Geri Dön

Ocak 2010 Raporu

Medyada işçi kıyımı: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), yeni yıla girerken medyada işten çıkarmaların yoğunlaştığına dikkat çekti. TGS İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada, "Bir yandan basının önemli kalemleri birbiri ardına basın özgürlüğünün önemine vurgu yaparken, bir yandan da gazete ve televizyonlarda art arda işten çıkarmalar yaşanıyor" denildi.

2009 yılının son günlerinde bazı televizyon ve gazetelerden yaklaşık 50 medya çalışanının işlerine son verildi. Çok sayıda gazetecinin yeni yıla işsiz girdiğini vurgulayan TGS, basın özgürlüğünün basın çalışanlarının iş güvencesi ve editoryal bağımsızlığıyla doğrudan ilgisi olduğuna işaret ederek, şunların altını çizdi:

"Çok haklı bir mücadele sürdüren TEKEL ve itfaiye çalışanlarının haberlerini yapmak için canla başla çalışan gazeteciler, 30 yıl sonra basında Turkuvaz Grubu’nda yaşanan ilk grevi, basında işten çıkarmaları, kayıt dışı çalıştırmaları, kısacası kendileriyle ilgili hak gasplarını kamuoyuna duyuramamaktadırlar. İşte bugün basın özgürlüğünün öneminden söz eden

köşe yazarlarının bile aylar süren Turkuvaz grevini görmediğini, duymadığını ve yazmadığını göz önüne alırsak, basın çalışanlarının haklarına kendilerinin sahip çıkmasından başka bir yol olmadığı açıktır. Bu da bütün engellemelere karşın ancak sendikal çatı altında örgütlenmeyle aşılabilir. Son derece örgütlü medya patronlarının karşısında ancak örgütlü bir güçle mücadele edilebilir."

(1 Ocak 2010)

Bir yılda 133 gazeteci öldürüldü: Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) rakamlarına göre 2009 yıl içinde dünyada toplam 133 medya çalışanı öldürüldü. 2009, gazeteciler açısından en kötü yıllardan biri oldu. IFJ'nin 2009 raporuna göre bu gazetecilerden 109'u hedef alınarak öldürüldü, 24'ü ise görev başında kaza sonucu öldü. 2008’de ölüm sayısı 109, 2007'deki sayı ise 175 olmuştu. Bu yıl gazetecilerin hedef alınması açısından en üst sırada Filipinler yer aldı. Bu ülkeyi Meksika ve Somali izledi. On yıllık süre içerisinde genellikle en üstte yer alan Irak'ta geçen yıl 16 gazeteci öldürülmüşken, bu yıl rakam 5'e düştü. Filipinler'de 38, Meksika'da 13, Somali'de 9, Pakistan'da 7 ve Rusya'da 6 gazeteci öldürüldü.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün açıkladığı raporuna göre de dünyada yıl içinde toplam 573 gazeteci tutuklandı. 33 gazeteci kaçırılırken, 1456'sına fiziki saldırıda bulunuldu, 157'si bulundukları ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Sınır Tanımayan Gazetecilerin gözlemine göre, dünya genelinde öldürülen gazeteci sayısı 2008'de 60 iken, 2009'da bu sayı 76'ya ulaştı.

(1 Ocak 2010)

Karar: Basın hürdür sansür edilemez: Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda "devlet sırrı" kapsamındaki bilgilerle ilgili önleme ve yayın yasağı talebini reddeden Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği'nin kararına karşı yapılan itiraz reddedildi. İtirazı görüşen Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ret kararında, "Medya 'dördüncü güç' olarak 'denetleme' yetkisini üzerinde toplarken kamusal bir görevi yerine getirdiği gerçeğini de gözden kaçırmamalı ve sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir" denildi.

(2 Ocak 2010)

Gazeteci İzzet Yıldız vefat etti: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi ve Sürekli Basın Kartı sahibi İzzet Yıldız 84 yaşında yaşamını yitirdi. Kalp yetmezliği sebebiyle vefat eden Yıldız'ın cenazesi öğle namazının ardından Yalova Merkez Camii’nde öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Yalova Mezarlığı'nda toprağa verildi.

(6 Ocak 2010)

Ekranda silah görmek istemiyorsanız tıklayın: İki kadın gazeteci, Füsun Özbilgen ve Gül Önet, silahason.blogspot.com adresinde başlattıkları kampanyayla, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) televizyon ekranlarında silah ve şiddet görüntülerinin "buğulanmasını" sağlamasını istiyor. Özbilgen "Sigara 20 yılda, silah iki saniyede öldürüyor. Nasıl sigara görüntüleri buğulanıyorsa, silah görüntüleri de buğulanmalı" diyor.

"Ekranlarda silah ve cinayet görmek istemiyoruz" başlığını taşıyan kampanyaya katılmak için, çağrı metninin altındaki yorum kutusuna adınızı, kendinizle ilgili istediğiniz bilgiyi bırakmak mümkün. Hatta Özbilgen, kişileri buraya yorum yazmaya da davet ediyor. "Böylece açık bir tartışma alanı da oluşuyor, metin yazanlar birbirlerinin ne düşündüğünden, kim olduklarından da haberdar olabilirler." Kampanyaya Hürriyet'in yayın yönetmeni Enis Berberoğlu, gazeteciler Hikmet Bila, Melih Aşık şimdiden açık destek vermiş durumda.

(06 Ocak 2010)

Öldürülen gazeteci Metin Göktepe anıldı: İstanbul Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen iki tutuklunun cenaze törenlerini izlemek üzere gittiği Alibeyköy'de gözaltına alınan ve ardından ölü olarak bulunan Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, ailesi, mesai arkadaşları ve

sevenleri tarafından anıldı. 8 Ocak 1996’da izlediği haber sırasında gözaltına alınan

Metin Göktepe, Eyüp Spor Salonu’na götürüldü. Burada dövülerek öldürülen gazeteci Göktepe’nin davası Türkiye’de gazeteci katillerinin ceza aldığı tek dava olarak tarihe not

edildi. Öldürüldüğünde 28 yaşında olan Göktepe’nin mezarı bu yıl da boş kalmadı. Saat 11.00’de Esenler Kemer Mezarlığında yapılan anma törenine annesi Fadime Göktepe, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz, Hayat Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu, Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, yazar Adnan Özyalçıner, gazeteci Ahmet Tulgar, Emek Partisi

Genel Başkanı Levent Tüzel, Metin’in ailesi ve mesai arkadaşları katıldı.

TGC Başkanı Orhan Erinç, bazı gazetecilerin basın özgürlüğünü sadece kendileri sorun yaşadığında hatırladığına dikkat çekerek, bu durumun gazetecilerin birlikte mücadelesini engellediğini belirtti. Gazetecilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve basın özgürlüğünün tam olarak sağlanması için cemiyet olarak çalıştıklarını hatırlatan Erinç, şunları söyledi: "Metin Göktepe, 62 meslektaşımızın yaşamını yitirdiği, gazetecilere yönelik girişimlerin

son noktasını oluşturuyor. Gazetecilik elbette zor bir meslek. İşlerine gelmeyenlere

önce tehdit içeren sözler, sonra kaba kuvvet geliyor; arkadaşlarımız dövülüyorlar ve son noktada öldürülüyorlar. İşte bu son noktada olan Metin Göktepe kardeşimizin ölüm yıldönümünde kendisini sevgiyle ve özlemle anıyoruz. İçinden geçmekte olduğumuz günlerde ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün herkese lazım olduğunu ortaya koyan bir yaklaşım var. Ancak siyasal görüşlere göre basın özgürlüğü konusunda Türkiye ne yazık ki ortak bir noktada buluşma olanağını sağlayamıyor. Belirli görüşlere meslektaşlarımız basın özgürlüğünü sadece kendi önleri kesildiğinde hatırlıyorlar. Bunu zannediyorum ki atlatmamız

gerekiyor. Yoksa topluca bir arada özgürlüklerimizi savunamayız. Bu halkın da bilgilenme

hakkını kullanamaması demek. Bu açıdan özellikle genç meslektaşlarımıza büyük görev düştüğünü düşünüyorum. Umudum hiçbir zaman kırılmıyor. Türkiye’de gerçek bir basın özgürlüğüne ulaşacağımızı burada Metin’in mezarı başında bir kez daha belirtmek istiyorum."

Metin’in annesi Fadime Göktepe,"Emekçiler, gençler, emekçi kadınlar Metin’i unutmadılar; adım attım onlar da benimle beraber adım ata ata her yere geldiler. Metin’i unutmadınız ben de sizi hiç unutmayacağım" dedi.

Evrensel Gazetesi Yazıişleri Müdürü Fatih Polat, "gazeteci cinayetleri aydınlansın" sloganı güncel oldukça Türkiye’de yürütülen hiçbir derin devlet soruşturmasının ikna edici olmayacağını belirterek, "Gazeteci cinayetleri aydınlatılmadan, Türkiye’de demokrasiden söz edemeyiz. Gazeteci cinayetlerinde son derece alçak, ama başka bir suikast girişiminde son derece yüksek bir demokrasinin kabul edilmesi mümkün değil" diye konuştu.

(8 Ocak 2010)

İnternet habercileri 212'li gazeteci olamıyor: TGS Başkanı Ercan İpekçi, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü öncesinde, İnternet habercilerinin hala, 212 Sayılı Basın İş Yasası olarak da anılan 5953 sayılı "Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun"un dışında kalmasını nedenini şöyle açıkladı: “İnternet gazeteciliğiyle ilgili tıpkı radyo ve televizyonlarda olduğu gibi bir düzenlemeye tabii ki ihtiyaç var ama uluslararası bir yasal çerçeve olmadığı ve siyasi konjonktür de buna uygun olmadığı için buna henüz girişilemiyor. Biz henüz 212 sayılı kanunda var olan sosyal ve ekonomik hakları koruyacak, çağın teknolojik gereklerine uyacak ne bir parlamento ne de hükümetle karşı karşıya kaldık."

Aslında İnternet medya çalışanlarının geçmişte yargısal bir kazanımları oldu. Nisan 2007'de Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Ankara 7. İş Mahkemesi'nden gelen dosyada, iki elektronik yayının koordinatörlüğünü yapan bir kişinin "fikir ve sanat işi yaptığına, dolayısıyla gazeteci olduğuna" karar verdi; ihbar, kıdem tazminatları, fazla çalışma ücretleri, bayram ve genel tatil ücretleri ile yüzde beş fazla alacağının gazeteciliği düzenleyen yasaya göre hesaplanmasına karar vermişti. (08 Ocak 2010)

Jamanak, Ermeni Meselesinin anlaşılmasına yardımcı oldu: Ermenice yayınlanan Jamanak gazetesinin kuruluşunun 100. yılı İstanbul'da bir sergi açılışı ve panelle kutlandı. Gazetenin genel yayın yönetmeni Ara Koçunyan'ın moderatörlüğünü yaptığı panelin konuşmacıları Hıfzı Topuz, Oshin Keshishian, Christian Makarian ve Ragıp Duran idi. Gazeteci-yazar Hıfzı Topuz konuşmasında Ermeni basınının tarihçesini anlattı, Ermeni basınının Türk-Ermeni dostluğuna yaptığı katkılardan bahsetti.

Akademisyen Ragıp Duran, Jamanak'ın ve Türkiyeli aydınların Ermeni meselesinin doğru kavranabilmesinde önemli bir rol oynadıklarını belirterek,"Jamanak'ın 100. yılı demek, Türkiye'nin 100 yılı demek. Jamanak 100 yıldır bu ülkede yaşananları yansıttı. Ulus-devlet ideolojisi toplumsal belleğimizi yok etti. Ama Ragıp Zarakolu, Halil Berktay, Hrant Dink gibi aydınlar sayesinde, biz Türkler Ermeni meselesini daha iyi öğrenebiliyoruz. Jamanak sayesinde de kendimizi daha iyi tanıyoru." dedi. (09 Ocak 2010)

Gazeteciler sendikalaşma hakkını kullanamıyor: TBMM İdare Amiri ve CHP Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük, Avrupa Birliği normlarının öngörmesine rağmen, gazetecilerin sendikalaşma haklarını kullanamadıklarını belirtti. Küçük, ''10 Ocak Gazeteciler Günü'' dolayısıyla yayımladığı mesajda, ''gelecekleri işverenin iki dudağı arasında olan, sosyal güvenlikten yoksun gazetecilerin görevlerini meslek kuralları çerçevesinde yerine getirmesinin, temel hak ve hürriyetlerin yıpranması nedeniyle her geçen gün biraz daha güçleştiğini'' ifade etti.

Küçük şunları söyledi: ''Gazete patronları ve iktidar gücünü kullananların hoşlanmadıkları gazetecilerin işlerine son vermesinin üzücü örneklerini geçmiş dönemlerde olduğu gibi bugün de hala yaşamaktayız. Gazetecilerden beklenen faydanın sağlanabilmesi, özgür çalışma koşullarının sağlanması onların herkesten fazla sosyal güvenceye kavuşturulmasıyla mümkün olacaktır. Avrupa Birliği normlarının öngörmesine rağmen gazeteciler sendikalaşma haklarını da gazetecilik iş kolu dışına çıkarılmalarından dolayı kullanamamaktadırlar. 212 sayılı Basın İş Kanunu’nun uygulanabilmesi için, işverenleri zorlayan hükümlerin getirilmesi ve etkin denetlemenin sağlanması zorunlu görülmektedir. Bu kapsamda, zorunlu asgari kadro uygulaması getirilerek, en demokratik hak olan sendikalaşmanın önündeki baskılar ve tüm engeller hiç vakit geçirilmeden kaldırılmalıdır.''

(10 Ocak 2010)

Yasalar gazetecileri korumuyor: Kazanılmış haklarını kaybeden, sendikal örgütlenme hakkı elinden alınan, suçlamalara, tehditlere, kaba kuvvet, zaman zaman da can güvenliklerine yönelik girişimlere muhatap olan gazeteciler, bu yıl da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü haber peşinde geçirdi. Basın meslek örgütleri ise 10 Ocak dolayısıyla gazetecilerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken açıklamalar yaparken, siyasetçiler demokrasinin sağlıklı işlemesinin en önemli aracının "özgür basın" olduğunu ifade ettiler.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada, mesleklerini

yerine getirmeye çalışırken haksız suçlamalara, kaba kuvvet saldırılarına, zaman zaman da can güvenliklerine yönelik girişimlere muhatap olan gazetecilerin, Çalışan Gazeteciler Günü'nün 49. yıl dönümünde de yasalar tarafından korunmamanın endişesini yaşadıkları vurgulandı.

Halkın bilgilenme hakkını kullanabilmesinin olmazsa olmazlarından birini oluşturan gazetecilerin, sosyal ve ekonomik haklarının kabul edilebilir bir düzeye çıkarılmasının, 49 yıl önce yürürlüğe giren 212 sayılı Yasa ile mümkün olabildiği hatırlatılan TGC açıklamasında, şunlara dikkat çekildi:

"Ancak aradan geçen süreçte, yasanın yaptırımdan yoksun oluşu, siyasal iktidarların da göz

ardı etmeleri nedeniyle yaygın uygulamadan kaldırılması sonucunu doğurmuştur. Özlük haklarının giderek yok edilmesiyle başlayan süreç, gazetecilerin sendikal örgütlenme hakkını da ellerinden almıştır. Mesleklerini yerine getirmeye çalışırken haksız eleştiri ve suçlamalara, tehditlere, kaba kuvvet saldırılarına, zaman zaman da can güvenliklerine yönelik girişimlere muhatap olan gazeteciler, bu yıl dönümünde de yasalar tarafından korunmamanın endişesini yaşamaktadır."

Demokrasinin çok seslilikle ve ifade özgürlüğünün varlığıyla yaşama geçirilebileceği gerçeğinin göz ardı edilmesi yaklaşımının sürdüğü görüşü savunulan açıklamada, yayın organlarının iç sorunlarını gazetecileri işten çıkararak çözme alışkanlığının da değişmediği, gazetecilik faaliyetlerinin suç olarak nitelendirilmesi geleneğinin de aşılamadığı ifade edildi.

Türkiye'de 37 gazetecinin cezaevinde olduğunu söyleyen İpekçi, "Sayın Başbakan basın özgürlüğü olduğunu iddia ediyor ama bunu Türkiye'de ifade edemiyor, ABD'deki bir ziyaretinde verdiği demeçte söylüyor" dedi. Gazetecilerin işten atıldığını, medya kuruluşlarının sermaye değişikliğiyle el değiştirdiğini anlatan İpekçi, "Siyasi iktidar, kendine güdümlü medya yaratmak için elinden gelen çabayı gösteriyor ve Sayın Başbakan Türkiye'de basın özgürlüğü olduğunu iddia edebiliyor" diye konuştu.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, Türkiye'nin basın tarihinde 10 Ocak'ların çok büyük anlamı olduğunu, 10 Ocak'ların gazetecilerin mücadele günü olarak kutlanması gerektiğini söyledi.

Sertel, Gazetecilerin 212 sayılı yasa ile elde ettiği hakların hemen hemen hiçbirinin kalmadığını, son olarak geçen yıl Sosyal Güvenlik Yasası'nda yapılan düzenleme ile

gazetecilerin mesleki yıpranma hakkının da elinden alındığını hatırlattı.

(10 Ocak 2010)

Gazeteciler "güç almak için" TEKEL eyleminde: G-9 Platformu'na bağlı aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) da bulunduğu basın meslek örgütleri temsilcileri ve üyeleri, Çalışan Gazeteciler Günü'nde Ankara'da, özlük hakları için mücadele veren TEKEL işçilerini ziyaret etti.

Aralarında Avrupa Gazeteciler Derneği (AEJ) Türkiye temsilcisi L. Doğan Tılıç, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) başkanı Ahmet Abakay, TGS Başkanı Ercan İpekçi ve Haber-Sen Merkez yönetim kurulu üyesi Osman Köse'nin de bulunduğu gazeteciler, "Direnen işçi asla kaybetmez", "Direne direne kazanacağız", "Yaşasın sınıf dayanışması" sloganlarının da atıldığı yürüyüşe destek verdiler. G9 adına bir açıklama yapan Tılıç, "Bugün kutlanacak bir şey görmüyoruz. Biz bugün sizden güç almaya geldik" dedi. (10 Ocak 2010)

37 basın emekçisi cezaevinde: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu (European Federation of Journalists- EFJ) tarafından yürütülen ‘‘Türkiye’de İfade Özgürlüğü: Değişim İçin Gazeteciler Sendikasının Güçlendirilmesi’’ başlıklı projenin üçüncü etkinliği ''İnsan Hakları Gazeteciliği" başlığı altında Ankara'da düzenlendi. Çok sayıda gazetecinin katıldığı iki günlük eğitim çalışmasında, gazetecilerin hak ve sorumlulukları, gazetecilere yönelik hak ihlallerinin yanı sıra gazetecilerin yaptıkları insan hakkı ihlalleri, ulusal ve uluslararası meslek ilkeleri, uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan sorumluluklar, Avrupa'daki medyanın durumu, Türkiye'de ifade özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar ve akreditasyon sorunları ele alındı.

Etkinliğin açılışında TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, İnsan Hakları Gazeteciliği eğitimini veren gazeteci Peter Mcintyre ve EFJ Temsilcisi Pamela Moriniere konuştu.

İpekçi, gazete ve gazeteciler açısından 2009 yılını değerlendirdi. 31 Aralık 2009 itibarıyla

33’ü gazeteci, 4’ü basın çalışanı olmak üzere 37 basın emekçisinin cezaevlerinde bulunduğuna dikkat çeken İpekçi, bunlardan birinin mahkûm olduğunu, diğerlerinin cezalarının ise kesinleşmediğini söyledi. Cezaevlerindeki basın emekçisi sayısının ocak-mayıs döneminde 29 mayıs-ağustos döneminde 35 olduğunu belirten İpekçi şiddet içermediği sürece, her türlü düşünce açıklamasının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi

gerektiğini vurguladı. Aynı dönemde, yedi gazete ve dergi hakkında 10 kez birer ay süreyle

kapatma kararı verildiğini anlatan İpekçi, kapatılan dergiler arasında Aydınlık’ın da bulunduğunu hatırlattı. Yargılanan bazı gazetecilerin aldığı hapis cezalarının beş yıl süreyle ertelendiğini belirten İpekçi, şöyle devam etti: "Bu ertelemeden, gazeteciler ceza evine konulmadı diye sevinç duyacak değiliz. Çünkü ertelemenin amacı, gazeteciyi, aynı suçu işlememeye zorlamak. Beş yıl süreyle bir cezanın ertelenmesi demek, beş yıl süreyle o gazeteciye ’Konuşma’, ‘Yazma’, ‘Yazacaksan lehte yaz’, ‘Kendini sansürle’ demektir. Geldi-

ğimiz nokta budur. Gazetecilere uygulanan cezaların ertelenmesiyle bir sansür ortamı yaratılıyor."

Ercan İpekçi, gazetelerde direniş gösterebilecek kişilerin tasfiye edildiğini belirtti. Bazı gazetecilerin meslek ilkelerine uymadığını, kişilik haklarını zedelediğini ifade eden İpekçi, bundan utanç duyduklarını söyledi. İpekçi, "Biz özgür ve bağımsız haber yapmak istiyoruz. Amacımız kişilik haklarını ve insan haklarını ihlal etmek değil" dedi. Şiddet içermediği sürece, her türlü düşünce açıklamasının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten İpekçi, basın özgürlüğünün, toplumdaki ya da siyasetteki genel düşüncelere aykırı fikirlerin de ifade edilmesi anlamına geldiğini kaydetti.

Peter Mcintyre, gazeteci sendikalarının ifade özgürlüğünü genişletme ve savunma konusunda önemli rol üstlendiğini belirtti. EFJ Temsilcisi Pamela Moriniere ise yapılan insan hakları ihlallerinden kamunun haberdar olması gerektiğini ve burada sorumluluğun basına düştüğünü söyledi.

Açılış konuşmalarının ardından ‘Türkiye’de İfade Özgürlüğü ve Medya Üzerindeki Sınırlamalar: Akreditasyonlar" başlığı tartışıldı. Evrensel Gazetesi muhabiri Sultan

Özer ve serbest gazeteci Adnan Keskin akreditasyon konusunda yaşadıkları sıkıntıları

anlattılar. Başbakanlık akreditasyonu iptal edilen Sultan Özer, ‘Benimle birlikte 7 arkadaşımın daha akreditasyonu iptal edildi. Ortak yanımız yaptığımız haberlerin, sorduğumuz soruların hükümeti rahatsız etmiş olmasıydı" dedi. Başbakanlık akredistasyonunun kaldırılması için TGS ile birlikte dava açtıklarını ve davanın sürdüğünü söyleyen Özer, başka biryerde çalışıyor olsa belki akreditasyonunun iptal edilmesi nedeniyle işsiz kalabileceğini ifade etti.

Adnan Keskin, akreditasyonun ‘basını terbiye etme ve makbul gazeteci yetiştirme’ olarak görüldüğüne dikkat çekti. Keskin, Doğan Grubu’ndan bir gazetecinin de başbakanlık tarafından akredistasyonunun iptal edilmesinden sonra bu grubun tepki gösterdiğini ancak Genelkurmay’ın akreditasyon iptalinin ardından bu tepkinin gösterilemediğini belirtti.

"Türkiye’de İnsan Hakları: Geniş Çerçevede İfade Özgürlüğüne Yönelik Kısıtlamalar" başlığıyla düzenlenen ikinci oturumda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Hukuk Danışmanı Fikret İkiz konuştu.

"Medyada Çocuk Hakları İhlalleri" konusunda konuşan gazeteci Faik Akçay, çocuk haklarının insan haklarında ayrı düşünülemeyeceğini belirtti.

İki gün süren İnsan Hakları Gazeteciliği eğitiminde katılımcılar gazetecilerin hak ve sorumlulukları, basın hakları izlemesi, gazetecilerin insan haklarını nasıl ihlal ettiği

konularında grup çalışmaları yaptılar. Ayrıca bu yıl düzenlenecek olan Basın Özgürlüğü Kampanyası ile ilgili fikir alışverişinde de bulunuldu.

TGS ve EFJ tarafından yürütülen ‘‘Türkiye’de İfade Özgürlüğü: Değişim İçin Gazeteciler Sendikasının Güçlendirilmesi’’ başlıklı projenin son bölümü ise temmuz ayında gerçekleştirilecek.

(10 Ocak 2010)

IPI Ulusal Komite: Yasal güvence yok, cinayet var: Basın Enstitüsü Derneği- IPI Ulusal Komite, 10 Ocak'ın gazetecilerin seslerini duyurmak için bir fırsat olduğunu belirterek "yetkilileri, gazetecilerin çalışma özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün ve saygın bir yaşam sürmelerini sağlayacak ekonomik özgürlüğün tüm koşullarını sağlamaları için göreve çağırıyoruz" dedi. Komite, 18 Aralık'ta Balıkesir'in Bandırma İlçesi'nde gazeteci Cihan Hayırsevener'in öldürülmesinin, habercilere yönelik şiddet ve tehdit ortamına göz yumulmasının, yasalarda basın özgürlüğünü kısıtlayan maddelere karşı gerekli adımların atılmamasının, 10 Ocak'ın bir bayram olarak kutlanmasına engel oluşturduğunu duyurdu, Türkiye'de yazdıkları nedeniyle 43 gazetecinin hapiste olduğuna dikkat çekti.

(10 Ocak 2010)

Erinç: Haberde siyasi görüş olmaz: Karaelmas Gazeteciler Derneği’nin geleneksel Gazetecilik Başarı Ödülleri Yarışması’nda dereceye girenlere ödülleri verildi. Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç ve Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun yanı sıra törene çok sayıda gazeteci ve siyasetçi katıldı.

Törende ayrıca meslekte uzun yıllar çalışmış gazeteci büyüklere de onur ödülleri verildi. Zonguldak Atatürk Kültür Merkezi Salonu'nda düzenlenen törende gazetecilik mesleğine yaptığı katkıları nedeniyle ödül alan TGC Başkanı Erinç, haberlerin siyasi görüşlerle alakasının olmaması gerektiğini söyledi. 212 sayılı yasanın dünü bugünü, ifade özgürlüğü ve meslek sorunları hakkında görüşlerini açıklayan Erinç 212 sayılı yasanın 10 Ocak 1961'de yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, şöyle dedi: ''Yasa, gazetecilere önemli haklar kazandırdı. Ama zamanla gördük ki yasada yaptırım eksikliği var. Başlangıçta uygulanma alanı çok yaygındı, git gide 212 Sayılı Yasa ile getirilen hakları da içeren gazetecilerin çalışma koşulları sıfırlandı. Yalnızca resmi ilan ve reklam yayınlamak isteyenlerin, Basın İlan Kurumu'nun belirlediği asgari kadrolarla sınırlı gazetecileri var. Bunlar hem hukuken hem fiilen gazetecilik yapan meslektaşlarımız. Fakat fiilen gazetecilik yapan, mevzuat açısından gazeteci sayılmayan meslektaşlarımızın sayısı bunların 4-5 mislidir. Bu yanlışın giderilmesi için gösterilen çabalar ne yazık ki sonuç vermedi. Bizim gibi kıdemli gazeteciler, gazeteciliğin sömürülme mesleğine dönüştürülmesinden duyduğu rahatsızlıkları her ortamda aktarıyor.''

TGC’nin 1946'dan itibaren basın özgürlüğü ve çalışma koşullarının dünya standartlarına uydurulmasına çabaladığını anlatan Erinç, şunları söyledi: ''Çok seslilik, Türkiye'de zaman zaman yanlış anlaşıldığı için gazeteciler arasındaki mesleki dayanışmayı da büyük ölçüde etkiledi. Basın özgürlüğünün herkese ve bütün gazetecilere lazım olduğu kavramı son günlerde yeniden anımsandı. Bizim istediğimiz sorumlu gazeteciliktir, gazetecilerin aklına geldiğini yazma, iletme hakkı yoktur. Haberlerin siyasi görüşlerle alakası olmaması lazım. Yorumla haber birbirine karıştığında okurları yanıltmış oluruz.''

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdür Vekili Salih Melek ise konuşmasında ''Gazetecilerin elinden 2001'de alınan haklarını, geri almak için çabamız sürecektir'' dedi.

(11 Ocak 2010)

Gazeteci Günel, maaş alamayınca Taraf'a dava açtı: Taraf gazetesi editörü İbrahim Günel, maaş ödemelerini aksattığı ve diğer haklarını karşılamadığı gerekçesiyle işveren Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret AŞ. Şirketine dava açtı. Taraf gazetesi avukatı Yekta Bilal ile 1 Aralık'tan 24 Aralık'a kadar geçmişe dönük hakları için görüşmeler yaptığını söyleyen Günel, ödemelerinin belirtilen zamanda yapılmaması üzerine yargıya gitme kararı aldıklarını ifade etti. Deneyimli çevre muhabiri Günel, Radikal gazetesinden de işten çıkarıldıktan sonra açtığı işe iade davasını kazanmış ve tazminatını almıştı. Gazetecinin fazla mesai ve kıdem ihbar tazminatlarıyla ilgili açtığı davalarsa sürüyor. Eylül'den bu yana da yönetimin maaştan kesinti yaptığı farkların da ödenmesini talep eden Günel, Ayrıca, Asgari Geçim İndirimi'yle ilgili 11 ay süreyle ödenmediği iddia edilen aylık 49 TL'lik tutarların da ödenmesini istedi.

(12 Ocak 2010)

Basın özgürlüğü toplumsal sorundur: Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD), Kadir

Has Üniversitesi (KHÜ) ve Rotary 2420. Bölge 2. Kulüpleri’nin birlikte düzenlediği

"Gazeteciler Günü" paneli Kadir Has Üniversitesi Fener Salonu’nda gerçekleştirildi.

Panelde konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri ve EGD Genel Başkanı Celal Toprak, basın özgürlüğü konusunun yalnızca basının sorunu olarak görülmemesi gerektiğini, halkın haber alma hakkıyla ilgili çok geniş bir mesele olduğunu belirtti.

Basın özgürlüğünün toplumsal bir mesele olarak algılanması halinde daha ete kemiğe bürünür hale geleceğine ve bu alandaki sorunların çok daha kolay aşılacağına inandığını ifade eden Toprak, şöyle konuştu: "Biz gazeteciler bunu anlatmak konusunda yetersiz kalmış olabiliriz. Basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin işlerini yapmasıyla ilgili bir mesele değil. Bu konuda toplumsal duyarlılığın arttırılması ile ilgili olarak gazeteci örgütlerinin birlikte bir takım çalışmalar yapmasında büyük yarar görüyorum. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen bu gün hala gazeteciler toplumu bilgilendirmek gibi çok önemli görevler üstleniyor. Ülkede yaşanan pek çok olumsuzluğu ya da meseleyi köşe yazılarından, haberlerden öğreniyoruz.

Gazetecileri eleştirenlerin, haber yapma noktasında habere ulaşma noktasında gazetecilerin

ödedikleri bedelleri sarf ettikleri emeği göz ardı etmemelidir".

(15 Ocak 2010)

AGİT: Hükümet, ifade özgürlüğünden elini çekmeli:  İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen "Medya Özgürlüğü" konferansına katılan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı

(AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklos Haraszti, "Toplumda çoğulculuk nihai bir ürün olarak basın özgürlüğünün güvence altına alan bir standarttır" dedi.

AGİT'deki görevini altı yıldır sürdüren ancak Mart ayında görev süresi dolan Haraszti,

"Türkiye, askeri yönetimlerin etkin olduğu dönemlere göre kıyaslanamaz ileri bir durumda

ancak tam bir liberalleşmede bir isteksizlik görüyorum" dedi; hükümetin Ceza Yasası'nın

(TCK) 301. maddesinin basın özgürlüğüyle bağdaşmadığını bildiği halde siyasi nedenlerle

adım atmaya yanaşmadığını söyledi. (15 Ocak 2010)

Gazeteci ve aydınlardan eylemci işçilere destek: Çok sayıda yazar, aydın, demokratik

kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisi ile emekçiler, 32. gündür direniş yapan TEKEL işçilerine

destek vermek için Kartal Cevizli’deki TEKEL binası önünde toplandılar. Grup temsilcileri,

"TEKEL işçisi yalnız değildir, direnişiniz direnişimizdir" diye slogan attılar. Gazeteci Can Ataklı, TEKEL işçilerinin mücadelelerine her zaman destek verdiklerini belirterek "30 yıl önce hepimizi hizaya sokmaya çalıştılar, ‘direnmeyeceksiniz, sorgulamayacaksınız, susacaksınız’ dediler. Aç bıraktılar, yoksullaştırdılar, bunu bir politika haline getirdiler. Teslim olmadık, olmayacağız da. Mücadale sonuna kadar gidecek" dedi.

(15 Ocak 2010)

Basın emekçileri de özgürlük mitinginde: Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun aldığı "sürekli

eylem" kararının bir adımı olarak, çalışanların yaşadığı sorunlara dikkati çekmek amacıyla

Ankara'da, ''Ekmek, Barış, Özgürlük İçin Demokrasi ve Haklar Mitingi'' düzenledi. Basın emekçilerinin taleplerini ve sorunlarını miting alanına taşıyan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), son dönemde giderek artan basın emekçilerinin işten atılması başta olmak

üzere; Basın emekçilerinin sendikal haklardan yoksun bırakılması, grev ve toplu sözleşme hakkının ortadan kaldırılması, örgütlenmenin önündeki engeller, kıdem tazminatı hakkına göz dikilmesi, taşeronlaştırma ve kayıt dışı ekonomi, antidemokratik yasalarla gazetecilerin yargılanması, tutuklanması ve mahkum edilmesi, güvenlik güçlerince ‘orantısız güç’ kullanımına devam edilmesi ve TEKEL ile itfaiye işçileri başta olmak üzere tüm çalışanların taleplerine duyarsız kalınmasına kaşı sesini yükseltti.

(16 Ocak 2010)

Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan’ı kaybettik: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Üyesi, Sürekli Basın Kartı ve 1997 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü Sahibi Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan hayatını kaybetti. Türkkan'ın cenazesi öğle namazının ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (Altunizade) Camiinden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.

(19 Ocak 2010)

‘Adalet’ için haykırdılar: Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, üç yıl önce silahlı saldırıda hayatını kaybettiği Şişli’deki gazete binası önünde düzenlenen törenle anıldı.

Bu yıl ''Katili tanıyoruz, adalet istiyoruz'' sloganıyla gerçekleşen tören için soğuğa rağmen binlerce kişi 14.30 itibariyle trafiğe kapatılan Halaskargazi Caddesi'ndeki gazete binası önünde toplandı. Hrant Dink'in ''Tek yolumuz bir arada yaşamayı savunmak olmalı. Bu yol, hem aklın, hem vicdanın gereği'' sözlerinin yazılı olduğu bir pankart önünde mumlar yakılarak, karanfiller bırakıldı.

Agos Gazetesi'nin camından anmaya katılan binlere ilk olarak seslenen Dink'in arkadaşı

yönetmen Sırrı Süreyya Önder, cinayette devletin sorumluluğuna işaret etti.

(19 Ocak 2010)

Gazeteci Adnan Ataöver’i kaybettik: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Sürekli Basın Kartı Sahibi Adnan Ataöver’i  kaybettik. Ataöver’in cenazesi öğle vakti Bostancı Kuloğlu Camisi’nden alınarak Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

(19 Ocak 2010)

Gazeteci Vedia Bleda vefat etti: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi, Basın Şeref Kartı sahibi Vedia Bleda (94), İstanbul'da yaşamını yitirdi. Bleda'nın cenazesi ikindi vakti Erenköy Galip Paşa Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Bülbülderesi Mezarlığı'na defnedildi.

(19 Ocak 2010)

Gazeteciler işsizler ordusuna katılmak istemiyor: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu’nun yaptığı yazılı açıklamada "Basın sektöründe çalışan gazetecilere yönelik işten çıkarmaların hız kazandığını üzüntüyle gözlemliyoruz" denildi. TGC’nin açıklamasında

"Son günlerde mali sıkıntı, kadro küçültme gibi gerekçelerle büyük bölümü iş güvencesinden ve sosyal güvenceden yoksun meslektaşımızın işten çıkarılma nedenlerini ekonomik krize bağlamak, bu sektöre aktarılan yeni sermaye dikkate alındığında insafla bağdaşmamaktadır" görüşüne yer verildi.

"Hükümetin ve tüm muhalefet partilerinin basın çalışanlarının sorunlarına ivedilikle eğilmesinin tam zamanıdır" vurgusu yapılan açıklamada: "Kamuoyunun yansız, doğru bilgilenme hakkını sağlayabilme uğraşı veren, kısaca ülkede basın özgürlüğünü gerçekleştirme yolunda özveri ile çalışan basın emekçilerinin sosyal güvence ve örgütlenme haklarının hayata geçirilebilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilebilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması zorunludur. AB uyum süreci içinde şimdiye dek ciddiyetle ele alınmayarak göz ardı edilen basın sektöründe çalışanlar, sayıları giderek yükselen işsizler ordusu içinde birer nefer olmak istemiyorlar" denildi.

(21 Ocak 2010)

TGS: Olay gazetesinde üyelerimize baskı var: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), ''Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) Olay gazetesine atadığı yöneticiler tarafından çalışanlara baskı yapıldığını ve sendikadan ayrılmaya zorlandığını'' iddia etti.

TGS'den yapılan yazılı açıklamada, ''Anayasal hak olan sendikal örgütlenmeye, yine kanunlarla milletin haklarını korumak için kurulmuş TMSF'nin atadığı yöneticilerin darbe

vurduğu'' öne sürüldü. TMSF'nin Bursa'nın ''göz bebeği'' olan bir medya kuruluşuna atadığı

yöneticilerin ''geçici'', Bursa halkının ve Olay gazetesi emekçilerinin ''kalıcı'' olduğu ifade edilen açıklamada, şunlara yer verildi: ''Yapılan zorbalığın hesabı elbet bir gün ödenecek. Bursa tarihi bir güne daha uyanıyor. Üretimden gelen gücün kullanımının en somut ifadesi olan grev, Bursa'da medyanın öncü kuruluşlarından olan Olay gazetesinde, bu pankartla

hayata geçiyor. İkisi iş yeri temsilcisi, 7 arkadaşımızın işten atılmasıyla başlayan süreç sonunda TMSF'nin atadığı yöneticiler, kalan arkadaşlarımız üzerinde baskı yapmışlar ve sendikadan ayrılmaya zorlanmışlardır. Anayasal bir hakkı ve insana ait evrensel bir değeri, hukuk dışı yöntemlerle ihlal ederek suç işleyen Olay gazetesi sorumlularını Bursa kamuoyu

önünde kınıyoruz.''

''Olay gazetesi çalışanlarının bir yol ayrımında olduğu, çalışanların söz sahibi olmak için ya greve çıkacakları ya da sessizce köleliğe devam edecekleri'' savunulan açıklamada, sendikanın çalışanları haklarını kullanmaya davet ettiği dile getirildi.

(21 Ocak 2010)

TGC, yayınlarda toplumsal zarar verilmemesini istedi:  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, mahkumiyet süresini tamamlayarak salıverilen Mehmet Ali Ağca ile ilgili bilgilerin kamuoyuna yansıtılması görevinin meslek ilkeleri dikkate alınarak yerine getirilmesi gerektiğini açıkladı. Açıklamada şöyle denildi: "Cemiyetimiz Başkan Yardımcısı ve ülkemizin öncü gazetecilerinden Abdi İpekçi’nin katili, Papa II. Jean Paul’e silahlı saldırı sıfatı da dahil olmak üzere çeşitli suçlardan hükümlü Mehmet Ali Ağca’nın salıverilmesi ile sonrasında yaşananlar hem kamuoyunda hem de meslektaşlarımız arasında tepki ile karşılanmıştır. Şiddeti neredeyse kutsayan ve hukukun ideolojilere feda edilmesini kolaylaştıracak yaklaşımları, olayları izleyen gazetecilerle yayın organlarının dikkatli bir biçimde yansıtma çabaları da meslek ilkelerine uygun olmalıdır. Meslek ilkeleri gözardı edilmemeli ifade özgürlüğünün ve halkın bilgilenme hakkının kullanılmasının özünde "toplumsal yarar" ilkesi yer almaktadır. Oysa yaşananlar toplumsal zarar yaratacak düzeydedir. Özellikle cinayet gibi ağır bir suçu işlemenin, maddi ve manevi çıkar sağlamanın dayanaklarından biri olduğu kanısını yaratacak ve özendirecek yaklaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği hem meslek ilkeleri hem de uluslararası hukuk kuralları ile belirlenmiştir. İpekçi’nin kanının yerde kaldığı yönündeki yaygın inanışın, salıverme sonrasında yaşananlarla daha da pekişmesi, Türkiye’nin geleceği açısından da ayrıca üzücü ve düşündürücü bir nitelik oluşturmaktadır. Meslektaşlarımızın, halkın bilgilenme hakkını kullanırken gerekli özeni göstereceklerine olan inancımızı da belirtmek isteriz"

(22 Ocak 2010)

7 TGS üyesi işten çıkarıldı: Türkiye Gazeteciler Sendikası'ndan (TGS) yapılan açıklamada, Bursa Olay gazetesinden 2'si iş yeri temsilcisi olmak üzere 7 kişinin ''sendikal faaliyetlerinden

dolayı işten çıkarıldığı'' bildirilerek, ''TMSF yöneticileri, üyelerimiz üzerinde uyguladıkları yasa dışı baskıların hesabını mahkemede vereceklerdir'' denildi.

İki gün önce Bursa Olay gazetesine TGS üyeleri tarafından ''Bu iş yerinde grev vardır'' pankartının asıldığı ancak TMSF'nin tayin ettiği geçici yöneticilerin talimatıyla pankartın indirildiği belirtildi.

Pankartın yeniden asıldığı ifade edilen TGS açıklamasında, ''İkisi iş yeri temsilcimiz olmak üzere 7 arkadaşımızı sendikal faaliyetlerden dolayı işten atan geçici TMSF yöneticileri, üyelerimiz üzerinde uyguladıkları yasa dışı baskıların hesabını elbette mahkemede verecektir.

TMSF'nin tayin ettiği geçici yöneticiler, sendika ile toplu sözleşme masasında anlaşma

olanağı varken bu iş yerini greve sürüklemenin, bu iş yerini kapısına grev pankartı asılacak

aşamaya getirmenin hesabını da vermek zorundadır'' denildi.

(23 Ocak 2010)

Özlemle Andık:  Gazeteci-yazar Uğur Mumcu ölümünün 17. Yıl dönümünde yurt genelinde ve kabri başında anıldı. Evinin önünde bombalı saldırı sonucunda yaşamını yitiren Mumcu'nun Cebeci Asri Mezarlığı'ndaki kabri başında düzenlenen törene, eşi Güldal Mumcu, kızı Özge Mumcu, oğlu Özgür Mumcu, CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile partinin merkez ve ilçe teşkilatı üyeleri, bazı sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu da törene katılan herkese teşekkür etti. Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’yu evinde ziyaret eden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, cinayetin üzerinden 17 yıl geçtiğini hatırlatarak hâlâ somut bir sonucun ortaya çıkmadığını, herhangi bir resmi yetkili tarafından olayla ilgili bir bilgi de verilmediğini söyledi.

(24 Ocak 2010)

Suikastlar üzerindeki sis perdeleri kalkacak: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 yıl önce 24 Ocak'ta, Gazeteci Uğur Mumcu'nun evinin önünde katledildiğini hatırlatarak, bu saldırının hemen ardından belli kesimlerin töhmet altında bırakıldığını kaydetti. ''Adres saptırıldı, maalesef dosya, bir çok soru işaretine mahal bırakacak şekilde kapatıldı. Azmettirenler ortaya çıkarılamadı'' diyen Erdoğan, aynı durumun Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Necip Hablemitoğlu ve Abdi İpekçi için de geçerli olduğunu anlattı. Erdoğan, her kirli planın, ülkenin demokrasisine, hukuk sistemine, kardeşliğine, birlik ve bütünlüğüne, vatandaşın işine, aşına, huzuruna, refahına kastettiğini söyledi.

Nice saldırı, suikastın azmettirenler ortaya çıkarılmadan, işledikleri cinayetler net olarak belirlenemeden bunların belli kesimlere fatura edildiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Tarih gerçekleri ortaya koyuyor. Ama bak şimdi yavaş yavaş her şey açığa çıkmaya başlıyor. Bugün bizim yaptığımız; Hrant Dink'in, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu'nun, diğer tüm kirli saldırıların üzerindeki sis perdesini kaldırmak, tüm bu olayları aydınlığa kavuşturmak ve gelecekte benzer melanetlerin yaşanmasını önlemeye yöneliktir.

(27 Ocak 2010)

Türkiye ‘Sansür’den mahkum oldu: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bir grup gazetecinin Türkiye'ye karşı açtığı davada ifade özgürlüğünü ihlâl ettiğine hükmedildi ve Türkiye'nin 34 bin 200 Avro manevi tazminat ödemesine karar verdi. Gündem, Yedinci Gün, Haftaya Bakış, Yaşamda Demokrasi ve Gerçek Demokrasi gazetelerinin sahibi, müdürü, baş editörleri, haber yönetmenleri ve muhabirleri olan, Lütfi Ürper, Ali Turgay, Hüseyin Aykol ve Hüseyin Bektaş'ında aralarında bulunduğu 19 gazete çalışanı, ifade özgürlüğünü ihlal ettiği ve sansür uyguladığı gerekçesiyle Türkiye'ye açtığı davayı kazandı.

(29 Ocak 2010)

27 gazeteciden suç duyurusu: Balyoz Planı'na ilişkin iddialar kapsamında ''tutuklanacaklar'' listesinde yer aldığı ileri sürülen gazetecilerden 27’si düzenledikleri basın toplantısının ardından İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na giderek suç duyurusunda bulundu.

Düzenlenen basın toplantısına Mehmet Altan, Abdurrahman Dilipak, Cengiz Çandar, Ekrem Dumanlı, Hasan Celal Güzel, Ali Bayramoğlu, Sadık Albayrak, Etyen Mahçupyan'ın da aralarında bulunduğu 27 gazeteci katıldı.

Türkiye'nin uzun yıllardan beri askeri darbelere maruz kalan bir ülke olduğunu öne süren gazeteci yazar Nazlı Ilıcak basın toplantısında ''27 Mayıs 1960'da başlayan süreç, 50 sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ sona ermedi” dedi.  Sözde harp oyununda gazeteciler

'tutuklanacaklar' ve 'faydalanılacaklar' diye tasnif edildiğini ifade eden Ilıcak, "137 meslektaşımızın boynuna onların iradesi dışında 'işbirlikçi' yaftasının asılmasını kınıyoruz. Özellikle parlamentoda temsil edilen siyasi partileri harekete geçmeye davet ederken adları 'tutuklanacaklar' listesinde yer alan gazeteciler olarak bizler de suç duyurusu yapacağımızı bu vesile ile açıklıyoruz" dedi. Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasının doğru olacağını düşündüklerini ifade eden Ilıcak ve beraberindekiler İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na giderek suç duyurusunda bulundu.

(29 Ocak 2010)

Gazetecinin kolunu kırana hapis cezası: Gazeteci Selçuk Şenyüz'ün görevi başında kolunu kıran bir otelin güvenlik görevlisi, 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı, ancak hükmün açıklanması geri bırakıldı. Selçuk Şenyüz'ün avukatı Evrim İnal, kararla ilgili olarak yaptığı açıklamada, ''Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Ocak 2010 tarihinde aldığı karar ile otelin güvenlik görevlisi Ersin Demirhan'ı, gazeteci Selçuk Şenyüz'ü 25 Ekim 2008 günü kolunda kırık oluşturacak şekilde yaralaması nedeniyle 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı, ancak ceza iki yıldan az olduğu için hükmün açıklanması geri bırakıldı'' dedi.

(29 Ocak 2010)

Akıl tutulmasına yakalandık: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) ortaklaşa düzenlediği "Basın Sektöründe 2009’dan Kalanlar" panelinde gazetecilerin çalışma koşullarından ifade özgürlüğüne, ekonomik krizden hükümet- medya ilişkilerine kadar birçok konu değerlendirildi.

Burhan Felek Konferans Salonu’nda TGC Başkanı Orhan Erinç’in moderatörlüğünde yapılan

panele Hürriyet Gazetesi Yazarı Tufan Türenç, Sabah Gazetesi Ekonomi Editörü Meliha Okur, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan, BİANET Editörü Erol Önderoğlu ve sanat tarihçisi-yazar Gürol Sözen konuşmacı olarak katıldı. Panelin açılışında konuşan Erinç, TGC Başkan Vekili, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Abdi İpekçi'yi, 31. ölüm yıldönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki

kabri başında düzenlenecek törenle anacaklarını belirtti.

"İpekçi’yi anmaya yaklaştığımız bu süreçte yaşananlar medya ve gazetecilik açısından hiç de iç açıcı bir görüntü vermedi" diyen Erinç, TGC Yönetim Kurulu olarak yaptıkları açıklamada

meslek kurallarına uyulması gerektiğini ve bu konuda meslektaşlarına güvendiklerini duyurduklarını ifade etti.

İpekçi'nin Türk basını için büyük bir kayıp olduğunu vurgulayan Erinç, şöyle konuştu: ''Bugün basında yer alan bir haber bizi yeniden yüreğimizden vurdu. Çünkü televizyona program yapan bir şirket Abdi Beyin katilini bir yarışma programına yarışmacı ya da jüri olarak davet etmiş. Tabii Türkiye’de para kazanmanın yolları çok ama bunu topluma saygı göstererek yapma konusundaki eksikliklerimiz ne yazık ki sürüyor. Davet edilişine gerekçe de şu: ‘Cezasını çekti, ne olur...’ Cezasını çekmiş olması Abdi Bey'in katili olmasından o kişiyi soyutlamıyor. Meslek ilkeleri açısından da baktığımızda şiddeti savunan, kutsayan bir yaklaşımın geçerli kılınmaya çalışıldığını görüyoruz. O açıdan bu girişimi TGC olarak kınadığımızı belirtmek isterim.''

TGC'nin basınla ilgili konuları, ''Halkın bilgilendirme hakkı ve ifade özgürlüğü'', ''Medyadaki

yapılaşma ve medyanın kullanılması'' ve ''Gazetecilerin kimlik ve kişiliklerine uygun bir çalışma ortamın olmaması ve sosyal güvenliklerine ilişkin eksiklikler'' bakımından üç başlık altında irdelediğini belirten Erinç, ''2009'un medya açısından hiçte iç açıcı bir yıl olmadığını özelikle belirtmek isterim'' dedi.

Sabah Gazetesi Ekonomi Editörü Meliha Okur da 30 yıldır gazetecilik yaptığını belirterek, "Babıâli’den kopmakla hem birey olma bilincimizi hem de taraf olmadan olayları aktarma bilincimizi yitirdik" dedi. Okur, çoğu gazetecinin pazarlık gücü olmadan çalıştığını vurgulayarak, ''2009'da biz medya çalışanları akıl tutulmasına yakalandık. Medya patronları

insan yatırımına tamamen gözlerini kapadı. Tecrübeli gazeteciler yok sayılıyor. Medyada

iyi patronun, kötü patronu kovacağına inanıyordum ama bugün bu inancımı kaybettim diyebilirim. Kötü medya daha kötü medyayı doğruyor'' diye konuştu.

Hürriyet gazetesi yazarı Tufan Türenç, ifade özgürlüğünün halka uzanan boyutu olan medyanın ciddi bir şekilde baskı altında olduğunu, buna karşı koyan gazetecilerin ise ya kulaklarının çekildiğini, ya da işinden olduğunun altını çizdi.

Türkiye’de iktidarların medyayla uğraşmasının aşina olunan bir durum olduğunu anımsatan

BİANET Editörü Erol Önderoğlu, "2009 Medya Gözlem Raporu’nda dikkatimi çeken nokta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ismi basın ve ifade özgürlüğü meselelerinde davalarla birlikte anılıyor. Eskiden başbakanlar köşe yazarlarıyla uğraşırlardı ve belirli bir misyonu vardı o davaların. Ama artık otobüste kendi aralarında fısıldayan insanlar bile kendilerini mahkeme salonlarında bulabiliyorlar" dedi.

Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan ise teknoloji, içerik ve bu içeriği üreten gazetecilerin çalışma koşulları, ideolojik ve sahiplik açısından 2009’da basının içinde bulunduğu durumu irdeledi. Arslan, gazetecilerin çalışma koşullarının giderek kötüye gittiğini, özlük haklarını giderek kaybettiğini, sokakta çalışan muhabirin değerinin azaldığına işaret etti.

Dünya üzerindeki hiçbir toplumun Anadolu uygarlığı kadar zengin olmadığını altını çizen sanat tarihçisi yazar Gürol Sözen, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerine değinerek, İstanbul’a giydirilen kumaşın bu topluma uygun olmadığını belirtti.

(30 Ocak 2010)

Başa Dön