Geri Dön

Nisan 2010 Raporu

Nazlı Ilıcak’a hapis cezası: Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi Osman Kaçmaz'a ''basın yoluyla hakaret ettiği'' iddiasıyla yargılanan gazeteci Nazlı Ilıcak, 11 ay 20 günlük hapis cezasına çarptırıldı, ancak hükmün açıklanması geri bırakıldı. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanık Nazlı Ilıcak katılmadı. Kararını açıklayan hakim Sevim Efendiler, sanığın, 25 Mayıs 2009 tarihli Sabah gazetesinde kaleme aldığı ''Cumhurbaşkanı'nın Dokunulmazlığı'' başlıklı köşe yazısında, hakim Osman Kaçmaz'ın verdiği kararı eleştirdiğini kaydetti.

Ilıcak'ın, ''Kaçmaz'ın, kararını verirken ideolojik davrandığını, işgüzarlık yaptığını ve kararı 'güncellikten uzak' olarak yorumladığını'' hatırlatan hakim Efendiler, sanığın eleştiri sınırlarını aştığını belirtti. Nazlı Ilıcak'ı, ''basın yoluyla hakaret'' suçundan

TCK'nın 125. maddesi uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezasına çarptıran hakim Efendiler, ancak sanığın, duruşmalardaki tutum ve davranışını indirim sebebi sayarak, cezasını 11 ay 20 gün hapse çevirdi. Hakim Efendiler, CMK'nın 231. maddesi uyarınca sanığın sabıkasız oluşu, kişilik özellikleri ile duruşmalardaki tutum ve davranışlarını göz önüne alarak bir daha suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluştuğundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kararlaştırdı.

Nazlı Ilıcak'ın 5 yıl süreyle denetimli serbestlik uygulamasına tabi tutulmasına karar veren hakim Efendiler, sanığın bu süre içinde suç işlemesi halinde, davanın yeniden ele alınarak hükmün açıklanacağını, aksi halde davanın düşeceğini kaydetti.

(1 Nisan 2010)

Görev başındaki gazetecilere saldırı: Hürriyet Gazetesi Magazin Servisi muhabiri Cenker Tezel ve Fox TV kameramanı Emrah Güner bir eğlence mekanı çıkışında, Libya Lideri Muammer Kaddafi'nin oğlunu görüntülemek isteyince korumaların saldırısına uğradı. Bunun üzerine darp suçlamasıyla gözaltına alınan Cenker Tezel’e kelepçe takıldı. Kelepçeli olarak İstanbul Adliyesine getirilen Tezel, savcının talimatıyla serbest bırakıldı. Kaddafi’nin Libyalı koruması Nagi Ilmsbahı, Başbakanlığa bağlı bir koruma ve Cenker Tezel karşılıklı olarak birbirlerinden şikayetçi oldular. Korumaların darbelerine maruz kalan Cenker Tezel, vücudunun çeşitli yerlerinden yaralandı, fotoğraf makinesi kırıldı.

Davranış gelenekselleşiyor: Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, Libya Lideri Muammer Kaddafi'nin oğlunun korumaları tarafından Hürriyet Gazetesi Magazin Servisi muhabiri Cenker Tezel ve Fox Tv kameramanı Emrah Güner'e yapılan saldırıyı kınadı. Sertel, "Türkiye'de son günlerde gazetecilere kötü davranmak gelenek haline geldi. Gazetecilere düşman gibi davranmaya kimsenin hakkı yok. Saldırıya uğrayan ve gözaltında haksız yere tutulan gazeteci arkadaşlarımız hukuki olarak haklarını aramalıdır" dedi. Sertel, yaptığı yazılı açıklamada, şunları ifade etti: "Nereden ve kimden gelirse gelsin gazeteciye yönelik saldırıyı asla kabul edemeyiz. Bu tür saldırılar demokrasiden nasibini almamış, düşünce özgürlüğüne tahammülü olmayan toplumlarda görülüyor. Meslek örgütleri olarak sürekli basın özgürlüğünden, özgür basın temennimizden söz ediyoruz ama basın özgürlüğüne yönelik saldırıların her geçen gün artması bizleri derin bir endişeye sevk etmektedir."

TGC’den kınama: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulunca yapılan açıklamada görevlerini yapma uğraşı içindeki gazetecilere yönelik saldırıların son günlerde arttığına dikkat çekilerek; bir gece kulübünde Libya Lideri Kaddafi’nin oğlunun korumaları tarafından hırpalanan gazeteciler Cenker Tezel ve Emrah Güner’in ayrıca polisin de kelepçe takarak gösterdiği tutumu kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Açıklamada Hürriyet Gazetesi muhabiri Cenker Tezel ve Fox TV Kameramı Emrah Güner’e yönelik saldırının şiddetle kınandığı belirtildi ve şöyle denildi:

"Polisin bu olayda saldırganları korumada gösterdiği işgüzarca tutum üzüntümüzü bir kat daha arttırmıştır. Böylesi toplumsal olaylarda duyarlılığına tanık olduğumuz Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın görevli polisler hakkında gerekeni yapacağı inancımızı korumak istiyoruz. Meslektaşlarımıza geçmiş olsun diyor, yetkilileri özellikle güvenlik mensuplarının gazetecilerle ilişkilerinde tavırlarını yeniden gözden geçirmeye çağırıyoruz." (2 Nisan 2010)

Gazeteciye kelepçe takılması kınandı: Magazin Gazetecileri Derneği (MGD) Başkanı Sinan Tosun, Libya Lideri Muammer Kaddafi'nin oğlunu görüntülemek isterken korumalarla arasında kavga çıkan muhabir Cenker Tezel'in gözaltına alınarak kelepçe takılmasını kınadıklarını söyledi.

Sultanahmet'teki İstanbul Adalet Sarayı önünde toplanan grup adına bir açıklama yapan MGD Başkanı Sinan Tosun, ''Cenker Tezel'in maruz kaldığı bu kötü muamelenin basın özgürlüğüne vurulmuş bir darbe olduğunu''belirtti.

MGD'nin meslektaşlarının haklarını koruma konusunda her fırsat ve koşulda yılmadan mücadele edeceğini söyleyen Tosun, toplumun haber alma ihtiyacını gideren ve bu görevi zor şartlarda yapan gazetecilerin sonuna kadar arkasında duracaklarını ve bu konunun kanuni takipçileri olacaklarını dile getirdi. Bu olayın izahının olamayacağını, olayın baştan sona kadar hukuka aykırı olduğunu ileri süren Tosun, sorumlular hakkında da en kısa sürede suç duyurusunda bulunacaklarını sözlerine ekledi.

TGS Genel Başkanı İpekçi’nin acı günü: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı ve Anadolu Ajansı redaktörü Ercan İpekçi'nin emekli maden mühendisi olan babası Hüseyin İpekçi vefat etti. Bir süredir tedavi gördüğü Ankara Onkoloji Hastanesi'nde vefat eden 73 yaşındaki Hüseyin İpekçi'nin cenazesi, Karşı yaka Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Gazeteci Ayhan Yetkiner anıldı:  Meslek yaşamı süresince Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yönetim organlarında yararlı hizmetlerde bulunan basının çeşitli gazetelerinde etkin çalışmaları olan, gazetecilerin anılarını belgesel kitaplarda toplayan gazeteci Ayhan Yetkiner ölümünün 3. yıldönümünde Kozlu’daki mezarı başında anıldı. Meslektaşları, yakınları, ailesi ve sevenleriyle anılan Ayhan Yetkiner’in kişiliği ve dostluk yönü hakkında bir konuşma yapan TGC, Gazeteciler Sosyal Dayanışma Vakfı Başkanı Selami Turgut Genç "O’nu meslek dayanışmasının örnek bir insanı olarak daima içimizde, sıcak hatıralarıyla yaşatacağız" dedi.

(3 Nisan 2010)

Tuncel, cinsiyetçi medya için Meclis araştırması istedi: Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, medyanın cinsiyetçi yaklaşımı ve dili hakkında Meclis Araştırması açılmasını istedi. Medyanın şiddeti, cinsiyetçiliği, milliyetçiliği körükleyen bir dil kullandığını belirten Tuncel, bu durumun da en çok kadınların yaşamını olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Tuncel, medyadaki cinsiyetçi yaklaşımların bu konuda çalışan kadın kuruluşlarıyla birlikte araştırılması, sonuçlarının ortaya çıkarılması ve engellenmesi için gerekli yasal ve fiili düzenlemelerin yapılması amacıyla bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. Medya çalışanı erkeklerin toplumsal cinsiyet eğitimi almalarının ve cinsiyetçi yayın politikalarına karşı çıkması gerektiğini söyleyen Tuncel, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sunduğu önergenin özetinde şu ifadelere yer verdi:

- Türkiye "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne (CEDAW) 1985'te taraf olduğu halde medyanın cinsiyetçi yaklaşımı sürüyor.

- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün raporuna göre, televizyon programlarında kadınlar en çok "anne", "cinsel nesne" ve "eş" olarak ele alınıyor;

- Kadın sıklıkla şiddete uğrayan kurban olarak gösteriliyor ve şiddeti destekleyici bir dille haber yapılıyor.

- Kadına yönelik şiddet toplumsal bir sorun olarak değil bireysel, adli bir vaka olarak sunuluyor. Böylelikle kadına yönelik cinsiyetçi bakış açısı yeniden üretiliyor, şiddet meşrulaştırılarak haklı bir nedene bağlanıyor.

- Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre, Türkiye'deki toplam bin 282 yayın kuruluşunda 9 bin 851 erkek, 4 bin 998 kadın çalışıyor. Kadın çalışanlar müdür, genel müdür gibi karar mercilerinde yer alamıyor.

Tuncel, Türkiye'de 23 kadın örgütünün oluşturduğu Medya İzleme Grubu'nun (MEDİZ) son raporuna göre, basılı ve görsel medya ile internette her gün "yayıncılık etik ilkeleri" ile "basın meslek ilkeleri"nin ihlal edildiğini de vurguladı.

TGS'de beş yönetici Genel Başkanı eleştirip istifa etti: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şube Başkanı Fatma Rüya Özkalkan'ın yanı sıra şube yönetiminden üç isim ve sendikanın genel sekreteri, genel başkan Ercan Sadık İpekçi'nin Sabah-ATV grevini yönetme anlayışına tepki göstererek görevlerinden istifa ettiler.

İpekçi'nin İstanbul şubesinin tutum ve yaklaşımlarını göz ardı ederek hareket ettiğini savunan Özkalkan, grevin mahkemece durdurulma sürecinde hissetmeye başladıkları rahatsızlıklardan istifanın eşiğine geldiklerini ifade ederek, Yargıtay'ın yeniden grevin yolunu açan kararının ardından da benzer rahatsızlıklar yaşadıklarını ve bu nedenle sendikadan ayrılmaya karar verdiklerini söyledi.

Özkalkan, istifa dilekçesinde, "İstanbul Şube Başkanı olarak genel merkez yönetimimle aramızdaki sendikal anlayış farkı; şeffaf yönetim-şeffaf bütçe ısrarımıza karşın giderek sertleşen ve keyfileşen tek adam yönetimi, genel başkan söyler şube yönetimi yapar anlayışı; Şube yönetimim genel merkezce alınan kararları üyelerden öğrenmesine varan ölçüde yok sayılması ve önceki başkanın da istifasına yol açan diyalogsuzluktan duyduğum rahatsızlık nedeniyle şube başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliğinden istifa ediyorum" diyor.

Özkalkan, kendisi dışında, İstanbul Şube Başkan Yardımcısı Nuray Özgürel, Mali Sekreter Şehriban Kıraç, bugün itibariyle de Şube sekreteri İsmail Alper İzbul'un da istifa ettiğini, TGS Genel Sekreteri Sergül Keskin de istifa edenler arasında yer aldığını söyledi.

Azadiya Welat çalışanının kuşkulu ölümü: Adana'da 3 Nisan günü dağıtım yaptığı mahalleden ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamayan Azadiya Welat gazetesi çalışanı Metin Alataş (34), Hadırlı Mahallesi'nde ölmüş halde bulundu.

Diplomasi servisi editörü Hakkı Boltan, "Bizim açımından çelişkili bulduğumuz yönler var. Akşama kadar netleşecektir. Çalışanlarımızın böylesine yoğun baskılarla karşılaştığı bir dönemde, Alataş'ın kanunsuz güçlerce öldürüldüğü veya intihara zorlandığı gibi bir ihtimal bizim açısından halen geçerliliğini koruyor" dedi.

Boltan, soruşturmayı yürüten savcının elindeki bilgilerle kesin bir kanaat oluşturamadıklarını kaydederek, Alataş'ın yanında bulunduğu ifade edilen "Arkadaşlar ve aileye..." diye başlayıp devamı gelmeyen mektuba da şu ana kadar bir anlam veremediklerini söyledi.

Alataş'ın ön otopsi raporunda klasik boğma olduğu belirtildi. Avukat Özkan, asıl raporun iki üç ay sonra açıklanacağını söyledi. Özkan, Alataş'ın babası Bekir Alataş ve savcı denetiminde yapılan incelemenin ardından açıklanan raporda, cesette herhangi bir darp izinin olmadığı ve olayın klasik boğma olduğu belirtildi. Özkan, cesette herhangi bir darp izi, yara bere olmadığını belirtti. Özkan, savcının olay yerinde bir cümle ile başlayan ancak devamı getirilmeyen yazılı bir kağıt bulunduğunu belirttiğini kaydetti.


Medyada yabancı sermaye sınırı yüzde 50'ye çıkıyor:  
Hükümet, Avrupa Birliği müktesebatının bir gereği olduğunu belirterek, 3894 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun'da değişiklik yaparak, yayın kuruluşlarındaki yabancı sermaye payını yüzde 25'ten yüzde 50'ye yükseltmek istiyor. Düzenleme kabul görürse, bir yabancı gerçek veya tüzel kişi iki yayın kuruluşuna doğrudan ortak olabilecek.

Tasarının getirdiği diğer bir değişiklik de, son olarak "Ankara'da bomba yüklü kamyon" ile ilgili yayınlarıyla tepki çeken TRT'nin denetiminin bundan böyle Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yoluyla yapılması. Buna göre, kamu ve özel yayın kuruluşlarının ayrı kurallara ve denetime tabii olmasını düzenleyen hükümler kaldırılıyor.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile RTÜK Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun taslağıyla ilgili Dolmabahçe Sarayı'ndaki Başbakanlık Çalışma Ofisinde ortak bir basın toplantısı düzenledi.

Arınç, Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılan ve 52 maddeden oluşan RTÜK kanun taslağının, "sektörün sorunlarına çözümler getireceğini, düzenleme konusundaki yetki karmaşasını ortadan kaldıracağını, yayın denetimi konusunda RTÜK'ü daha etkin kıldığını ve yayıncılık sektöründe rekabeti artıracağını" savundu; önümüzdeki günlerde TBMM'ye sevk edileceğini söyledi.

Tasarı ne getiriyor?: “1994 yılından bu yana lisans verilemeyen karasal yayın kuruluşları lisans sahibi olacak. Sayısal yani dijital frekans ihalesi bir yıl içinde yapılacak, tahsisin ardından üç yıl süreyle analog ve dijital televizyon yayınları paralel sürdürülecek.

Radyo ve televizyon sahipliğine sınırlama getiriliyor. Buna göre bir kurumun medyadaki payı yüzde 25'i geçmeyecek ve en çok 4 kanal sahibi olunabilecek.

Televizyonların izlenme oranlarını ölçen kuruluşlar, taslak yasalaşırsa RTÜK tarafından denetlenecek.”

Yayın kuruluşlarının reklam gelirlerinden alınan yüzde 5'lik üst kurul payı yüzde 3'e düşürüldü. Bu durum yerel ve bölgesel medya kuruluşları için olumlu. RTÜK, bütçesinde kullanmadığı bu tutarları Hazine'ye devrediyordu.

(5 Nisan 2010)

Öldürülen gazeteciler törenle anıldı: İlk basın şehidi Hasan Fehmi’nin 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü’nde öldürülmesinden bu yana 101 yıl geçti. O günden bu yana Türkiye 62 gazetecinin kurşunlara, bombalara hedef olarak yaşamını yitirmesine tanık oldu. TGC tarafından geleneksel hale getirilen "Öldürülen Gazeteciler Günü"nün 14’cüsü dolayısıyla ilk basın şehidi Serbesti Gazetesi Başyazarı Hasan Fehmi’den bugüne kadar geçen sürede öldürülen gazeteciler için anma töreni düzenlendi. Anmadan sonra TGC’nin 2009 yılında düzenlediği "Öldürülen Gazeteciler Anısına Araştırma Yarışması"nda dereceye girenlere ödülleri Basın Müzesi’nde düzenlenen törenle verildi.

Hasan Fehmi’nin Divanyolu’nda bulunan II. Mahmut Türbesi’ndeki kabri başında yapılan törende konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, "Türkiye’de maalesef ifade özgürlüğü ve can güvenliği konusunda gazetecilerin tarihsel bir karanlık yaklaşım sonucu aramızdan alınması gibi hepimizi üzen, demokrasi konusundaki kuşkularımızı taze tutan bir yaklaşım söz konusu" dedi. Erinç, şunları söyledi:

"Onun ardından 61 gazeteciyi yitirdik. Son olarak Aralık ayında Bandırma’da Cihan Hayırsevener adlı meslektaşımızı yitirdik. 1979’dan bu yana gazeteci öldürülmelerinde olağan üstü bir artış yaşandı. Ustamız, ağabeyimiz Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Abdi İpekçi 1 Şubat 1979 15. gazeteci olarak öldürüldü. Özellikle 1993, 1994 ve 1995 yıllarında çok sayıda meslektaşımızı kurşunlara hedef olmaları sonucunda kaybettik. Bu günkü yaklaşım birazda gazetecileri hedef gösteren ve onların yazdıklarından, eleştirilerinden rahatsız olanlardan kaynaklanan hedef göstermelerle oluşan bir sonuçtur. Hedef gösterilmelerinin ardından önce kaba kuvvete başvurma gündeme geliyor ardında kurşunlarla meslektaşlarımızı yitiriyoruz. 62 meslektaşımızı yitirmiş olmamız diğer meslektaşlarımızın da görevlerini güven içinde yaptığı anlamına gelmiyor. En az 20 meslektaşımız devletin ya da çalıştıkları yayın organlarının verdikleri korumalarla dolaşmaktalar. Bunun yanı sıra meslektaşlarımızın hem iş güvenceleri hem de kimlik ve kişilik sorunlarının çözülmesi konusunda ne yazık ki olumlu adımlara rastlama olanağını bulamıyoruz."

Anmanın ardından TGC’nin öldürülen ilk gazeteci Hasan Fehmi’nin öldürülüşünün 100’üncü yılı nedeniyle 2009 yılında düzenlediği "Öldürülen Gazeteciler Anısına Araştırma Yarışması"nda dereceye girenlere ödülleri törenle verildi.

TGC Basın Müzesi’nde düzenlenen törende" Türkiye‘de Öldürülen Gazeteciler" başlıklı araştırmasıyla birinci olan Dr. Meral Dinçer’e ödülü TGC önceki başkanlarından Nail Güreli verdi. İkincilik ödülünü de "Karanlık Hedeşer: Aydınlar" başlıklı araştırmasıyla alan Pınar Dumlupınar’a ödülü TGC Başkanı Orhan Erinç tarafından verildi.

Ödül jürisi, "Kanla Sansür" başlıklı araştırmasıyla, henüz kesinleşmemiş bir araştırmaya da kaynakları arasında göstermesine karşın, araştırmanın tartışmaya açık içeriği nedeniyle Bülent Tellan‘ı övgüye değer buldu. Telan, ödülünü TGC Başkan Yardımcısı

Turgay Olcayto’dan aldı.

Murat Karakaya görevine başladı: Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nden (BYEGM) yapılan yazılı açıklamada, Genel Müdür Vekili Salih Melek'in Başbakanlık Müşavirliği görevine getirilmesi ile boşalan Genel Müdürlük görevine Murat Karakaya'nın getirildiği bildirildi. Görevine başlayan Karakaya'nın değerlendirmesine de açıklamada yer verildi. Karakaya, yeni bir heyecanla tüm mesai arkadaşlarıyla birlikte güzel hizmetlere imza atacaklarını belirterek, Başbakanlıkta çeşitli kademelerde uzun yıllar görev yaptığını hatırlattı.

Murat Karakaya, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü olarak görevini layıkıyla yerine getirmek için büyük bir gayret içinde olacağını ifade etti.

1973 yılında Çorum'da doğan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olan Karakaya, ABD'de Indiana Üniversitesi'nde Kamu Yönetimi dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Karakaya, ayrıca Birleşmiş Milletler'in New York merkezinde bazı çalışmalara da katıldı.

Anadolu Ajansı 90 yaşında: Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifiyle 6 Nisan 1920'de kurulan Anadolu Ajansı, 90. kuruluş yıl dönümünü tören ve etkinliklerle kutluyor. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Hilmi Bengi başkanlığındaki ajans çalışanları, AA'nın kuruluşunun 90. yıl dönümü dolayısıyla Anıtkabir'i ziyaret etti.

Kutlamalar kapsamında, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Anadolu Ajansı'nın kuruluşunun 90. yılı dolayısıyla Türkiye Foto Muhabirleri Derneği işbirliğiyle TBMM'de gerçekleştirilen fotoğraf sergisinin açılışı yapıldı.

Anadolu Ajansı'ndan daha büyük beklentileri olduğunu ifade eden Bülent Arınç, ''Biz, Türkiye'nin tartışmasız en büyük haber ajansı olan Anadolu Ajansı'nın yurt dışında da dünyanın en büyük ve en köklü haber ajansları ile yarışacak hatta onları geride bırakacak bir dünya markası olmasını istiyoruz. Anadolu Ajansı'nın, 90 yıllık geçmişi ve bugüne kadarki habercilik deneyimi ile bu hedefi kolaylıkla yakalayabileceğine de yürekten inanıyorum'' diye konuştu. (6 Nisan 2010)

“Toroslarda Bir Efsane” adlı belgesel gösterildi: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Beşiktaş Belediyesi ve Belgesel Sinemacılar Birliği'nin düzenledikleri "Bir Belgesel Bir Gazeteci ve Simit" günlerinin dokuzuncusunda, yönetmenliğini Aylin Eren'in yaptığı "Toroslarda Bir Efsane" adlı belgesel gösterildi. Belgesel, Prof. Dr. Halet Çambel öncülüğünde Karatepe-Aslantaş'ta yürütülen arkeolojik çalışmaları anlatıyor.

Levent Kültür Merkezi'ndeki gösterime konuşmacı olarak filmin yönetmeni Aylin Eren ve yüksek mimar ve gazeteci Oktay Ekinci katıldı.

Erinç, TV programında "denetimli serbestliği" eleştirdi: Gazeteci Olay Tan'ın hazırlayıp sunduğu "Olayhaber"e konuk olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Türkiye’de gazetecilerin Avrupa’nın herhangi demokratik bir ülkesinde görülmesi imkansız bir dava yağmuruyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde yer alan "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması" uygulaması ile gazetecilere açılan davaların farklı bir boyuta taşındığına dikkat çeken Erinç,"Böyle bir yöntemin uygulandığı ülkede demokrasiden, ifade özgürlüğünden, halkın bilgilenme hakkından söz etmek olanaksızdır" dedi.

Her Salı Kanal T'deki "Olayhaber" programında Dünya ve Türkiye gündemindeki önemli olayları masaya yatırıp konukları ile tartışan deneyimli gazeteci Olay Tan, bu hafta TGC Başkanı Orhan Erinç ve TGC Yönetim Kurulu üyesi Zafer Atay’la medyanın dünü, bugünü ve geleceğini değerlendirdi.

Gazetecinin kararı Yargıtay’da temiz hakkı olamadığına ve bu 5 yılın yasaya göre denetimli çalışmak zorunda kalacağını vurgulayan Erinç, şunlara dikkat çekti:

"Şimdi ben gazeteciyim, Türkiye’de ifade özgürlüğü var ama ben denetimli gazetecilik yapıyorum. Böyle bir yöntemin uygulandığı ülkede demokrasiden, ifade özgürlüğünden, halkın bilgilenme hakkından söz etmek olanaksız. Tabi bu yasayı ‘Yargıtay’ın yükünü hafifletelim. Her karar gitmesin. Cezaevleri zaten dolu bir de bu mahkumiyet kararlarını uygulayıp yeni mahkumlar yaratmayalım’ gibi haklı nedenlerle koymuş olabilirler. Ama bu gazeteciliğin doğasına aykırı bir iş. Ne yazık ki Türkiye’yi yönetenler de dahil kimse bundan rahatsızlık duymuyor. Türk Ceza Yasası ile ilgili gazetecilere açılmış 4 bin küsur soruşturma var. Avrupa’nın herhangi demokratik bir ülkesinde görülmesi imkansız bir dava yağmuruyla karşı karşıya gazeteciler. Umuyoruz ki cezaevinde gazeteci olmayacak diye yola çıkılan bir ülkede hapiste gazeteci kalmaz."

Zafer Atay ise gazetecilik mesleğinin dününden ve bugününde mesleki deneyimleri üzerinden örnekler vererek değinerek, basın sektöründe yaşana teknolojik gelişmelerin gazetelere etkisi olduğuna dikkat çekti. Eskiden gazetecilerin kolayca iş bulabildiği, eli kalem tutan gazetecilerin işsiz kalmasının söz konusu olamadığını hatırlatan Atay, 212 sayılı yasa kapsamı dışında çalıştırılan çok sayıda gazetecinin bulunması nedeniyle son ekonomik krizle birlikte kaç gazetecinin işsiz kaldığının tam olarak bilinmediğini söyledi. Tahmini olarak binin üzerinde medya çalışanının işini kaybettiğini ifade eden Atay, "Bizim kuşağımız basının altın dönemini yaşadı. Gazetecilik yaşamımda ondan fazla toplu sözleşme geçirdim. Şimdi insanlar maaşlarını alamıyor" dedi.

ANKA'da toplu iş sözleşmesi imzalandı: ANKA Haber Ajansı'nda çalışanların ücretlerine net 225 lira zam yapıldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, ANKA Haber Ajansı’nda 22 Şubat’ta başlayan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri anlaşmayla sonuçlandı. Toplu iş sözleşmesiyle çalışanların ücretlerinde 1 Ocak 2010'dan geçerli olmak üzere net 225 lira artış sağlandı. Toplu iş sözleşmesine göre, çalışanlara ayrıca yılda bir kez brüt 250 lira yıllık izin ödeneği, her yıl ekim ayında 200 lira giyim yardımı, şeker ve kurban bayramlarında brüt 200'er lira bayram yardımı verilecek. Sözleşmenin ikinci yılında çalışanları n net ücretlerinde, gerçekleşen enflasyon rakamına 5 puan refah payı eklenerek bulunacak oranda artış yapılacak.(7 Nisan 2010)

Kemal Ilıcak anıldı: Gazetecilik mesleğine uzun yıllar hizmet veren Tercüman gazetesinin eski sahiplerinden Kemal Ilıcak, ölümünün 17. yılında mezarı başında anıldı. Türkiye’de basın sektöründe muhabirlikten gazete patronluğuna kadar yükselen Kemal Ilıcak için Edirnekapı Şehitliği’ndeki kabri başında anma töreni düzenlendi.

Törene katılan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Ilıcak’ın sendikacı, muhabir ve gazete patronu olarak gazetecilik mesleğine yaptığı katkıları anlatan bir konuşma yaptı. Törene Kemal Ilıcak’ın eşi gazeteci Nazlı Ilıcak, oğlu ve kızı ile yakınları ve gazeteci dostları katıldı.

Nail Güreli 60 yıllık birikimini paylaştı: TGC önceki başkanlarından ve Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli’nin 60 yıllık meslek yaşamında biriktirdiği kitap, belgesel ve başvuru niteliğinde yayınların yer aldığı 8 bin parçadan oluşan kitaplığı Maltepe Üniversitesi’nde açıldı. Nail Güreli kendisi adına açılan kitaplığın gençlere, araştırmalarında yardımcı olacağını söyledi. Güreli, bu kitaplığın başlı başına bir paylaşım odağı olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin aydınlanmasına olanak sağlayan insanların, bu paylaşımlarını devam ettirerek, bu kitaplığa kitap bağışlamalarını istedi.

Bazı mesleklerin ayrıcalıkları olduğunu, bu ayrıcalıkların da doğrudan doğruya insana hitap etmelerinden ileri geldiğini anlatan Güreli, doktorluk, hukuk ve eğitim mesleklerinin doğru ve dürüst yapıldığında, ilkelere ve kurallara uyulduğunda dünyanın en erdemli meslekleri olduğunun altını çizdi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç de Nail Güreli'yi anlatmaya fazla ihtiyaç duymadığını ifade ederek, onun, gazeteciliği yaşam biçimi olarak algılayan, gazeteciliğin sorumluluk bilinci içinde olduğunu bilen örnek bir gazeteci olduğunu ifade etti.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Nail Güreli'yle özdeşleşen bir kütüphanenin burada açılıyor olması, ülkemizin bilim dünyası, kültür dünyası açısından inanılmaz bir zenginliktir'' dedi. Açılış töreninde konuşmaların ardından, Maltepe Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Hüseyin Şimşek tarafından, Bakan Günay ile Nail Güreli'ye plaket ve Atatürk portresi takdim edildi.

Gazeteciler lehine düzenleme yapılacak: Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay, Basın İlan Kurumu'nda gazeteciler lehine birçok düzenleme yapılması konusunda çalışmaların devam ettiğini belirterek, ''Basın İlan Kurumu Kanunu'nda bazı maddeler değil, pek çok madde değişecek'' dedi.

Atalay, beraberindeki Basın İlan Kurumu Trabzon İl Müdürü Abdurrahman Bahşişoğlu ile birlikte Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'ni (TGC) ziyaret etti.

Türkiye genelinde 2 bin 100'e yakın yerel gazete bulunduğunu vurgulayan Atalay, şöyle devam etti: ''Bursa, Eskişehir, Konya ve Trabzon, yerel gazetelerin güçlü olduğu iller arasında yer alıyor. Yerel basının sorunları oldukça fazla. Çözüm bekleyen sorunlar bulunuyor. Kaynak küçülüyor, gazete sayısı artıyor. Bu kaynakları artırmak gerekiyor. Bunun için çalışmalarımız sürüyor.''

Mehmet Atalay, Basın İlan Kurumu'nda gazetecilerin lehine birçok yeni düzenleme yapılması konusunda da çalışmalarının aralıksız devam ettiğini kaydetti. (8 Nisan 2010)

"2009 Yerel Gazetecilik Ödülleri" törenle sahiplerini buldu: TGC ile Konrad Adenauer Stiftung (KAS) işbirliğiyle düzenlenen "2009 Yerel Gazetecilik Ödülleri', İstanbul’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Crowne Plaza Old City Otel'deki ödül töreninde konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, ödülün bu yıl 12'ncisinin düzenlendiğini belirtti. KAS ile işbirliklerinin eskiye dayandığını hatırlatan Erinç, vakıf ile birlikte sürdürdükleri yerel medya eğitim seminerlerin 54'üncüsünü yaptıklarını, katılım sertifikası alan gazetecilerin de 6 bin 500'ü aştığını söyledi. Türkiye'de hem yerleşim birimlerinin dağınıklığı, nüfus farklılıkları, hem de ekonomik gelişmişlik seviyesindeki uçurumlar nedeniyle yerel medyanın yayınını sürdürmesinin büyük ölçüde özveriyle bağlı olduğunun altını çizen Erinç, "Bu nedenle yerel medyadaki meslektaşlarımızın başarıları daha da bir anlam kazanıyor. TGC, Türkiye'de demokrasinin gelişmesinin yerelden, basının sorunlarının da yine yerel medyadan başlayarak çözüleceğine inanmaktadır" dedi.

KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr de TGC ile uzun yıllara dayanan başarılı bir işbirliklerinin bulunduğunu ve yerel gazeteciliğin demokratik toplum için önemini kamuoyuna yerleştirmeyi amaçladıklarını belirtti. Yerel medyanın çalışmalarının yeterince ödüllendirilmediğine işaret eden Senkyr, iletişim ve çoğulcu yapılanması olmayan bir medya ile demokrasinin düşünülemeyeceğini söyledi.

"Fotoğraf" dalında Denizli Horoz gazetesinde 30 Ekim 2009 tarihinde yayımlanan "Yakışmadı" başlıklı fotoğrafıyla birinciliğe değer görülen Emre Türkmen’e plaketi TGC Başkanı Orhan Erinç, hediye çeki ise KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr tarafından verildi.

Batman Çağdaş gazetesinde 16 Şubat 2009'da yayımlanan "Gazze Değil Batman" başlıklı fotoğrafıyla mansiyon alan Reşat Yiğiz’e ödülünü TGC önceki başkanlarından Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli verdi.

"Haber" dalında ise Batman Çağdaş gazetesinde 26 Haziran 2009'da yayımlanan "Dokunursan Patlar" ve 7 Eylül 2009'da yayımlanan "Mayın Haritası Skandalı" başlığıyla verilen haberle birincilik ödülü Arif Arslan’a gitti. Arslan, plaketini TGC Başkan

Yardımcısı Turgay Olcayto, hediye çekini ise KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr’dan aldı.

Görele Hürses gazetesinde 13 Ekim 2009'da yayımlanan "Ölümü Erteleyen Kadın" başlıklı haberiyle e mansiyon ödülüne layık görülen Ahmet Bilge ise ödülünü TGC Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Recep Yaşar’dan aldı.

Törenin sunuculuğunu yapan TRT Spikeri Özlem Merter’e de katkılarından dolayı teşekkür plaketi verildi.

TGC Başkanı Orhan Erinç, eski TGC Başkanı ve Milliyet Gazetesi yazarı Nail Güreli, Anadolu Ajansı (AA) İstanbul Bölge Müdürü Ümit Kanoğlu, TGC Genel

Sekreteri Celal Toprak, TGC Hukuk Danışmanı Fikret İlkiz, KAS Proje Yöneticisi Bekir Öncel, TGC Ankara Temsilcisi Taylan Erten, gazeteci Tümer Argın, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Atili Girgin'den oluşan Seçici Kurul, başvurular arasında ödüle hak kazananları belirledi. Seçici Kurul, "Sayfa Düzeni" dalında ödül vermeye değer bir çalışma bulamadı.(9 Nisan 2010)

“Gazetecilikte hâlâ umut var”: Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, "Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar" diyerek gittiği haberde, 8 Ocak 1996 gözaltına alındı ve polislerce dövülerek öldürüldü.

Göktepe'nin anısını yaşatmak, iletişim hak ve özgürlüğünü yaşama geçirmek amacıyla 1998 yılından itibaren düzenlenen 'Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri', bu yılda doğum günü olan 10 Nisan’da sahiplerini buldu. Ödül töreninden önce, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Burhan Felek Salonu'nda "Gazetecilik Nereye?" konulu panel düzenlendi.

Moderatörlüğünü TGC önceki başkanlarından Nail Güreli'nin yaptığı panelde gazeteciler

Umur Talu, Ragıp Duran, İÜ Radyo Televizyon Sinema öğrencisi Ceylin Samgar ve Marmara Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisi Mustafa Kuleli dünden bugüne gazeteciliğin gelişimi konusundaki görüşlerini paylaştı.

Panelistler, medyanın içinde bulunduğu durumun kötü olmasına rağmen gazetecilikten umut kesmediklerini vurguladılar.

Daha sonra ekrandaki haber görüntüleri eşliğinde ödüllerin verilmesine geçildi.

"Yazılı Haber Ödülü"nü, 14 Nisan 2009 günü Zaman gazetesinde yayımlanan "Silopi'ye buğday satmaya gitti, kemikleri 14 yıl sonra Elazığ'da bulundu" başlığıyla yayımlanan haberle Melik Duvaklı; yazılı haber dalında "Jüri Özel Ödülü"nü 1 Aralık 2009'da Radikal gazetesinde yayımlanan "Gel de çık işin içinden" başlıklı haberiyle İsmail Saymaz aldı.

"Görüntülü Haber Ödülü" nü, NTV'de 2 Aralık'ta yayımlanan "Mahmur Mülteci Kampı: Geri Dönüşler Sürecek mi?" başlıklı haberiyle Mete Çubukçu; bu dalda "Jüri Özel Ödülü" CNNTürk belgesel bölümünde çalışan Günel Cantak "Duvar" isimli belgeseliyle layık görüldü. "Fotoğraf Ödülü"nü, "Bilge Köyü Katliamı" ve "Polisin IMF Şaşkınlığı" adlı fotoğraflarıyla Habertürk gazetesi muhabiri Sedat Suna; bu dalda "Jüri Özel

Ödülü" nü Tekel işçilerine Abdi İpekçi Parkında polis müdahalesini görüntüleyen

"Göz Yaşartan Direniş" başlıklı seri fotoğraşarıyla Reuters'tan Selahattin Sönmez’e verildi. "Yerel Gazetecilik Ödülü"nü, Ardahan'da dayanıklı olmadığı gerekçesiyle boşaltılan 23 Şubat İlköğretim Okulu'nun daha sonra Halk Eğitim Merkezi olmasını konu alan haberiyle Fakir Yılmaz aldı.

Ödül töreninin ardından TGC Lokali'nde düzenlenen kutlama ile Metin Göktepe'nin 42’inci doğum günü kutlandı. (10 Nisan 2010)

Yaygın medya ayrımcılık yapmadan duramıyor: Uluslararası Hrant Dink Vakfı'nın nefret suçunu tanımlamak ve mücadele deneyimlerini paylaşmak üzere düzenlediği konferansta konuşan yaygın medyanın deneyimli gazetecileri çaresizliklerini vurguladı.

Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde düzenlenen panele katılan Sabah okur temsilcisi Yavuz Baydar hak savunucularının gazetelere yeterince baskı yapmadığından şikayet etti. Baydar sivil toplum örgütleri ve üniversiteleri bu açıdan eleştirdi.

Milliyet'ye aynı görevi üstlenen Derya Sazak da medyanın kendi içinde bu denetimi yapamadığını; dolayısıyla bağımsız medya izleme örgütlerinin ve üniversitelerin bu rolü üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Paneli yöneten Oral Çalışlar da medyanın içinde "ahlaksızlığı kanıtlanmış insanların hala muteber gazeteciler olarak barındığını" söyledi; gazetecilerin "iç hesaplaşmasını" yapamadıklarını vurguladı.

Üç günlük konferansın ikinci gününe denk gelen panelin başlığı "Söylemin gücü, medyanın sorumluluğu"ydu.

Konuşmacılardan Ragıp Duran nefret söylemi ve nefret suçlarının sadece bir gazetecilik sorunu olmadığını vurguladı ve konunun toplumsal ve politik boyutuna dikkat çekti.

Duran, sorun üzerine bilgi üretmenin önemini vurguladı; bunun da bir direniş alanı olduğunu ekledi.

Sazak, Türkiye koşullarında nefret söylemini engellemenin çok zor olduğunu belirtti.

Hrant Dink'i anan Sazak medyanın cinayetten önce Dink'le dayanışma göstermediğini; ancak binlerce insan cinayetin ardından sokağa çıkınca konunun sahiplenildiğini ekledi.

Baydar da okurda ayrımcılığa karşı bir hassasiyet olmadığını -Milliyet okurunda Sabah'a göre bu hassasiyetin daha da az olduğunu-; gazete yazı işlerinin de ayrımcı kalıp ve klişeleri içselleştirdiğini söyledi. Bir "standartlar editörü"nün gerekli olduğunu belirtti.

Panelin son konuşmacısı spor yazarı Bağış Erten'di. Erten, Türkiye'de bir spor kültüründen değil, futbol kültüründen bahsedilebileceğini; 12 Eylül darbesiyle susturulan bir toplumda tribünlerin ve futbolun kitlelerin boşalabileceği bir bağımsızlık alanı olarak sunulduğunu vurguladı.

Planın ters teptiğini, tribünlerin deşarj olmak yerine şiddeti beslediğini söyleyen Erten, örneklerle gazetelerin spor sayfalarında ayrımcılığın ve nefret söyleminin ne kadar meşru ve olağan hale geldiğini gösterdi.

(11 Nisan 2010)

Köşe yazarına 5 yıl denetimli serbestlik: Başbakan Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapse mahkum olan "Simav’ın Sesi" gazetesi köşe yazarı Mustafa Arıgümüş’ün cezası "5 Yıl denetimli serbestlik" tedbirine tabi tutularak ertelendi.

Kütahya'nın Simav ilçesinde bir yerel gazetenin köşe yazarı Mustafa Arıgümüş, yazısında yer verdiği fıkrayla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla 11 ay 20 gün hapisle cezalandırıldı. Hakim, cezayı erteledi. Arıgümüş, internetten aldığı söz konusu fıkranın, 28 Aralık 2009'da gazetedeki köşesinde yayımlandığını ve bu fıkraya internetteki birçok sitede yer verildiğini belirterek, ''Kesinlikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret kastım yoktur'' dedi.

Hakim, Arıgümüş'ün ''alenen kamu görevlisine hakaret'' suçundan 11 ay 20 gün hapisle cezalandırılmasına, daha önce herhangi bir suç işlememiş olması göz önüne alınarak bu cezanın ertelenmesine ve 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına hükmetti.

‘Çay ve simit’ belgeselinde Mahmut Makal’ın öyküsü (13 Nisan 2010)

“Polonya halkının acısını paylaşıyoruz”: TGC Başkanı Orhan Erinç ve Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Polonya’nın İstanbul Başkonsolosluğu’na başsağlığı ziyaretinde bulundu. Polonya Devlet Başkanı Leh Kaczynski ile birlikte 97 kişinin hayatını kaybettiği uçak kazası ile ilgili Erinç, " Polonya halkının üzüntüsünü ve acısını içtenlikle paylaşıyoruz" dedi. Orhan Erinç, Kaczynski için açılan taziye defterine şunları yazdı:

"Ekselansları Leh Kaczynski ve eşi hanımefendinin elim bir kaza sonucunda vefatlarının yarattığı üzüntü ve acıyı Polonya halkıyla içtenlikle paylaşıyoruz. Kaczynkski ailesinin yanı sıra Polonya’nın seçkin devlet adamlarının kaydı da üzüntümüzü arttırıyor. Başsağlığı dileklerimizi sunuyor ve vefat edenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz." Polonya Devlet Başkanı Leh Kaçinski'nin uçağı 10 Nisan 2010 günü Rusya'nın batısındaki Smolensk havaalanına iniş sırasında yere çakılmıştı.

Haber ajansları canlı yayınlara rakip olacak: İstanbul Üniversitesi İletim Fakültesi’nin kuruluşunun 60. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen ''Gelişen Teknoloji Küreselleşme ve Çalışmalar Bağlamında 21. Yüzyılda Haber Ajansları'' konulu panelde konuşan Bengi, 6 Nisan 1920 tarihinde kurulan AA’nın da çeşitli etkinliklerle 90. yılını kutladığını belirtti.

Haber ajansları açısından 90 yılın önemli olduğunu, ancak Anadolu Ajansı'ndan çok daha deneyimli, tarihe damgasını vurmuş haber ajanslarının uluslararası arenada varlık gösterdiğini dile getiren Hilmi Bengi, ''Eğer örgütlenmenizi sağlam tutabilirseniz, belirli dinamikleri yaşatabilirseniz, ilkelerinizi ortaya koyup bunları tutarlı bir şekilde uygulamaya koyabilirseniz zaman sizi aşındırmıyor. Hatta geçen zaman belki size daha fazla güç katıyor'' diye konuştu.

(12 Nisan 2010)

Şener’in yargılanmasına devam edildi: Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener'in, ''Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları'' adlı kitabında ''haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiği'' gerekçesiyle yargılanmasına devam edildi. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tanık olarak ifade veren eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun, Hrant Dink'e ilişkin rapor hazırlandığı dönemde İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaptığını, şimdi ise Merkez Emniyet Müdürü olduğunu belirtti. Uzun, 23 Ekim 2009 tarihinde İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından ''Ses getirici eylem düzenleneceği'' bilgisini içeren yazı ile ilgili soru yöneltildiğini anlatarak, kendisinin de yazılı olarak ilgili makama cevap verdiğini söyledi. Uzun, Hrant Dink ile ilgili olan belgeyi, dosya ile ilgisi olan bir kişiden fotokopi alarak elde ettiğini öne sürerek, 8 Şubat 2002 tarihinde eylem yapılacak şahıslara yönelik, İstihbarat Daire Başkanlığı ve il istihbarat müdürlüklerinin ilgili birimlerine bir tamim gönderdiğini dile getirdi.

Gazete daha güvenilir bir haber kaynağı durumunda: Mersin Üniversitesi (MEÜ) İletişim Fakültesi Dekanı ve Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ünsal Yetim, basım ve dağıtım ağlarının yaygınlaşması sonrası gazeteye ulaşmanın kolaylaştığını belirterek, buna paralel olarak gazete okumanın çok sayıda kişi için günlük hayatta yapılması gereken önemli işlerden biri haline geldiğini kaydetti.

Bir günü gazete okumadan bitiren kişinin rahatsızlık duyabildiğini anlatan Yetim, ''Gazete okuma alışkanlığı kazanan bir kişi, bu duygusunu her gün tatmin etmek istiyor. Eğer tatmin edemezse kendinde bir eksiklik hissediyor'' dedi. Yetim, gelişen teknoloji sonrası televizyon ve özellikle internet haberciliğinin gelişim gösterdiğini belirterek, bu gelişimle birlikte habere çok farklı kanallar üzerinden ulaşılabilmenin mümkün hale geldiğini söyledi. Özellikle ani gelişen, sıcak haberlerde bilgi almak için internete başvurulduğunu anlatan Yetim, ''Teknoloji o kadar ilerledi ki, artık son dakika haberlerinden anında haberimiz oluyor. Bu gelişim okurun da olaylardan hızlı şekilde haber alma isteğini artırdı. Bu nedenle internet gün içindeki gelişmeleri öğrenmek açısından başvurulan bir kaynak durumuna geldi'' diye konuştu.

Yetim, gazetelere olan ilginin sürdüğünün Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2008 yılı istatistiklerine de yansıdığını belirterek, 2008 yılında bir önceki yıla göre gazete tirajlarının yüzde 7,9 arttığını sözlerine ekledi.

Balbay: Mesleki müebbet aldım: İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Mustafa Balbay, iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılandığını belirterek, ''Mesleki müebbetimi, makam olarak ilk cezamı aldım. Artık Cumhuriyet Gazetesinin Ankara Temsilcisi değilim'' dedi.

Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan’ın davalarına İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmada ifade veren tutuklu sanık Mustafa Balbay dijital verileri delil olarak değerlendirmenin Ceza Muhakemesi Kanunu'nda hükme bağlandığını anlatarak, ''Balbay'ın günlükleri'' olarak bilinen dijital verilerin hukuki delil olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Balbay, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı merhum Oramiral Güven Erkaya, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de aralarında bulunduğu bazı kişilerle yaptığı görüşmelerin içeriğine ilişkin notların iddianameye konulduğunu öne sürerek, ''Sekiz yıllık notlarım özel olarak bir araya getirilip, art arda oluşturulup günlükler şeklinde yapılmış. Bu notlar sizin önünüze gelirken de değiştirilmiş'' dedi.

Bu notların kendisine ait konuşmaların yüzde 1'ini bile oluşturmadığını, sadece haber kaynaklarına sorular sorduğunu ifade eden Balbay, bu kişilerin hayatta olduğunu, yaptığı görüşmelerin de sadece 4'ünün baş başa olduğunu, diğer görüşmelerin heyetle ve kişilerin makamlarında gerçekleştiğini kaydetti.

Gazeteci olarak topluma karşı görevini yaptığını ifade eden Balbay, ''Sizler beni iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılıyorsunuz. Ben gazeteciyim diyorum. Bu yasa maddeleri bize uygulanmayacaksa biz başka yasanın çocukları mıyız? Vicdan, kanaat bize uygulanmayacaksa biz başka tanrının çocukları mıyız?'' diye konuştu.

(13 Nisan 2010)

“Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü yok”: Avrupa Gazeteciler Federasyonu'nun (EFJ) genel kurulu Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) ev sahipliğinde İstanbul'da yapıldı. Üç yılda bir yapılan ve bu yıl "Sendikal Bakışlar: Avrupa'da Gazetecilik ve Basın Özgürlüğü" temasıyla Zeytinburnu Novotel'de gerçekleştirilen genel kurulun açılış konuşmasını EFJ Başkanı Arne König ile TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi yaptı. İpekçi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türkiye aleyhine verdiği birçok kararda "İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinin 2. paragrafı uyarınca bu kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren 'bilgiler' ve 'fikirler' için değil, aynı zamanda sarsıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar 'demokratik toplumun' olmazsa olmaz çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gerekleridir" ifadelerine yer verildiğini anımsattı.

İpekçi, basın ve ifade özgürlüğünün gazete, dergi, televizyon ve radyo yayınlarının sayısıyla değil, AİHM'in bu kararı çerçevesinde ölçüldüğünü vurgulayarak, basın yoluyla kişilik hakkı ihlallerine kadar varan niteliksiz yayıncılığı ya da halktan bilgi saklamayı, bilgi kirliliğini, siyasi iktidarların ya da çeşitli çıkar çevrelerinin amaçları doğrultusunda yapılan dezenformasyonu, yanıltıcı ve yönlendirici haberleri ve bilgi kirliliğini; basın ve ifade özgürlüğünün ölçütü olarak algılamadıklarını söyledi. "Eleştirdiğimiz bu tür yayıncılık açısından bakıldığında Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğünün sınırsız olduğunu yalnızca bu ülkenin başbakanları söyleyebilir" diyen İpekçi, "AİHM kararları çerçevesinde, insanlığın evrensel kabul görmüş değerleri, temel insan hakları, demokratik hukuk devleti ilkeleri dikkate alındığında Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğü yoktur" görüşünü dile getirdi.

Türk Ceza Kanunu (TCK) değişiklikleri sırasında siyasi iktidarı ve AB temsilcilerini "Bu kanunla cezaevleri gazeteci dolacak ve bu ayıbın sahibi Türk halkı olmayacak" şeklinde uyardıklarını anımsatan İpekçi, şöyle konuştu: "Hükümet temsilcileri ise 'uygulamaya bakalım, yargının vereceği içtihatları görelim' dediler. Aradan 5 yıl geçtikten sonra bugün, Türk cezaevlerinde 40 gazeteci bulunmakta ve tutuklu olarak yargılanmaktadır. Aralarında Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek'in de bulunduğu 40 gazeteci, haklarında verilecek ceza ya da beraat kararını, evlerinde, iş yerlerinde değil, cezaevlerinde beklemektedir. Çok sayıda gazeteci, en az 6 ay cezaevinde tutuklu olarak kaldıktan sonra serbest bırakıldı ancak haklarındaki davalar sürmektedir. Tespitlerimize göre, halen gazetecilerle ilgili olarak 688 ceza ve tazminat davası dosyası mahkemelerde görülmektedir."

EFJ Başkanı İsveçli serbest gazeteci Arne König de toplantıyı, basın sektörünün de üzerinde gezinen mali krizden kaynaklanan bulutu itelemek için düzenlediklerini belirterek, sorunları konuşmak, çözüm üretmek için toplantılar yapılması ve bir araya gelinmesinin önemine işaret etti.

"Türkiye'de Basın Özgürlüğü ve Demokrasinin Desteklenmesi" konulu oturumda, Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt Komitesi Başkanı Heidi Hautala ile Milliyet

Gazetesi Yazarı AİHM önceki Türkiye yargıcı Rıza Türmen bu konuda görüşlerini açıkladı. "Endüstriyel Tehditler, İç İlişkilerdeki Değişim ve Sendikal Bakışlar" konulu ikinci oturumda ise Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Sekreteri Guy Ryder ile Tür-İş önceki Genel Sekreteri Mustafa Türkel konuştu.

EFJ Genel Kurulu'nda, Türkiye ve Avrupa'daki basın özgürlüğünün eksikliği ile

Türkiye'de gazetecilerin sendikal haklarını kullanmasında karşılaşılan güçlüklere ilişkin bir önerge de görüşüldü. Avrupa'daki 26 ülkeden 100’e yakın gazeteci delege ve gözlemcinin katıldığı toplantı da Türkiye'den TGC Başkanı Orhan Erinç’in yanı sıra Şükran Soner, Doğan Tılıç ve Sultan Özer, Kıbrıs'tan Hüseyin Yaylalı da yer aldı.

“Türkiye’de gazeteciler hapse konulmakta”: EFJ Genel Kurulu’nda “Türkiye'de Basın Özgürlüğü ve Demokrasinin Desteklenmesi” başlıklı oturumda konuşan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Eski Yargıcı Rıza Türmen, basın özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu belirterek, "Basın özgürlüğü, tüm özgürlüklerin en önemli ve yaşamsal damarlarından biridir. TCK maddelerinin sayısı sürekli değişiyor ama gazetecilerin hapse girmesi değişmez gerçek. Gazeteciler bazen bir kanun, bazen bir başka kanun yüzünden hapse girer" dedi.

AİHM bütün hükümlerinde "Demokratik toplumun işlemesini sağlamak için basın özgürlüğü elzemdir" ifadesinin yer aldığını ifade eden Türmen, mahkeme için kamu yararının çok önemli olduğunu vurguladı. "Basın, toplum için bekçi köpeği görevi görmelidir" diyen Türmen, basın özgürlüğünün kapsamının mahkemenin hükümlerinde son derece geniş açıdan değerlendirildiğini söyledi. Gazetecilerin cezaevine girmemesi gerektiğini ifade eden Türmen, "Mahkeme genelde birkaç istisna dışında eğer hapis cezası verilirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır. Bu, Türkiye'nin mahkemede yüzleştiği en büyük sorundur.

Hala Türkiye'de gazeteciler hapse konulmaktadır" dedi. Türkiye'de genel olarak bir demokrasi mücadelesi verildiğini belirten Türmen, şöyle konuştu:

"Türkiye'de sorunlar iki değişik kaynaktan gelir. Birinci safha, politik safhadır. Hükümet sanıyorum kendisine arka çıkabilecek bir medya aramaktadır ve bunun için değişik yollar kullanmaktadır, bir gazeteyi satın almaya varacak kadar değişik yöntemler geliştirmektedir. Ancak hükümetin tüm muhalefeti susturduğu da söylenemez. Hükümetin mesajı, burada basının özgür olabileceğidir ancak bu olasılık hükümetin belirlediği sınırlar içinde gelişmektedir. Hükümete göre basının asıl önemi insanlara bilgi vermektir, hükümete muhalefet etmek değil. Türkiye'de gazetecilere hükümet tarafından birçok dava açıldı." (16 Nisan 2010)

İpekçi EFJ Yönetim Kurulu’na seçildi: Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (EFJ) İstanbul’da yapılan genel kurulunda, İsveç Gazeteciler Sendikası Başkan Yardımcısı Arne König, yeniden EFJ başkanlığına, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi de yönetim kurulu üyeliğine seçildi. TGS ev sahipliğinde, İstanbul Novotel'de düzenlenen EFJ Genel Kurulu, önergelerin oylanması ve yönetim kurulu seçimiyle sona erdi. Genel Kurul'da yapılan oylamada, Belçika'dan Philippe Lerutin Başkan Yardımcısı olurken, yönetim kurulu için üye ülke temsilcileri arasında yapılan oylamada 12 kişilik listeden TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi de dahil 7 kişi, yönetim kurulu üyeliklerine seçildi.

EFJ yeni Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu: ''Andreas Bittnes-Almanya, Didde

Elnif-Danimarka, Androula Georgiadou-Kıbrıs Rum Kesimi, Ercan İpekçi-Türkiye,

Patrick Kamenka-Fransa, Roberto Natale-İtalya, Moschos Voitsidis-Yunanistan,

Barry White-İngiltere.'' Genel Kurul'a, ATV-Sabah grevine yönelik bir önerge sunan TGS Genel Başkanı İpekçi, bu iş yerlerinde grevde olanların yasa dışı biçimde işten çıkarıldıklarını ve mevcut mahkeme kararına rağmen işverenin, bu çalışanları işe yeniden almayı kabul etmediğini aktardı.

İşverenlerin bu tutumlarının, Türkiye'de yasal bir hak olan grev hakkının kullanımını, İLO ve diğer uluslararası sözleşmelerin de garanti altına almasına rağmen olanaksız kıldığını vurgulayan İpekçi, ''Türkiye'de ifade ve basın özgürlüğüne engel olan, Terörle Mücadele Yasası ve benzeri çok sayıda yasa var. Bunların kaldırılması yolunda da bir adım atılmış değil. Türkiye hükümetine yönelik acil bir çağrının yapılmasını istiyoruz'' dedi. İpekçi'nin önergesi Genel kurul'da oy birliğiyle kabul edildi.

EFJ Genel Sekreteri Aidan White da basın özgürlüğünün sağlanması konusunda

Türkiye'deki meslektaşlarının mümkün olduğu kadar desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Genel Kurul sonunda, ''Avrupa Gazeteciler Federasyonunun, Türkiye'deki Sendikal

Özgürlüğü ve Gazetecilerin Hakları'' başlıklı bildirge de yayınlandı.

Bildirgede, şu görüşlere yer verildi:

''EFJ, sendikal hakların ve temel özgürlüklerin reddinin devam etmesini kınamaktadır. Eğer Türkiye, AB üyeliğini başarmak istiyorsa bu önemlidir. EFJ, özellikle

ATV-Sabah medyasındaki gazetecilerin grev haklarını kullanmalarının yasa dışı olarak reddini kınar. Bu, Türkiye'nin temel çalışma haklarını ve İLO Konvansiyonu'nun ihlalini göstermektedir. EFJ, 40'ı cezaevinde olmak üzere 60'dan fazla gazetecinin ve medya çalışanının soruşturmalara tabi tutulmasını da not etmiştir. EFJ, ayrıca son aylarda 17 gazetecinin saldırıya uğramasına dikkat çekmektedir ve Aralık 2009'da Güney Marmara Yaşam adlı yayının editörü Cihan Hayırsever'in cinayetinden şoka uğramıştır. 14 yayın, 5 internet haber sitesi ve 10 diğer sosyal paylaşım sitesinin yasaklanması dahil, medya üzerindeki sayısız kısıtlama ve yasakları da kınamaktadır.

RTÜK'ün 66 yayın kuruluşuna uyguladığı 163 uyarı ve cezalar da dahil tüm bunlar bir araya geldiğinde Türkiye'nin demokratik dünyadaki özgür gazeteciliğin karşısında olduğunu göstermektedir. Bütün bu olumsuzluklarla mücadele için EFJ, Türk Hükümetinin derhal gazetecilerin ve diğer çalışanların grev hakkı ve siyasi ya da yargı müdahalesi olmaksızın özgürce örgütlenmelerine izin veren yasalarda köklü değişiklikler yapmasını talep eder. EFJ, TGS'nin bütün gazetecilerin haklarının savunulması konusundaki çabalarını güçlü bir biçimde desteklemektedir. Federasyon, TGS'nin grev hakkının ihlali konusunda Türkiye'ye karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurması konusunda da destek verecektir.''

“Medya bilgilendirmiyor, yönlendiriyor": Aydın Doğan İletişim Meslek Lisesi öğrencileri Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Basın Müzesi'ni ziyaret etti. Cemiyetin Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlenen ders kapsamında TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, gazeteci adayı öğrencilerle mesleki deneyimlerini paylaştı ve onların sorularını cevapladı. TGC’nin kurulduğu dönemde basınını içinde bulunduğu durumdan ve basın meslek örgütlerinin önemine değinen Olcayto, cemiyetin Nezih Demirkent ve Nail Güreli zamanında dışa açılarak bugünkü kimliğine kavuştuğunu söyledi. Yerel Basın Meslek İçi Eğitim Seminerleri, Online Eğitim, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, Medyada Çeşitlilik Kılavuzu gibi TGC’nin çeşitli çalışmaları hakkında da bilgi veren Olcayto, cemiyet olarak mesleki dayanışma önem verdiklerini ifade etti.

Olcayto, gazetecilik mesleğinde örgütlü olmanın önemli olduğunu vurgulayarak, "Basında sendika çatısı altında örgütlenen az sayıda gazeteci ver. Özel sektörde bu oran daha da düşük. Çünkü bu işyerlerine sendika giremiyor, dolayısıyla bir güç olarak çalışanların sorunlarını takip edemiyor. TGC olarak biz de zaman zaman bu sorunlarla da ilgilenmeye, gündemde tutmaya ve yasalarda basın çalışanlarının aleyhine olan maddeleri çıkartmak için çalışıyoruz" dedi.

"Gazetecilik zor ama hakkıyla yapıldığında onurlu bir meslektir. Türkiye’de medya 4 büyük holdingin elinde. Bunların medya dışında farklı sektörlerde işleri var. Grubun diğer işletmeleriyle ilgili olumsuz bir haber yaptığınızda kapının önüne konulabilirsiniz" diyen Olcayto, teknolojini gelişmesiyle birlikte medyanın çok pahalı bir işe dönüştüğüne dikkat çekti.

Medya içeriklerini anlamak için artık satır aralarına bakmak gerektiğine işaret eden Olcayto, şunları söyledi: "Sorgulamadan, kuşkulanmadan hiçbir haberi doğru kabul etmeyin. Bugün medya bilgilendirmiyor, yönlendiriyor. Artık gazeteler halkla ilişkiler şirketleri gibi çalışıyor. Bir diğer tehlikede taraf olmak. Türkiye medyasında taraflılık doruğa çıkmış durumda. Eğer gazete bir şirket grubundan reklam alıyorsa o gazetenin sayfalarında o şirketin patronuyla ya da işleriyle ilgili olumlu haberlere kolaylıkla rastlayabilirsiniz, düzen böyle işliyor." (19 Nisan 2010)

 

"Son Kumsal" Sahil yolunun yapımı: Beşiktaş Belediyesi’nin Belgesel Sinemacılar Birliği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile düzenlediği "Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit" günlerinin 11.’sinde, yönetmenliğini Rüya Arzu Köksal’ın yaptığı "Bizim Köy" adlı belgesel gösterildi. Levent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek geceye filmin yönetmeni Rüya Arzu Köksal ve gazeteci Oktay Ekinci katıldı.

 Belgeselden: Güzel bir yaz günü. Vakfıkebir kasabasının Dutluk plajını dolduran halk denizin keyfini çıkartmaktadır. Neşeyle bağrışan çocuklar, top oynayan, horon tepen gençler, güneşlenenler, yüzenler, sahildeki çay bahçesinde çaylarını yudumlayan yaşlılar. Bir kaç yüz metre uzakta ise onlarca kamyonun büyük bir gürültüyle taşıyıp sahile boca ettiği kayalar, denize dolduran iş makineleri ve dalgakıran inşaatları. Doğal limanlar ve balıkçı barınaklarının sahil doldurularak yapılan otoyol yüzünden yok olmasıyla kendilerine yeni yerler arayan balıkçıların takalarını karayoluyla taşımaları ve trajikomik öyküleri... (21 Nisan 2010) Gazetecilere “Yıpranma hakkı” için yasa teklifi: CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, gazetecilere ve bazı meslek gruplarına ''yıpranma hakkı''nın yeniden verilmesi için yasa teklifi hazırladı. TBMM Başkanlığı’na sunulan teklif, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılmasını öngörüyor. Teklif, 1 Ekim 2008 tarihinde kaldırılan fiili hizmet zammı uygulamasının gazeteciler ve bazı meslek grupları için yeniden getirilmesine imkan sağlıyor. Teklif, basım ve gazetecilik iş yerlerinde çalışanlardan; solunum ve cilt yoluyla vücuda geçen gaz veya diğer zehirleyici maddelerle çalışanlar, fazla gürültülü ve ihtizaz yapıcı makine ve aletlerle çalışarak iş yapanlar, tabii ışığın hiç olmadığı veya suni ışık altında çalışanlar, doğrudan doğruya yüksek hararete maruz kalanlar, fazla ve devamlı fiziki gayret sarf ederek iş yapanlar ile günlük mesainin yarıdan fazlası saat 20.00'den sonra çalışan bütün çalışanlar için fiili hizmet zammının uygulanmasını öngörüyor.

Teklif, Basın Kartı Yönetmeliği'ne göre, basın kartı sahibi olmak suretiyle gazetecilik yaparken kamu kurumlarına giren ve bu kurumlarda meslekleriyle ilgili görevde istihdam edilenlerin de uygulamadan yararlanmasını da içeriyor. Her yıla karşı 3 ay (90 gün) yıpranma hakkı tanınmasına imkan tanıyan teklife, ''bu sürelerin sigortalılar için 5 yılı, diğerlerinde 3 yılı geçmemek üzere yarısının emeklilik yaş haddinden indirilmesini'' de düzenliyor.

Teklifin gerekçesinde, ''Gazeteciler, en az yıpranma hakkı alan polisler ve askerler kadar mesai harcıyor, sürekli stres içinde hatta can güvenliği tehdidi altında günün 24 saati, haftanın 7 ve yılın 365 günü görev yapmakta, meslekleri uğruna canlarından oluyor. Bu ülkenin en değerli gazetecileri faili meçhul cinayetlere kurban gitmişlerdir'' denildi.

Yanlıştan dönüleceğini umuyoruz: TGC Başkanı Orhan Erinç, CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in gazetecilerin "yıpranma hakkı"yla ilgili hazırladığı yasa teklifi üzerine şu açıklamayı yaptı:

“Öncelikle Sayın Sevigen’e, aralarında gazetecilerin de bulunduğu çalışanların ellerinden alınan haklarına karşı duyduğu tepkiyi somutlaştırdığı için teşekkür ederim. Gazetecilerin çalışma koşullarının değiştiği iddiasıyla ve yanlış bilgilerle kotarılan yıpranma hakkının kaldırılmasını amaçlayan yasa değişikliği, bu hakkın yasanın geçirilmesi için fazladan ödenen yüzde 3 primi işverenlere armağan etmek gibi bir yaklaşımı da yaşama geçirmişti. Gazetecilerin üretimleri ile her gün okur, izleyici ve dinleyicilerin karşısına çıkma zorunluluğunun yarattığı stresi, kamuoyuna ilettikleri bilgiler nedeniyle karşılaştıkları kaba kuvvet tehlikesini, çalışma saat ve koşullarının düzensizliğini yok sayan yasa değişikliğinin yarattığı olumsuz ortamın, Sayın Sevigen’in yasa teklifiyle yeniden gündeme gelecek olması, yanlıştan dönüleceğine olan umudumuzu korumamızı sağlamaktadır.”

“Aykırı yazıları okuyun sentezi kendiniz yapın”: İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesinin 60. yılı etkinlikleri kapsamında düzenlenen ''İletişim nereye gidiyor?'' paneli reklam, halkla ilişkiler ve basın sektöründen uzmanlarla öğrencileri bir araya getirdi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) desteklediği panele TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Televizyon İzleme ve Araştırma Komitesi (TİAK) Başkanı Ömer Kayalıoğlu, Reklamcılar Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akın ve Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) Başkanı Fügen Toksü konuşmacı olarak katıldı.

Prof. Dr. Serra Görpe, moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde konuşan

TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto basın özgürlüğünün, halkın doğru ve yansız bilgi edinme hakkı olduğunu, ancak ülkemizde halkın bilgilendirilmek yerine yönlendirildiğini söyledi.

Medyanın ayakta kalması için reklam gelirlerine ihtiyaç duyduğunu kaydeden Olcayto bir takım ölçümlerle sağlanan reklam gelir bölüşümünde de bir eşitsizliğin söz konusu olduğunu belirtti. "Elbette reklam verenler en çok satan gazeteye ya da en çok izlenen televizyona reklam verecek" diyen Olcayto "Öte yandan halkın gerçek bilgiye ulaşması için çaba sarf eden yansız tarafsız bir gazete çıkarmaya kalktığınız zaman bu gazete çok az satacak. Emekten söz etmeye kalktığınız zaman yada Abdi İpekçi gazeteciliğinden bahsettiğiniz zaman "geçti o devirler" diyecekler. Yeni tip gazetecilikte muhakkak taraf olacaksınız. Bir siyasi partiden, bir siyasi görüşten yana olacaksınız. Buna karşılık hiçbir okur tepkisini de almayacaksınız" diye konuştu.

Ülkemizdeki şiddet ortamının hastalıklı bir toplum ortaya çıkardığını kaydeden

Olcayto, basının şiddeti teşvik ettiğini söyledi. Şiddet eylemlerinin bazı basın organlarında haklı gösterildiğini ifade eden Olcayto, "Siz gençlerden bir tek isteğim var; hiçbir haberi, hiçbir görüntüyü sorgulamadan doğru kabul etmeyin. Hep size sunulanı değil, aykırı yazıları, yazarları mutlaka okuyun ve sentezi kendiniz yapın başkalarına bırakmayın" dedi.

RSF’den Nedim Şener’e destek: Merkezi Fransa’da bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili yayımladığı "Dink cinayeti ve İstihbarat Yalanları" kitabı nedeniyle 28 yıl hapis istemiyle yargılanan Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener hakkında yargı sürecinin bir an evvel sonlandırılıp açılan davaların düşürülmesi talebinde bulundu.

Örgüt, "Nedim Şener’i yargılama yerine Türk yargı yetkililerinin dikkatlerini Hrant Dink cinayetini aydınlatmaya yoğunlaşmaları gerektiği" değerlendirmesi yaptı. RSF, Dink cinayetiyle ilgili "adaletin yerini bulmada geciktiğini" kaydetti ve yetkililerin bu işi çözeceklerine ikincil konularla uğraşmayı tercih ettiklerini savundu.

Merkezi Paris’te bulunan örgüt açıklamasında "Yargı yetkilileri Ermeni gazetecinin katliyle ilgili karanlıkta kalan konular aydınlanmadığı, olaya karışan siyasiler ve polisler adalete teslim edilmediği müddetçe Şener’i hedef alan suçlamalar olgunlaşmamış ve havada iddialar olarak kalacaktır. Örgütümüz yayınlarıyla Nedim

Şener’in yapmak istediği şeyin, gerçekte suçluların üç yıldır cezasız kalması gerçeğine son vermek olduğunu duyurur" diye yazdı.

(23 Nisan 2010)

Gazeteci Saymaz'a İbrahim Şahin haberlerinden dava:  Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz, eski Özel Harekat Daire Başkan Vekili, Susurluk hükümlüsü ve "Ergenekon" davası sanığı İbrahim Şahin'in rolünü haberlerinde sorguladığı için "gizliliği ihlal ettiği" ve "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiği" iddiasıyla yargılanacak.

Gazetenin 11 Şubat 2009 tarihli sayısında yayımlanan "Şahin'în yanıtlamadığı tüyler ürpertici sorular" haberi ve aynı gazetede bu haberin devamı olarak yer verilen "İbrahim Şahin'in sorgusu TSK'ya uzandı", "Bomba ve kroki soruları yanıtsız", "Şahin'den 'Ermeni ölmeli' mesajı" başlıklı haberler suça gerekçe gösterildi.

Cumhuriyet savcısı Pircan Barut Emre'nin 12 Ocak'ta kaleme aldığı iddianamede Saymaz'ın, "Soruşturmayla ilgili suçlu olarak gösterilen kişilere ait fotoğrafları basarak, soruşturmayla ilgili ayrıntılı bilgilere yer vererek gizliliği ihlal ettiği, soruşturma ve kovuşturma evresinde suçlu olarak damgalayacak şekilde görüntülerinin yayınladığı, haberin veriliş şekli itibariyle getirilen gizlilik şartına uymadığı, haber verme ve eleştiri getirme hakkını hukuka aykırı şekilde kullandığı" iddia ediliyor.

Davada, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30 Temmuz 2008'de verilen kısıtlama kararına aykırı hareket edildiği ve Şahin hakkındaki iddialarla adil yargılamayı etkileme amacı güdüldüğü ileri sürülüyor.

Gazete sorumlu müdürü Hasan Çakkalkurt hakkında 28 Mart 2009'da açılan davanın beraatle sonuçlanması ve sorumluluğun Saymaz'da olduğuna kanat getirilmesi üzerine bu kez gazeteciye dava açıldı.

Geçtiğimiz günlerde "Postmodern Cihad - Tarikat Siyaset Adalet Üçgeninde Erzincan Davası" başlıklı bir kitabı da çıkan Saymaz, haberleri nedeniyle 29 Nisan'da Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak. Gazetecinin, Ceza Yasası'nın (TCK) 285 ve 288. maddeleri uyarınca dokuz yıla kadar hapsi isteniyor.

Genelkurmay Başkanlığı, çıkan haberlerin gerçekdışı olduğunu savunarak 13 Şubat 2009'da Radikal'in akreditasyonunu askıya aldığını açıklamıştı.

Radikal 11 ve 12 Şubat 2009'da Şahin'in 300 kişilik bir iç temizlik ekibi kurduğunu, bunun Genelkurmay'ın bilgisinde olduğunu anlattığı savcılık ifadesini yayınlamıştı.

Medya Derneği Tayyar'a cezayı kınadı: Star Gazetesi Ankara temsilcisi Şamil Tayyar de, "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nda imzası olduğu iddia edilen Albay Dursun Çiçek'in askeri savcılıktaki ifadesinin altını değişik şekilde imzaladığını 22 Haziran 2009'da savunduğu için Bakırköy 2.Asliye Ceza Mahkemesi'nce 15 ay hapse mahkum edilmişti. Daha önce de iki ayrı davadan 35 ay hapse mahkum edilen Tayyar, köşesinde "Başbakan Erdoğan'ın talimatına rağmen AK Parti'nin savsakladığı Türk Ceza Kanunu'ndaki değişiklik çalışması da umurumda değil artık..." diye yazmıştı. Medya Derneği de Tayyar'a verilen cezayı kınayan bir açıklama yapmıştı. (24 Nisan 2010)

Abdi İpekçi ödülleri: 2009 Milliyet Abdi İpekçi Yılın Gazetecilik Ödülü, ''Haber'' dalında ''Hrant Dink Cinayeti Dosyası'' haberleriyle Nedim Şener'e, ''Haber Fotoğrafı'' dalında Hürriyet Daily News Gazetesi'nde yayımlanan ''İpekçi'de Göz Yaşartan Direniş'' konulu fotoğrafıyla Selahattin Sönmez'e verildi. Ödüller, Mayıs ayı içinde törenle sahiplerine verilecek. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Oktay Ekşi'nin başkanlığında Deniz Bayrakdar, Doğan Heper, Sibel İpekçi, Hasan Bülent Kahraman, Sami Kohen, Güngör Mengi ve Haluk Şahin'in katılımıyla toplanan seçiciler kurulu, Nedim Şener'i 26 Haziran 2009 ile 21 Şubat 2010 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yayımlanan ''Hrant Dink Cinayeti'' haberlerini, ''Dünyanın ve Türkiye'nin yoğun bir ilgiyle izlediği bir olayı ''cesaretle, tarafsızlık ilkesine bağlı kalarak, derin ve kapsamlı bir araştırma yaparak, fikri takip ilkesinin önemli bir örneğini teşkil edecek şekilde kaleme alması'' nedeniyle oybirliğiyle ödüle değer gördü.

Seçiciler kurulu ''Fotoğraf dalında'' ise Selahattin Sönmez'in 23 Haziran

2009 tarihli Hürriyet Daily News Gazetesi'nde yayımlanan ''İpekçi'de Göz Yaşartan Direniş'' haberinin fotoğraflarından birini, ''sosyal boyutları önemli yankılar uyandı ran işçi direnişinin yalnız bir aşamasını değil, içerdiği dramatik boyutları da yansıttığı için'' oy çokluğuyla ödüle değer buldu.

(27 Nisan 2010)

Bu haftaki belgeselin konusu “Sokağın Sesi”: Beşiktaş Belediyesi’nin Belgesel Sinemacılar Birliği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile düzenlediği "Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit" günlerinin 12.’sinde, yönetmenliğini Mihriban Sezen’in yaptığı "Sokağın Sesi" adlı belgesel gösterildi. Levent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen geceye filmin yönetmeni Mihriban Sezen ve Radikal Gazetesi yazarı Pınar Öğünç katıldı.

TGC, yönetimini seçiyor: Ülke genelinde 3 bin 500’e yakın üyesi olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) 43. Olağan Genel Kurulu dün başladı. Cağaloğlu’ndaki Cemiyet Merkezinde Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapılan genel kurulda Başkanlık Divanı’nın seçimi ve saygı duruşunun ardından gündem oylaması yapıldı.

Selami Turgut Genç’in başkanlığa, Kemal Aslan’ın yardımcılığa, Ahmet Çitoğlu ile Süleyman Boyoğlu’nun yazmanlığa seçildiği Başkanlık Divanı daha sonra açılış konuşması için TGC Başkanı Orhan Erinç’e sözü verdi. Genel kurulda aralarında

Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürü Ümit Kanoğlu, TGC önceki başkanlarından ve Basın Senatosu Başkanı Necmi Tanyolaç ve TGC Yönetim Kurulu üyelerinin yanı sıra çok sayıda Cemiyet üyesi hazır bulundu.

TGC’nin 27 Nisan 2007 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda üç yıllık bir süre için göreve gelen Yönetim Kurulu’nun çalışma dönemini tamamladığını ifade eden Erinç, "Geçen üç yıl basın dünyamız için zorlu bir dönemdi. Yasama, Yürütme, Yargı erkleri arasında başlayan gerginlik, iktidar ve muhalefet partileri arasında süregelen çekişmenin; halkın yansız, doğru bilgilenme hakkı için haber uğraşı veren gazetecileri de bir biçimde etkilememesi olanaksızdı" dedi. Erinç, kurulduğu 10 Haziran 1946 yılından bu yana demokrasinin tüm kural ve kuralları işleyebildiği bir Türkiye özlemi ile görev yapan TGC Yönetim Kurullarının basın özgürlüğüne, çok sesliliğe, düşünceyi ifade özgürlüğüne, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılığını, çalışmaları ve kamuoyu ile paylaştığı açıklamalarıyla ortaya koyduğunun altını çizdi.

Basın sektöründe 212 olarak dillendirilen 5953 sayılı yasayla çalıştırılan gazeteci sayısında bu yıl da bir gelişme olmadığını, buna karşın özelikle dünya ekonomik krizi sonrası sektörde baş gösteren işten çıkarmalarla gazeteciler arasında işsizlik ciddi bir sorun olarak ortaya çıktığına dikkat çeken Erinç, şunları söyledi:

"Cemiyetimiz bu dönemde de kadrolu çalışırken işten çıkarılan üyelerimize ‘yardım fonundan’ destek vermeyi sürdürmüştür. Bilindiği gibi demokrasi bir tahammül rejimidir. Eleştirinin, fikir tartışmasının, yazı, çizi ve ifade özgürlüğünün bulunmadığı toplumların demokrasiyle yönetildiğini kim söyleyebilir ki? Bu açıdan baktığımızda son iki yıldır gazetecilere karşı siyasilerden yöneltilen eleştirilerin dozu artmış, göreve çıkan, muhabir, foto muhabiri, kameraman meslektaşlarımız pek çok olayda bir yandan güvenlik güçlerinin öte yandan da olaya neden olan tarafların şiddet içeren müdahalelerine maruz kalmışlardır. Yaralanan, kamerası kırılan, fotoğraf makinesi elinden alınan arkadaşlarımızın sayısı hiç de az değildir. İnanıyoruz ki

Türkiye'nin basın özgürlüğü açısından dünya sıralamasındaki yerinden iktidarı ile muhalefeti ile siyasiler de memnun değillerdir. Cemiyetimizin genel kurulu sonrası yönetiminde görev alacak meslektaşlarımızın bu bağlamda yapacakları çalışmalarla ve üstlenecekleri sorumlulukla gazeteciler arasındaki ayrışmayı gideren, çok sesliliği hayata geçiren aktif bir tutum içinde olacaklarına güvenimiz tamdır."

Yönetim Kurulu’nun Türk Ceza Yasası değişikliği sırasında yaptığı öneri ve eleştirilerini, geçtiğimiz dönemde de sürdürdüğünü belirten Erinç, Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesinin değiştirilmesi amacıyla Türk Ceza Hukuku Derneği ile yapılan ortak çalışmanın 2008 yılında yeniden gündeme getirildiğini anımsattı.

TGC 43. Olağan Genel Kurulu, Yönetim Kurulu Çalışma ve Hesap ile Denetim Kurulu raporlarının okunması ve görüşülmesiyle devam etti. TGC önceki başkanlarından ve Basın Senatosu Başkanı Necmi Tanyolaç’ın yanı sıra Cemiyetin önemli isimlerinden Vasfiye Özkoçak, Erdoğan Arıpınar, Orhan Karaveli’nin de aralarında bulunduğu ustalar, basına yönelik baskıların yoğunlaştığı bu dönemde TGC’yi daha güçlü görmek istediklerini dile getirdiler.

Gazetecinin “Hedef gösterme” davası: Gazeteci Nedim Şener’in , ''Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları'' adlı kitabında, ''Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterdiği'' gerekçesiyle, 1 ile 3 yıl arasında değişen hapisle cezalandırılması, ''Yasaklanan bilgileri temin etmek ve açıklamak'' iddialarından ise beraatı talep edildi.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık Nedim Şener ile müştekilerden emniyet görevlisi Muhittin Zenit ve taraf avukatları katıldı.

Duruşmada, ''Hrant Dink'in öldürülmesi davası''na bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine yazılan yazıya cevap verildiği ve mahkemenin söz konusu duruşma tutanaklarının örneklerini gönderdiği belirtilerek, dava dosyasındaki tüm bilgi ve belgelerin de avukatlara istek durumuna göre fotokopi olarak sunulduğu ifade edildi.

Davanın müştekilerinden emniyet görevlileri Muhittin Zenit, Ali Fuat Yılmazer ve Faruk Sarı'nın avukatı Seyfettin Uzunçakmak, gelen belgelerden aleyhlerine olanları kabul etmediğini söyledi. Avukat Uzunçakmak, gizli bir belgenin dava dosyasına girmesinin gizliliği ortadan kaldırmadığını ve sanık Nedim Şener'in birtakım gerçekleri saptırdığını ileri sürerek, ''Şener, müvekkilleri kamuoyu nezdinde hedef göstermekten kaçınmamıştır'' dedi.

Müştekilerden Ramazan Akyürek'in avukatı Nurullah Albayrak da bütün meslek hayatını terörle mücadele ile geçirmiş olan müvekkili Akyürek'in Hrant Dink cinayeti sanıkları ve davanın taraflarına hedef gösterildiğini öne sürdü.

(28 Nisan 2010)

Gazeteciler yeni yönetimini seçti: TGC 43. Olağan Genel Kurulu yapıldı. TGC'nin Cağaloğlu'ndaki Burhan Felek Konferans Salonu'ndaki seçimlerde 3 bin 403 üyeden 996'sı oy kullandı. Son yıllardaki en geniş katılımlı genel kurulda Orhan Erinç'in başını çektiği Bağımsız ve Bağlantısız Gazetecilik Grubu ile Celal Toprak'ın başını çektiği Değişim Grubu'nun listeleri yarıştı. Dün gece yarısı tamamlanan oy sayımında TGC üyeleri Bağımsız ve Bağlantısız Gazetecilik Grubu olan Orhan Erinç listesi ile " yola devam" dedi. 9 yıldır TGC Başkanlığını yürüten Orhan Erinç, seçim sonrasında yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"TGC üyeleri her zaman gazeteciliğin bağımsız ve bağlantısız sürdürülmesi görüşüne sahip çıkmış ve sağduyulu bir yaklaşım sergilemiştir. Bu geleneğin bu seçimlerde de sürdürüldüğü görülmüştür.

Üyelerimizin geçmişte de Cemiyete siyasetin karıştığını algıladıkları her genel kurulda katılım yüksek olmuştur. Üyelerimizin algılaması seçim gününde girişe stantlar kurulması, bazı yayın organlarında çalışan üyelerimizin aidat borçlarının müessese temsilcileri tarafından ödenerek oy kullanma haklarının sağlanması, araç tutularak ulaşımın gerçekleştirilmesi ve bazı kurumlarda oy kullanacak üyelerimizin idari izinli sayılması uygulamasından kaynaklanmıştır.

TGC Yönetimleri bugüne kadar üyeleri arasında ayırım yapma yanlışından uzak durmuştur. Çok sesliliğin sağlanması konusunda savaşım veren bir meslek örgütü yönetiminin böyle bir yaklaşım sergilemesinin yanlışların en büyüğü olduğu konusundaki geleneksel görüşü önümüzdeki çalışma dönemi için de geçerliliğini koruyacaktır. Türkiye'deki fikir yelpazesinin tümünü temsil eden TGC’nin bundan sonra da görüşler arasında tercih yapması söz konusu olamayacaktır."

28 Nisan Çarşamba günü başlayan ve dün TGC'nin yeni yönetiminin belirlendiği oy verme işleminin sona eren genel kurulda başlangıçta iki liste yarıştı. Ancak günün ilerleyen saatlerinde bir korsan liste ortaya çıktı. Divana yapılan itirazlar üzerine ortaya atılan liste iptal edildi. Edirne'den Siirt'e, Trabzon'dan Hatay'a, Zonguldak'tan Urfa'ya kadar Türkiye'nin pek çok ilinden oy kullanmaya gelen TGC üyeleri seçim heyecanını paylaştı.

Cemiyet'te oy verme süresi akşam 17.00'ye kadar sürdü. 996 üyenin oy kullandığı seçimde saat 19.00'dan itibaren oy sayımına geçildi. Gece saat 02.00 sıralarında da Yönetim Kurulu’nu belirleyecek olan oy sayma işlemi tamamlandı. Denetim, Balotaj ve Onur Kurulu üyelerinin belirlenmesi için oy sayımının sürdüğü belirtildi.

Yönetim Kurulu: Asıl: 1- Orhan Erinç 598 Oy, 2- Vahap Munyar 555 Oy, 3- Turgay Olcayto 548 Oy, 4- Zafer Atay 546 Oy, 5- Sibel Güneş 523 Oy, 6- Orhan Ayhan 518 Oy, 7- Ahmet Özdemir 504 Oy, 8- Gülseren Güver 495 Oy, 9- Recep Yaşar 492 Oy, 10- Doğan Satmış 482 Oy, 11- Arif Kızılyalın 477 Oy

Yedek: 1- Celal Toprak 426 Oy, 2- Ünal Tanık 364 Oy, 3- Nuh Albayrak 356 Oy, 4-Cengiz Kahraman 347 Oy, 5-Zeki Gümüş 327 Oy, 6- Mahmut Övür 327 Oy, 7- Abdülhamit Avşar 318 Oy, 8- Ali Akkuş 317 Oy, 9- Kemal Çiftçi 313 Oy, 10-Kadir Demirel 312 Oy, 11- Fatma Karaali 111 oy

(29 Nisan 2010)

Özden Sezer’i kaybettik: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve Sürekli Basın Kartı sahibi gazeteci Özden Sezer yaşamını yitirdi. Sezer’in cenazesi bugün öğle vakti Mahmut Ramazanoğlu Camisi’nden alınarak Eskişehir Asri Mezarlığı’nda toprağa verilecek. 1945 yılında Adana’da doğan Özden Sezer, HÜ Meslek Yüksek okulundan mezun oldu. Mesleğe 1968’de TRT’de başladı. Kurumun denetim ve redaksiyon servislerinde denetçilik yaptı.

Dikmener Ödülü Önay Yılmaz’a: Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü’yken kaybettiğimiz Bülent Dikmener’in anısına 31’incisi düzenlenen "Bülent Dikmener Haber Ödülü"nü Önay Yılmaz kazandı. Müfit Alaçalı, Yalçın Bayer, Fikret Dağlıoğlu, Orhan Erinç, Yalçın Eryalçın, Doğan Katırcıoğlu, Ergin Konuksever, Turgay Olcayto, Deniz Som, Yılmaz Tunçkol ve Ulvi Yanardağ’dan oluşan Seçici Kurul, Önay Yılmaz’ı "Ayamama Gerçekleri" başlığıyla 11 Eylül 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde yayımlanan haberiyle ödüle değer gördü.

Seçici Kurul, Sevgim Denizaltı’ya "Cepten Sesli Mesaj: İşten Kovuldunuz!" başlığıyla 8 Ekim 2009 tarihinde Birgün gazetesinde yayımlanan haberiyle "Özendirme" ödülü verilmesini kararlaştırdı.

Gazeteci Turhan Narler adına konulan "Yerel Gazetecilik Ödülü"nü ise "Özdiyarbakır" gazetesi muhabiri Engin Öztürk ile Çanakkale’de yayımlanan "Aynalı Pazar" gazetesinden Murat Kıray kazandılar. Ödüller, 15 Mayıs Cumartesi günü törenle sahiplerine verilecek.

(30 Nisan 2010) 

Başa Dön