Geri Dön

Şubat 2010 Raporu

Abdi İpekçi mezarı başında anıldı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Vekili, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi'nin ölümünün 31. yıldönümünde ailesinin, dostlarının ve meslektaşlarının katılımıyla Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri başında anıldı. Törende konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, ''Son dönemdeki gelişmeler nedeniyle bugün de 1 Şubat 1979 gününde olduğu gibi üzgünüz ve kızgınız'' dedi. Erinç, İpekçi'nin gazetecilik anlayışının, ''haberlerin duyulduğu gibi değil, kontrol edildikten sonra yayımlanması'' şeklinde olduğunu, bu nedenle pek çok haberi de atlamayı göze alabilecek seçkin bir gazetecilik anlayışına sahip bulunduğunu dile getirdi. Orhan Erinç, ''Abdi Bey, ödün vermez gazeteciliği ve halkın bilgilenme hakkının kullanılması yolundaki çabaları sırasında öldürüldü. Aradan geçen 31 yılda Abdi Bey'in tetikçisinin yakalanmış olmasına karşın, arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmamasından yakınarak bugünlere ulaştık. Bugün de aynı şeyleri söylemek durumundayız'' diye konuştu.

Devleti yönetenlerin, zaman zaman cinayetin arkasındaki güçlerin bulunması için yeniden soruşturma açılabileceği yönünde açıklamalarda bulunduklarını, ancak bunun çok geç bir yaklaşım olduğunu söyleyen Erinç, sözlerine şöyle devam etti:

''Çünkü geçen yıl dosyası zaman aşımı nedeniyle kapatılmıştır. Bu acımıza, Abdi Bey'in katili olarak hüküm giymiş Ağca'nın 10 yıllık ceza süresinin ardından hapis cezasının sona ermesi eklenmiştir. Ancak bu sona eriş sürecinde, Türkiye'de şiddetin, adam öldürmenin kutsallaştırılmasına yönelik ve çıkar sağlama amacıyla yapıldığı anlaşılan bir girişimi buradan bir kez daha kınamak durumundayız. İş adamlarına para kazandırma amacıyla, insanların kutsal duygularını da hareketlendiren girişimleri bir kez daha kınıyoruz.

İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi İzet de ''Bizim mahkumiyetimiz sona ermedi. Özgürleşemedik, buradayız'' dedi. Ağca'yı yarışma programına davet etmesi fikrine gönderme yapan İpekçi, şöyle konuştu:

''Suskunluk bozmak, feryat etmek, çığlık atmak için burada değilim. Öyle olsa, bir Hollywood filmine, bir Medyapım gösterisine benzerdi. Konuşmak için mahkum edildiğimiz bu yaşamın tanıklığını yapmak için buradayım. Parmaklıklar ardından geçen 30 yıllık çileli bir yaşantıyla, dışarıda katillerin arasında, katil izi sürerek geçen bir yaşantı arasında kıyaslama yapmak için burada değilim. Belki bir an için yer değiştirmeyi teklif edebilirim. 'Ya, burada benim canını aldığım sizin babanız veya anneniz olsaydı, o zaman siz bana ne demek isterdiniz?' diye sorabilirim. Ama şimdi bunu da sormak istemiyoruz. Artık öyle bir yerdeyiz ki ancak 31 yıl öncesine gidersek hep birlikte özgürleşebileceğiz.'' (1 Şubat 2010)

"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması" tartışıldı: TGC, Türk

Ceza Hukuku Derneği (TCHD) ve İstanbul Barosu tarafından ortaklaşa düzenlenen "Pazartesi Forumları" kapsamında “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması” tartışıldı. Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapılan dördüncü forumu İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Yavuz Öztürk yönetti. Çok sayıda hukukçunun katıldığı toplantıda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesini pek çok açıdan ele alan TGC Hukuk Danışmanı Av. Fikret İlkiz, hükmün verilmesinden itibaren 5 yıl süreyle denetime tabi tutulan kişinin üst mahkemeye başvurma hakkının ortadan kalkması nedeniyle kanunun insan haklarına ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu belirtti. İlkiz, kişinin savunma hakkının Anayasayla güvence alındığına dikkat çekerek, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kararıyla 5 yıl boyunca sanıklık hali devam etmesi ve savunma hakkının ortadan kalkması nedeniyle kanunun Anayasa’ya da aykırı olduğunun da altını çizdi.

Oturum başkanlığını yürüten Yavuz Öztürk ise kanunun bazı eksiklikleri ve uygulamada hataları bulunmasına rağmen olumlu sonuçlar doğurduğunu dile getirdi. Cezaevlerinin aşırı dolu olduğunu ve hüküm giyerek cezaevine girenlerin birer "suç öğretmeni" olarak çıktıklarına işaret eden Yavuz, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması"nın basit bir suç işlemiş ve bir daha suç işlemeyeceğine kanaat getirilen kişilerin topluma kazandırılması açısından önemli olduğunu söyledi. (1 Şubat 2010)

Gazeteci Şener’in “gizliği ihlal” davası: Milliyet gazetesi muhabiri ve TGC 2009 Basın Özgürlüğü Ödülü sahibi Nedim Şener'in, ''Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları'' adlı kitabında ''haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiği'' gerekçesiyle yargılanmasına devam edildi. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada,  Şener'in avukatı Yücel Döşemeci, mahkemeye sundukları Yargıtay kararına göre, dava konusu telefon görüşmesinin yayımlanmasının basının haber verme hakkı kapsamında olduğunu söyledi. Nedim Şener de ifadesinde kitabı kamuoyunun aydınlanması için yazdığını vurguladı.  

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Nedim Şener hakkında ''Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları'' adlı kitabında, emniyet mensupları Muhittin Zenit ve Ramazan Akyürek'e ''hakaret etmek'', ''adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek'' ve ''haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek'' suçlarından 3 aydan 8 yıla kadar hapis cezası isteniyor. (4 Şubat 2010)

Vakit'in muhabirine hapis istemi: CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile Merkez Valisi Ali Serindağ'ın telefonda görüşmesini haberleştiren Vakit gazetesi muhabiri Aslan Değirmenci'nin 2 yıl 6 aya, gazetenin Ankara Temsilcisi Serdar Arseven'in, 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmada Sav'ın avukatı Ahmet Çörtoğlu, sanıkların suçunun sabit olduğunu ifade ederek, cezalandırılmalarını istedi. Esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Fuat Hazer, 23 Mayıs 2008'de Önder Sav'ın, partisinin genel merkezinde, Merkez Valisi Ali Serindağ ile yüz yüze görüştüğünü anlattı.

Bu sırada, sanık Değirmenci'nin, Sav'ı, daha önceki bir görüşmesiyle ilgili cep telefonundan arayarak görüşmek istediğini kaydeden Hazer, Sav'ın telefona cevap verip, görüşme talebini kabul ettiği ve bu arada da Değirmenci'yi beklettiğini ifade etti. Telefonun açık olduğu esnada, sanık Değirmenci'nin, Sav ile mağdur Serindağ arasındaki konuşmaları dinleyerek not ettiğini anlatan Hazer, bunu, diğer sanık Arseven'e vermek suretiyle 26 Mayıs 2008'de Anadolu'da Vakit gazetesinde yayımlattığını dile getirdi.

Deliller, dosya kapsamı, soruşturma ve yargılama aşamasındaki bilirkişi raporları dikkate alınarak, sanıkların atılı suçu işlediklerinin sabit olduğunu savunan Hazer, Değirmenci'nin, "kişiler arasındaki konuşmaları kaydetmek ve basın yoluyla ifşa etmek" suçundan 8 aydan 2 yıl 6 aya, Arseven'in ise "kişiler arasındaki konuşmaları basın yoluyla ifşa etmek" suçundan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasını talep etti.

Yargıç Naile Gündoğdu Taş, dosyanın karar için incelemeye alındığını belirterek, duruşmayı erteledi.  (4 Şubat 2010)

Dink cinayetinde polis ihmali yokmuş: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, gazeteci Hrant Dink cinayetine ilişkin Başbakanlık Teftiş Kurulu (BTK) raporu için "soruşturma" emri vermesi üzerine cinayette ihmali olduğu öne sürülen 19 polis hakkında soruşturma süreci başlatan İçişleri Bakanlığı, polislerde kusur bulmadı ve disiplin işlemine gerek olmadığına karar verdi. Cinayette ihmali olduğu öne sürülen polislerin yürütülen soruşturmalarda aklanması üzerine Dink’in eşi Rakel Dink Başbakanlık’a başvurmuştu. Bunun üzerine BTK tarafından yürütülen soruşturmadan, emniyet birimlerinin cinayetteki ihmalleri konusunda çarpıcı bilgiler çıkmıştı. İçişleri Bakanlığı’nın raporunda ise Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevinden İstihbarat Daire Başkanlığı’na atanan, Dink cinayetinin işlendiği dönemde de bu görevde bulunan Ramazan Akyürek korundu ve İstanbul Emniyeti’nin, Trabzon Emniyeti’nin ihbarını araştırarak bir sonuca ulaşması gerektiğinin anlatıldı. (8 Şubat 2010)

"Engel! siz TV" yayına giriyor: Engelliler Yaşam Merkezi Derneği, dünyada bir ilke imza atarak, "Engel! siz TV"yi kurdu. Tüm engelliler ile yakınlarına yönelik olarak kurulan kanal, "Engel Olma" sloganıyla bu ayın sonunda yayın hayatına merhaba diyecek. Engelliler Yaşam Merkezi Derneği’nin Basın Sözcüsü Burcu Yağış, “Engel! Siz TV, bundan böyle tüm engellilerin ve ailelerinin engelsiz yer alabilecekleri bir platform olacak" dedi. Kanalın

Kanalın, TURKSAT 12015 frekanstan ve çok yakında D-Smart, Digiturk ayrıca internetten de canlı izlenebileceğini dile getiren Yağış, "Engellilerin ve engelli yakınlarının yenilik ve gelişmelerle ilgili bilgi sahibi olmalarını sağlamak, yerel yönetimlere engelliler için yaptıkları mimari ve kentsel düzenleme ve faaliyetlerle ilgili destek sağlamak, yeni girişimleri teşvik etmek, sivil toplum kuruluşları arasında etkileşimi güçlendirerek, sosyal sorumluluk bilincinin gelişmesine ve yaygınlaşmasına destek sağlamak temel hedeflerimiz” diye konuştu. (8 Şubat 2010)

Dink davasına biz de müdahiliz”: Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili davanın 12. duruşmasından önce Beşiktaş İskele Meydanı'nda toplanan 700'ü aşkın kişinin arasında bu kez çeşitli dönemlerde öldürülen gazeteci ve aydınların yakınları da vardı.

Yazar Sabahattin Ali'nin kızı, savcı Doğan Öz'ün kızı ve eşi, gazeteci Abdi İpekçi'nin kızı, yazar Ümit Kaftancıoğlu'nun oğlu ve gelini, sendikacı Kemal Türkler'in kızı, gazeteci Uğur Mumcu'nun oğlu ve kızı, müzisyen Nesimi Çimen'in oğlu, şair Metin Altıok'un kızı, arkeolog Yasemin Cebenoyan'ın kardeşi, gazeteci Metin Göktepe'nin ağabey ve ablası ve gazeteci Cihan Hayırsevener'in ailesi Dink ailesini yalnız bırakmadı. Cevat Yurdakul, Musa

Anter, Behçet Aysan, Hasret Gültekin, Turan Dursun, Sevinç Özgüner ve Cavit Orhan Tütengil'in aileleri de okunan metne imzacı oldular. Aileler ilk kez Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca'nın serbest bırakılmasının ardından ortak bir açıklama yayınlamışlardı. Basın açıklamasını öldürülenlerin yakınları adına okuyan Sabahattin Ali'nin kızı Filiz Ali, "Biz, Hrant Dink'in ‘derin’ ailesiyiz. Biz buraya Arat, Delal ve Sera'nın kardeşleri olarak geldik. Yıllardır yaşadığımız ortak adaletsizliği paylaşmaya, bunun tanıklığını yapmaya geldik. Sabahattin Ali cinayetinden beri defalarca ezber ettiğimiz bu tür örgütlü siyasi cinayetlerin nasıl örtbas edildiklerini bir daha hatırlatmaya geldik" dedi.

Filiz Ali konuşmasını şöyle sürdürdü: "Dosyalarımızın çoğu kapatıldı, zaman aşımına uğradı. Hrant Dink cinayeti ise henüz örtbas edilme sürecinin içinde. Suçlular daha zamanlarını aşmadılar. Devletin kendi içine sızmış yıkıcı odakları ayrıştırabilmesi, açığa çıkarabilmesi için henüz bir fırsatı var. Bu kadar çok üstü örtülmüş cinayeti, cinayetler sonrasında işlenen cinayete iştirak suçlarını, bu devlet ayıbını bizden sonrakilere miras bırakmayalım diye henüz bir fırsatımız var. Kinle, öfkeyle, intikam duygularıyla değil, yurttaş sorumluluğuyla ve asla son bulmayacak adalet talebimizle buradayız. Biz, sürekli olarak can alınan bir ülkede yaşayanların, çoğalttığı bir aileyiz. Artık çoğalmak istemiyoruz. Bizi öldürenlerin ardındaki örgütlenmeyi ortaya çıkarmakla yükümlü olan bütün devlet kurumlarını sorumlu sayıyoruz. Bunu yerine getirmedikleri sürece, onlar gözümüzde hep suçlu olarak kalacaklar.”

(8 Şubat 2010)

"Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit" günleri başladı: TGC, Beşiktaş Belediyesi ve Belgesel Sinemacılar Birliğinin ortaklaşa düzenlediği ''Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit'' günleri etkinliğinde 2000 yılında yapılan "Nazım Hikmet Şarkıları" belgeseli gösterildi. Gösterimin ardından belgeselin yönetmeni Mehmet Eryılmaz, yapıma ön ayak olan, katkıda bulunan oyuncu, belgeselci Tarık Akan, "Nazım Hikmet Şarkıları" na yazılarında ve kitabında övgüyle yer vermiş olan Cumhuriyet gazetesi Zeynep Oral belgesel üstüne izleyicilerle söyleşi yaptılar.

Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda ilk yapılan ve her Çarşamba farklı bir belgesel ile bir konuk gazetecinin katılımıyla devam edecek etkinlikte konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, "Çay ve simit Babıâli’nin geleneğiydi. Bu geleneği Sayın Başkanı İsmail Ünal’ın katkısıyla İstanbul’un ve Türkiye’nin önemli kültür merkezlerinden olan Beşiktaş’a taşımış olduk" dedi. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal da gerçeği arama ve öğrenme tutkusuna ''alternatif bir akıl'' olarak belgesel sinema etkinliklerinin de katılacağını belirterek, belgelerin ve bilginin diliyle hayatın ve dünyanın keşfine çıkılacağını, sinema hayatının belgeselci tadının yaşanacağını söyledi. (10 Şubat 2010)

Emekli gazetecilere destek verecekler: TGC’ye bağlı Gazeteciler Sosyal Dayanışma Vakfı’ndan (GSDV) yapılan açıklamada basın sektöründe yaşlılık yoksulluk ve özürlü yaşam koşullarına maruz kalan emekli gazeteci sayısının arttığına dikkat çekildi. GSDV Başkanı Selami Turgut Genç imzasıyla yayınlana açıklamada emeklilik dönemlerinde geleceklerinin endişesini yasayan meslektaşlarına yardım konusunda etkili olamadıklarını ifade edildi. Açıklamada şu ifadelere yer verdi;

"Kısa vadede sonuç alabileceğimiz hayırlı projelerimiz de vardır. Yaşlılık, çaresizlik dönemlerinde maaşlarına katkıda bulunmak üzere oluşturacağımız ‘Otofon’ sistemiyle ilgili çalışmaları mızı aşmak üzereyiz. Vakfın amaçlarına, program hedeflerimize, çalışan gazetecilerin ellerindeki yayın araçlarıyla yardımcı olmalarını beklemekteyiz.

Her gün, bir gün daha çaresizliklerle buluşmak yerine, zamanı kaçırmadan, emekli gazetecilerle sırt sırta vermenin düşünce birliğine medya çalışanları da katılmalıdır. Vakfımızı büyütmek ideali hepimizin eseri sayılmalıdır. Gazeteci meslektaşlarımızı, emeklilik yaşamlarında, gururlarını rencide etmeden, yardımla desteklemenin statüsünü vakfımızla gerçekleştireceğiz."

(10 Şubat 2010)

Kötü sözleri haber yapmayın: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, resmi ziyaret için gittiği Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de siyasi liderlerin tartışmalarda kullandığı üslup konusunda görüşlerini açıkladı. Bazı mesajlar veren Gül, ''Hepimiz memleketimizin kıymetini bilmeliyiz. Yazarı, çizeri, politikacısı, tüccarı... Bu kadar içe dönük kalırsak, içe dönük mücadeleler yaparsak büyük fırsatları kaybederiz'' diye konuştu. ''Siyasilere sürekli üslup uyarısı yaptığı, ancak uyarılarının siyaset kültürüne yerleşmediği'' hatırlatılan Gül, sorunun aşılmasında gazetecilerin dahil herkesin katkı vermesi gerektiğini belirtti.

''Polemik devam ediyor. Politikacı, Başbakan konuşunca haber yapmayalı m mı?'' sorusu üzerine ise Gül, ''Polemiğe prim vermezsiniz o zaman. Denenebilir. Yapmayın bakalım, ne olur? Bir hafta herkesin birbirine iyi söylediklerini yazın. Bakalım ne olacak?'' dedi.

“Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla”: TGC Başkanı Orhan Erinç

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün örnekleri sıkça görülmeye başlanılan “yazmasınlar” söylemini anımsatan yaklaşımının düşündürücü olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanının açıklamasını "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" özdeyişi kapsamında değerlendirmenin daha doğru olacağını ifade eden Erinç, "Siyasetçilere öyle sözler söylemeyin demeyi tarafsızlığına aykırı bulmuş olmalı ki isteğini basına yönlendirme gereğini duymuş.

Bir yandan çok seslilikten öte yandan da halkın bilgilenme hakkından söz ederken gazetecilere yazmayın demenin haksızlığını sanırım Sayın Cumhurbaşkanı da fark etmiştir. Ayrıca siyasal parti liderlerinin TBMM Genel Kurulu’nda ve gruplarında yaptıkları konuşmalar canlı olarak yayınlanırken bu isteğin pratiğe yansıması da mümkün görünmüyor" dedi.

(10 Şubat 2010)

Yerel basının resmi ilanına kesinti yok: Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yerel basının resmi ilan gelirlerinin azaltılması gibi bir düşünce söz konusu olmadığı gibi, resmi ilan gelirlerinin birçok faktöre bağlı olduğunu kaydetti. DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız'ın soru önergesini yanıtlayan Arınç, kamu alımlarıyla ilgili olarak AB müktesebatında meydana gelen değişiklikler doğrultusunda, mevzuatın bu değişikliklere uyum düzeyini yükseltmek amacıyla 2008 yılında Kamu İhale Kanunu'nda bazı değişiklikler yapıldığını hatırlattı.  Arınç, ''Bu değişikliklerde, yerel basının resmi ilan gelirlerinin azaltılması düşüncesi söz konusu olmadığı gibi, yerel basının resmi ilan gelirlerinin birçok faktöre bağlı olduğu da bir gerçektir'' dedi.

(11 Şubat 2010)

TGC’den Çetin Emeç adına “özel ödül”: TGC Yönetim Kurulu, öldürülüşünün 20’nci yılı nedeniyle gazeteci Çetin Emeç adına Türkiye

Gazetecilik Başarı Ödülleri’nin haber dalına "Özel Ödül" konulduğunu açıkladı. Ödül konulması kararının Yönetim Kurulu’nun 3 Ağustos 2009’da yaptığı toplantıda alındığı, Çetin Emeç’i anma törenlerinin Galatasaray Eğitim Vakfı ile birlikte düzenleme çalışmalarının da son aşamaya geldiği belirtildi. Ödül verilecek gazeteci, 2009 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri adayları arasından TGC Yönetim Kurulu tarafından yapılacak değerlendirme sonucu belirlenecek. 7 Mart 2010 günü, Zincirlikuyu’daki mezarı başında da anılacak olan Çetin Emeç’le ilgili ödül töreni ve anma toplantısı aynı gün Galatasaray Lisesi Tevfik Fikret Konferans Salonu’nda düzenlenecek. Çetin Emeç’in TGC üyesi ve Galatasaray Lisesi mezunu olması nedeniyle tören hazırlıkları TGC ile Galatasaray Eğitim Vakfı tarafından ortaklaşa yürütülüyor. (11 Şubat 2010)

"Eksikliğini duyuyoruz": Dünya gazetesinin sahibi ve TGC önceki başkanlarından, Nezih Demirkent ölümünün 9. yılında mezarı başında anıldı. Demirkent için ayrıca İstanbul Taksim’deki Elite World Hotel’in Rumeli Salonu’nda da bir anma toplantısı gerçekleştirildi. Demirkent’in

Aşiyan Mezarlığı’ndaki kabri başında yakınları, dostları ve meslektaşlarının katıldığı anma töreninden konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, "Demirkent, hem ekonomi dünyasında hem de Türk gazeteciliğinde yeni bir çığır açtı. Bu özelliği bakımından da Nezih Demirkent mesleğimizin de unutulmazları arasında yer alıyor" dedi. Demirkent’in Türk basınına yön veren ustalardan biri olduğunun altını çizen Erinç şunları söyledi:  “Kendisini unutmak mümkün değil ama medyanın bu gün vardığı noktada eksiklini duyduğumuzu mezarı başında bir kez daha tekrarlamak gerekiyor. Onun gazetecilik ilkelerini meslek ilkelerine bağlılığını habere verdiği önemi örnek alarak sürdürürsek sanırım Nezih Demirkent’in aramızda yaşamakta oluşuna katkı sağlamış oluruz."

Taksim’deki Elite World Hotel’de "Nezih Demirkent’i Anma" başlığı altında dün yapılan toplantı ise Dünya gazetesi yazarlarından Prof. Dr. İlter Turan’ın "Nezih Demirkent Gazeteciliğinin Anadolu’ya Katkıları ?" konulu konuşmasıyla başladı. Turan, Nezih Demirkent ve Dünya gazetesinin serüveninin uzağı gören bir gazetecinin değişimi sezip onunla uyum sağlamasının bir öyküsü olduğunu vurguladı. Anma törenine ve toplantıya aralarında Demirkent’in torunu Ferzan Ersinan Top ve eşi, TGC önceki başkanlarından ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, Dünya gazetesi Başyazarı Osman Saffet Arolat, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Suat Gezgin’in bulunduğu medya ve iş dünyasından çok sayıda kişi katıldı. (11 Şubat 2010)

Cinayetler aydınlansın: Faili meçhul saldırılarda öldürülen gazeteci ve aydınların aileleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) yaptıkları görüşmelerle partileri siyasi cinayetlerin aydınlatılması için bir Araştırma

Komisyonu kurulmasını istediler. AKP grubu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, CHP, DSP ve BDP grubunu ziyaret eden aileler, siyasi cinayetlerin aydınlatılması için ortak dilekçelerini sundu. Meclisteki görüşmelerde Sabahattin Ali, Orhan Yavuz, Doğan Öz, Necdet Bulut, Abdi İpekçi, Akın Özdemir, Cevat Yurdakul, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Sevinç Özgüner, Kemal Türkler, İlhan Erdost, Çetin Emeç, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Musa Anter, Uğur Mumcu, Nesimi Çimen, Metin Altıok, Behçet Aysan, Hasret Gültekin, Onat Kutlar, Yasemin Cebenoyan, Hasan Ocak, Metin Göktepe, Necip Hablemitoğlu ve Hrant Dink aileleri adına hazırlanan dilekçe okundu.

Dilekçede, şu ifadelere yer verildi:

''TBMM'ye acılarımızı getirmek istemedik. Onlar bizim mahrem alanımız. Hukuk talebimizle geldik. Olaylara çok yakından tanık olmuş kişiler olarak geldik. Siyasi bir hesaplaşmanı n içinde değiliz. Hep birlikte Meclisin çatısı altında yüzleşmemiz gerektiğine inanıyoruz. Süreklilik halindeki bir hukuk dışılıkla yüzleşmemiz gerek. Hepimiz tanıklığı mızı getirmeliyiz. Hep birlikte sorabilmeli ve cevaplayabilmeliyiz. Bunun hepimiz için bir yurttaş sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Cinayetlerin ardındaki örgütlenmeler ortaya çıkarılmadıkça, bu tür suçların tekrar tekrar işlendiğini edindiğimiz tecrübelerden biliyoruz. Biz hepinizden daha iyi biliyoruz. Artık fotoğrafı çok net görünmeye başlayan bu hukuk dışılığın sona erdirilmesi talebimizle geldik. Emir komuta zincirine ulaşılmadıkça, geride kalan, kaçan, kaçırılan, korunan, gizlenen tüm suçlulara ulaşılmadıkça bu cinayet dosyaları kapanmış sayılmasın. Bu aydınlatma yolunda sorumlulukla yürüdüğü için 32 yıl önce katledilen savcı Doğan Öz'ün raporundaki son sözleri yineleyerek, 'durumu bütün açıklığı ve acılığı ile sunmak' için buradayız.''

(12 Şubat 2010)

Agos’a sanal saldırı: Agos gazetesi ve Hrank Dink Vakfı ve Barış İçin

Sanat Girişimi’nin web sitesi hacklenerek, Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın karakolda çekilen fotoğrafı konuldu.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007'de gazete binası önünde uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirmişti.

(13 Şubat 2010)

Gazetecilere 5 bin soruşturma: Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF)

29. Başkanlar Konseyi toplantısı Nevşehir’in Ürgüp ilçesi Mustafapaşa beldesindeki Kapadokya Meslek Yüksek Okulu konferans salonunda yapıldı. 44 ilden gelen gazeteciler cemiyeti başkanlarının katılımıyla yapılan Türkiye Gazeteciler Federasyonu 29. Başkanlar Konseyi toplantısında konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (TGC) Orhan Erinç, hakkında soruşturma ve kovuşturma açılan gazeteci sayısının yüksek olmasına dikkat çekti. Yaklaşık 5 bin gazeteci hakkında soruşturma olduğunun altını çizen Erinç, ''Gazeteciler hakkında soruşturma ve kovuşturma açılmasının en yüksek seviyelere ulaştığı bir dönemden geçiyoruz. Sayın Adalet Bakanı, İstanbul'da örgüt temsilcileri, yaygın basının yöneticileri ile bir araya geldi. Verdiği rakamlardan gördük ki 5 bin kadar soruşturma var. Bunların bir kısmı takipsizlik ile sonuçlanmış. Türk Ceza Yasası yapılırken biz 26 maddeye karşı çıkmıştık ve suç tanımlarının yoruma açık olduğundan söz etmiştik. O zaman da bize 'Uygulamayı görelim, sonra değişiklik yapmak gerekiyorsa yaparız' denildi ama daha o günden bu günleri görmüştük'' dedi.

(14 Şubat 2010)

Balbay ve Özkan’ı yalnız bırakmadılar: İkinci Ergenekon davasının 40. duruşmasına aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç’in de bulunduğu 6 gazeteci izleyici olarak katıldı. Duruşma başlamadan önce basın mensuplarıyla sohbet eden Erinç, uzun süreden beri tutuklu bulunan gazeteciler Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan’a moral vermek amacıyla geldiklerini söyledi. "Duruşmaya ara verildiği zaman Balbay ve Özkan’la görüşebileceğimiz söylenmişti ama burada öğrendik ki bu durum kurallara aykırıymış" diyen Erinç, Silivri’de duruşmayı izleyen gazetecilerin çalışma koşullarına da değindi. Erinç, "Gazetecilerin bulundukları yer ve duruşmayı izleme koşulları da kısıtlı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Aykut Cengiz Engin’le görüşerek burada çalışan gazetecilerin çalışma koşullarının düzeltilmesini isteyeceğiz" diye konuştu.

Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi ise ''Gazeteci dostlarımıza dönük dayanışma duygusunu göstermek için duruşmaya geldik'' dedi.

TGC Başkanı Orhan Erinç ve Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi’nin yanı sıra duruşmaya Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı Atilla Sertel ve Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Dim, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Ali Ekber Yıldırım ve İzmir İl Genel Meclisi üyesi Basın Halkla İlişkiler Komisyonu Başkanı Seyfettin Şen de izleyici olarak katıldı. (16 Şubat 2010)

Dink cinayetini araştıran gazeteciler mahkemede: Vatan gazetesi muhabiri Kemal Göktaş, Hrant Dink Cinayeti'yle ilgili kaleme aldığı "Hrant Dink Cinayeti: Medya, Yargı, Devlet" adlı kitap nedeniyle beş yıl hapis istemiyle İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılamaya başladı.

İstanbul Sultanahmet Adliyesi'nde görülen duruşmada Göktaş’a destek verenler arasında, kendisi de Dink cinayetiyle ilgili kaleme aldığı bir kitabı nedeniyle hapis istemiyle yargılanan Milliyet gazetesi muhabiri Nedim

Şener de vardı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) "2008 Basın Özgürlüğü Ödülü" de alan Kemal Göktaş duruşmada yaptığı savunmada, hakkındaki suçlamaya neden olan belgenin, "polisin Hrant Dink cinayetinin işleneceğini olaydan önce bildiğini ortaya koyan bir belge olduğunu” söyledi.

Kemal Göktaş, savunmasına şöyle devam etti: "Dink cinayeti, Türkiye'de son dönemdeki en önemli cinayettir. Hrant Dink'in öldürülmesi iç barışa yönelik ve toplum yararına yönelik ağır bir saldırıdır. Yazdığım kitabın amacı Dink cinayetinde toplumsal sorumluluğu olan kesimleri ortaya çıkarmaktır. Bu yüzden medya, yargı, devlet olarak belirlenmiştir. Devlet görevlilerinin cinayetteki sorumluluğu kamuoyunun malumudur. Kitap, tamamen basın özgürlüğü çerçevesinde kamu yararı gözetilerek Anayasa ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yazılmıştır."

Dava, duruşma savcısı Atilla Ayvacı'nın dosyanın zamanaşımı yönünde değerlendirmesini sunmak ve dosyadaki eksikliklerin tamamlanması amacıyla 11 Mayıs'a ertelendi. (16 Şubat 2010)

Gazeteci Kocabıyık’ın 8 yıl 2 ay hapsi istendi: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu üyelerine "görevleri dolayısıyla alenen hakaret ettiği'' iddiasıyla yargılanan Sabah gazetesi yazarı Hüseyin Kocabıyık'ın 2 yıl 11 aydan 8 yıl 2 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.  Kocabıyık hakkındaki davanın görülmesine, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi.

Duruşmada esas hakkındaki görüşünü sunan Cumhuriyet Savcısı Fuat Hazer, Kocabıyık'ın, Sabah gazetesinin 21 Temmuz 2009 tarihli Ankara ekindeki köşe yazısında, HSYK ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu üyelerini kastederek, ''hakaret ibareleri''kullandığını kaydetti.

Yazının, kurul halinde çalışan kamu görevlilerine yönelik hakaret niteliğinde olduğunu, küçük düşürmeye yönelik bulunduğunu ve eleştiri boyutunu aştığını ifade eden Savcı Hazer, Kocabıyık'ın, HSYK ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu için ayrı ayrı olmak üzere ''kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı, görevinden dolayı alenen hakaret'' suçundan toplam 2 yıl 11 aydan 8 yıl 2 aya kadar hapis cezasına çarptırılmasını istedi.

Dava dosyası, karar için incelemeye alınarak, duruşma ertelendi.

(17 Şubat 2010)

Adakale belgeseli gözleri yaşarttı: TGC, Beşiktaş Belediyesi ve Belgesel Sinemacılar Birliği'nin ortaklaşa düzenlediği "Bir Belgesel Bir Gazeteci Çay ve Simit" günlerinin ikincisinde "Adakale Sözlerim Çoktur" adlı belgesel gösterildi. Etkinliğe belgeseli yönetmeni ve İsmet Arasan ve  Hürriyet gazetesinden Ersin Kalkan konuk oldu. Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema salonunda gösterilen 2007 yapımı belgesel 1963 yılında Yugoslavya ile Romanya’nın Tuna nehri üzerine inşa ettikleri ünlü "Porte de Fer" (Demirkapı) Barajı’nın yapılmasıyla sulara gömülen Adakale Adası’nı konu alıyor. (17 Şubat 2010)

Radikal'den iki haberci sanık oldu: Radikal gazetesi sorumlu müdürü Hasan Çakkalkurt ve muhabir Rıfat Başaran hakkında, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin milletvekili Emine Ayna'nın verdiği röportaj nedeniyle dava açıldı. Gazetenin 7 Aralık 2009 tarihli sayısında yayımlanan "Ayna: Tabanımız dağa gidin diyor" başlıklı röportajda "PKK örgütünün propagandasının yapıldığı" iddiasıyla iki gazeteci, Nisan ayında Terörle Mücadele Yasası'nın 7/2 maddesi uyarınca yargılanacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, "Yazı içeriği dikkate alındığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Sürek-3 kararında da belirtildiği üzere yazı içeriğinin, terör örgütü silahlı propagandasının halen sürdüğü dikkate alındığında, daha fazla şiddete teşvik edici ve okuyucu nezdinde şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğu izlenimini uyandıracağı kanaatine varılmıştır" denildi. (17 Şubat 2010)

Gazeteciye ‘hedef gösterme’ davası: Milliyet gazetesi muhabiri ve TGC

"2009 Basın Özgürlüğü Ödülü" sahibi Nedim Şener'in, ''Hrant Dink

Cinayeti ve İstihbarat Yalanları'' adlı kitabında ''yasaklanan bilgileri temin etmek ve açıklamak'' ile ''terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek'' iddialarıyla yargılanmasına devam edildi. İstanbul 11. Ağır

Ceza Mahkemesindeki duruşmada söz alan Şener, dava konusu kitabındaki belgelerin hepsinin, daha önce Hrant Dink cinayeti davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gelen yazılar olduğunu ve dosyada rastlanılmadığı belirtilen kamu görevlisi Şükrü Yıldız ile ilgili belgenin de diğer görevliler hakkındaki idare mahkemelerindeki dava dosyalarına girdiğini söyledi. Mahkeme heyeti, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi. (18 Şubat 2010)

FOX TV Haber Müdürü Ersan Karaoğlu Mısır’da yaşamını yitirdi: Bir tur şirketinin Mısır'a düzenlediği basın gezisine katılan basın mensuplarından Ersan Karaoğlu, Şarm El fieyh'te boğularak hayatını kaybetti. Fox TV İstanbul'da istihbarat şefi olarak görev yapan 32 yaşındaki Karaoğlu, tekne gezisi sırasında yüzerken fenalaştı ve arkadaşları tarafından tekneye alındı. Teknede bulunanlar tarafından yapılan ilk müdahalenin ardından, deniz ambulansıyla gelen doktorların müdahalede ettiği Karaoğlu, kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı. (18 Şubat 2010)

"Medyada İstihdam Politikaları” tartışıldı: “TGC ile Konrad Adenauer Stiftung (KAS) İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi’nin 60. yıl etkinliklerine "Medyada İstihdam Politikaları"paneliyle katıldı. İletişim Fakültesi Konferans Salonu’nda yapılan panel, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun moderatörlüğünde yapıldı. TGC Başkanı Orhan Erinç’in açılış konuşmasıyla başlayan panele, İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Atılgan, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)Genel Başkanı Ercan İpekçi ve Vatan Gazetesi Genel Yayın Müdür Yardımcısı Atilla Güner konuşmacı olarak katıldı. TGC Başkanı Orhan Erinç, Türkiye’de gazetecilik eğitiminin başlayış sürecine değindi. Gazetecilik eğitiminin başlamasında Sedat Simavi’nin önemli rol oynadığına değinen Erinç,"İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Türkiye’de mesleki gazetecilik eğitiminin ilk ve en önemli merkezidir" dedi. Erinç, 1970’li yıllarda o zamanki adı Gazetecilik Enstitüsü olan kurumun kapatılmasının gündeme geldiğini, ancak zamanın Cemiyet Başkanı Burhan Felek’in çabaları sonucunda vazgeçildiğini anımsattı.

TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi ise sendikalaşmanın önemini vurguladı. İpekçi,"Üretim yapılacaksa üretimi sahiplenmek gerekir. Ne kadar yetkin olursanız olun, kaderiniz işverenin iki dudağının arasında. İyi eğitim istihdam garantisi demek değildir" dedi. İş bulduktan sonra sorunların bitmediğini, bulunan işi korumak için alınan eğitimin tek başına yeterli olmadığını belirten İpekçi, "Biz elbette nitelikli olmalıyız, iyi bir çalışan olmalıyız ama bizi kurtaracak şeyler bunlar değil, mevcut kanunlar çerçevesinde örgütlenebilmemizdir. Bizi kurtaracak olan şey, toplu iş sözleşmesine ulaşabilmemizdir" diye konuştu. İpekçi, tespit edebildikleri kadarıyla medya sektöründe Ekim 2008'den Aralık 2009'a kadar geçen süreçte bine yakın kişinin işten çıkarıldığını vurguladı.

Panelde söz alan İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, günümüzde medya sektörüne eleman yetiştirmenin zorlaştığını belirterek, artan kontenjanların istihdam sıkıntısı doğurduğunu söyledi.

Vatan gazetesi Genel Yayın Müdür Yardımcısı Atilla Güner, gazeteciliğe başladığı yıllarda iş bulmanın "hısım-akraba yoluyla" olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi: "Bizim meslekte, örneğin bankacılık benzeri mesleklerde olduğu gibi bir sınav sistemi yok. Gazeteciliğin sınavı istektir. Bu işi gerçekten isteyen ve zorluklarını bilerek gelenler, iş bulabiliyorlar." (19 Şubat 2010)

Gazeteci Karaoğlu son yolculuğuna uğurlandı: Mısır’da hayatını kaybeden Fox TV İstihbarat Şefi Ersan Karaoğlu’nun cenazesi, İstanbul’daki törenden sonra Ankara’da toprağa verildi. Mısır Turizm Müsteşarı Nehad Gamal Eldin, TGC Başkanı Orhan Erinç’e "başsağlığı" mesajı gönderdi.  Ersan Karaoğlu için Zeytinburnu’ndaki FOX TV binası bahçesinde tören düzenlendi. Törene Ersan Karaoğlu’nun ailesi ve iş arkadaşlarının yanı sıra TGC Başkanı Orhan Erinç, Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile Türkiye Değişim Hareketi Partisi Genel Başkanı ve Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül katıldı. Fox TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, görev arkadaşı Karaoğlu için, "Ersan bize eşi ve çocuğunu emanet bıraktı. 'Yaş 35, yolun yarısı' diye bir şiir var. Ersan daha yolun yarısında bile değildi. Örnek baba, arkadaş ve kardeşti. Ersan'ı kaybetmedik onunla çoğaldık" diye konuştu.

(20 Şubat 2010)

Artık medyaya güven kalmadı: ESTİMA Araştırma'nın Marketing Türkiye için yaptığı, "Medyaya duyulan güven araştırması"na göre kamuoyu medyaya güven duymuyor. Medyaya duyulan güven, yüzde 23,1’lik oranla kurumlara duyulan genel güven ortalamasının altında kalıyor. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 63,3'ü medyadaki bazı gündem maddelerinin doğru olduğuna inanmazken, yüzde 69,3'ü de bilinçli olarak bilgi kirliliği yaratıldığına inanıyor. Dikkat çekici bir diğer nokta ise Türkiye genelinde 18 yaş üzeri nüfusun yüzde 35,5'inin medyanın gündemini takip etmiyor.

Araştırmadan çıkan çarpıcı sonuçlara şöyle: Kamuoyu büyük ölçüde, medyanın halkın gündemini yansıtmadığına inanıyor. Her 10 kişiden yaklaşık 6’sı halkın gündemiyle medyanın gündeminin örtüşmediği görüşünde birleşiyor. Medyaya duyulan güvenin, kurumlara duyulan genel güven ortalamasının altında kaldığı görülüyor.

Araştırma sonuçlarından ortaya çıkan tabloya göre Türk Silahlı Kuvvetleri yüzde 77.82’lik oranla en güvenilir kurum olmayı sürdürüyor. Emniyet/güvenlik güçleri yüzde 69,3’luk oranla ikinci sırada yer alırken diğer kurumların sıralaması şöyle: Cumhurbaşkanlığı yüzde 63, Anayasa Mahkemesi yüzde 57.5, Türkiye Büyük Millet Meclisi yüzde 54.9, Yargı yüzde 50.5, Başbakanlık yüzde 47.5, Belediyeler yüzde 39.1, Hükümet yüzde 36.1, Avrupa Birliği yüzde 25.8, Medya/basın yüzde

23.1, Siyasi partiler yüzde 18.6, Muhalefet yüzde 20.1 Araştırmaya katılanların yüzde 63,3’ü medyadaki bazı gündem maddelerinin doğruluğuna inanmadıklarını söylerken, yüzde 59,9’u ise kimi gündem maddelerinin yapay olduğu görüşüne katılıyor.

Öte yandan, Türkiye’de bilinçli olarak bilgi kirliliği yaratıldığı ve medyanın da kimi güç odaklarınca bu kirliliğe alet edildiği algısına sahip olan kitlenin oranı yüzde 69 seviyelerinde. Ülke gündemini / haberleri takip etme konusunda televizyona (yüzde 60,7) diğer mecralara nispeten çok yüksek oranda güvenildiği tespit ediliyor. Televizyonun ardından, internet (yüzde 16,7) ve basın (yüzde 14,5) geliyor. Hiçbir mecraya güvenmediğini belirtenlerin oranı ise yüzde 4,3. Haberleri en güvenilir bulunan televizyon kanalları sırasıyla TRT 1, Star TV, Kanal D ve ATV. En güvenildiği belirtilen gazeteler ise sırasıyla Hürriyet, Zaman, Sabah ve Cumhuriyet olarak tespit ediliyor.

(23 Şubat 2010)

Bülent Arınç, medyayı hizaya getirmeye kararlı: Erzincan başsavcısının makamının aranmasını eleştiren medyaya "tüküren" başbakan yardımcısı Bülent Arınç gazeteci örgütlerinden tepki gördü. Hafta sonu Haliç Kongre Merkezi'nde "demokratik açılım" üzerine konuşan Arınç, "adliye basıldı" başlığıyla verilen haberlere tepki gösterdi. "Tuuu size. Bunlar hep basmaya alışmışlar. Başsavcı elinde arama kararıyla, başsavcının evinde, iş yerinde arama yaptı. Hukuk dili budur. Ama berduş dili nedir; basmak. Bunlar hep basmaya alışmışlar. Darbe geleneğinden geliyor bunlar."

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Arınç'ın "nezaketsiz" davrandığını söyledi. ÇGD başkanı Ahmet Abakay "sorumlu ve ciddi olmaya davet ediyoruz. Arınç basına akıl vermeyi bıraksın" dedi.

Arınç ise sözlerinin arkasında durdu. Pazartesi akşamı CNN Türk’te bir programa katılan Arınç "Hoş değil şüphesiz ama onların yaptıkları da hoş değil" dedi. Başbakan yardımcısı ÇGD'yi kastederek "Hiç bugüne kadar da duymadığım bir basın kuruluşu beni kınamak için bildiri yayınlıyor" diye ekledi. (24 Şubat 2010)

Arınç’a uyarı: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Türkiye Gazeteciler Federasyonu yaptıkları ortak açıklamada Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakan Bülent Arınç’ı nezakete davet ettiler. Açıklamada şöyle denildi:

"Medya dokunulmazlığı olan ve eleştirilemez kurumlar arasında değildir. Ancak eleştirilerin nezaket çerçevesinde yapılması da herkes için zorunludur. Sayın Arınç’ın Haliç Kongre Merkezindeki konferansında söylediği ‘Türkiye’nin en önemli televizyon kanallarından biri bunu bilerek istismar ediyor. Başsavcılık basıldı diyor. Adliye basıldı diyor Tuh sana! Böyle basılma olmaz’ cümlesi nedeniyle kendisini nezakete davet etmek zorunlu olmuştur." (24 Şubat 2010)

Sahiplik yapısı medyaya duyulan güveni sarsıyor: ESTİMA Araştırma'nın Marketing Türkiye için yaptığı, "Medyaya Duyulan Güven Araştırması"yla ilgili Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, medyaya duyulan güven düzeyinin fazla değişmediğini söylerken, önemli kamu kurumlarının 20 puana yakın güven aşınmasına uğramalarının daha önemli bir sorun olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel gazetecilerin haberlerin içinde dahi yorum yaptığını söylüyor. Sertel, "Televizyonlarda konuşan bazı gazetecilerin hem savcı, hem yargıç olduğunu görüyoruz ” diyor. Basın Enstitüsü Derneği Başkan Yardımcısı Milliyet Dış Haberler Müdürü Kadri Gürsel ise medyanın güven kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri olarak ‘medya kavgaları’nı görüyor. Medya kavgalarının güvenilirliğe ve saygınlığa zarar verdiğin söyleyen Gürsel, "Şimdi yine bu medya kavgaları siyasileşti. Hatta şu anki kutuplaşma medya üzerinden yapıldığı için medya gerçekten halkın gündemini ikinci plana itti ve bir siyasi, ideolojik kavganın tarafı haline geldi" diyor.

Medyaya olan güvenin azalmasında meslek örgütlerinin birleştiği ortak nokta medyadaki sahiplik yapısının değişmesi ve halkın gündemi ile medyanın gündeminin birbirini tutmaması.

TGC Başkanı Orhan Erinç, medyaya yönelik araştırmaların gerçeği yansıtma olasılıklarının düşük olduğunu ve güven konusundaki anketlerin "medya" gibi soyutlaşmış bir kavram üzerinden yapılmasının bazı haksızlıklar içerdiğini söylüyor. Anketin önceki benzer anketlerle karşılaştırıldığında medyaya duyulan güvenilirlik düzeyinin fazla değişmediğini gösterdiğini ifade eden TGC Başkanı Orhan Erinç, şunları söylüyor: "Oysa bu gün gazetecilikte ağır başlı ya da düşünce gazeteciliği geride kalmış neredeyse yarıdan fazlası militan medya türüne dönüşmüştür. Medyaya duyulan güvenin azalmasında medya yapılanmasındaki değişikliklerin etkili olduğuna da söylemek gerekiyor."

TGF Başkanı Atilla Sertel, halkın, medyanın ve siyasetin gündeminin örtüşmediğini dile getiriyor. Sertel, "Halkın gündeminde işsizlik var, pahalılık var. Kredi kartlarının ödenmeyen borçları var. Yaşamın getirdiği ağır yük var. Ancak medyanın gündeminde bunlardan ziyade darbe senaryolarından başlayan ve ucu magazine kadar kayan suni gündemler var. İşte bu durum medyaya olan güveni sarsıyor diye düşünüyorum" diyor.

Basın Enstitüsü Derneği’nden Kadri Gürsel, medyanın güven yitirmesinde pek çok faktörün etkin olduğunu düşünüyor. Gürsel, "Medyada yaşanan tefekkür bir elit gazeteciler sınıfının oluşması, medyanın fiziki varlığının halktan kopmuş uzaklaşmış olması, medya ile sivil toplum ilişkilerinin gerek muhabirlik üzerinden gerekse medya hiyerarşisi üzerinden sağlıklı bir şekilde kurulamıyor olması, muhabirliğe yeterli yatırımın yapılmamsı bütün bunlar etki eden faktörler arasında yer alıyor" diyor.

"Medya ne kadar bağımsız, ne kadar dengeli ve objektif bir duruş sergilerse o nispette basın ve ifade özgürlüğü üzerine kötü plan yapan çevreler üzerinde caydırıcı rol oynar" diyen Kadri Gürsel, çözüm olarak da ortak gazetecilik bilincinin oluşturulması gerektiğini düşünüyor.

(24 Şubat 2010)

Yunanistan’da gazeteciler grevde: Yunanistan’da "hükümetin ekonomik reform paketini" protesto etmek amacıyla kamu ve özel sektör çalışanlarının 24 saatlik grev başlatmaları ülkede yaşamı felç etti. Basın yayın çalışanlarının da greve katılması nedeniyle televizyon ve radyolarda haber bültenleri yayımlanmazken, haber ajansları ile internet siteleri sayfalarını yenilemedi. (24 Şubat 2010)

Tutuklu gazeteciler için Meclis araştırması istendi: Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), tutuklu gazeteciler için Meclis araştırması açılmasını istedi. BDP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve arkadaşları tarafından TBMM Başkanlığına sunulan araştırma önergesinin gerekçesinde, düşünce özgürlüğünün temel koşulu olan ifade ve basın-yayın özgürlükleri konusunda, yasal ve siyasal olarak önemli ölçüde engel bulunduğu belirtildi. Çok sayıda gazetecinin hükümlü ve tutuklu olduğuna dikkat çekilen gerekçede, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak yürürlükte bulunan yasal hükümlerin saptanması ve tutuklu bulunan gazetecilerin durumunun araştırılması için Meclis araştırması açılması istendi. Akın Birdal, Türkiye’de bir açılım ya da demokratikleşme olacaksa öncelikle basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması gerektiğinin altını çizdi. Toplumun bilgilendirilme ve haber alma hakkının özgür olmasının önemine işaret eden Birdal, "Ama ne yazık ki her iktidar kendi medyasını yaratıyor. Bundan dolayı da ne olup bittiği konusunda toplum bilgilenme hakkını kullanamıyor” dedi. (25 Şubat 2010)

Telefonlarımızı "Dinliyor musunuz?" kampanyası: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Yönetim Kurulu, G-9 Gazeteci Meslek Örgütleri Platformu'nun başlatacağı ""Dinliyor musunuz?" kampanyasıyla ilgili olarak üyelerine şu açıklamayı yaptı: "Basın özgürlüğü, temelde düşünce özgürlüğüne dayanır. Düşünce özgürlüğünün dayanakları arasında ise doğal hukuk vardır. Kişiler, düşüncelerini açıklarken endişe duyuyorlarsa, ifade özgürlüğü de ortadan kalkar. İki kişi arasındaki konuşmalar özgürce yapılamıyorsa; telefon konuşmaları dinlenirken, bunların bir gün kişiler hakkında verilecek mahkûmiyet kararlarına gerekçe olarak kullanılacağından endişe duyuluyorsa ifade özgürlüğünden söz edilemez. Birer yurttaş ve basın mensubu olarak kişisel telefon konuşmalarınızın ve e-postalarınızın izlemeye alınıp alınmadığını Bilgi Edinme Hakkı Yasası uyarınca öğrenme hakkınız vardır. Bunun için Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verilmesi gerekmektedir. Ekli dilekçe örneklerinin doldurularak Sendika İşyeri Temsilcilerimize ya da Sendika Yöneticilerimize teslim edilmesi halinde, söz konusu başvurular Sendikamız ve diğer meslek örgütleri tarafından topluca yapılacaktır." (25 Şubat 2010)

Gazeteci Ahmet Vardar son yolculuğuna uğurlandı: Pankreas kanseri nedeniyle tedavi gördüğü hastanede vefat eden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve sürekli basın kartı sahibi gazeteci Ahmet Vardar'ın (73) cenazesi, İstanbul'da toprağa verildi.

Vardar için düzenlenen cenaze töreninde konuşan TGC Başkanı  Orhan Erinç, “Vardar klasik muhabirlik denilebilecek, atlattığı haberle sevinen, atladığı haberle kahreden bir neslin gazetecilerindendi''dedi.  Erinç, Ahmet Vardar'ın özellikle bir polis muhabiri için olay yerine gitmenin, belge, bilgi ve fotoğraf toplamanın zorluklarını yaşayan ve gerçekten başarılı olan gazetecilerden biri olduğunu ifade etti.  (26 Şubat 2010)

Yayın kuruluşlarına 5 yılda bin 453 ceza: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 15

Temmuz 2005 tarihinden bugüne kadar ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan kuruluşlara bin 103 uyarı, 227 program durdurma ve 123 para cezası olmak üzere toplam bin 453 ceza verdi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız'ın soru önergesini, RTÜK Başkanı Davut

Dursun'un bilgi notuyla yanıtladı. Arınç, Üst Kurulun, özerk ve tarafsız olarak yasanın kendisine verdiği görev ve yetki çerçevesinde yayınları denetlediğini ve yasaya aykırı olduğu tespit edilen yayınlarla ilgili müeyyide uygulandığını kaydetti.

RTÜK'ün bütün kararlarına karşı yargı yolunun açık olduğunu ifade eden Arınç, Anayasa değişikliğinden sonra oluşturulan üst kurulun, göreve başladığı 15 Temmuz 2005 tarihinden bugüne kadar ulusal, bölgesel, yerel yayın yapan kuruluşlara 1103 uyarı, 227 program durdurma ve 123 para cezası olmak üzere toplam 1453 ceza uygulamasına karar verdiğini belirtti. (26 Şubat 2010)

Başbakan eleştiri sınırını aştı: TGC Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu'ndan yapılan açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın köşe yazarlarını hedef alan konuşmasının; eleştiri sınırını aşarak gazete çalışanları için bir tehdide dönüştüğünün altını çizdi. Açıklamada şöyle denildi:

"Şimdiye dek basın çalışanlarının sorunlarına gerçek anlamda eğilmeyen Başbakan Erdoğan’ın ülkedeki her olumsuz gelişmenin ardında günah keçisi olarak basını görme alışkanlığını bu kritik günlerde bile bırakmadığını görmek üzücüdür. Köşe yazarlarını hizaya getirmek amacıyla onları patronlarına şikayet etmek ne yazık ki siyasetçilerin iktidarlarında çokça denedikleri ancak sonuçta başaramadıkları bir ‘tek parti yönetimi’ hevesidir. Türkiye’nin demokratik açılım sloganını ortaya atan Başbakan Erdoğan’dan TGC olarak beklentimiz; ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırması, halkın doğru ve tarafsız bilgi edinme hakkı olan basın özgürlüğüne sahip çıkmasıdır. Umuyoruz ki Sayın Başbakan basının özgür olmadığı bir Türkiye düşlemiyor. Ve yine umuyoruz ki Sayın Erdoğan eleştirilmenin demokrasilerin olmazsa olmazı olduğunun ayırtındadır."

Başbakan’ın il başkanları toplantısında gazetecilere ve yazarlara yönelik söylediği sözlere Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF), tepki gösterdi. TGF Genel Başkanı Atilla Sertel’in, konuyla ilgili basın açıklaması şöyle: “Bu açıklama, Başbakan Erdoğan tarafından sıklıkla dile getirilen insan hakları, demokrasi, özgürlükler, toplumsal barış gibi söylemlerin de inandırıcılığını ortadan kaldırmıştır. Yapılan eleştirilere tahammülsüzlük, peşi sıra açılan davalar, işten çıkarttırmaya kadar varan baskılar, Türk Basını’nın maalesef ‘en özgürlükçü’ olarak kendilerini adlandıran siyasi partinin Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan gelmesi de bir başka ikilemdir. Hükümet uygulamalarını eleştiren gazetelere yönelik ‘boykot’ çağrısıyla başlayan ve son olarak da bir köşe yazarını hedef alan açıklamaları, bazı medya çalışanlarının ‘hükümet baskısıyla işen çıkarıldığı iddiaları’nın ardından bu açıklama artık özgürlükçü söyleminin ne kadar samimi olduğunu tüm Türk halkına göstermiştir.”

G-9 Gazeteciler Platformu'ndan yapılan açıklamada ise “Gazetecilik meslek örgütleri ve sendikalar olarak halkın haber ve bilgi alma hakkı adına görevimizi yapmaya devam edeceğiz” denildi. “Başbakan açıkça AKP hükümetinin icraatını eleştiren gazetecileri, köşe yazarlarını tehdit etmektedir” görüşüne yer verilen açıklamada, şöyle denildi: “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu tavrı basın özgürlüğüne, halkın haber ve bilgi alma hakkına yönelik bir saldırıdır.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Hükümet icraatlarını eleştiren köşe yazarlarının işten çıkarılmasını ima eden açıklamalarıyla hukuk devleti ilkelerini bir kez daha ayaklar altını aldığına dikkat çekti.

TGS’den yapılan açıklamada "Medyayı "tahrikçi", köşe yazarlarının yaptığı yorumları "garip ve çirkin" olarak nitelendiren Başbakanın bu açıklaması "garip ve çirkindir" denildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Başbakanların, gazetecileri ve köşe yazarlarını, düşüncelerini ifade etmekten alıkoyma çabaları, hükümetlerin "çizgisine" davet etmeleri, yorumlar için "müsaade" çıkarmaları demokratik rejimlerde söz konusu bile olamaz. Bu tür müdahale, sansür ve otosansür girişimleri, basın ve ifade özgürlüğü konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ilke kararlarıyla asla bağdaşmaz.

Görevini yapan basın mensuplarının keyfi olarak işten atılması için çağrı yapmak, çalışanların geleceğiyle, işiyle, aşıyla oynamak, unvanı Başbakan dahi olsa hiç kimsenin hakkı da değildir, haddi de değildir. Başbakanın, medya patronlarına yaptığı bu çağrıya karşılık biz de Başbakanı, hukuka saygı duymaya davet ediyoruz." (27 Şubat 2010)

Başa Dön