Geri Dön

Ocak 2011 Raporu

Erinç: 2011’de de yargılanan gazetecilerin yanındayız:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Lokali’nde düzenlenen 2010’un son “Geleneksel Ay Sonu Pazartesi Yemeği”nde TGC’ye yeni üye olan gazetecilere rozetleri törenle verildi. TGC Yönetim Kurulu üyelerinin de hazır bulunduğu yemekte 10 gazeteci TGC’ye üye oldu 4 üyenin rozetleri takıldı. TGC Başkanı Orhan Erinç, gazetecilerin haklarındaki 4 bine yakın soruşturma ve kovuşturma bulunduğuna dikkat çekti. Erinç, 2010 yılının gazetecilerin yaşadığı olumsuz yılların başında yer almak gibi kötü bir savla tarihte yer alacağının altını çizerek yargılanan gazetecilerin yanında olacaklarını ifade etti. TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş de cemiyetin son bir yıllık çalışmalarını değerlendirdi. TGC üyeleri için yapılan çalışmalar olduğunu söyleyen Güneş, gazetecilik ile ilgili hukuksal problemlerde ücretsiz danışmanlık sistemini hayata geçirdiklerini, bugüne kadar 200’ü aşkın gazetecinin bu hizmetten yararlandığına dikkat çekti.

Genel Sekreter Güneş sözlerini şöyle sürdürdü: "Cemiyetin kiralık dairelerini 1 yıllık, 3 yıllık peşin kiralarla iyi koşullarda kiraladık. Cemiyet gelirlerini artırdık. Binanın dışını ücretsiz boyattık. Sağlıkla ilgili düzenli indirimler sağlıyoruz. Yeni bir hukuk danışmanıyla anlaşma yaptık. Avukat Gökhan Küçük, telefonla, maille, yüz yüze randevu alarak meslektaşlarımız gelip görüşüyor. Ve gazetecilik ile ilgili hukuksal problemlerde ücretsiz danışmanlık sistemimiz var. Bugüne kadar 200’ü aşkın meslektaşımız bu hizmetten yararlandı." Adliye muhabirleri için de çalışmalar yapıldığını anlatan Güneş, "Adliye muhabiri arkadaşlarımız için yeni yapılan adliye saraylarında rahat çalışma ortamı sağlayacak çalışmalar yaptık. Başkan Orhan Erinç ile birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'i ziyaret ettik ve orada yeni kurulacak yerde 60 metrekarelik bir alan adliye muhabirlerine ayrılmak üzere tahsis edildi. İçerisinin teşrifi konusunda da cemiyet aracılık edecek. Adliye muhabiri meslektaşlarımızın konforlu çalışmasını da bu anlamda katkımız olacak. Salı günü Kartal Cumhuriyet Başsavcısı ile bir görüşmemiz olacak. Aynı koşulları yeni yapılacak adliye sarayında da yaratmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

TGC Emeklilik Komisyonu’nun güzel çalışmalar yaptığını anlatan Güneş, "Serap Özaksoy’un öncülüğünde diğer üyelerimizin de fedakârlığıyla hasta olan, rahatsız olan emekli meslektaşlarımızı evlerinde ziyaret edip problemleri olup olmadığını öğreniyoruz. Sağlıkla ilgili problemlerini çözmeye çalışıyoruz" dedi.

İlk kez 24 meslek örgütünün bir araya gelerek Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun oluşturulduğuna dikkat çeken Güneş, şöyle devam etti: "Bu anlamda birçok meslektaşımızın davasını izler durumdayız. Hem tutuklu gazetecilerin hem de yargılanan meslektaşlarımızın davalarını düzenli olarak takip etmeyi sürdürüyoruz. Cemiyetin başını çektiği bu çalışmalarda hükümet nezdinde bir hareketlilik yarattı. Umarız olumlu adımlar atılır. 50 gazeteci tutuklu, 4 bine aşkın soruşturma var. 2011’i bu anlamda sorunsuz karşılarız diye umut ediyoruz.” Güneş, Beşiktaş Belediyesi ile birlikte yürütülen "Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit" etkinliğinin her Çarşamba Levent Kültür Merkezi’nde devam ettiğini sözlerine ekledi. TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’ten sonra söz alan TGC Başkanı Orhan Erinç, "Hem dünya kıdemi hem meslek kıdemi bakımından salonda benden kıdemli kimse yok gibi gözüküyor. O açıdan size masal benzeri bir geçmiş anlatmak istiyorum. Çünkü zamanlar değişiyor ama gazetecilerin kaderi değişmiyor" dedi.

Erinç, sözlerine şöyle devam etti: "Ben 1957’de gazeteciliğe başladığımda İstanbul’da ağır ceza, asliye ceza ya da sulh ceza mahkemelerinin durduğu tek bina vardı. Önce büyük postanenin içindeydi. Daha sonra bugünkü Sultanahmet’teki yerine taşındı. Basın davaları, o dönemde toplu basın asliye ceza mahkemelerinde görülürdü. Mahkeme, 3 asliye ceza hâkiminden oluşurdu ve 3 hâkim sıra ile İstanbul’daki en kıdemli asliye ceza hâkimleri olurdu ve en kıdemlisi de başkanlığını yapardı. Duruşmalar, Çarşamba günü olurdu. Basın davalarını biz adliye muhabirleri, bazen o kadar kanıksardık ki haber olarak ayrıntılarına girmeden işte "Dün toplu basın asliye ceza mahkemesinde 45 gazeteci yargılandı" başlığıyla haberler yapardık. Tabi ağır ceza ile ilgili suçlar ağır ceza mahkemesindeydi ama o dönemde de İstanbul’da 3 tane ağır ceza mahkemesi vardı. Gazeteciler gerçekten o dönemin gazeteci sayısına ve yaygın gazete türü dediğimiz gazete sayısına oranla bir hayli çok yargılanan profesyonel sanık durumundaydılar.

Aradan yıllar geçti. Sayın TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’in de belirttiği gibi bugün 4 bin dolayında soruşturma ve kovuşturma dosyası var. Bazı meslektaşlarımız için 96 yıla varan hapis cezaları isteniyor. Henüz cezaevine girmemiş ama yeni bir suç işlediği kesinleşmediği için cezası ertelendiğinden şu anda mesleklerini sürdürmekte olan çok sayıda meslektaşımız var. Tabii gazetecilik çalışmalarıyla suçlanan 50 meslektaşımız da şu anda cezaevi koşullarında yaşıyorlar. Onlarla yapabileceğimiz tek şey dayanışma içinde olmak. Meslek örgütleri bunu da ellerinden geldiği oranında ve yasalar çerçevesinde yerine getirmeye çalışıyorlar. İstanbul’da artık her ilçede bir asliye ceza mahkemesi bulunduğu ve iki numaralı asliye ceza mahkemelerinde basın yayınla ilgili suçlara bakmakla görevli oldukları için doğrusu yargılanan meslektaşlarımızın duruşmalarını izlemekte zorlanıyoruz. Onların bir bölümü de yargılanmalarının mesleğin normal bir sonucu olarak değerlendirdikleri için bilgi vermiyorlar. Onları davalarını izleme olanağını bulamıyoruz ama kayıtlara geçirilmesi açısından onların adları da yargılanan tutuklu mahkûm gazeteciler arasında sayılıyor. Bu konuda meslek örgütlerinin herhangi bir ayrımı yok."

TGC Başkanı Erinç, "TGC olarak belki de sadece Türkiye’nin değil dünyanın en ayrımına varılması gereken bir meslek örgütüyüz" dedi. Erinç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü Türkiye’de ne kadar görüş varsa üyelerimiz arasında bu görüşlerin sahipleri de var. Bu açıdan sadece meslektaşlarımızın ne yazdıklarına değil nasıl yazdıklarına bakmakla yetiniyoruz. Giyim kuşamlarını da karışmıyoruz. Zaman zaman polemikler olsa da biz geleneksel tavrımızı sürdürüyoruz." 2010 yılının gazetecilerin yaşadığı olumsuz yılların başında yer almak gibi kötü bir savla tarihte yer alacağının altını çizen Erinç, "Çünkü hapiste gazeteci olmayacak konusunda ki açıklamalar ne yazık ki gerçekleşmedi. Türk Ceza Yasası yapılırken TGC’nin hapiste gazeteci sayısı artacak açıklamaları gerçekleşmiş oldu. İstemezdik ama ne yapalım ki bir gerçek öngörü de bulunmuş olmakla karşı karşıya kaldık. Umuyoruz ki 2011 yılı, Türkiye için meslektaşlarımız ve mesleğimiz için özgürlük sıralamasında son sıralarda olan eşitlikler sıralamasında son sıralarda olan Türkiye’yi daha da yukarılara çıkaracak önlemlerin alındığı yasaların, Anayasa’ya ve hukuka saygı duyularak yapıldığı bir ülke olur" dedi. Orhan Erinç, "2011 hepimizin gönlünce geçsin. İç karartıcı konular yerine neşeli konuları da anlatmayı başarabilelim" diyerek sözlerini bitirdi.

Erinç’in konuşmasından sonra rozet törenine geçildi. Törende rozetlerini alan üyeler arasında şu isimler yer aldı: Anadolu Ajansı’ndan Fikri Cinokur, TRT’den Dinçer Karten, Zaman gazetesinden Ahmet Uykan ve Temel Yirmibeşoğlu. Samanyolu Televizyonu’ndan Fatih Gök, Cumhuriyet gazetesinden Sibel Bahçetepe, Anadolu Ajansı’ndan Sedat Koçak ve Zübeyde Balcı, Doğan Haber Ajansı’ndan Gülay Özek ve emekli gazeteci Uğur Mehmet Özdemir rozet törenine katılamadı. Yeni üyelere rozetleri ve almanakları TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGC Genel Saymanı Gülseren Ergezer Güver, ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir tarafından verildi. Rozet töreninden sonra söz alan TGC Balotaj Kurulu üyesi Olay Tan, kısa bir süre önce ağır bir kaza geçirdiğini, uzun süre tedavi gördüğünü anlattı.


Tan, "Bugün sizlerin huzurunuzda sağlıklı olarak karşınızdayım ama bu sağlığıma kavuşmamda en büyük etkinin sizlerin gerçek dostluğunuz sevginiz ve beni kucaklamanızdan kaynaklandı. Gazeteciler birbirlerini sadece eleştirmiyor çekiştirmiyor. Dost olarak da birbirlerini kucaklıyorlar. Ben bunu yaşadım. Bunu yaşayan biri olarak da buradan size aktarmak istedim. Bu nedenle tüm gazetecilere ve TGC Yönetim Kurulu’na sonsuz teşekkür ediyorum" dedi.
1 Ocak 2011

TGC: İsrail’in Türk gazetecilere tutumunu kınıyoruz:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bir açıklama yaparak İsrail’den dönerken Türk gazetecilerin saatlerce aramadan geçirilmesini ve TRT kamerasına el konulmasını kınadı. TGC açıklamasında İsrail'e yapılan bir ziyaretten dönen Türk gazetecilerin çalışmalarının engellenmesi, saatlerce arama yapılması ve TRT kamerasına el konulmasının basın özgürlüğüne aykırı olduğu belirtildi. Cemiyetten yapılan açıklamada şöyle denildi: “İsrail’de Türk meslektaşlarımızın Türkiye’ye dönerken saatlerce aranması, TRT kamerasına el konulması basın özgürlüğüyle bağdaşmayan bir tutumdur. İsrail, ifade özgürlüğüne, uluslar arası bir hak olarak kabul gazeteciliğin ülke sınırlarıyla sınırlı olamayacağına dair kurallara aykırı bir tutum izlemiştir. Bu nedenle İsrail’in Türk gazetecilere karşı uyguladığı yaklaşımı ve Türkiye’nin tek kamu yayıncılığı yapan kuruluşu olan TRT’nin kamerasına el koymasını şiddetle kınıyoruz.”
1 Ocak 2011

Öldürülen gazetecilerin çocukları eylemde buluştu:

The Marmara Otel'de 16 yıl önce meydana gelen bombalı saldırıda hayatını kaybeden Onat Kutlar ve Yasemin Cebenoyan, düzenlenen törenle anıldı. Toplumsal Bellek Platformu, The Marmara Otel önünde toplanarak öldürülen gazeteciler için eylem gerçekleştirdi. Eyleme, otelin kafesine 16 yıl önce düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Onat Kutlar'ın eşi Filiz Kutlar'ın yanı sıra, Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi, Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu, Hrant Dink'in çocukları Arat ve Delal da katıldı. Basın açıklamasını Özgür Mumcu okudu. 16 yıl önce yaşanan bombalı saldırıyı hatırlatan Mumcu, "Bombanın kimi ya da kimleri öldüreceği belli değildi. Kurbanlar her tür etnik kimlikten, her tür inançtan, her tür politik görüşten olabilirlerdi. Başka bir ülkenin vatandaşı da olabilirlerdi. Eylem insanlığa karşı yapılmıştı" dedi.

İBDA-C'nin propaganda fırsatını kaçırmayarak eylemi üstlendiğini belirten Özgür Mumcu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir de üstüne, yayın organlarından Onat'a ve Yasemin'e hakaret yağdırdı. Soruşturma ise alışık olduğumuz baştan savmalıkla yürütüldü. Güvenlik kameralarının çektiği görüntülere dahi bakılmadı. Bütün bunlardan dolayı eylemin sorumlusu olarak PKK gösterilince kamuoyu buna inanmadı. Suç olağan şüphelinin üstüne yıkıldı diye düşündük. Böyle düşünmek için çok nedenimiz vardı. PKK, kamuoyunda teşhir olmaktan kurtuldu, bombalamanın faili olarak görülmedi. Biz hiç kimseyi, hiçbir kurumu aşağılamak için burada değiliz. Biz intikam için burada değiliz. Biz barışmak için buradayız. Biz affedebilmek için buradayız. Biz birlikte yaşamanın koşullarını sağlamak için buradayız. Affedebilmemiz için de geçmişte yakınlarımıza karşı işlenen suçların muhataplarının değişme potansiyelini taşıdıklarını görmek istiyoruz. Bu ancak suçun kabulüyle, utancının yaşanmasıyla, özür dilenmesiyle mümkün olur. Yeni bir sürece böyle başlanır."

Filiz Kutlar ise saldırıya ilişkin hükümetten özür beklediklerini belirterek, "Eylemi yapan örgütün adı da belli değil. Sonuçta kim olursa olsun terör insanlık suçudur. Burada birçok faili meçhul cinayette ölenlerin yakınları var. Herkes bu cinayetlerin çözülmesini bekliyor" açıklamasında bulundu. Açıklamanın ardından, patlamanın olduğu yere ölenlerin fotoğrafları ve karanfiller bırakıldı.
1 Ocak 2011

EGD’den kıdemli gazetecilere plaket:

Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin geleneksel yılbaşı gecesinde 25. yılını geride bırakmış ekonomi gazetecilerine Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi şükran plaketi verdi. Ödül töreninde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ve çok sayıda gazeteci ve işadamı da hazır bulundu. Ekonomi gazeteciliğine verdikleri hizmetler nedeniyle plaket alan gazeteciler şöyle: Vahap Munyar, Meral Tamer, Hamdi Alkaner, Şemsi Yücel, Osman Saffet Arolat, Ahmet Coşkunaydın, Türkan Al, Meral Tamer, Abdurrahman Yıldırım, , Erkan Çelebi, Enis Berberoğlu, Adil Küçük, Metiner Sezer, Kadir Dikbaş, Şeref Oğuz, Osman Şenkul, Ruhi Sanyer, Selim Türsen, Perihan Çakıroğlu, Celal Pir, Aydın Demirer, İsmet Özkul, Faruk Türkoğlu, Yüksel Uysal, Murat Çorlu ve Ünal Tanık.
1 Ocak 2011

Yazı işleri müdürü Demir'e 38 yıl hapis:

Azadiya Welat Gazetesi eski yazı işleri müdürü Emine Demir, gazetede yayımlanan haberlerde terör örgütü PKK'nın propagandasını yaptığı ve örgüt adına suç işlendiği iddiasıyla yargılandığı davada toplam 138 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya Demir’in avukatı Servet Özen ise davaya konu yazı ve haberlerin düşünce ve fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini talep etti. Mahkeme ayrıca sanık hakkında yakalama kararı çıkardı.
1 Ocak 2011

Basın kartının kapsamı genişliyor:

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Murat Karakaya, kamu kurum ve kuruluşlarında basın ve halkla ilişkiler birimi kurulması durumunda ilgili birim başkanına, birim amirine ve beraberinde bir kişiye daha basın kartı verilebilmesi için düzenleme yaptıklarını söyledi. Karaya, düzenlemeyle basın ve halkla ilişkilerle ilgili bir yapı oluşturulmasını ve kurumlardaki muhataplık sorunun çözülmesini amaçladıklarını anlattı.
3 Ocak 2011

Sınır Tanımayan Gazetecilerden tepki:

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), Afganistan'da iki Fransız gazeteciyi rehin alan Taliban'ın gazetecilerin casus olduğu yönündeki suçlamasının, "dayanaksız ve kabul edilemez" olduğunu açıkladı. RSF Genel Sekreteri Jean-François Julliard yaptığı açıklamada, "bu ağır suçlamaların yalan olduğunu", ayrıca suçlamaların "hassas bölgelerde görev yapan tüm gazeteciler için tehlike teşkil ettiğini" söyledi. Taliban sözcüsü dün, France-3 televizyonunda görev yapan muhabirler Herve Ghesquiere ve Stephane Taponier'nin, Taliban'ın denetiminde olan bir bölgeye girdikleri ve casusluk yaptıkları için rehin alındıklarını ileri sürmüş ve Fransa'nın örgütün taleplerini yerine getirmediğini belirtmişti. Taponier ve Ghesquiere, 2009'da Afganistan'ın başkenti Kabil'in doğusunda kaçırılmıştı.
4 Ocak 2011

TGS: Türkiye bu utançtan kurtulmalı:

TGS Yönetim Kurulu bir açıklama yaparak, Azadiya Welat gazetesi eski Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Vedat Kurşun'a verilen toplam 174 yıllık hapis cezasından sonra ikinci rekor hapis cezasını 138 yıl ile Azadiya Welat gazetesinin sonraki Yazı İşleri Müdürü Emine Demir'in aldığını belirtti. Açıklamada Kurşun hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının henüz kesinleşmediğini, ancak Kurşun'un Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunduğu ifade edildi. Emine Demir hakkında ise 30 Aralık 2010 tarihindeki karar duruşmasında tutuklanmak üzere yakalama emri çıkarıldığı bildirildi. ''Avrupa Birliği üyeliğini kendisine hedef seçen, demokratikleşmeyle basın ve ifade özgürlüğünü geliştirme sözü veren Türkiye'de görev yapan basın emekçileri olarak, vicdanları yaralayan bu ağır kararların Yargıtay'da düzeltileceğini umuyoruz'' denildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Cezaevlerinde halen 6'sı hükümlü olmak üzere 50'den fazla gazeteci vardır. 100'den fazla gazeteci haklarındaki yargılamalar sonunda cezaevine girme tehdidi altındadır. Gazeteciler hakkında mahkemelerde görülmekte olan 2 binden fazla dava vardır, ayrıca 4 binden fazla soruşturmanın sonucu beklenmektedir. Türkiye, gazetecilerini, mesleki faaliyetlerinden dolayı cezalandıran bir ülke olmaktan çıkmalıdır. Türkiye'de görev yapan gazeteciler olarak bu utancı ülkeyi idare edenlerle paylaşmıyoruz. Tam tersine, mevcut yasa hükümleri çerçevesinde verilen bu cezaları, gazetecilik faaliyetlerini mesleki ilkelere uygun olarak sürdüren meslektaşlarımız için birer onur nişanı olarak kabul ediyoruz.''

TGS açıklamasında, cezaevlerindeki gazetecilerin serbest bırakılması, verilen mahkûmiyetlere gerekçe oluşturan Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda değiştirilmesi taleplerini yineledikleri belirtildi.
6 Ocak 2011

9
53 tutuklu serbest bırakılacak:

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, CMK'nın 102. maddesi uyarınca bugün itibariyle tahliye olacak tutuklu sayısını açıkladı. Bakan Ergin, NTV'de canlı yayına katılarak, bu sürenin azaltılması için çalıştıklarını, Adalet Bakanlığı'nın projelerinin ve planlarının bu yönde olduğunu ifade ederek, ''Bugün itibariyle tutuklu toplam 953 kişi civarında bu düzenlemeden istifade edebilecek gibi, ilk derece mahkemelerinden bu düzenlemeden yararlanan kişi sayısı 280 civarındadır. Radikal tedbirler alınmazsa bu rakam 2 bin olur, 3 bin olur, 2014'de daha fazla da artabilir. Burada tıkanıklık yüksek yargımızda'' diye konuştu. Tahliyelere ilişkin tartışmanın doğru zeminde yapılmadığını belirten Ergin, yazılı ve görsel basında 10 yıllık ve 5 yıllık tutuklu kalınabilinecek sürenin uzunluğunun tartışıldığını, bu sürelerin bile makul ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kabul edeceği sürelerin de üzerinde olduğunu söyledi. Tartışmaların tahliye edilenlerin kimliklerine bakılmaksızın sürdürüldüğünü ifade eden Ergin, ''Tahliye olan kişilerin işlemiş oldukları fiiller, bunların toplumda uyandırdığı infial, vicdanlardaki merhamet duygusu hepimizi irite ediyor. Vicdani kanaatlere göre hakimlerin değerlendirme yapması ceza yargılamasında söz konusu değildir'' dedi.

Bir davanın ağır ceza mahkemesinde ortalama bin 622 günde bitirildiğini, bu davanın ilk derece mahkemesindeki yargılama ve savcılık soruşturmasının 580 günde bitirildiğini, aynı dosyanın da bin 42 gün yüksek yargıda beklediğini anlatan Ergin, bir dava dosyasının ortalama 473 gün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nda beklediğini, dosyanın ilgili ceza dairesinde de 399 gün kaldığını vurguladı. Yargının iş yükünün azaltılması ve sorunların çözülmesi için gelecek hafta mecliste Tebligat Yasası'nın görüşüleceğini, arabuluculuk kanun tasarısı ve kamu denetçiliğine ilişkin düzenlemelerin tamamlanacağını, yüksek mahkemelerin insan kaynakları sorununun çözülmesine dair çalışmaların da devam ettiğini ifade etti.

Tahliyelere ilişkin düzenlemenin Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tutukluluk sürelerini 10 yıla kadar çıkaracağı yönünde yorumlar bulunduğunun anımsatılması üzerine de Ergin, söz konusu yasal düzenlemenin 2004 yılında yapıldığını hatırlattı. Ergin, ''Bu yasa 2004'te yapıldı. O zaman Ergenekon ya da Balyoz soruşturması var mıydı? 2004'te yapılmış bir yasanın 2008'den sonra ortaya çıkmış soruşturmalar için yapıldığını söylemek doğru değil. Buradaki düzenleme Türkiye'de yargılamanın uzun tutukluluğu önlemek için siyaset kurumunun ortaya koyduğu bir iradedir, doğru bir düzenlemedir'' dedi. Bakan Ergin, 102. maddedeki düzenlemeden önce alt sınırı 7 yıl ve daha üst olan fiiller için tutuklama sınırı olmadığını belirterek, buna limit getirildiğini, bu limitin de uzun olduğunu söyledi.

Tahliyelerle ilgili soruları yanıtlayan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, televizyonların bu konuyla ilgili haberleri veriş biçiminin kendisini çok rahatsız ettiğini belirterek ''Sanki bir Rahşan affı gibi ortaya çıkartılıyor. Bir taraftan 'tutuklu içeride suçunu bilmiyor, bu kadar uzun tutukluluk olur mu?' diye dert yanıyorlar. Öbür taraftan da kendilerinin arzu ettikleri bazı kimseler çıkamayınca bu sefer bu mevcut durumu çok farklı gösteriyorlar. Bunun bir af olmadığını kamuoyuna çok iyi açıklamak lazım'' diye konuştu.

Ortada tutukluluk süresiyle ilgili bir tartışma bulunduğuna işaret eden Kuzu, yakın bir zamanda Yargıtay’ın yaptığı açıklamada, 19 bin davanın zaman aşımına uğradığının belirtildiğini hatırlattı.

''Adam öldürme'' suçlarının temyiz incelemesini yapmakla görevli Yargıtay 1. Ceza Dairesi, toplam 50 cinayet sanığının 5 yıllık azami tutukluluk süresi dolduğu için tahliyesine karar verdi. Tahliyeleri değerlendiren Yargıtay 1. Daire Üyesi Salih Zeki İskender, CMK'nın 102. maddesinin yürürlük tarihinin 1 yılı öncesinde, bu kapsama girebilecek dosyaları tespit ettiklerini ve yoğun bir çalışma yaptıklarını söyledi.

Çete sanıkları ve müebbet hapis cezasına çarptırılan cinayet sanıklarının dosyalarına 1 yıllık süreçte öncelik tanınarak karar verilmeye çalışıldığını ifade eden İskender, ''Sadece adam öldürme suçlarına bakan bir dairede 50'ye yakın tahliye çıkması çok abartılacak bir şey değil. 1 yıl öncesinden çalışıldı ve binlerce cinayet sanığının tahliyesi önlendi'' diye konuştu.

Tutuklu gazeteciler hakkında açıklama yapan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel “Bugün katiller, hırsızlar serbest bırakılıyor. Eli kalem tutanları tutuklayacaklarına, eli silah tutanları, cana kıyanları tutuklasınlar” dedi.
7 Ocak 2011

AGİT: Gazetecilere saldırılara son verilsin:

İnsan hakları izleme örgütü AGİT'in medya özgürlüğüyle ilgili şefi Dunja Mijatoviç tarafından Belarus Devlet Başkanı Aleksandır Lukaşenko hükümetine yapılan yazılı çağrıda, bağımsız gazetecilere saldırılara son verilmesi, geçen ay yapılan devlet başkanlığı seçiminden sonraki protestolara katıldıkları için tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması istendi. Mijatoviç, Belarus Dışişleri Bakanı Sergey Martinov'ya yaptığı yazılı çağrıda, "19 Aralık 2010'daki devlet başkanlığı seçimleriyle gazetecilere karşı başlatılan eşi görülmemiş yargılama, tutuklama, tehdit ve şiddetten derin kaygı duyduğunu" belirtti. Çağrısında Rusya'nın Novaya Gazeta gazetesinin muhabiri İrina Khalip ve charter97.org internet sitesinin editörü Natalya Radina'nın gözaltına alınmasına özel olarak değinen Mijatoviç, bu gazetecilerin "kitlesel karmaşaya" yol açan gösterileri düzenlemek ve gösterilerde yer almak suçlamalarıyla 15 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya olduklarını hatırlattı.

Mijatoviç ayrıca, güvenlik güçlerinin Nasha Niva gazetesi, Belarus European Radyo ve Belsat televizyonlarının bürolarına baskın düzenlediğini, bu kuruluşlarda çalışan gazetecilerin evlerini arayarak bazılarının ekipmanlarına el koyduğunu kaydetti.

Dunja Mijatoviç, Belarus'un AGİT'in medya özgürlüğüyle ilgili taahhütlerini yerine getirmesine yardım etmek için başkent Minsk'de bir toplantı yapılmasını da önerdi. Avrupa Birliği hükümetlerinde, muhalif liderlerin gözaltına alınmaları dahil, son haftalarda Belarus'daki insan hakları ihlallerin artması nedeniyle kaygıların arttığı belirtiliyor.

27 üyeli AB, 2006 yılındaki tartışmalı seçimden sonra Belarus'a yaptırım uygulama kararı almış, ancak 2008 yılında demokratik reformları teşvik etmek için yaptırım uygulamasını askıya almıştı.
7 Ocak 2011

TGC: Hapisteki gazeteciler için yasal düzenleme yapılmalı:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM), tarafından hazırlanan ve TRT Anadolu televizyon kanalında dün saat 10.30’ da yayınlanan Anadolu’nun Sesi programına katıldı. Programda hem yerel hem de yaygın medyanın gazetecilik yaparken yaşadıkları sorunları dile getiren Güneş, tutuklu ve yargılanan gazeteci sayısının hızla arttığını belirterek, hükümetin bu sorunu aşmak için yasal değişiklikleri bir an önce yapması gerektiğini söyledi.

Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunların yanı sıra Türkiye’de yasalardan kaynaklanan sorunlar nedeniyle 50 gazeteci tutuklu 4 bine yakın gazeteci hakkında soruşturma var. Gazeteciler, Basın Kanunu’ndan değil TCK ve TMK yasası kapsamında yargılanıp ceza alıyorlar. 24 gazetecilik örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) bu konuda düzenli toplantı yaparak sorunun ülkenin gündemine taşımayı başardı. Hükümette sorunun öneminin farkında. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TGC Yerel Medya zirvesine katılarak hapishanelerde gazeteci kalmasın diye yasal düzenleme yapılacağını söyledi. Beklentilerimiz doğrultusunda umarız yasal düzenleme yapılır.”

Güneş, ayrıca yerel gazetecilerin sorunlarına dikkat çekerek, “Türkiye’de yerel medyada gerçek anlamda gazetecilik yapan meslektaşlarımız, yalnızca resmi ilan almak amacıyla gazete çıkaran ve gazeteci olmayan kişilerin yarattığı sorunlardan rahatsızlar” diye konuştu. “Gazeteler resmi ilan almak için çıksalar bile kadrolarında aile mensuplarını değil, gazetecilerin yer alması sağlanmalı” diyen Güneş, “Aksi halde yerel medyada basının sesinin özgür biçimde duyurması sağlanamayacak” dedi.
10 Ocak 2011

Metin Göktepe mezarı başında anıldı:

Gazeteci Metin Göktepe, Esenler'de bulunan Kemer Mezarlığı'ndaki kabri başında anıldı. Esenler Kemer Mezarlığı’nda düzenlenen anma törenine Metin Göktepe’nin ailesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Vekili Turgay Olcayto, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Eğitim Sekreteri Alper Turgut, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel ile Göktepe’nin meslektaşları katıldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Vekili Turgay Olcayto, "TGC’nin en onurlu sayfalarından biri, Metin Göktepe’nin öldürülmesinden sonra, hem adli bakımdan hem de duruşmalara bizzat katılarak gösterdiği katkılardır. O sayfa gerçekten TGC’nin onurlu bir sayfasıdır” dedi. Olcayto, “Bugün Metin Göktepe’ye iyi haberlerle gelmek isterdik ama 1996 yılından bu yana Türkiye’de pek bir şey değişmedi” dedi. Olcayto konuşmasını şöyle sürdürdü: “Özellikle de basın sektöründe çalışanların durumu değişmedi. Çalışanlar üzerindeki yoğun baskı değişmedi. Polisin gençleri potansiyel tehlike görme durumu hiç değişmedi. Dolayısıyla bugün 50 arkadaşımız halen demir parmaklıklar arkasında, 4 bine aşkın dosya da soruşturma aşamasında, dolayısıyla da halkın bilgi edinme hakkı olan basın özgürlüğünden de söz etmenin imkânı yok. İsterdik ki bugün Metin Göktepe’nin karşısında; ‘Metin’in genç arkadaşlarına aşıladığı irdeleyen-sorgulayan genç gazeteciler çoğunlukta diyebilelim rahatlıkla’ ama bunu ne yazık ki söyleyemiyoruz. Yine de hak haberciliği yapan, yurttaş haberciliği yapan genç arkadaşlarımız bize umut veriyor.”

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, “Metin Göktepe’nin katledilmesinin içinden 15 yıl geçti. 15 yıl içinde hemen her yıl burada mezarı başında Metin Göktepe’nin gazeteciliğini Metin Göktepe’nin gazeteciliğimize kattıklarını ya da onun vesilesiyle gazeteciliğin sorunlarını tartıştığımız etkinliklere dönüştü” ifadelerini kullandı.

Çaralan, “10 Nisan Metin Göktepe’nin doğum yıl dönümü ve Metin Göktepe gazetecilik ödüllerinin verilme günü olarak yine gazeteciliğin pek çok sorunlarını tartıştığımız, basın özgürlüğünün halkın haber alma özgürlüğüne bağlanmadan çok da anlamlı olmayacağını ve Metin Göktepe davasının bize belki de bu doğrultuda pek çok şeyi öğrettiğini yine 15 yıldır konuşuyoruz. Tabi her yıl yeni olaylar, yeni gelişmelerle bir kez daha değerlendirmeler yapıyoruz. Şimdi bugünden geçmişe doğru bakıldığında Metin Göktepe’nin hem bugüne gelmesinde hem de Metin Göktepe etrafında gazeteciliğin sorunlarını tartışan genç bir gazeteci kuşağı yanı sıra eski kuşaktan gazetecilerin de kendi mücadelelerini yeniledikleri bir dönemde bir başka özelliği daha gördük. Bu kamuoyunun vicdanı diyebileceğimiz bir özelliktir. Metin Göktepe’nin katlinden başlayarak gelişen süreç içinde kamuoyu vicdanı, hepimiz için doğrusu bir dayanak oluşturdu. O davanın sürdüğü yıllar boyunca, eğer bu vicdan başımızda bekliyor olmasaydı, her yazdığımızda her söylediğimiz de o vicdanın sesini hissetmeseydik mutlaka ki o uzun mücadele dönemi ondan önceki gazeteci davaları gibi sonuçsuz kalabilirdi” diye konuştu.

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Eğitim Sekreteri Alper Turgut, gazetecilerin örgütsüz olduğunu, sorunların da örgütsüzlükten kaynaklandığını belirterek “Umarım gelecekte bütün gazetecilerin örgütlü olduğu bir dünya kurulur” dedi.

Metin Göktepe’yi anma programına katılan Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel de "AKP bugün en küçük muhalefeti, muhalif basını bile susturmaya çalışıyor" dedi. Tüzel, "Bunun karşısında mücadelemizi sürekli yükselteceğiz. Göktepe'nin davası görülmüştür. Fakat asıl sorumlular yargılanmamıştır. Yine asıl sorumluların yargılanmadığı Hrant Dink ve Musa Anter cinayetlerinde de bunu gördük. Bu cinayetlerin aydınlatılması için mücadelemizi sürdüreceğiz" şeklinde konuştu.

Toplumsal Bellek Platformu adına bir konuşma yapan Gül Erdost, “Bizler, Toplumsal Bellek Platformu üyeleri, bu ülkede payımıza düşen acıları ta can evimizde yaşamak zorunda kaldık. Sevdiklerimizi siyasi cinayetlerde yitirdik. Bizi acılarla akraba ettiler. Düşüncelerimiz, yaşama bakışımız farklı olsa da; evimizin, yüreğimizin içine düşen korla, ortak paydamız olan acımızla birleştik; kocaman bir aile olduk. Büyümesini hiç istemediğimiz bir aile” diye konuştu. Erdost, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugün, bundan tam 15 yıl önce görevi başındayken, hukuksuz bir şekilde gözaltına alınan ve Eyüp Kapalı spor Salonunda polisler tarafından hunharca dövülerek öldürülen gazeteci Metin Göktepe için toplandık. Metin’in gerçek katilleri her siyasi cinayette olduğu gibi o gün orada bulunan polisler değildi. Sonraları onları koruyan ve kollayanların kim olduğu ortaya çıksa da yargılama sürecinde gerçek katiller hiçbir zaman ceza almadı, hatta korundu. Kamuoyu desteğinin önüne geçebilmek için mahkemesi ilden ile gezdirildi. Biz bugün tüm insanlık için bir direnç timsali olan Fadime ana ile birlikte adalet çağrımızı bir kez daha yinelemek için toplandık. Bu çağrımızı bıkmadan usanmadan tekrarlamaya devam edeceğiz. Sağır kulaklar duyuncaya kadar.”

Toplumsal Bellek Platformu'ndan Gül Erdost'un konuşmasının ardından Metin Göktepe'nin Esenlerde birlikte çalışma yürüttüğü arkadaşı Ali Naki Kaftancıoğlu'nun Göktepe'ye atfen yazdığı mektup okundu. Konuşmaların ardından Metin Göktepe'nin yeni yapılan anıt mezarına çakıl taşları bırakıldı. Törenin ardından Metin Göktepe'nin annesi Fadime Göktepe anmaya katılanlara aşure dağıttı. Tören, aşurenin dağıtılmasının ardından sona erdi.
10 Ocak 2011

BYEGM: Temel görevimiz yerel basını güçlendirmek:

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) Valilik İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürleri ve İl Emniyet Müdürleri Pasaport Şube Sorumluları Bilgilendirme Toplantısı Antalya'nın Alanya ilçesinde yapıldı. Türkler beldesindeki Alaiye Resort Otel'de gerçekleştirilen toplantının açılışında konuşan Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Murat Karakaya, BYEGM'nin faaliyetleri hakkında bilgi verdi. BYEGM'nin temel görevlerinden birinin yerel basını güçlendirmek olduğunu da vurgulayan Karakaya şunları söyledi: ''Temel görevlerimizden biri de yerel basının güçlendirilmesi ve gerekli altyapının oluşturulması. Bugüne kadar 19 yerel basını geliştirme semineri düzenledik. Bu seminerlerde arkadaşlarımızı bu alanda duayenlerle buluşturup karşılıklı fikir alışverişi yapmalarını sağladık. Biz istiyoruz ki yaygın basında yakalamış olduğumuz kaliteyi yerel basında da yakalamak.'' Anadolu basınını özendirme yarışmaları düzenlediklerini de açıklayan Karakaya, bu yarışmaların ciddi bir motivasyon kaynağı olduğunu bildirdi. Önümüzdeki günlerde kurum binası içerisinde bir basın müzesinin hizmete gireceğini belirten Karakaya, Devlet Hava Meydanları İşletmeleri Genel Müdürlüğü'yle iş birliği yaparak hava limanlarında basın noktaları oluşturduklarını, basın kartı sahiplerinin bu noktalarda internete rahatlıkla erişebildiğini anlattı.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkan Vekili Prof. Dr. İlhan Yerlikaya da konuşmasında, RTÜK'ün sorumluluk ve yetkileri konusunda bilgi verdi. Bu kadar geniş ağlı bir yayıncılığı denetlemek ve düzenlemenin çok zor olduğunu vurgulayan Yerlikaya, izleme zorluğu nedeniyle yerel televizyon yayınlarının izlenmesi sorumluluğunu emniyet müdürlüklerine verdiklerini anlattı.

BYEGM’nin bilgilendirme toplantısının kapanış oturumunda konuşan Başbakan yardımcısı, Devlet Bakanı Bülent Arınç, toplantıyla illerde görev yapan basın yayın halkla ilişkiler müdürleri ile emniyet müdürlüklerindeki pasaport ve halkla ilişkiler görevini yürüten personelin bir araya getirildiğini söyledi. BYEGM olarak yerel medyaya yönelik eğitimler düzenlediklerini de anlatan Arınç, yerel gazete sayısında son yıllarda yaşanan artışa dikkati çekti. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ama bunlar 2 bin taneyse, en azından bin 500'ünün halkın gözü, kulağı, dili olmak noktasında 4. kuvvet olan medyanın fonksiyonlarını yapan gazetelerimizdir. Yerel medya güçlendikçe, ben inanıyorum demokrasi de güçlenecektir. Çünkü ulusal çapta gazete, dergi çıkaran, radyo ve televizyonları saymıyorum, yazılı basını konuşuyorum, onların bir kısmının belli hesapları olabilir. Belli amaçları olabilir. Haberleri maniple edebilirler. Siyasi düşüncelerine veya geleceklerine farklı açıdan yaklaşabilirler. Ama ben yerel medyanın daha özgür olduğunu, yerel medyanın daha içten ve samimi çalışmalar yaptığını şahsen düşünüyorum. Dolayısıyla yerel medyayı güçlendirmemiz gerekiyor.''

Arınç, Basın İlan Kurumu'nun geçtiğimiz günlerde resmi ilan ücretlerinin yayınlanması için kendisine getirdiği kararnameyi imzaladığını, buna göre resmi ilan ücretlerini artırdıklarını açıkladı.
10 Ocak 2011

Balbay'ın yazdığı kitabı meslektaşları imzaladı:

İstanbul Kadıköy Belediyesi ve Cumhuriyet gazetesi, ikinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı, Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın kaleme aldığı kitap dolayısıyla Kadıköy Belediyesi Sanat Kütüphanesi'nde söyleşi ve imza günü düzenledi. Tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter'in, Balbay'ın cezaevinden yazdığı mektubu okuduğu etkinlikte, bazı vatandaşlar gözyaşı döktü. Etkinlikte konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Balbay'ın tutuklanmasının üzerinden 674 gün geçtiğini belirtti. Öztürk, ''Asansörde bir ay kaldığınızı veya kapısı kilitli bir odada bir müddet yaşadığınızı düşünün. Bunun ne denli bir zulüm, işkence olduğunu herhalde anlatmaya gerek yok'' dedi. Yargılamada akla hayale gelmeyecek sorular sorulduğunu ifade eden Öztürk, bunların onur kırıcı şeyler olduğunu söyledi. Öztürk, konuşmasının sonunda, Balbay'ın yazdığı kitaptan bazı bölümleri okudu.

Gazeteci Yazgülü Aldoğan da Avrupa Birliği normları kapsamında yasalarda düzenlemeler yapıldığını, bunun sonucunda, 5 kişiyi öldüren, 12 kişiyi de yaralayan zanlıların tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını belirtti. İki senedir tutuklu olan Balbay'ın ise henüz hangi konudan yargılandığını tam olarak anlayamadıklarını kaydeden Aldoğan, ''Balbay, telefonda hükümeti eleştirdiği için yargılanıyor. Ne zaman tahliyesini istese tutukluluk süresi uzatılıyor. Amaç, Balbay ve arkadaşlarını 10 yıl cezaevinde tutmak'' diye konuştu.

Gazeteci Bekir Coşkun da ülkede hukukun kalmadığını ileri sürerek, doğru hukukun aranması gerektiğini belirtti. Bunda en büyük görevin gazetecilere düştüğünü söyleyen Coşkun, bu şekilde yaşamanın mümkün olmadığını kaydetti. Şair-yazar Ataol Behramoğlu ise Balbay'ın bir sivil darbe sonucu tutuklandığını ve Silivri'de kurulan özel mahkemede yargılandığını savundu.

Konuşmaların ardından, etkinliğe katılan Aldoğan, Coşkun ve Behramoğlu ile Orhan Bursalı, Ümit Zileli, Erdal Atabek, Zeynep Oral, Orhan Erinç, Enver Aysever, İdris Akyüz, Oray Eğin, Yalçın Bayer, Melih Aşık ve Meriç Velidedeoğlu, Balbay'ın yazdığı kitabı imzalayarak okuyuculara sundu.
11 Ocak 2011

“Cezaevinde gazeteci kalmasın, gazeteciler adil yargılansın”:

Türkiye’deki 24 gazetecilik meslek örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde cezaevinde gazeteci kalmamasını ve gazetecilerin adil yargılanmasını istedi. Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun İstanbul’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Burhan Felek Konferans Salonu’nda yaptığı basın toplantısında tutuklu ve tutuksuz yargılanan gazetecilerin durumunu değerlendirildi. Platform sözcüleri 50’den fazla gazetecinin tutuklu olduğuna dikkat çekti ve gazetecilerle ilgili 2 bini aşkın dava ve 4 bini aşkın soruşturmanın devam ettiğini vurguladı.

Toplantıya yargılanan gazeteciler de katıldı. Basın açıklamasını GÖP gelecek dönem Başkanı Ercan İpekçi yaptı. Toplantıya meslek örgütleri adına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Özdemir, Recep Yaşar Ekonomi Muhabirleri Derneği adına Sultan Özer, Basın Konseyi adına Genel Sekreter Oktay Huduti, Basın Enstitüsü adına Yurdanur Atadan, Çağdaş Gazeteciler Derneği adına da Nazım Alpman katıldı. Çok sayıda gazetecinin katıldığı toplantıda yargılanan gazeteciler adına Nedim Şener de bir konuşma yaptı.

GÖP basın açıklamasında şu önemli noktalara dikkat çekildi: “5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’da önemli değişiklikler getiren 212 sayılı yasanın 1961 yılında kabul edildiği 10 Ocak tarihi her yıl “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak anılmaktadır. Basın çalışanlarının özlük haklarının korunması ve iş güvencesinin sağlanması, basın ve ifade özgürlüğünün kullanılabilmesi bakımından önemlidir ve editoryal bağımsızlığı teminat altına alan en temel unsurlardandır. Demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından birisi olan “basın ve ifade özgürlüğü”, yalnızca basın emekçilerinin kullandığı bir hak olarak değerlendirilmemekte; bu aynı zamanda, halkın gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkını kullanabilmesini de kapsamaktadır.

Bu nedenle, basın emekçilerinin iş güvencesi, halkın ifade özgürlüğünü kullanabilmesiyle de yakından ilişkilidir. Uluslar arası meslek kodlarına göre, gazetecinin ilk görevi, “gerçeğe ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına” saygı duymaktır. Gazeteci, bu görevi yerine getirirken, haberleri dürüstçe toplama ve yayımlama özgürlüğü ile tarafsız yorum ve eleştiri hakkını da savunmalıdır. Gazeteci adına layık olanlar, genel hukuk kuralları çerçevesinde, mesleki konularda hükümetlerin ya da herhangi bir çıkar grubu veya kişinin her türlü müdahalesini reddetmeli ve yalnızca meslektaşlarının yargılarını kabul etmelidir. Bu çerçevede gazetecinin işyerindeki editoryal bağımsızlığı, devlet ve çıkar çevrelerinin müdahalelerine karşı korunması, esasında, demokrasinin gelişimine katkı yapan özgür tartışma ortamının bir teminatıdır.

Basın ve ifade özgürlüğünün sınırı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarında saptandığı ölçüde geniştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik hale gelmiş görüşe göre, “şiddet”, “silahlı mücadele”, “ayaklanmaya teşvik”, “kin ve nefret söylemi” içermemesi koşuluyla her türlü düşünce açıklaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin koruması altındadır. AİHM, bu içtihadını, Türkiye ile ilgili birçok kararda tekrarlamıştır. Türkiye’de hukuki düzenlemeler yapılırken ve bu kurallar uygulanırken dikkate alınması gereken bu ölçüt, bizim açımızdan da “basın ve ifade özgürlüğünün” sınırlarını oluşturmaktadır.

Medya aracılığıyla kişilik hakkı ihlallerine kadar varan niteliksiz yayıncılık, halktan bilgi saklanması, bilgi kirliliği, siyasi iktidarların ya da çeşitli çıkar çevrelerinin amaçları doğrultusunda yapılan dezenformasyon içerikli yayınlar, yanıltıcı ve yönlendirici habercilik; basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemektedir. Gazete, dergi, radyo ve televizyon gibi medya kuruluşlarının sayısal olarak çokluğu da basın ve ifade özgürlüğünün ölçütleri arasında kabul edilmemektedir.

AİHM’nin içtihatlarına göre, açıklanan görüşlerin “sert ifadeler” içermesi ya da “toplumu sarsıcı, rahatsız edici, şoke edici” nitelikte görülmesi; “hoşgörü ve tolerans” ile karşılanmasının önünde engel oluşturmamaktadır. Bu içerikteki ifadeler, “demokratik bir toplum” olmanın ve “çoksesliliğin” gereği olarak anlaşılmaktadır. Aynı hoşgörü, yalnızca toplumdan değil, devlet organlarından, devlet yöneticilerinden ve siyasetçilerden de beklenmektedir. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle, ülkemizdeki duruma bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye’de, AİHM içtihatları doğrultusunda gerçek anlamda basın ve ifade özgürlüğünden söz edebilmemiz mümkün değildir.

2011’e girerken, iş güvencesinden yoksun basın emekçilerinin, editoryal bağımsızlığı ve özgür haberciliği tehdit eden işsizlik tehlikesi altında olduğuna bir kez daha tanık oluyoruz. Sabah ve Habertürk medya gruplarında yüzden fazla basın emekçisinin işten çıkarılmasını, basın ve ifade özgürlüğü bağlamında endişeyle izliyoruz. Bunun, basın emekçileri üzerindeki devlet baskısının giderek arttığı bir döneme rastlaması geleceğe yönelik kaygılarımızı daha da artırmaktadır.

Kamu yayıncılığı yapan TRT ve Anadolu Ajansı üzerindeki hükümet müdahaleleriyle, bu kuruluşların özgür ve bağımsız habercilik ilkesinden uzaklaşmasından kaygı duyuyoruz. Başbakana ve bakanlara özgürce soru sorması engellenen, rahatsız edici soru yönelttikleri takdirde çalıştıkları kuruluşların yöneticilerine şikâyet edilen, Başbakanlığa girişleri ve haber izlemeleri akreditasyon uygulamalarıyla kısıtlanan gazetecilerin; her açıdan mutlak koruma altında olması, halkın haber alma hakkını kullanabilmesi bakımından da acil zorunluluk haline geldi. TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmekte olan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesiyle getirilen yeni düzenlemeyle, bu kuruluşlarda görev yapan gazetecilerin büyük çoğunluğu 212 sayılı Basın İş Kanunu kapsamı dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu düzenlemenin “tekriri müzekkere” yoluyla acilen düzeltilmesini bekliyoruz. Ayrıca basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki tüm kısıtlamaların kaldırılmasını talep ettiğimiz bir ortamda, yeni kanunla radyo ve televizyonlar için yayın yasaklarının genişletilmesi ve tekelleşmenin önünün açılması kabul edilebilir nitelikte değildir.

Bunların yanı sıra, 2005 yılında kabul edilen yeni Türk Ceza Kanunu ve 2006 yılında değiştirilen Terörle Mücadele Kanunu hükümleriyle gazeteciler üzerinde oluşturulan baskılar, artık Avrupa Komisyonu’nun 2010 Yılı İlerleme Raporu’nda da yer bulacak ölçüde ileriye gitti. Türkiye’de 50’den fazla gazeteci cezaevlerinde tutuklu olarak yargılanmaktadır. Bir süre tutuklu kaldıktan ya da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan hapis cezası istemiyle yargılaması devam eden 30’dan fazla basın emekçisi bulunmaktadır. Ayrıca yargılandıkları davalarda, haklarında para ya da hapis cezası verilmiş olmakla birlikte mahkeme kararı temyiz edildiği için kesinleşmeyen veya cezanın infazı 5 yıl süreyle ertelenmiş olan 30’dan fazla gazeteci daha vardır. Toplam olarak 100’den fazla gazeteci yakın vadede cezaevine girme tehdidi altındadır. Bütün bunların dışında, çok sayıda gazeteci ve medya kuruluşu hakkında hapis veya para cezası talebiyle açılmış 2000’den fazla dava mahkemelerde görülmektedir. Ayrıca gazeteciler hakkında açılmış olan 4000’den fazla soruşturma devam etmektedir. Ortaya çıkan bu tabloyu yalnızca yargı organlarının uygulama hatalarıyla açıklamak bir yanılgı olacaktır. Kanun hükümlerinin yazımında ciddi sorun vardır. Mevcut kanun hükümleri durduğu müddetçe gazeteciler hakkında dava açılmaması mümkün değildir. Bu sorun, hapis cezası yerine para cezası verilmesi yaklaşımıyla da çözülemeyecek kadar ağırdır. Bu anlamda gazetecilerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan, sansür ve otosansüre yol açan, basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan kanun hükümlerinde acil olarak değişiklik yapılması, suçun tanımı ve suç unsurlarının yeniden belirlenmesi kaçınılmaz hale geldi. Meslek örgütleri olarak, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmiyoruz. Yapmak istediğimiz, öncelikle gazetecilerin tutuksuz yargılanması ve bu yargılamalara gerekçe oluşturan kanun hükümlerinin değiştirilmesi amacıyla, ülkeyi yönetenlerin, yargıçların, savcıların, parlamenterlerin ve siyasi iktidarın temsilcilerinin vicdanlarını etkilemeye teşebbüs etmekten ibarettir. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla, ülkemizde gerçek anlamda basın ve ifade özgürlüğü mücadelesi verirken tutuklanan, gözaltına alınan, yargılanan, haklarında soruşturmalar açılan, hapis ya da para cezalarına mahkûm edilen meslektaşlarımıza sahip çıkmak adına sesimizi yükseltiyor, onların mücadelelerini selamlıyoruz.”

Yargılanan gazeteciler adına konuşma yapan Nedim Şener, “Düşünce ve ifade özgürlüğü diğer bütün özgürlüklerden önemli” dedi. Şener konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bunun önemini bilen insanlar hep burada. Çünkü her türlü temel ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz ama bizi insan olarak var eden şey düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Bugün yaşadıklarımıza baktığımızda benim çıkardığım sonuç şu; işlenen cinayetler, sansür uygulanan gazeteler, hapse atılan gazeteciler, gerek merkezde olan gerek merkezde olmayan gazetecilerin uğradığı baskılar, aslında o günkü siyasi konjonktürün eseridir. Bugün yaşadıklarımızın bundan 30 yıl önce, 50 yıl önce 70 yıl önce yaşananlardan farklı olmadığını düşünüyorum.”

TGS Başkanı Ercan İpekçi, Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun nasıl kurulduğunu neler yaptığını şöyle anlattı: 16–18 Nisan 2010 tarihlerinde İstanbul’da toplanan Avrupa Gazeteciler Federasyonu Genel Kurulu, Türk hükümetinden acil yasal düzenlemeler yapılmasını ve cezaevlerindeki tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını talep eden kararlar aldı. 24 Mayıs 2010 tarihinde Ankara’daki 11 meslek örgütünün oluşturduğu G–9 Gazeteci Meslek Örgütleri Platformu, “Gazetecilere Özgürlük Kampanyası” başlattığını açıkladı. 25–28 Mayıs 2010 tarihlerinde İspanya’nın Cadiz kentinde toplanan Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, Türkiye’de başlatılan “Gazetecilere Özgürlük Kampanyasının desteklenmesini kararlaştırdı.

22 Haziran 2010 tarihinde, G–9 Gazeteci Meslek Örgütleri Platformu, Gazetecilere Özgürlük İmza Kampanyasını başlattı. 24 Temmuz 2010 tarihinde TGC Basın Özgürlüğü ödülleri, cezaevlerindeki tutuklu gazetecileri temsilen 174 yıl hapis cezasına çarptırılan Azadiya Welat gazetesi Yazı İşleri Müdürü Vedat Kurşun’a; hakkında hapis cezası verilmiş gazetecileri temsilen Express dergisinden İrfan Aktan’a; hapis cezası istemiyle yargılanan gazetecileri temsilen Radikal gazetesinden İsmail Saymaz’a ve basın özgürlüğü sorunlarını yazılarıyla gündeme taşıyan gazeteciler adına Sedat Ergin’e verildi. 25 Ağustos 2010 tarihinde 18 meslek örgütü bir araya gelerek Gazetecilere Özgürlük Platformu oluşturduklarını açıkladılar. Platforma katılan örgüt sayısı ilerleyen aylarda 25’e yükseldi. 27 Eylül 2010 tarihinde, EFJ ve FIJ tarafından, gazetecilere özgürlük kampanyası uluslararası boyuta taşınarak, Başbakana elektronik posta kartı gönderilmesine başlandı.

8–10 Ekim 2010 tarihlerinde Ordu’da toplanan Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Genel Kurulu, Türkiye’deki Gazetecilere Özgürlük Kampanyası’nın desteklenmesi kararı aldı. Gazetecilere Özgürlük Platformu, bundan sonraki süreçte gazeteciler hakkında açılmış olan davaların heyetler halinde izlenmesine karar verdi. İpekçi, hükümetin yapılan etkinliklerden etkilendiğini belirterek, “Adalet Bakanlığı bizi arayıp, cezaevindeki 50 gazetecinin kimler olduğunu kendi ellerindeki 26 kişilik listeyle mukayese etme açısından ilgi gösterdiler. Biz kampanyamızı aynı duyarlıkla daha da genişleterek hiçbir ayrım gözetmeden bütün meslektaşlarımıza sahip çıkarak sürdürdüğümüz müddetçe her açıdan bir sonuç alacağımız düşünüyorum. Gelecekten ben umutluyum doğrusu” dedi.
11 Ocak 2011

Güneş: TV çalışanları mağdur edilmemeli:

TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmekte olan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesiyle getirilen yeni düzenlemelerle ilgili bilgi veren TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “23. maddeyle ilgili radyo televizyon çalışanlarının mağdur edilmemesi konusunda Antalya’da bir girişimimiz oldu” dedi. Güneş sözlerini şöyle sürdürdü: “Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün Alanya’da yaptığı toplantıya Sayın Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç da katıldı. Sayın Arınç’a bu konuda 5953’e tabi çalıştırma zorunluluğunu asgari kadroyla sınırlı tutan uygulamanın yanlış olduğunu ve 24 meslek örgütünün bu konuda değişmesi konusunda talepte bulunduğunu paylaştım. RTÜK’ün Hukuk Danışmanı Aslan Bey ile de bu konuyu konuştuk. Bir yazılı metni basın müşaviri Erkan Durdu’ya da ilettik. Bir düzeltme olabileceği yolunda umut var, olup olmayacağını hep birlikte izleyeceğiz.”
11 Ocak 2011

Liderler gazeteciler gününü kutladı:

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla çeşitli etkinlikler düzenlenirken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, özgür bir basının mevcudiyetinin ve basının her türlü yönlendirmeden ve baskıdan uzak bir şekilde görevini yerine getirmesinin, rejimin daha sağlıklı işlemesi, standartların yükselmesi ve kamuoyu duyarlılığının artması bakımından büyük önem taşıdığını ifade etti. Gazetecilerin çalışmalarının, Türkiye'nin şeffaf, demokratik ve hür bir ülke olarak dinamizmini sürdürmesine hizmet ettiğini, basın çalışanlarının sorunlarının çözülmesi, haklarının iyileştirilmesi, hak ettikleri hayat şartlarına ve çalışma ortamlarına kavuşturulmasının basını daha da güçlü kılacağına işaret eden Gül, şöyle devam etti: ''Basın özgürlüğünün ve ifade hürriyetinin korunması ve geliştirilmesi, demokratik toplum düzeninin en önemli gereklerinden biridir. Bu husus aynı zamanda, ülkemizin itibarının yükselmesiyle de doğrudan ilgilidir. Değerli basın çalışanlarının Çalışan Gazeteciler Günü'nü tebrik ediyor, görevlerini yaparken hayatlarını kaybeden basın çalışanlarını rahmetle anıyor, tüm basın çalışanlarına sevgi ve selamlarımı iletiyorum.''

Cumhurbaşkanı Vekili ve TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutladı. Bir ülkede demokrasinin gelişmesinde basının çok önemli rolü olduğunu ifade eden Şahin, ''Demokrasinin gelişmesi için vatandaşın ülkede ve dünyada olup bitenlerden doğru ve anında haberdar olması gerekir. Vatandaşa bu haberi taşıyacak olan basın yayın kuruluşlarıdır. Basın, demokrasilerde haklı olarak dördüncü güç olarak nitelendirilmiştir. Ama bu meslek ifa edilirken hiçbir zaman etik kurallar ihmal edilmemeli, tarafsızlıktan ödün verilmemeli'' dedi. Başbakanlık Basın Merkezi'nin açıklamasına göre, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla mesaj yayımlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir ülkede sadece iktidar ve muhalefet partilerinin değil, medya kuruluşlarının da demokratik kültürün ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Medya kuruluşlarının, demokratik süreçlerin sağlıklı işlemesi için sorumluluk ve yükümlülük sahibi olduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi: ''Medya, demokrasinin tarafı olmalıdır; hukukun, insani değerlerin, hak ve özgürlüklerin tarafı olmalıdır. Günümüz Türkiye'sinde, medyamız da kendini yenilemeli, çağdaş bir yayıncılık anlayışını benimsemelidir.”
11 Ocak 2011

Gazetecilik ‘en stresli’ mesleklerden biri:

Amerika'da yapılan araştırmaya göre, gazetecilik 'en stresli' mesleklerden biri. Aşırı stres yükü, gazetecilerin özellikle de kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Stresin sağlığı önemli ölçüde etkilediğini belirten uzmanlar, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazetecilere stresle baş etmenin yollarını anlattı. Ciddi boyutlarda ve uzun süre devam eden stresin kalp sağlığı için zararlı olabildiğini belirten Kalp Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Seden Erten Çelik, stresin başta bağışıklık sistemi olmak üzere kalp ve dolaşım sistemini de etkileyerek koroner arter hastalığı, hipertansiyon gibi kalp rahatsızlıklarına neden olabildiğini ifade etti.

Çelİk, “Diğer stresli ve baskı altında çalışanlar gibi gazetecilerde de düzensiz beslenme, sigara kullanımı gibi olumsuz faktörlere, genetik yatkınlığın da eşlik etmesi kalp hastalıklarına yakalanmayı kaçınılmaz kılıyor. Çalışmalarda iş stresi yoğun olan kişilerde, adrenalin seviyeleri normalden yüksek olarak bulunmuş. Ağır stres durumunda vücutta adrenalin salgısı artışına bağlı olarak kan basıncı, kalp hızı ve kan şekerinde yükselmeler görülüyor. Bunların sonucunda da kalp krizi geçirme riski artıyor.”
11 Ocak 2011

''World Press Photo Sergisi 2010” sona erdi:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Hollanda'nın İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle düzenlenen ''World Press Photo-Dünya Basın Fotoğrafları Sergisi 2010'' sona erdi. Forum İstanbul Alışveriş Merkezi'nde düzenlenen ''World Press Photo-Dünya Basın Fotoğrafları Sergisi 2010''nun son gününde, amatör ve profesyonel fotoğrafçıların çalışmalarının değerlendirildiği ''Fotomaraton'' yarışmasında dereceye girenlere de ödülleri sunuldu. Birinciliğe Berrin Kalenderli, ikinciliğe Hakan Morallı, üçüncülüğe ise Erkan Kalenderli layık görülürken, dereceye giren yarışmacılara fotoğraf makinesi hediye edildi.
12 Ocak 2011

''Türk Basını ve Yerel Medya'' sergisi açıldı:

Konya Dedeman Otel'de Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) arşivinden derlenen gazete örneklerinin yer aldığı serginin açılışını Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Dr. Hilmi Bengi, BYEGM Genel Müdürü Murat Karakaya, Selçuk Üniversitesi (SÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şefik Bilir, ile SÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Hadi Sümer yaptı.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla açılan sergide, Türkçe kitap basabilen ilk matbaanın kuruluşundan 1938 yılına kadar geçen süreçteki gazete örnekleri yer alıyor. Cumhuriyet dönemi Osmanlıca gazeteler ile harf inkılabından sonra yayımlanan gazeteler de serginin ana ögelerini oluşturuyor. Sergide ayrıca, Konya yerel basınından örnekler ve Konya'ya ait eski şehir görüntüleri bulunuyor. Bir gün açık kalacak sergideki materyaller, daha sonra SÜ İletişim Fakültesi’nde sergilenecek.
12 Ocak 2011

Balbay’a destek için Silivri daveti:

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, tüm duyarlı vatandaşları ve gazetecileri 17 Ocak’ta Silivri’de gerçekleştirilecek duruşmaya davet etti. Sertel, “Bu ülkede Hizbullahçılar, katiller serbest bırakılırken yazdığı, düşündüğü ve gazeteci kimliği nedeniyle elinde belge bulundurduğu için içeri atılan Balbay’ın hesabını sormaya gidelim” dedi.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle İzmirli gazeteciler, Buca Belediyesi tarafından Gölet’de düzenlenen gecede bir araya geldi. Buca Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen geceye yaklaşık 500 kişi katıldı. Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı ve eşi Oya Tatı’nın ev sahipliği yaptığı geceye İzmir Gazeteciler Cemiyeti yönetimi ve üyelerinin yanı sıra Bornova Belediye Başkanı Kamil Okyay Sındır, CHP Buca ilçe yönetimi ve Başkanı Selim Bozdağ, İzmir Büyükşehir ve Buca Belediyesi Meclis üyeleri de katıldı.
13 Ocak 2011

Çetin: Dink davasında ifadelerde uyum var:

Hrant Dink cinayeti davasını değerlendiren hukukçu Fethiye Çetin, "cinayetinin hazırlanması, işlenmesi, cinayetin ardından delillerin gizlenmesi, karartılması, gerçeğin üstünün örtülmesi, yargı süreçlerinin sınırlarının ve çerçevesinin çizilmesi ve bu sınırların dışına çıkılmamasındaki uyumu ve ideolojik ortaklığı dikkat çekicidir" diyerek devletin sorumluluğa işaret etti. Çetin, bu uyum ve ortaklığın cinayetin meşrulaştırılmasının yanında cezasızlığını da sağlayan ve olağanlaştıran güçlü bir aygıtın ve zihniyetin varlığına tekabül ettiğini savundu."Bu güçlü aygıt devletin ta kendisidir. Hrant Dink'in hedef gösterilmesi, mahkumiyetiyle sonuçlanan yargı süreçleri ve öldürülmesi, cinayet yargılamalarının tıkanması, yani sürecin bütün olguları, devletin ideolojisini ve siyasetini işaret etmektedir."

"Birbirleriyle kavgalı kurumların Hrant Dink cinayetinin hazırlığına katkı, işlenmesine kolaylık ve katil zanlısına kahraman muamelesi konusundaki uyumu, devlet kadrolarında mevcut bir başka güçlü zihniyetin ne kadar yaygın ve içselleştirilmiş olduğunu gösterdi. "Sürece bir bütün olarak bakıldığında bu zihniyetin, cinayetleri içselleştiren, olağanlaştıran, meşrulaştıran farklılıklara, özellikle Ermenilere düşman ittihatçı geleneğin uzantısı olduğunu söylemek hiç de yanlış bir tespit olmayacak. "Aynı süreçte, devlet yapılanmasında değişime ve kurumlar arasında farklılaşmaya hatta çatışmaya tanık olundu. Bu değişim ve farklılaşma, hedef durumunda olan kimi aydınların yaşamlarını korumaya yönelik tedbirler alınmasıyla sonuçlandı. Kurumlar arası çatışma, çok sayıda aydın ve gazetecinin yaşam haklarının da güvencesini oluşturdu. Örneğin, Orhan Pamuk, talep etmediği halde, kendisine koruma tahsis edildi. Mehmet Ali Birand, zamanın MİT Müsteşarı'nca koruma altına alınarak öldürülmekten kurtulduğunu geçenlerde açıkladı. Bu ülkenin değerli aydınları Orhan Pamuk ve Mehmet Ali Birand'ın yaşamının korunması doğrultusunda alınan ve son derece haklı ve doğru bulduğumuz tedbirlerin yine aynı süreçte Hrant Dink'ten esirgendiğine de tanık olundu.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink cinayetinde verilen ifadelerin uyumluluğunun tespit edilmesi amacıyla tetikçi zanlısı Ogün Samast'a olay mahallinde keşif yapılması yönünde müdahil avukatların ilettikleri talebi reddetti.Bunun osyaya yenilik kazandırmayacağını düşünen mahkeme, Samast ile ilgili görevsizlik kararı vererek dosyasını Sultanahmet Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermişti. Yargılamaya 7 Şubat'ta devam edilecek.
14 Ocak 2011

Devlet Bakanı Yazıcı’dan Sözcü gazetesine dava:

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, İstanbul gümrüğündeki ''rüşvet ve yolsuzluk'' iddialarıyla ilgili haberlerde kendisiyle ilgili gerçek dışı ithamlarda bulunulduğu gerekçesiyle Sözcü Gazetesi ile gazetenin imtiyaz sahibi Burak Akbay aleyhine 10 bin liralık manevi tazminat davası açtı. Bakan Yazıcı'nın avukatları Muammer Cemaloğlu ve Fatih Şahin'in açtığı davanın dilekçesinde, gazetenin dünkü nüshasının birinci ve dördüncü sayfalarında ''Karışık ilişkiler bir bir çözülüyor'', ''O müdür, bakanın dünürünün yeğeni çıktı'', ''Gümrükten akraba çıktı'' başlıklı haberler yayımlandığı belirtildi.

''Haberde Yazıcı'nın şahsiyet haklarına tecavüz niteliğinde, şeref, haysiyet ve onuruna yönelik tamamen gerçek dışı ithamlarda bulunulduğu'' bildirilen dilekçede, şunlar belirtildi: ''Gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanı Hayati Yazıcı'nın talimatıyla başlatılan gümrük operasyonunda gözaltına alınarak tutuklanan İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürü Lütfü Ekinci'nin Sayın Yazıcı'nın dünürü ile akraba olduğuna ve dünürünün ricası ile göreve atandığına ilişkin dava konusu haber külliyen yalandır, iftiradır. Sayın Yazıcı'nın ya da dünürünün adı geçen şahısla herhangi bir akrabalık bağı bulunmamaktadır. Bahse konu atamada da dünürünün hiçbir ricası, etkisi ya da talebi olmamıştır. Haberde iddia edildiği gibi, atamalarda sayın bakanın dünüründen böyle bir talebin gelmesi ya da sayın bakanın bu tür taleplere göre atama yapması da söz konusu olamaz.'' Dilekçede, Sözcü Gazetesi ile Burak Akbay'dan 10 bin lira manevi tazminat talep edildi.
14 Ocak 2011

Basın temsilcilerine İsrail’de Şin Bet tacizi:

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yabancı basın temsilcilerine yönelik yıllık basın toplansını izleyecek El Cezire televizyonu için çalışan kadın gazetecinin gizli servis Şin Bet’in arama eziyetiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi. İsrail’de yayımlanan Yediot Ahranot gazetesinin haberine göre, gazetecinin güvenlik aramasında iç çamaşırlarını da çıkarmasının istenmesiyle patlak veren olay aralarında Türkiye’den gazetecilerin de yer aldığı katılımcılar tarafından protesto edildi. 8 yıldır Katar merkezli El Cezire için çalışan prodüktör ve muhabir Nacvan Simri Diab, yaşadıklarını anlatırken “düşman muamelesi gördüm” ifadesini kullandı. Hamile olan Diab, El Cezire adına toplantıya 3 kadın çalışan ve 1 erkek fotoğrafçıyla katılacaklarını ve kimlik bilgilerini önceden İsrailli yetkililere ilettiklerini ifade etti. Diab, toplantının yapılacağı yere daha önce ulaşan fotoğrafçının telefonla arayarak kendisine İsrail güvenlik görevlilerinin ayrımcılık yaptığını, herkesi içeri alırken onu diğerlerinden ayırarak ekipmanını aldıklarını söylediğini belirtti. Ardından kendiyle birlikte ekibinin alana ulaştığını ancak güvenlik aramasında diğer Arap gazetecilerle birlikte sırada yarım saat beklediklerini, diğer meslektaşları için başka bir sıranın oluşturulduğunu ifade etti. Uzun bekleyişe tepki gösteren Diab, yetkililere hamile olduğunu hatırlatması üzerine “otur bekle” yanıtı aldığını ve bir süre sonra binanın aşağısındaki bir odaya götürülerek kadın görevli tarafından daha kapsamlı bir aramaya maruz kaldığını söyledi.

15 dakika boyunca arandığını kaydeden Diab şöyle devam etti: “Üzerimdekileri çıkartmamı söyledi. Sonunda, fanila ve pantolonla kaldım. Hamile olduğumu hatırlattım ve el arama cihazı kullanmamasını istedim, sonra bunu bile kabul ettim. Ardından görevli sutyenimi inceledi ve çıkarmamı istedi. Niye diye sordum ‘herkes çıkarıyor, sen de çıkaracaksın’ dedi. Üstü geldi, ısrarları sürdü. Ben de toplantıya giremeyecek olsam bile çıkarmayacağımı söyledim. O da ‘O zaman içeri giremeyeceksin’ dedi.” Diab kendisini gören basın sözcüsünün de, olanları anlattığında “drama yaratma” cevabını verdiğini kaydetti ve sözcünün önceki gün kendilerine şunları söylediğini savundu: “Türk ekibine de aynısını yapıyoruz. Bana aynısını ABD’de yapıyorlar. Bunda ne var?” Diab daha sonra açıklamalarını “Diğerleri de aşağılanıyor diye kendimi daha mı iyi hissetmem gerekiyor?” diye sürdürdü. Gizli servisten yapılan açıklamada ise “Tüm misafirler bu tür organizasyonlarda güvenlik kontrolüne tabidir. 3 kadın gazeteci bu uygulamaları reddetmiş ve davete katılmamışlardır” denildi.
15 Ocak 2011

Gazetecileri aşağılayan İsrail araması kınandı:

İsrail'deki Yabancı Basın Derneği, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ülkedeki yabancı basın mensupları için düzenlediği yıllık resepsiyon ve basın toplantısından önce gazetecileri güvenlik denetiminden geçiren İsrail İç Güvenlik servisi Şin Bet elemanlarının aşağılayıcı tavrını kınadı. Dernek, bu uygulamanın bir daha yapılmayacağının garantisini istedi ve aksi takdirde, bundan sonraki davetlere katılınmayacağını vurguladı. Yabancı Basın Derneği'nin yaptığı açıklamada, Başbakan'ın basın toplantısında güvenlik kontrolü ihtiyacının anlayışla karşılanmasına rağmen, "Beş yıldızlı bir otele kokteyl için insanları davet edip sonra onların, kapıda soyulmaya kalkılmasının en azından kabul edilemez olduğu" kaydedildi.

Netanyahu'nun Salı günü akşamı saat 20.00'de başlayan toplantı sının düzenlendiği otelin lobisinin alt katında, Şin Bet elemanları tarafından özel olarak kurulan odalara tek tek alınan yabancı gazeteciler hem elle ve hem de metal dedektörlerle saatlerce kontrolden geçirilirken, çanta ve ekipmanları da elektronik araçlarda yoğun muayeneye tabi tutulmuştu.

Şin Bet görevlilerinin güvenlik kontrolünden geçirdiği Katar merkezli El Cezire televizyonunun bayan muhabirlerinden Nacvan Simri Diyab'dan sütyenini de çıkarmasını istemeleri, gazetecinin sert tepkisine neden olmuş ve Diyab olayı protesto ederek, basın toplantısına katılmayı reddetmişti. El Cezire muhabiri, Yabancı Basın Derneği ile Başbakanlık Basın-Yayın Merkezi'ne, Şin bet elemanları hakkında şikayette bulunmuştu.

Şin Bet mensuplarının bazı basın mensuplarına yönelik aşağılayıcı tavrı, resepsiyonda bulunan İsrail Başbakanlık Basın Bürosu başkanı Oren Helman'a da şikayet edilmiş ve İsrail basınına da yansımıştı.

Açıklamada, Şin Bet'in kendi sorumlulukları olmasına rağmen, makul parametreler içinde çalışmasının da gerekli olduğu vurgulanarak, "demokratik bir ülkede güvenlik servislerinin istedikleri gibi davranmasına izin verilmediğinin" altı çizildi. Yabancı medya ile ilişkilerinde yeni bir dönem oluşturmaya çalışan bir hükümet için, bu yeni başlangıcın "garip" olduğu ifade edilen açıklamada, "İsrail Başbakanı'nın da bu tür kötü niyetli bir güvenlik kontrolünün ne arkadaşlarına ne de ailesine yapılmasını kabul etmeyeceğinden eminiz. Bunun bir kere daha olmayacağının temin edilmesini istiyoruz. Ya da bir daha bundan sonraki davetleri kabul etmeyeceğiz" denildi.

"Güvenlik kontrolüne karşı değilim ama, aşağılamaya karşı yım" diyen El Cezire muhabiri Simri Diyab ise, sadece kendisiyle arkadaşlarının bu tür muameleye uğradıklarına inandığını, çünkü "Arap olduklarını ve El Cezire için çalıştıklarını" belirtti.

Böyle bir uygulama ile ilk kez karşı karşıya kalmadığını da belirten Diyab, bu kez olayın medyanın müdahalesi nedeniyle kamuoyuna yansıdığını dile getirdi. Yabancı Basın Derneği ise sadece El Cezire ekibinin değil, Wall Street Journal'in İsrail'deki temsilcisi Charles Levinson'un da aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci ve foto muhabirinin de aynı aşağılayıcı muameleye tabi tutulup, soyunmalarının istendiğini ifade etti.
17 Ocak 2011

Basına karşı şiddet rahatsız ediyor:

ABD'de 70 yıl önce kurulan insan hakları ve özgürlükleri izleme örgütü Freedom House'un 'Dünyada Özgürlükler' raporunda Türkiye, verilen 3 puanla ‘kısmen özgür ülkeler’ kategorisinde yer aldı. Freedom House örgütünün raporunda, en özgür olan ülkeler 1, en az özgür olanlar 7 puanla derecelendirildi. Buna göre, Türkiye'nin notu hem siyasi haklar, hem sivil özgürlükler alanında, geçen yıllardaki gibi 3 oldu. Türkiye, özgürlüklerin statüsü konusunda 'kısmen özgür' ülkeler kategorisinde yer adı. Araştırma Direktörü Arch Puddington, Türkiye'de hem şu anki hükümet döneminde hem de öncesinde bir dizi önemli reformun hayata geçirildiğini belirterek, 'Ancak son bir yıl içerisinde, Freedom House'ta bazı küçük alarm zillerinin çalmasına neden olan gelişmeler oldu. Hükümetin özellikle basına yönelik muamelesinden büyük kaygı duyuyoruz' dedi.

Merkezi Washington'da bulunan Freedom House örgütünün yıllık 'Dünyada Özgürlükler' raporunda, ülkeler en özgür olandan en az özgür olana, 1'den 7'ye doğru rakamlarla notlandırıldı. Buna göre, Türkiye'nin notu hem siyasi haklar, hem sivil özgürlükler alanında, geçen yıllardaki gibi 3 oldu. Raporda Türkiye'ye, özgürlüklerin statüsü konusunda ''kısmen özgür'' ülkeler kategorisinde yer verildi.

Freedom House'un Araştırma Direktörü Arch Puddington, raporla ilgili düzenlenen basın toplantısında, Türkiye ile ilgili bir soru üzerine, ''Türkiye'de 'inanılmaz' derecede bir siyasi kutuplaşmanın olduğunu, ABD'de yaşanan kutuplaşmanın, Türkiye'deki ile karşılaştırıldığında 'çok basit' kaldığını'' söyledi. ''Türkiye'yi, yüksek nota sahip bir 'kısmen özgür ülke' olarak gördüklerini'' belirten Puddington, ''Türkiye'de hem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin öncesinde, hem de şu anki hükümet döneminde bir dizi önemli reformun hayata geçirildiğini'' söyledi. ''Başbakan Erdoğan'ın, hukukun üstünlüğü, azınlık hakları, Kürtlerle ilişkiler ve yönetimle alakalı belli alanlarda bazı önemli reformlar yaptığını'' ifade eden Puddington, ''Ancak aşağı yukarı son bir yıl içerisinde, Freedom House'da bazı küçük alarm zillerinin çalmasına neden olan gelişmeler oldu. Bunlar, küçük bir miktar dışında Türkiye'nin notunu çok fazla aşağı düşürmedi, ancak Türk hükümetinin özellikle basına yönelik muamelesinden büyük kaygı duyuyoruz'' dedi. Puddington, ''Başbakan Erdoğan'ın, basında kendisini eleştiren kesimleri 'düşman' gibi gördüğünü'' öne sürerek, ''gerek Erdoğan, gerekse savcıların basına karşı aldığı tedbirleri 'rahatsız edici' bulduklarını'' söyledi. Puddington, ''Genel düzene baktığımızda, demokratik eğilimler taşıyan liderlerin bile, otoriter bir yönelime kaydıklarında ilk olarak basını hedef aldıklarını görürüz, Türkiye'de de şu anda gördüğümüz bu'' ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanlığının Demokrasi, İnsan Hakları ve Çalışmadan Sorumlu Bakan Yardımcısı Michael Posner da toplantının ardından gazetecilerin Türkiye ile ilgili bir sorusunu yanıtlarken, ''Türk hükümetiyle aralarındaki güçlü ilişkilere vurgu yaparak, Türkiye'de bazı alanlarda son 10 yıl içinde büyük ilerleme sağlandığını, ancak basın özgürlüğü gibi alanlara dairse kaygılarının bulunduğunu'' söyledi.

Posner, ''Türkiye'de son 10 yıl içinde bazı alanlarda büyük ilerlemeler kaydedildiğini gördük, ancak basın özgürlüğü gibi alanlarda kaygılarımız var ve bu kaygıları dile getirmeye devam ediyoruz'' dedi.

Bir süre önce de Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında son 40'a girmişti. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayımladığı listeye göre, Türkiye 178 ülke arasında 138'inci oldu. Geçen sene 122. sırada olan Türkiye'nin düşüşü raporda şöyle açıklandı: "Avrupa'nın kapısındaki Türkiye ve Romanya tarihlerinin en kötü sıralamalarındalar. 138. sıradaki Türkiye ile 140. sıradaki Rusya arasında yalnızca Etiyopya var. Türkiye özelinde bu düşüşün nedeni gazetecileri hedef alan davalar, hapis cezaları ve mahkeme hükümlerindeki şiddetli artış. Bu vakaların arasında bir sürü Kürt ya da Kürt sorununu ele alan medya kuruluşu ya da çalışanı da var."
17 Ocak 2011

“Fotoğraf Peşinde Bir Ömür” sergisi Kadıköy’de açıldı:

Türkiye tarihinin 30 yılına tanıklık eden, ancak 2,5 yıl önce geçirdiği rahatsızlık sonucu bitkisel hayata giren Cumhuriyet gazetesi foto muhabiri Erdoğan Köseoğlu'nun fotoğrafları çalışma arkadaşlarınca bir sergide toplandı.İstanbul Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki serginin açılışında konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Köseoğlu'nun, foto muhabirliği dendiğinde adı öncelikle akla gelen meslektaşlarından biri olduğunu söyledi. Köseoğlu'nun bir süredir sağlık sorunları nedeniyle çalışamadığını ifade eden Erinç, ''Ama çalıştığı dönemde çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan sergi hem Erdoğan'a saygı, sevgi gösterme anlamını taşıyor hem de foto muhabirlerinin ne kadar zor koşullarda çalıştıklarını belgeliyor'' dedi. Erinç, Erdoğan Köseoğlu'nun foto muhabirliğinin soydan geldiğini, babası İbrahim Köseoğlu'nun da Cumhuriyet gazetesi foto muhabirlerinden biri olduğunu söyledi.

Köseoğlu'nun Cumhuriyet gazetesinden arkadaşı Sevim Ertemur da serginin, Köseoğlu'nun tanıklık ettiği dönemde çektiği fotoğraflardan seçtikleri 60 fotoğraftan oluştuğunu dile getirdi. Köseoğlu'nun kızı Esra Köseoğlu ise böyle bir serginin açılmasının kendilerini heyecanlandırdığını ve gururlandırdığını ifade ederek, ''Babamızın meslekte çok sevildiğini ve sayıldığını görüyoruz. Arkadaşlarının onun için bir şeyler yapması bizi çok gururlandırdı. Babam 2,5 yıl önce geçirdiği kalp krizi sonucu bitkisel hayatta. Böyle bir sergi bizi çok sevindirdi'' diye konuştu. Sergi 31 Ocak’a kadar açık kalacak.
17 Ocak 2011

Yaralanan Fransız foto muhabiri öldü:

Başket Tunus'taki Fransız konsolosluğundan yapılan açıklamada, bir gösteriyi izlediği sırada polis memuru tarafından atılan gaz bombasının başına isabet etmesiyle yaralanan EPA ajansı için çalışan 32 yaşındaki Lucas Mebruk Dolega'nın öldüğü belirtildi. Yaralı halde hastaneye kaldırılan ve ameliyata alındıktan sonra suni olarak uyutulan Dolega, Tunus'taki Yasemin Devriminin ilk yabancı gazeteci kurbanı olarak kayıtlara geçti. Zeynelabidin Bin Ali, 23 yıl totaliter rejimle ülkeyi yönettikten sonra, 1 ay süren gösterilerin kesilmemesi üzerine ülkesinden kaçmıştı.
18 Ocak 2011

GÖP’ten tutuklu gazetecilere destek sürüyor:

Gazetecilere Özgürlük Platformu adına açıklama yapan Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Başkanı Atilla Sertel, Türkiye’de ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğuna dikkat çekerek, duruşmaya Türkiye’nin dört bir yanından cemiyet başkanlarının ve gazetecilerin katıldığını açıkladı. Sertel, GÖP’e ihtiyaç duyulmayan bir ülke arzu ettiklerini belirterek, böyle bir ülke özlemi içinde daha fazla demokrasi adına, basın, ifade ve gazetecilerin özgürlüğü için mücadeleye devam edeceklerini vurguladı. İkinci ''Ergenekon'' davasının 96. duruşması İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda yapıldı. Duruşmaya gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanık katıldı. Duruşmada Balbay, mahkeme heyetinin 9 haftada 38 kez aynı gerekçelerle tahliye taleplerinin reddedildiğini dile getirerek, Hizbullah davası sanıklarının tahliye edilmesini eleştirdi.

Balbay, ''Şu anda firarda olan Hizbullah değil, hukuktur. Hizbullah'a her şey mümkün bize değil, tahliye edilen Hizbullah sanıklarının biri 48, biri 35, biri de 14 cinayeti kabul etmişler. Onlar tahliye oluyor, ama biz hakkımızda hiçbir delil olmadan burada tutuklu olarak yargılanıyoruz'' şeklinde konuştu.

Hakkında 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 300 yıla kadar hapis istendiğine dikkati çeken Balbay, ''Bu kadar ömür garantisini veriyorsanız tamam, ancak bu davalar arasında hiçbir hukuksal bağlantı kalmadı. Geldiğimiz nokta davanın bu şekilde devam etmeyeceğini gösteriyor. Hakkımda haberler çıkıyor. Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in bana 'bu hükümetin hakim alımları sakıncalı' dediği yazılıyor. Bu suç mudur? 184 cinayetle yargılananlar dışarıda. Hukuku firardan kurtarmanızı bekliyorum'' dedi.

Sanık Tuncay Özkan da, mahkeme heyetinin usul kanunlarına uymadığını öne sürerek, suçunu hâlâ bilmediğini söyledi. Delil değerlendirilmesinin yapılmasını talep eden Özkan, ''Eşim ve kız kardeşimin dinlenmesine neden bir şey demiyorsunuz? Delillerle ilgili neden değerlendirme yapmıyorsunuz'' dedi. Özkan, şunları söyledi: ''3 yıl oldu burada yargılanıyorum. Ama hala suçumu bilmiyorum. Sizler kendi aranızda benim suçumu konuşamazsınız. Suçumu bana da söylemek zorundasınız. Yargılamanın ne zaman biteceğini bilmiyorum. Bırakın siyaset yapayım. Buraya gelen insanlar benim siyaset yapmamı istiyorlar, onun için buradalar. Buradaki yargılama bir despotik uygulamaya dönüştü artık.''

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, Nail Güreli, Şükran Soner'in de aralarında bulunduğu kalabalık bir gazeteci grubu da duruşmayı izledi. Duruşmaya aralarında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Ahsen Coşar, Yönetim Kurulu üyeleri ile İstanbul Adana, Edirne, Uşak, Muğla Baro Başkanlarının da bulunduğu yaklaşık 35 avukat da gözlemci olarak katıldı.
18 Ocak 2011

Hrant Dink, ölümünün 4. yılında törenle anıldı:

İstanbul Zeytinburnu Balıklı Ermeni Mezarlığı'nda Hrant Dink için anma töreni düzenlendi. Dink’in mezarı başında düzenlenen törene eşi Rakel Dink, kızı Delal ve oğlu Arat, annesi, kardeşleri ve sevenleri katıldı. Törenden önce mezarlığa gelen Rakel Dink, kızı Delal ile birlikte eşinin mezar ına çiçek koydu. Anma töreni için gelen diğer yakınları da yanlarında getirdikleri çiçekleri Dink'in mezarına bıraktı. Daha sonra dualar ve ilahiler eşliğinde dini tören yapıldı. Yağmur altında yapılan tören sonunda okunan şiir büyük alkış aldı. Törenin sonunda ise Rakel Dink, oğlu ve Hrant Dink'in annesi birlikte katılımcıların taziyelerini kabul etti. Gözyaşlarını tutamadığı gözlenen Rakel Dink, basın mensuplarına herhangi bir açıklama yapmak istemediğini belirtti.
18 Ocak 2011

Başbakan Erdoğan’dan Taraf gazetesine dava:

Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın avukatları Fatih Şahin ve Muammer Cemaloğlu tarafından hazırlanan dava dilekçesinde, Taraf gazetesinin 15 Ocak 2011 tarihli nüshasında, Ahmet Altan tarafından kaleme alınan ''Erdoğan ve Kof Kabadayılık'' başlıklı köşe yazısında, ''Erdoğan'ın şahsiyet haklarına saldırı kastıyla fevkalade ağır hakaretlerde bulunulduğu'' savunuldu. Dava konusu köşe yazısındaki ifadelerle ''Altan'ın açıkça, Erdoğan'ı dürüst olmamakla, halkın emanetine hıyanet etmekle itham ettiği'' belirtilen dilekçede, ''Bu ifadelerin ne anlama geldiği, halk arasındaki kullanım şekli, açıklamaya gerek duyulmayacak şekilde ortadadır'' denildi.

Ahmet Altan'ın bu ifadeleri ile eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığı ileri sürülen dilekçede, şunlar ifade edildi: ''Davalı konumu itibariyle, müvekkile karşı kullanmış olduğu ve okurlarca hakaret olarak algılanacak bu ağır ifadeleri sarf etmeden de kaleme aldığı konu hakkında, daha etkin bir yazı yazabilir ve böylece basına hizmet etme amacını gerçekleştirebilirdi. Ne var ki davalının amacı bu değildir. Amacı en ağır biçimde müvekkilimize hakaret etmektir. Yoksa düşüncelerini açıklamak, eleştirmek değildir. Davalının bu yazısı ile salt müvekkil değil, basın ve toplum da zarar görmüştür. Bu ifadeler sağduyu sahibi bir kişinin kabul edeceği sözler değildir. Topluma böyle bir dilin aşılanması basının var oluş nedenlerini zayıflatır, hatta işlevini de etkisizleştirir.''

Dilekçede, Altan ve Taraf gazetesinden, yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 50 bin TL manevi tazminat talep edildi.Öte yandan, Başbakan Erdoğan, Altan hakkında, ''hakaret'' iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Erdoğan’ın avukatları, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmek üzere suç duyurusu dilekçesini, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sundu.
18 Ocak 2011

Gazeteci Özcan Genç vefat etti:

Uzun yıllar Türkiye Gazetesi'nin çeşitli birimlerinde çalışan 58 yaşındaki TGC üyesi Özcan Genç, önceki gece Acıbadem'deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Genç'in cenazesi, dün Eyüp Sultan Camisi'nde ikindi vaktinde kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Kabristanlığı'na defnedildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Özcan Genç’in ölümü ile yayınladığı mesajda “Değerli Meslektaşımız Özcan Genç’i kaybettik. Özcan Genç’i sevgi ve saygıyla anarken ailesine, basın camiasına başsağlığı diliyoruz” denildi.
19 Ocak 2011

TGC: Gerçeklerin üstü örtülmesin:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Hrant Dink’in öldürülmesinin 4 yıldönümünde “Gerçeğin üstünün kamuoyu ile paylaşılmadan örtülmesinden endişe duyuyoruz” açıklamasında bulundu. TGC Yönetim Kurulu’nun yazılı açıklamasında “Meslektaşımızı 4. ölüm yıldönümünde özlemle ama içimiz buruk bir biçimde anıyoruz” denildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Evrensel barışı savunup ırkçılığa ve ayrımcılığa korkusuzca karşı çıktığı için öldürüldü, Hrant Dink. Cinayetin arkasındaki azmettirici odaklar ise hala açığa çıkarılamadı. Tıpkı daha önceki gazeteci cinayetlerinde olduğu gibi gerçeğin üstünün, kamuoyu ile paylaşılmadan örtülmesinden ve davanın zaman aşımına uğratılmasından endişe duyuyoruz. “Günümüzde de halkı doğru ve yansız bilgilendirme görevini üstlenmiş meslektaşlarımız, baskı ve tehditler altında çalışıyorlar. Bir yandan siyasi ortamın yarattığı bölünmüşlük öte yandan ceza yasalarında yer alan basına ilişkin maddelerin çoğunlukla gazeteci aleyhine yorumlanması, meslektaşlarımızı oto sansüre zorlamaktadır. Gazeteciler hakkında başlatılan soruşturma dosyalarının 4 bini aştığı böyle bir ortamda basın özgürlüğünün var olduğunu söyleyebilmek elbette zorlaşıyor. Sevgili Hrant Dink’i ölüm yıldönümünde özlemle anarken, biliyoruz ki ırkçılığın, ayrımcılığın olmadığı barışçıl bir toplumu yaratmak için devlet erklerine halkımıza ve biz gazetecilere büyük görevler düşüyor. TGC olarak bunun bilincindeyiz.”

Dink'in öldürülmesinin ardından yapılan soruşturma sonucu, Erhan Tuncel, Yasin Hayal ve Ogün Samast'ın da aralarında bulunduğu 18 sanık hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Hrant Dink cinayetini azmettirdikleri iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Dava sürecinde dosyanın asıl faillerinden Ogün Samast'ın, dosyasının yaşı nedeniyle ana dosyadan ayrılarak İstanbul nöbetçi Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi kararlaştırıldı.

Davanın son duruşmasında, ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal'in kaçma şüphelerinin ve kuvvetli suç şüphesini gösteren olgu kriterlerinin devam etmesi ile koruma tedbirlerinin yeterli olmayacağı gerekçesiyle tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Dava 7 Şubat 2011 tarihine ertelendi. Davanın oturumlarında dikkat çekici gelişmeler ortaya çıktı. Özellikle, suikasttan aylar önce istihbarat birimlerinin uyarıldığı iddiası gündeme bomba gibi düştü. Ancak jandarma ve polis istihbaratının neden harekete geçmediği sorusunun cevabı bulunamadı.

Bu arada, Hrant Dink'in Agos Gazetesi'nde yazmış olduğu bir yazı nedeni ile "Türklüğe Hakaret" suçundan hakkında verilen mahkumiyet kararı ve "cinayetten sonra ortaya çıkan sorumlu polis ve jandarma görevlileri hakkında etkili soruşturma yapılmaması" nedeniyle Dink ailesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava açtı. AİHM, açılan davayı inceleyerek Türkiye'yi tazminata mahkum etti.

Hrant Dink'in ailesinin avukatları, Dink cinayetindeki ihmaller nedeniyle AİHM verdiği kararın işleme konulması ve cinayette ihmali olan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaptı. Öte yandan, HSYK, Hrant Dink cinayeti davasının görüldüğü 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak'ı geçici yetkiyle Gebze ve Sakarya'da görevlendirdi. HSYK'nın verdiği bu karar yargı kulislerinde çok tartışıldı. Öte yandan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in ailesi, Dink'in öldürülmesinde ihmalleri olduğu gerekçesiyle dönemin İstanbul ve Trabzon emniyeti ile jandarma görevlileri hakkında soruşturma açılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Başvuru dilekçesinde Ergenekon davası tutuklu sanığı Mehmet Haberal'ın tahliye edilebileceği yönündeki raporun saklanmasına ilişkin soruşturmada Enstitü Müdürü Erhan Kansız'ın tutuklanmasının emsal teşkil etmesi gerektiği belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunulan 12 sayfalık dilekçede, Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve Trabzon Jandarma Alay Komutanlığı görevlileri hakkında, Hrant Dink'in öldürüleceğini bildikleri halde cinayetin önlenmesi konusunda gerekli tedbirleri almadıkları gerekçesiyle çok sayıda başvuruda bulunulduğu hatırlatıldı. Ancak bu konuda yol alınamadığı belirtilen dilekçede, İstanbul ve Trabzon savcılıklarına yapılan başvurularda soruşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurulduğu ifade edildi. AİHM kararına da değinilen dilekçede, Türkiye'nin ihmali olduğu gerekçesiyle para cezasına mahkum edildiği ifade edildi.

AİHM'nin, Hrant Dink cinayetindeki sorumluları ve sorumluluklarını tespit ettiğine yer verilen dilekçede, "Şüpheliler, cinayetten önce, yalnızca faillere yardım etmekle kalmamış, cinayetten sonra da bu fillerini ve cinayetin gerçekleşmesindeki rollerini gözlerden gizlemek, cinayetin gerçek faillerinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla başka suçlar da işlemişlerdir" denildi. Dilekçede, "Şüphelilerin eylemleri açıktır. Aldıkları bilgileri değerlendirmiş olsalardı, aldıkları bilgiler çerçevesinde "uyarı" ya da yasadan kaynaklanan görevlerini yerine getirerek önlem almış olsalardı Hrant Dink'in öldürülmesine engel olacaklardı. Olmadılar. O halde eylemleri ihmal yoluyla insan öldürmedir. Kasten insan öldürme eylemini ihmali davranışla işlemişlerdir. Şüpheliler olayları kendi akışına terk etmişlerdir. Aldıkları bilgiler çerçevesinde Hrant Dink'in öldürüleceğini bilmektedirler. Bu konuda bir şey yapmak yerine yapmamak konusunda iradeleri bulunduğu çok açıktır. Savcılığınızın yapması gereken tek şey, şüphelilerin, Hrant Dink'i katleden terör örgütünün üyesi olma suçlamasıyla yargılanan faillerle ilişkileri olup olmadığını, faillere yardım edip etmediklerini ortaya çıkarmak ve bu cinayetle ilgili tüm şüpheleri aydınlatmaktır" ifadeleri yer aldı.

Ergenekon davası tutuklu sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın tahliye edilebileceği yönündeki raporun saklanmasına ilişkin soruşturmada Enstitü Müdürü Erhan Kansız'ın tutuklandığı hatırlatılan dilekçede, 'örgüte yardım etmek' iddiasıyla verilen tutuklama kararının emsal teşkil ettiğini savundu. Dilekçede, Kamu Güvenliği Müsteşarı olan dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler, Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, Osmaniye Valisi olan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Eski İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, dönemin Trabzon Alay Komutanı Albay Ali Öz, dönemin Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Metin Yıldız'ın da aralarında olduğu 30'un üzerinde kamu görevlisi hakkında soruşturma yapılarak cezalandırılmaları istendi.
20 Ocak 2011

Hrant için ‘Adalet’ istediler:

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni iken 4 yıl önce silahlı saldırıda hayatını kaybeden Hrant Dink, Şişli'de anıldı. Halaskargazi caddesindeki Agos gazetesinin önünde düzenlenen törende ellerinde ''4 yıldır yargı yok'', ''4 yıldır meclis yok'' yazılı dövizler taşıyan grup, ''Hrant için adalet'' diye slogan attı. Törene katılanlar, Agos gazetesi binasının önünde Dink'in öldürüldüğü yere, kalp şeklindeki çelenge kırmızı karanfiller bırakarak mum yaktı. Tören nedeniyle Halaskargazi caddesi taşıt trafiğine kapatıldı. Öte yandan, sanatçı Mustafa Alabora'nın da aralarında bulunduğu grup, slogan atarak Taksim'den törenin yapıldığı yere doğru yürüdü. Gazete önünde toplanan kalabalık grup, "Hepimiz Hrantız", "Hepimiz Ermeniyiz", "Hrant için Adalet" ve "Katiller halka hesap verecek" sloganları attı. Öldürülen gazeteci Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi, Toplumsal Belllek Platformu adına Agos gazetesinin balkonundan bir konuşma yaptı.

Hrant’ın arkadaşları adına, Toplumsal Bellek Platformu’ndan Nükhet İpekçi’ yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Büyük bir aile olarak dördüncü defa buradayız. Artık akraba olduk. Kardeşimiz Rakel’in söylediği gibi, bizi acılarda akraba ettiler. Böyle anma günlerinde bazen asıl konudan uzağa savruluyoruz. Direnişi simgeleyen sözlerimiz, mahkeme kapılarına gelince, dışarıda kalıyor. Bazı resmî kurum ve kişilerin, çok örgütlü bir planla, büyük bir uyumla canından ettikleri Hrant Dink’in can hakkını biz ailece savunabilir miyiz buradan? Savunduğumuzu sanırız ama sözde kalır. Sözde kalmasa artık… Dört yıldır, sorduğumuz sorular hâlâ havada. Ama öğrendiğimiz bir şey var: bu tür cinayetleri artık sadece "siyasi cinayet" "linç" "katliam" gibi sözlerle tanımlamayacağız. Çünkü, var olan yasalar, şimdilik yetersiz kalsa da, bunların, "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamına girdiğini biliyoruz. Meçhulden kurtulduk. Artık bir adımız var. Adımızı biliyoruz ama bu cinayetleri kimlerin aydınlatacağını bilmiyoruz. Bilmek, görmek istiyoruz. Neredesiniz?”

Dink Bodrum’da da anıldı. Dink gibi cinayetlere kurban giden yazarlar ve gazetecilerin fotoğrafları karanfillerle süslendi. Bodrum Emek ve Demokrasi Platformu (BEDEP) tarafından düzenlenen anma törenine yaklaşık 90 kişi katıldı. Ellerinde ’Katilleri Tanıyoruz’ yazılı pankartla belediye meydanına gelenler, daha önce çeşitli cinayetlere kurban giden Turan Dursun, Musa Anter, Hrant Dink, Sabahattin Ali, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve Ahmet Taner Kışlalı’nın fotoğraflarının bulunduğu dövizleri taşıdı.

BEDEP sözcüsü Mustafa Erdoğan, ’Katiller halka hesap verecek’, ’Katillere inat kardeşimiz Hrant’ ve ’Yaşasın halkların kardeşliği’ sloganları atılarak kesilen basın açıklamasında, şunları söyledi: "Attıkları manşetlerle cinayete zemin hazırlayanlar pişman olacakları yerde pişkin pişkin görevlerini sürdürdü. Cinayete yol açan veya göz yumanlar, katilleri yetiştiren, onlara resmi görev verenler korundu. Hrant gibi katledilen gazetecilerin, faili meçhul cinayetlerin arkasındaki devlet eli, tereddüte yer vermeyecek şekilde yargı önüne çıkarılmadıkça, katillere yardım eden, göz yuman, raporları hasıraltı eden, katile kahraman muamelesi yapan polis amirlerinden, jandarma komutanlarından, valilerden soruşturmaları engelleyen yargı üyelerinden hesap sorulmadıkça hiçbirimizin geleceğinin güvence altında olmadığını biliyoruz. Hrant bize her şeyden önce onurlu bir kardeşlik ideali bıraktı.

Ankara’da Hrant Dink, İnsan Hakları Derneği (İHD) Şubesi’nce anıldı. İHD Ankara Şubesi Başkanı Gökçe Otlu, Ankara Yüksel Caddesi'nde yaptığı basın açıklamasında, suçluların halen cezalandırılmadığını ifade etti. Dink'i öldürmekle susturacağını sananların yanıldığını belirten Otlu, ''Binlerce Hrant ile halkların kardeşlik mücadelesini daha yüksek sesle sürdürüleceğiz'' dedi. Olayla ilgili yargı sürecini de eleştiren Otlu, ''katillerin şekerci dükkanından şeker çalmış masum çocuk edasıyla salıvermeye çalışıldığını'' öne sürdü. Adaletin sağlanması ve katillerin cezalandırılmasının davanın bir yönü olduğunu söyleyen Otlu, ''Asıl adalet, çocuktan katil yaratan sistemin yargılanmasıdır'' diye konuştu.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı Atilla Sertel, “Kimden ve nereden gelirse gelsin, yöntemi nasıl olursa olsun gazetecilere yönelik, saldırıların, baskıların son bulmasını bir kez daha haykırıyoruz. Düşüncesi, etnik kimliği ne olursa olsun gazetecilerin “hedef” haline getirilmesini istemiyoruz” dedi. Sertel, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinin 4. yıldönümünde yaptığı açıklamada Dink’in yurtsever bir aydın olduğunu vurguladı.

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Başkanı Ahmet Abakay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı Hrant Dink cinayetinde ihmali olan kamu görevlilerinin üzerine neden gidilmediğini açıklamaya çağırdı. Abakay, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilmesine bazı güvenlik görevlilerinin göz yumduğu, cinayetin üstünü örtmeye, azmettirenleri korumaya çaba gösterdiklerinin saklanamayacak hale geldiğinin görüldüğünü, bu konuda ihmali olan kamu görevlilerinin üzerine gidilmediğinin bilindiğini belirtti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Gazeteci cinayetlerinin üstüne örtülen sır perdesinin kaldırılmasını ve tetiği çeken maşaların yanı sıra esas tetiği çektirenlerin yakalanıp, yargı önüne çıkarılarak hesap sorulmasını istiyoruz'' dedi. Kılıçdaroğlu, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinin 4. yılı sebebiyle yaptığı yazılı açıklamada, 4 yıl geçmesine rağmen ''cinayetin hesabının sorulmadığını'' öne sürdü. Kılıçdaroğlu, Hrant Dink'in, özgürce düşündüğü ve düşüncesini özgürce açıkladığı için öldürüldüğünü ifade etti.
20 Ocak 2011

Balbay: İşkenceden başka bir şey değil:

İkinci Ergenekon davasında uzun süredir tutuklu yargılanan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, tutuksuz sanık emekli Albay Arif Doğan’a JİTEM soruları yöneltilirken “Dünden beri işkence altındayım. Doğan’dan rica ediyorum, yalvarıyorum. Madem her şeyi burada konuşuyor o zaman buradaki sanıklardan kimi tanıyor, kimi görmüş? Beni, Tuncay Özkan’ı görmüş mü? Ne zaman bir araya gelmiş buradakilerle?” diye tepki gösterdi. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Balbay sözlerini “Burada Ergenekon’dan gayrı her şey konuşuluyor. 16. yüzyılın Kunta Kinteleri gibi buraya getirildik. Söylesin, ‘Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Fatma Cengiz, Mustafa Dönmez nerede bir araya gelmiş? Siz bu gerçeği aramıyor musunuz? İddianamede bunlar var mı? Tekneye binmiş aslan avına çıkmışsınız, iki de geyik vuralım’ diyorsunuz.” Koskoca JİTEM’i ‘ben kurdum’ diyor. Savcı araştırmak istiyorsa ayrı bir dava açabilir. Yıllarca ‘faili meçhuller ortaya çıkarılsın’ diye mücadele ettiğimiz şeylerle suçlanıyoruz” diye sürdürdü. Arif Doğan’a “Cem Ersever, itirafçılar, operasyonlarla” ilgili sorular sorulduğuna dikkat çeken Balbay “Bizi kurbanlık koyunlar gibi cezaevine gönderdiniz. Doğan’a bağlı olarak 28 ay tutuklu olan Muzaffer Öztürk’ü, Arif Doğan’ın ifadesinin alınmasına karar verdiğiniz gün bıraktınız. Ergenekon’u ortaya çıkartın. Mustafa Balbay’ın, Cumhuriyet’i nasıl bombalattığını ortaya çıkartın” dedi.
21 Ocak 2011

Gazeteci cinayetleri artık son bulsun:

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in anma törenine katılanlar arasında bulunan “TGC 2009 Basın Özgürlüğü Ödülü” sahibi Nedim Şener ile Taraf gazetesi yazarı Ümit Kıvanç, Hrant Dink davasına ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Nedim Şener, “Aydınlanmamış faili meçhul cinayetler arşivimiz, hâlâ ayakta duruyor” dedi. Taraf gazetesi yazarı Ümit Kıvanç ise “Devlet içinden birileri, bu işleri yapıyor ya da yaptırtıyor” iddiasında bulundu. Nedim Şener, "Hrant Dink, Ermenileri Türkiye’ye anlatan ve bir Ermeni kimliğiyle var olmak isteyen bir aydındı. Ermeni sorunu konusunda yaptığı açıklamalar beraber yaşama arzusunun en iyi anlatımıydı. Dink, sorunlara barışçıl çözüm bulunmasını istemeyen karanlık güçlerin hedefi oldu. Herkes cinayetine göz yumdu. Yalnız o mu ayrıca cinayetin üzerini örtmek için de çabalıyor” dedi. Şener, şöyle konuştu: “Türkiye’de gazeteci cinayetleri o anda siyasi konjonktürle çok ilgilidir. Elinde kalemden başka şeyi olmayan aydınların kurşunlanması elbette siyasi bir cinayettir. Ve devletin bu kişileri korumamakla ve cinayetleri aydınlatmamakla suça ortak olduğunu görüyoruz. Ve toplum bu kişileri hiç bağışlamıyor. Türkiye’de siyaset farklı seslere hiç bir zaman tahammüllü olmadı o yüzden farklılıkları korumak yerine hedef haline getirdi. En masumu işlenmiş cinayetlerin gerçek failleri bulmadı. O yüzden aydınlanmamış faili meçhul cinayetler arşivimiz hâlâ ayakta duruyor.”

Taraf gazetesi yazarı Ümit Kıvanç da, gazeteci cinayetleriyle ilgili “Bunlar bana göre devletin işlettiği cinayetler” dedi. Kıvanç sözlerini şöyle sürdürdü: “Hrant’ın katledilmesi de öyle. Devlet içinden birileri, bu işleri yapıyor ya da yaptırtıyor. Onun içinde bunlar aydınlatılmıyor hiçbir zaman. Aydınlatılsa devlet bu yapısıyla zaten ayakta duramayacak çünkü.” “Hrant, çok ilginç gazeteciydi” diyen Kıvanç, “Hem Ermenilere, kendilerini ifade etme imkanı sağlayan bir gazete yaptı. Hem de Türkleri, Ermenilere anlatan bir gazete yaptı. Milliyetçi değildi. Çok güzel bir çizgisi vardı. Soykırım batağına saplanıp kalmış iki halk arasındaki ilişkileri oradan çıkartabilecek bir önerisi vardı. Gazeteciliği, Agos’u yaparak öğrendi. Türkiye’ye lazım olan çok renkli bir insandı” diye konuştu.
21 Ocak 2011

Gazetecilere karşı tehdit, baskı ve saldırılar son bulmalı:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Özgür ve demokratik bir hukuk devleti yaratma yolunda halkı bilgilendirmek amacıyla uğraş veren gazetecilere karşı tehdit, baskı ve saldırılar son bulmalıdır” dedi. Olcayto, “Türkiye, gerçek anlamda demokrasi sınavına bir türlü başaramıyor. Bu öncelikle devletin bir ayıbıdır. Eğer iktidar ve devlet erkleri gerçekten bu ülkede demokrasi istiyorlarsa bir an önce faili meçhullerle yüzleşmeliler” dedi. “Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden 4 yıl geçti ama üzerine örtülen sis perdesi hala kalkmadı” diyen Olcayto, “Tehditler aldığı öldürüleceği ihbarı yapıldığı halde meslektaşımız Hrant Dink’in güvenlik birimlerinin neden ya da niçin koruyamadıklarının hesabı verilmelidir. Aksi halde bu öldürülen diğer gazetecilerin hala açığa çıkmayan perde arkası güçlerinin sürdüğü izlenimini verecektir ki bu da büyük bir ayıbın devletin üstüne kalması demektir” şeklinde konuştu. Olcayto, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ocak ayında mesleğimiz yalnız Hrant Dink’i değil Uğur Mumcu’yu ve Metin Göktepe’yi yitirdi. Bu saldırıların failleri arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamaması gazetecilere yönelik tehdit ve saldırıların artmasına neden olmaktadır. Dileğimiz, özgür ve demokratik bir hukuk devleti yaratma yolunda halkı bilgilendirmek amacıyla uğraş veren gazetecilere karşı tehdit, baskı ve saldırıların son bulmasıdır.”
21 Ocak 2011

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nden Pamuk’a tepki:

Merkezi Paris'te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Orhan Pamuk ve bazı uluslararası yazarları, Sri Lanka'daki bir edebiyat festivaline katılmayı kabul ederek, bu ülkedeki baskıcı rejimi ''meşru' kıldıkları gerekçesiyle eleştirdi. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünden yapılan açıklamada, ''Sri Lanka'da çok sayıda yazar, gazeteci ve muhalifin baskıya uğradığı'' görüşü dile getirilerek, ''Pamuk ve diğer yabancı yazarların bu ülkedeki bir edebiyat festivaline katılacak olmalarının rahatsızlık verici olduğu'' ifade edildi. Açıklamada, ''bu ülkedeki rejimin ifade özgürlüğüne yönelik baskılarının arttığı" belirtilerek, dönemin "uluslararası yazarların bu festivale katılmaları için uygun bir zaman olmadığı'' görüşü savunuldu. Aralarında Pamuk'un da olduğu yaklaşık 10 yabancı yazarın, 26 Ocak'ta Sri Lanka'daki edebiyat festivaline katılması bekleniyor.
21 Ocak 2011

Mahkeme, Hrant Dink davasında itirazı kabul etti:

Rize Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmali olduğu öne sürülen Trabzon'daki emniyet ve jandarma görevlileri hakkında soruşturma izni vermeyen karara yapılan itirazı kabul etti. Hrant Dirk'in öldürülmesiyle ilgili Trabzon'da görülen davada Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, Dink cinayetinde ihmali olduğu iddia edilen polis ve jandarma görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti.Bunun üzerine Dink ailesinin avukatları, bir üst mahkeme olan Rize Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurarak karara itiraz etti.

Rize Ağır Ceza Mahkemesi 11 Ocak 2011 tarihinde yaptığı duruşmada itirazı kabul etti ve dosyayı Trabzon Cumhuriyet Savcılığı'na gönderdi. Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nin bu kararının ardından Trabzon Cumhuriyet Savcılığı'nı n iddiaları inceledikten sonra adı geçen kişiler hakkında yargılama kararı verilip verilmemesini kara bağlayacağı bildirildi. Öte yandan, Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle aralarında dönemin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz'ün de aralarında bulunduğu 8 asker, Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde "görevi ihmal süretiyle görevi kötüye kullanma" suçundan yargılanmasına da devam ediliyor. Ayrıca Albay Ali Öz hakkında aynı suçlama ile bir başka dava ise Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde sürüyor.
21 Ocak 2011

Gazeteciye saldırılar bitmek bilmiyor:

Afganistan’da gazeteci-yazar Rezzak Momun, önceki gece evinin yakınında kimliği henüz belirlenemeyen bir kişinin asitli saldırısına uğradı. Yetkililerin açıklamalarına göre, Momun dün gece Kabil'de evinin yakınında yürürken, arkasından gelen bir saldırgan yüzüne asit fırlattı. Gözlük kullanması nedeniyle gözleri bir ölçüde korunan Momun yüzünden yaralandı. Durumunun ağır olmadığı bildirilen Momun, devlet televizyonuna hastane yatağından açıklama yaptı. Saldırının sorumluluğunu üstlenen olmazken, yetkililer ile gazetecinin kendisi siyasi yazıları nedeniyle saldırıya uğradığını düşünüyor.Bu arada, Devlet Başkanı Hamid Karzai, yayımladığı açıklamada, saldırıyı kınadı ve gerekirse ileri tedavi için Momun'un yurtdışına gönderilebileceğini bildirdi. Irak'ta düzenlenen saldırılarda biri gazeteci toplam 5 kişi öldü. Güvenlik kaynakları, sabah saatlerinde Diyala vilayetindeki polis teşkilatına yönelik intihar saldırısında 2 polisin yanı sıra bir Iraklı gazetecinin de hayatını kaybettiğini aktardı.Aynı kaynaklar, Vicdan Ahmed Cuburi adlı gazetecinin Irak El Mustakil gazetesi için çalıştığını ve patlamada öldüğünü belirtti.

Bu saldırıda 7'si polis 30 kişinin yaralandığını bildiren kaynaklar, kutsal Kerbela kentinde de iki saldırı düzenlendiğini, bir hacı adayının öldüğünü, 9 kişinin yaralandığını kaydetti. Bakuba'nın güneydoğusundaki Kanaan'da da bombalı saldırı düzenlendiği ve bir kişinin öldüğü olayda 3 kişinin yaralandığı belirtildi. Tunus'ta Temmuz ayında 4 yıl hapse mahkum edilen muhalif gazeteci Fahem Bukadus serbest bırakıldı. Gazetecinin eşi, muhalefete ait olan ve uydudan yayın yapan bir kanal için 2008'da Gafsa'da meydana gelen toplumsal olayları izlediği için cezalandırıldığını söylediği Bukadus'un serbest bırakıldığını açıkladı.
22 Ocak 2011

PEN İfade Özgürlüğü Ödülü Nedim Şener’in:

Hrant Dink cinayeti konusunda yaptığı araştırmalarla 32.5 yıla varan hapis istemiyle yargılanan Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener’e “PEN ifade özgürlüğü” ödülü verildi. Uluslararası PEN ile birlikte Oxfam Novib aynı ödülü Türkiye’den 2003’te Ragıp Zarakolu, 2006’da da Hrant Dink’e vermişti. TGC’nin içinde olduğu GÖP, hapis istemiyle yargılanan Nedim Şener’in duruşmalarını izlemişti. Her yıl değişik sayıda kişiye verilen PEN ödülüne bu yıl Milliyet’ten Nedim Şener ile birlikte Rus film yapımcı Andrei Nekrasov, Azerbaycanlı gazeteci Sakit Zahidow ve Siri Lanka’dan gazeteci J.S. Tissainayagam layık görüldü. Ödül kazananların isimleri önceki gün Hollanda’nın Lahey kentinde başlayan ve 23 Ocak’a kadar sürecek Sınır Tanımayan Yazarlar Festivali’nde açıklandı.
22 Ocak 2011

TGC: Şener’i kutluyoruz

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), öldürülmeden önce 2006 yılında Hrant Dink’e verilen uluslararası PEN İfade Özgürlüğü Ödülü’nün bu yıl Milliyet gazetesinden Nedim Şener’e verilmesi nedeniyle bir basın açıklaması yaptı. Daha önce de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2009 Basın Özgürlüğü Ödülü’nü alan Şener’i, Pen İfade Özgürlüğü Ödülü’nü alması nedeniyle kutlayan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin basın açıklaması şöyle: “Meslektaşımız Nedim Şener, gazeteci Hrant Dink cinayetinin aydınlanması konusunda Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan haberleri ve yazdığı “Dink Cinayeti İstihbarat Yalanları” adlı kitabıyla, Türkiye’de ifade özgürlüğü hakkının temel hak ve özgürlüklerinin omurgası olduğunu yeniden hatırlatmıştır. Evrensel barışı savunup, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı çıkan, çağdaş bir hukuk devleti ve halkın haber alma özgürlüğü için hizmet eden gazeteciler ağır bir baskı altında çalışmak zorunda kalıyor, saldırıya uğruyor, öldürüyorlar. Gazeteci cinayetlerinin üstü örtülüyor, davalar zaman aşımına uğratılıyor. 50 gazeteci tutuklu, 2 bin gazeteci yargılanıyor, 4 bin gazeteci hakkında da soruşturma yürüyor. 2011 yılında bu utanç tablosunun değişmesini umuyoruz. Hrant Dink cinayeti konusunda yaptığı araştırmalar nedeniyle 32.5 yıla varan hapis istemiyle yargılanan Nedim Şener’in çalışmalarının çok önemli olduğunu düşünüyor ve Pen İfade Özgürlüğü Ödülü’nü kazanması nedeniyle kutluyoruz.”
24 Ocak 2011

TGC: Uğur Mumcu’nun yokluğunu hissediyoruz:

Araştırmacı gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun ölümünün 18. yıldönümünde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bir basın açıklaması yaptı. Evinin önünde arabasına yerleştirilen bir bombayla öldürülen Uğur Mumcu cinayetinde tetiği çekenler yakalansa bile onların arkasındaki güç odaklarının bulunmasının yolunun tıkandığına vurgu yapılan açıklamada, Türkiye’nin demokrasi sınavını bir türlü geçemediğine dikkat çekildi. TGC açıklaması şöyle: “Çağdaş bir hukuk devleti için, halkın haber alma özgürlüğü için hizmet veren gazetecilere yönelik saldırıların ve cinayetlerin asıl tetikçileri hiçbir zaman bulunamıyor. Bu da gazetecilere yönelik saldırıların cesaretlendirilmesine neden oluyor. Uğur Mumcu’nun araştırmacı gazeteciliğine çok fazla ihtiyaç duyulan günleri yaşıyoruz. Karanlık güçlere karşı çağdaş, özgür, demokratik bir Türkiye için mücadele eden, bu yolda canını veren öldürülen tüm meslektaşlarımızı sevgi ve saygıyla anıyoruz. Unutmayalım, unutturmayalım diyoruz.”
25 Ocak 2011

Turgay Olcayto: Medya bağımsızlığını yitiriyor

Emek Partisi’nin (EMEP) çağrısıyla önceki gün İstanbul’da Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde yapılan “Halk İçin Demokratik Anayasa Forumu”na toplumun her kesiminden geniş katılım oldu. “Halk İçin Demokratik Anayasa Forumu”, sendikaların, siyasi partilerin, meslek odalarının, farklı dil, kültür ve inanç gruplarının temsilcilerinin yanı sıra aydınların, yazarların, gazetecilerin, akademisyenlerin, sanatçıların ve gençlerin katılımıyla gerçekleşti. Forumda anayasaya ilişkin önerilerini sunan TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, yapılacak anayasanın gücünü halktan alması gerektiğine dikkat çekerek Türkiye Gazeteciler Cemiyet’i olarak kendilerinin de bu konuda bir taslak Anayasa hazırlama sürecinde olduklarını belirtti. Medyanın günümüzde bağımsızlığını giderek yitirdiğini söyleyen Olcayto, sermaye siyaset ve medya sarmalında bir ilişki olduğunu ve yeni anayasada bunların önüne geçebi-lecek düzenlemelerin olması gerektiğini vurguladı.

AKP'yi eleştiren gazetecilere büyük bir sansür uygulandığını ve baskıların bunlarla da sınırlı kalmadığını ifade eden Olcayto, “Kürtçe yayın yapan gazeteler cezalandırılıyor. Kürtçe yayın yapan gazetecilere verilen cezaların boyutu ise çok büyük. Bu mu Kürt açılımı? AKP aslında kendi düşünce biçimine uygun tek tip yurttaş peşinde. Onun anayasasında Kürtlere, çevrecilere, eşcinsellere emekçilere yer yok" diye konuştu. Olcayto yeni yapılacak anayasada katılımcı bir yapıyla basın üzerindeki tüm baskının ve sansüründe göz önünde bulundurularak yapılması gerektiğini vurguladı.

Forumda Türkiye Barış Meclisi adına forumda yeni anayasasın yapım şekli ve taleplerine ilişkin konuşma yapan Hakan Tahmaz, Türkiye'nin sivil anayasa tartışması yaptığını, ancak bunun tüm toplumsal sorunları çözeceği anlamına gelmediği gibi demokratik bir anayasa olacağı anlamına da gelmediğini söyledi. Anayasanın demokratik olup olmayacağının belirleyici unsurunun içerik ve içeriğin belirlenme süreci olduğuna işaret eden Tahmaz, yeni anayasa çalışması başlamasının öncesinde siyaset, basın ve düşünce özgürlüğü önündeki fiili yasakların derhal kaldırılması gerektiğini söyledi.

''Tekçi bir anlayışla halka yaklaşan bir iktidar var. Statükoculuk ve kendisine biat etme kültürü bu iktidarın karakteristliği haline geliyor. Demokratikleşme adı altında yaptıkları, yapmak istediklerinin örtüsü haline geliyor'' diyen EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, iktidarın demokratlığını Hrant Dink davasına karşı tutumunda, siyasi cinayetler karşı tutumunda gördüklerini dile getirdi. Forumda TMMOB adına yeni anayasa önerileri hakkında konuşana TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı ise AKP iktidarında milli irade adı altında tekelci bir yapı oluşturulduğuna dikkat çekti.

Anayasanın sadece devletin örgütlenme biçimi değil temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir metin olduğunu belirten Soğancı, hazırlanacak olan yeni metnin ise toplumun tüm kesimlerini içine alan bir tartışma süreci yaşadıktan sonra oluşturulması gerektiğini söyledi. Soğancı, ayrıca 1982 Anayasası'nın tüm antidemokratik maddelerine rağmen baskıcı bir sistemle halkın büyük bir çoğunluğuna onaylatıldığını o yüzden yeni anayasa tartışmalarında ve yapım sürecinde de bunların dikkate alınarak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Yeni anayasa da merkezi yapının yetkilerinin yerellere aktarılmasını öngören hükümlerin ve Kürt sorununun demokratik çözümü için yeni bir anayasal tanımlama ile ele alınması gerektiğini belirterek; "Kürt sorununun çözümü için kimlikleri ve kültürleri yok etmeyen bir toplumsal bir düzeni garanti altına alan bir anayasa olması gerekmektedir" diye konuştu.

Agos gazetesi adına konuşan Pakrat Estukyan ise 1982 Anayasası'nın adeta topluma giydirilmiş bir deli gömleği olduğunu ve dönemin yetkilileri tarafından devleti vatandaştan koruyan bir anayasa olarak tanımlandığını belirtti. Yeni anayasanın felsefesinin ise devletin zulmüne karşı vatandaşı koruma felsefesi ile yapılaması gerektiğini vurgulayan Estukyan, "Bugün Mutki'de olduğu gibi hâlâ toplu mezarlar açılıyor. Esas mesele insanın savunulması oluyor. Nasıl bir anayasa metnimiz olmalı ki bize yalan söyleyen bir devlet yetkilisini yargılatabilelim" dedi.

Sehnur Sezer (Şair, Yazar): Edebiyat halkın belleği. Baskıcı yönetimler müzikle ve edebiyatı engelleyemiyor. Heykeller yıkıldığında bunu edebiyat tarihsel belleğinde saklar. Ama gelişebilmesi için anaysal bir özgürlüğe ihtiyacı vardır. Kötüye kullanılması olanaklı özgürlükler ister yazarlar ve yayıncılar. Sınırsız düşünce özgürlüğü, halkların anadilinde sanat yapabilme ve yayabilme özgürlüğü, aanatıyla geçinebilme özgürlüğü ister. Bunun için vergi indirimleri gerekiyor: gelir vergisi vermiyoruz. Ama yüzde 20 kesinti var. Yaşar Kemalin romanını terör aracı sayıldığı bir ülkede, yazarların kendilerine sansür uygulamadığı bir ülke böyle bir anayasa ile gerçekleşecektir. Bütün çalışanların sanat yapabildiği bir ülke istiyoruz.

Yılmaz Demirel (Türkiye Sakatlar Derneği Gen. Sekreteri): “Bizlerin hakları kısıtlanıyor. Ses sinemasındaki toplantıda Yetmez ama evet diyenlere bunun böyle olacağını söylemiştik. Şimdi görüyoruz; sağlık alanında pozitif ayrımcılık adıyla tüm engellilere sosyal güvence sağlanırken, şimdi bu yüzde 90 engellilik raporuna döndü. Zihinsel engelli çocukların vücut fonksiyonlarını zinde tutmak için beden eğitimi gerekli iken iktidar bunu azaltarak din dersi koydu. 5378 sayılı özürlüler yasasında, engellileri bina ve yollara ulaşımı için yerel yönetimlere 7 yıl süre tanındı, bir sene sora doluyor şimdi iktidar bunu 5 yıl daha ötelemeye çalışıyor. Aile hekimliğinde de engelliler mağdur olacak uzmanlık gerektiren tedaviler atlanacağı için. Engelliler lehine positif ayrımcılık istiyoruz, engelliler ile ilgili hükümleri yerine getirmeyen yerel yönetimlere yaptırım olmalıdır. Tedavi gereçlerinde katkı payı alınmamalıdır. Eşit yurttaş diyorlar ama kör birinin özgür oy kullanmasını sağlamıyorlar. Bingöl’de tecavüze uğrayan işitme engelli kızımız var. Korucu oğlunun tecavüzüne uğradı. Tercüman olamadığı için 18 aydır dava görülemiyor. Mardin Derik'te dur ihtarına uymayan bir işitme engelli öldürülüyor. Bunları istemiyoruz.” "Halk İçin Demokratik Anayasa Forumu"nun sonuç bildirisinde, halk için demokratik bir anayasanın içeriği kadar, içeriğin nasıl ve hangi süreçlerde saptanacağının da önemli olduğu belirtilerek, demokratik bir anayasanın ancak halkı eksiksiz olarak temsil etme yeterliliğine sahip bir oluşum tarafından hazırlanabileceği bildirildi.
25 Ocak 2011

Gazeteci, yazar Uğur Mumcu anıldı

İstanbul Şişli’de ellerinde ''Unutmadık, unutturmayacağız'' ve ''Uğurlar olsun'' yazılı dövizlerle Harbiye Halaskargazi caddesi üzerindeki Uğur Mumcu Anıtı önüne kadar yürüyüş yapıldı. Burada saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından grup adına açıklama yapan CHP İstanbul İl Başkanı Nebil İlseven, Mumcu'nun öldürülüşünün üzerinden 18 yıl geçtiğini belirterek, onu anmak için bir araya geldiklerini söyledi. İlseven, Mumcu'nun antiemperyalist, laik ve yurtsever anlayışıyla derin izler bıraktığını ve gerçek bir Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetçisi olduğunu ifade etti. İlseven, Mumcu'nun bedeninin ortadan kaldırılmasının, bilimin aydınlığına, hukukun üstünlüğüne inanan ve tam bağımsızlık yolunda ilerleyen genç nesillerin önüne çekilmek istenen karanlığın bir adımı olduğunu söyledi. ''Birbirimize güvenmek zorundayız'' diyen İlseven, ''CHP'ye yüklenen görevin unutulmaması gerektiğini, her türlü baskıya rağmen bir arada olmanın bir anlamı bulunduğunu ve bunun Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti'nden kaynaklandığını'' ifade etti. Mumcu'nun bu uğurda canını verdiğini söyleyen İlseven, bu değerin korumasının herkesin görevi olduğunu ve Mumcu'nun görüşlerinin bu yolda ışık tutacağını anlattı. Daha sonra 2 genç partili Mumcu'nun Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ''Sesleniş'' makalesini okudu. Konuşmaların ardından Mumcu'nun anıtına karanfil bırakan grup dağıldı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şubesi Yönetim Kurulunca gazeteci, yazar Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin 18. yılı nedeniyle yapılan açıklamada, ''İfade ettikleri gerçeklerin bedelini canlarıyla ödeyen, çabalarken haklarında davalar açılan, soruşturmalara uğrayan gazetecilerin olduğu bir ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünden bahsetmenin anlam taşıdığını düşünmüyoruz'' ifadelerine yer verildi. Yönetim Kurulundan yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'de araştırmacı belgeye dayanan gazeteciliğin öncüsü kabul edilen, ülke tarihindeki karanlık olayların ve ilişkilerin üzerine korkusuzca giden yazılarıyla bilinen Uğur Mumcu'nun katillerinin, tıpkı Abdi İpekçi ve Hrant Dink'in gerçek katilleri gibi hâlâ bulunamadığı ifade edildi.

''Gazetecilerin, halkın bilgi alabilmesi ve gerçeklere ulaşabilmesi sorumluluğunu yerine getirebilmesinin ön koşulunun geçmişteki karanlık olayların aydınlatılması olduğunu düşünüyoruz'' görüşüne yer verilen açıklamada, şunlar kaydedildi: ''İktidarların bu cinayetleri aydınlatmadaki gönülsüzlüğü bizce 'bu karanlık' ortamın bilerek ve arzu edilerek devam ettirildiğini gösteriyor. İfade ettikleri gerçeklerin bedelini canlarıyla ödeyen, çabalarken haklarında davalar açılan, soruşturmalara uğrayan gazetecilerin olduğu bir ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünden bahsetmenin anlam taşıdığını düşünmüyoruz. Katledilişinin 18. yılında Uğur Mumcu'yu unutmadık, sembolü olduğu değerleri unutturmayacağız.''
23 Ocak 2011

Oktay Ekşi, Basın Konseyi Başkanlığı’ndan istifa etti

CHP'ye katılan gazeteci-yazar Oktay Ekşi, Basın Konseyi Başkanlığı ve Yüksek Kurul üyeliği görevlerinden istifa etti.

Basın Konseyinden yapılan açıklamada, ''Oktay Ekşi, siyasi görevlerini tam olarak yapabilmek ve Basın Konseyinin bağımsız, tarafsız kimliğine gölge düşürmemek için Basın Konseyi Başkanlığından ve Yüksek Kurul üyeliğinden istifa etti'' denildi.

Ekşi'nin Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun bugünkü toplantısında sunduğu istifa mektubu şöyle:

''Yaşamımın yeni döneminde, siyaset platformuna adım attım. Bu dönemde, partimin vereceği görevleri tam olarak yapabilmek ve o sıfatımın Basın Konseyi’nin, bağımsız, tarafsız kimliğine gölge düşürmesini önlemek isterim. 22 Ekim 1988'den beri büyük bir onur sayarak yürüttüğüm Başkanlıktan ve Yüksek Kurul üyeliğinden o nedenle istifamı arz ediyorum.

'Kendi çalışmaları üzerinde hiçbir dış müdahaleye izin vermeyeceğine' ant içmiş olan Basın Konseyinin, ülkemizde 'daha özgür ve daha saygın' bir basın yaratmak yolunda 23 yıldır aralıksız sürdürdüğü çabaları, bundan böyle de aynı vakar ve kararlılıkla yerine getireceğine eminim. Bu düşünce ve inançla ayrılıyor ve Konseyimize daha büyük başarılar diliyorum.
26 Ocak 2011

İHİÖ: Türkiye’de ifade özgürlüğü kısıtlandı

İHİÖ'nün 2011 raporunda, Türk hükümetinin dış politikaya giderek daha fazla ağırlık verdiği ve bölgede "komşularla sıfır sorun" yaklaşımını benimsediği, ancak ülkede yaşanan insan hakları sorunlarını çözmek konusunda yeterince yol almadığı belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün 2011 Dünya Raporu'nda Türkiye'nin 2010 yılında ifade özgürlüğünü kısıtladığı ve azınlık hakları konusunda herhangi bir iyileştirmenin gerçekleşmediği iddia edildi. Türkiye'nin dış politika hamlesi hatırlatılırken ardından "Ancak ülkede yaşanan insan hakları sorunlarını çözmek konusunda yeterince yol alınmadı" denildi.

Örgütün 21'inci kez dünya çapında insan hakları uygulamalarını mercek altına aldığı 648 sayfalık raporda 90'ın üzerindeki ülkede insan haklarının durumu özetlendi. Raporda, görüşlerin giderek daha özgürce tartışılabildiği bir iklim oluşmasına rağmen, iktidarın şiddet içermeyen görüşlerini ifade eden, kişileri yargılamayı ve mahkûm etmeyi sürdürdüğüne dikkat çekti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktör vekili Benjamin Ward raporla ilgili açıklamasında "Türkiye'nin insan hakları alanında yapacağı cesur reformların dış politika hedeflerini önemli ölçüde destekleyeceğini" belirterek "Türkiye'nin insan haklarını ciddiye aldığını ortaya koyması, uluslararası camiadaki itibarını güçlendirecek ve Türkiye halkının hakettiği değişimi sağlayacaktır" dedi.

Ward, "Türkiye'deki yetkililer bazı ifadeleri, korunması gereken bir haktan ziyade mücadele edilmesi gereken tehdit gibi algılıyor. Kendine güvenen bir Türkiye'nin ifade özgürlüğünden korkması için bir sebep yok" şeklinde konuştu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü raporunda, AKP hükümetinin yaptığı anayasa değişikliklerinin insan haklarının güçlendirilmesi için daha fazla düzenleme yapılabilmesinin de önünü açtığını, ancak hükümetin ciddi kaygılara neden olan sorunlarla ilgili herhangi bir çalışma yapmadığını savundu. Bunlar arasında düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında haksız yargılamalar, terör suçuyla ilgili yasaların keyfi kullanılması, gereksiz yere uzun süreli tutukluluk, Barış ve Demokrasi Partisi'ne (BDP) yönelik baskılar ve polisin göstericilere şiddet kullanması sayıldı. Raporda şöyle denildi: "Eylül 2010'daki referandumla halkın onayını alan kısmi anayasal değişiklikler Kamu Denetçiliği Kurumu'nun kurulmasının önünü açıyor, askeri mahkemelerin rolünü kısıtlıyor ve yasaların anayasaya uygun olup olmadığına dair anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkını tanıyor. Değişikliklerden biri de, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında ve sonrasında insan hakları ihlallerine karışmış darbe liderlerinin ve kamu görevlilerinin ceza muafiyetlerini kaldırmış olmasıdır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, görüşlerin giderek daha özgürce tartışılabildiği bir iklim oluşmasına rağmen, iktidarın şiddet içermeyen görüşlerini ifade eden, yazan ve gösterilere katılan kişileri yargılamayı ve mahkûm etmeyi sürdürdüğüne dikkat çekti. Rapora göre Türkiye'de gazeteciler ve editörler sık sık kovuşturmaya uğradı; bazıları ise haklarında açılmış ve 2010 yılında devam etmekte olan çok sayıda davayla karşı karşıya kaldı.

Polisin, özellikle kimlik kontrolleri, gösteriler ve yakalamalar sırasında kötü muamele uyguladığı iddia edilen raporda, İnsan Hakları İzleme Örgütü, kaygı uyandıran sorunlardan birinin de polis ve jandarmanın, özellikle de silahsız şüphelilere karşı, ateşli silah kullanması olduğunu belirtti. İHİÖ güç kullanılmasıyla ilgili kuralların sıkılaştırılması yönünde herhangi bir ilerleme gerçekleşmediğini savundu. Rapor şöyle devam etti: "Hükümet 2009 yazında, başta Kürtler ve diğer azınlık grupları olmak üzere Türkiye'deki her kesimin insan haklarının korunmasını amaçlayan 'demokratik açılım' planını açıklamıştı. Hükümet bu hedefle ilgili 2010'da çok az somut ilerleme kaydetti.

-DTP ile ardından kurulan ve Meclis'te 20 milletvekili bulunan BDP'nin yüzlerce yetkilisi ve aktivist üyesi, PKK'ya bağlı Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK/TM) ile bağlantıları olduğu iddiasıyla yargılandı.

-Devlet Ekim ayında 152 BDP yetkilisi ve aktivistini bölücülük ve KCK'ya üye oldukları iddialarıyla Diyarbakır'da yargılamaya başladı. Sanıklar arasında tutuklu olan yedi belediye başkanı, çok sayıda avukat ve bir insan hakları savunucusu da bulunuyor.

-Mahkemeler PKK sempatizanı olduklarına inandıkları yüzlerce göstericiyi adeta silahlı militanmış gibi yargılamak için terörle mücadele yasalarını kullandı. Bu kişilerin birçoğu uzun süre tutuklu kaldı ve suçlu bulunanlar ise ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Temmuz ayında Meclis'ten geçen yasa değişikliği sonucu, bu tarz yargılamalarla ceza alan çocukların cezaları iptal edilecek. Yasa, bu değişiklik dışında aynen korunuyor.

-Cezasızlık 2010 yılında da ciddi bir sorun olmaya devam etti. Genel olarak polis ve jandarma aleyhindeki iddialarla ilgili savcılar etkin, zamanında ve bağımsız soruşturma yürütmedi. İnsan hakları ihlalleriyle bağlantılı olarak devlet görevlilerinin kovuşturulmasında ise ciddi bir ilerleme kaydedilmedi.

-Bu duruma istisna olarak Haziran ayında verilen tarihi bir kararla, Ekim 2008'de Engin Çeber'in gözaltında dövülerek öldürülmesi ve Çeber'le birlikte gözaltına alınan 3 siyasi aktiviste işkence yapılmasıyla bağlantılı olarak 19 gardiyan, polis memuru ile bir doktor suçlu bulundu."

İnsan Hakları İzleme Örgütü, uluslararası medyanın Türkiye'nin dış politikasında "yüzünü Doğu'ya çevirdiği" spekülasyonlarına karşın Türkiye'nin ABD ve AB ile bağlarına vurgu yapmaya 2010 yılında da devam ettiğini söyledi. Raporda, "Ama ABD, Türkiye'nin insan hakları reformuna devam etmesi yönünde baskı yapmayı Başkan Obama'nın 2009'da Türkiye'ye yaptığı ziyaretten sonra sürdürmedi" ifadesi yer aldı. Raporda bazı AB üye ülkeleri de Türkiye'nin üyeliğine alenen itiraz etmeye devam ettiği belirtildi.
26 Ocak 2011

Belgesel günleri Bedia Muvahhit ile sürdü 

“Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” günleri, "Ustalar ve Bilgeler: Bedia Muvahhit" belgeseliyle devam ediyor. Belgeselde Muvahhit'in hayatı ve sanatı anlatılıyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Beşiktaş Belediyesi, Belgesel Sinemacılar Birliği' nin düzenledikleri, “Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” günleri çerçevesinde, “İş Bankası Müzesi’nden Beyaz Perdeye” etkinliği kapsamında İş Bankası Müzesi arşivinde bulunan ve kendi alanlarının önde gelen isimleri arasında yer alan 6 sanatçının yaşam öykülerini anlatan “Ustalar ve Bilgeler” belgeselinin gösterimi sürüyor.

6 bölüm halinde gösterilen ve her hafta başka bir sanatçının hayatının anlatıldığı etkinliğin bu haftaki konuğu Türkiye'nin ilk Müslüman kadın oyuncusu Bedia Muvahhit olacak. Sanat yaşamı boyunca 200'ün üzerinde oyunda ve sayısız sinema filminde rol alan Bedia Muvahhit'in hayatının ve sanatının anlatıldığı belgeselin yönetmenliğini Yücel Çakmaklı üstleniyor. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal'ın da katılacağı belgesel gösterimi bugün saat 19:00’da Levent Kültür Merkezi’nde izlenebilecek. Dördüncü haftasına giren "Ustalar ve Bilgeler" kapsamında bugüne kadar Cemal Reşit Rey, Eşref Üren, Aşık Ali İzzet Özkan'nın yaşam öykülerinin anlatıldığı belgesellerin gösterimi gerçekleşti.

Bedia Muvahhit kimdir?
Sanat yaşamı boyunca 200’ün üzerinde oyunda ve sayısız sinema filminde rol alan sanatçı, Kadıköy Terakki Mektebi ve Notre Dame de Sion Lisesi’nde okur ve 1914’te yeni kurulan Darülbedayi’ye girer. İlk filmi, 1923 yılında Halide Edip Adıvar'ın Ateşten Gömlek romanından sinemaya uyarlanan filmdir. Muhsin Ertuğrul’un yönettiği bu filmde canlandırdığı Ayşe karakteri ile Türk sinemasının Neyyire Ertuğrul’la birlikte ilk kadın oyuncularından biri olur. 1923’te, Ceza Kanunu adlı oyunla sahneye çıkmasıyla tiyatro yaşamı da başlar. 1975 yılında Şehir Tiyatroları’ndan emekli olan Bedia Muvahhit, 1987 yılında Devlet Sanatçısı unvanını alır.
26 Ocak 2011

TGC üyelerine JİNEMED'den yüzde 20 indirim

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti JİNEMED Sağlık Hizmetleri ile bir indirim anlaşması yaptı.

TGC üyelerine ve bakmakla yükümlü oldukları 1.derecede yakınlarına JİNEMED hastanelerinde yüzde indirim uygulanacak. TGC üyeleri indirimden TGC üye kimlik kartını göstererek yararlanabilecekler. Hastane tarafından indirimli sunulacak sağlık hizmetleri;”Nüzhetiye Cad.Deryadil Sok No:1 Beşiktaş-İstanbul “adresinde bulunan Fulya JİNEMED Hastanesi'nde ve “Fenerbahçe Mah.Kalamış Fener Cad. Cavit Çıtak Sok. No 60/A Kalamış-Kadıköy-İstanbul” adresinde bulunan JİNEMED Kalamış Tüp Bebek Merkezinde geçerli olacaktır. İndirim yalnız sağlık hizmetlerinde geçerli olacak. İndirim diş tedavileri, ambulans ücreti, kan ve kan ürünleri, ilaç bedelleri, sarf malzemeleri ve yatak ücretlerini kapsamıyor.
26 Ocak 2011

Mumcu ailesinden suç duyurusu

18 yıl önce bombalı suikast sonucu yaşamını yitiren Cumhuriyet yazarı Uğur Mumcu'nun ailesi, katillerin bulunarak yargı karşısına çıkarılmaları talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Mumcu ailesi, Uğur Mumcu'nun katillerinin yargı önüne çıkarılmasını istedi. 24 Ocak 1993 günü evinin önünde aracına yerleştirilen bir patlayıcı ile katledien Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu, çocukları Özge ve Özgür Mumcu, avukatları Halil Sevinç aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Mumcu'nun aracına bombayı koyduğu iddia edilen Oğuz Demir'in dahi yakalanıp yargı önüne çıkarılamadığının vurgulandığı suç duyurusu şöyle: “Araştırmacı gazeteci yazar Uğur Mumcu'nun, 24 Ocak 1993 günü evinin önünde aracına konulan bir patlayıcı ile katledildiği, en temel hakkı olan yaşama hakkının elinden alındığı devletin yetkili organlarınca bilinen bir gerçektir. Bir başka gerçek de devletin birinci görevinin, devleti oluşturan insanların yaşama haklarını garanti altına alması gerektiğidir. Böyle olduğu içindir ki katliamın hemen ardından devlet yetkililerince, katil ya da katillerin yakalanıp yargılanacağı konusunda bir çok sözler verildi. 2000 yılı içinde  “Umut Operasyanu” adı altında yürütülen bir soruşturma sonucu bazı kişiler suçun asli faili gösterilerek haklarında dava açıldı, yapılan yargılama sonunda cezalandırıldı. Ancak bu güne kadar olayın ardındaki gerçek failler, azmettiriciler bulunup yargı önüne çıkarılmadığı gibi, bombayı araca koyduğu iddia edilen Oğuz DEMİR dahi yakalanıp yargı önüne çıkarılamadı.

Yakın geçmişte yaşadığmız “zaman aşımı” olayının tekrar yaşanmaması için yürütülen soruşturmada ve yurt dışında bulundutkları gerekçesiyle yargı karşısına bir türlü çıkarılamayan kişi-lere ilişkinn yürütülen idari işlemlerde işi sürüncemede bırakan tüm sorumluluların tespit edilerek cezalandırılmasını istiyoruz. Açıkladığımız nedenlerle “Mumcu Suikastı” düzenleyicilerinden yargı karşısı na çıkarılamayan suçun asli failleri ve azmettiricileri hakkında yürütülen soruş turma ve kavuşturmada ihmali görülen yatkililer hakkında cezalandırılmaları istemiyle suç duyurusunda bulunuyoruz.
26 Ocak 2011

Mahkeme Dink kararını iade etti

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin davada, Rize Ağır Ceza Mahkemesinin kararını usul yönündeki eksiklikleri gerekçe göstererek mahkemeye iade etti.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, Dink ailesinin, avukatları Hakan Bakırcıoğlu aracılığıyla mahkemeye gönderdiği dilekçeyle cinayete ilişkin Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı görevlileri hakkında, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 29 Haziran 2010 tarih ve 2010/5689 sayılı soruşturmada verilen ''kovuşturmaya yer olmadığına dair karara'' yaptıkları itirazı kabul eden, ancak ''takipsizlik kararının kaldırılıp kaldırılmayacağına'' genişletilecek soruşturmanın sonucuna göre hüküm kurmayı kararlaştıran Rize Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını değerlendirdi.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu mahkemenin kararında ''kovuşturmaya yer olmadığına dair karara'' yapılan itirazı kabul ettiğini, ancak takipsizlik kararını kaldırmadan kendilerinden soruşturmayla ilgili bazı işlemleri yapmalarını istediğini dikkate aldı. Mahkemenin, Başsavcılıktan yapılmasını istediği bu işlemleri, yasaya göre kendisinin yapması ya da başka bir mahkemenin yapması gerektiğini savunan Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, usul yönündeki bu anlaşmazlık sebebiyle, ''kovuşturmaya yer olmadığına dair karara'' yapılan itirazın kabul edilmesine ilişkin mahkeme kararını Rize Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade etti.

Başsavcılığın, Rize Ağır Ceza Mahkemesi’nin takipsizlik kararını tamamen kaldırması halinde, Dink cinayetine ilişkin bazı şüpheliler hakkında dava açılabileceği, mahkemenin kararında direnmesi halinde ise usul yönünden ortaya çıkacak uyuşmazlığın giderilmesi için Başsavcılığın yeni girişimlerde bulunabileceği belirtildi.
26 Ocak 2011

Balbay ve Özkan'dan Uğur Mumcu mektubu

Tutuklu gazeteciler Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan'ın, gazeteci Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin 18. yılı dolayısıyla, kamuoyuna duyurulmak üzere mektup yazdı.

İzmir Gazeteciler Cemiyetinden (İGC) yapılan yazılı açıklamaya göre, İGC ve Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı da olan Atilla Sertel'e gönderdiği mektupta Balbay, şu görüşleri ifade etti: ''Yıllar geçtikçe Uğur Mumcu'nun niçin katledildiği daha berraklaşıyor, daha netleşiyor. 2011 yılından 1993'e baktığımızda şunları görüyoruz, Uğur Mumcu, Türkiye'nin Ankara'dan yönetilmemesi için öldürüldü. Bugün, Türkiye'nin uluslararası alanda attığı pek çok adımdan, verdiği pek çok sözden, en son Ankara'daki Türkiye Cumhuriyeti devleti kurumlarının haberi oluyor.

Uğur Mumcu, yönü uygarlığa, çağdaşlığa değil Ortadoğu bataklığına dönük bir Türkiye'nin oluşması için öldürüldü. Bugün, bakmayın sahte AB söylemlerine; hükümet, Lübnan'daki hükümetin devrilmesine ülke sorunlarından daha çok üzülüyor. Uğur Mumcu, Türkiye'nin tüm temel değerlerinin, Cumhuriyetin tüm kazanımlarının yıpratılması, tüketilmesi için öldürüldü.''

Özkan ise Mumcu'nun ''Bir inanç, iman ve mücadelenin adı'' olduğunu belirterek şunları kaydetti: ''Mustafa Kemal düşüncesinin 20. yüzyıla ulaşan en değerli kaynaklarından biriydi. O kaynak, Anadolu'nun gürül gürül akan nehirlerinden biri oldu 24 Ocakta. O güne kadar bizim Uğur ağabeyimizdi, şimdi özgürlük, bağımsızlık ve doğruluğun mihenk taşı oldu. Biz o ırmaktan beslenmeye o ırmağın mihenk taşlarına bilincimizi bilemeye devam ediyoruz. Anadolu ondan beslenmeye hep devam edecek.''
26 Ocak 2011

Pınar Selek için AP’ye mektup

AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre, Mısır Çarşısı'ndaki patlama davasında yargılanan Sosyolog Pınar Selek'i desteklemek için Avrupa Parlamentosu'na gönderilmek üzere bir yazı hazırladıklarını söyledi.

Türkiye -AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısı için için İstanbul'da bulunan Komisyon Eşbaşkanı Helene Flautre ve ve Eşbaşkan Yardımcısı Yunanlı Parlamenter Maria Eleni Koppa, Hilton Oteli'nde Selek'in yargılanma sürecine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan Flautre, Pınar Selek'in karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkat çekmek için çalışmalar sürdürdüklerini belirterek ''Selek konuşulması zor konulara değindiği için, politik görüşleri nedeniyle yargılanıyor. İnsan hakları ve düşünce özgürlüğü konusunda anahtar durumunda olan bu davanın gidişatına dikkat çekmek ve dava sürecini olumlu sonuçlanacak şekilde bir yola sokmak gerekir'' diye konuştu.

Selek davasını Avrupa Parlamentosu'ndaki diğer milletvekillerine de ileteceklerini söyleyen Flautre, '' Selek'i desteklemek için Avrupa Parlamentosuna gönderilmek üzere bir yazı hazırladık. Bütün amacımız değerli bir araştırmacı olan Pınar Selek'in Türkiye'deki çalışmalarına devam etmesidir'' dedi. Maria Eleni Koppa ise davanın hem Türkiye hem de Avrupa Birliği üyeleri için kabul edilemez bir durum olduğunu savunarak, ''Pınar Selek, en marjinal, en alt tabakadaki insanların sorunlarına eğildi. Azınlıklar gibi konularda araştırma yapması onun bu cezayı almasına sebep oldu'' diye konuştu. Koppa, şöyle devam etti: ''Mahkeme sürecinin artık durması gerekiyor. Bu dava hem insan hakları, hem kadın hakları için çok önemli bir yer taşıyor. Davanın başladığı dönemde farklı bir hükümetin mecliste olması, şimdiki hükümetin de bu konuyla ilgili sorumlu hareket etmesini zorunlu kılıyor.''
26 Ocak 2011

BİK’den yerel gazetelere tanıtım filmiyle destek

Basın İlan Kurumu Mersin Şube Müdürlüğü'nce, yerel gazetelerin daha çok okuyucu kitlesine ulaşmasını sağlamak amacıyla tanıtım filmi çekildi. Basın İlan Kurumu Mersin Şubesi, kentteki yerel gazetelerin daha çok okunmasını sağlamak için tanıtım filmi hazırladı. Görüntü yönetmenliğini ve senaryosunu kurum müdürü Umut Çor'un yaptığı filmde, haberlerin oluşturulmasından gazetenin basılmasına kadar hemen her aşamadan kesitler sunuluyor.

Ayrıca gazetelerin çocuklar tarafından sokakta satıldığı günlerin de canlandırıldığı ve kurgu yönetmenliğini Emre Aydın'ın üstlendiği filmin çekim aşamasında, gazete satışını yapan 13 yaşındaki Doğuşcan Günebakar ve kentte görev yapan gazeteciler kamera karşısına geçti.

Tanıtım filmi, ''Siz okumazsanız onlar yazamaz, yerel gazete alın, kentinizden haberiniz olsun'' sözleriyle sona eriyor.

Toplam 58 saniye süren filmi, Mersin'deki yerel televizyon kanalları yayınlamaya başladı.Çor, yaptığı açıklamada, Basın İlan Kurumu'nun, yerel gazetelerin sorunlarına çözüm üretebilmenin çabası içinde olduğunu söyledi. Bu kapsamda yerel gazetelerin okuyucuyla buluşması noktasında bazı sıkıntılar yaşandığını tespit ettiklerini anlatan Çor, ''Sorunun çözümüne yönelik neler yapabileceğimizi araştırırken, yerel gazetelerin okunmasını teşvik edecek bir tanıtım filminin çekilmesi fikri ortaya çıktı'' dedi.

Çor, 2 aylık çalışma sonrasında hazırladıkları filmin kentteki televizyon kanallarında yayınlanmasına başlandığını belirterek, gazetelerin haber macerasını özetleyen bu kısa filmin ulusal yayın yapan televizyon kanallarında da yayınlanmasını istediklerini, bu konuda girişimlerinin sürdüğünü ifade etti. Bu tanıtım filminin gazetelerin okuyucu kitlesinde artış sağlayacağına inandıklarını dile getiren Çor, ''Bu çalışmanın yerel gazetelerimizin tiraj sorununun aşılmasında etkili olacağını düşünüyoruz. Çektiğimiz tanıtım filminin ulusal kanallarda da yayınlanması halinde sadece Mersin'de değil Türkiye'de yayımlanan tüm yerel gazetelere katkı sağlamış olacağız'' diye konuştu.

Kentteki televizyon kuruluşlarının filmi ücretsiz olarak yayınladığını, buna karşılık yerel gazetelerin de televizyon kanallarının yayın akışına sayfalarında yer verdiğine işaret eden Çor, böylece yazılı ve görsel basın arasında bir dayanışma örneğinin sergilendiğini kaydetti. Çor, filmin bazı sosyal paylaşım sitelerinde de yer aldığını, buradaki izleyicilerden çok olumlu geri dönüş aldıklarını sözlerine ekledi.
27 Ocak 2011

“Sağlık haberleri tüketimi artırmamalı

56 ilde7 bine yakın gazeteciye eğitim veren TGC ve KAS’ın düzenlediği “Sağlık Medya İlişkisi” konulu panelde sağlık habercileri, dernek ve meslek örgütleri, bir araya geldi. Sağlık haberlerinin niteliği ve etik sorunların tartışıldığı panelde konuşan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Sağlık haberleri, halkın bilinçlendirilmesine ve halkın sağlığının korunmasına hizmet etmeli, tüketimi artırmamalı” dedi.

Bugüne kadar 56 ilde7 bin’e yakın gazeteciye eğitim veren Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung (KAS) önceki gün Taksim Nippon Otel’de Sağlık Medya İlişkisi konulu bir panel düzenledi. TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’in moderatörlüğünü yaptığı panele konuşmacı olarak TTB 2. Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, ESAM Başkanı Ziyneti Kocabıyık, OHSAD Başkanı Opr. Dr. Reşat Bahat, TGC Bizim gazete yazarı Dr. Mustafa Sütlaş katıldı. TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir de panelde dinleyiciler arasındaydı.

Medya-Sağlık ilişkisindeki etik sorunlar ve çözüm önerilerinin ele alındığı panelin açılış konuşmasına TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto yaptı. Olcayto, TGC’nin 3 bin 4 yüz 63 üyesiyle Türkiye’nin en yaygın medya kuruluşlarından biri olduğunu en sağdan en sola kadar üyelerinin bulunduğunu, TGC’nin demokratik tavrını sürdürdüğünü söyledi. Medya’nın zor bir dönemden geçtiğini belirten Olcayto, “Bu zor dönemi de umarım sağlıklı bir şekilde atlatmayı başaracağız. Medya içindeki sorunlarımızı çözeceğiz. Umarım siyasiler de aynı şekilde kendi sorunlarını çözerler. Türkiye’yi daha büyük gerginliklerin eşiğinde bırakmazlar” dedi.

Panelde konuşan Türk Tabipleri Birliği 2. Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, sağlığın önemine dikkat çekerek, “İnsan hayatı boyunca siyasetle hiç ilgilenmeyebilir. Opera ile spor ile hiç ilgilenmeden bütün ömrünü geçirebilir ama sağlıkla ilgilenmeden hiç kimse ömrünü geçiremez” şeklinde konuştu. Basında gittikçe artan bir sağlık görüntüsü olduğunu vurgulayan Aktan, haberlere hekimlerin başka bir taraftan gazetecilerin başka bir taraftan baktığını söyledi. Aktan, hekimler için hasta bilgileri gizliliğinin önemli olduğunu belirterek, haber için ameliyathaneye giren basın mensupları olduğunu ve ameliyathaneye girenlerin sayısının artmasıyla enfeksiyonun da arttığını belirtti.

İşin reklam yönüne de dikkat çeken Aktan, “Hekimlerin ve sağlık alanının reklamla ilişkiye geçmemesini istiyoruz” dedi. Okuyucuların ve hastaların sağlık haberlerini önemsediğini vurgulayan Aktan şöyle devam etti: “Ben bir genel cerrahım mesleğimi aktif olarak yapan bir hekimim dolayısıyla hastalarla sıklıkla karşı karşıya geliyoruz. Mesela bana bir şey söylüyorlar. Nereden duydunuz diyorum. TV’de gördüm veya gazete de okudum diyor. Hâlâ gazete ve TV iyi bir referans. İnsanlar oradan duyduklarına güveniyorlar. Dolayısıyla verilecek olan haberler çok daha önemli.” Aktan, Marmara Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, 2 yıl içinde sağlık haberi sayısının yükseldiğine de dikkati çekti.

Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği (ESAM) Başkanı Ziyneti Kocabıyık ''Beslenme ve diyet konusunda haber sayısı arttı. Sağlık haberleri halkın ilgisini çekiyor'' dedi. Zaman zaman haber başlığı ile içeriğinin tutmadığını ifade eden Kocabıyık, hep aynı hekimlerden görüş alınmasının ve bilimsel haberler yerine mucize çözümlü haberler yapılmasının doğru olmadığını söyledi. Bunun çözümü için dernek ve meslek örgütlerinin medyayla görüşecek kişileri belirlemesi gerektiğini anlatan Kocabıyık, bu konuda halkla ilişkilercilerin tecrübeli iletişimciler tarafından yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş de konuşmaların ardından bir değerlendirme yaptı. Güneş, sağlığın herhangi bir ürün gibi düşünülmemesi gerektiğini, düşünüldüğü takdirde hem haberci hem de kurum ve kişi adına mutsuzluklar olabildiği değerlendirmesinde bulundu.

“Haber çok farklı bir şey, reklam farklı bir şeydir” diyen Güneş, “Yalnızca reklamın parasını ödersiniz ve reklamın nerede çıkacağının garantisini alabilirsiniz ama gerçek anlamda haberciliğin böyle bir ilişki içerisinde yer alması mümkün değil. Kurallar ortak, o kurallar hepimizin yol haritasını çiziyor. Karşılıklı bu kuralları takip etmek iki taraf içinde havadaki oksijenin daha bol olmasını sağlıyor. O yüzden birbirimizi anlamak son derece önemli” dedi.

Bizim Gazete yazarı Dr. Mustafa Sütlaş, sağlık medya konusunun önemli bir konu olduğunu Aktan’ın hekim cephesinden, Kocabıyık’ın da gazeteci cephesinden olaya baktığını kendisinin de üçüncü göz olarak başka bir açıdan bakacağını anlattı. Sütlaş, bir olayda habere ulaşırken en güncel ve doğru bilgiyi almak için insana ulaşırken büyük sıkıntılar olduğunu herkesin kendi işini yapması gerektiğini söyledi. Sütlaş, doğruya ve gerçeğe ulaşmanın bir gazetecinin en temel haklarından bir tanesi olduğunu, o hakkı korumak gerektiğini, korumak için de onun aracının gerecinin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Opr. Dr. Reşat Bahat, özel sektörün bazı büyüklüklerini anlattı. Bahat, özel sektörün 4 yüz 92 hastane ile bin 8 yüz 60 tane SGK ile anlaşmalı kurum ve kuruluşla hizmet verdiğini, 21 bin doktoru olduğunu, yılda 81 milyon muayene, 3 milyon yatış, 2 milyon ameliyat yapıldığını söyledi. “Diyalizin yüzde 80’ini açık kalbin yüzde 50’sini yoğun bakımların yüzde 60’ını nitelikli görüntülemenin yüzde 50’den fazlasını daha size ileri teknoloji gerektiren birçok hizmetin yüzde 50’den fazlasını özel sektör veriyor” diye konuşan Bahat, “Bu hizmetler niteliksiz değildir. Yoğunluklu teknoloji ve bilgi birikimi gerektirir” dedi.

Sağlığın bedava olamayacağını söyleyen Bahat, “Gelişmiş ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılası’nın yüzde 12’sinin sağlıktır. Bu ne kadar büyük bir paradır. Nasıl bedava olabiliyor. Bu parayı devlet bizden almadan sizden almadan tekrar bize sunar mı?” şeklinde konuştu. “Özel sektör artık sistemin bir parçasıdır” diyen Bahat, şöyle devam etti: “ Kabul edelim veya etmeyelim. Sahibi kim olursa olsun. Sağlık bizim yerli pazarımız. Biz yapabiliyoruz bu işi, daha da iyisini yapabiliriz. Hatta dünyada ki yüz milyar dolarlık sağlık turizminden yüzde 5’in üzerinde pay almamız lazım en az” dedi.

Hastanelerin güçlü tutulması gerektiğini vurgu yapan Bahat, “Hastane sisteminin tekrar konuşulması lazım. Basınla çok iyi diyaloglarımız var. Sorunlar, yazılandan daha büyük. Sistemin yürümesi için yeterince yazılmadığının da farkındayız. Vatandaşın sorunlarını yazmak çok okur getirirken, ara sıra bizim dertlerimizi de çok net dile getirildiğini biliyorum” dedi. Bahat, sürekli vatandaşı yolmakta olan kurumlar gibi gösterilmekten rahatsız olduklarını da dile getirdi.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’in “Bir özel hastane cirosunu basın halkla ilişkiler ya da reklam harcaması için ne kadar kullanıyor. Elde edilmiş bir rakam var mı?” sorusu üzerine Bahat, şöyle yanıt verdi: “Hastanelerin büyüklüklerine göre değişiyor. Tabi reklamasyonu ben hastanenin isminin, marka değerinin hastaneye gelen hastaların, artırılması için yapılan bütün bir uğraş olarak görürsem çok ciddi bir pazar olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzde 5 ile 3 arasında değişir cironun. Yüzde 5’in üstü çok abartılıdır.”

“Her hareketi tüketici öder” diye konuşan Bahat, “Bize gelen hastalardan ve SGK’dan başka bir kaynağımız yok ama vatandaş da bir şekilde bunu tahrik ediyor. İnsanların yüzde 10’unda ‘züppe tüketimi’ vardır. ‘Züppe tüketimi’ aynı malın sırf fiyatı yüksek diye tercih edilmesidir. Şimdi ‘züppe tüketimini’ kaşımadığınız zaman da para kazanamıyorsunuz. Hasta sizi, hastanenizi TV’de görmediyse veya isminizi duymadıysa, bir spor kulübüne sponsor olmadıysanız, neden size vereyim diyor. Sizin diplomanıza, özgeçmişinize, iyileştirdiğiniz hastaya bakmıyor. Bu kötü bir şeydir ama ben burada samimi bir topluluk görüyorum. Evet ‘züppe tüketimine’ de hitap etmek zorundayız bazen” dedi.
26 Ocak 2011

Gazetecilerden işten çıkarmalara protesto

İngiliz Yayın Kurumu BBC'nin yabancı dilde yayın yapan 5 servisini kapatmayı planlaması nedeniyle işsiz kalacak gazeteciler kararı düzenledikleri eylemlerle protesto edecek.

BBC Dünya Servisi'nden yapılan açıklamada, devlet hibelerindeki kesinti nedeniyle Arnavutça, Makedonca, Portekizce ve Sırpça ile Karayipler için İngilizce yayın yapan servislerin kapatılmasının planlandığı belirtildi. Konuyla ilgili olarak BBC Dünya Servisi Genel Müdürü Peter Horrocks'un bir basın toplantısı düzenleyeceği kaydedildi. Bu servislerin kapatılmasıyla, BBC Dünya Servisi'nin iş gücünün yüzde 25'inden fazlasına tekabül eden, yaklaşık 650 kişinin işini kaybetmesi söz konusuyken, Ulusal Gazeteciler Sendikası'nın yine başkent Londra'da BBC Dünya Servisi'nin önünde bir gösteri düzenleyeceği öğrenildi. Yayın hayatına 1932 yılında başlayan BBC Dünya Servisi'nin, yıllık maliyeti 430 milyon dolar. Servis, radyo, televizyon ve internet yoluyla tüm dünyada 241 milyon kişiye hizmet veriyor.
26 Ocak 2011

Üniversitedeki baskıya TGS’den kınama:

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Ankara Şubesi Yönetim Kurulu, ''üniversitelerde sendikal örgütlenmeyi hedef alan her türlü baskıyı'' kınadıklarını bildirdi.

TGS Yönetim Kurulu, üniversitelerde, öğrencilerle idari ve akademik personele yönelik yürütülen baskıların arttığını ileri sürdü. Yapılan açıklamada, Hacettepe Üniversitesi'nde 2010-2011 akademik yılı açılışında, öğrencilerin stant açmasının yasaklandığı, Eğitim-Sen üyesi onlarca idari ve akademik personel hakkında soruşturma açıldığı savunuldu.

TGS açıklama şöyle: ''Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, 11 Eğitim-Sen üyesi hakkında, 'izinsiz sendikal faaliyet yürütmek' gerekçesiyle soruşturma açılmış, haklarında soruşturma açılan sendika üyesi idari ve akademik personel sayısı 30'u aşmıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün, hukukun üstünlüğünün ve temel hakların en güçlü savunucularından olması gereken üniversitelerde, Anayasa tarafından güvence altına alınan 'sendikal faaliyetleri' soruşturma gerekçesi olarak ortaya koyan ve sendikal örgütlenmeyi hedef alan her türlü baskıyı kınıyoruz.

Açılan soruşturmaların geri çekilmesini, tüm hak ve özgürlüklerin etkin bir şekilde kullanılabilmesi için bir an önce gerekli ortamın sağlanmasını talep ediyoruz.''

Konuyla ilgili olarak yarın Beytepe Kampüsü Kütüphanesi önünde, Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç ile çeşitli sendika ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla bir basın açıklaması yapılacağı da bildirildi.

“Uğur Mumcu’yu öldüremediler”

Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı öncülüğünde gerçekleştirilen “Dünden Bugüne Siyasi Cinayetler” panelinin açılış konuşmasında, “Uğur Mumcu’nun ölümünün üzerinden 18 yıl geçti ancak, onu öldüremediklerini biz de biliyoruz katilleri de biliyor” dedi. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı öncülüğünde gerçekleştirilen “18. Adalet ve Demokrasi” haftası kapsamında düzenlenen “Dünden Bugüne Siyasi Cinayetler” başlıklı panele ev sahipliği yaptı.

Panelin açılış konuşmasını yapan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, toplantıda acılı ve cesur yüreklerin bir arada olduğunu ifade ederek, Türkiye’nin ve Dünya’nın aydınlığa kavuşması için acı çekilmesi gerekiyorsa, çekmeye hazır olduklarını söyledi. Başkan Tanık, Uğur Mumcu’nun öldürülmesi üzerinden 18 yıl geçtiğini hatırlatarak, “Ancak onu öldüremediklerini biz de biliyoruz katilleri de biliyor” dedi.

Yakınlarını kaybeden 27 ailenin hazır bulunduğu panelde, Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Ümit Kaftancıoğlu’nun gelini Canan Kaftancıoğlu, Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu, İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost, Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok’un konuşmacı olarak yer aldı. Toplumsal Bellek Platformu aileleri, faili belli olmasına karşın üzerine gidilmeyen cinayetlerin açığa çıkarılması için çalışmalar yürütmeye devam edeceklerini belirterek, “Toplumsal bellek de oluşturmak zorundayız. Yoksa katledilen aydınlar tarih kitaplarına dahi girmeyecek” dediler. Konuşmacılar, cinayetlerin aydınlatılması için mücadeleye devam edeceklerini vurguladılar.
28 Ocak 2011

“Seçim öncesi medya yeniden tasarlanıyor”

Türkiye'de gazetecilerin işten çıkarma, siyasi baskı ve açılan davalarla mesleğini yapamaz hale getirildiğine işaret eden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Sabah ve Habertürk Gazetesi'nden 100'ü aşan sayıda gazetecinin işten çıkarılmasını kınadı ve işverenleri, bu kararlarını gözden geçirmeye davet etti. Son yıllarda medyada tekrarlanan işten çıkarmaların gazeteciler için artık tahammül edilemez hale geldiğini belirten TGC, Sabah ve Habertürk gazetelerindeki işten çıkarmalarla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Gazetecilerin çağının tanığı olduğunu belirten Cemiyet Yönetim Kurulu'nun basın açıklamasında “Kamuoyu adına denetleme görevini yerine getiren, halkın doğru ve yansız haber alma hakkına hizmet eden gazeteciler işten çıkarma, siyasi baskı ve cezaevi tehdidi altında işlerini yapmaya çalıştıklarına dikkat çekildi.

TGC açıklaması şöyle: “Son olarak Sabah ve Habertürk'ten 100'ü aşkın sayıda gazeteci işten çıkarılıyor. Halkın haber alma hakkının çok daha önem kazandığı seçim öncesi bir dönemde işten çıkarmaların artmasını medyanın yeniden tasarlanması olarak değerlendiriyoruz. Bunun da meslektaşlarımıza ve kamuoyuna yeniden yapılanma olarak sunulmasını büyük bir talihsizlik olarak görüyoruz. İşten çıkarmaları kınıyor, işverenleri ise bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyoruz"

Bazı ulusal gazete ve televizyonlardaki işten çıkarmalara basın örgütleri de tepki gösterdi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ankara şubelerinin yönetim kurullarının ortak yazılı açıklamasında, medya patronlarının, işten çıkarma yöntemine her fırsatta ve her bahaneyle başvurdukları ifade edilerek, ''Basın yayın alanında son yıllarda süreklileşen bu yöntem, ahlaksızlık ve iktidar eliyle palazlandırılmış sermaye sınıfının pervasız, keyfi uygulamalarından başka bir şey değildir'' denildi.

İşten çıkarmaların, Türkiye'nin neo-liberal kapitalist politikalarla tüm çalışma hayatının güvencesizleştirilmesi, çalışma düzeninin hukuksuzlaştırılması, sermaye politikalarının bedelinin emekçilere ödetilmesi anlayışının bir sonucu olduğu görüşünün savunulduğu açıklamada, şu ifadelere yer verildi: ''Medya patronları, işten çıkarma yöntemine her fırsatta ve her bahaneyle başvurmaktadır. Emekçi düşmanı sosyal politikaların en vahşi biçimde hissedildiği işkollarının başında gelen basın yayın alanında son yıllarda süreklileşen bu yöntem, ahlaksızlık ve iktidar eliyle palazlandırılmış sermaye sınıfının pervasız, keyfi uygulamalarından başka bir şey değildir.''

İşten çıkarmalarda ekonomik nedenlerin ileri sürülmesinin eleştirildiği açıklamada, ''Türkiye'de yerleştirilmek istenen güvencesizleştirme ve biat kültürünün bir parçası olan işten çıkarmalar ve diğer uygulamalara karşı TGS ve ÇGD Ankara Şubeleri olarak, bu yapılanlara karşı dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye devam edeceğimizi ve bundan sonra tüm meşru mücadele yöntemleriyle haklarımızı savunacağımızı bildiririz'' denildi.
28 Ocak 2011

Dink suikastı DDK yolunda

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dink cinayeti soruşturmalarının 4 yıldır sonuçsuz kalmasını “Vahim” olarak değerlendirdi. Gül, “Eğer Devlet Denetleme Kurulu’nun yapabileceği bir şey olursa tereddüdüm olmaz, talimat verir inceletirim” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hrant Dink cinayeti için Devlet Denetleme Kurulu düğmesine basmaya hazırlanıyor. Bu arada Dink cinayeti ve davasının çıkmaza girmiş olmasını da ‘vahim bir durum’ diye niteledi. Avrupa Konseyi’ne yaptığı iki günlük ziyareti izleyen gazetecilerle önceki gece uzun bir sohbet yapan Cumhurbaşkanı Gül, yerel yönetimler konusuna da değindi, Bölgesel Kalkınma Ajansları’nı savunarak “Kamu Reformu mutlaka yapılmalı” dedi. Türkiye’deki yargı düzeniyle de ilgili olarak da Gül şöyle konuştu:

Cumhurbaşkanı Gül, iki günlük Strazbourg ziyareti dönüşünde önemli açıklamalarda bulundu. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayeti için Devlet Denetleme Kurulu düğmesine basmaya hazırlandıklarını söyleyen Gül’ün dönüş yolundaki açıkalamaları ve gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şöyle: (Avrupa Konseyi’nde 1915’le ilgili soruları yanıtladınız. Ama hâlâ 2007’de öldürülen Hrant Dink cinayetiyle ilgili sorular cevaplandırılamıyor. Önce onun bir komisyonunu kursak da, 1915’e sonra gitsek daha doğru olmaz mı? sorusu üzerine).. Devlet Denetleme Kurulu(DDK) Türkiye’nin her şeyini ele alıp inceleyecek değil, bir mahkeme de değil. Her problemli işi de DDK’ya sevk edelim diye bir şey mümkün değil. Önemli olaylar olduğunda gerek görülüyor. Dink cinayetiyle ilgili bir dava açıldığı için, mahkemede epey bir merhale katedildiği için böyle bir şey aklımıza gelmedi doğrusu. Ama olmaz diye bir şey yok tabii...

AİHM Türkiye’yi 4 başlıkta mahkum etti. Yaşam hakkından ihlal verdi. İhlallerden biri istihbarat olduğu halde önlem almayanlar için etkili bir soruşturma yürütülmediği nedeniyle mahkum oldu. Doğrudan idarenin tasarruf alanıyla ilgili konularda DDK’nin yetkisi var. AİHM’nin verdiği bu ihlalle ilgili inceleme yaptıramaz mısınız? Trabzon’dan alıp bugüne getiren bir soruşturma talimatı veremez misiniz? sorusu üzerine... ) Veremezsiniz diye bir şey yok. Ben bir konu hakkında talimat vermeden önce çağırıyorum, bu sizin alanınıza girer mi diye soruyorum. Girerse, hemen veriyorum talimatları. Açıkçası bu olayın olduğu sıralarda, ondan sonra olsaydı hiç tereddüt etmezdim yine... Mahkemeler son noktalara herhalde geldi, o açıdan söylüyorum...

(Dink’i uyaran MİT görevlileri hakkında hiçbir şey yapılmadı. Bütün bu konular karanlıkta kaldı. Şu an sadece tetikçilerin yargılandığı bir süreç var. Ne Başbakanlık Teftiş Kurulu raporu, ne TBMM Komisyonu raporu yol alabildi? Ciddi olarak devlet içinde asker-sivil gerginliği ya da polis içinde farklı grupların gerginliğine hapsolan bir tablo çıkıyor karşımıza, sözü üzerine) Ankara’ya gidince konuşacağım. DDK bir sorgulama, insanların ifadelerini alma kurulu değil. DDK araştırmalar yapıyor, sonunda hazırladığı raporu savcılığa, başbakanlığa ilgili kurumlara gönderiyor. Bilmiyorum yapabilecekleri bir şeyse, tereddüt etmem doğrusu. Bir taraftan göz göre göre cereyan etmiş... Bunu geçenlerde de açıkça söyledim. Diğer taraftan, yargılamada bir aksaklık söz konusu olursa bu ayrı bir utanç olur şüphesiz ki... Ben gidince konuşacağım. Eğer DDK’nın yapabileceği bir şey olursa tereddüdüm olmaz doğrusu... Tabii bunların şaibe bırakması çok önemli. İkincisi, herhangi bir şekilde buna benzer olayların tamamen olmamasını garanti etmenin yolu da bunları tam aydınlatmaktan geçiyor.

(4 yıl oldu, idari soruşturmaların hepsi boşlukta kalmış. Tam bir keşmekeş, yorumuna...) Vahim bir durum tabii...

(Hiçbir kamu görevlisi bundan dolayı bedel ödemiş değil... AİHM’nin Türkiye’yi böyle bir konuda dolayı mahkum etmesini nasıl karşılıyorsunuz? sorusu üzerine) Tabii ki hazmedemem... Şundan dolayı hazmedemem... Böyle bir konuda, böyle bir konu, böyle bir mahkumiyet bizim başımızı dik tutmaz. Şimdi söylüyorum işte... Zaten kendi vatandaşını koruyamamışsın. Oradaki ihmaller belli. İkincisi, insanlar yakalanmış ama yakalanmış olmasına rağmen, bu kadar süre geçmesine rağmen her şey daha neticelenmemiş. Bu bizim için büyük bir zaaf, tabii çok mahcubiyet... Kendimi çok mahcup hissederim açıkçası, çıkıp da savunmam yani “hayır biz her şeyi doğru yaptık şöyle yaptık da böyle yaptık” diye gerekçe bulmamam. Bunların olmaması lazım.

(Mahkeme kararını duyduğumuzda ne hissettiniz? sorusu üzerine) Mahcup hissettim...

(Bu cinayet, sizin Cumhurbaşkanlığınıza giden yolun önüne set çekmek için de işlendi, sözü üzerine) Bunlar, bu tip şeyler hiçbir zaman Türkiye’yi onurlandırmaz, tam tersine mahcup eder. Bir de mahcup olmayıp pişkinlik gösterirsen, o zaman daha kötü bir durum ortaya çıkar. Bunların Türkiye’ye zararı çok büyük Türkiye içinde ve dışında Türkiye imajına zararı, Türklük imajına zararı o kadar büyük ki... Bunları telafi etmek için dünya kadar uğraşsan edemezsin... Bunlar daha çok eski dönemin şeyleri... Bunlar bir daha Türkiye’nin karşılaşmaması gereken şeyler...

Gül, Devlet Denetleme Kurulu Başkanı’nı çağıracak, yapabileceği yolunda mütalaa verirse, talimat mı vereceksiniz Dink cinayeti konusunda? sorusuna da “Evet” yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı gazeetcilerin, “AB Genel Sekreterliği’ne sınavı bir Ermeni asıllı vatandaş kazandı, Danıştay iki yıldır bu sınava yürütmeyi durdurma verdi. İki yıldır AB Genel Sekreterliği’ne bu çocuk girmesin diye eleman aldırtmıyor” hatırlatmasına şöyle yanıt verdi: “ Olur mu böyle bir şey yaÖBöyle bir şey utanç verici olur, kendi kendimizi reddetmek olurÖ Ama size bir şey söyleyeyim, ileride belki duyarsınız, bütün bunları arkada bırakacak ve bu memlekette kıymetli bütün vatandaşların Müslüman ya da Müslüman olmayanların eşit olduklarını ve herkesin her mevkiye gelebileceğini yakında göreceksiniz... Şimdi bu kadarını söyleyeyim.”

Yerinden yönetim konusuyla ilgili olarak Türkiye’de büyük bir fırsat kaçtı. Bir Kamu Reformu vardı. Bu aslında çok iyi bir şekilde hazırlandı. Bölgesel Kalkınma Ajansları kuruldu. Kalkınma Ajansları Türkiye’nin ‘üniter yapısı’na aykırı diye durduruldu.

(Kim, hangi güç durdurdu? sorusu üzerine) Şimdi bu konuya girmeyeyim. Beş sene durdu iş. Şimdi hangi ile giderseniz göreceksiniz, o ilin en parlak, en vizyoner bürokratları Kalkınma Ajansları’nda çalışıyor. O kadar güzel çalışmalar yapıyorlar ki... Ben Türkiye’nin Kamu Reformu’nu muhakkak yapması gerektiğine inanıyorum...

Bireysel başvuru hakkı Anayasa Mahkemesi’ne verilirken bunun hiçbir zaman yüksek mahkemelerin temyiz makamı gibi olmayacağı zaten söylendi. Yüksek Mahkeme’nin verdiği bir kararı doğru mu, yanlıs mı diye temyiz edecek bir makam olmayacak dendi. Bu zaten çok tartışmalı bir konuydu, Anayasa Mahkemesi’ne verilmeli mi verilmemeli mi sorusu... Bununla ilgili hazırlanan taslaklar nedir görmedim henüz. Meclis’e yeni verildi sanıyorum.

Burada durum çok açık... Bir tarafta tutukluluk süresi uzun diyorsun, diğer tarafta 10 yılı yeterli görmüyorsun. Bir tezat içindeyiz. Türkiye’nin en köhneleşmiş yapısı açıkçası yargıÖ Yargının objektif bir biçimde reformlara tabi tutulması lazım. Avrupa’daki bütün yüksek mahkemelerin önündeki dosyaların belki de 10 misli kadar dosya Yargıtay’ın önünde bekliyor. Amiyane bir tabirle asacaksan as, keseceksen kes, serbest bırakacaksan bırak derler değil mi?
28 Ocak 2011

BBC Türkçe'de radyo kapandı:

BBC Dünya Servisi'nde çalışanların dörtte biri işten çıkarılırken, Türkçe bölümünde radyo yayınlarından vazgeçildi. BBC Türkçe Bölümü Müdürü Hüseyin Sükan, yaptığı açıklamada, NTV'de yayınlanan "Dünya Gündemi" programının ve "www.bbc.co.uk/turkce" adresindeki internet yayınlarının devam edeceğini açıkladı. Sükan, Türkçe ve Rusça'nın yer aldığı servisin sadece radyo yayınlarının durdurulacağının açıklandığını belirterek, bazı radyo programlarının kısalarak da olsa devam edebilmesi için çalışmalar yapacaklarını kaydetti. Türkçe bölümünde işten çıkarmalar olup olmayacağıyla ilgili soruya Sükan, "Bunu demek için henüz erken. Bütçemizde yüzde 24'e varan bir azalma var, dolayısıyla bazı kadrolar kaçınılmaz olarak kapanacak. Ancak kaç kişi işini kaybedecek henüz bilmiyoruz" yanıtını verdi.

İşten çıkarmalarda önce "gönüllülük ilkesinin" uygulanacağını aktaran Sükan, mecburi işten çıkarma yerine "tazminatını alıp ayrılmak isteyen var mı?" diye sorulacağının belirtti. BBC Dünya Servisi, kesintiler kapsamında çalışanlarının dörtte birini işten çıkartıyor. Alınan karar gereği Makedonca, Arnavutça, Sırpça, Karayipler için İngilizce ve Afrika için Portekizce servisleri kapatılacak.

1932 yılında "İmparatorluk Servisi" adıyla kurulan BBC'de, Türkçe servisi yayınlarına 20 Kasım 1939 tarihinde başladı.

Bir dönem bölüm sayısı 70'e yaklaşan BBC Dünya Servisi'nde bu rakam zaman içinde 32'ye kadar düştü. BBC Arapça televizyonun kurulmasına kaynak yaratmak için büyük kısmını Balkan ve Doğu Avrupa dillerinin oluşturduğu 10 bölüm 2006 yılında kapatıldı.

Kurulduğundan bu yana BBC Dünya Servisi'nin bütçesini karşılayan Dışişleri Bakanlığı, alınacak stratejik kararlarda söz sahibi, ancak yayın politikasına müdahale edemiyor.

Ülkedeki Muhafazakar-Liberal Demokrat koalisyon hükümeti, açıkladığı kamu kesintisi programında, BBC Dünya Servisi'nin Dışişleri Bakanlığına bağlı olan bütçesinin, BBC'nin iç yayınlarıyla aynı bütçeden finanse edileceğini bildirmişti.
31 Ocak 2011

Tehdit edilen gazeteciye TGC’den destek

Hrant Dink hakkında yazdığı kitap nedeniyle gazeteci Adem Yavuz Arslan'ın tehdit edilmesini kınayan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, yetkilileri bu tehdidin kaynağını açığa çıkarmaya çağırdı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Bugün Gazetesi Ankara temsilcisi Adem Yavuz Arslan’ın Hrant Dink hakkında yazdığı kitap nedeniyle tehdit edilmesinin basın özgürlüğü açısından büyük bir utanç kaynağı olduğunu belirtti.

Cemiyet Ocak 2007’de öldürülen Dink hakkında “Bir Ermeni Var: Hrant Dink Operasyonunun Şifreleri” başlıklı bir kitap yazan Arslan’ın mektupla kalaşnikof mermisi ve beyaz renkli bir bere gönderilerek tehdit edilmesinin demokrasi açısından vahim bir durum olduğuna dikkat çekti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin açıklamasında şöyle denildi:

“Hrant Dink evrensel barışı savunup ırkçılığa ve ayrımcılığa korkusuzca karşı çıktığı için öldürüldü. Hrant Dink, cinayetinin arkasındaki azmettirici odaklar ise hala açığa çıkarılamadı. Tıpkı daha önceki gazeteci cinayetlerinde olduğu gibi gerçeğin üstünün, kamuoyu ile paylaşılmadan örtülmesinden ve davanın zaman aşımına uğratılmasından endişe duyuyoruz. Bu konuda kitap yazan meslektaşımız Adem Yavuz Arslan'ın ise cinayetin aydınlığa kavuşturulması için yazdığı bir kitap nedeniyle tehditle baskı altına alınması gazetecilerin ne kadar ağır şartlarda görevlerini yapmaya çalıştığının çok kötü bir örneğidir. Yetkilileri Arslan'ın uğradığı tehdidin kaynağını ortaya çıkarmak için göreve çağırıyoruz. Türkiye'de daha fazla demokrasi isteyen herkesin halkın doğru ve yansız haber alma hakkı ve basın özgürlüğüne sahip çıkması gerektiğini hatırlatıyoruz."
31 Ocak 2011

TGS: Medyada işten çıkarmalar yasa dışı

TGS Yönetim Kurulu, medyada bir ay içinde yaklaşık 360 basın emekçisinin işine son verilmesi üzerine dayanışma çağrısı yaptı. Pazartesi günü TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapılacak toplantıya TGC ve GÖP üyesi meslek örgütlerinin temsilcileri de katılacak.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) işten atılan basın emekçileriyle durum değerlendirmesi yapmak için toplantı kararı aldı. TGS Yönetim Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada “İşten çıkartılan tüm meslektaşlarımızı ve onlarla dayanışma amacıyla tüm basın emekçilerini ve basın meslek örgütleri temsilcilerini, 31 Ocak toplantısına katılmaya çağırıyoruz” denildi.

İşsiz kalan gazetecilerin de katılacağı TGS’nin öncülüğünde düzenlenecek toplantıya Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) üyesi meslek örgütlerinin temsilcilerinin de katılacağı açıklandı. Pazartesi günü TGC Burhan Felek Konferans Salonu’ndaki toplantının saat 15.00’da başlayacağı belirtildi.

TGS’den yapılan açıklamada ATV, Sabah gazete ve dergi grubu ile Habertürk gazete, dergi ve televizyon grubunda bir ay içinde yaklaşık 360 basın emekçisinin işine son verildiği bildirildi.

TGS Yönetim Kurulu açıklaması şöyle: “Medyadaki son tenkisatlar, yasa dışı toplu işçi çıkarılması anlamına gelmektedir. İşten çıkarmaların, gelecek haftalarda ve aylarda daha da yayılacağı beklentisi, tüm meslektaşlarımızı tedirgin etmektedir. Gazeteciler, son dönemdeki işten çıkartmaların, medyada yeni bir kitlesel kıyımın başlangıcı olduğu endişesini taşımaktadır. 2001 ekonomik krizinde işsiz kalan 5000 dolayında basın emekçisinin bir daha mesleklerine geri dönemediği gerçeği hafızalardan silinmedi. O dönemden sonra da işten çıkartmalar devam etti; birçok meslektaşımız aylarca ücret almadan çalıştığı gibi her yılsonunda yüzlerce basın emekçisi işini kaybetti. Basın emekçileri, sessizce beklemenin, onları işsizlikten korumadığını ve bireysel hareketlerle hiçbir sorunlarını çözemeyeceklerini yaşayarak öğrendiler. En az 50 bin kişilik bir sektör haline gelen gazetecilik işkolunda basın emekçilerinin yarısı kayıt dışı olarak çalıştırılmaktadır. Sendikal haklardan yararlanan meslektaşlarımızın sayısı ise yüzde 1’i geçmemektedir. O nedenle, örgütlü hareket ve dayanışma, basın emekçileri için acil bir ihtiyaç olarak bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

İşsizlik, kötü çalışma koşulları, gelecek korkusu, sendikal haklardan yoksun bırakılmak gazetecilerin kaderi olmamalıdır. Medya sahipleri, keyfi ve kötü yönetimlerinin sonuçlarına kendileri katlanmalı, yasa dışı uygulamalarının hesabını vermelidir.

Basın emekçileri, ortak ve örgütlü hareket etmenin ve aralarındaki dayanışmayı geliştirmenin koşullarını somutlaştırmalıdır. Türkiye Gazeteciler Sendikası, bu ihtiyacı karşılamaya her zaman hazırdır.

Bu ihtiyaçlardan yola çıkarak; işten çıkartılan gazetecilerle genel bir değerlendirme yapmak, özel durumlarını görüşmek, bundan sonraki süreçte hem bireysel hakları için hangi yasal yollara başvurabileceklerini hem de meşru zeminlerde ne tür toplu etkinlikler gerçekleştirilebileceğini konuşmak amacıyla 31 Ocak 2011 Pazartesi günü saat 15.00’te TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda bir toplantı düzenlenecektir. İşten çıkartılan tüm meslektaşlarımızı ve onlarla dayanışma amacıyla tüm basın emekçilerini ve basın meslek örgütleri temsilcilerini, 31 Ocak toplantısına katılmaya çağırıyoruz.
31 Ocak 2011

El Cezire Mısır’da yasaklandı

Mısır hükümeti El Cezire Televizyonunun ülkedeki tüm faaliyetlerini askıya aldı. Mısır’ın resmi haber ajansı Mena'nın verdiği haberde, ''Mısır Enformasyon Bakanı, El Cezire televizyonunun Mısır'daki tüm faaliyetlerinin askıya alınmasını, tüm lisanslarının iptal edilmesini ve ülkedeki tüm El Cezire çalışanlarının akreditasyonlarının geri alınmasını emretti'' ifadelerine yer verildi.

Öte yandan Mısır İçişleri Bakanlığı binasını koruma görevini Mısır ordusunun üstlendiği bildirildi.

El Arabiya televizyonu, göstericilerin daha önce saldırı girişiminde bulunduğu Kahire'nin iç kesiminde bulunan bakanlık binasının korunması görevini, artık polis yerine Mısır askerlerinin yerine getirdiğini duyurdu.
29 Ocak 2011

Gül'den Dink cinayeti talimatı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak Devlet Denetleme kurulu'na ''konunun ayrıntılı bir biçimde incelenmesi'' yönünde talimat verdi.

Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde yapılan açıklamada, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in, 19 Ocak 2007 tarihinde, gazetesinin önünde kurşunlanarak öldürüldüğü, söz konusu menfur olayın faillerinin de kısa süre içerisinde yakalanarak, yargılama sürecinin başlatıldığı belirtildi. Bahsi geçen cinayetin öncesinde ve sonrasında yürütülen kamusal görevlerin ifası ile ilgili bazı iddiaların, kamuoyunda ve basında sürekli olarak yer aldığı belirtildi.

Açıklama şöyle: ''Ayrıca, aynı iddialar gerek merhumun ailesi gerekse avukatları tarafından da dile getirilmektedir. Özetle, mezkur hususlar nedeniyle aradan dört yıl geçmesine rağmen; yakalanan faillerin başkaca irtibatlarının bulunup bulunmadığı hususunun tam olarak açıklığa kavuşturulamadığı ve yargılamanın sıhhatli bir biçimde yapılamadığı ifade edilmektedir.

Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 14 Aralık 2010 tarihinde kesinleşen Dink vd (2668/07) sayılı Kararında da 'Hrant Dink'in yaşam hakkının korunması ve cinayetin önlenmesinde kusuru olan yetkililer hakkında etkili soruşturma açılması' istenilmiştir. Bu kapsamda, 'Tahkikatı yürüten kişilerin bağımsız olmadığı ve izlenen araştırma yöntemlerinin yargısal nitelik taşımadığı' gerekçesiyle dosyanın tekrar açılması istenilmiştir.

Bu itibarla, Sayın Cumhurbaşkanımız Devlet Denetleme Kuruluna konunun ayrıntılı bir biçimde incelenmesi talimatını vermişlerdir. Söz konusu çalışma iki boyutta yürütülecektir.

Merhum Hrant Dink'in ailesi ve diğer ilgili tarafların katkılarının da alınarak; yeni bir bilgi veya belgeye ulaşılabilmesi amacıyla olay öncesi ve sonrasında yürütülen idari tasarruf ve işlemlerin hukuka uygunluğu ile doğruluk ve yeterliliğinin araştırılması ve incelenmesi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da eleştirilen, kamu görevlilerinin yargılanması ile ilgili iç hukuk düzenlemelerinin geliştirilmesi amacıyla konu ile ilgili mevzuatın genel bir değerlendirilmesinin yapılması.''
31 Ocak 2011

Dündar ve Şener'e gazetecilik ödülü

Frekans gazetesince Gazeteci Uğur Dündar'a ''Yılın Televizyon Haberciliği'', Nedim Şener'e ise ''Araştırmacı Gazetecilik'' ödülü verildi. Kırlareli'nin Lüleburgaz ilçesinde Haftalık yayımlanan Frekans gazetesinin Yılın Televizyon Haberciliği ve Araştırmacı Gazetecilik Ödül töreni Öğretmen Evi'nde gerçekleştirildi. Frekans gazetesi tarafından yılın televizyon haberciliği ödülüne layık görülen gazeteci Uğur Dündar, ödül töreni öncesi düzenlenen söyleşi de gazetecilerin zor ve sıkıntılı bir süreçten geçtiğini belirterek, ''Günümüzde ilkeli ve dürüst gazetecilik yapmak yiğitlikle eş anlamlı hale geldi. Yağcılığın, yalakalığın revaçta olduğu, gazeteciliğin eğilip bükülme mesleği haline geldiği günümüzde ilkeli gazetecilik yapmak bu kadar zor'' dedi.

Söyleşi de Karamusul Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Gürcan Kırım da Uğur Dündar'a Ergene Nehri'ndeki kirliliği hatırlatarak, neden gazete ve televizyonların bu kadar ciddi bir sorunla ilgilenmediğini sordu.

Ergene Nehri'nin kanser saçtığını ifade eden Kırım, babasının kanserden öldüğünü, kardeşinin de kanser hastası olduğunu belirterek, Dündar'a bir şişe içinde Ergene Nehri’nden alınan su örneği ve Ergene'nin zehrinden etkilenen bir yumurta verdi.

Dündar ise Ergene'nin ciddi bir sorun olduğunu ve kimsenin çevreyi kirletmeye hakkının bulunmadığını kaydetti.

Gazeteci Nedim Şener de güç odaklarının bazı şeylerin yazılıp çizilmesini istemediğini, bu nedenle gazetecilik yapmak için güç odakları ile çatışmaların olduğunu söyledi.

Şener, kendine araştırmacı gazetecilik rol modelleri olarak Uğur Mumcu ile Uğur Dündar'ı örnek aldığını ifade etti.

Söyleşinin ardından Dündar ve Şener'e Frekans Gazetesi İmtiyaz Sahibi Armağan Ayyıldız tarafından yılın televizyon haberciliği ve araştırmacı gazetecilik ödülü verildi.

Nedim Şener'in yazdığı ve Uğur Dündar'ın hayatını anlatan ''Uğur Dündar-İşte Hayatım'' adlı kitaplar imzalandı.
31 Ocak 2011

TGC Basın Müzesi, sanatı ve sanatçıyı ağırlıyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Müzesi Sanat Galerisi, sanata ve sanatçıya ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Basın Müzesi Müdürü Saadet Altay, “Sanatı ve sanatçıyı Basın Müzesi’nde ağırlamaktan memnunum” dedi.

TGC Basın Müzesi Müdürü Saadet Altay, Basın Müzesi’nin ikinci katındaki Sanat Galerisi, altı ayrı sergi salonlarında yılda 9 ay sergi açıldığını sergilerin Ekim ayında başladığını Haziran ayının sonunda bittiğini söyledi. Sergilerin 19 gün sürdüğünü belirten Altay, “Sanatı ve sanatçıyı Basın Müzesinde ağırlamaktan memnunum” dedi. Altay, Basın Müzesi’nin sadece Türkiye’deki sanatçılara ev sahipliği yapmadığını, yurtdışındaki sanatı ve sanatçıları da ağırladığını vurguladı.

Altay, şöyle devam etti: “Azerbaycan’dan Bulgaristan’a ve hatta Japonya’dan sanatçılara bile ev sahipliği yapıyoruz. Bunun yanı sıra konusu ‘basın’, ‘basında sansür’, ‘basın tarihi’ konulu sergiler de düzenlemekteyiz. Basın Müzesi olarak gerek biz bu sergileri düzenliyoruz, gerekse düzenlemek isteyen araştırmacı gazetecilere müze katında sergiler açmasına imkan tanıyoruz” Altay, ‘panel’ ve ‘açık oturum’ yanı sıra; ‘Osmanlıca’, ‘diksiyon ve güzel konuşma’ ve ‘yaratıcı yazarlık’ seminerleri düzenlediklerini de sözlerine ekledi.

Altay, önceki aylarda Füsun Yeremyan’ın, Kamuran Özdemir’in, Nazmi Metin ve arkadaşlarının, Hülya-Mustafa Metin’in, Handan Bigat Onuk’un, Nevin Erhal’ın ve Sevcan Birgören’in Resim Sergisi’nin, Aydın Doğan Vakfı’nın Uluslararası Karikatür Yarışması Sergisinin, Akdağ Saydut’un Çelişmeler Karikatür Sergisinin, Atilla Alp Bölükbaşı’ının Fotoğraf Sergisinin, Eminönü Lions’un Ebru Sergisi’nin, Bengü Şen’in Takı Sergisi’nin, Basın Müzesi’nde sergilendiğini anlattı. Altay şu anda Dilek Mumcuoğlu Bölükbaşı’nın Resim ve Şiir Sergisi’nin devam ettiğini belirterek, “Önümüzdeki dönemde ‘Basın Müzesi Koleksiyon Sergisi’ açılacak” dedi. Altay, önümüzdeki aylarda da Deniz Obuz’un, Zekiye Günay’ın, Mualla Tetik’in, Mahir Bayramoğlu’nun, Ali Rıza Özkale’nin Resim Sergisi’nin, Sevcan Birgören ve Latife Başbuğ’un ve Ebülfez Ferecoğlu Atölyesi’nin Karma Resim Sergisi’nin, son olarak da Cağaloğlu Kız Teknik Lisesi’nin Yıl Sonu Sergisi’nin açılacağını ifade etti.
31 Ocak 2011

Uğur Mumcu'nun eşi: Tahliyeler ilginçtir

Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu, "Adalet yoksa demokrasi yoktur" dedi. Kızı Özge ise “Devlet ihmal ettiği için faili meçhul cinayetlere kurban giden aileler bu davaya sahip çıkıyor” dedi.

Muğla Belediyesi'nin düzenlediği etkinliğin konuğu olarak Muğla'ya gelen Güldal Mumcu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi'nde konuştu. Geniş bir katılımın yaşandığı söyleşide, Uğur Mumcu'nun ölümünden önce Muğla'da katıldığı panellerden pasajlar ile öldürüldüğü yıl ve ardından gelen yıllarda düzenlenen yürüyüşlerin yer aldığı sinevizyon gösterisi gerçekleşti. Gösteri sırasında Güldal Mumcu duygusal anlar yaşadı.

Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün yaptığı açış konuşmasında, Uğur Mumcu için "Mesleğini halkı adına halk için adam gibi yapan bir aydındı" dedi.

Her meslek gurubunun her aydın gibi kendini sorgulayıp bu ülke için ne yaptım diye sorgulaması gerektiğini anlatan Gürün, şöyle konuştu: "öz eleştiri yapmalıdır. Terörsüz, savaşsız bir dünya özlemimizi haykırmaya devam edeceğiz. Cinayetlerin arkasını iyi görüp ülkemiz üzerinde oynanan oyunları fark ederek, buna göre mücadele etmeliyiz."

Türkiye'de yaşanan terör sorununun Türkler ile Kürtler arasında yaşanan bir sorun olmadığını belirten Güldal Mumcu, eşi Uğur Mumcu'nun geçmişte yazdığı yazılardan alıntı yaparak ASALA ile PKK arasında, PKK ile Hizbullah arasında fark olmadığına, zaman zaman işbirliklerinin yaşandığına dikkat çekti. Türkiye'de büyük güçlerin Ortadoğu'da verdikleri mücadelenin acılarının yaşandığına dikkat çekip terör örgütlerinin aslında birbirlerinden çok farklı olmadıklarını söyleyen Mumcu, şınları söyledi: "Sorun tutuklu ve hükümlü kavramlarının karıştırılmasıdır. Hizbullah üyeleri yargılanırken hüküm giymişlerdir. Tutukluluk süreleri aştığı için salıverilmeleri söz konusu edilemez. Hüküm giymişlerdir ve temyiz başvuruları var. Tahliye edilmeleri ilginçtir. Bu Avrupa Hukuku'na göre geçerli değildir. Tahliye kararlarının iptali de ilginçtir. Bu ağa ile yanaşmasının köyden şehre gidip gelişlerinde yedikleri haltı anlatan fıkra gibidir. Vicdan sızlıyorsa adalet tecelli etmemiştir. Adalet yoksa demokrasi yoktur. Yargıtay'ın önündeki Adalet Tanrıçası'na saldırılmıştı. O zaman terazi kırılmıştı. Yenisi yapılırken, Adalet Tanrıçası'nın kapalı olan gözlerini açıp açık olan bacaklarını kapattılar."

Mumcu, faili meçhul cinayetleri, Susurluk olayını ve Uğur Mumcu cinayetini araştırma komisyonları kurulduğunu anımsatarak sözlerine şöyle devam etti: "Faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu çok çeşitli kesimlerin engellemeleri ile karşı karşıya kalmıştır. Komisyon üyelerinden bazıları bir daha milletvekili olamamış ve komisyon raportörü Akman Akyürek kusurlu bir trafik kazasında ölmüş ve komisyon raporu da bir türlü Meclise gelip görüşülememiştir. Fakat biz şanslıydık. Uğur Mumcu cinayeti araştırma komisyonunun raporu ise Genel Kurul'da görüşüldü."

Aile olarak suçluların bulunması için İçişleri Bakanlığına dilekçe verdiklerini anlatan Mumcu, şöyle konuştu: "Bütün bunların sonunda Umut Operasyonu adı altında, 2000 yıl ında yürütülen bir soruşturma sonucu Uğur Mumcu cinayetinin de faili olduğu için aranan üç kişiden ikisi yakalandı. Haklarında dava açıldı ve yapılan yargılama sonunda cezalandırıldı. Fakat mahkumiyet alıp daha sonra afla salıverilen Muzaffer Dağdeviren ise İstanbul'da kafasına kurşun sıkılarak öldürüldü. Onun da faili hala meçhul. Ayrıca bombayı araca koyduğu iddia edilen Oğuz Demir de hala yakalanıp yargı önüne çıkarılamadı." Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, ölümünün 18. yılında Almanya'nın Hamburg kentinde düzenlenen bir törenle anıldı.

Hamburg ve çevresi Atatürkçü Düşünce Derneği (HADD) ve Sosyal Demokrat Halkçı Derneği (SHD) tarafından Etnografya Müzesi'nde düzenlenen gazeteci-yazar Uğur Mumcu’yu anma törenine Mumcu'nun kızı Özge Mumcu da katıldı. Özge Mumcu burada yaptığı konuşmada, babasının öldürülmeden önce Kürt dosyası, terör örgütü PKK, ticaret ve Rabıta ilişkileri ve bağlantılarını araştırdığına dikkat çekerek, asıl suçluların hala bulunamadığını söyledi.

Gerçeklerin açığa çıkarılması gerektiğini belirten Mumcu, ''Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'den, bombanın paramparça olması sonucunda izlerin kalmaması için çalışanlara kadar suç duyurusunda bulunacağız. Şu anda dava Yargıtay aşamasında. Bu işleri devlet ihmal ettiği için faili meçhul cinayetlere kurban giden aileler bu davaya sahip çıkıyor. Gerçekler açığa çıkmalı, kim incinirse incinsin'' dedi.

Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin toplumsal bir kayıp olduğunu ve öldürüldükten sonra milyonlarca kişinin cenaze töreninde cenazenin arkasından yürüdüğünü hatırlatan Mumcu, Uğur Mumcu'nun herkesi kucaklayan bir kişi olduğunu ifade etti.

Türkiye'de bir süre önce faili meçhul cinayetlerde hayatını kaybedenlerin yakınlarının oluşturduğu ''Toplumsal Bellek Platformu''nu kurduklarını ifade eden Mumcu, ''Bu platformda Hrant Dink'in eşinden, Musa Anter'in kızına, Sivas'ta otelde çıkan yangında hayatını kaybedenlerin yakınlarına kadar herkes var. Hepimizin dili ortak. Bir metin yazarken adeta birimizin kaleminde yazılıyor gibi. Ortak duygular, ortak beklentiler, ortak barış talepleri. Biz sanki bir aile olduk. Aynı dili konuşuyoruz çünkü. Bu platformla kendi belleğimizi gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyoruz'' dedi.

SHD yetkililerinden Behçet Algan da, Türkiye'de hala faili meçhul cinayetlerin yaşandığını, Hrant Dink, Mumcu ve Abdi İpekçi gibi aydınların öldürülmesine sebep olan asıl suçlularının bulunamadığını, cinayeti işleyenlerin bulmanın devletin bir ''namus borcu'' olduğunu belirtti.

HADD Başkanı Coşkun Coştur da, Mumcu'nun Türkiye'nin yetiştirdiği önemli aydınlardan biri olduğunu belirtti.

Törende emekli psikyatrist Etem Ete, Mumcu'nun yazdığı kitaplardan bölümler okurken Haluk Erpınar adlı ressam da kendisinin yaptığı Uğur Mumcu resmini kızı Özge Mumcu'ya hediye etti.

Sanatçı Hüseyin Duman'ın bağlamasıyla Mumcu'nun sevdiği türküleri seslendirdiği toplantıya Hamburg Başkonsolosu Devrim Öztürk, Hamburg Etnografya Müzesi Müdürü Wulf Köpke, Hamburg'da 20 Şubat'ta yapılacak Eyalet Meclisi erken seçimlerinde milletvekili adayları Kazım Abacı, Filiz Demirel, Ejder Tatar, Hamburg Türk Toplumu (TGH) Onursal Başkanı Nihat Ercan, HADD Onursal Başkanı Gökten Küçük ile çok sayıda davetli katıldı.
31 Ocak 2011

Posta gazetesini protesto ettiler

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Platformu (DGAP) üyesi bir grup, Posta gazetesinde çıkan bir yazı nedeniyle gazetenin Ankara il temsilciliği önünde protesto gösterisinde bulundu.

DGAP Başkanı Abdul Nasır Çetin, Posta gazetesi köşe yazarı Candaş Tolga Işık'ın 27 Ocak’ta kaleme aldığı ''Doğu ve Güneydoğu'da Çanak Anten'' konulu yazının gerçeklerle herhangi bir ilişkisinin olmadığını belirterek, ''Bilimsellikten uzak, provokatörlük amacı taşıyan yazının sahibi Candaş Tolga Işık'ın geçmiş ilişkileri dikkate alındığında Ortadoğu'daki gelişmelerle beraber zamanlamanın çok manidar olduğu görünmektedir'' dedi.

Yazının, nefret suçu taşıdığını savunan Abdul Nasır Çetin, ''Bölge insanının yanı sıra çanak anteni kullanan tüm ülke insanı pornocu ve tacizci damgasını yemiştir'' ifadelerini kullandı.

Yazının üzerinden yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen medyada gerekli hassasiyetin gösterilmemesinin ülkede ''candaş medya'' olduğunun göstergesi olduğunu savunan Çetin, yazar, editörya ve gazetenin genel yayın yönetmeninin derhal istifa etmesini istediklerini aksi takdirde bu basın grubununyayınlarını bölgede sattırmama kampanyasını başlatacaklarını sözlerine ekledi.

Başa Dön