Geri Dön

Kasım 2009 Raporu

Burhan Felek mezarı başında anıldı: TGC önceki başkanlarından fieyhülmuharririn

Burhan Felek, ölümünün 27. yılında kabri başında anıldı. Törende konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, uzun yıllar başkanlık yapan

Burhan Felek'in cemiyetin tarafsızlaşması ve kurumsallaşmasında çok büyük katkıları olduğunu, kendisinden sonra gelenlere de önderlik ettiğini vurguladı. Burhan Felek’in

ifade özgürlüğünü ''Haberin kaynağından alındığı gibi yayınlanması" olarak tanımladığını hatırlatan Erinç, "İfade özgürlüğünün önündeki sınırlara ve yasalarla getirilen sansür niteliği taşıyan engellemelere karşı çıkardı. Ama ifade özgürlüğü konusunda bugün gazeteciler maalesef gerekli özeni göstermiyorlar'' dedi.

(5 Kasım 2009)

Ustaların Ödül Şöleni: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği "Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri" törenle sahiplerini buldu.

TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapılan törende meslekte 50 yılı aşkın süredir hizmet veren Orhan Erinç, Agah Güçlü, Erdoğan Sevgin, Refik Erduran, Coşkun Özarı, Ahmet Güner Elgin, Adnan Özyalçıner, Ahmet Zeki Sözer, Sökmen Baykara, Mehmet Mercan, Yalçın Toker, Orhan Ayhan, Togay Bayatlı ve Ergüder Tırnova'ya ödülleri takdim edildi. Açılış konuşmasını yapan TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri’nin zor bir ödül olduğunun altını çizdi. Olcayto, "Çünkü 70 yaşını aşmak, 50 yıl bu mesleğe hizmet etmiş olmak o da yetmiyor halen çalışıyor olmak gerekiyor. Bu nitelikleri taşıyan arkadaşlarımızı değerli jüri üyelerimiz seçti. Hatalarımız elbette olmuştur hatasız insan olmaz. Ödülü alana arkadaşlarımızı tebrik ediyorum" dedi.

Ödül alan 14 isim Hıfzı Topuz başkanlığında, Ara Güler, Aysel Okan, Nurhan Aydın,

Muammer Tuncer, Turgay Olcayto, Vahap Munyar, Ümit Kanoğlu ve Celal Toprak'tan

oluşan jürinin değerlendirmesiyle seçildi.

(5 Kasım 2009)

Gazeteciler özgürlük ve özlük hakları için "ayağa kalkıyor": Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu'nun (FİJ) Avrupa'da yaygınlaştırdığı "Uluslararası Gazetecilik İçin Ayağa Kalk" kampanyası dolayısıyla, İstanbul'da Sabah gazetesi ve ATV, Ankara'da Halk TV'de ve Bursa'da Olay gazete ve Olay TV önünde eylem yaptı. TGS, basın açıklamalarını, Sabah ve ATV için Beşiktaş Balmumcu'da bulunan işyerinin önünde, Halk TV için televizyona mali destek sağlayan Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) genel merkizinin önünde, Bursa'da ise Olay gazetesi ve Olay TV'nin bulunduğu bina önününü seçti. İstanbul'da TGS Genel Sekreteri Sergül Keskin, Ankara'da TGS Ankara Şube Başkanı Turgut Dedeoğlu ve Bursa'da TGS Bölge Temsilcisi Şengül Önder'ün okuduğu basın açıklamalarında, "Türkiye'de sendikal örgütlenme ve toplu sözleşme hakkına karşı düşmanca bir tutum içine giren; Anayasal bir hakkı ve insana ait evrensel bir değeri, hukuk dışı akla hayale gelmedik yöntemlerle ihlal ederek suç işleyen ATV-Sabah, Halk TV ve Olay gazete ve TV sorumlularını ve arkalarındaki destekçileri uluslararası kamuoyu önünde kınıyoruz" denildi.

"Uluslararası Gazetecilik İçin Ayağa Kalk" kampanyasının, 2007'den bu yana her 5 Kasım'da ve her ülkenin kendine özgü koşullarını da içerecek biçimde, ulusal Gazeteci Sendikaları'nca gerçekleştirilen çeşitli eylem ve etkinliklerle kutlandığı belirtildi. Açıklamalarda, gazetecilik sektöründe; tekelleşme ve sermaye yoğunlaşmasına karşı mücadele etmek; medya-siyaset-ticaret ilişkisi sonucu ortaya çıkan yozlaşmalara dikkati çekmek; editoryal bağımsızlığı ve nitelikli yayıncılığı savunmak; her türlü sansür ve otosansür uygulamalarına karşı çıkmak; politik, askeri ve çeşitli çıkar çevrelerinin dezenformasyon ve manipülasyon uygulamalarına araç olmamak; gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve mahkumiyet, saldırı, yaralama ve cinayet gibi basın özgürlüğü ihlallerini gündeme getirerek, basın özgürlüğü üzerindeki yasal ve fiili baskı ve tehditlerin kaldırılması için mücadele etmek eylemin hedefleri arasında sayıldı. (5 Kasım 2009)

“Gazetecilik İçin Ayağa Kalk”: Türkiye Gazeteciler Sendikası üyeleri (TGS), Turkuvaz (ATV-Sabah), Halk TV ve Olay Gazete-Televizyon iş yerlerindeki ''sendikasızlaştırma'' uygulamalarını protesto etti. Sendikanın, uluslar arası ''Gazetecilik İçin Ayağa Kalk'' kampanyası kapsamında ATVSabah binası önüne gelen sendika üyeleri ve onlara destek için gelen Avrupalı meslektaşları sendikasızlaştırma girişimlerine tepkilerini dile getiren pankartlar açıp, çeşitli sloganlar attı. Grup adına basın açıklamasını okuyan TGS Genel Sekreteri Sergül Keskin, gazetecilik sektöründe tekelleşmeye karşı mücadele etmek, medya-siyaset-ticaret ilişkisi sonucu ortaya çıkan yozlaşmalara dikkati çekmek, editoryal bağımsızlığı savunmak, her türlü sansür uygulamalarına karşı çıkmak, politik, askeri ve çeşitli çıkar çevrelerinin dezenformasyon ve manipülasyon uygulamalarına araç olmamak, gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama, saldırı, cinayet gibi basın özgürlüğü ihlallerini gündeme getirerek, basın özgürlüğü üzerindeki yasal ve fiili tehditlerin kaldırılması için mücadele etmek için bir araya geldiklerini vurguladı.

(6 Kasım 2009)

Gazeteci Dara'ya saldırı ve bir tatsızlık: Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'ne bağlı Değerli Köyü'nde yapımı devam eden ilköğretim okulunun inşaatıyla ilgili görüntü almaya çalışan Yüksekova Haber gazetesi yazı işleri müdürü Zeki Dara, şantiye şefi ve çalışanlarının saldırısına uğradı. Şantiye şefi Hüseyin Yiğit hedef, 3 Kasım'da fotoğraf çekmek isteyen gazeteciye müteahitin emriyle izinsiz çekim yapılmayacağını söyleyerek Dara'yı hedef aldı ve fotoğraf makinesini kırdı. Tartışmanın büyümesi üzerine gazeteci mağdur edildiğini belirterek Yüksekova İlçe Jandarmasına giderek şikâyetçi oldu. Ancak olayın ardından şantiye şefi fenalaştı ve arkadaşlarınca Yüksekova Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Yiğit, burada yapılan müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

Başında ödem oluştuğu hastane raporuyla tescil edilen gazeteci, böyle bir olayın yaşanmasından dolayı üzüntü duyduğunu, ancak sadece görevini yapmaya çalıştığını söyledi.

(6 Kasım 2009)

246 basın mensubuna sarı basın kartı veriliyor: Basın Kartı Komisyonu tarafından 59 basın mensubuna sürekli basın kartı, 246 basın mensubuna ise basın kartı verilmesi kararlaştırıldı.

Toplantıda, ilk kez basın kartı almak için başvuruda bulunan 250 gazetecinin dosyasını inceleyen komisyon üyeleri, gerekli şartları sağlayan 246 gazetecinin basın kartı almasını kararlaştırdı. Sürekli basın kartı talebinde bulunan 65 gazeteciden de 59’unun gerekli şartları sağladığına karar verildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç başkanlığında toplanan Basın Kartı Komisyonu toplam 315 basın mensubunun müracaatlarını değerlendirdi.

Sürekli basın kartı almaya hak kazanan basın mensupları şunlar: Abdurrahman Dilipak, Abdulkadir Karataş, Hayrettin Uygar Eremektar, Naki Bakır, Necdet Demircan, Latif fiimşek, Osman Aydoğan, Kenan Aydın, Halis Özdemir, Ömer Ersöz, Seyfullah Türksoy, Alaattin Arda, Mustafa Demirbaş, Hasan Müminoğlu, Erkan Uysal, Ahmet Kadri Kıral, Turgay Bostan, Erhan Bağcı, Najma Gedikoğlu, Metin Tursun, İsmail Gider, Osman Gökmen, Hamdullah Akdoğan, Ercan Demir, Atilla Şahiner, Elif Özkan, Zafer Akçay, Emine Leyla Özgür, Gaye Karace Karadağ, Refik Karaağaçlı, İsmail Karadavut, Filiz Telli, Sait Güleç, Mustafa Uygun, Ali Karateke, Mustafa Özmen, Ahmet Hakan Bahçıvan, Muammer Budanur, Bahar Pehlivan Özkaptan, Nihal Tülin Öztürk Ekici, Çiğdem Toker Taştan, Ali Ekber Yıldırım, Sedat Peker, Mustafa Aşçıoğlu, Süleyman Sami Gürdağ, Soner Sayımlar, Aydın Kanevetçi, Mustafa Kemal Kaya, Sami Gökçe, Metiner Erdem, Fuad Ercan, Cengiz Güven, Ahmet Aydın Akansu, Uğur İşven, Songül Önder, Orhan Üreten, Neriman Deren Saraçoğlu, Namık Koçak ve Satılmış Çulha.

(9 Kasım 2009)

Spor yazarı İlker Ateş toprağa verildi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Spor Yazarları Derneği üyesi gazeteci İlker Ateş, toprağa verildi. Sürekli Basın Kartı sahibi İlker Ateş için önce Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin Levent'teki merkez binasında bir tören düzenlendi. Spor yazarı Ateş, Levent Camii'nde kılınan öğle namazının ardından da Değirmendere'de son yolculuğuna uğurlandı.

Ateş'in cenaze törenine TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, eski Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli, Futbol Federasyonu eski ve yeni yönetim kurulu üyeleri, Beşiktaş Kulübü eski ve yeni yönetim kurulu

üyeleri, eski futbolcular,gazeteci arkadaşları, spor camiasının önde gelen isimleri ve Ateş'in ailesi katıldı.

(9 Kasım 2009)

Dink’e hakarete tazminat: Hrant Dink'e hakaret ettiği iddiasıyla hakkında dava açılan emekli Tuğgeneral Dursun Ali Karaduman'ın 2 bin lira tazminat ödemesine karar

verildi. Dink'in ailesinin, 9 Nisan 2007'de katıldığı şehit cenazesindeki konuşması ve 20

Haziran 2007'de okuduğu şiirde Hrant Dink'e hakaret ettiği iddiasıyla emekli Tuğgeneral Karaduman hakkında açtığı tazminat davası sonuçlandı. Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, Karaduman'ın 2 bin lira tazminat ödemesine karar verdi.

(9 Kasım 2009)

Milliyet, "Açılım"ı yansıttığı için yargılanmaya başladı: İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, PKK'nın yöneticilerinden Duran Kalkan'ın Fırat Haber Ajansı'na (ANF) yaptığı açıklamaya Milliyet gazetesinin sayfalarında yer verdiği gerekçesiyle gazete sorumlu müdürü Hasan Çakkalkurt'a ön ödemeli para cezası tebliğ edilmesini istedi.

Ancak mahkeme,) görülen davanın ikinci duruşmasında bu konuyla ilgili bir karar almayıp, duruşmada yer almayan gazetesi muhabiri Namık Durukan'ın ifadesinin alınmasını kararlaştırdı. Hükümet, Kürt Sorunu'nun çözümünü tüm sorunların tüm açıklığıyla tartışılmasında bulduğunu açıklarken sorunun haberleştirilmesi medya için hala bir risk. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, PKK'nın yöneticilerinden Duran Kalkan'ın yaptığı açıklamayı "Genel Af Çıksa da Silah Bırakmayız" başlığıyla haberleştiren gazeteye dava açmıştı. Gazeteye ön ödemeli para cezası verilmesi, Durukan'ın ifadesinin alınmasının ardından mahkemenin gündemine gelebilir. Bu durumda, gazete yetkilileri ya 20 bin TL olduğu ifade edilen ön ödemeli para cezasını ödeyerek davanın düşmesini tercih edeceklerler ya da haberin halkın haber alma hakkının bir gereği olduğundan hareketle davaya devam edilmesini göze alacaklar. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali, 30 Temmuz'da düzenlediği iddianamesine, Durukan ve Çakkalkurt'un, Terörle Mücadele Yasası'nın "terör örgütü propagandası yapmak" fiilini düzenleyen 7/2 maddesi uyarınca 1,5 yıldan 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istiyor.

Savcılık, Durukan ile Çakkalkurt'un, alacakları hapis cezası süresince seçme ve seçilme hakları dahil çeşitli haklarından yoksun bırakılmalarını da talep etti.

(10 Kasım 2009)

15 gazeteci soruşturmaları halka aktardığı için mahkum edildi: Adalet Bakanlığı, Ergenekon gibi önemli soruşturmalar kapsamında, bugüne kadar 15 gazeteci hakkında, "soruşturmanın gizliliğini ihlal" iddiasıyla dava açıldığını duyurdu. Bakanlık, buna karşılık, 33 kamu görevlisi hakkında yapılan işlemin "soruşturma" aşamasında olduğunu duyurdu.

Ergenekon soruşturması ve diğer önemli dosyalarda yargının "soruşturmanın gizliğinin ihlali" konusunda "duyarsız" kaldığı yönündeki eleştirilere yazılı olarak yanıt veren Bakanlık, Eyüp Savcılığı'nca 447 soruşturma, Bakırköy Savcılığı'nca 2 bin 455 soruşturma, Üsküdar Savcılığı'nca 30 soruşturma, Kadıköy Savcılığı'nca 184 soruşturma, Beyoğlu Savcılığı'nca 423 soruşturma ve İstanbul Adliyesi'nce de 522 soruşturma yürütüldüğünü bildirdi.

Bakanlık, 31 Temmuz 2009 tarihi itibarıyle bu savcılıklarda gazeteciler hakkında 3 bin 845 soruşturma başlatıldığını, 358 davanın sürmekte olduğunu ve 15 davanın da mahkumiyetle sonuçlandığını açıkladı. Açıklamada, son olarak da, "Ayrıca 33 kamu görevlisi hakkında soruşturma açıldığı bilgisi verilmiştir" denildi. (10 Kasım 2009)

Erinç: İktidarın medyaya bakışında bazı konularda geriye gittik: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ve Alman-Türk Vakfı’nın (DTS) ortaklaşa gerçekleştirdiği Alman-Türk Yerel Gazetecilik Semineri’nin 10’uncusu Antalya’da başladı. İki gün sürecek seminerin bu yılki konusu "Medyada Yeni Açılımlar" olarak belirlendi. İki ülke gazetecilerinin bir araya geldiği seminerde Avrupa’nın yerel medya kuruluşları arasında gazeteciler uzantısıyla iletişim ağının güçlendirilmesi hedefleniyor.

Seminerin açılış konuşmalarını Konrad-Adenauer-Stiftung Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Alman-Türk Vakfı’ından Melek Korkmaz, Antalya Vali Yardımcısı Mehmet Seyman ve Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Cemal Öcal yaptı.

KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr, "Yerel basın çalışanları ulusal basına göre daha fazla sorun yaşıyor. Bu sorunların başında maddi imkanların yoksunluğu, ulusal basına göre haber kaynaklarının kısıtlılığı geliyor.Benzer sorunları Almanya’daki yerel basında yaşıyor. Bu seminer, benzer sorunlara ortak çözümlerin bulunabilmesi için önemli" dedi.

TGC Başkanı Orhan Erinç ‘Geçen yıldan bu yana Türkiye’de ne değişti?’sorusuna olumlu bir yanıt veremeyeceğini söyledi. Bunun pek çok nedeni olduğunu ifade eden Erinç, "Bunun birinci sebebi Türkiye’de yaygın olarak tanımlanan gazetelerin sayısı çok olması ve yerel basının kendine alan bulamaması. ‹kincisi yerleşim birimlerinin dağınık olması, nüfusun giderek azaldığı yerlerin artması ve ekonomik farklılıklar nedeniyle gazetelerin yaşam kaynağı olan reklam gelirlerinden yerel medyanın yararlanamamasıdır. Yerel basın

çalışanlarının yerel yöneticilerle olan ilişkilerinin okurlarına karşı sorumluluklarını zaman zaman etkilediğini biliyoruz" dedi.

Erinç, iktidarın medyaya bakışında da bir ilerleme olmadığını hatta bazı konularda geriye gidildiğ inin altını çizerek, "Sıkıntı birazda her şeyi bilen bürokrat ve yöneticilerin sayısının çok olması ndan kaynaklanıyor sanırım. Çünkü her şeyi bildikleri için yasaların yapılmasında ve önerilmesinde görev alanlar bu konuyu bilenlere danışma gereği duymuyorlar. Bu da Türkiye’de yasaları n teoriye göre yapıldığını ancak pratikte bu yasarlın ya yanlış sonuçlara yol açtığını ya da işlemediğ ini gösteriyor" diye konuştu

Antalya Vali Yardımcısı Mehmet Seyman,"TGC Başkanı Erinç’in de değindiği yasaları hazırlayan bürokrat ve siyasetçiler arasındaki uyumsuzluk hayatın belli bir alanını düzenlemek adına yapılan yasaların o anı düzenlemekten çıkıyor, adeta engel oluyor" dedi.

Seminerin "‹nternetin Yerel Medya için Önemi ve İnternet Hukukunda Yeni Gelişmeler" konulu ilk oturumunda Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Hakan Kara ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz katılımcılarla fikirlerini paylaştılar.

İnternetin Türkiye’deki gelişimini ve yerel medya açısından önemini üç temel noktada ele

alan Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Hakan Kara son bir yılda tüm dünyada yaşanan ekonomik

krizin internet yayıncılığını etkilemediğini kaydetti. Kara, Türkiye’nin son yıllarda internet

alında önemli mesafeler kaydettiğini ancak halen dünyadaki çok sayıdaki ülkenin gerisinde oluğunu ifade etti.

TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz ‘İnternet Hukukunda Yeni Gelişmeler’ başlığı altında "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla ‹şlenen Suçlarla Edilmesi Kanunu" hakkında katılımcılara bilgi verdi.

"Medyada Yeni Açılımlar" konulu 10. Alman- Türk Yerel Gazetecilik Semineri’nin ilk gününde ikinci oturumun konusu ‘Yerel Medya’da Toplumsal Katılım Konsepti" oldu.

Zaman Gazetesi Spor Yazarı ve Türkiye Spor Yazarları Derneği Genel Sekreteri Ahmet Çakır’ın başkanlığını yaptığı oturumda Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu, Milliyet Gazetesi Yazarı Kadri Gürsel ve Alman Braunschweiger Gazetesi’nden Paul Josef Raue, medyanın toplumla ilişkileri ve toplumun medyaya katılımı üzerine görüş ve araştırmacılarını paylaştılar.

Medyanın etkisi altındaki kişiler arasında bilgilenme farklarının önemine değinen

Türkoğlu doğru bilgi, doğru aktarımın önemini vurguladı.

Alman Braunschweiger Gazetesi’nden Paul Josef Raue ise çalıştığı gazetenin okur düşüncesine ve vatandaş gazeteciliğine verdiği önemi anlattı. Gazete olarak okurların görüş

ve önerilerine ciddi bir önem verdiklerini belirten Paul Josef Raue, çalışmalarını okullara kadar ulaştırdıklarını, öğrencilerin düşüncelerine de hitap ettiklerini ifade etti.

Milliyet Gazetesi Yazarı Kadri Gürsel ise konuşmasında yozlaşan medyanın toplumsal gerçekleri görmezden geldiğini belirterek okurun gazetelerde kendisini bulmadığına dikkat çekti. (13 Kasım 2009)

Gazeteciler ve akademisyenler yerel medya sorunlarını tartıştı: Türk-Alman Yerel Gazetecilik Semineri’nin ikinci gününde, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun başkanlığında yapılan ikinci oturumunda "Yerel Medya Perspektifinden AB Süreci" konusu

tartışıldı.

Oturuma, Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve ‹zmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Zonguldak Temsilcisi Osman Sav, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı ve WAZ Medya Grubu Brüksel muhabiri

Katrin Tschner katıldı.

Oturumun başkanlığını yapan TGC Başkan Yardımcısı Olcayto, KAS’la 1996’da bir yerel basın projesi dolayısıyla ilişkiye geçtiklerini ve başlatılan projeyle bugüne kadar 54 yerel

yerleşim yerinde yerel basın eğitim seminerleri gerçeklerdiklerini belirtti.

Olcayto’nun ardından söz alan Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, siyasi yapıların AB’ye bakış açısının hem yerel hem de yaygın medyaya yansıdığını özellikle yerel basında AB’ye yönelik bir bağımsız bakış açsı göremediğini dile getirdi. Sertel "Gözlemlediğim kadarıyla yerel medya temsilcileri AB’ye bakış açıları siyasi fikirlerine göre şekilleniyor. Kimse bir politika geliştirmiyor. Kimi siyasi fikirleri doğrultusunda karşı çıkıyor kimi de bir takım demokratik ilerlemeler gelişmeler kat edeceğimizi düşünüyor" dedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Zonguldak Temsilcisi Osman Sav ise yerel basının AB’ye

bakış açısından çok çalışma koşulları, basın özgürlüğü gibi kendi iç sorunlarıyla meşgul oldu-

ğunu ifade etti. Son dönemde medyada yaşananların yerel basın çalışanlarını umutlandırmadığını dile getiren Sav "Yerel gazeteler gittikçe çıkar ve tehdit amaçlı çıkarılır oldu. Bazı konuşmacılar resmi ilan parası için gazete çıkarıldığını belirtti. Bunu iyimser bir yaklaşım olarak kabul ediyor. Bu mesleğin saygınlığının korunması için meslek

örgütlerine önemli görevler düşüyor" dedi.

Uzun yıllardır Güneydoğu Anadolu’da gazetecilik yapan bir isim olarak bu bölgede çok sıkıntı lar yaşadıklarını dile getiren Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı Avrupa Birliği demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi gibi siyasi kriterlerinin ve bunların korunmasını garanti altına alan kurumların varlığının bölgede son derece önemsendiğinin altını çizdi.

WAZ Medya Grubu Brüksel muhabiri Katrin Teschner, AB haberciliği, çalışma koşulları ve

şekli hakkında bilgi verdi. Teschner AB kriterlerinin uygulanması ve uygulamadan doğan koşulların halka aktarılması için gazetecilerin ortak çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.

"Küresel Gelişme Işığında Gazeteci Eğitimi" konulu günün son oturumunda ise Aachen Üniversitesi’nden Prof. Dr. Giso Deusen, Vatan Gazetesi Yayın Yönetmeni Atilla Güner ile TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Haber Türk Gazetesi Yayın Yönetmen Yardımcısı Doğan Satmış konuştular.

Oturum başkanlığını Bonn-Rhein-Sieg Gazetecilik Yüksekokulu öğretim üyesi Prof. Dr. Andreas Schümchen’in yaptığı toplantıda ilk sözü alan Vatan Gazetesi Yayın Yönetmeni Atilla Güner, teknolojide olağan üstü gelişmelerle geleneksel gazeteciliğin enstrümanları, kuralları, yapıları, yaklaşım tarzı, duruşu ne kadar değişeceği ve son bir yılda geçirdiğimiz evrede gazete kapanmaları, küçülmeler, işten çıkarılmalar gibi konularının medyada bugün tartışılan iki temel konu olduğunu vurguladı. TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Doğan Satmış, "Medyanın istihdam oranları düşük seviyede. Dolayısıyla bu insanların iş bulma olanakları kısıtlı" dedi. Aachen Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Giso Deussen ise konuşmasında, gelişen teknolojiyle ve internet aracılığıyla bireysel haber ajanslarının doğduğunu ve klasik medyaya hem yeni bir partner hamde yeni bir rakip oluştuğunu belirtti. (14 Kasım 2009)

Özgür gazetecilik yapmak zorlaştı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad

Adenauer Stiftung (KAS) ve Alman – Türk Vakfı’nın (DTS) gerçekleştirdiği "Medyada Yeni Açılımlar" konulu Alman- Türk Yerel Gazetecilik Semineri, gazeteci ve akademisyenlerin

sunumlarıyla son buldu..

Seminerin ikinci gününde TGC Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Recep Yaşar başkanlığında, 'Siyaset Medya İlişkilerinde Yerel Basının Konumu' tartışıldı. TGC önceki başkanlarından

Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, Hürriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve yazarı Tufan

Türenç, Stuttgarter gazetesinden Wolfgang Molitor konuşmacı olarak katıldı.

Oturum Başkanı TGC Yönetim Kurulu üyesi Recep Yaşar, medya, siyaset, ticaret üçgenine tarikat ilişkilerinin de eklendiğine dikkat çekti. Siyasetin özellikle yürütme erkinin medyayı

kendi idealleri doğrultusunda yönlendirme çabalarının tüm dünyada olduğunu ancak Türkiye’de bu durumun baskın bir şekilde göstermeye başladığı nı kaydeden Yaşar şunları söyledi:

"Özellikle medya sahipliği ve mülkiyet yapısındaki değişiklik medyanın da siyasetle olan

ilişkilerini değiştirdi. Medya gruplarının büyüme hırsı kamu kaynaklarından beslenme ve krediler çerçevesinde hükümetlere yakı olmayı beraberinde getirdi. Medya kamusal işlevi ticari işlevinin arkasına düştü."

Yerel basının en büyük sorununun ekonomik olduğunu belirten Milliyet Gazetesi Yazarı Nail

Güreli, "Kişi olarak güçlü yerel gazeteciler var, ancak kurum olarak güçlü yerel gazeteler yok.

TÜİK verilerine göre Türkiye'de 2008'de 5 bin 675 gazete ve dergi bulunuyor. Bunların yüzde

62.5'i yerel, yüzde 5.6'sı bölgesel, yüzde 31.9'u yaygın basın grubuna giriyor. ‹şlev olarak yerel yaygın arasında fark olmaması gerekiyor. Halka karşı sorumluluğu aynı, haber vermek, doğru ve dürüst bir şekilde halkın çıkarlarının bekçiliğini yapmaktır. Bu işlev demokratik rejimin işlemesi için de çok önemlidir. Doğru bilgi, doğru tercih eşittir doğru demokrasi. Bu denklem günümüzde bir istisna, hatta ütopya olarak kalıyor. Medya, siyaset, ticaret üçgeni, şeytan üçgeni vardı ve şimdi de dörtgen oldu bu, başkanımın dediği gibi" diye konuştu.

Türkiye'de ulusal basına bakıldığında çok parlak bir tablo görmediğini belirten Hürriyet gazetesi yazarı Tufan Türenç ise bu tabloyu anlatmak durumunda kalmaktan ise hiç mutlu olmadığını söyledi. Gerçekler anlatılmadığı ve örtbas edildiği zaman bir takım olayların daha da genişlediğini vurgulayan Türenç, şöyle konuştu: "Bugün yaygın basını gazete ve televizyonlar olarak üç grupta belirlemek doğru olur. Biri muhalefet yapabilenler,

ikincisi yandaş medya dediğimiz sadece hükümetin istediği şekilde yazan ve sürekli alkışlayan, bir tür iktidarın ortağı olanlar, üçüncüsü de 'aman bana zarar gelmesin' diye suya sabuna dokunmadan yayın yapanlar. fiimdi orantılarsak suya sabuna dokunmayan medya sayısal olarak muhalefet yapanlardan fazla, ama tiraj olarak fazla değil ve o yüzden bu durum henüz iktidarı tatmin etmiyor."

Stuttgarter gazetesinden Wolfgang Molitor ise Almanya'da günlük 350 gazete ve 1500 civarında yerel gazetenin çıktığını, günlük toplam tirajın 20 milyon olduğunu belirterek, "14 yaşından büyük bin kişi başına 300 gazete çıkıyor. Genelde bu yerel gazeteler kendi başlarına gazeteler değil, 2-3 yılda kurulup kapanan türde gazeteler de değillerdir. Almanya'da insanlar eşlerinden daha kolay ayrılıyorlar ama bağımlısı olduğu gazetelerden ayrılmaları daha zor oluyor" dedi.

TGC Ankara Temsilcisi Taylan Erten’in yönettiği seminerin son oturumunda İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neşe Kars, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi ve Bonn-Rhein-Sieg Gazetecilik Yüksekokulu’unda Prof. Dr. Andreas Schümchen "Medyanın Yoğunlaşma Sürecinde Kaybolan Değer: ‹nsan Unsuru" konusunu ele aldılar.

ATV-Sabah gazetesi ve dergi gruplarının bağlı olduğu Turkuvaz Medya, Bursa’da yayın yapan Olay Medya ve Ankara’da yayın yapan Halk TV’deki örgütlenme ve grev sürecinden bahseden TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, bu üç iş yerinde örgütlenmeye planlı sistemli bir biçimde ulaşmadıklarını sonuçların bu noktaya kendilerini bu noktaya getirdiğini söyledi.

Prof. Dr. Neşe Kars ise demokratik bir toplum yaratmanın Türkiye için halen erişilememiş ideal bir çerçeve olarak durduğunu belirtti. Demokratik bir toplum için katılımcı bir ruha sahip olmak gerektiğini vurgulayan Kars, "Bu toplumu yaratmak adına önce gazeteciler çalışacak, daha sonra basın kuruluşları bunları yayınlayacak ve ardından hedef kitle olan insanlar bunları izleyecek" dedi. (16 Kasım 2009)

Grevci gazetecilerin zaferi: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Sabah-ATV grubunda

13 Şubat 2009 günü, 10 gazetecinin katılımıyla grev başlatmış, grevin 5'nci gününde ise 10

gazetecinin iş akdi işveren tarafından feshedilmişti. İşveren, grevin TGS’nin ATV üzerinden aldığı yetkiyle başlatıldığını, Sabah gazetesi ile Turkuvaz dergi grubunda çalışan

kişilerin bu greve katılamayacağı, dolayısıyla söz konusu kuruluşlarda çalışan 10 gazetecinin "yasadışı greve çıktıkları"nı iddia etmişti. Bunun üzerine gazeteciler, İstanbul 8. İş

Mahkemesi'nde işe iade davası açmış ve bu davayı kazanmıştı. Mahkeme "grevcilerin yasadışı bir greve katılmadıklarına" hükmederek, işvereni her gazeteciye "12 brüt ve 4

net maaş" tazminat ödemeye mahkûm etmişti. Karara işveren de, işverenin "parasını ödeyerek grevcileri kapının önünden uzaklaştırmasını" önlemek isteyen gazeteciler de itiraz etmişti.

Bunun üzerine dava dosyası Yargıtay'a gönderilmişti. 13 Kasım 2009 günü Yargıtay kararı açıklandı. Yargıtay, yerel mahkemenin kararını, yani grevcilerin "işe iadesini" onayladı.

(17 Kasım 2009)

613 gazetecinin telefonu dinleniyor: Yasadışı Telefon Dinlemelerini Araştırma Komisyonu

eski üyesi Bilgisayar Mühendisi CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, 300 milletvekili, 3 bin civarında hakim ve 613 gazetecinin telefonlarının dinlendiğini öne sürdü.

Seyhan, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) denetimini de aynı başkanlık bünyesinde görevli kişiler tarafından yapıldığını, böylece işlemlerin yargı denetiminden kaçırıldığını iddia etti.

(17 Kasım 2009)

Ankara 9. Idare Mahkemesi’nden “Basın özgürlüğü” dersi: Ankara 9. İdare Mahkemesi, Başbakanlık’ın akreditasyonunu iptal ettiği yedi gazeteciden Milliyet gazetesi muhabiri Abdullah Karakuş’un açtığı davada, idarenin daha önce yürütmesini durdurduğu işleminin iptaline karar verdi. Oybirliğiyle alınan emsal niteliğ indeki kararda, akreditasyon iptalinin

basın özgürlüğüne ve hukuka aykırı olduğu çarpıcı gerekçelerle açıklandı.

Başbakanlık uygulamasının gazetecilerin haber yapma iradelerinde "caydırıcı" etki

oluşturacağına dikkat çekilen kararda, Karakuş’un akreditasyon kartının iptaline neden olan

iki haberinin de basın meslek ilkelerine aykırı tarafının bulunmadığı vurgulandı.

(18 Kasım 2009)

Basın kartına yeni indirimler: Basın meslek kuruluşlarının işbirliğiyle Sarı Basın Kartı’nın işlevini arttırmak için çalışmalar yaptıklarını belirten Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM), gazetecilerin günlük hayatını kolaylaştıracak bazı indirimler sağlandığını açıkladı.

Basın Kartı sahibi gazeteciler, 20 Kasım’dan sonra çeşitli özel kuruluşların ulaşım, sigorta hizmetleri ile giyim ve beyaz eşya satışlarından indirimli olarak yararlanabilecekler.

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek, Türkiye genelinde 11 bini aşkın basın kartı sahibi medya çalışanı bulunduğunu belirterek, gazetecilerin çalışmalarına yardımcı olmak ve hayat şartlarının iyileşmesine biraz daha katkı sağlamak amacıyla bu girişimlerin yapıldığını ifade etti.

(18 Kasım 2009)

Gazeteciler artık öldürülmüyor kitlesel olarak susturuluyor: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), 1909'da Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesiyle başlayan ve aradan geçen

bir asırlık dönemde öldürülen 61 gazeteciyi yakınlarının da katıldığı bir toplantıyla andı. Toplantıya 1979'da öldürülen Milliyet gazetesi yayın yönetmeni Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi, 11 Nisan 1980'de öldürülen Ümit Kaftancıoğlu'nun oğlu Ali Naki Kaftancıoğlu ve gelini Dr. Canan Kaftancıoğlu, 8 Ocak 1996'da öldürülen Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe'nin ablası Meryem Türkmen katıldı. Ayrıca, 7 Mart 1990'da öldürülen Hürriyet gazetesi yayın yönetmeni Çetin Emeç'in oğlu Mehmet Emeç de mesaj gönderdi.

Toplantı TGC Başkanı Orhan Erinç’in moderatörlüğünü üstlendiği, TGC önceki başkanları

ndan ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli ile gazeteci-yazar Hıfzı Topuz’un konuşmacı

olarak katıldığı panelle başladı.

Açılış konuşmasını yapan Erinç, Hasan Fehmi'nin 6 Nisan 1909'da Galata Köprüsü

üzerinde uğradığı saldırıda hayatını kaybettiğini, katillerinin bulunamadığını hatırlattı.

Hasan Fehmi ile başlayan gazeteci cinayetlerinin sonuncusunun Hrant Dink'in öldürülmesi

olduğunu vurgulayan Erinç, o günden bugüne Türkiye'de toplam 61 gazetecinin saldırılar sonucu yaşamını yitirdiğini ifade etti.

Erinç, ''Hem gazetecilerin güvenlikleri hem de kişisel sorunlarının çözümü için birlik ve

beraberlik içinde mücadelemize devam etmeliyiz'' dedi. Erinç, Hasan Fehmi ile Abdi İpekçi'nin öldürülmesi arasında 70 yıllık süreç bulunduğunu, İpekçi'nin öldürülen 15. gazeteci

olduğunu, ondan sonraki 28 yıllık süreçte öldürülen gazeteci sayısının da 46 olduğunu kaydetti.

Türkiye'de ifade özgürlüğünün genişletilmesi, Avrupa standardına getirilmesi için çalışmalar

yapılsa da çok sayıda gazetecinin yaptı kları haberler, röportajlar ve çektikleri fotoğraf ve görüntüler nedeniyle ölüm tehdidi altında yaşadığını ifade eden Erinç, ''15 meslektaşımız can tehlikesi olduğu için polis korumasında yaşamak zorunda. Artık gazetecileri tehdit etmek adi olaylara döndü. Hem gazetecilerin güvenlikleri hem de kişisel sorunlarının çözümü için birlik ve beraberlik içinde mücadelemize devam etmeliyiz'' şeklinde konuştu.

Gazeteci Hıfzı Topuz, bu anmanın bir matem havası içinde olmaması gerektiğini belirterek,

''Bu matem gününü haksızlığa direnç ve savaş olarak algılamalı, alınması gereken önlemleri

tartışmalı ve katiller grubu önünde dimdik ayakta durmalıyız'' diye konuştu. Bir ülkede gazetecilerin öldürülmesinin nedenlerine işaret eden Topuz, şunları kaydetti: ''Bazı iç

ya da dış güçler anarşik bir durum yaratmak istiyorlar. Bunu bir darbeye ortam hazırlamak

için yapıyorlar. Ya da bir etnik grubun haklarını savunan gazeteciler öldürülüyor ki bunun

örneklerini fazlasıyla gördük. Yine yolsuzluğun üstüne giden gazeteciler de öldürülüyor.

Aynı şekilde muhalefetin sesi olan gazeteciler de susturuluyor. Bir de polisin düşmanlığı ve

kan dökmek istemesi nedeniyle öldürülen gazeteciler var. Hatta Sabahattin Ali ve Metin

Göktepe böyle öldürüldü.''

TGC önceki başkanlarından ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli sözlerine Bizim Gazete’nin "Grevci gazetecilerin zaferi" başlığıyla manşetine taşıdığı habere değinerek başladı. Güreli, bir süredir devam eden mahkemenin, Turkuvaz Grubu'nda grev yapan gazeteciler lehine sonuçlandığını ifade ederek, toplantıya böyle anlamlı bir haberle başlamaktan mutluluk duyduğunu kaydetti.

Hasan Fehmi’nin öldürülmesinden bu güne katledilen 61 gazetecinin 50’inin siyasi cinayetlere kurban edildiğine işaret eden Güreli, "Bu gazeteciler, muhalefet ettikleri için, halka doğru bilgiyi ulaştırdıkları için, yolsuzluklara, haksızlıklara hırsızlıklara karşı çıktıkları için öldürüldüler. Dün muhalif gazeteciler sesleri kesilmek için tek tek öldürülüyorlardı. Bugün ise gazeteciler öldürülmüyor buna gerek kalmadı, çünkü gazeteciler ekonomik, sosyal ve siyasal baskılarla kitlesel olarak susturuluyorlar. Kurumsal olarak gazeteler susturuluyor''

dedi.

Törende konuşan Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi, Gazeteciler Cemiyeti'nde kendisini

baba ocağında gibi hissettiğini belirterek, şunları kaydetti: ''100 yıldır muntazam olarak

gazeteci öldüren bir ülke olduğumuzu anlatmak için burada toplandık, ama biliyoruz ki

onlar birer isim değil, bir insandı ve candı. Onların acısını bu salonda herkes hissediyor, ama

ülkenin her kesimi bu acıyı paylaşmıyor. Nasıl oluyor da birinin katili diğerinin kahramanı

oluyor? Neden katledilenlerin ortak matemi tutulmuyor? Barışmak isteyenler neden vatan

haini ilan ediliyor?''

Toplantının sonunda, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölümü öğrencilerinden Günel Çantak'ın, öldürülen gazeteciler için hazırladığı belgesel film izlendi.

(18 Kasım 2009)

Gazeteci Boğatekin için Kahta'da da adalet yok: Adıyaman'ın Kahta Asliye Ceza Mahkemesi, yerel yetkilileri sahibi olduğu Gerger Fırat gazetesini etkisizleştirmeye çalıştıklarını iddia eden gazeteci Hacı Boğatekin'i "kamu görevlisine hakaret ettiği" gerekçesiyle 2 yıl 2 ay 7 gün hapse mahkum etti. Hakim Ercan Kumhak başkanlığındaki mahkeme, pişmanlık göstermediği ve yargılamayı uzatmaya çalıştığı iddiasıyla da gazeteciye verdiği cezada indirim yapmadı ve cezayı ertelemedi. Ayrıca, gazetecinin mahkemeye gönderdiği ve "boğazımdaki modil rahatsızlığı nedeniyle duruşmaya katılamıyorum. Avukatlarım Turgut Kazan, Fikret İlkiz ve Celal Kızılkaya'ya davetiye gönderilsin" dediği mazeret mektubu da, "havalesiz olduğu ve kimlerce getirildiği belli olmadığı" gerekçesiyle dikkate alınmadı.

Savcı Mesut Karaduman, bu talebinin mahkemece kabul görmesinin ardından soruşturmanın genişletilmesini istemediği ve esas hakkındaki mütalaasını sunmak istediğini bildirdi. Söz alınca da, gazetecinin Ceza Yasası'nın (TCK) 125/1-2-3 (a) . maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etti. Bunun üzerine mahkeme, gazetecinin ve avukatlarının olmadığı 27 Ekim 2009 tarihli duruşmada Boğatekin'i, 2 yıl 2 ay 7 gün hapse mahkum etti; cezaevinden tahliye olana kadar "Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan mahrum bırakılmasına" karar verdi. İstanbul'da tedavisini sürdüren gazeteci, tutanaklara Kahta'ya dönünce ulaşabildi.

Daha önce de Boğatekin, Gerger Savcısı Sadullah Ovacıklı'nın "Fethullah Gülen'e yakınlık duyduğu"nu iddia ettiği için 109 gün Kahta Cezaevi'nde kalmıştı. Gazeteci ve bu iddiaya yer veren gergerim.com sitesi yetkilisi Cumali Badur halen yargılanıyor. Bu durumda cezası onanırsa Boğatekin, bir kez daha cezaevine konacak.

(18 Kasım 2009)

Gazeteci Ömer Lütfi Mete toprağa verildi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi araştırmacı gazeteci-yazar Ömer Lütfi Mete, toprağa verildi. Altunizade İlahiyat Vakfı Camisi'nde

düzenlenen cenaze töreni öncesinde, Ömer Lütfi Mete'nin kardeşi Yunus Bahri Mete ile oğlu Ali Buhara Mete ve yakınları taziyeleri kabul etti. İkindi vakti kılınan cenaze namazı

nın ardından Mete'nin naaşı, Çengelköy Mezarlığı'nda defnedildi.

(20 Kasım 2009)

Muhabirlerin en büyük sorunu örgütsüzlük: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung’la (KAS) medya seminerleri kapsamında düzenlediği "Muhabirliğin Bugünü ve Geleceği" konulu panelde muhabirlik kavramı irdelendi. TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda 20 Kasım Cuma günü gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun üslendiği panelde; "Medya haberden ve muhabirden vazgeçti mi?" konu başlığını TGC önceki başkanlarından ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, "Medyada muhabirin rolü" konusunu Bianet İnternet Haber Sitesi Editörü Erol Önderoğlu, "Savaş muhabirliği" konusunu gazeteci-yazar

Yunus fŞen, "Uzman muhabirlik" konusunu da TGC Genel Saymanı Sibel Güneş ele aldı.

"Muhabirliğin Bugünü ve Geleceği" konulu panelinin açılışında konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, Türkiye'de gazeteciliğin başladığı tarihte "muhabir" diye bir görev tanı mının olmadığını söyledi. Erinç, gazetelerde sadece yazı işleri bölümünün olduğunu anlatarak, haberleri muhabirlerin değil muhbirlerin getirdiğini aktardı. Günümüzdeki muhabirlik kavramının ise 12 Eylül 1980 sonrası oluşmaya başladığını ifade eden Erinç, o dönemde haber kaynaklarının muhabiri aradan kaldırarak haberlerini genel yayın yönetmenleri ve köşe yazarları aracılığıyla iletmeyi tercih ettiklerini kaydetti. Erinç, bu durumun "köşe muhabiri" gibi bir görev tanımı oluşturuduğunu dile getirerek,

"Köşe muhabiri dediğimiz köşe yazarlarını aldığı haberleri işlerinin doğası gereği kendi öznel düşüncelerini de habere aktarma durumu vardı. Bu bir yandan haberi verirken diğer yandan haberin ne kadar önemli olduğu ya da haberi veren ve o olayı başaran kişinin ne kadar büyük olduğu, başarılı olduğunu ekleme halkları vardı. Bu durum haberi de zorlamaya başladı. Bugün geldiğimiz noktada, gazeteciliğin asli görevini yerine getiren muhabirlerin önemsenmediklerigibi bir kuşku söz konusu" diye konuştu.

"Medya haberden ve muhabirden vazgeçti mi?" başlıklı oturumda konuşan TGC önceki başkanlarından ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, basının haberden vazgeçmesinin mümkün olmadığını söyledi. Güreli, "Basın haberden vazgeçerse kendinden vazgeçmiş demektir. Çünkü gazete, haber demek" dedi. Medyanın haberden değil, muhabirden vazgeçtiğinin söylenebileceğini ifade eden Güreli, köşe yazarları ve genel yayın yönetmenlerinin haber kaynaklarıyla doğrudan temas kurmalarının muhabirlerin geri plana itilmesine neden olduğunu söyledi.

Panelde "Uzman muhabirlik" konusunu ele alan TGC Genel Saymanı Sibel Güneş medyada ekonomi, parlamento, eğitim, sağlık gibi vazgeçilmeyen birkaç alan dışında uzman haberci istihdamı konusunda çok ciddi sıkıntılar olduğunu dile getirdi. Uzman muhabir istihdam etmenin medya kuruluşlarına ekonomik gelmediğini ifade eden Güneş, bunun yerine her işe koşturulabilir ve haberle ilgili duruşunu çok kolay sergilemeyen bir anlayış tercih edildiğini söyledi. (23 Kasım 2009)

“İklim Değişikliği ve Medyanın Rolü”: Bölgesel Çevre Merkezi REC Türkiye, 20 Kasım 2009 günü İstanbul’da Kopenhag Öncesi

İklim Değişikliği ve Medyanın Rolü başlıklı bir etkinlik düzenledi. Açılışı yapan REC Türkiye direktörü Sibel Sezer Eralp, düzenledikleri bu etkinlikte iklim değişikliği konusunda medyanın rolü, Avrupa ve ‹ngiltere örneklerinden neler öğrenilebileceği, bilim-politika-medya üçgeninde işbirliğinin nasıl geliştirilebileceği ve çevre muhabirlerinin nasıl desteklenebileceği üzerinde durmak istediklerini belirtti.

İlk bölümün moderatörü HaberTürk televizyonundan editör/sunucu Ahu Özyurt, gazete ve tvlerin son dönemde çevreye olan ilgilerinin arttığını söyledi. Özyurt’tan sonra söz alan İngiliz The Guardian gazetesi Baş Editörü ve Sürdürülebilirlik Bölüm Direktörü Jo Confino, medyanın rolünün insanların sorunlarını anlamasında yardımcı olması konusunda çok önemli olduğunu ve medyanın bilimsel konuları insanların anlayabileceği şekilde vermesi gerektiğini anlattı. TGC Genel Sekreteri Celal Toprakise iki yıldır yüze yakın sivil toplum örgütü ve basın kuruluşları ile birlikte düzenledikleri Küresel Isınma Kurultayı’nı anlattı. Medya ve sivil toplum örgütleriyle yurttaşları bilgilendirmeye yönelik yılda bir kez tüm gün süren bir etkinlik düzenlediklerini, Çevre ve Enerji Bakanları’ının katılımcı olduğu panellerde 2007 yılında yazı lı basına 2008 yılında ise televizyon yöneticilerine söz verdiklerini belirten Toprak, çevre konularında basın çalışanları arasında bir farkındalık yaratmayı hedeşediklerini belirtti.

(23 Kasım 2009)

Filipinler'de katliam; 17 gazeteci öldürüldü: Filipinler'in Mindanao Adası'nda, seçim bürosunda belgeleri almaya giden Ampatuan kabilesi, ona eşlik eden kampanya grubu ve en az 17 gazeteci, Cumhuribaşkanı Gloria Arroyo'ya yakın bir valiye bağlı güçlerce öldürüldü.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, olayı sert bir şekilde kınadıktan sonra, "Tarihte gazetecilik mesleği, bir günde hiç bu kadar ağır bir bedel ödememişti" açıklaması yaptı. RSF'nin bağlantı kurduğu Filipinler Ulusal Gazeteciler Birliği (NUJP) başkan yardımcısı Nonoy Espina, "Hükümet, katliamın sorumlularını kesinlikle yargı önüne çıkarması gerekiyor. Yalnızca tetiğe basanları değil, kimlikleri ne olursa olsun azmettiricilerini de" şeklinde konuştu.

Mindanao Adası'nın güneyindeki Maguindanao yerleşiminde önceki gün (23 Kasım) yaşanan katliamdan silahlı grubu yöneten Shariff Aguak Belediye Başkanı Andal Ampatuan sorumlu tutuluyor. Gazetecilerin dışında 30 kadar kişi daha öldürüldü.

Manila merkezli Medya Özgürlüğü ve Sorumluluğu Örgütü (CMFR) ve Bangkok merkezli Güneydoğu Asya Birliği (SEAPA), Türkiye'den BİANET ve Düşünce Suçuna Karşı Girişim'in de üyesi olduğu Uluslar arası İfade Özgürlüğü Kampanya Örgütü İFEX'e bir çağrı yaparak Filipinli yetkililerin uyarılması için başlattıkları kampanyaya destek vermeye çağırdı. Dünya çağında onlarca ifade özgürlüğü örgütünün kınama açıklamaları yayımlaması bekleniyor. CMFR ve SEAPA, ortak açıklamada, gerekçesi ne olursa olsun, Filipinler hükümetinin en kısa sürede katliamı işleyen ve azmettirenlerin tamamını yargı önüne çıkarması talep edildi. (25 Kasım 2009)


Gazetemizin manşeti TBMM’ye taşındı:
DSP‹stanbul Milletvekili Süleyman Yağız, TGC’nin düzenlediği "100 yılda öldürülen 61 gazeteciyi anma töreni"nde dile getirilen ve Bizim Gazete’de Ali Özgür İnan imzasıyla yayınlanan ‘Gazetecilerin artık öldürülmediği, kitlesel olarak susturulduğu’ konusunu TBMM’ye taşıdı. Anma töreninde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Erinç, gazetecilerin ölüm tehdidi altında görev yaptığını,TGC önceki Başkanı ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli de gazetecilerin kitlesel olarak susturulduğun ifade etmişti. Gazeteci yazar

Hıfzı Topuz ise "Katiller grubu önünde dimdik ayakta durmalıyız" demişti. Soru önergesi DSP Milletvekili Süleyman Yağız, TGC’nin düzenlediği anma törenindeki konuşmaları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yazılı olarak cevap vermesi isteğiyle TBMM’ye soru önergesi verdi. Yağız’ın önergesi şöyle:

"Basın, ne yazık ki, tarihinin, en baskılandığı dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bu gerçek, hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Konu, basın mensuplarının en büyük meslek örgütü olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği,100 Yılda Öldürülen 61 Gazeteciyi Anma Toplantısı’nda da gündeme getirilmiştir. TGC’nin önceki başkanlarından,

Milliyet gazetesi yazarı Sayın Nail Güreli, bu toplantıda yaptığı konuşmada, ‘Dün muhalif gazeteciler sesleri kesilmek için tek tek öldürülüyordu. Bugün ise gazeteciler öldürülmüyor; buna gerek kalmadı; çünkü gazeteciler ekonomik, sosyal ve siyasal baskılarla kitlesel olarak susturuluyo’ demiştir. Bu bağlamda, aşağıdaki sorularımın yanıtlanmasını istiyorum:

1- TGC’nin önceki başkanlarından Sayın Nail Güreli’nin; ‘gazetecilerin ekonomik, sosyal ve siyasal baskılarla kitlesel olarak susturulduğu’ görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

2- Gazetecilerin üzerlerindeki baskıların ortadan kaldırılması ve gerçek bir basın özgürlüğünün sağlanması için çalışmanız var mı? Gazetecilere bu konuda nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

3- Ülkemiz her açıdan bir ayrışma, kamplaşma süreci yaşamaktadır. Bu durum, medyada da etkisini göstermektedir. ‘Yandaş medya’ da bu kamplaşma sürecinde bugüne dek görülmedik ölçüde yaygınlaşmakta; gücünü ve etkisini giderek artırmaktadır. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

4- Muhalif gazetecilerin üzerindeki baskılar yoğunlaşırken, ‘yandaş medya’ kapsamındaki bazı gazete ve televizyonların, gizliliği esas olan bazı soruşturmalarla ilgili olarak pervasızca yayın yaptıkları görülmektedir. Nitekim Başbakanlık Basın Merkezi’nin 19 Kasım 2009 tarihli açıklamasında, bir gazetenin, ‘Kod adı Kafes’ manşetiyle ilgili olarak, ‘Soruşturmaya ilişkin bilgilerin basında yer alması, soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin açıkça ihlalidir’ denilmiştir. Buna karşın söz konusu haber, bu açıklamadan bir gün sonra (20 Kasım 2009’da) üç gazetede daha yayımlanmıştır. Basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecek olan bu tür yayınları yapan gazeteler bu cesareti nereden almaktadır? Cesaretlerinin kaynağı ‘yandaş’lık mıdır?

5- Bu tür yayınlara karşı, Başbakanlık Basın Merkezi’nin basın açıklamalarının dışında ne tür önlemler alınmıştır? Alınan önlemler yeterli midir? Bu tür yayınları yapanlarla ilgili olarak bugüne kadar ne gibi işlemler yapılmıştır? Yasal yaptırımlar yeterince uygulanmış mıdır?” (26 Kasım 2009)

Başa Dön