü, hakikat, toplumun haber edinme hakkı gibi şeylerden bahsetmenin bir anlamı kalmadığını söyleyen Yrd Doç Dr Gülseren Adaklı: “Bu tekel yapısı içinde gazeteciye çok fazla hareket alanı kalmıyor. Gazetecilik artık eski ideal yapıdan tamamen kopmuş durumda. Gazeteciliğin tarihine baktığınız zaman çağdaş gazeteciliğin kökeninde meslek ideolojilerini görüyorsunuz. Bizim tarafsızlık, nesnellik, objektiflik diye göklere sığdıramadığımız etik kodların aslında nasıl kapitalist rasyonellerle bütünleştiğini bu tarih içinde görebiliyoruz. Gazetecilik kendini ‘tarafsız olmak zorundayım’ gibi kalıpların içine hapsediyor. Oysa haber denilen şey kaynak bağımlı ve siz akredite olmayan bir kaynak kullanıyorsanız haber geçerli olmuyor. Gazeteci bu kaynak bağımlılığını sorgulamadan gazetecilik yapamaz” dedi. Yrd Doç Dr Mehmet Ali Şuğle ise Basın İş Kanunu’ndaki eksikliklere değinerek, yasalar çıkarılırken kendi sorunlarını, beklentilerini ortaya koyup ondan sonra bunları hukukçulara formüle ettirmeleri gerektiğini ifade etti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof Dr Adem Sözüer, Türkiye’de şu anda infaz kurumlarında bulunan 120 bin kişiden 70 bininin tutuklu olduğunu belirtti. Yargılamanın, maddi gerçeği bulmak için ve bunun sonucunda; kişi suçsuzsa aklamak, suçluysa adil olarak hak ettiği cezayı vermek için yapıldığını belirten Sözüer,  uzun yıllar süren davalarla Türkiye’de yargılamanın bizzat kendisinin bir ceza gibi uygulandığını vurguladı. Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof Dr Köksal Bayraktar, basın özgürlüğünün düşünce özgürlüğünün ve demokratik toplumun dayanağı olduğunu söyledi. Bayraktar, “Gazetecilerin ellerinde tuttukları ışıklarla yurttaş, toplumda meydana gelen olaylar hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Basın haber yaparak kendi hakkını icra eder. Hakkını kullanan suç işlemez” dedi. Bayraktar, TCK’nın 285. maddesinde “gizliliğin ihlali”ne dair düzenlemenin Basın Kanunu’nun 19/1 maddesinde; TCK’da “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs”e dair 288. maddenin de Basın Kanunu’nun 19/2 maddesinde de yer aldığını anımsatarak, bu durumun karışıklığa neden olduğunu söyledi. Yargının hapis öngören TCK’daki hükümleri uygulamaya daha hevesli olmasını eleştirdi. TGC Hukuk Danışmanı avukat Fikret İlkiz “kişisel verilerin korunması”na ilişkin yasal düzenlemelerin bulunmadığını söyledi. İlkiz, Avrupa’da terörle mücadele ortamında araştırma gazeteciliğinin nasıl korunacağı tartışılırken, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne dair onca ihlal yaşanmasının yanı sıra, “devlet sırrı” ve “kişisel verilerin korunması”na ilişkin düzenlemelerin bulunmadığına dikkat çekti. İlkiz, Devlet Sırrı Yasa Tasarısı ve Bakanlar Kurulu’nda kabul edilerek 22 Nisan 2008’de TBMM Başkanlığı’na gönderilen “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı” ile ilgili tartışmalarda gazetecilerin etkin şekilde yer almasının “kötü sürprizlerin” önüne geçmek için yararlı olacağını açıkladı. Toplantını ikinci gününde yapılan “Türkiye’de Medya – Siyaset İlişkilerinin Basın ve İfade Özgürlüğüne Etkileri” başlıklı oturuma; Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof Dr Korkmaz Alemdar, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanı Ahmet Abakay, Cumhuriyet gazetesi yazarı ve TGS önceki başkanlarından Şükran Soner, Birgün gazetesi yazarı Ahmet Tulgar ile Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd Doç Dr Olgun Akbulut konuşmacı olarak katıldı. Oturumun başkanlığını Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd Doç Dr Abdülrezak Altun yaptı. Yaptığı konuşmada, iktidarla basın arasındaki çatışmaların ne Türkiye’de ne de dünyada yeni olmadığını belirten ÇGD Başkanı Ahmet Abakay; “İktidarın hoşuna gitmeyen, iktidarı sarsan şeyler söyleyenler daima düşünce suçlusudur. İktidar daima kendisine yandaş bulmak ister. Son yüz yılda Türkiye’de öldürülen gazeteci sayısı 63. Bu cinayetlerin failleri ya da bu faillerin arkasındakiler bulunamıyor. Takip edilmesi durumunda da devletin derin dehlizlerinde kayboluyor” dedi. Bilimsel teknoloji çağında, medya gücünün silah gücünün daha etkili olduğunun keşfedildiğini belirten Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner de “Medya gücünün keşfedilmesinin karşısında gazetecinin ötekine karşı tetikçi olarak kullanılması gerçeği ile yüz yüzeyiz” dedi. Bugün artık uluslar arası basın meslek örgütlerinin Irak Savaşı’nda altını çizdikleri ilişkilendirilmiş gazeteciliğin çok masum kaldığına işaret eden Soner, “Çünkü işgalci güç ile birlikte cepheden görüntü yansıtan gerçeği hiç değilse biliyoruz. Ama diğer taraftan kim adına, ne adına tetikçi olarak kullanılan gazetecinin kavram kargaşasında verdiği zararlar çok daha karmaşık ve boyutludur. Örgütsüzlük ve bilinçsizlik anlamında insan beynine en büyük darbeyi gazetecilik, iletişim ve eğlence sektörleri yapıyor” diye konuştu. Birgün gazetesi yazarı Ahmet Tulgar medyanın devlet politikalarıyla ve hükümetlerle ilişkisinin birbirinden farklı olduğuna dikkat çekerek, “Yayın organlarına göre bir takım farklılıklar gösterse de devletin kırmızıçizgisiyle belirlenen meselelerinde ya da tabu denilen bir takım konularda benzerlik sergileyen bir ilişki var. O da devlet politikalarını sorgusuz sualsiz benimsemek, hatta bunun propagandistliğini yapmak” dedi. Bunun medyada çok katı bir ideolojik ve dilsel belirlemeye yol açtığını söyleyen Tulgar, medyanın dilini devletle kurulan ilişkinin belirlediğini vurguladı. MEDİZ’den Hülya Uğur Tanrıöver de cinsiyetçi yaklaşımlarından yola çıkarak kadının temsilinin nasıl ve hangi boyutlarda olduğunu anlattı. Türkiye medyasında, gerek medyada çalışanlar arasındaki temsili düzeyinde gerekse medya içeriklerinde anayasanın en temel maddeleri arasında yer alan “cinsiyetler arasında ayrım yapmama” hususunun hiçbir şekilde gözetilmediğinin altını çizen Tanrıöver, “Buradan hareketle kadıların eşit ve reşit bireyler olarak var olma hakkının çok farklı biçimlerde ihlal edildiğini görüyoruz. Bunun temeli kadınların toplum içinde eşit olmamansa ve iktidar odağının olduğu her yerde erkeklerin patriarkal düzenlerini sürdürmesine dayanıyor. Medya bunların başında geliyor” dedi. (06.05.2009)

 

AA, TRT ve RTÜK’ten Bülent Arınç sorumlu: Bakanlar Kurulu’ndaki değişikliklerin ardından Devlet bakanlıklarında görev dağılımı belirlendi. Bakanlar Kurulu’nda yapılan görev dağılımına göre, Basın – Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü ve Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın sorumluluğuna verildi. (06.05.2009)

 

Temiz çevre için el ele: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Tesco Kipa’nın katkılarıyla global dünyanın acil öncelikleri arasında yer alan çevre ve küresel ısınma sorununun çözümüne katkı sağlamak amacıyla geçen yıl ilkini gerçekleştirdiği “Küresel Isınma Kurultayı”nın ikincisini yaptı. Kurultaya; eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in yanı sıra çok sayıda öğrenci, akademisyen ve gazeteci katıldı. TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlenen kurultayın açılış konuşmasını yapan TGC başkanı Orhan Erinç, bir meslek örgütü olarak küresel ısınma ve iklim değişikliği konusuna önem verdiklerini belirtti. Erinç, medyanın görevinin halkın bilgilenme hakkını kullanmasına aracılık etmek olduğunu söyledi. Dünyanın ve Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan küresel ısınma ya da iklim değişikliğinin, dünyada yaratacağı ya da var olan sorunları daha da büyüteceği bir dönemden geçildiğini ifade eden Erinç, şunları söyledi: “İklim değişikliğini engellemenin yolu, kurumların çalışması kadar, halkın Türkiye’de yaşayanların bilgilendirilmesiyle de aşılacak bir durum. Bu açıdan baktığımızda TGC bir meslek örgütü olarak küresel ısınma ve iklim değişikliği konusuna önem veriyor. Çevre konusunda çok uzman meslektaşlarımız var ama konuların kamuoyuna aktarılması için uzmanlık alanlarının da üniversitelerde biraz daha yaygınlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Meslektaşlarımızın bu konudaki çabalarına teşekkür ediyorum. Bu kurultayda, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle ilgili yeni bilgiler edinme olanağını bulacağız. Yeni önerilere de tanık olacağız.” Kurultayda konuşan eski bakan Hilmi Güler, Türkiye’de maliyet hesaplarına, ham madde, işçilik gibi birçok girdinin eklendiğini ancak çevrenin dahil edilmediğini ifade ederek, ekolojik maliyeti mutlaka diğer maliyetler arasına katmak gerektiğini dile getirdi. “İçinde bulunduğumuz dönemde bir devrim, dönüşüm yaşanıyor. O da çevre devrimi” diyen Güler,, tarım devrimi ile dünya yüzeyinin değiştiğini, endüstri devriminin atmosferi değiştirdiğini, çevre devriminin ise ekonomiyi etkileyeceğini kaydetti. Güler, atık yönetiminin önemli olduğunu, yenilenebilir enerjide olduğu gibi kullanılabilir atık kavramının da gündeme getirilmesi gerektiğini anlattı. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, “Türkiye, Kyoto Protokolü’ne taraf olan bir ülke olarak 2013’ten itibaren uygulanacak iklim değişikliği kontrolü rejiminde, ülke çıkarlarını ortaya koyarak görüşlerimiz doğrultusunda şekillenecek yeni rejime taraf olma imkânına kavuşmuştur” dedi. Eroğlu, yaptığı konuşmada, canlıların ihtiyacı olan su, gıda ve enerjinin çevre tahrip edilmeden, kaynaklar israf edilmeden karşılanması gerektiğini belirtti. Küresel ısınmanın en önemli sebebinin atmosferde sera etkisi yapan karbondioksit ve metan gibi sera gazı emisyonlarındaki hızlı artış olduğuna dikkat çeken Eroğlu, özellikle fosil yakıtlarının yakılması, arazi kullanımı değişiklikleri, ormanların tahribi ve çarpık sanayileşme gibi faaliyetler yüzünden atmosferdeki sera gazı birikimlerinin hızla artış gösterdiğini vurguladı. Tesco İklim Değişikliği Direktörü Stephen Heal de dünyada küresel bir daralmanın söz konusu olduğunu ifade etti. Politikacıların genellikle, yeşil bir politika uygulayarak kar edilemeyeceğini savunduklarını belirten Heal, bunun yanlış bir düşünce olduğunu düşündüklerini belirtti. Heal, son birkaç yıl içerisinde küresel ısınma sorununun çok fazla büyüdüğünü, atmosferdeki karbondioksitin büyük oranda arttığını belirterek, buna bağlı olarak açlıkların arttığını, kıtlıkların yaygın hale geldiğini, su miktarının da giderek azaldığını anlattı. 2 derecelik bir iklim değişikliğinin dünya üzerinde muazzam değişikliklere yol açabileceğini ifade eden Heal, elektriği, rüzgâr enerjisini, davranış değişikliklerini kullanarak küresel ısınmanın engellenebileceğini savundu. (08.05.2009)

 

Medyanın çevre duyarlılığı tartışıldı: 2. Küresel Isınma Kurultayı kapsamında yapılan “Küresel Isınma ve Medya” başlıklı panelde görsel basın temsilcileri Enerji ve Tabii Kaynaklar eski bakanı Hilmi Güler’in başkanlığında, medyanın çevreye duyarlılığını ele aldılar. Panelde konuşan ATV Genel Yayın Yönetmeni Fuat Uğur, dünyanın en büyük şirketlerinin çevreye zarar verdiğini ancak reklam baskısı nedeniyle bunları yazamadıklarını ifade ederek, bunun büyük bir sorun olduğunu, yeni bir çevre konseptiyle yeni bir çevre modeli oluşturulması gerektiğini söyledi. Show TV Haber Koordinatörü Korcan Karar, kendi organlarında nasıl polis, sağlık, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı muhabirleri varsa, çevre muhabirlerini de yetiştirdiklerini anlattı. Karar, “Çevre bizim geleceğimiz. Bu salonda gençlerin olması, geleceğimizin burada olduğunu gösteriyor” dedi. TGRT Haber Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Soysal da dünyanın çareler aradığı küresel ısınmanın adını, “israf, açgözlülük, üreterek tüketmek, tüketirken tükenmek” olarak nitelendirdi. Basının tematikleşmeye gitmediğini, Türkiye’de varoşlara hitap eden şarkılı türkülü eğlence programları ile diziler yayınlandığında şikâyetlerin gelmeye başladığını anlatan Soysal, “Şikâyet eden şirketler, insanı eğitmeye, bilinçlendirmeye yönelik ne yaparsanız yapın, tek reklam vermezler. Gelinen noktada da yayıncılık ahlakından söz edenler, oturup iş dünyasının ahlakından söz etmeliler” diye konuştu. Habertürk Program yapımcısı ve sunucusu Zafer Arapkirli, demokrasi kültürü ne kadar gelişirse, çevreye duyarlılığın da o kadar arttığını ancak reklam yoluyla kurulan baskı nedeniyle medyanın elinin kolunun bağlandığını savundu. Arapkirli, “Hükümetin en önemli görevinin basının bağımsızlığı önündeki engelleri kaldırmak olduğunu düşünüyorum. Bu engeller kaldırılırsa, biz çevre başta olmak üzere her konuda bilinçlendirme görevimizi en iyi şekilde yerine getireceğiz” dedi. Kanal D program yapımcısı ve sunucusu Abbas Güçlü ise medyanın toplumu değil, toplumun medyayı yönlendirdiğini ileri sürdü. Güçlü, “Toplum ne istiyorsa medya onu veriyor. Herkes belgesel istiyor da biz zorla mı dizi film dağıtıyoruz? Yapılması gereken çok şey var. Bunun temelinde de eğitim yatıyor” dedi. Güçlü yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Basın halkın müşterek sesidir deniyor. O zaman basının sesi kesilirken, milletin sesi kesilmiyor mu? İnsana duyarlı olmayan bir toplumun çevreye duyarlı olmasının mümkün olduğuna inanmıyorum. Başbakanlar, milli eğitim bakanları eliyle 21. yy’da okuma – yazma kampanyalarını hala bir övünç kaynağı olarak sunuyorsanız nasıl evreye duyarlı insanlar yetiştirilebilir. Biz insanları en temel haklarına karşı duyarlı hale getirememişken çevreye duyarlı hale nasıl getirebiliriz. Biz eğitime gönül verenler, ağaca gönül verenler kadar başarılı olamadık. Onlar ağacı, toprağı, doğayı önemli kıldılar, biz hala insanı önemli kılamadık. Çünkü bu ülkede en az değer verilen varlıkların başsında insan geliyor. Bu tür toplantılarda ancak parlak laflar söyler, birbirimizi alkışlarız, ilk ihlalleri de yine kendimiz yaparız.”  (08.05.2009)

 

Gelecek kuşakları kurtaralım: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Tesco Kipa’nın işbirliğiyle yapılan II. Küresel Isınma Kurultayı “Yaşamına Sahip Çık” sloganıyla toplumun çevreye duyarlı kesimlerini aynı çatı altında buluşturdu. 60 gönüllü kurumun desteğiyle tam gün süren kurultayda iki ayrı oturumda toplam 10 panelist küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda tebliğ açıklarken, iklim değişikliği sonucunda dünyayı ve insanlığı bekleyen tehlikelere dikkat çekildi. TGC Genel Sekreteri Celal Toprak’ın moderatörlüğünde yapılan “Küresel Isınma ve Ekonomi” başlıklı panel, İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof Dr Mikdat Kadıoğlu, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, WWF Türkiye Başkanı Akın Öngör, İstanbul Çevre Konseyi Federasyonu Başkanı Tunay Gürsel, TESCO Kipa Hukuk ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Yılmaz Attila’nın katılımıyla yapıldı. 2008 yılında ilki düzenlenen Küresel Isınma Kurultayı’nın büyük ilgi uyandırdığını belirten Celal Toprak, bu yıl 60 sivil toplum kuruluşunun destek vermesinin kurultayın gelişmesine ve medyada yankı bulmasına olanak sağladığını altını çizdi. Toprak, “Medya olarak halen küresel ısınma konusunda eksiklerimiz var. Zaman içinde bu eksiklerimizi gidereceğiz” dedi. İnsanoğlunun hiç düşünmeden doğayı tüketmesinin sonuçlarından birinin bugün ekonomik kriz olarak karşımıza çıktığına dikkat çeken Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkanı ve World Wild Funf for Nature (WWF) Türkiye Temsilcisi Akın Öngör de “İnsanoğlu kendi kazanamadığını sarf etti ve sonuçta küresel olarak ekonomi göçtü. Aynı şekilde yer kürenin kaynak üretebilme kapasitesinin üzerinde tüketim yapıldığı müddetçe daha büyük bir kriz kaçınılmazdır. Akıllıca davranıp bunun önüne geçmek gerekiyor” diye konuştu. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar ise iklim değişikliğinin etkilerine karşı alınan ve alınması gereken tedbirleri anlattı. Çağlar, teknolojideki yoğun gelişmelere rağmen iklimdeki değişkenliğin yüksek bir doğrulukla öngörülmesinin henüz mümkün olmadığını söyledi. Konuşmasında, Antalya’da 2007 yılında yapılan ve 192 ülkenin katıldığı Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nde yayınlanan raporun sonuçlarına da değinen Çağlar, şunları söyledi: “Raporda iyi ve kötü olmak üzere hazırlanan iki senaryo var. İyimser senaryoya göre önümüzdeki yüz yılda küresel sıcaklık artışının 1.8, kötümser senaryoda da bu artışın 4 santigrat derece olacağı öngörülüyor. Artış oranı ne olursa olsun sonuç olarak bir artış söz konusu ve bunun dünyamıza bir takım etkilerinin olması kaçınılmaz.”  İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof Dr Mikdat Kadıoğlu, “İnsanoğlu doğanın bir parçası ama yaptıkları doğal sayılmıyor. Bu çelişkinin bir sonucu olarak da bugün ekoloji ve ekonomi ikilemiyle karşı karşıyayız. İkisi de aynı kökten gelmesine rağmen bugün bir çatışma halinde. Bu yıl ekonomide çok önemli bir kriz yaşanıyor ancak küresel iklim değişikliği de bir insan hakları sonucu olarak karşımızda duruyor” dedi. İklim değişikliği ile ilgili iyimser senaryolara göre yüz yıl içinde 2, kötümser senaryolara göre ise 4 derecelik bir artışın yaşanacağını belirten TESCO Kipa Hukuk ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Yılmaz Atilla, geleceğin tehlike altında olduğunu vurguladı. Attila: “Herkesin yaşamında yaptıklarıyla dünyaya bıraktığı bir karbon ayak izi var. Yaşam tarzımızı değiştirmeliyiz. Oturduğunuz yerde ışıklara ihtiyaç yokken kapattığınızda ya da tıraş olurken, diş fırçalarken suyu boşa akıtmadığınızda bir şeyler değişmeye başlıyor. Hayatımızda yapacağımız her değişiklik çok büyük önem taşıyor” dedi. İstanbul Çevre Konseyi Federasyonu Başkanı Tunay Gürsel de 1982 Anayasası’nın 56’ıncı maddesinin “herkese sağlık ve yaşanabilir dengeli bir çevrede yaşama hakkı” tanıdığını hatırlattı. Bunu sağlamanın yalnızca devletin görevi olmadığına vatandaşların da bu konuda ödevleri olduğuna işaret eden Gürsel, havanın, suyun yaşadığımız çevrenin kirlenmesi, şehirlerin yaşanamaz hale getirilmesi gibi konulara ne tür tedbirler alınması gerektiği konusunda yaptığımız çalışmalarda çevreyi koruyan mevzuat kadar eğitim ve devlet denetiminin de gerekli olduğunu belirtti. (09.05.2009)

 

Küresel Isınma Kurultayı’na destek ve tebrikler: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda bakan, milletvekili ve yerel yöneticiler ile meslek örgütleri, Küresel Isınma Kurultayı’na destek ve tebrik telgrafı gönderdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, telgrafında şu ifadelere yer verdi: “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ‘Yaşamına Sahip Çık’ çağrısıyla gerçekleştirdiği 2. Küresel Isınma Kurultayı’na nazik davetiniz için teşekkür ederim. Düzenlenen kurultayın toplumsal bilinçlenmeye vesile olması temennisiyle amacına ulaşmasını diliyor, size ve tüm katılımcılara sevgi ve selamlarımı sunarım.”  Telgraf gönderen isimlerden bazıları şöyle: Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Bayındırlık ve İkan Bakanı Mustafa Demir, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, İstanbul Milletvekili Abdülkadir Aksu, Samsun Milletvekili Suat Kılıç, TOBB Başkanı M. Rıfat Hisarcıklıoğlu, İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge. (09.05.2009)

 

Medyamız siyasete kilitlendi: Güney Marmara Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği “Medyamız nereye gidiyor” konulu panelde konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) önceki başkanı, Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, medyamızın siyasete kilitlendiğini ifade ederek, “Basın – siyaset – ticaret ilişkisi çığırından çıktı” dedi. Bandırma’da düzenlenen “Medyamız nereye gidiyor” konulu panele; TGC önceki başkanı, Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu ve TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasında, şu anda medyanın içinde bulunduğu sorunları, ülkenin içinde bulunduğu sorunlarla birlikte değerlendirmek gerektiğine dikkat çeken Mustafa Mutlu, şunları söyledi: “Her işte olduğu gibi medyada da son sözü parayı veren söyler. Son yıllarda medyamıza giren sermaye gücü de her olaya, daha çok kazanmak amacıyla yaklaşıyor. Ülkemizde, şu anda, yaygın basında bulunan 28 gazetenin günlük toplam satışı 4.188.000’dir. Bugün, medyamız paramparçadır. Bu nedenle gazetecilerin hepsini, aynı kefede değil, teker teker değerlendirin. Görevini hakkıyla yerine getiren gazeteciler ile getirmeyenleri iyi ayırın. Medyanın görevi, kamuoyunu yansıtmak ve kamuoyu oluşturmaktır. Bu görevi layıkıyla yerine getirenlere sahip çıkın. Sözün kısası, bugün Türk medyasının nereye gittiğini sorarsanız, toplumun gittiği yere gidiyor derim.” Günümüzde ülkemiz medyasının, hukuksuzlukları savunan ve hukuk isteyen iki kampa bölündüğünü vurgulayarak konuşmasına başlayan Nail Güreli de görüşlerini, “Güncel Olaylarla Medyaya Bakış” başlığı altında dile getirdi. Güreli şunları söyledi: “12 Eylül döneminde magazine kilitlenen Türk medyası, şu anda siyasete kitlendi. Bu nedenle halkın gerçek sorunları ile ilgilenmiyorlar. Bugün medyamız, genelde her konuya peşin hükümle yaklaşıyor. Basın – siyaset – ticaret ilişkisi, çığırından çıktı. Buna paralel olarak, medyaya güven iyice azaldı. Nüfusu 72 milyon olan Türkiye’de şu anda yaygın basının günlük tirajı sadece 4 milyon. Oysa 82 milyonluk Almanya’da basının günlük tirajı 24 milyonu buluyor. Bir ülkenin gelişmişliği, gazete satışıyla ölçülebilir. Gelişmiş bir ülkenin gazete satışı, nüfusunun en az yüzde 10’u olmalı. Yani şu anda Türkiye’de günlük gazete satışının, en az 7 milyonu bulması gerekir ki gelişmişlikten söz edebilelim.” Türkiye’deki gazetecilerin, yılardır çok önemli görevleri başarıyla yerine getirdiklerine dikkat çeken TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz ise “Buna paralel olarak, halkın gerçekleri öğrenmesi hakkı adına görev yapan gazeteciler, korunması gereken mesleğin bireyleri arasında yer almalıdır” dedi. İlkiz, siyasi iktidarların, basın üzerindeki olumsuz etkisinin ortadan kaldırılması için yeni yapılacak anayasamızda, halen anayasamızda bulunan “Basın özgürdür, sansür edilemez” maddesinin yanına, “Bu maddede değişiklik bile teklif edilemez” cümlesinin eklenmesinin yararına işaret etti. İlkiz, şu anda Türkiye’de demokratik siyasal yapının bulunmamasının, medyanın sıkıntılarına yol açtığını sözlerine ekledi. Paneli; Bandırma Kaymakamı Salih Keser, Bandırma Belediye Başkan Yardımcısı Dursun Mirza, Erdek Belediye Başkanı Hüseyin Aysan, Edincik Belediye Başkanı Mehmet Yağcı, Ocaklar Beldesi Belediye Başkanı Aydın Bilgiç, Bandırma İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof Dr Edip Örücü, Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Genel Sekreteri Mehmet Tüm ve Türk Sinemasının tanınmış karakter oyuncusu Ahmet Mekin başta olmak üzere kalabalık bir topluluk izledi. (11.05.2009)

 

TGS’den Başbakan Erdoğan’a ikinci mektup: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), ATV ile Sabah gazete ve dergi gruplarının bağlı olduğu Turkuvaz işyerlerinde, 90. gününü dolduran grevle ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan bir kez daha girişimde bulunmasını istedi. TGS’den yapılan açıklamada, Genel Başkan Ercan İpekçi ve Genel Sekreter Sergül Keskin imzasıyla Başbakan Erdoğan’a bir mektup gönderildiği bildirildi. Açıklamada ayrıca, Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (EFJ) hafta sonu Bulgaristan’ın Varna kentinde yapılacak yıllık olağan toplantısında, Turkuvaz greviyle ilgili karar alınmasının beklendiğini de belirtildi. (14.05.2009)

 

Yerel basın birleşmeli ve bu yolda güçlenmeli: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) düzenlediği Yerel Basın Eğitim Seminerleri’nin 51’incisi Ordu’da yapıldı. TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto ve Ordu Üniversitesi Rektörü Prof Dr Haluk Kefelioğlu’nun açılış konuşmalarıyla başlayan seminere Amasya, Giresun, Gümüşhane, Samsun, Sivas, Tokat, Trabzon, Zonguldak, Ordu ve ilçelerinden çok sayıda gazeteci katıldı. Seminerin açış konuşmasını yapan Ordu Üniversitesi Rektörü Prof Dr Haluk Kefelioğlu, basın özgürlüğünün sağlanmasında yerel medyanın önemli bir işlevi olduğunu söyledi. Türkiye’de tek tip bir basın yaratma çabası olduğuna ve bunun da çok sesliliği olumsuz etkileyecek bir tutum olduğunu söyleyen Kefelioğlu, küreselleşmenin bunu tetiklediğini kaydetti. Tesk Otel’de yapılan seminerin ilk oturumunda TGC önceki başkanlarından, Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli “Medyada Ufuk Turu”, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto ise “Çalışan Gazeteciler ve Sorunlar” konularında değerlendirme yaptı. Oturum, TGC Samsun Temsilcisi Cemil Ciğerim’in başkanlığında yapıldı. Konuşmasında medyanın içinde bulunduğu durumu değerlendiren Nail Güreli, “Bugün medyada aşiret sistemi var. Aşiret toplumsal bir olgu. Aşiret sosyal ve siyasal bir yapı. Bir aşiret reisi ile anlaştığınız zaman 100 bin oyu sandığa götürebiliyorsunuz” dedi. Güreli, medyada aşiret düzeninin nasıl oluştuğunu ise şöyle açıkladı: “İktidarlar medyadan yararlanma yerine onu kullanmayı öngörüyorlar. Siyasetçilerin görüşlerini, projelerini duyurmak için elbette medyadan yararlanma hakları var. Ama onlar bunun yerine medyayı kullanmayı tercih ediyorlar. Bu yanlıştır. İşte aşiret zihniyetinin medyaya yansımasıdır.”  Medya, siyaset ve ticaret üçgeninde gazetecilik yapmanın güçleştiğini belirten Güreli, eskiden gazetenin ön unsurunun haber olduğunu ancak günümüzde haberin yanı sıra muhabirliğin de ikinci plana atıldığını söyledi. Türkiye’nin birçok bölgesi ile kıyaslandığında Ordu’nun güçlü bir yerel basına sahip olduğunu belirten Güreli, yerel basında yaşanan birleşmelere de değindi. Güreli, yerel basının demokrasi için çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Demokrasinin yeşereceği yer olan yerel alanlarda doğru işler yapıldığında basının önü açılıyor. Çok büyük sıkıntılarınız olduğunu biliyorum ama buna rağmen yerelde çalışan gazeteciler olarak doğru işler yaparsanız yaygın basına örnek olursunuz. Yerel basın tekelleşme eğilimi gösteren yaygın basının panzehiridir” diye konuştu. TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto ise gazetecilerin sorunları açısından bakıldığında yerel basın yaygın basın ayrımı yapılamayacağını söyledi. Yerelde çalışan gazetecilerin işinin yaygın basında çalışanlara göre iki kere daha zor olduğunu belirten Olcayto, “Belediye başkanı ile iyi geçinmek zorundasınız. Vali ile iyi geçinmek zorundasınız. Peki, haberi nasıl dengede tutacaksınız? İşiniz çok zor” dedi. Türkiye’de her zaman devlet ve siyaset ağırlıklı gazetecilik yapıldığına değinen Olcayto, 212 sayılı Basın İş Yasası’nın zamanla gazetecilerin hakları konusunda yetersiz kaldığına da dikkat çekti. Olcayto, iktidarların gerekli düzenleme ve değişiklikleri yapmaktan kaçındıklarını hatırlattı. Sayıları her yıl artan iletişim fakültelerinden binlerce öğrencinin mezun olduğunu ifade eden Olcayto, şunları söyledi: “Ama gelişen teknoloji ile birlikte basında bu kadar insan emeğine ihtiyaç kalmadı. Artık teknoloji çalışıyor. Bugün iki editörle ajanslara dayanarak gazete çıkarabilirsiniz. Teknoloji gelişti ama insana yatırım yapılmadı. Medya patronlarının plazaları, makineleri var ama insan emeğine hiç saygıları yok.” Olcayto konuşmasının sonunda, yaşanan sıkıntı ve zorlukların örgütlenerek aşılabileceğinin de altını çizdi. Öğleden sonraki ikinci oturumda TGC Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar, “İnternet Gazeteciliği”, Milliyet gazetesi yazarı Ercan Arslan da “Gazete Fotoğrafçılığı” konularını aktardı. Oturumu, Cumhuriyet Gazetesi Ordu Temsilcisi Erdoğan Erişen yönetti. İlk günün son oturumunda ise gazeteci Tümer Argın “Yerel Basında Yayın Planlaması ve Gazetecilik” konusunu ele aldı. Oturum başkanlığını, TRT Ordu Muhabiri Ahmet Gürpınar yaptı. (16.05.2009)

 

TGC’den basın açıklaması: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, Vakit gazetesinde yer alan Uğur Dündar’ın eşine yönelik haberle ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Gazeteci, çalıntı, iftira, hakaret, lekeleme, saptırma, manipülasyon, söylenti, dedikodu ve dayanaksız suçlamalardan kesinlikle uzak durur. Suçlu yakınları: Gazeteci, sanıkların ve suçluların akrabalarını, yakınlarını, olayla ilgileri olmadıkça veya olayın doğru anlaşılması için gereği bulunmadıkça teşhir etmemelidir.”  TGC’nin açıklaması şöyle devam etti: Vakit Gazetesi’nde dün yer alan meslektaşımız Uğur Dündar’la ilgili haberde bu iki ilkenin de ihlal edildiği açıktır. Bir insanın, yılda çok az sayıda yurtdışına çıkmasını, “Sık sık Brezilya’ya gidiyor” dedikodusuna dayanak göstermek, her şeyden önce vicdanla bağdaşmaz. Haberde imalarda bulunmak ise açık bir etik ihlaldir.” (16.05.2009)

Basın şehidi Hasan Tahsin anıldı: Gazeteci Hasan Tahsin, şehit edilişinin 90. yıldönümünde İzmir’de törenle anıldı. Konak Meydanı’ndaki İlk Kurşun Anıtı’nın önünde düzenlenen törende konuşan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erol Akıncılar, Hasan Tahsin’in 15 Mayıs 1919’da istilacı güçlere ilk kurşunu atarak şehitlik mertebesine ulaştığını söyledi. (16.05.2009)

 

Yerel basının güçlenmesi medyada tekelleşmeyi önler: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) birlikte Ordu’da düzenlediği seminerin ikinci gününde “Medya ve Etik”, “Medyada Dil Hataları”, “Eleştirel Medya Okuryazarlığı” ve “Yerel Medyada Ekonomi Haberciliğine Bakış” konuları işlendi. Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Ertan Cillov da “Basın İlan Kurumu ve Resmi İlanlar” konusunda bilgi vererek gazetecilerin sorularını cevapladı. Semineri bir konuşma ile değerlendiren TGC Başkanı Orhan Erinç, 51’inci kez yapılan bu toplantının yerel medya açısından bir beyin fırtınasının gerçekleşmesine olanak tanıdığına dikkat çekti. Bugüne kadar yapılan seminerler ile 4 binin üzerinde gazeteciye eğitim verdiklerini belirten Erinç, “Türkiye’de demokrasinin en önemli temel taşlarından birisi basındır. Bunun temeli de yerel basındır. Bugün her kesimin rahatsız olduğu ve şikâyetçi olduğu yaygın basında yerleşen tekelleşmenin önlenebilmesinde de yerel basına büyük görev düşmektedir. Yerel basının güçlenmesi medyada tekelleşmeyi önleyebileceği gibi demokrasiyi de güçlendirecektir. Bu nedenle yerel medya eğitim seminerlerine büyük önem veriyoruz. Burada 51’incisini gerçekleştirdik. Çok güzel ve dolu dolu geçti. Siz meslektaşlarımın da bundan fayda gördüğüne inanıyorum” dedi. Ordu Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği Başkanı Birol Yılmaz’ın yönettiği oturuma katılan Hürriyet gazetesi yazarı Ferai Tınç “Medya ve Etik” konusunda yaptığı konuşmada, medya ile etik kavramının birbirini tamamladığını belirterek, Türkiye’de yaygın basındaki baskıların yerel basını çok daha fazla etkilediğini savundu. Tınç; “Yerel basın hakikaten çok zor şartlar altında görev yapıyor. Ekonomik sıkıntılar bir yana, baskılar, müdahaleler artarak devam ediyor. Buna rağmen çok ciddi bir mücadele içerisindeler. Yılmıyorlar. Anadolu’da gazetecilik yapan meslektaşlarımızı dinlediğimizde yerel medyanın ölüm kalım savaşı verdiği bir dönemden geçtiği ortaya çıkıyor. Her zaman iktidarların yandaş medya türettiklerini ama bu dönemde iktidara doğrudan destek vermeyen gazete ve televizyon kanallarının tamamen devre dışı bırakıldığını anlatıyorlar. Bu durum iktidara ters düşmekten çekinen iş çevrelerini ilan geliriyle ayakta durmaya çalışan yerel medyadan uzaklaştırıyor. Küçük yerlerde, yolsuzlukların üzerine gitme, yerel yöneticileri eleştirmek imkânsız hale gelmiş durumda. İktidar ya da muhalefet fark etmiyor, bu durumdan herkes memnun, dikensiz bir gül bahçesi yaratılmaya çalışılıyor. Her şeye rağmen Anadolu basınının direnişini sonuna kadar sürdüreceğine ve demokrasiye katkıya devam edeceğine inanıyorum” dedi. Oturumda, Cumhuriyet gazetesi yazarı Feyza Hepçilingirler “Medyada Dil Hataları” konusunda bilgi verdi. Türkçenin doğru kullanılması konusunda en büyük görevin medyaya düşmesine rağmen, en çok hata yapanın da medya olduğuna işaret eden Hepçilingirler, “Medya Türkçe üzerinde olumsuz etkiler bırakıyor. Özellikle televizyonlarda yayınlanan programlarda Türkçe çok kötü kullanılıyor. Radyo ve dükkân tabelalarında çok az kalan Türkçe isimler dahi yanlış kullanılıyor. Aslında suç sadece medyada değil. Dil konusunda bilinçlendirme aileden başlayarak okullarda da doğru dürüst Türkçe eğitimiyle devam etmelidir. Genç kuşak dilimizi doğru şekilde öğrenmelidir” dedi. TGC Samsun Temsilcisi Cemil Ciğerim’in yönettiği ve “Eleştirel Medya Okur Yazarlığı” konulu konuşması ile Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr Alev Parsa’nın katıldığı ikinci oturumda TGC Genel Sekreteri Celal Toprak da “Yerel Medyada Ekonomi Haberciliğine Bakış” konulu bir konuşma yaptı. Toprak, ekonomi gazeteciliğinin Türkiye’de artık ön plana çıktığını ve iş dünyası ile illerin kaderini tayin ettiğini söyledi. Türkiye’de yaşanan Gaziantep örneğini gösteren Toprak, “Bunu Ordu’da veya başka bir ilde de yapabiliriz. Ancak burada görev sadece basına düşmüyor. O ilin yöneticilerinin de duyarlı, yeniliğe açık olması gerekiyor. Gazeteciliğe başladığım zamanlarda ekonomi sayfaları ya bir sayfaydı ya da yarım sayfa… Şimdi on sayfaya kadar çıkıyor, hatta zaman zaman 20 sayfa oluyor. Ekonomi muhabirlerinin, ekonomi gazetecilerinin sayıları giderek artıyor. Böyle bir trend var. Son yıllarda Türkiye’de yayın yapan gazetelerin ekonomi sayfalarının artmış olması ekonomi haberciliğinin önemini ve gerekliliğini göstermektedir” dedi. Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Ertan Cillov’un konuşmacı olarak katıldığı seminerin son oturumunu Cumhuriyet gazetesi Ordu muhabiri Erdoğan Erişen yönetti. Cillov, “Basın İlan Kurumu ve Resmi İlanlar” konulu konuşmasının sonunda basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Seminer, kursiyerlere ve eğitimcilere sertifikalarının verilmesinin ardından sona erdi. (18.05.2009)

 

Üç ayda 60’ı gazeteci 110 kişi düşünceleri nedeniyle yargılandı: BİA 2009 Ocak-Şubat-Mart Medya Gözlem Raporu’nu açıklandı. Buna göre; Üç ayda 60'ı gazeteci, 110 kişi mahkemeye verildi. Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Medya Gözlem Masası'nın Ocak-Şubat-Mart dönemini kapsayan 40 sayfalık BİA Medya Gözlem Raporu, 2009'un ilk üç ayında 60'ı gazeteci toplam 110 kişinin 70 dava kapsamında hapis veya tazminat istemiyle yargılandığını gösteriyor. Medya Gözlem Raporu, 166'sı gazeteci toplam 295 kişinin durumunu,"saldırı ve tehdit", "gözaltı ve tutuklamalar", "basın ve ifade özgürlüğü davaları", "düzenleme ve hak aramalar", "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi", "Sansüre tepkiler" ve "RTÜK uygulamaları" başlıklarıyla gündeme getiriyor. Ayrıca, küresel video paylaşım sitesi youtube.com'un erişimi, "Atatürk aleyhinde içerik barındırdığı" iddiasıyla Türkiye'den tam bir yıldır yasak. Devletin eleştirilmesini hapisle bastıran Ceza Yasası'nın (TCK) 301. maddesinden soruşturma ve kovuşturma yürütülmesinin Adalet Bakanlığı iznine bağlanması, bu yolla da yargının siyasi müdahalelerine açık hale getirilmesi, özgür düşünceye yönelik müdahaleyi daha da görünür kıldı. 11'i gazeteci toplam 26 kişi yılın ilk üç ayını 301'den sanık olarak geçirirken mahkeme Bakanlığın "yargılansınlar" dediği Eskişehir'deki 10 aktivisti akladı; 301'in kaldırılması için mücadele veren yazar Temel Demirer halen yargılanıyor, Prof. Dr. Baskın Oran ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu'nun davaları karşı çıktıkları "bakanlık lutfu" ile düştü. Abdurrahman Dilipak, Mustafa Kemal Çelik, Aytekin Dal, Mehmet Sadık Aksoy, Mehmet Reşat Yiğiz, Nedim Arslan, Mustafa Seven'in dosyaları Bakanlığa gönderilirken Ahmet Sami Belek ve Şahin Bayar'ın dosyaları Anayasa Mahkemesi'ne soruldu. Geçen yılın aynı döneminde 301'den sanık olanların sayısı 42 idi. Aradan geçen sürede bazı sanıklar mahkûm oldu, bir kısmı beraat etti ve dosyaları Adalet Bakanlığı izin vermediğinden ortadan kaldırıldı. 11'i gazeteci toplam 16 sanığın karşılaştığı "Terör örgütü propagandası" suçlamasında Leyla Zana'nın 45 yıl hapsi istendi; Aysel Tuğluk'a 1 yıl 6 ay hapis, Ülkeye Bakış gazetesi sorumlu müdürü Bedri Adanır'a 3 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Kürt Sorunu'yla ilgili değerlendirmelerinden Günlük gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ve gazete sahibi Zeynel Çiçekçi'ye; PKK liderleriyle yaptığı röportajdan aktivist Hakan Tahmaz'a ve Birgün gazetesi yöneticileri Bülent Yılmaz ve İbrahim Çeşmecioğlu'na da yeni dava açıldı. Gökçer Tahincioğlu, Kemal Göktaş, Ragıp Zarakolu, Cevat Düşün, Leyla Zana, Osman Baydemir, Nejdet Atalay'ın yargılanması sürüyor Yüksekova Haber'den Erkan Çapraz beraat etti. Abdullah Öcalan'ın Aram Yayınları'nca yayımlanmak istenen "Kültür ve Sanat Devrimi" adlı kitabına, basım sürecinde iken matbaada el konuldu. Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) Türkiye Merkezi'nin eski başkanı Üstün Akmen hakkında Keşan Kaymakamlığı'nca hakaret davası açıldı. İrfan Karaca'nın Berçem Yayınları'nca çıkarılan "Ape Musa'nın Generalleri" kitabına açılan davada da 1 yıl 3 ay hapis cezası çıktı. Do Yayınları sahibi Hüseyin Gündüz'e, Sertaç Doğan’ın “Şırnak Yanıyor 1992” adlı kitabını yayınladığı için, "örgüt propagandası" gerekçesiyle 16 bin 660 TL ceza verildi. Haftalık Özgür Yorum gazetesinin yayınını, 14–20 Mart 2009 tarihli sayısında yer alan tüm haberler gerekçe göstererek bir ay süreyle durduruldu. Haftalık Politika gazetesinin yayını, 14-20 Şubat 2009 tarihli sayıda çıkan yazı ve haberlerde "PKK örgütü propagandası" iddiasıyla 30 gün süreyle durduruldu. Mahkeme, 28 Şubat–6 Mart 2009 tarihli sayılardaki yazılardan Analiz gazetesine; haftalık Ayrıntı gazetesine de 24–30 Ocak 2009 tarihli haber ve yazılardan bir ay yayın durdurma cezası verdi. "Kin ve düşmanlığa tahrik" iddiasıyla 216. maddeden yargılanan 5 kişiden DTP'li Belediye başkanı Hüseyin Kalkan 1 yıl 6 ay hapse mahkum edildi. Doğan Yayıncılık'tan çıkan Allah'ın Kızları Romanı'ndan yazar Nedim Gürsel ve Richard Dawkins'in "Tanrı Yanılgısı" kitabından daha önce beraat eden Yayıncı Erol Karaaslan "dini değerlere hakaret" iddiasıyla hapisle yargılanacaklar. "Halkı askerlikten soğutmak"tan yargılanan 5 kişiden vicdani retçi Doğan Özkan iki ay hapis ve 440 TL para cezasına çarptırıldı; Mustafa Karayay beraat etti. Ragıp Zarakolu, Cevat Düşün, Yasin Yetişgen ve Birgül Özbarış hala sanık. Son 30 yılda işlenen Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Hrant Dink cinayetlerini "azmettirenler" henüz ortaya çıkarılamadılar Dink cinayetini uyarılara rağmen önleyemeyen jandarma ve Emniyet görevlileri ise "basit suç"tan henüz sanıklar. 2007 ve 2008 "1 Mayıs" eylemlerinde habercileri hedef alan güvenlik kuvvetleriyle ilgili hiçbir cezai işlem yapılmadı. Zarar görenlere bin TL tazminat reva görüldü. Gazetecilerin Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) ve Ergenekon gibi "silahlı örgütlerle ilişkili" gösterilerek tutuklanması da tepkileri artırıyor: Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, 6 Mart'ta "Ergenekon üyeliği" suçlamasıyla tutuklandı. İzmir Demokrat Radyo yayın koordinatörü Nadiye Gürbüz, MLKP Örgütü'yle "mali ilişki" suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklamaların gazetecilik faaliyetleriyle bağlantılı olup olmadığı suçlamalarda açıkça bildirilmiyor. Dört muhabiri cezaevinde bulunan DİHA Ajansı'ndan Abdurrahman Gök de, "örgüt propagandası yapmak"tan cezaevine gönderildi. Devrimci Demokrasi dergisi sorumlu müdürü Erdal Güler aynı suçlamadan onanan cezaları nedeniyle 1,5 yıldır hapiste. 13'ü gazeteci 2'si karikatürist toplam 24 kişi, "hakaret" veya "iftira" suçlamasıyla 61 yıl hapis ve bir milyon 673 bin 480 TL tazminat veya adli para cezasıyla karşıya kaldı. Gazeteci Perihan Mağden, "Plan Yapma Plan" klibini eleştirdiği için 3 bin 480 TL cezaya mahkum edildi. Bursa'da "Ampul Tayyip" sloganının atıldığı iki eylemden sorumlu tutulan üniversiteli Berna Özaslan, Eğitim-Sen'li Hasan Özaydın ve Betül Öztürk ile Halkevleri'nden Mehmet Emre Battal'ı 11'er ay 20'şer gün hapse mahkum edildi; O.B. Bursa Çocuk Mahkemesi'nde yargılanıyor. "İstanbul'da doğdu, ABD'li oldu, katil Bush'un oğlu Tayyip Erdoğan" sloganı nedeniyle Emek Gençliği'nden Şerafettin Gökdeniz, Sercan Bakır ve Ekin Can Kınık; bir fıkradan da Milas Önder gazetesi ve yazı işleri müdürü Melih Kaşkar hapisle yargılanıyor. Medyaya, siyasetçilere ve tutuklulara "Kürtçe" yasağı yoğunlaştı: Manisa'da "Bin Umut" adayı Şah İsmail Özocak, 2007 seçimleri öncesi "bilmediği Kürtçe" ile propaganda yaptığı gerekçesiyle hapisten 3 bin TL para cezasına mahkum edildi. Kürtçe "Yaşasın 1 Mayıs" (Bijî Yek Gulan) afiş ve el ilanlarından DTP'liler Murat Polat, Ufuk Sünger, Hüseyin Özdenk, Nurcan Kasun, Zeki Yıldırım ve İbrahim Halil Ateş, Siyasi Partiler Yasası'ndan 5'er ay hapse mahkum oldu; hüküm açıklanmadı. Geçmiş dönemlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye aleyhine tazminat kararlarının azalmasına "iyi haber" olarak yer vermiştik. 2009'un ilk üç ayında AİHM'in aleyhte kararlarında artış başladı: AİHM, ifade özgürlüğünün ihlal edilmesi ve adil yargılama yapılmaması gerekçeleriyle açılan 2'si gazeteci 8 kişi ve Özgür Radyo'nun açtığı toplam 6 davada, toplam 58 bin 122 TL (28 bin 411 avro) tazminata hükmetti. Geçen yılın aynı döneminde tazminat 36 bin 150 TL (21 bin avro) idi. Yeni Evrensel gazetesinden Bülent Falakaoğlu ve Fevzi Saygılı'nın başvurusunda "ifade özgürlüğü ihlali" bulmayan AİHM, İbrahim Güçlü, Sedat İmza, Ayhan Erdoğan, Mehmet Cevher İlhan, Serpil Ocak, Ayfer Çiçek, Nuri Günay ve Murat Kaya'a hak verdi. Bu dönemde Alternatif ve Gelecek gazeteleri yetkilisi Cevat Düşün, "örgüt propagandası"ndan verilen cezaları, Orhan Miroğlu, "seçimde Kürtçe konuşmak"tan verilen cezayı, Abdurrahman Dilipak ise askeri yargıda başlayan ancak beş yıldır sonuçlanmaya davasını AİHM'e taşıdılar. Gazetecilere saldırı vakaları geçen yılın aynı dönemine göre iki kat arttı. 15 gazeteci (Fırat Akyol, İbrahim Gündüz, Özden Erkuş, Ediz Alıç, Rengin Gültekin, Kadir Puslu, Meral Özdemir, Mahmut Bozarslan, Mehmet Emek, Diya Yarayan, Gamze Dondurmacı, Doğan Durak, Neşet Öner, Şükrü Öner, Orhan Kaplan) seçim ortamında veya toplumsal eylemleri izlerken çeşitli grupların saldırısına uğradı. Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 7 idi. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in, Mehmet Ali Birand ve Uğur Dündar'a yönelik "Seçimden sonra, Mehmet Ali Birand ve Uğur Dündar'a bu Türkiye dar gelmezse, bana yazıklar olsun" sözleri ve Mersin de MHP'li bir başkanın Cemal Dolaşmaz'a yönelik tehdit içeren sözleri de mahkemeye yansıdı. Muğla'da yazar Latife Tekin'in üzerine yüründü; Medyaya açıklamalar yapan Eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış'ın bürosuna "Sesini kes" notu bırakıldı. (21.05.2009)

Medyada kadına fırsat eşitliği yok: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), merkezi Hollanda’da bulunan Fatusch Productions BV ile birlikte düzenlediği “Medyada Kadın ve Kadın Sorunlarına Yaklaşım” paneli TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapıldı. Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner’in moderatörlüğünde yapılan panele Hürriyet gazetesi dış politika yazarı Ferai Tınç, Bugün gazetesi yazarı Perihan Çakıroğlu, Today’s Zaman köşe yazarı Nicole Pope ve Hollanda Basın Konseyi Üyesi Froukje Santing konuşmacı olarak katıldı. Panelin açılışında konuşan TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, “Türkiye cinsiyet ayrımcılığı konusunda yol alması gereken ülkelerden biri. Bu nedenle kadın sorunlarını sıkça dile getirmek çok önemli” dedi. Olcayto, Türkiye’de yaşayan kadınların yarısına yakınının erkek şiddetine maruz kaldığının altını çizdi. Gazeteciliğe başladığı dönemde büyük gazetelerde çalışan iki ya da üç kadının olduğunu ve kadın gazetecilerin bazı alanlar da istenmediğini anımsatan Şükran Soner, “Örneğin o dönemde benim çalıştığım gazetenin bile haber bürosuna kadın gazetecilerin girmesi yasaktı” dedi. Günümüzde gazetelerin her alanında kadın çalışanlara rastlamanın mümkün olduğuna dikkat çeken Soner, bu durumun kat edilmiş bir yoldan sonra oluşmadığının altını çizdi. Soner, kadın gazeteci sayısının artması ve kadınların her alanda görünür olmaya başlamasının nedenlerini şöyle sıraladı: “Kuralsız ve ucuz emekle çalıştırılan bir durumda olduğumuz ve erkekler bu alanı terk ettiği için buradayız. Sayı her ne kadar fazla olsa da bu ucuz emek durumunda çalıştırılan kadınlar hiçbir şekilde erkek egemen sistemin değişmesinde rol oynamıyor. Yani emek sömürüsünün yaşandığı ve iş güvencesinin olmadığı, sözleşmelerle çalışılan bir ortamda sayının önemi yok.”  Hürriyet gazetesi dış politika yazarı FErai Tınç, kadının temsilinin hem toplumsal hem de demokrasi alanında önemli bir sorun olduğunun altını çizdi. “Kadın Gazeteci ve Çalışma Hayatında Fırsat Eşitliği” konusunda değerlendirmelerde bulunan Tınç, Türkiye’deki medyanın son 5 yılda ciddi bir farkındalık gösterdiğini, hiç konuşulmayan konuların cesurca ele alındığını söyledi. Tınç, 1980’li yıllardan sonra kadınların medyaya gelişleri, servislerde sorumluluk yüklenmelerinin 2000’li yıllardan sonra tersine döndüğünü ifade etti. Medyada fırsat eşitliği bulunmadığını vurguladı. “Dünyada Kadının Durumu ve Global Media Monitoring Project (Global Medya İzleme Projesi)” başlığı altında sunum yapan Hollanda Basın Konseyi Üyesi Froukje Santing, kadınların medyada yeterince temsil edilmediklerinin altını çizdi. Son 20 yılda kadın örgütlerinin artmasıyla birlikte kadın çalışmalarında önemli ilerlemeler kaydedildiğini söyleyen Santing, ilk olarak 1995’te kadın örgütlerinin bir araya gelerek gerçekleştirdiği “Global Medya İzleme Projesi” hakkında bilgi verdi. Santing, haber konularının başlıklarına bakıldığında, kadınların genellikle “mağdur” olarak resmedildiğine dikkat çekti. Gazetelerde yüzde 29 oranında kadın muhabirlerin yazılarına rastlanıldığına dikkat çeken Santing, eğlence haberlerinde de çoğunlukla kadınların görüldüğünü vurguladı. Cinsiyet eşitsizliği konusunun aslında haber değeri olmayan konular olduğunu savunan Santing, “TV’lerdeki tartışma programlarına konuk olarak alınan kadınların yüzdesi 11. parlamentodaki kadın üyeler, erkeklere oranla televizyonda çok daha az görünüyorlar” dedi. “Medyada kadını konu alan haberlerde odak noktası dünyanın her yerinde kadının vücudu oluyor ya da genel olarak kadın magazin malzemesi olarak karşımız çıkıyor” diyen Today’s Zaman köşe yazarı Nicole Pope, Türkiye’de durumun aynı olduğunu ve kadınların profesyonel açıdan haberlere yansıtılmadığını söyledi. Pope konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Haberlerde ve reklamlarda kadınların tanımlanmasında kalıplaşmış ifadeler kullanılıyor. Kadınlar evde yemek pişiren, kocasına hizmet eden bir figür olarak topluma sunuluyor. Kalıplaşmış geleneksel düşünceler, söylemler, dikkatsizce kullanılan kelimeler kadınların toplumdaki algılanış biçimini çok daha kötüye taşıyabiliyor. Bu nedenle kadın konusu ele alınırken daha dikkatli ve özenli davranılması gerekiyor. Özellikle gazetecilerin haber yaparken bu düşünce kalıplarını kırmak konusunda hassas olması gerekiyor. Türkiye’de kadınlar konusunda yapılan yasal reformlar var ama toplumdaki erkek baskısı halen etkinliğini koruyor. Medya toplumsal bilinci geliştirmek konusunda da görev üstlenmeli. Gazeteciler olarak sürekli objektif olmaktan bahsediyoruz. Cinsiyet dengesi de objektif olmanın unsurlarından bir tanesi. Toplumun yarısının düşüncelerine haberlerimizde yer vermiyorsak objektif olmaktan bahsedemeyiz.” Bugün gazetesi yazarı Perihan Çakıroğlu da “Medya Baronları Geçit Vermiyor, Kadınlar Cam Tavanları Zorluyor” başlıklı konuşmasında, Türkiye’de feministlerin sayısı artmadıkça kadınların yükselmelerinin zor olduğunu söyledi. Çakıroğlu, “Kadınlar meslek hayatına girdikleri zaman tabii ki erkek meslektaşları, büyükleri tarafından desteklenir. Fakat ne zaman ki kadınlar meslekte belirli bir noktaya ulaşmanın eşiğine gelir o zaman önlerine bir cam duvar örülür. Patronlar veya erkek egemen güçler, kadınların meslekteki etkinliğini azaltmak için bu duvarı öyle bir örerler ki farkına varmadan yerinizde sayar ilerleyemezsiniz” dedi. Katılımcıların karşılıklı görüşlerini paylaşıp, deneyimlerini aktardıkları panelin ardından Behice Boran’ın “Tek Başına Bir Koro” adlı belgeseli gösterildi. (25.05.2009)

 

Gazeteci – yazar Naim Tirali yaşamını yitirdi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi, Basın Şeref Kartı ve 1997 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü sahibi Naim Tirali yaşamını yitirdi. 1946 yılında Tasvir gazetesinde muhabir olarak mesleğe başlayan Tirali, 1947 yılında Giresun’da Karadeniz Postası gazetesini çıkardı. 1951’de Yenilik Basımevi ve Yayınevi’ni kurdu. Beş yıl süre ile Yenilik dergisini çıkardıktan sonra 1956’da Vatan gazetesinde çalışmaya başlayan Tirali, 1959 yılında yazı işleri müdürü iken bir Amerikalı yazarın dönemin başbakanı Adnan Menderes’i eleştiren yazısını yayınladığı gerekçesiyle 16 ay hapse mahkûm oldu. 1961’de CHP’den Giresun Milletvekili seçilen Tirali, 1962’de Vatan gazetesini devralarak 1975 yılına kadar Ankara ve İstanbul’da yayınını sürdürdü. Tirali, 60’lı yıllarda Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası ikinci başkanlığı, 70’li yıllarda Ankara Gazete Sahipleri Sendikası başkanlığı, milletvekilliği sırasında da Dünya Parlamenterler Birliği başkanlığı ve CHP Meclis Grubu Onur Kurulu üyeliği yaptı. Tirali’nin; Park, Yirmibeş Kuruşa Amerika, Piraziz Nere Berlin Nere, Aşk Dediğin, Çılgınca Şeyler, İki Şalom Arasına, Sakıncasız Öyküler, Şapkasını Yiyen Bakan, Karanlığa Işık Tutmak, Geçmiş Zaman Külleri (yayına hazırladığı anı yazıları) adlı eserleri bulunuyor. Tirali’nin cenazesi, İstanbul Caddebostan kültür Merkezi’nde düzenlenen tören sonrasında, Giresun Piraziz Merkez Camii’nde kılınan namazın ardından toprağa verildi. (28.05.2009)

 

ANKA Haber Ajansı 38 yaşında: Haber ajansı ANKA, 38’inci yaşını kutladı. ANKA, geride bıraktığı 37 yıldan bu yana, ilkelerinden ödün vermeden yayınına devam ediyor. Gazeteci Altan Öymen’in 1972 yılında kurduğu ANKA Ajansı, haber yayınını tam 37 yıldır kesintisiz sürdürüyor. (28.05.2009)

 

Basın davaları

Baykal, TRT ve Tuncay Güney’i mahkûm ettirdi: CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Tuncay Güney’in konuk olarak katıldığı “Büyüteç” programında, “Gerçekdışı hakaret ve iftiralarda bulunulduğu, parti tüzel kişiliğine ve kişilik haklarına saldırıldığı” iddiasıyla açtığı davada, TRT’nin her bir davacı için 10 bin TL olmak üzere toplam 20 bin TL tazminat ödemesine karar verildi. Dava, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülüyordu. (22.05.2009)

 

Nedim Gürsel davasında reddi hakim talebi: Kitabında kutsal değerlere hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılan yazar Nedim Gürsel’in yargılandığı davada avukatlar reddi hakim talebinde bulundu. Mahkeme reddi hakim talebi ve avukatların müdahillik taleplerinin değerlendirilmesi için dosyayı bir üst mahkeme olan Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Dava, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülüyordu. (28.05.2009)

 

Basın ödülleri

Yunus Nadi Ödülleri sahiplerine verildi: 2009 Yunus Nadi Ödülleri, Cumhuriyet gazetesinin 85. kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs’ta Şişli’deki Grand Cevahir Otel ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen ve 5 dalda 8 ödülün verildiği yarışmaya 270 kişi katıldı. Ödüle değer görülen kişiler ve eserleri şöyle: Sosyal Bilimler Araştırması dalında, Rasim Dirsehan Örs (Rus Basınında Türk Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri). Roman dalında, Özcan Karabulut (Amida Eğer Sana Gelemezsem) ile Hakan Yaman (Fotoğraftaki Kadın). Öykü dalında, Gönül Çolak (Komi ve Kemikler) ile Murat Özyaşar (Ayna Çarpması). Şiir dalında, Hüseyin Atabaş (Çıplak Su). Karikatür dalında, Ali Şur ve Ahmet Ümit Akkoca. (08.05.2009)

 

Çevre Duyarlılık Ödülleri sahiplerini buldu: Küresel Isınma Kurultayı kapsamında ilk kez düzenlenen “Yazı Yarışması”nda dereceye girenler ödüllendirildi. Ödüller, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Lokali’nde düzenlenen törende sahiplerine verildi. Duyarlılık Ödülleri; Ömer Marda (Açık Radyo), NTV Yeşil Ekran, National Geographic Türkiye, Atlas Dergisi, Enerji Bakanlığı Enver Projesi, TUROB Yeşil Oteller Projesi ve Yeşil Bilgi Platformu’na verildi. Türkiye’nin tüm bölgelerinden 70’in üzerinde katılımın olduğu Küresel Isınma konulu Yazı Yarışması’nda dereceye girenlerin isimleri ise şöyle; Birinci: Hande Baba, Sevgili Arkadaşım Hızlı Pençe başlıklı yazısıyla (Elazığ)… İkinci: Kezban Şahin Taysun, Yitik Gezegen başlıklı yazısıyla (İzmir)… Üçüncü: Süleyman Erdoğan, Ekolojik Gelişme ve Sürdürülebilir Kalkınma başlıklı yazısıyla (Aydın)… Çocuklar kategorisindeki ödüle ise yarışmaya Ankara’dan katılan Başkent Üniversitesi Özel Ayşe Abla İlkokulu 6. sınıf öğrencisi Nur Ece ÖZsoy “Sevgili Doğa” başlıklı yazısıyla değer görüldü. Törende; birinciye dizüstü bilgisayarı, ikinciye Yeşil Otel’de konaklama, üçüncüye dijital fotoğraf makinesi verilirken, çocuk kategorisinin ödülü bisiklet oldu. Ödül töreninin sonunda, yazı yarışmasının tüm katılımcılarına teşekkür sertifikası sunuldu. (09.05.2009)

 

Aydın Üniversitesi’nden TGC’ye ödül: İstanbul Aydın Üniversitesi’nin 5’inci Geleneksel İletişim Ödülleri anketi sonuçlandı. İstanbul Aydın Üniversitesi tarafından her yıl geleneksel olarak verilen İletişim Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. Öğrencilerin oylarıyla belirlenen anket sonucunda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı (AKEV) Onur Ödülü’nü almaya değer görüldü. Ödüller, Aydın Üniversitesi Florya Yerleşkesi’nde 12 Mayıs’ta düzenlenen törenle sahiplerine verildi. (13.05.2009)

 

Dikmener Haber Ödülü Taşcı’ya: Cumhuriyet gazetesi yazı işleri müdürüyken hayatını kaybeden Bülent Dikmener anısına düzenlenen “Bülent Dikmener Haber Ödülü” Cumhuriyet gazetesi muhabiri İlhan Taşcı’ya verildi. Taşcı, bu yıl 30’uncu kez verilen ödüle, Cumhuriyet gazetesinde 1 – 2 Haziran 2008 tarihlerinde yayınlanan “Tüm ülke izliyor” ve “Türkiye üç koldan dinleniyor” başlıklı haberleri nedeniyle değer görüldü. İki yıl önce hayatını kaybeden Turhan Narler adına düzenlenen “Yerel Gazetecilik Ödülü”ne ise Çanakkale Anadolu Ajansı muhabiri Mehmet Bayer değer görüldü. Ödüller, 18 Mayıs 2009 Pazartesi günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlenen törenle sahiplerine verildi. (19.05.2009)

 

Milliyet Gazetesi’nin ödülleri sahiplerine verildi: 2008 Milliyet Ödülleri kapsamında, 1979 yılında öldürülen Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi anısına düzenlenen “Yılın Gazetecilik Ödülü” ve Örsan Öymen adına verilen “Yılın İnceleme Ödülü”, Milliyet gazetesinde yapılan törenle sahiplerine sunuldu. Abdi İpekçi Yılın Gazetecilik Ödülü, haber dalında Cumhuriyet gazetesi muhabiri Aykut Küçükkaya’ya verildi. “Haber Fotoğrafı” dalında ise ödülü Anadolu Ajansı foto muhabiri Okan Özer aldı. Örsan Öymen adına verilen Yılın İnceleme Ödülü ise Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd Doç Dr Halit Yılmaz’a verildi. (23.05.2009)

Başa Dön