Geri Dön

Şubat 2011 Raporu

“Meslek örgütü olarak arkanızdayız”

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, işten çıkarılan gazeteciler için “Sorunlarınızı burada konuşacağız. Yapılabilecek ne varsa biz meslek örgütü olarak arkanızdayız” dedi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), son dönemlerde işten çıkarılan basın çalışanları için önceki gün bilgilendirme toplantısı düzenledi. TGC Burhan Felek Salonu'nda gerçekleşen toplantıda, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, Basın Enstitüsü Derneği Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, Basın Konseyi Genel Sekreteri Avukat Oktay Huduti, TGC Hukuk Danışmanı Avukat Gökhan Küçük,  TGS Hukuk Danışmanları Meliha Selvi ve Güven Ergin işten çıkarılan basın çalışanlarının sorularını yanıtladı.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, TGC Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özdemir, Recep Yaşar, Basın Konseyi’nin önceki Başkanı Oktay Ekşi de toplantıya katıldı. TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, toplantıyı açış konuşmasında işten çıkarılma olaylarının üzücü olduğunu söyledi.

İşten çıkarılan gazetecilerin toplantıya dayanışma amacıyla katılmasının acı bir şekilde kendisini sevindirdiğini ifade eden İpekçi, "Biz bugün işten atılan gazetecilerin sorunlarını dinlemek onlara meslek örgütleri olarak nasıl yardımcı olabileceğimiz konusunu görüşmek için bu toplantıyı düzenledik" dedi. "İşten çıkartılanların içinde sendika üyesi olanlarda var olmayanlarda var" diyen İpekçi, "Sendikalı olsun veya olmasın arkadaşlarımızla işten çıkartılmaları gerekçesiyle bağlantı içerisine girmiş olacağız" ifadesini kullandı.

Türk medyasında herkesin örgütlü olmasını istediğini belirten İpekçi, şöyle devam etti: "O zaman sorunlarımızı daha çok sahip çıkabilirdik. Tek tek dağınık olduğumuz zaman işverenlerin çalışanlar üzerinde keyfi uygulamaları, keyfi tasarrufları da daha kolay hayata geçiyor. Bunda da mağduriyeti basın emekçileri olarak bizler yaşıyoruz"  24 basın meslek örgütüyle Gazetecilere Özgürlük Platformu’nu (GÖP) kurduklarını anımsatan İpekçi, gazetecilerin serbest bırakılması, basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan kanunların kaldırılması için mücadele yürütüldüğünü söyledi. "Bu mücadelenin bir parçası da medya sahiplerine karşı olması gerekiyor" şeklinde konuşan İpekçi, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Çünkü gazetecilerin özgürlüğü, aynı zamanda medya hapishanelerinden kurtulmakla da geçiyor. Sadece devletin hapishanelerinde değil. Medya sahiplerinin plazalarında ‘hapsedilmiş’, ‘özgürlükleri ellerinden alınmış’, basın emekçileri olarak görevimizi en iyi şekilde yapmaya gayret ediyoruz."  Parlamentonun üzerine düşen görevi acilen yapması gerektiğini vurgulayan İpekçi, "Çalışma hayatıyla Sendikal haklarla ilgili düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerekir. Ama basın emekçileri de bir gün kendilerini kurtaracak parlamentonun geleceğini beklemek yerine kendi inisiyatifini kendi eline alıp örgütlenmesini sağlaması en azından kendi arasında dayanışmasını sağlaması gerekir" dedi.

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, işten çıkartılan gazetecilerin sorunlarını dinlemek istediklerini söyledi. İşçi-işveren ilişkileri konusunda TGS’nin yetkili olduğunu belirten Olcayto, "TGC üyesi olan arkadaşlarımıza 212 ile çalışırken işten ayrıldıkları durumda 3 ay boyunca biz ücret ödüyoruz" dedi.

TGC Hukuk Danışmanı Avukat Gökhan Küçük ve TGS Hukuk Danışmanı Avukat Güven Ergin’in soruları yanıtlamak üzere hazır bulunacağını ifade eden Olcayto, "Sorunlarınızı burada konuşacağız. Yapılabilecek ne varsa biz 24 meslek örgütü olarak arkanızdayız. Bunu da bilmenizi isterim" dedi.

BK Genel Sekreteri Avukat Oktay Huduti, yaşanan olayları sadece işten çıkartılan gazetecilerin sorunları olarak görmediğini bütün medyanın sorunu olarak gördüğünü söyledi. Huduti, "Gazetecilerin işlerine toplu bir şekilde son verilmesi bütün medyayı etkiliyor. Düşünce ve ifade özgürlüğünün ülkemizde ne kadar kolay sınırlanabildiğini de çok net bir şekilde gösteriyor" ifadelerini kullandı. BED Koordinatörü Yurdanur Atadan da, Uluslar arası Basın Enstitüsü’nün Türkiye ayağı olduklarını belirterek, konuyu uluslar arası boyuta taşımaya çalıştıklarını söyledi.  Konuşmaların ardından yaşadıkları sorunları hukuk ve sendikal alandaki uzmanlarla tartışan gazeteciler, kaybettikleri hakları geri alabilmek için izlenecek hukuki yollarla ilgili bilgi alış verişinde bulundu.

Toplantıda söz alan TGC Yönetim Kurulu üyesi Recep Yaşar, yapılan konuşmalarda örgütlülük üzerine gündem oluştuğunu söyledi. Yaşar, sadece genel kurula oy atmakla da sendika ve cemiyet üyesi olunmadığını belirtti. Gazeteci-yazar Oktay Ekşi, gazetecilik mesleğinin ne durumda olduğunu görmek ve ders çıkarmak için, düzenlenen toplantının önemli olduğunu ifade ederek ''Bizler, bugün işsiz kalan arkadaşlarımız gibi mesleğin çay, simit mesleği olduğunu, bir anda kapı önüne konulabileceğimizi yıllar önce öğrendik'' dedi. Ekşi, meslekteki ilk yıllarında yaşanan gerçekliklerin hala devam ettiğini ifade ederek ''Türk basınının 180 yıldır çözülemeyen temel sorunu, istihdam politikalarının yanlışlığıdır. Bugün yaşananlar, meslekte sosyal güvenlik alanında hala adım atamadığımızın kanıtıdır'' şeklinde konuştu.

Sabah gazetesinin işten çıkartılan editörü Erdinç Ergenç, muhabiri Rıdvan Tezel ve Ajans Habertürk muhabiri Özner Berber yaşadıkları olayı Bizim gazeteye anlattı.

Sabah gazetesi editörü Erdinç Ergenç, "18 yıllık gazeteci olduğunu tenkisatlara alışkın olduğunu belirterek yaşadığı olayı şöyle anlattı: " Bir Amerikan şirketi ile anlaşılıp, gazete yeniden yapılandırma kararı alındı. Bu şirkete 5 milyon dolar para ödediler. Gazetelerde kullanılan programlar yenilenecek ve sistem değişecekti. Sonuç yeniden yapılandırma ve tenkisat anlamına geliyormuş. Ve işten çıkarıldık." Mesleğine devam edeceğini ifade eden Ergenç, giderek gazetecilik yapma şartlarının ortadan kalktığını söyledi. "Bu Sabah gazetesine has bir durum değil" diyen Ergenç, "Tüm medyada aynı durum yaşanıyor. Gazetecilik, dördüncü kuvvet olma hakkını, halkın görüşlerini ve düşüncelerini ifade etme hakkını yerine getirerek üstleniyordu. Artık patronların ve iktidarın görüşlerini yansıtan bir araç haline gelerek, eski işlerini ve kuvvetini yitirdi" şeklinde konuştu.

Sabah gazetesi muhabiri Rıdvan Tezel "Habere giderken bağlı olduğum birim şefi aradı. Haber müdürünün beni yanına çağırdığını söyledi. Gazeteye döndüğümde de insan kaynakları müdürlüğüne çağırdılar. Orada Bozz&Company denetleme şirketinin yapmış olduğu yeniden yapılandırma raporları doğrultusunda bazı arkadaşların işten ayrılması gerektiğini söylediler. Bunlardan bir tanesi de bendim. Yasal haklarımın ödeneceğini belirtilip, ayriyeten dava açmamamın karşılığında para teklif ettiler. Bende kabul etmeyeceğimi söyledim ve ayrıldım." 3 ay önce baba olduğunu eşinin doğum izninde olduğunu belirten Tezel, "Eşime durumu nasıl söylerim diye çok düşündüm. Eşim şok yaşar endişesiyle telefonda söylemedim. Eve gidip durumu eşime alıştıra alıştıra söyledim. Eşimde durumu normal karşıladı, iş hayatında bunların olabileceğini söyledi" şeklinde konuştu.

AHT muhabiri Özner Berber, "Bir araştırmadan hareketle yapılandırma kararı alınmış. Bu araştırma şu şekilde yapılmış. Bir bilgisayar programı geliştirmişler. Bu programa mevcut çalışan sayısı çalışma performansları ve haber kaynakları bilgileri yüklenmiş. Programa sorgula dediğiniz zaman size bir sonuç çıkarıyor.  Sonuçta ‘daha az personelle çalışabilirsiniz’ çıkmış."2 yıl önce muhabirleri, editörleri yüksek maaşlarla yerlerinden ettiklerini söyleyen Berber, "2 yıl önce yapmaları gereken araştırmaları bugünlerde yaptılar" dedi. 5 kişiyi geçindirdiğini ifade eden Berber, ayın başında para yatmazsa iflasta olduğunu, bundan sonra da iş kapılarına birer birer başvuracağını sözlerine ekledi. (1 Şubat 2011)

**********

“Meslektaşlarımızı kaybetmeyebilirdik”

TGC Başkanı Orhan Erinç, "Abdi Bey öldürüldüğünde sadece tetikçinin yakalanmasıyla yetinmeyip arkasındaki güçlere de ulaşma olanağını bulabilseydik. Daha sonra aramızdan alınan Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu gibi meslektaşlarımızı da kaybetmeyebilirdik" dedi

Uğradığı silahlı saldırı sonucu 1 Şubat 1979 tarihinde hayatını kaybeden gazeteci Abdi İpekçi'nin 32. ölüm yıl dönümü nedeniyle Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı.

Anma törenine, TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, Nükhet İpekçi, Arat Dink,  Canan Kaftancıoğlu, Meryem Göktepe, Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, ÇGD adına Nazım Alpman, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, gazeteci ve milletvekili Ahmet Tan, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül katıldı. Törende konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, "TGC Başkan Yardımcısı, Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve başyazarı değerli ustamız Abdi İpekçi’nin aramızdan ayrılışının 32. yıl dönümünde yine mezarı başında kendisini saygı, sevgi ve özlemle anmak için bir aradayız" dedi. İpekçi’nin birkaç özelliğini vurgulamakta yarar gördüğünü belirten Erinç, "Bunlardan birincisi, Abdi Bey gazetecilerin sorumluluğunun yaygınlaştırılması, meslek ilkelerinin yaşama geçirilmesi konusunda ilk çabaları gösteren ustalarımızdan biriydi" diye konuştu.

TGC Başkanı Orhan Erinç Gazetecilerin örgütlenmesi konusunda TGS’nin kuruluşundan sonraki süreçte, TGS’ ye dönüşen İstanbul Gazeteciler Sendikasında başkanlığı üstlenmiş, toplu sözleşmelerin imzalanmasına öncülük etmiştir. Yine mesleki dayanışma konusunda da TGC yönetiminde başkan yardımcısı olarak seçkin katkılarda bulunmuştur" dedi. Erinç şöyle devam etti: "1909’da Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Beyin, öldürülüşünden sonra, Abdi İpekçi öldürülen ilk başyazar oldu ve 1979’da öldürüldüğünde aramızdan alınan 14. gazeteciydi. Yani 70 yılda 14 gazeteci kurban vermiştik. Ancak aradan geçen 32 yılda 1979’dan bu yana 49 meslektaşımızı aynı aşağılık saldırılar sonucu kaybettik. Oysa 1979 yılında Abdi Bey öldürüldüğünde sadece tetikçinin yakalanmasıyla yetinmeyip arkasındaki güçlere de ulaşma olanağını bulabilseydik. Daha sonra aramızdan alınan Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu gibi meslektaşlarımızı da kaybetmeyebilirdik. Bu nedenle her yıl tekrarladığımız gibi Abdi Bey’in öldürülüşünden sonraki süreçte tetikçinin arkasındaki güçlerin bulunmamasına duyduğumuz, hıncı, kızgınlığı bugün burada bir kez daha yineliyoruz. Ve zaman aşımının arkasına saklanan karanlık güçlerin hiç olmazsa gazetecilik çabalarıyla ortaya çıkarılması konusunda meslektaşlarımızın da katkılarını bekliyoruz."

Erinç’ten sonra konuşan Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi, yaşadıkları acıları bir yana bıraktıklarında 30 yılın ardından her geçen süre "Akıl almazlıkları"nın bir kat daha arttığını söyledi. Bu süre içinde suikaste kurban giden gazetecilerin sayılarının arttığını belirten İpekçi, "79 yılında doğmamış çocuklar büyüyor, yeni bir kuşak geliyor. Biz bu gün burada daha önceki gibi bunu sorgulamak için toplanıyoruz" diye konuştu.

Törende İpekçi ailesinin de dahil olduğu Toplumsal Bellek Platformu adına basın açıklaması, öldürülen gazeteci Metin Göktepe'nin ablası Meryem Göktepe Türkmen tarafından okundu. Türkmen, Toplumsal Bellek Platformu olarak, Türkiye'de paylarına düşen acıları can evlerinde yaşamak zorunda kaldıklarını söyledi. "Bizleri acılarla akraba ettiler" diyen Türkmen, "Büyümesini istemediğimiz bir aile olduk. Yitirdiğimiz canların isimlerini, yetkililere sorduğumuzda, kendi dönemlerinde bu cinayetlerin azlığıyla övünmelerini dinlemek zorunda kaldık" dedi. Dünü aydınlatamayanların, yarınları karartanlar arasında olmayı ilelebet sürdüreceğini vurgulayan Türkmen, "Bizim acımızın zaman aşımı yok. Adaletin de olmamalı. Çünkü artık bu tür cinayetlerin her birinin, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına girmesi gerektiğini biliyoruz. Uygulamaya geçilmesi için gerekli düzenlemelerin bir an önce yapılmasını bekliyoruz"

Cinayetlerin, uyum ve birlik içinde işlenip, yine uyum ve birlik içinde örtbas edildiğinin altını çizen Türkmen, "Bu büyük utancı iler ki kuşaklara miras bırakmak istemiyoruz" dedi. "O meşhur failin, artık bir damla kan daha akıtmasını istemiyoruz" diyen Türkmen, "O yüzden bir damla gözyaşının daha boşa akmasına izin vermeyeceğiz. İntikam almak istemiyoruz. Adaletin sağlanmasını, açıklamaların yapılmasını bekliyoruz" dedi. Okunan duaların ardından, katılımcıların İpekçi'nin mezarına karanfilleri bırakmasıyla tören sona erdi. (1 Şubat 2011)

**************

TGC Başkanı Erinç: Öldürülen gazeteci sayısı 63 olabilir

"Öldürülen Gazetecileri Anıyoruz" panelinde konuşan TGC Başkanı Erinç, 1909’dan bugüne öldürülen gazetecilerin sayısının 62 olduğunu ama bu sayının 63 olma ihtimalinin bulunduğuna dikkat çekti. Başkan Erinç, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinde bulunan İsmail Güneş’inde yeni bulgularla ‘öldürülen gazeteciler’ arasına katılabileceğini söyledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), ölümünün 32. yıl dönümünde Abdi İpekçi’yi ve tüm öldürülen gazetecileri anmak için önceki gün Basın Müzesi’nde "Öldürülen Gazetecileri Anıyoruz" başlıklı bir panel düzenledi.

Panelin açılış konuşmasını TGC Başkanı Orhan Erinç yaptı. TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto’nun yönettiği panele öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi İzet, Radikal gazetesi yazarı Altan Öymen, gazeteci-yazar Hıfzı Topuz, Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner ve Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener, konuşmacı olarak katıldı.

Panelde, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver Ergezer, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, ÇGD’den Nazım Alpman, gazeteci-yazar İzzet Sedes ve avukat Turgut Kazan da hazır bulundu. Toplantının açılışında ocak ayının Türkiye’nin demokrasi sınavından geçemediğinin en olumsuz örneklerle dolu olduğunu belirten TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, "Türkiye’de halkın haber alma hakkını hizmet eden gazetecilerin belki de en fazla öldürüldüğü ay ocak ayıdır" dedi.

Güneş, "Bu anlamlı günde bütün öldürülen gazetecileri, Abdi İpekçi’nin ölüm yıl dönümü nedeniyle tekrar anmak istedik. Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Meslektaşlarımız hem öldürülme, hem tehdit, hem işsizlik hem de cezaevine düşme baskısı altında mesleklerini yapmak zorunda kalıyor" diye konuştu.

"Öldürülen Gazetecileri Anıyoruz" panelinin açılış konuşmasını yapan TGC Başkanı Orhan Erinç, İpekçi’yi mezarı başında saygı, sevgi ve özlemle bir kez daha andıklarını belirti ve şöyle konuştu: "TGC, 1 Şubatları Abdi Bey’in kişilik ve kimliğinde diğer öldürülen gazetecileri de anma konusunda özel bir gün olarak gündeme getirme çabasıyla bu tarz toplantıları sürdürüyor. Bu nedenle burada hem Abdi Bey’i hem de diğer aramızdan çeşitli suikastlarla, şiddetle alınmış olan 62 gazeteciyi topluca anacağız. 1909’dan bugüne öldürülen gazetecilerin sayısı 62, ancak son gelişmeler bu sayının 63 olma ihtimali var. Bildiğiniz gibi BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinde kendisini izlemekte olan sevgili meslektaşımız İsmail Güneş de ‘görev sırasında ölen gazeteciler’ arasındaydı. Yeni bulgular, Güneş’in de ‘öldürülen gazeteciler’ arasına katılabileceğini gösteriyor"

''Türkiye çelişkiler ülkesi olma başarısını sürdürüyor'' diyen Erinç, ''Toplumsal Bellek Platformu'' ve ''Gazetecilere Özgürlük Platformu''na dikkat çekti: "Toplumsal Bellek Platformu, öldürülmüş meslektaşlarımızın hukuk dışı yaklaşımla kimilerinin tetikçilerinin bile yakalanamadığı, kimilerinin sadece tetikçilerinin yakalanmasıyla yetinilip arkasındaki karanlık güçlerin bulunmaması konusundaki savsaklamayı ortadan kaldırmayı amaçlayan ve öldürülmüş gazetecilerin ailelerinden oluşan bir platform. Gazetecilere Özgürlük Platformu ise tam tersi yargılanan meslektaşlarımızın hukukla bağdaşmayan yöntemlerle sanık haline getirilmiş olmalarını, yargılama sırasında hukuk ilkelerine uygun düşmeyen uygulamalarla tutukluluklarının cezaya dönüştüğü, hatta sevgili Balbay'ın tanımıyla Silivri'deki yargılama sürecinde kalınan cezaevinin zulüm haneye dönüştüğü görüşünü ortadan kaldırmaya çalışan bir platform. GÖP, görünüşte 24 meslek örgütünün bir araya geldiği bir Platform. Ancak irdelediğiniz zaman, TGS ve ÇGD’nin şubelerini ve Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun 69 yerelde görevli meslek örgütlerini temsil ettiğini de dikkate alırsak 100’e yakın meslek örgütünün GÖP’ü oluşturduğunu böylesine geniş bir ortak girişim eylem platformunun da Türkiye tarihinde ilk kez gerçekleştirildiğini görüyoruz. Umuyorum ki her iki platformda amaçlarına uygun sonuçlara ulaşma konusunda başarılı olur. Umutsuzluğa düşme hakkımız yok. Yetkililerin bütün bilgisizliklerine karşı çabaların olumlu sonuç vereceğine ve olasıdır ki tetikçilerin arkasındaki güçlerin bulunabileceğine tutukluluk süresinin ceza infazına dönüşmüş olmasını engelleyebileceğine olan inancımızı korumaya çalışıyoruz."

Yetkililerin bütün ilgisizliklerine karşın umutsuzluğa düşülmemesi gerektiğini vurgulayan Erinç, ''Tetikçilerin arkasındaki güçlerin bulanabileceğine, tutukluluk süresinin ceza infazına dönüşmüş olmasını engelleyebileceğine olan inancımızı korumaya çalışıyoruz. Bildiğim kadarıyla Adalet Bakanlığının Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürlüğü diye bir müdürlüğü olması lazım. Bunu ancak şimdi sadece tutukluları ya da mahkumları taşıyan nakil araçlarında görebiliyoruz. Çünkü tutukevi kavramı neredeyse yok sayılır halde. Silivri davalarının yapıldığı yere de ceza infaz kurumu deniliyor, tutukevinden hiç söz edildiğine rastlamıyoruz. Bu da tutukluluğun ceza infazına dönüştüğünün somut bir göstergesi'' şeklinde konuştu.

"Öldürülen Gazetecileri Anıyoruz" panelini yöneten TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto ilk sözü gazeteci-yazar Hıfzı Topuz’a verdi. Topuz, İpekçi'nin ölümünden bu yana gazetecilere karşı işlenen cinayetlerin durmadığını belirterek, ''Son yıllarda Hrant Dink dışında önemli cinayet olmadı. Ancak gazetecilerin başka kabusları var, işten atılma ve Silivri'de tutuklu olarak kalma. Böyle basın özgürlüğü olamaz'' diye konuştu. İpekçi ile dostluklarının 1948’de başladığını, Babıali’de karşılaştıklarını, beraber Beyoğlu muhabirliği yaptıklarını, aralarında çok sıcak bir ilişki olduğunu, sonraki süreçte bu ilişki çeşitli alanlarda devam ettirdiklerini söyleyen Topuz, İpekçi’nin sevecen ve sevilen birisi olduğunu, çevresinde büyük hayranlık uyandıran bir insan olduğunu, Atatürkçü, laik, devrimci ve cumhuriyetçi olduğunu ifade etti. İpekçi’nin cesurca yazı yazdığını da vurgulayan Topuz, "Bu bakımdan çevresi çok düşman tuttu" dedi. 
"Türk basın tarihinde gazeteci katillerinin korunması, bütün partiler için yüz karasıdır" diyen Topuz, "Sabahaddin Ali öldürüldüğü zaman Halk Partisi liderleri bunu biliyorlardı. Üzerine gitmediler. Demokrat Parti iktidara geldiği zaman da biliyordu. Milli Birlik hükümeti de biliyordu, onlarda üzerine gitmediler. Yani suç ortaklığı Türkiye çapında bir olay oldu" dedi.

Olcayto, gazetecinin araştırıcı, irdeleyici ve sorgulayıcı bir nitelik taşıması gerektiğini vurgulayarak, Nedim Şener’i işaret etti. Olcayto, Nedim Şener’in bu nitelikleri ender yapanlardan bir tanesi olduğunu, bu yüzden de mahkemelerde çok uğraştığını, yazdığı kitaplarla ilgi çektiğini ve tehdit aldığını söyledi. Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener, İpekçi öldürüldüğünde 12-13 yaşlarında olduğunu belirterek, İpekçi'yi gazete manşetlerindeki fotoğrafından hatırladığını söyledi.

Gazetecilik mesleği ile ilgili bir şey öğrenmek istendiğinde birkaç ismin akla geldiğini ifade eden Şener, İpekçi'nin de bunlardan bir tanesi olduğunu vurguladı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili yaptığı araştırmanın öneminin ilk başta farkında olmadığını dile getiren Şener, ''Devletle karşı karşıya gelme kafamda hiç olmayan bir şeydi ama devlet beni karşısına almayı hedef seçti. Oradan anladım ki aslında her şeyin önünde, arkasında, sağında solunda, sonrasında, öncesinde o anda her yerde devlet varmış. Aslında birçok şey aydınlanmıyorsa bundan dolayı aydınlanmıyormuş. Hrant Dink cinayeti de öyle gerçekten. Türkiye'de bu kadar faili meçhul ve gazeteci cinayetleri varsa ve bunlar aydınlanmamışsa sorumluluğun büyük kısmı bize ait. Çünkü devletin görevi zaten bunların üzerini örtmekmiş'' diye konuştu.

Şener, devletin Hrant Dink cinayetini örtmek için elinden geleni yaptığını savunarak, şunları ifade etti: ''Gazeteciliğin sadece halka hizmet olduğundan başka bir amaç gütmeyerek özgür gazetecilik bu cinayetin üzerinde başka boyutların olabileceğini ortaya koydu. Başbakanın bu konudaki samimiyetine inandım, ailesine gidip bu konuyu mutlaka çözeceklerini söylemesini. Ancak zaman içinde bu sözleri verenler, 30'a yakın devlet görevlisinin isimlerinin belirlenmesine rağmen bunları bir türlü açığa almıyor. MİT hakkında soruşturma açan Cumhuriyet Savcılığı’na Başbakan izin vermiyor. Hükümet cinayetin hazırlanması ve işlenmesi aşamasındaki soruşturma ve yargılama sürecindeki devlet görevlilerini koruyarak ciddi bir suç işlemektedir. Bugün AKP’nin işlediği suçlardan bir tanesi Yüce Divanlık bir suç noktasına gitmektedir. Çünkü Başbakan bu 30 tane adamı açığa almıyor hala görevdeler. Başbakan bu süreçte ciddi bir görevi suiistimale yakın bir durumun içine girmektedir. Cumhurbaşkanı da cinayetin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra gazetecilerin ısrarları üzerine Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirebilirdi. Bu cinayetlerin üzerini örtmeye çalışan devlet örtüsünü yine gazeteciler yırtacaktır.

''Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner, GÖP ve Toplumsal Bellek Platformu’nu anımsatarak bunların kendiliğinden olmadığını, insanın direnme ve yaşam gücünün refleksleri ile oluştuğunu ifade etti. İpekçi’nin, Mumcu’nun ve Dink’in çok farklı dönemlerde öldürüldüğüne işaret eden Soner, bu üç cinayetin ortak yanlarının tetikçilerinin yakalanmış fakat arkasındaki güç odaklarına üzerine gidildiğinde çözülemediğini söyledi. Uğur Mumcu’nun kişisel olarak öldürülebileceğini kendisine anlattığını ifade eden Soner, "Aralık ayında ben arabanın kontak anahtarını çevirmeden çocuklarla Güldal’ın dışarı çıkmasına izin vermiyorum demişti. Bunu izin vermediği için Güldal ve çocuklar kurtuldu" şeklinde konuştu.

Radikal Gazetesi yazarı Altan Öymen, öldürülen gazetecilerin isimlerini sayarak, "Bunların hepsi iyi yetişmiş insanlar. Böyle insanlar gidiyor ne tesadüfse" dedi. Öymen, bugüne kadar her faili meçhul cinayette aynı şeyin yaşandığına dikkat çekerek, "Birileri yakalanmış ama besbelli ki bu organize bir iş. Bunların arkasındaki üçüncü kişiye gidilmemiş. Birisini yakalandıktan sonra gerisi bir noktada kalıyor. Uğur Mumcu davasında olduğu gibi İran’a gitmişler. Peki, oradan aramanın imkanı yok mu? Maşallah bu aralar İran ile ilişkilerimiz son derece iyi. Bunu sorma imkanlarımız giderek artmış zaman içinde. Öyle şeyler de yok" diye konuştu. Gazeteci Uğur Mumcu’nun kitaplarında birçok isim olduğunu ve bunların dikkate alınması gerektiğini ifade eden Öymen, "Bu kitaplarda birçok isim vardır. Emniyet açsa o kitabı baksa, yine o isimler üzerinden gitse yine birine varır. Ama anlaşılan o kitaplara bakan yok ya da bakıldığı zaman bir kenara konulmuş" dedi.

Bundan sonra yapılması gerekenleri de ifade eden Öymen, şunları söyledi:  "Faili meçhul cinayetlerin araştırılması için bir komisyon kurulması talebi altı defa yapılmış. Meclis çoğunluğu tarafından kabul edilmemiş. Araştırma Komisyonu diye bir müessese var. Bunu işletmek lazım. Bu çoğunluğun değişmesi lazım. Ancak değiştiği taktirde bunların üzerine gitmek hasıl olacak anlaşılıyor. İpekçi bugün yaşasaydı bizim yaşlarımızda olacaktı ve gazeteciliğe devam edecekti."

Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi İzet, babasının ölümünün 30 yıldan fazladır hayatının her alanında var olan bir gerçek olduğunu söyledi. Bu nedenle bazı şeyleri söylemenin kendisinde anlamsızlık duygusu yarattığını belirten İzet, kendisini panelist gibi görmediği ve aykırı bir kimlikle TGC'ye teşekkür etmeye geldiğini ifade etti. İzet, şöyle devam etti: "Nedim Şener'in, Belma Akçura'nın, Örsan Öymen'in, Uğur Mumcu'nun çabaları, bütün bu birbirine eklenen çabalar ve enerjiler ve ondan sonra karşımıza çıkan o duvar. O duvarı aşma konusunda belli dönemlerde yorumlar yapıyoruz, Mecliste reddedilen önergelerden söz ediyoruz ve Başbakanımızın gözyaşlarının samimiyet derecesini, sözlerin tutulmamasını ölçüyoruz. Ayrıntı sayılacak bir konuyla gelmek istiyordum, sayfalar dolusu belge var. Kıyamayacağım onları tekrar tekrar dile getirmeye, çünkü zehirli bir dille ilgili bu. Bu nefreti, her an, herkese, her kuruma karşı kullandığımızı düşünüyorum." Kendisini defalarca ''bir kafese tıkılıyormuş gibi'' hissettiği bir durumla karşı karşıya olduğunu aktaran İzet, ''Abdi İpekçi'nin katlinden sonra onun katlinin meşrulaştırılması... Nasıl bir pis Ermeni öldürüldüyse, nasıl bir pis Yahudi de aslında bu dünyadan gitmek zorundaydı. Bunun nasıl meşrulaştırıldığını gördüm, öğrendim. 10 yıl önce bu içgüdüydü, şimdi bunu çok net görüyorum'' diye konuştu. Faili meçhul cinayetlerde tetikçileri yöneten zihniyetin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan İzet, şunları söyledi: ''Tetikçimizin sansürlenmesini çok yadırgadım. Tetikçimizin TRT'ye çıktığı zaman TRT'ye yapılan eleştiri bombardımanı beni şaşırttı. 'O kadar kurum varken sorgulanacak, eleştirilecek, yargılanacak TRT mi bütün bu eleştirilerin hedefi olacak?' diye düşündüm. Bir ara Kültür Bakanımız 'TRT'deki program dolayısıyla aileyi rencide etmek istemezdik' diye bir şey söyledi. Bundan söz edilmesi biraz garip, akıl dışı gelmişti.''

Panelde TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, kıdemli gazeteci İzzet Sedes, Avukat Turgut Kazan ve ÇGD’den Nazım Alpman birer konuşma yaptı. Nail Güreli, faili meçhul cinayetlerin aslında faillerinin belli olduğunu söyledi. Alpman da işlenen cinayetlerde gazete manşetlerinde ‘karanlık güçler iş başında’ diye atıldığını aslında ‘karanlık güç’ olmadığının, her şeyin ortada olduğunu, işlenen cinayetlerin arkasında da devletin olduğunu belirtti.

Kazan, İpekçi’nin soruşturmasında tetikçiye niye ulaşılamadığını şöyle anlattı: "Yalçın Özbey, yurt dışında cezaevinde Türk dış işleriyle görüşmek istiyor. ‘Çok önemlidir’ diyor. Cezaevi yönetimi bakıyor ‘herhalde önemli bir şeydir’ diyor. Büyükelçiliğe götürülüyor. Büyükelçi, görevli birini cezaevine gönderiyor, dinliyor ve herhalde çok önemi bir şey söyleyeceğini saptadığı için Dışişleri Bakanlığı’na bildiriyor. Dışişleri Bakanlığı, gelen bilgilere göre durumu değerlendiriyor, MİT’e ve Emniyet Genel Müdürlüğüne bildiriyor. Anlaşılan o ki cinayetin en önemli faillerinden biri Özbey, bir şey söylemek istiyor ve bunu çok ciddiye aldıkları için Dışişleri Bakanlığı, MİT’e ve Emniyet Genel Müdürlüğü bildiriliyor ama İstanbul’daki savcılık, bunu hiç duymuyor. Hiç kimse böyle bir şey söylemiyor. Birkaç kişi MİT’ten ve Emniyet’ten Almanya’ya gidiyor. Bir Şubat ayında ya 3 gün ya 4 gün Yalçın Özbey’in ifadesi saptanıyor ama Türkiye’ye dönülüyor. Bu ifadede ne yazıldığı hiç kimseye söylenmiyor. Yani İstanbul’daki savcısına bile göndermiyor."

"Oysa tetikçiyi azmettireni bulmak isteyen bir devlet, savcıyı da yanına alıp öyle giderdi. Çünkü soruşturmayı yürüten savcı da kendi açısından dinler MİT kendi açısından dinler Emniyet kendi açısından dinlerdi" diyen Kazan şöyle devam etti: "Bu nasıl anlaşılıyor. Böyle bir şeyi kimseye söylemiyor devlet, kendisi alıyor ve saklıyor. Özbey, yurt dışında tahliye olunca bir gazeteci onunla röportaj yaparken Abdi İpekçi deyince Özbey, ‘ben her şeyi devlete anlattım’ diyor. ‘Ben devlete her şeyi anlattım’ dediği için Özbey, Parlamento da bir soru önergesi veriliyor gazete haberine dayanılarak. Nasıl oluyorsa İçişleri Bakanı sanırım Başesgioğlu’ydu. O konuşmanın görüşme günüyle birlikte Emniyet ve MİT’in onları dinlediğine dair yazılı cevap veriyor. Biz bu yazılı cevap üzerine bu ifadenin dosyaya iade celbi gerekir dediğimizde Mahkeme ne yapsın şimdi? Başbakan diyor ki: ‘Biz mahkemeye intikal ettirdik’ Mahkeme ifadeyi istiyor. Emniyet’ten de MİT’ten de yanıt geliyor: "İçinde hiç önemli bir şey yoktu, beş yıl doldu imha ettik". Şimdi tabi ‘bunların dinlenmesi gerekir’ diyoruz. Mahkeme dinlemeye de karar veriyor. O ifadeyi saptayanların dinlenmesi için MİT Müsteşarlığı, izin veriyor. Ankara’da dinlemeye gidiyoruz. Hiçbir şey hatırlamıyorlar. ‘Abdi İpekçi’yle ilgili hiçbir şey hatırlamıyor musunuz?’ diyoruz. ‘Hatırlamıyoruz’ diyorlar. Şimdi Özbey’in Türkiye’de bilinen tek özelliği Abdi İpekçi cinayetinin en önemli faili olduğudur. O zaman ki Emniyet Genel Müdürü kim? Hiç kimseye haber vermeden bu işi yapan Mehmet Ağar’dır" şeklinde konuştu. (3 Şubat 2011)

*********

Yargılanan gazetecilere GÖP’ün desteği sürüyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de içinde bulunduğu 24 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) üyeleri, Zaman Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hayri Beşer ile muhabirler Metin Arslan ve Büşra Erdal’a destek verdi.

GÖP üyeleri, yargılan gazeteciler Hayri Beşer, Metin Arslan ve Büşra Erdal’ın duruşmasındaydı. Duruşmayı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, Basın Konseyi Genel Sekreteri Oktay Huduti, Basın Enstitüsü Derneği Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Aylin Süphandağlı, Hukukçular Derneği Başkan Yardımcısı Reşat Petek, Medya Derneği Genel Sekreteri Deniz Ergüler ve gazeteci arkadaşları destek amacıyla izledi. Gazetecilerin duruşması, 1 Nisan’a ertelendi.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi’nde görevli 2 hakimi ''Terör örgütlerine hedef gösterdikleri'' iddiasıyla haklarında 1,5 ile 4,5 yıl arasında değişen hapis cezaları istenen Zaman Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hayri Beşer ile muhabirler Metin Arslan ve Büşra Erdal'ın yargılanmasına önceki gün devam edildi.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuz sanık Büşra Erdal ve Hayri Beşer katıldı. Diğer sanık Metin Arslan'ın katılmadığı duruşmada, şikayetçi hakimlerden Yılmaz Alp'ın avukatı da hazır bulundu. Duruşmaya, şikayetçi hakim Tuncay Aslan ile avukatı ise gelmedi.

Duruşmanın ardından GÖP adına açıklama yapan TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, "GÖP olarak dava izleme sürecini devam ettiriyoruz. Bugün Zaman gazetesi muhabirlerinden Büşra Erdal, Metin Arslan ve yazı işleri müdürü Hayri Beşer’in davasını izledik" dedi.

İpekçi, şöyle devam etti: "Türkiye’de 58 gazeteci, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’ndan dolayı cezaevinde bulunuyor. 2 binden fazla dava 4 binden fazla soruşturma var. Bugünde 2 binden fazla davadan 1 tanesi Erdal ve Arslan’ın yazılarından dolayı açılmış bir davaydı. Bu yazıyla ilgili olarak birden fazla açılmış soruşturma ve dava olmasına rağmen bugünkü dava gerçekten, insanı şaşırtacak ölçüde terör örgütü yerine hedef gösterme iddiasıyla açılmış bir davaydı. Erdal savunmasını güzel ve hukuki bir zemine dayanarak yaptı"

"Biz meslek örgütleri ve gazeteciler olarak,  yazdığımız haberlerden dolayı gazetecilik faaliyetlerimizden dolayı mahkeme kapılarında vakit geçirmek istemiyoruz" diyen İpekçi, "Türkiye’de mevcut kanunlar gazetecilerin özgürce habercilik haklarının kullanmaları üzerinde bir engel oluşturuyor. Açılmış olan davalar, soruşturmalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararlar çerçevesinde Türkiye’de gerçek anlamda bir basın ve ifade özgürlüğü olmadığının birer kanıtı niteliğinde" dedi.

İpekçi sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu mevcut kanunlar, değiştirilmeden varlığını sürdürdüğü müddetçe Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili hükümleri, ‘Demoklesin Kılıcı’ gibi gazetecilerin üzerinde sallanıyor. Bu kanunlar, gazetecileri yargılamak için bu şekilde yazıldı ve kanunlaştırıldı. Bu kanunların mutlaka değiştirilmesi gerekiyor. Bu kanun hükümlerinin gerek Türk Ceza Kanunu’nun 285. ve 288. maddesi gerek diğer ilgili maddelerinde 27 tane Türk Ceza Kanunu’nun da basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan hüküm var. Gerekse Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. ve 7. maddeleri tamamen değiştirilmeden kaldırılmadan Türkiye’de gerçek anlamda basın ve ifade özgürlüğünden söz edebilmemiz mümkün değil"

Hükümet tarafından hapis cezalarının para cezalarına dönüştürülmesi konusunda eğilim olduğunu ifade eden İpekçi, "Para cezasına dönüştürülmesi de sorunu çözmeyecektir. Çünkü bu defa suç tanımı ve unsurları değişmediği için gazeteciler hakkında yine davaların açılmasına devam edilecek. Bu defa hapis cezaları yerine para cezaları çıkacak ki bu da gazetecilerin altından kalkabileceği bir çözüm değil" şeklinde konuştu.

Ercan İpekçi, şunları söyledi: "Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi konusundaki mücadelemizi, kamuoyunu, meslek örgütlerini ve gazetecileri de yanımıza alarak sürdüreceğiz. Sonuna kadar da sürdüreceğiz. Hiçbir ayrım gözetmeden bu basın özgürlüğü mücadelesi devam edecek."

Bugün de Radikal gazetesinden İsmail Saymaz’ın duruşmasını izleyeceklerini söyleyen İpekçi, GÖP’ün daha önce de Diyarbakır’da, Silivri’de, Beşiktaş’ta gazeteci davalarını izlediğini, bundan sonra da gazeteci davalarını izlemeye devam edeceklerini, dayanışma içinde olacaklarını sözlerine ekledi.
İpekçi, medyadan bilinen ve bilinmeyen bütün davaları işlemeleri gerektiğini belirterek, basın özgürlüğünün sadece gazetecilerin özgürlüğü olmadığının, halkın haber alma hakkının özgürlüğü olduğunu anımsattı. İpekçi, "Gazeteci yazamazsa halkın da gerçekleri öğrenmesi engellenmiş olur" diyerek sözlerini bitirdi.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş de,  Türkiye’de gazetecilik mesleğini yapmanın çok zor bir hale geldiğini söyleyerek, "Gazeteciler öldürülme, dava açılma ve ağır işsizlik koşullarıyla mücadele ediyorlar" dedi.

TGC olarak, gazetecilerin Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’yla yargılanmasına karşı olduklarını ifade eden Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu konuda 2005 yılında hazırladığımız raporu hükümetle paylaştık. Bu raporda, gazeteciler açısından sıkıntılar doğuracağını çok sıklıkla ifade ettik, şimdi bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile de bunu paylaştık. Türk Ceza Kanunu’nda bu anlamda gazetecilerin özgür yazabilme ve kendini ifade edebilmekle ilgili önünde engel oluşturan maddelerin değiştirilmesi konusunda bir talebimiz var. Arınç, bu konuda hükümetin de hem fikir olduğunu belirtti. Bu sözle ifade edilen kararın hayata geçirilmesini istiyoruz."

"Gazetecilerin özgür bir şekilde görev yaparken önünde engel kalmamasını istiyoruz" diyen Güneş, "Türkiye, 17. büyük ekonomi olarak tarif ediliyor ama basın özgürlüğü açısından Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün sıralamasında 138. sırada yer alıyor. Bu konuda sıralamamızın değişmesi için hükümetin de gereken adımları yapma konusunda gazetecilere destek vermesini rica ediyoruz" dedi. (3 Şubat 2011)

***************

Kaçırılan Fox TV muhabiri yardım istedi

Mısır'ın başkenti Kahire'de görevli Türkiye Fox TV muhabiri Erol Candabakoğlu yapılan girişimler sonucu serbest bırakıldı.

Kahire’nin Bulak bölgesindeki ekmek krizini takip ederken kaçırılan Fox TV muhabiri Erol Candabakoğlu serbest bırakıldı. Yanındaki Mısırlı yardımcısıyla birlikte dün saat 09.30 sıralarında güvenlik zafiyeti sonucu oluşturulan çeteler tarafından kaçırılan Candabakoğlu, çetelerce mahalle komitesine teslim edildi.

Mahalle komiteleri tarafından askeri birliklere teslim edilen Candabakoğlu, askeri birlikler tarafından da Giza Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.

Erol Candabakoğlu'nun Giza Emniyet Müdürlüğü yetkililerince Türkiye Cumhuriyeti Kahire Büyükelçiliği'ne teslim edilmesi bekleniyor.  (3 Şubat 2011)

*********

Dink ailesinden bakanlara mektup

Dink Ailesi, Dışişleri, İçişleri ve Adalet Bakanı'na gönderdikleri mektuplarla Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili Türkiye'nin mahkum olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının icrasını talep etti.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e gönderilen mektuplarla AİHM'nin 14 Aralık 2010 tarihinde kesinleşen Hrant Dink kararının icrası talep edildi. Mektuplarda, AİHM kararının ardından Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik'in "kararın gereğinin yerine getirileceği" yönündeki sözleri hatırlatılarak, kararın gereğinin yerine getirilmesi bakımından sorun alanları ve yapılması gerekenler belirtildi.

Dink Ailesi adına yapılan açıklamada, AİHM'nin 14 Aralık 2010 tarihinde kesinleşen Dink kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin dört kez ihlal edildiği sonucuna vararak Türkiye'yi oy birliği ile mahkum ettiği hatırlatılarak, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının gereğinin yerine getirilmesini yalnızca tazminat yükümlülüğü bakımından değerlendirmek mümkün değildir. Aksi halde bir bireyin yaşam hakkı ile hükmedilen tazminatı karşı karşıya getirmek gibi bir sonuç doğacak ve bireyin yaşamının bu tazminat miktarı ile ölçülmesi gibi kabul edilemez bir sonuç doğacaktır. AİHM, Hrant Dink kararında ayrıntılı gerekçesi ile sözleşmenin 2. maddesi iki kez olmak üzere ayrıca 10. maddesi ve 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Şimdi yapılacak olan, ihlal kararının devlet organlarına ve yargı makamlarına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi ve ihlalin tekrarının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Mahkemenin gerekçesi ve hüküm kısmı ihlalin kaynağının tespiti açısından da önem taşımaktadır. Kaynağın net olarak tespiti, yükümlülükler ve önlemler ve atılacak adımlar açısından önemlidir" denildi.

Hrant Dink kararının iç hukuka etkileri yanında ve ötesinde herhangi bir mahkumiyet kararı olmanın çok ötesinde bir anlam taşıdığının belirtildiği açıklamada, "Bundan böyle atılacak adımların cinayet sorumlularının tespiti ve cezalandırılması yanında Hrant Dink suikastından başlayarak mevcut yargılama sistemi, yargı anlayışı ve yargılama pratikleri ile yüzleşebilme, aksayan ve eksik yanları görerek iyileştirebilme, ifade özgürlüğü ve yaşam hakkı alanında pozitif tedbirlerin alınması yönünde önemli bir fırsata dönüştürülebilme potansiyelini barındırıyor. Bu inanç ve kanaatle aşağıdaki görüş ve taleplerimizi sunuyoruz. Bununla birlikte insan hakları alanında evrensel bir hukuk kültürünün oluşması ve yerleşmesi bakımından önemli olan sadece ihlalin gereğini yapmak değil, ihlalleri doğuran yapıyı ve zihniyeti değiştirerek ihlallerin tekrarını önlemek, ihlalleri tamamen ortadan kaldırmaktır. AİHM kararlarının icrasını denetlemekle görevli Bakanlar Komitesi'nin görüşü de bu doğrultudadır. AİHM, cinayetin planlandığı ve hazırlandığı yerin sorumlusu olarak Trabzon Emniyeti ve Trabzon Jandarması ile cinayetin işlendiği ve mağdurun ikamet ettiği yerin sorumlusu olarak da İstanbul Emniyetinin, Hrant Dink'in yaşamının korunmasından sorumlu olduklarını belirleyerek bu kurumların ayrı ayrı ya da birbiriyle koordineli biçimde planlanmasından ve yakında işleneceğinden haberdar olmalarına rağmen Hrant Dink cinayetinin engellenmesi amacıyla harekete geçmediklerini tespit etmiştir. Tespitin ardından bu görevlilere karşı başlatılan soruşturmaların, güvenlik güçlerinin neden harekete geçmediklerinin ortaya çıkarılması ve cezalandırılması yönünden sonuçsuz bırakılmasının etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır" ifadelerine yer verildi.

AİHM'nin ayrıca alt düzey görevlilerin müfettişlere yalan beyanlarda bulunmaya zorlanmasının söz konusu olaylarla ilgili delil toplamak için adımlar atılması ödevine yönelik açık bir ihlal ve sorumlu olanların tespit edilmesi için yürütülen soruşturmanın kapasitesine engel olunması yönünde planlı yürütülen bir işlem olduğuna karar verdiği ifade edildi. Açıklamada, "Hrant Dink'in ifade özgürlüğünün ihlali konusunda Türkiye yargısına hakim olan görüşü değerlendiren bölümü, kararın bir başka önemli ve çarpıcı yanını oluşturmaktadır. Hedef gösterilme sürecindeki somut olay ve olguların Hrant Dink'in yaşamına yönelik ciddi, gerçek ve yakın bir tehlikenin varlığına işaret ettiğinin belirtilmesi ve Hrant Dink'e verilen mahkumiyet kararının Yargıtayca onanmasının bu sürecin son halkası olduğunun vurgulanması, kararın en önemli yanlarından biri olarak dikkat çekicidir. AİHM, suç isnat edilen ifadeyi kullandığı yazı dizisinin tamamı incelendiğinde Hrant Dink'in 'zehir' olarak tanımladığı şeyin 'Türk kanı' değil, Ermenilerin 'Türk halkına yönelik algısı' ve Ermeni diasporasının Türkiye'nin 1915 olaylarını soykırım olarak tanıması yönünde yürüttüğü kampanyanın saplantılı niteliği olduğunun açıkça gözler önüne serildiği hususunda Yargıtay Başsavcısı'nın görüşünü paylaşmıştır. Yargıtay'ın söz konusu ifadeyi yorumlayıp fiili ifadeye Türk kimliği kavramını yükleme biçimini analiz ettikten sonra Yargıtay'ın aslında Hrant Dink'i, 1915 olaylarının soykırım teşkil ettiği görüşünü inkar etmesinden ötürü devlet kurumlarını eleştirdiği için dolaylı olarak cezalandırdığı sonucuna varmıştır. Yine AİHM'e göre tarihsel gerçeğin araştırılması ve tartışılması, ifade özgürlüğünün bütünleyici bir parçası olması yanında mahkemelerin, yargıçların tarihsel bir sorun hakkında 'hakemlik etme' yetkisi bulunmamaktadır" denildi. (3 Şubat 2011)

**********

“Gazeteciler işsizlik, dava ve cezaevi tehdidiyle sıkıştırılıyor”

58 gazetecinin tutuklu, 2 bini aşkın gazeteci hakkında dava açıldığını, 4 bine yakın gazeteci hakkında soruşturma yürütüldüğüne işaret eden TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, gazeteciliğin zor bir süreçten geçtiğini belirtti.

Olcayto, "Bir yandan ceza yasalarının kimi maddelerinden kaynaklanan soruşturma ve davalar, öte yandan siyasilerin baskıları sonucu ortaya çıkan oto sansür ile basın özgürlüğü her gün biraz daha değer yitiriyor" dedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de içinde bulunduğu 24 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) üyeleri, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Radikal gazetesi yazarı İsmail Saymaz’’ın duruşmasını izleyerek, meslektaşlarına destek verdiler. Saymaz’ın duruşması 14 Nisan’a ertelendi. Duruşmanın ardından GÖP adına TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto açıklama yaptı.

Olcayto, "Halkın doğru ve yansız bilgilenme hakkı için uğraş veren değerli meslektaşımız İsmail Saymaz’a destek için 24 gazeteci örgütü adına buradayız. Bildiğiniz gibi gazetecilik çok zor bir süreçten geçiyor. Bir yandan ceza yasalarının kimi maddelerinden kaynaklanan soruşturma ve davalar, öte yandan siyasilerin baskıları sonucu ortaya çıkan oto sansür ile basın özgürlüğü her gün biraz daha değer yitiriyor" dedi.

Olcayto sözlerini şöyle sürdürdü: "İki büyük medya grubunda başlayan toplu işten çıkarmalar ise sektörde işsizliği bir kat daha artırmıştır. GÖP olarak hiçbir ayrım yapmaksızın gazetecilerin özgürce düşüncelerini ifade edebildikleri bir ortamın yaratılması özlemi içindeyiz. Bunu gerçekleştirmek adına yargılanan arkadaşlarımıza destek verirken, işsiz bırakılan deneyimli meslektaşlarımızla da sorunlarını çözme uğraşında birlikte olacağız."

Radikal gazetesi yazarı İsmail Saymaz’ın duruşmasını, TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, Basın Enstitüsü Derneği Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, Basın Konseyi Genel Sekreteri Oktay Huduti, Haber-Sen Denetleme Kurulu Üyesi Mehmet Demir ve Barış İçin Sanat Girişimi’nden Yasemin Göksu izledi.

24 meslek örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu GÖP, gazetecilerin mesleki faaliyetleri dolaysısıyla tutuklu ve hükümlü sıfatlarıyla cezaevlerinde tutulmalarının (ifade, basın) özgürlüğünü ciddi biçimde tehdit ettiğine dikkat çekiyor.  GÖP, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Nedim Şener, Filiz Koçali, Hakan Tahmaz,  Ragıp Zarakolu, İsmail Beşikçi, Rıza Zelyut, Gurbet Çakar ve Büşra Erdal gibi gazeteci ve yazarların duruşmalarını izledi. (3 Şubat 2011)

***************

NVJ’den gazetecilere Mısır’a gitmeyin çağrısı

NVJ, Mısır'daki olayları takip eden gazetecilerin çeşitli saldırılara maruz kalmasının ardından, basın mensuplarına bu ülkeye gitmemeleri uyarısında bulundu.

Hollanda Gazeteciler Sendikası’ndan (NVJ) yapılan yazılı açıklamada, gazetecilere son gelişmeler hatırlatılarak Mısır'a gidilmemesi, halen bu ülkede bulunanların ise Hollanda'nın Kahire Büyükelçiliği ve çalıştıkları kurumlarla sürekli iletişimde olmaları tavsiye edildi. Bu arada NVJ ile Hollanda Editörler Derneği, Dışişleri Bakanlığına bir mektup yazarak, Mısır'da bulunan meslektaşlarına yardımcı olunmasını istediler. Mektupta, gazetecilerin içinde bulundukların durumun endişe verici olduğu vurgulandı. Öte yandan Kahire'de bir otelde mahsur kalan 5 Hollandalı gazetecinin, dün gece Hollanda Büyükelçiliğinin girişimleri neticesinde güvenli bir yere yerleştirildikleri bildirildi. (5 Şubat 2011)

******************

Arslan: Kitap, çözüm sürecine katkı sağladı

Bugün gazetesi yazarı Adem Yavuz Arslan, “Bi Ermeni Var: Hrant Dink Operasyonu’nun Şifreleri” adlı araştırma kitabının Dink cinayetinin çözüm noktasına katkı sağladığını düşünüyor

Bugün gazetesi yazarı Adem Yavuz Arslan, bugüne kadar hep cinayette kimin ihmali olduğu üzerinde tartışıldığını, kendisinin ise kitabında daha çok Hrant Dink cinayeti öncesi ve sonrasına ışık tutmaya çalıştığını ifade etti. Hrant Dink cinayetinin tekil bir olay olarak görülemeyeceğinin altını çizen Arslan, ''Bu cinayet Karadeniz’de adım adım işlenen bir sürecin parçası olarak yaşandı ve devamı da gelecekti ama engellendi'' dedi.

Bir gazeteci olarak Hrant Dink cinayeti konusunda kendini sorumlu hissederek çalıştığını aktaran Arslan, kendisi için önemli olanın çözüm noktasına bir katkı sağlamak olduğunu ve kitabında bugüne kadar bilinmeyen belgeleri ortaya çıkararak bunu sağladığını düşündüğünü söyledi.

Hrant Dink'in kardeşi Orhan Dink ve ailenin diğer üyelerinin kendisini arayarak teşekkür ettiğini anlatan Arslan, ''Dink ailesinin avukatları kitaptaki iddialar için dilekçeyle mahkemeye başvuracak. O açıdan kitap çözüm sürecine katkı sağladı ama bazı çevreleri de rahatsız ediyor'' diye konuştu.

Arslan, amatör olmadığı her halinden belli olan tehditlerin ilk günden itibaren başladığını, bu nedenle kendisine 24 saatlik koruma tahsis edildiğini ifade etti.

Kitabının birçok bilinmeyeni ortaya koyması açısından kamuoyunda çok tartışıldığını belirten Arslan, ''Kamuoyundaki bu hassasiyetin Devlet Denetleme Kurulu'nun harekete geçmesinde etkili olduğunu düşünüyorum'' ifadelerini kullandı. Hrant Dink hakkında yazdığı kitap nedeniyle gazeteci Adem Yavuz Arslan'ın tehdit edilmesi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından kınanmış, yetkililerden bu tehdidin kaynağını açığa çıkarması istenmişti. TGC, Arslan’ın Hrant Dink hakkında yazdığı kitap nedeniyle tehdit edilmesinin basın özgürlüğü açısından büyük bir utanç kaynağı olduğunu belirtmişti. (7 Şubat 2011)

*******************

TGS, Mısır’daki saldırıları kınadı

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Mısır'da süren gösterileri izleyen Zaman Gazetesi Kahire muhabiri Cumali Önal, Foto Muhabiri İsa Şimşek, Star Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Doğan Ertuğrul ve TRT Temsilcisi Metin Turan'ın muhalif gruplar ve Hüsnü Mübarek yanlılarının saldırısına uğramalarını kınadı. Açıklamada saldırıya uğrayan gazetecilerin, Mısır'da yaşanan olayları Türk ve dünya kamuoyuna aktarmaktan başka amaçlarının olmadığının belirtildi.

TGS açıklamasında, ''Yalnızca gazetecilik görevleri gereğince olay yerinde bulunan meslektaşlarımızın öldüresiye dövülmelerini, fotoğraf makinesi, cep telefonu ve paralarının gasp edilmesini kınıyoruz'' ifadeleri kullanıldı. Saldırıların, gazetecilik mesleğinin güçlük ve risklerini bir kez daha gündeme getirdiği vurgulanan açıklamada, medya kuruluşları ve işverenlerin, çatışma bölgelerinde görevlendirdikleri gazetecilerin can güvenliğini tehdit eden her duruma karşı tüm donanımının ve sigortasının sağlanması gerektiği hatırlatıldı.

Merkezi Katar'da bulunan El Cezire televizyonu, Kahire'deki bürosunun tahrip edildiğini ve yakıldığını bildirdi.

Mısır yetkililerince hafta başında ülkedeki faaliyetlerinin durdurulması talimatı verilen kanal, Kahire bürosuna yapılan saldırıdan ülkedeki isyanı takip etmesini önlemeye çalışan hükümet ile taraftarlarını suçluyor.

El Cezire'den yapılan açıklamada, ''Kahire'deki büronun haydut çeteleri tarafından basıldığı, büronun içindeki cihazlarla birlikte yakıldığı'' bildirildi. Açıklamada, ''Bunun Mısır rejimi veya yandaşlarının El Cezire'nin ülkedeki olayları izlemesini engelleme konusundaki en son girişimleri olduğu görülüyor'' denildi.

Kanal, Kahire büro şefi Abdülfettah Fayed'in bir başka gazeteciyle birlikte gözaltına alındığını da bildirdi.

Yetkililerce faaliyetleri resmi olarak durdurulsa da El Cezire televizyonu çeşitli kanallardan aldığı haberler ve yardımlarla Mısır'dan haber geçmeye devam ediyor. (7 Şubat 2011)

******************

Basın Konseyi 23. yılını kutladı

Basın Konseyi, kuruluşunun 23. yılını, Büyük Kulüp'te düzenlediği etkinlikle kutladı. Basın Konseyi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, konseyin 23. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Büyük Kulüp'te yemek verildi. Yemeğe, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç ile Basın Konseyi Yüksek Kurulu ve onur üyeleri katıldı. Konsey Başkanı Orhan Birgit, 22 sene Basın Konseyi Başkanlığı yapan ve geçen günlerde Basın Konseyi Başkanlığı ile Yüksek Kurul üyeliğinden ayrılan Oktay Ekşi'ye, onur üyeliğinin bir sembolü olarak gümüş bir plaket sundu.

6 Şubat 1988'te kurulan Basın Konseyi, bugüne kadar iki binin üzerinde başvuruyu değerlendirdi, geçen 23 yıllık sürede iletişim özgürlüğüne yönelik tehditlerle mücadele etti. (7 Şubat 2011)

*************

Basın Senatosu, meslek ilkelerini hatırlattı

Defne Joy Foster’ın ölümüyle ilgili yazılan yazılara duyulan tepkilerle ilgili bir açıklama yapan TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, gazetecilere ve yayın organlarına Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin gazeteciliği meslek kurallarıyla bağlayan maddelerini hatırlattı.

TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, Foster'ın ölümünden sonra olayı irdeleyen bazı köşe yazılarıyla haber ve yayınların tepkiyle karşılandığı belirtilerek, bu konuda çok sayıda şikayet geldiği ifade edildi.

Açıklamada, TGC Basın Senatosu Başkanlık Divanı’nın, konuyu, tepkilerle TGC Yönetim Kurulunun görevlendirme yazısını dikkate alarak, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi çerçevesinde görüştüğü belirtildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli’nin yaptığı açıklama şöyle: "Foster’ın ölümünden sonra olayı irdeleyen birçok köşe yazısı arasında, çeşitli gazetelerde bazı köşe yazılarının tepkiyle karşılandığı görüldü. Bu konuda gerek Basın Senatosu’na gerek Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne yoğun biçimde tepki başvuruları oldu. TGC Basın Senatosu Başkanlık Divanı, gelen tepkileri ve bu konuda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nun görevlendirme yazısını dikkate alarak, konuyu TGC’nin yayımlandığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi (TGHSB) çerçevesinde görüştü. Bildirgenin giriş bölümünde ifadesini bulan: ‘Meslek ilkeleri gazetecinin ve basın yayın organlarının öz denetimini ön görür ve değerlendirme mercii öncelikle vicdanlarıdır’  ve ‘Düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanılmasının başlıca yolu olan basın ve yayın özgürlüğü temel insan haklarındandır’hükümlerini de dikkate alan Divanımız, bu hususlarla birlikte, gazeteciliği meslek kurallarıyla bağlayan aşağıdaki maddeleri de ilgili gazetecilere, yayın organlarına ve kamuoyuna anımsatmayı gerekli görmektedir."

Gazetecinin Temel Görevleri ve İlkeleri bölümü: Madde 7. "Gazeteci; kamuya mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe, özel yaşamın gizliliği ilkesini ihlal edemez.

Gazetecinin Doğru Davranış Kuralları bölümü: Kimlik veya özel durum maddeleri: "Açık kamu yararı olmadıkça ve olayla doğrudan ilgisi, bağlantısı bulunmadıkça, bir insanın davranışı veya işlediği suç, onun ırkına, milliyetine, dinine, cinsiyetine, cinsel eğilimine, hastalığına veya fiziksel, zihinsel özürlü olup olmamasına dayandırılmamalıdır. Kişinin bu özel durumu, alay, hakaret, önyargı konusu yapılmamalıdır."Aynı bölümde Sarsıcı Durumlarda maddesi:"Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halindeki insanlar söz konusu olduğunda, gazetecinin olaya yaklaşımı ve araştırması insani olmalı, gizliliklere uyularak duygu sömürüsünden kaçınılmalıdır."

Ayrıca, Türkiye’nin tartışılması gereken önemli meseleleri olduğunu gerek siyaset, gerek medya kurumlarının mensuplarına anımsatmak isteriz." (10 Şubat 2011)

******************

Nezih Demirkent, ölümünün 10. yılında anıldı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) önceki başkanlarından Nezih Demirkent, ölümünün 10. yılında kabri başında anıldı.

Demirkent’in Aşiyan Mezarlığı’ndaki kabri başındaki anma törenine yakınları, dostları ve meslektaşları katıldı.

Anma töreninde konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, "Ustamız, Ağabeyimiz TGC’nin önceki başkanlarından Nezih Demirkent’i aramızdan ayrılışının 10’uncu yıl dönümünde mezarı başında bir kez daha saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz" dedi.

Demirkent’in, gazeteci, yönetici ve sporcu kişiliğiyle geçmişe damga vurmuş ustalardan olduğunu ifade eden Erinç, "Özellikle benim açımdan daha değişik yönleri var. 1952 yılında Göztepe gençlerinden oluşan bizlere, basketbol antrenörlüğü yapmış olması, onun benimle ilişkili önemini ayrıca vurgular sanıyorum" diye konuştu.

Demirkent’in Türk basınına yön veren ustalardan biri olduğunun altını çizen Erinç, şunları söyledi:

"Nezih Demirkent’in önemli yönlerinden biri gazetecilik mesleğinin gelişmesi ve meslek ilkelerinin uygulanması konusunda gösterdiği özendir. ‘Salı Yazıları’ başlığı altında Dünya gazetesinde yaptığı haftalık değerlendirmeler, Türk basınının yönlendirilmesinde ve değerlendirilmesinde çok önemli bir işlev üstlenmiştir. O açıdan Demirkent’in katkılarını bugün aramak gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bugün medyanın genelde ‘militan medya’ ağırlıklı bir yapıya ulaşmış olması, halkın bilgilendirme hakkının yerine halkın yönlendirilmesi gibi bir yönün seçilmiş olması sanırım yaşıyor olsaydı bizler gibi onu da rahatsız ederdi. Ama karamsar olma kötümser olma gibi bir hakkımız olmadığını düşünüyorum. Türkiye bu sorunları aşacaktır. Demirkent’i bir kez daha saygı sevgi ve rahmetle anıyorum."

Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ da Nezih Demirkent'in iz bırakmış bir gazeteci olduğunu ve Türkiye'de gazeteciler içinde sembol bir isim olduğunu anlatarak, ''Gazeteciliğin köklü değerlerinin sahibiydi, onlara sahip çıkardı ve onların yanındaydı her zaman. Aynı zamanda yeniliğin ve yenilikçiliğin de yanındaydı. Bu yönüyle, gerçekten yaptıklarıyla Türk basınında çığır açtı'' dedi. Güldağ, Demirkent'in ilkelerinin takipçisi olan genç gazetecilerin, onu ve Türk gazeteciliğini yüceltmeye devam edeceklerini de sözlerine ekledi. Dünya Gazetesi Başyazarı Osman Saffet Arolat da Demirkent'in ölümünden sonra geçen 10 yılda Türkiye'nin 2 krizden geçtiğini, ancak Dünya gazetesinin bu krizlerden etkilenmeyerek, Demirkent'in ilkeleriyle yayın hayatına devam ettiğini söyledi. (12 Şubat 2011)

******************

PEN’den gazetecilere ifade özgürlüğü istemi

Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN), Türkiye'deki tutuklu gazetecilerin durumunu, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde gerçekleştirdiği toplantıyla değerlendirdi. Yazar Günter Wallraff, ifade özgürlüğünün önemini vurgulayarak, ''Düşünce özgürlüğü demokrasinin en büyük ölçütüdür'' dedi

Tutuklu gazetecilerin durumunun değerlendirildiği PEN tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Alman yazar Günter Wallraff, azınlıklar ve haksızlıklara uğrayanlar için hayatı boyunca mücadele ettiğini belirterek, ''Tutuklu gazeteci Nevin Berktaş, yazdıklarından dolayı aralıklarla 21 yıl cezaevinde kalmıştır. Siyasi görüşlerine katılın katılmayın, bir yazarın yazdıklarından dolayı ceza alması kabul edilemez'' diye konuştu.

Wallraff, "Düşünce özgürlüğü, demokrasinin en büyük ölçütüdür'' değerlendirmesinde bulundu.

PEN Almanya Başkan Yardımcısı Christa Schunke, Nevin Berktaş ile görüşme yapabilmek için cezaevinden izin almaya çalıştıklarını, ancak başvurularının kabul edilmediğini söyledi.

Schunke, ''Bize karşı yapılan bu tavır demokrasi adına kaygı vericidir'' görüşünü savundu. Türkiye Yazarlar Birliği Yayınlama Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu, Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci ve çevirmen Suzan Zengin'e, ''sol siyasi görüşte kitaplar yazdığı ve yayınladığı için ön yargılı yaklaşıldığını'' öne sürdü.

Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) Türkiye Merkezi, kaleme aldığı "İnancın Sınandığı Zor Mekânlar: Hücreler" adlı kitap nedeniyle 10 aylık hapis cezası kesinleşen ve 2 Kasım 2010’dan bu yana İstanbul Bakırköy Cezaevi’nde tutulan yazar Nevin Berktaş’la dayanışma amacıyla TGC Lokali’nde basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda, PEN Türkiye Merkezi Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Halil İbrahim Özcan, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay, Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu, Alman yazar Günter Wallraff, Almanya PEN Başkan Yardımcısı Christa Schuenke ve Avrupa Cumhuriyetçi Avukatlar Birliği Temsilcisi Antonia Vonder, birer konuşma yaptı.

PEN Türkiye Merkezi Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Halil İbrahim Özcan, Berktaş’ın yazdığı kitap nedeniyle 2 Kasım 2010 tarihinden beri cezaevinde bulunduğunu anımsatarak "Günümüzde yasaların değişmesine rağmen insanların yazdıklarından dolayı hala içeride olması bir tür zulümdür" dedi.

Almanya PEN Başkan Yardımcısı Christa Schuenke, Nevin Berktaş’ı cezaevinde ziyaret etmek için izin başvurusu yaptıklarını, ancak başvurularının reddedildiğini, bu durumdan da kaygılı olduklarını ifade etti. Schuenke, başvurularının süreceğini de şu sözlerle ifade etti:

"Bu ilk denememizdi ancak son denememiz değildi" Pınar Selek davasını da çok yakından izlediklerini belirten Schuenke, "İzlerken kaygı ve endişelerimiz vardı. Bu süreçte biz Alman politikacılar ile de görüştük. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınması konusunda gazetecilere, yazarlara ve çevirmenlere yönelik bu tür davaların ne anlama geldiğini konuştuk. Onlar da "Avrupa Birliği’ne giriş açısından çok olumlu şeyler olmadığını" ifade ettiler.

Schuenke, Selek’in mahkeme kararının çok önemli olduğunu da vurguladı.

Alman yazar Günter Wallraff, kendi ülkesinde göçmenlerin yanında yer aldığını belirterek, "Politik görüşü ne olursa olsun göçmenler için mücadele veriyorum. Tabi siyasi İslam görüşünde olanlar hariç" ifadesinde bulundu.

Wallraff, kendi ülkesinde muhafazakar ve gericiler tarafından saldırıya uğradığını da dile getirdi. İnsan hakları için mücadele ettiğini söyleyen Wallraff, özellikle de düşünce özgürlüğü için mücadele ettiğinin altını çizdi.

Wallraff, "Düşünce özgürlüğü, demokrasinin en büyük ölçütüdür" dedi ve sözlerine şöyle devam etti: "Düşünce özgürlüğü ve bağımsız hukuk sistemi çok çok önemlidir. Ben kendim bağımsız bir insanım. Benim için önemli olan, haksızlığın olduğu yerde haksızlığa karşı çıkmaktır. Bu kendi ülkemde de başka bir ülkede de olabilir. Ben haksızlığa karşı çıkıyorum."

Meslektaşı Doğan Akhanlı, Pınar Selek için de mücadele verdiğini söyleyen Wallraff, "Şimdi de Nevin Berktaş için mücadele veriyorum" dedi.

Wallraff, ''Tutuklu gazeteci Berktaş, yazdıklarından dolayı aralıklarla 21 yıl cezaevinde kalmıştır. Siyasi görüşlerine katılın katılmayın, bir yazarın yazdıklarından dolayı ceza alması kabul edilemez'' dedi.

Türkiye Yazarlar Birliği Yayınlama Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu, Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci ve çevirmen Suzan Zengin için bir konuşma yaptı.

Zarakolu, Zengin'e, "Sol siyasi görüşte kitaplar yazdığı ve yayınladığı için ön yargılı yaklaşıldığını" öne sürdü.

Pınar Selek'in, ilk kitabında Zapatistalar ile ilgili araştırmalarını yazdığını belirten Zarakolu, ''Ne zaman ki Selek, Kürtlerle ilgili yazılar yazmaya başladı, başı o zaman belaya girdi'' diye konuştu.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay, Berktaş’ında aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve yazarın tutuklu bulunduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

"44 gazeteci ve yazarın dokuzunun da yazı işleri müdürü olduğunu kaydetmek istiyorum. Yine bu tutuklu gazeteci ve yazarların büyük çoğunluğu Terörle Mücadele Yasası’na muhalefetten tutukludur."

Avrupa Cumhuriyetçi Avukatlar Birliği temsilcisi Antonia Vonder de, Berktaş’ın davasında çok ciddi hukuk hataları olduğunu söyleyerek, Berktaş’ın mahkum edilmesini düşünce özgürlüğüne çok ciddi ihlal olduğunu vurguladı. (12 Şubat 2011)

***************

Kitap yazan gazeteciler mahkemelik

Ergenekon soruşturmasını konu alan 3 kitap yazan, Hürriyet gazetesi muhabiri Ali Dağlar, Cumhuriyet gazetesi muhabiri İlhan Taşçı ve Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz’ın, 1- 5 yıl hapsi istendi.

Ergenekon soruşturmasını konu alan 3 kitap yazan, 3 gazeteci hakkında dava açıldı.

Erzurum Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın şikayeti üzerine açılan davada, 3 gazetecinin, "Kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" iddiasıyla 1- 5 yıl hapsi istendi. Savcı Şanal, soruşturmayı özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürütmesini istedi ama dosya görevsizlik kararı ile basın davalarına bakan mahkemeye gönderildi.

Erzincan Ergenekon soruşturmasını yürütürken Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’i makamında gözaltına aldıktan sonra, HSYK’ca özel yetkisi kaldırılan Savcı Şanal, Operasyonun Adı: Ağa 01 adlı kitabın yazarı Hürriyet gazetesi muhabiri Ali Dağlar, Cübbeli Adalet kitabının yazarı, Cumhuriyet gazetesi muhabiri İlhan Taşçı ve Postmodern Cihad’ın yazarı Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz’dan şikayetçi oldu.

Hürriyet gazetesinin haberine göre Şanal, Dağlar’ın kitabında Erzincan Ergenekon soruşturmasının bir tarikat- cemaat hesaplaşması gibi sunularak kamuoyu nezdinde yıpratılmak istendiğini, İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduğu bilgisiyle de özel hayata müdahale edildiğini, Ergenekon soruşturmasının sulandırılmak istendiğini iddia etti.

Savcı Şanal, İlhan Taşçı’nın kitabının kapağında kullanılan Photoshop’lu fotoğrafın, kendisini töhmet altında bıraktığını ve küçük düşürdüğünü iddia etti. Kapakta, hakim cübbesi giydirilmiş takkeli, uzun sakallı ve sert bakışlı bir figür bulunuyordu.

Şanal, Saymaz’ın Postmodern Cihad adlı kitabında da kendisinin "cihad" kastıyla hareket eden bir terörist konumuna düşürüldüğünü iddia etti.

Erzurum CMK 250 ile özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, 5 Ocak 2011’de görevli memura görevinden dolayı hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarına bakma görevinin genel yetkili başsavcılığa ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verdi. Savcı Mustafa Kızıltaş, ertesi gün beş sayfalık iddianameyi düzenledi.

Savcı üç gazetecinin kitaplarında kasıtlı hareket ederek müşteki için tarikatçı izlenimi verdiklerini, suç işlediklerini öne sürdü. Duruşma 21 Nisan günü Erzurum 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. (14 Şubat 2011)

**************

Dink sorusuna ek süre istendi

BDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras’ın, “Hrant Dink davasıyla ilgili AİHM kararını uygulayacak mısınız?” soru önergesine yanıt vermek için bir ay ek süre istendi

BDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in ayrı ayrı yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, "Hrant Dink davasıyla ilgili AİHM kararını uygulayacak mısınız?" sorusunu yöneltti.

Başbakan Erdoğan, 28 Ocak’ta yanıt süresi dolduğu için bir aylık "ek süre" daha isterken BDP’li Uras, "6 aylık ek süre de alsalar bir şey değişmeyecek" dedi.  "Benim sorum gayet açık ve net" diyen Uras, şöyle devam etti:  "Hükümetin genel taktiği;‘teşhir edilmesini istemedikleri’ konular için ‘oyalama taktiği’ izlemek. Celalettin Cerrah ve diğer görevlilerle ilgili o telaşları da bunu gösteriyor. Dink cinayeti sorumlularına kalkan olup olmamak gibi etik bir problemle karşı karşıyayız." (14 Şubat 2011)

**********

“DDK raporu delil oldu”

Helikopter kazasında hayatını kaybeden gazeteci İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş "DDK'nın raporunda ağır kamu kusuru olduğu ortaya çıktı" dedi.

Gazeteci İsmail Güneş’in ailesi, savcılıktaki soruşturmadan çıkacak sonucu beklerken, geçtiğimiz hafta açıklanan DDK raporu, kazaya ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı.

Eski BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasından sağ kurtulan gazeteci İsmail Güneş, cep telefonundan 112'yi arayarak yardım istemiş ancak kaza alanına 48 saat sonra ulaşılabilmişti.

Gelişmeler üzerine konuşan gazeteci İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş, rapor ve fotoğrafların kafalarda oluşan soru işaretlerine cevap niteliği taşıdığını ifade etti.

Helikopter 3 gün sonra bulunurken İsmail'in 5 gün sonra bulunabildiğine dikkat çeken Güneş, telefon sinyallerinden doğru yerin tespit edilmesine rağmen 9 defa yanlış yerde arama yapıldığının ortaya çıktığını vurguladı. Eşinin otopsi raporuna göre kazadan sonra 4 ila 6 saat arasında yaşadığının tespitinin yapıldığını belirten acılı eş, "Arama kurtarma çalışmalarındaki ihmaller zinciri olmasaydı İsmail'in kurtulma ihtimali çok yüksekti" dedi.

Güneş, eşinin yaşadığını öğrenen oradaki insanların, onun da ölmesini beklemiş olabileceğini savunarak, "DDK raporu sonrası, İsmail'e son nefesinde de olsa ulaşılabilirdi diye düşünüyorum artık. İsmail yaşasaydı her şeyi anlatabilecek tek görgü şahidiydi. Arama kurtarmada ihmali olan insanların eşimin yaşadığını öğrenince ölmesini beklediklerini düşünüyorum" diye konuştu.

Güneş, "Kaza mı suikast mı olduğu konusunda bazı sorular vardı. Buna yetkililer karar verecek ama DKK'nın raporunda ağır kamu kusuru olduğu ortaya çıktı. Yapılabilecek bazı şeylerin yapılmadığını raporda gördüm. Bizim de mahkemeye verdiğimiz şikâyet dilekçesindeki her kelime DDK raporuyla örtüştü. Yani DDK raporu bizim şikâyetlerimizin delili oldu bence." (14 Şubat 2011)

******************

Haber sitesi Odatv binasına polis baskını

Odatv binasında ve yöneticilerinin evinde "Ergenekon terör örgütü üyeliği ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla polis araması yapıldı. Odatv’nin yöneticisi Soner Yalçın'ın da aralarında bulunduğu 4 kişinin gözaltına alınmasına karar verildi.

Odatv binasına sabah 06.00 sıralarında gelen Organize Şube Müdürlüğü ile Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğü'ne mensup polisler, Odatv 'deki belgelerin ve bilgisayarlardaki verilerin kopyasını aldı.

Alınan bilgiye göre, özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün ''Ergenekon'' soruşturması kapsamındaki talebi üzerine, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı doğrultusunda, internet yayını yapan Odatv'nin merkezinde ve yöneticisi Soner Yalçın ile Barış Terkoğlu, Ayhan Bozkurt, Barış Pehlivan'ın ev ve iş yerlerinde arama yapıldı. Bu arada, mahkeme, Yalçın, Terkoğlu, Bozkurt ve Pehlivan'ın gözaltına alınmasına karar verdi.  (15 Şubat 2011)

*****************

“Basın özgürlüğü ihlal edildi”

Hürriyet gazetesi yazarı ve Odatv Yöneticisi Soner Yalçın, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ile Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun evinde ve iş yerinde yapılan aramaların basın özgürlüğüne yönelik birer saldırı olduğu açıklandı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Odatv ofisine ve yöneticilerin evlerine baskın yapılarak gazetecilerin belgelerine, bilgisayarlarına el konulmasını ve Odatv yayınının durdurulmasını kınadı.

Yaptığı basın açıklamasında bu olayın hukuka ve basın özgürlüğüne indirilmiş birer darbe olduğuna dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, aramaların hukuki gerekçelerinin şeffaf bir biçimde kamuoyuna açıklanmasını istedi.

TGC açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "Demokrasi tahammül etme sanatıdır. Türkiye’de kamu yararına görevini yerine getirmek için çalışan gazetecilere yönelik hoş görüsüzlük vahim bir hal almıştır. Türkiye basın özgürlüğü sıralamasında 138. sıradadır. 58 gazeteci yazdıkları ve düşündükleri nedeniyle cezaevinde tutuklu bulunuyor. 2 bini aşkın gazeteci hakkında dava açılmış, 4 bini aşkın gazeteci hakkında da soruşturma yürümektedir."

Açıklamada "Odatv ’de ve yöneticileri Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun evinde yapılan aramaların hukuki gerekçeleri şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Basın özgürlüğünü zedeleyen bu tip uygulamaların ileri demokrasi anlayışı ile bağdaşmadığını hatırlatıyor ve Odatv ’ye yapılan baskını şiddetle kınıyoruz" denildi.

Basın Konseyi, Odatv binasında ve yöneticilerinin evlerinde yapılan Ergenekon aramalarına ilişkin "Ülkemizde muhalif yayınlara karşı var olan hoşgörüsüzlüğün bir uzantısı gibi görünen bu işlemler bizi kaygılandırmaktadır" açıklamasını yaptı.

Basın özgürlüğünün, demokrasinin vazgeçilmez yapı taşlarından biri olduğu vurgulanan açıklamada basın-yayın organlarına ve gazetecilere yönelik idari ve hukuki işlemlerin, ifade özgürlüğünü asgari biçimde tehdit eder şekilde gerçekleştirilmesine özen gösterilmesi gerektiği belirtildi.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) Başkanı Atilla Sertel, Odatv'deki aramaya ilişkin ''Baskın Odatv'ye değil, basın özgürlüğünedir'' ifadesini kullandı.

Odatv'nin ''yayıncılığına yönelik saldırı yapıldığını'' öne süren Atilla Sertel, şunları söyledi:

''Aynı saatlerde Odatv'nin internet sitesinin yayını da durdurulmuştur. Bilgisayar  disklerine, gazetecilerin belgelerine el konulması, notlarına, bilgilerine ulaşılması, mesleğin özgürlüğünün tamamen ortadan kaldırılmasının ve Türkiye'de demokrasinin ne hale getirildiğinin açık göstergesidir.'' ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay "Odatv’ ye ve başta Soner Yalçın olmak üzere yöneticilerine yapılan baskınlar ve aramalar iktidarın çok açık ideolojik saldırısıdır" dedi.

Abakay, sözlerini şöyle sürdürdü: "İktidarın, kendisi dışında düşünce üreten ve kendisinin onaylamadığı haberler yapan hiç bir kişi ve kuruma yaşam hakkı vermediğinin, vermek istemeyeceğinin açık göstergesidir. Bu olay, muhalif sesleri susturulması, basın, düşünce ve ifade özgürlüğünün yok edilmesidir. Hukuka ve hukukun üstünlüğüne saygı soyut kitabi bir kavram değil, insanların, toplumların, düşüncelerin yasamasıyla ilgili bir realitedir. Bu olay tesadüfi de değildir. Yargının siyasallaşmasının, siyasal iktidara bağımlı kılınmasının bir sonucudur"

Bu arada, CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal da arama yapıldığının duyulması üzerine Soner Yalçın'ın evine geldi. Soysal, burada yaptığı açıklamada, ''Ne aradıkları belli değil. Bu konuda bir bilgim yok. Ben de Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu'nun görevlendirmesi sonucu buradayım'' dedi.

Yalçın'ın tüm Türkiye tarafından tanınan bir gazeteci olduğunu ifade eden Soysal, ''Yeni bir televizyon kanalı kurulma aşamasındaydı, bu kanalın Genel Yayın Yönetmeni Soner Yalçın olacaktı. Son derece endişeliyiz. Aklımızda birçok soru işareti var. Bu sıkıntılı süreçler her geçen gün gördüğünüz üzere artıyor. Bu olaylar bugüne ait bir şey değil uzun süredir devam ediyor'' diye konuştu.

Çetin Soysal, Yalçın ile görüştüğünü ve sağlık durumunun iyi olduğunu da ifade ederek, ''Soner Yalçın'ın bir çağrısı var mı?'' sorusu üzerine de, ''Bir bedel ödenecekse öderiz. Yazdıklarımın ve yaptıklarımın hepsinin arkasındayım'' dediğini bildirdi. (15 Şubat 2011)

****************

“Biz delil yokluğundan tutuklu yargılanıyoruz”

Tutuklu gazeteci Mustafa Balbay, “Arif Doğan, delil çokluğundan serbest bırakılırken biz delil yokluğundan tutuklu yargılanıyoruz” dedi

Aralarında gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'ın da bulunduğu, İkinci Ergenekon Davası'nın 100’üncü duruşması üç hafta aranın ardından tekrar görülmeye başlandı. Tutuklu yargılanan gazeteci Mustafa Balbay, "Burada içeri alınacaklar listesi hazırladık. Bu listenin başında da Soner Yalçın yer alıyordu. Böyle gazetecilik yaparsan, böyle olur diye düşünüyorduk" dedi. Balbay, gazeteci Engin Aydın'ın ölümünden duyduğu acıyı dile getirerek, JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan'ın, mahkemede birçok hukuksuzluğu anlattığına dikkat çekti. Balbay şöyle konuştu: "Doğan adam öldürdüğünü söyledi. Arif Doğan ile ilgili ne yaptınız? Arif Doğan delil çokluğundan serbest bırakılırken biz delil yokluğundan tutuklu yargılanıyoruz."

28'i tutuklu toplam 117 sanığın yargılandığı Ergenekon davasının dünkü duruşmasına tutuklu sanıklar İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Başkent Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur, Oğuz Bulut, Levent Göktaş, İbrahim Özcan ve Yusuf Erikel katılmadı. Tutuksuz sanıklardan ise emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Emin Şirin, Tanju Güvendiren, Murat Ağırel, Muhterem Balcı ve Noyan Çalıkuşu hazır bulundu.

Tutuklu sanık avukat Yusuf Erikel ile birlikte 8 sanığın yargılandığı davanın birleştirilmesinin ardından 108 olan sanık sayısı 118’e çıkmış, tutuklu sanık Engin Aydın’ın geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetmesiyle bu sayı 117 olmuştu. Duruşmada söz alan tutuklu sanık gazeteci Mustafa Balbay, heyeti ve salondakileri selamladıktan sonra, davanın tutuksuz sanıklarından gazeteci Engin Aydın'ın ölümünden duyduğu acıyı dile getirdi.

Balbay, "Engin Aydın Ocak 2009'da 11 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. 2 ay sonra akciğer kanseri oldu. Durumu sorduğum arkadaşlarıma 'İnşallah savunmamı yapacak zamanım olur. Kendimi anlatabilirim' dediğini anlatıyorlardı. Engin Aydın'ı 4 Şubat'ta kaybettik. Engin, dava sürecinde yaşamını yitiren 5. kişi oldu. Türkiye'de organ yetersizliğinden, solunum yetmezliğinden ölüm nedenlerini yanına hukuk yetmezliği eklendi. Engin Aydın'ın ölüm nedeni hukuk yetmezliğidir" diye konuştu.

İddianamede Engin Aydın ile 301 kez görüştüğünün yazılı olduğunu ama Engin Aydın'ın bölümünde ise Mustafa Balbay ile 326 kez görüştüğünün yazılı olduğunu anlatan Balbay, "Arada 25 fark var. Bu 25 fark sehven yazılmış herhalde. Zekeriya Öz, 'En çok Engin Aydın ile görüşmüşsün' dedi. Ben de 'olabilir' dedim. Sonradan Cumhuriyet Ankara Bürosu'nun telefonlarının hepsini bana yazıldığı anlaşıldı. Sayın Başkan böyle bir hukukun siz ayırtına vardınız" dedi. Balbay, heyet üyelerinin ve savcıların ise bu konuyu anlamamak konusunda ısrar ettiğini savundu.

Engin Aydın'ın serbest bırakıldıktan sonra kanser olduğunu ifade eden Balbay, "Bu süreç tutukluluktan çok daha başka kırgınlıklarla karşı karşıya bırakıyor. Siz insanı kanser edersiniz" diye konuştu.

Engin Aydın'ın yaşamının demokrasi için siyasi mücadele ile geçtiğini anlatan Balbay "Bir hukukçuya nasıl terörist dersiniz? Tutuksuz yargılama esastır derken günümüzde hukuksuz yargılama esas" dedi.

JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan'a sorgusu sırasında "Yalvarırım bizi anlatın" dediğini anımsatan Balbay, "Ben böyle konuşunca Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in hemen 'Siz JİTEM'in neredesindeniz' diye sordu. Şimdi ben soruyorum. Arif Doğan, burada birçok hukuksuzluğu anlattı, adam öldürdüğünü söyledi. Arif Doğan ile ilgili ne yaptınız? Arif Doğan delil çokluğundan serbest bırakılırken biz delil yokluğundan tutuklu yargılanıyoruz" diye konuştu.

Soner Yalçın'ın evinde yapılan aramaya da değinen Balbay, "Burada içeri alınacaklar listesi hazırladık. Bu listenin başında da Soner Yalçın yer alıyordu. Böyle gazetecilik yaparsan, böyle olur diye düşünüyorduk. Listedeki diğer isimleri açıklamak istemem, sonra Mustafa Balbay'dan bilirler. Bizi siyasi iktidarın malzemesi yapmayın. Türkiye'nin açık hava hapishanesine dönmesine izin vermeyin" dedi. Balbay'ın ardından söz almak isteyen Tuncay Özkan'ın talebini Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün reddetti. Bunun üzerine Şengün ve Özkan arasında tartışma yaşandı. (15 Şubat 2011)

**************

BBC: Yayınlarımız engelleniyor

İngiliz Yayın Kurumu (BBC), İran’ın, Mısır’daki olaylara ilişkin yayınlarının, bu ülkedeki televizyon izleyicilerine ulaşmasını engellediğini bildirdi. İran’ın, BBC’nin bu ülkeye yönelik Mısır haberlerini içeren televizyon yayınlarını sinyal karıştırıcılar kullanarak bozduğu belirtildi. Açıklamada, kurumun uydu teknisyenlerinin, sinyal karıştırıcıların yerini belirlemek amacıyla yaptıkları araştırma sonucu, televizyon sinyallerinin İran tarafından engellendiğini doğruladıkları kaydedildi. BBC Dünya Servisi Müdürü Peter Horrocks, her şeye karşın, İran’daki izleyicilerinden, kendilerine Mısır’daki olaylara ilişkin yayınları yakından izlediklerini belirten yorumlar geldiğini ve BBC’nin Mısır hakkındaki yayınlarını İran’daki izleyicilerine sunmaya devam edeceğini söyledi. (15 Şubat 2011)

*******************

7 bin site kapatıldı

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), bir siteye daha erişimi engelledi. Başkanlık, ABD’den yayın yapan moda tasarım sitesi ffffound.com’u, ‘müstehcen unsurlar içerdiği’ gerekçesiyle kapattı. TİB yetkilileri, çeşitli sanatsal fotoğrafların ve çizimlerin yer aldığı tasarım sitesinde müstehcen görüntüler bulunduğunu belirterek, "Zaman zaman da çocuk pornosuna kayabilen görüntüler tespit edildi" dedi. TİB bünyesinde 2007’de kurulan İnternet Daire Başkanlığı’na yılda ortalama 90 bin dolayında ihbar geliyor. Daire, bugüne kadar resen (idari) ya da yargı kararıyla 7 bin dolayında internet sitesini kapattı.
Kapatma gerekçesinde ilk sırayı müstehcenlik aldı. Müstehcenliği, fuhuş ve çocuk istismarı izledi. (15 Şubat 2011)

******************************

TGC, İstanbul Rumları Evrensel Federasyonu ile işbirliği yapacak

İstanbul Rumları Evrensel Federasyonu yönetim kurulu dün TGC’yi ziyaret etti. Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir'in katıldığı ziyarette karşılıklı bilgi alışverişinde bulunuldu. Görüşmeye İstanbul Rumları Evrensel Federasyonu Başkanı Niko Uzunoğlu, Başkan Vekili Mina Çiçako, Genel Sekreter Mihal Mavropulo, Genel Sayman Dimitri Francis katıldı.

2006 yılında kurulan federasyon Yunanistan, Almanya, Belçika, İsveç, Amerika ve Avustralya'daki Rumların üye olduğu 25 dernekten meydana geliyor. Görüşmede Osmanlı dönemindeki Rum yayıncıların gazete ve dergilerini içeren bir sergi açılması da planlandı. Serginin eylül ayında TGC'nin düzenlediği 4. Babıâli Şenliği kapsamında Basın Müzesi'nde açılması planlanıyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve İstanbul Rumları Evrensel Federasyonu'nun iş birliği ile düzenlenecek sergi 19. ve 20.yüzyıla kadar uzanan dönemde İstanbullu Rum yayıncıların Osmanlıca yayınladıkları gazeteleri ve mizah dergilerini içerecek. Sergi kapsamında bir de panel düzenlenmesi düşünülüyor. (16 Şubat 2011)

**********

Hrant Dink cinayeti soruşturması genişliyor

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, Rize Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda, Hrant Dink cinayetine ilişkin, dönemin Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığındaki bazı görevliler hakkında daha önce yürüttüğü ve ''takipsizlik kararı'' verdiği soruşturmanın genişletilmesi kararı aldı. Rize Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Hrant Dink'in İstanbul'da öldürülmesinin ardından Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma görevlilerinin olayda herhangi bir ihmalleri olup olmadığı konusundaki soruşturmayı yürüten Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nca daha önce verilen ''kovuşturmaya yer olmadığına'' dair kararın kaldırılmasını isteyen Dink ailesinin talebini kabul eden mahkemelerinin bu kararını, usul yönündeki eksiklikleri gerekçe göstererek kendilerine iade eden Başsavcılığın itirazını reddetmesine ilişkin kararı, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaştı. Dosyayı yeniden inceleyen Başsavcılık, soruşturmanın genişletilmesini isteyen söz konusu mahkemenin kendilerinden istediği işlemleri yerine getirme kararı aldı.

Başsavcılık, buna göre soruşturmayı genişleterek tanık Emin Arslan'ın ifadesinin ayrıntılı bir şekilde tespitini yapıp ifadesinde isimleri geçen Levent Yarımel ile eski Trabzon İl Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın ayrıntılı beyanlarını alabilecek. Mahkemenin istediği bu işlemleri yerine getirecek olan Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, ardından, soruşturmada daha önce verdikleri ''takipsizlik'' kararının kaldırılıp kaldırılmayacağı yönünde karar verilmesi için dosyayı yeniden Rize Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderecek.

Başsavcılık yetkilileri, Trabzon'da, Dink cinayetine ilişkin yeni bir soruşturma açılmadığını belirterek, kendilerince daha önceden açılan ve ''takipsizlik kararı'' verilen soruşturmanın esas numarası üzerinden Rize Ağır Ceza Mahkemesi’nin istediği işlemleri yerine getireceklerine işaret ettiler. Yetkililer, bu çerçevede gerekli işlemleri başlattıklarını anlatarak, daha önce verdikleri ''kovuşturmaya yer olmadığına dair'' kararlarına itiraz eden Dink ailesinin talebini kabul eden, ancak ''kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılıp kaldırılmayacağı'' konusunda bir karar vermeyen Rize Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararına Yargıtay nezdinde bir itirazda bulunmayacaklarını belirttiler. (16 Şubat 2011)

***************************

CPJ: Türkiye’de gazetecilerin durumundan endişe ediyoruz

Dünyanın en saygın basın örgütlerinden biri olarak kabul edilen Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) yetkilileri, Türkiye'nin basın özgürlükleri konusunda artık ciddi adımlar atması gerektiğini söyledi

CPJ Direktörü Joel Simon, "Türk basının şu anda içersinde bulunduğu zor durumu biliyoruz açıkçası bu durumdan endişe ediyoruz" dedi. CPJ, Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin basın özgürlükleri konusunda çok önemli ve özgürlükleri destekleyen söylemlerde bulunduklarını, ancak bu konuda yapılan bu konuşmaları destekleyen hareketlerin bir an önce gerçekleşmesini beklediklerini, gazeteci tutuklamaları ve medya kurumlarına karşı gerçekleşen baskınları ve Türkiye'de yaşanan son gelişmelerin endişe içerisinde izlediklerini ifade etti.

Birleşmiş Milletler'de düzenlenen basın toplantısında, "Basına Saldırılar 2010" raporunu açıklayan Gazetecileri Koruma Komitesi, BM muhabirlerinin ve Türk gazetecilerin, Türkiye'deki basın özgürlüğü ile uluslararası basın özgürlükleri konusundaki çeşitli sorularını da yanıtladı. Gazetecileri Koruma Komitesi Direktörü Simson, Türkiye'de son dönemde yaşanan gazeteci tutuklamalarından derin endişe duyduklarını belirterek, Türkiye'nin basın özgürlüğü yolunda son dönemlerde gerçekleştirdiği önemli kazanımları kaybetmesinin endişesi duyduklarını söyledi.

Oda TV'nin polis tarafından basılıp Soner Yalçın ve 3 gazetecinin polis tarafından Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınması ile ilgili basın mensuplarının çeşitli sorularını da yanıtlayan Simon, "Türkiye CPJ' ye ilk girdiği zamanlarda basın özgürlüğü konusunda çok gerideydi ve kötü raporları vardı. O yıllarda çok sayıda gazeteci hapisteydi. Türkiye o zamandan bu günlere kadar özgürlükler konusunda çok büyük gelişmeler kaydetti. Bugüne kadar önemli iyileşmeler yapıldı. Ancak bu tür ihlalleri geçmişte yaşananları yeniden görmeye başladık. Gerçekleşen son baskın ve gazetecilerin gözaltına alınması ile ilgili tüm detayları tam olarak bilemiyoruz, neden yapılmıştır, deliller nelerdir ama işittiğimiz şeylerden oldukça rahatsızlık duyuyoruz. Son dönemde yaşanan bu tür tutuklama olayları basın özgürlüğü konusunda Türkiye'nin bugüne kadar kazandıklarının kaybedildiği veya ihlal edildiği düşüncesinin ortaya çıkmasını sağlıyor" dedi.

Simon, Türkiye'nin basın özgürlüğü konusundaki gayretini takdir ettiklerini, Cumhurbaşkanı ve hükümetin bu konuda açıklamalarının tek başına hiç bir zaman yeterli olmadığını bu açıklamaların desteklenmesi gerektiğini belirterek, basın özgürlüğü konusunda açıklama yapmanın yetmeyeceğini bu konuda harekete geçmek gerektiğini savundu.

Simon ayrıca, "Hukuki şartlar görev yapan gazeteciler için oldukça istikrasız. Bazı önemli ve hassas konularda yazan gazetecilerin kendilerine karşı dava açılabileceği korkusunu yaşıyorlar. Türkiye'de hukuki ortam gazeteciler için hala güvenilir bir ortam değil bu konuda endişeler taşıyıp bunu yetkililere anlatıyoruz" diye konuştu. Simon, Türkiye'de gazetecilerin terör suçlarından tutuklanması ve medyaya vergi cezası gibi uygulamaların hükümetlerce uygulanan küresel bir taktik olduğunu vurgulayarak, "Türk basının şu anda içersinde bulunduğu zor durumu biliyoruz açıkçası bu durumdan endişe ediyoruz" dedi.

Gazetecileri Koruma Komitesi'nin aralarında Türkiye'nin yer aldığı bölge olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Koordinatörü Mohamed Abdel Dayem, gazetecilerin Türkiye'de basın özgürlüğü konusunda çeşitli sorularını yanıtladı. Türkiye'de hakkında dava açılan ve tutuklu gazetecilerle ilgili düşünceleri yönündeki bir soruyu yanıtlayan Dayem, "Türkiye'de yargılanan gazeteci sayısı oldukça fazla. Bir gazeteciye karşı açılan dava sayısı çok fazla, aynı kişi için düzinelerle ifade edebileceğimiz açılmış dava sayısı var. Bazı kişiler mahkemeye gitmekten gazetecilik yapamıyorlar yazılarında oto sansür uyguluyorlar. Bazı gazeteciler anti terör yasası kapsamında yargılanıyor" dedi.

Yıllık raporlarında Türkiye'de anti terör yasalarının gazetecilere uygulanması sonucunda 4 ayrı davayı da konu ettiklerini belirten Dayem, haber yazmanın bir terör sucu olmaması gerektiğini savundu. Dayem, bazı medya kuruluşlarına uygulanan vergi cezalarıyla ilgili bir soruya ise, "Özellikle Doğan gurubuna kesilen vergi cezası konusunda oldukça endişeliyiz, medya gurupları da dahil herkesin vergi ödemesi gerektiğine inanıyoruz. Bu seçilerek uygulamaya konulmuş bir uygulama olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda alınan kararın siyasi bir karar olduğunu düşünüyoruz. Diğer bazı medya guruplarından da benzeri şikayetler alıyoruz" diye yanıtladı. Dayem, basın özgürlüğü ve Türkiye'de gelişimi konusunda sorulan bir soruyu da ''Türkiye son yıllarda basın özgürlüğü konusunda olumlu adımlar atmasına rağmen daha önünde uzun bir yol var. Türkiye'de hükümet yetkilileri ve Cumhurbaşkanı çok olumlu görüşler ifade ettiler. Ancak sadece görüş ifade etmek artık yetmez. Türk hükümeti basın özgürlükleri konusunda artık acilen somut adımlar atmasını sabırsızlıkla bekliyoruz" karşılığını verdi.

CPJ’nin, yeni raporunda, geçen yıl dünyada 44 gazetecinin öldürüldüğünü, 145 gazetecinin tutuklandığını açıkladı. Raporda, dünyada BM ile diğer küresel ve bölgesel örgütlerin dünyada basın özgürlüğü ve gazetecileri korumada yetersiz kaldığı bildirildi. CPJ Direktörü Joel Simon, geçen yıl dünyada 44 gazetecinin öldürüldüğünü, en çok gazetecinin öldürüldüğü ülkenin Pakistan olduğunu belirtti.

Simon, 1996'dan bu yana ilk kez geçen yıl hapse atılan gazeteci sayısının bu kadar yüksek olduğunu belirterek, bu yıl tutuklanan 145 gazetecinin 34'ünün Çin'de, 34'ünün de İran'da bulunduğunu ve bu iki ülkede bu yıl hapse atılan gazeteci sayısının en yüksek olduğunu bildirdi.  Bu iki ülkeyi Eritre, Myanmar ve Özbekistan'ın izlediğini belirten Simon, bu yıl Küba'da 17 gazetecinin hapisten çıkarılmasının iyi haber olduğunu ifade etti. Simon, bu yıl hapse giren gazetecilerin yarısının internet gazeteciliği yapanlar olduğunu da belirterek internet gazetecilerinin de korunmasının şart olduğunu söyledi. Mısır'daki protestolar sırasında 52 gazeteciye saldırıldığını, 76 gazetecinin tutuklandığını belirten Simon, tüm gazetecilerin daha sonra serbest bırakıldığını söyledi. (17 Şubat 2011)

*******************

Odatv yayına devam edecek

İnternet sitesi Odatv’de yayımlanan yazıda, önceki gün sabaha karşı yapılan baskınların gerçek nedenini Odatv'nin başarılarından korkulması olduğu ifade edilirken, Odatv'nin "kesinlikle" yayına aynen devam edeceği vurgulanarak, "susmayacağız" denildi. Odatv internet sitesinde yayımlanan yazıda sabah saat 06.30 dolaylarında Odatv merkezine, İmtiyaz Sahibi Soner Yalçın, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve Odatv editörü Ayhan Bozkurt'un evine baskın düzenlediği, polisin arama yaptığı ve gözaltıların gerçekleştiği ifade edildi.

Dört yılı aşkın süredir yaptığı habercilikle Odatv'nin Türk medyasının "yüz akı" olduğu belirtilen açıklamada, "Hiçbir baskıya eğmeden gazetecilikte ve habercilikte direndi. Türkiye'nin ve dünyanın en çok izlenen siteleri arasına girdi. Sosyal paylaşım sitelerinde adı en çok anılan yayın organı oldu" denildi. Yapılan baskınların gerçek nedenini Odatv'nin bu başarılarından korkulması olduğu ileri sürülen yazıda şöyle devam edildi:

"Ergenekon polislerinin Amerikalılar tarafından eğitildiğini ve Zir vadisinde mühimmat bulunmasının polis tertibi olduğunu gösteren bir video giriyoruz. Sabah saat 6'da baskına uğruyoruz! Hiçbir vicdan sahibi insanı bunun bir tesadüf olduğuna inandıramazsınız. Siyasî Partiler, Sivil toplum kuruluşları, meslektaşlar ve okurlar bu yalana inanmadıklarını zaten tepkileriyle de ortaya koyuyorlar. Odatv'ye yapılanların basın özgürlüğü üzerindeki baskıların bir parçası olduğunu haykırıyorlar. Hepsine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sabahtan beri sitemize girmekte güçlük çeken okurlarımıza bunun yoğun ilgiden kaynaklandığını bildirmek isteriz. Teknik sorunu aşmaya çalışıyoruz.  İmtiyaz sahibimiz Soner Yalçın'ın evinde arama yapan polislerin yanında söylediği gibi: 'Kesinlikle' yayına aynen devam ediyoruz." (17 Şubat 2011)

************************

‘Gazetecilerin sorunları çok büyük’

TGC'nin 57. Yerel Medya Semineri’nin açılış konuşmasını yapan TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Son yıllarda 100'ün üzerinde gazeteci işinden olurken, 58 kişi de cezaevinde bulunuyor. Birçok meslektaşımız da cezaevi tehdidiyle karşı karşıya. Sorunlarımız çok büyük” dedi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung (KAS) Derneği'nin işbirliğiyle yapılan ''Yerel Gazetecilikte Meslek İçi Eğitim Seminerleri''nin 57'ncisi Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde başladı. Kadirli Gazeteciler Cemiyeti'nin ev sahipliğinde, düzenlenen 2 günlük seminerin açılış konuşmasını yapan TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, yerel basının Türkiye'de lokomotif görevi üstelendiğini söyledi.

Turgay Olcayto, gazeteciliğin gün geçtikçe daha da zorlaşan bir mesleğe dönüştüğünü ifade etti.

Türkiye'de birçok meslektaşının cezaevinde ya da cezaevi tehdidiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Olcayto, ''Bu durumu düzeltmesi gereken yasa yapıcılarıdır. TGC olarak Adalet Bakanlığı ile temas halindeyiz. İfade ve basın özgürlüğünün önündeki engellerle ilgili hazırladığımız bir raporu Bakanlığa sunduk. Son yıllarda 100'ün üzerinde gazeteci işinden olurken, 58 kişi de cezaevinde bulunuyor. Sorunlarımız çok büyük" diye konuştu.

Başkanlığını Osmaniye Valiliği Basın Yayın Müdürü Osman Turunç'un yaptığı ilk oturumda, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, ''Gazetecilerin Örgütlenmesinde Son Durum'', Vatan Gazetesi Genel Yayın Müdür Yardımcısı Atilla Güner, 'Yazılı Basında Haberlerin Değerlendirilmesi' ve Anadolu Ajansı Fotoğraf Editörü Abdurrahman Antakyalı, ''Haber Fotoğrafı Seçiminde Editör Tercihleri'' konusunda birer sunum yaptı.

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Umuyoruz ki, bu sorunlarımız biran önce çözülsün. Böylece gazeteciler de düşüncelerini ifade etmede, halkın bilgilenme hakkını kullanmada geniş bir alan bulacaklardır. Düzenlediğimiz seminerlerde, ilde yapılandan ilçede yapılanın daha çok ve geniş katılımlı olduğunu gördük. Katılan herkese teşekkür ederim.''

Kadirli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muzaffer Yüksel Kaya da Kadirli'de günlük 6 gazete ve bir televizyon kanalının yayın yaptığını belirterek, özveriyle görevini yerine getiren yerel basın çalışanlarının ekonomik sorunları olduğunu söyledi.

Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah da günün aynası olan gazetelerin ileride tarihe ışık tutacağını belirterek, bir şehrin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşantısını kamuoyuna duyuran yerel basının desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Kadirli Belediye Başkanı Ömer Tarhan ise gece gündüz demeden görevini başarıyla yürütmeye çalışan yerel basına sahip çıktıklarının altını çizerek, böyle bir organizasyonun Kadirli'de düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli'nin ''Yerel ve Yaygın basının Ortak Sorunları'', Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım'ın ''Türkiye'de Tarım Gazeteciliği'' ve ''Medyada Planlama ve Görsellik'' konulu sunumları ile devam edecek seminer, plaket ve sertifika töreninin ardından bugün tarihi ve turistik yerlerin gezilmesiyle sona erecek.

TGC'nin 57. Yerel Medya Semineri’ne, ilçe protokol görevlileri, bazı sivil tolum örgütü temsilcileri ile Osmaniye, Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Hatay'dan yaklaşık 120 gazeteci katıldı. (18 Şubat 2011)

****************

“Demokrasi için özgür basın şart”

ABD Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone, "Türkiye’de hükümet özgür basını desteklediğini söylüyor. Bir taraftan özgür basından söz ediliyor diğer taraftan gazeteciler gözaltına alınıyor, bunu anlamıyoruz" dedi.

ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone, konutunda verdiği resepsiyonda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Ricciardone, Odatv baskınıyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Türkiye’de demokrasinin gelişmesi çok önemli. Bu bölgede demokrasi ABD için temel önemdedir. Demokrasi için bazı temel koşullar var. Birincisi olarak medya özgürlüğüdür. Medyanın, basının özgür olması demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Eleştirel de olsa basın özgür olmalıdır. Türkiye’de hükümet de özgür basını desteklediğini söylüyor. Bir taraftan özgür basından söz ediliyor diğer taraftan gazeteciler nasıl gözaltına alınıyor, bunu anlamıyoruz.”

Ricciardone, sözlerini şöyle sürdürdü: "Demokrasinin bir diğer olmazsa olmaz şartı özgür ve bağımsız yargıdır. Bu demokrasi için şarttır. Bizim de yargıyla ilgili sorunlarımız var. Senatoya 150 yargıç önerisi yapıldı ama bunların çok azı onaylandı. Yargıyla ilgili sorunlarınıza bir cevabımız yok, cevabını sizler bulacaksınız. Balyoz soruşturmasını yakından takip ediyoruz. Demokrasi için önemli suçlamalardan söz ediliyor ancak suçlamalar nedir tam olarak bilmiyoruz. Biz masumiyet karinesinin unutulmaması gerektiğine inanıyoruz. Usulüne uygun ve şeffaf bir yargılama bekliyoruz." (17 Şubat 2011)

************************

GÖP’ten Odatv’de basın toplantısı

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) temsilcileri, tutuklu gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'ın duruşmasını izledikten sonra Odatv'de basın toplantısı düzenledi. GÖP temsilcileri dün Silivri’de görülen Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın duruşmalarını izledi. Duruşmanın ardından Odatv’nin Gümüşsuyu’nda bulunan ofisine geçen GÖP temsilcileri saat 14.00’de, Odatv ve yöneticilerinin evlerinde yapılan aramalar konusunda bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

Odatv’deki basın açıklamasına, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, İGC, TGF ve GÖP Dönem Başkanı Atilla Sertel, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit ve Avukat Turgut Kazan katıldı. GÖP’ün Orhan Erinç, Oktay Ekşi, Ercan İpekçi ve diğer gazetecilerin katılımıyla kurulduğunu bildiren GÖP Dönem Başkanı Atilla Sertel, "GÖP’ün kurulmasında Türkiye’de ilk kez gerçekleşmesinde öncülük eden arkadaşlarımızın bugün ne kadar doğru bir temelde, doğru bir birlikteliği yarattıklarını görüyoruz" dedi.

Sertel şöyle konuştu: "Bugün artık basını açıkça susturma dönemi Odatv'de açıkça kendini gösterdi. Daha önce de birçok arkadaşımız, belge bulundurduğu için, konuştuğu için yazı yazdığı için tutuklanıp Silivri'ye gönderildiler. Ufuk Akkaya ve Deniz Yıldırım, Başbakan'ın sözlerini yazdıkları için yargılandılar. Ufuk serbest bırakıldı, Deniz hala yargılanıyor. Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan isyan ediyor. "Bizim suçumuz nedir?" diyorlar. Ortada belge de bilgi de yokken, bu arkadaşlarımız 2 yıldır içeride tutuluyorlar. Dışarıda kim ki 'basın özgürce yayın yapmalıdır' diyor, bir yandan yasal düzenlemelerle bir yandan polis baskınları ile basın özgürlüğü geriletilmeye çalışılıyor. Odatv, Türkiye'de hiç kimseden emir almadan özgürce yayın yapan bir kuruluştur. Bu nedenle Odatv'nin sesinin kısılması gerektiğini düşünenler, hiçbir gerekçeye dayanmadan bütün belgelere el koymuşlardır. Gazetecilerin hiçbir haber kaynağını açıklamama hakları vardır. Bırakın haber kaynaklarını açıklamamayı bütün belgelere ve kitaplara el konularak delil aranmaktadır. Baskın Odatv'ye değildir, basın özgürlüğüne ve demokrasiyedir. Baskın, Türkiye'de sayıları az da kalsa muhalif yayın yapan basın kuruluşlarına karşı bir tehdittir. Türkiye'de özgürlük isteyen insanların sesleri kısılmakta ve demokrasi yok edilmek istenmektedir. Biz bütün gazeteci arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz."

"Siyasi görüşleri ne olursa olsun, insanlar yazdıkları için, söyledikleri için gözaltına alınmasın ve tutuklanmasın" diyen Sertel, "Türkiye'deki insanlar, halkımız artık 'yeter' deme noktasına gelmiştir. Biz Türkiye’deki gazetecilerin özgürce işlerini yapmalarını talep ediyoruz. Türkiye'de yargıya karşı boynumuz kıldan ince dedik. Hakim önünde, mahkeme karşısında hak arama girişimine saygı gösterdik. Ama hukuk ötesinde bir araç yaratılması yönündeki girişimler konusunda inanış artıyor. Cumhurbaşkanı, ülkede gazetecilerin tutuklu olmasından üzüntü duyduğunu söylüyor. Bazı siyasilerse hukuka müdahale etmediklerini söylüyorlar. Bence inandırıcı değil. Referandum sonrasında yaşanan gelişmeler birçok hukuk adamı tarafından da dile getiriliyor" dedi.

Medyada bazı isimlerin basına yönelik sindirme operasyonlarına sessiz kalmasına ya da destek vermesine de tepki gösteren Sertel, "Benim ricam Türkiye'deki bütün yayın organlarının son derece duyarlı davranmasıdır. Aksi takdirde günün birinde her an sizin kapınız da çalınabilir. Sizin iş yerinize, evinize de girebilirler. Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak bu davanın peşini bırakmayacağız. Beşiktaş Adliyesine giderek Soner Yalçın ve arkadaşlarına destek vereceğiz. Temennimiz o ki, bu arkadaşlarımız serbest bıraksınlar ve işlerini yapsınlar" şeklinde konuştu.

Sertel, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gazetecilik olanı biteni kamuoyuna aktarmaktır. Gazeteci duyduğunu, gördüğünü, yaşadığını ve hissettiğini anlatmalıdır. Ama bazı meslektaşlarımız var ki, savcı iddianame hazırlamadan kendileri iddianame hazırlıyorlar ve kendi arkadaşlarını mahkum ediyorlar. Bu gazetecilik değildir. Bu arkadaşlar meslekten ellerini çeksinler, hukuk okusunlar savcı olsunlar, hakim olsunlar, kalem kıracaklarsa orada kırsınlar." Basın açıklamasının ardından GÖP temsilcileri, Soner Yalçın ve diğer gazetecilere destek vermek amacıyla Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gitti.

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ise "Bazı köşelerde sevinç çığlıkları atıyorlar. Acı olan budur" dedi. Atay, şöyle devam etti: ‘Sıra kimlere gelecek’ diyenler var. Bazı arkadaşlarımız, savcı oluyorlar, yargıç oluyorlar. İdama karar veriyorlar. Ceza dağıtıyorlar." Bütün gazetelerin başına böyle durumların gelebileceğini söyleyen Atay, "1960’da 1980’de kendilerini dokunulmaz zannedenler, dokunulduğunu gördüler" dedi. (18 Şubat 2011)

*****************

Batı medyası, Türk medyasını konuşuyor

Türkiye'de medyaya ilişkin son gelişmeler, yabancı medyanın dikkatini çekti. Wall Street Journal ve Financial Times, Türk hükümetinin gazetecilerle gerilimli ilişkilerini yazdı

Wall Street Journal, hükümetin gazetecilere yönelik baskıların kontrolü dışında olduğunu söylediğinin altını çizdi. Ancak gazete Youtube dahil "binlerce site"nin kapatıldığına, "rutin" olarak gazeteciler hakkında hakaret davalarının açıldığına ve Doğan Yayın Grubu hakkında da büyük vergi cezalarının getirildiğine de dikkat çekti. Financial Times ise, TBMM’nin medya sahipliği üzerindeki kısıtlamaları hafifleten yasal düzenlemeleri onayladığını yazdı.

ABD’nin en çok satan gazetesi The Wall Street Journal, Türkiye muhabiri Marc Champion imzasını taşıyan "Medya Grubu, Yargı Zaferini Elde Etti" başlıklı haberinde Türkiye’de medyaya ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi. Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan Yayın Holding’in, hakkında büyük vergi cezalarına ilişkin yargı sürecinde "önemli bir zafer" kazandığı vurgusuyla haberine başladı.

Haberde bu konudaki yargı kararının "Türk hükümetini eleştiren tanınmış bir gazetecinin tutuklanmasının ardından hükümetin medya özgürlükleri konusunda yeniden büyüteç altına olduğu bir döneme" denk düştüğüne dikkat çekti.

WSJ, Yalçın ve Odatv yöneticilerinin gözaltına alınmasına ilişkin ayrıntılı bilgi verdi ve ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nun Türkiye’nin gazetecilerin tutuklanmasına ilişkin açıklamalarını da aktardı. Haberde şu görüşler dile getirildi:

"Türk hükümeti, özgür basını desteklediğini, savcıların iddia edilen darbe komploları davalarını izleyen gazeteciler hakkında açılan yüzlerce davalar dahil, gazetecilere yönelik, baskıların çoğunun kontrol dışında olduğunu defalarca söyledi.

Ancak, YouTube’yi uzun bir süre dahil, binlerce sitenin kapatılmasını, gazetecileri rutin olarak hakaret gerekçesiyle dava açılmasını ve hükümeti eleştiren Doğan grubuna çok büyük vergi cezalarının getirilmesini içeren bir sicil, Avrupa Birliği’nden dahil olmak üzere, eleştiri tetikledi."

WSJ, Doğan Yayın’a getirilen cezalara ilişkin Danıştay’ın kararının ayrıntılarına dikkat çekerken de Doğan Yayın’ın, hisselerinin yüzde 1 değer kazandığına da işaret etti.  İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times ise, "Türkiye, Medya Sahipliğine Kısıtlamaları Hafifletiyor" başlığıyla yayımladığı haberde TBMM tarafından benimsenen yeni yasal düzenlemelerin Doğan Yayın varlıklarının satılması için zemin hazırlayabileceği yorumu yapıldı.

Gazetenin Türkiye muhabiri Delphine Strauss’un kaleme aldığı haberde bundan böyle yabancı yatırımcılarının Türkiye’deki medya şirketlerinin payının yüzde 50’e kadar çıkabileceğine işaret edildi. Haberde şöyle denildi: "Türkiye’de yazılı medya siyasi olarak kutuplaşmış durumda, bu da bazı yatırımcıların sektöre girme konusunda ihtiyatlı davranmalarına yol açıyor ancak eğlence kanalları, daha az hassas olarak değerlendiriliyor ve hızlı büyüyen nüfus ve artan refah yabancı yatırımcıları çekiyor."

FT, Doğan Yayın hakkındaki vergi cezalarının "yaygın bir biçimde, iktidardaki AK Parti’ye yönelik eleştirisel haberciliğinin bir cezası olarak görüldüğünü ancak Bakanlar, herhangi bir rolü reddettiklerini" de yazdı. (19 Şubat 2011)

************************

ABD: Ricciardone’nin sözlerinin arkasındayız

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley, ABD'nin Ankara  Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin sözlerinin arkasında olduklarını bildirdi.

Günlük basın toplantısında ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley, "Türkiye'de gazetecilerin gözaltına alınmasıyla" ilgili soru üzerine, konuyu yakından takip ettiklerini söyledi.

Crowley, "Özel bir yorumum yok ama şunu söyleyebilirim: Türkiye'de gazetecilere muameleler konusundaki gidişattan mevcut kaygılarımız var. Bu konuyu Türk hükümeti nezdinde dile getiriyoruz. Bu konuyu yakından izliyoruz" dedi.

"Türk hükümetiyle son durumla ilgili spesifik temaslarının olup olmadığına" yönelik soru üzerine Crowley, "Özellikle bu konuda bir temasımız olup olmadığını bilmiyorum ama Türkiye'ye genel anlamda gündeme getirdiğimiz bir konu ve bunu da yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin sözlerinin hatırlatılması üzerine Crowley, "bu sözlerin arkasında olduklarını" belirtti.

"Türkiye'de gazetecilerin yıldırılmasına yönelik eğilimlerden geniş kaygılarımız bulunuyor" ifadesini kullanan Crowley, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in konuyla ilgili sözlerinin sorulması üzerine, Türk yetkililerce yapılan açıklamaları değerlendirmenin "kendilerine düşmediğini" kaydetti.

Crowley, bir soru üzerine, Türkiye'nin ABD'nin dostu ve müttefiki olduğunu belirterek, "Ancak bir dost, müttefik ya da hısım olsun, herhangi bir ülkenin evrensel ilkelere saygı konusunda çizgiyi aştığını düşünürsek, bu konuları gündeme getirmekten çekinmeyiz" dedi.  (18 Şubat 2011)

*******************

Macaristan, basın yasasını değiştiriyor

Avrupa Birliği'nin (AB) dönem başkanlığını 1 Ocak'ta devralan Macaristan, medya yasasını AB yasalarına uyumlu olarak değiştirmeyi kabul etti.

AB Komisyonu'nun medyadan sorumlu üyesi Hollandalı Neelie Kroes, Macaristan hükümetinin yapacağı değişikliklerin basın ve ifade özgürlüğünü teminat altına alacağını bildirdi.

Macaristan Devlet Bakanı Zoltan Kovaç, yeni medya yasa tasarısının iki hafta içinde parlamentoya sunulacağını, merkezi yurt dışında olan basın-yayın organlarına cezaların kaldırıldığını bildirdi.

Macaristan’da 1 Ocak'ta yürürlüğe giren yasa, devlet organlarının medya üzerindeki kontrolünü arttırarak gazetecileri haber kaynaklarını açıklamaya zorlayacak maddeler içeriyordu.

Yasa ayrıca, özel medya kuruluşlarının devlet tarafından daha sıkı takibe alınmasına ve cezalandırılmasına imkan tanıyordu.

Muhalefet partilerinin ve sivil toplum örgütlerinin protesto ettiği yasa, hükümetteki merkez sağ parti Fidezs'in (Genç Demokrat Yurttaşlar Birliği) oylarıyla geçmişti.

İhlal edenlere büyük cezalar getiren yasaya göre, ulusal televizyon kanallarına 1 milyon dolar, ulusal günlük gazeteler ve internet haber portallarına 120 bin dolar, haftalık ve aylık yayın organlarına ise 50 bin dolara kadar para cezası verilebilecekti. (18 Şubat 2011)

**************************

ABD Büyükçelisi: Türkiye’de olanları anlamıyoruz

"Bir yanda gazeteciler gözaltına alınıyor, bir yanda basın özgürlüğü deniyor. Biz anlamıyoruz" sözlerini belli bir davaya ilişkin söylemediğini belirten ABD Büyükelçisi Francis J. Ricciardone, "Türkiye karmaşık bir ülke. Bu nedenle de olan biteni anlamak için yardımınıza ihtiyacımız oluyor. Benim ülkem her zaman özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün yanında olacaktır. Demokrasilerde herkes fikirlerini özgürce ifade edebilmeli" dedi. ABD Büyükelçisi Ricciardone, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türk-Amerikan İş Konseyi’nin (TAİK) onuruna verdiği yemekte, konuşmasının ardından katılımcıların ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

AKP’nin tepkisine neden olan Odatv internet sitesine yönelik operasyonun ardından söylediği, "Bir yanda gazeteciler gözaltına alınıyor, bir yanda basın özgürlüğü deniyor. Biz anlamıyoruz" sözleriyle ilgili açıklama yapan Ricciardone, "Belli bir dava veya dava konusu üzerine yorum yapmadım. Biz detayları bilmiyoruz. Davanın ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyoruz. Biz anlamıyoruz, çünkü yabancıyız. Açıklayamadığımız belli durumlar ortaya çıktığında anlamak istiyoruz ve açıklamanız için size soruyoruz" dedi.

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu belirterek hukukun özgürlüğü de koruması gerektiğinin altını çizen Ricciardone şunları söyledi: "Türkiye devletine, insanlarına, yasal sistemine güvenimiz var. Yabancıların anlaması zor olan tuhaf durumlar olduğunda anlamamız için bize yardım edebilirsiniz. Siz basın mensuplarının yaptığı iş Türkiye için hayati önem taşıyor. Türkiye görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir ülke. Bu nedenle tahmin edebileceğiniz üzere tüm dünya sizin yaptıklarınızı izliyor. Türkiye karmaşık bir ülke. Bu nedenle de olan biteni anlamak için yardımınıza ihtiyacımız oluyor. Ben evimde verdiğim davette belli bir dava hakkında yorum yapmadım, genel bir durum değerlendirmesiydi. Benim ülkem her zaman özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün yanında olacaktır. Demokrasilerde herkes fikirlerini özgürce ifade edebilmeli."

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Philip Crowley de Ricciardone’nun tutumunun arkasında olduklarını söyleyerek "Bir dost, bir müttefik ya da bir hısmın evrensel ilkelere saygı konusunda çizgiyi aştığını düşündüğümüzde sesimizi yükseltmekten çekinmeyiz" demişti. (19 Şubat 2011)

*******************************

Dink avukatları davaların birleştirilmesini istedi

Trabzon’da açılan davalarla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaların birleştirilmesi istendi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni iken öldürülen Hrant Dink'le ilgili, dönemin Trabzon Jandarma Komutanı Albay Ali Öz'ün de aralarında yer aldığı 8 sanık hakkında Trabzon'da açılan iki davanın, cinayet sanığı O.S'nin da yargılandığı, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davayla birleştirilmesi talep edildi.

Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuz yargılanan dönemin İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz katılmadı. Öz'ün avukatı Ali Sürmen ile Dink ailesi avukatları Ergin Cinmen, İsmail Cem Halavut ve Hakan Bakırcıoğlu duruşmada hazır bulundu.

Mahkeme heyeti başkanı Dursun Kaya Güleç, Dink cinayetiyle ilgili Albay Ali Öz hakkında, zabıta amiri olmasından dolayı, Dink'in öldürülmesi olayından önce bu konuda istihbari bilgiler elde edildiği halde bunları değerlendirip yasal işlem yapmadığı için ''görevi ihmal ettiği' iddiasıyla mahkemelerinde açılan dava ile Öz'ün de aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında ''görevi ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma'' suçundan Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde açılan davaların sürecini anlattı.

Hakim Güleç, daha sonra, Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kendi mahkemelerinde açılan dava ile Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Albay Öz hakkında açılan davanın birleştirilmesini istediğini hatırlattı.

Bu konuda diyecekleri sorulan Dink ailesi avukatlarından Ergin Cinmen, cinayetle ilgili Trabzon'da iki ayrı mahkemede açılan davaların sadece Albay Öz yönünden değil Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmaları süren Albay Öz dışındaki diğer sanıklarla da irtibatlı olduğunu savundu.

Öz ve diğer sanıkların Dink'in öldürüleceğini önceden öğrenmelerine rağmen olayı örtbas ederek ''kastı aşan ağır bir kusur'' işlediklerini öne süren Cinmen, bu davaların, cinayet sanığı O.S ile diğer sanıkların yargılandığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davayla birleştirilmesini istedi.

Dink ailesinin diğer avukatları da Cinmen'in beyanlarına katıldıklarını söyledi.

Sanık avukatı Sürmen ise Trabzon'daki davalarda, Hrant Dink'in öldürülmesi olayında kamu görevlilerinin görevlerini ihmal edip etmediklerinin ele alındığını, söz konusu davaların Dink'in öldürülmesiyle ilgisi bulunmadığını iddia etti. Mahkeme heyeti, Dink cinayetiyle ilgili Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesindeki dava dosyasının onaylı suretinin çıkarılıp dosyaya konulmasına ve her iki davanın birleştirilip birleştirilmemesi konusunun müşteki konumundaki Dink ailesinin mensuplarının davaya katılıp katılmayacağı yönünde karar verilmesinin ardından kararlaştırılacağını belirtti. Mahkeme heyeti başkanı, bazı Dink ailesi mensuplarının davaya katılıp katılmayacağına ilişkin karar verilmesi amacıyla bu kişilerin Dink ile bağlantılarını gösterip veraset belgesi veya nüfus aile kayıt tablosunun mahkemelerine getirilmesine karar vererek duruşmayı erteledi. Öte yandan, öğleden sonra, Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde, Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin olarak dönemin jandarma komutanı Albay Ali Öz'ün de aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında ''görevi ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma'' suçlamasıyla açılan davanın görülmesine devam edilecek.

Hrant Dink'in öldürülmesinde dönemin Trabzon Jandarma Komutanı Albay Ali Öz, aynı kurumun İstihbarat Şube Müdürü Kıdemli Yüzbaşı Metin Yıldız ile Jandarma Astsubay Okan Şimşek ve Jandarma Astsubay Veysel Şahin'in de aralarında yer aldığı 8 sanık hakkında ''görevi ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma'' suçlamasıyla 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.

Devam eden bu davayla birlikte Albay Ali Öz hakkında, Hrant Dink'in öldürüleceğine ilişkin bilgiler konusunda gerekli titizliği göstermeyerek görevini ihmal ettiği gerekçesiyle Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başka bir dava açılmıştı. (19 Şubat 2011)

*****************

Soner Yalçın ve iki arkadaşı tutuklandı

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan gazeteci yazar Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu tutuklandı.

İstanbul Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi’ne önceki gün sabah erken saatlerde getirilen Oda TV’nin imtiyaz sahibi gazeteci yazar Soner Yalçın, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve editör Ayhan Bozkurt’un soruşturmayı yürüten savcılar tarafından ifadeleri alındı. Ayhan Bozkurt, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, Yalçın, Pehlivan ve Terkoğlu, tutuklanmaları istemiyle Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Gece geç saatlere kadar süren mahkeme sorgularının ardından Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, tutuklanarak cezaevine gönderildi. (19 Şubat 2011)

***************

Demokrasi için editoryal bağımsızlık şart

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Kondrad Adenauer Stiftung’un (KAS) Kadirli’de düzenlediği 57. Yerel Medya Semineri 120 gazeteciyi bir araya getirdi. Toplantıda basın özgürlüğü önündeki engeller, gazetecilere açılan davalar ele alındı. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde yapılan yerel medya seminerinde konuşan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genelkurmay’ın da, Başbakanlığın da gazetecilere akreditasyon uygulamaması gerektiğini vurgulayarak,  TGC’nin, gazetecilere akreditasyon uygulamasına karşı çıktığına dikkat çekti.

Güneş konuşmasında: "Şimdi de başbakanlıkda aynı uygulamayla gazeteciler karşılaşıyor. Gazetecilerin soru sormaları engelleniyor.  Soru soranların da başbakanlığa girmesine izin verilmiyor. Bunlar basın özgürlüğünü, halkın gerçekleri öğrenme hakkını engelliyor. Demokratik bir ülkede yaşıyorsak bu tip uygulamalardan artık uzaklaşmamız gerekmiyor mu?" dedi. Güneş, medyada örgütlenmenin önemini anlatırken basın özgürlüğüne dikkat çekti. Basın çalışanlarının özlük haklarının korunması ve iş güvencesinin sağlanmasın, basın ve ifade özgürlüğünün kullanılabilmesi bakımından önemli olduğunu belirten Güneş, "Bunlar editoryal bağımsızlığı teminat altına alan en temel konulardır" diye konuştu.

Güneş, konuşmasında basın ve ifade özgürlüğünün halkın gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkı olduğunu da belirterek şunları söyledi: "Türkiye’de basın emekçileri cezaevi, dava ve işsizlik baskısı altında görevlerini yerine getirmeye çalışıyor. Gazeteciler görevlerini yerine getirirken hükümetlerin ya da herhangi bir çıkar grubu veya kişinin her türlü müdahalesini reddetmelidir. Gazetecinin editoryal bağımsızlığının, devlet ve çıkar çevrelerinin müdahalelerine karşı korunması, esasında, demokrasinin gelişimine katkı yapan özgür tartışma ortamının bir teminatıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına göre şiddet, silahlı mücadele, ayaklanmaya teşvik, kin ve nefret söylemi içermemesi koşuluyla her türlü düşünce açıklaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin koruması altındadır. AİHM’in içtihatlarına göre, medyada dile getirilen görüşlerin toplumu sarsıcı, rahatsız edici olması hoşgörü ile karşılanmasının önünde engel oluşturmuyor. Bunlar demokratik bir toplum olmanın ve çok sesliliğin gereği olarak kabul ediliyor. 58 gazeteci cezaevlerinde tutuklu yargılanıyor. Hapis cezası istemiyle yargılaması devam eden 30’dan fazla basın emekçisi bulunuyor. Haklarında para ya da hapis cezası verilmiş olmakla birlikte mahkeme kararı temyiz edildiği için kesinleşmeyen veya cezanın infazı 5 yıl süreyle ertelenmiş olan 30’dan fazla gazeteci daha var. Yani 100’den fazla gazeteci yakın vadede cezaevine girme tehdidi altında bulunuyor. Ayrıca hapis veya para cezası talebiyle açılmış 2000’den fazla dava mahkemelerde görülüyor. Gazeteciler hakkında açılmış olan 4000’den fazla soruşturma devam ediyor. Biz cezaevinde gazeteci kalmasın, yasalarda değişiklik yapılarak basın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın diyoruz."

Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Atilla Güner ise seminer de yazılı basında haberlerin değerlendirilmesini anlattı.

Yerel medya muhabirlerine bölgeleriyle ilgili ekonomik gelişme düzeyi istatistiklerine nasıl ulaşmaları gerektiği konusunda bilgi veren Güner, şunları söyledi: "Türkiye’nin 875 ilçesi var. Bu ilçeler arasında kendi ilçenizin ekonomik gelişme düzeyi açısından kaçıncı sırada olduğunu biliyor musunuz? Bunu bilmeden gazeteciliğe başlanmamalı.  Kadirli 255 sırada yer alıyor. Her şey sorularla başlar gazetecilikte. Soru sormaktan hiç vazgeçmeyin. Gazete okuma seansı yapın. Not almayı ihmal etmeyin. Gazete okurken kendinize en az 5 önemli haber bulacağım diye hedef koyun. Kahramanlara, kazananlara, kaybedenlere dikkatli odaklanın, empati yapın. Resmi Gazete’yi düzenli takip edin. Yerel medyada mesafeyi iyi ayarlayın. İyi bir gazeteci olmak için Türkçenizin iyi olmasına özen gösterin, not alacak defteri, ses kaydedecek teybinizi yanınızdan hiç ayırmayın. Hedefiniz en iyi haberi yapmak olmalı. Gazetecilikten kimse zengin olmaz. Ama çok iyi bir gazeteci olabilirsiniz."

Haber fotoğrafçılığının, fotoğrafla beraber haberden de yararlanarak oluşturulan bir anlatım dili olduğunu belirten Anadolu Ajansı Fotoğraf Editörü Abdurrahman Antakyalı ise fotoğraflarla bir sunum yaptı. Konuşmasında fotoğrafta hızın ve zamanında çekilmesinin önemi dikkat çeken Antakyalı, şöyle devam etti: "Fotoğraf önemli ustalara göre hançer olup yüreğine saplanmalı insanların. Konuyu anlamlandırmak artı değer kazandırır. Çatışma fotoğrafları, zıtlıklar büyük ilgi görüyor. İçerik, estetik, teknik büyük önem taşıyor." (21 Şubat 2011)

**************

Yayıncılıkta yabancılaşma dönemi

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayına sunulan yeni RTÜK Yasası ile radyo-televizyonlarda "yabancı sermaye" payı yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarılarak, sektörde "yabancılaşma"nın yolu açıldı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulan yeni RTÜK Yasası’nda, radyo-televizyonlarda yüzde 25 olan yabancı sermaye payı yüzde 50’ye çıkıyor. Buna göre, bir medya hizmet sağlayıcının bir kuruluşta doğrudan toplam yabancı sermaye payı, ödenmiş sermayesinin yüzde 50’sine ulaşabilecek. Ayrıca bir yabancı, 2 yayın kuruluşunda birden ortak olabilecek. "Gizli ortaklıklar" yolu ile yabancı payının yüzde 50’nin üzerine çıkabilecek. Yeni RTÜK Yasası, Başbakan’a yayın durdurma yetkisi getiriyor. Yasa ile getirilen düzenlemeye göre; halen yürürlükte olan yasada olduğu gibi yeni düzenlemede de başbakana "yayın durdurma yasağı" getirme yetkisi korundu. Medya hizmet sağlayıcıların haber birimlerinde çalıştırılacak basın kartlı personelin asgari sayısı RTÜK tarafından belirlenecek ve bu gazeteciler 5953 sayılı Basın-İş Yasası’na tabi olacaklar.

Yasaya "siyasi reklam" başlığıyla eklenen maddeyle, "medya hizmet sağlayıcılar", YSK tarafından ilan edilen seçim döneminde, yayın yasağının başlayacağı saate kadar parti ve aday reklamı yayımlayacak. Meclis yolu, maddi gücü fazla olan aday ve partileri için daha fazla "açık" olacak. Yasanın geçici 5. maddesinde "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce Üst Kurul tarafından yayıncı kuruluşlara uygulanan müeyyideler tekerrüre esas alınmaz" denilerek, seçimler öncesinde yayın kuruluşlarına diledikleri biçimde aday ve partiyi destekleyecek yayın yapma yolu açık tutuluyor. Ayrıca yasa ile Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın yapmasının yolu açıldı. (21 Şubat 2011)

******************************

İlkiz: Basın özgürlüğü ilkesi Anayasa’nın vazgeçilmez kuralıdır

Türk Ceza Hukuku Derneği Genel Sekreteri Fikret İlkiz basın ve hukuk konusunda bilgi verdi. İlkiz: "Haberleşme özgürlüğüne karşı işlenen suçlarda olduğu gibi, hukuka aykırı biçimde elde edilmiş bilgilerin, sır sahibinin rızası olmaksızın yayınlanması da suç sayılıyorsa, bu durumda, yayın fiili de hukuka aykırı olur" dedi. İlkiz sözlerini şöyle sürdürdü: "Örneğin, bir kişinin mektubunu elde edip yayınlamak durumunda "yayın fiili" salt özel norm nedeniyle hukuka aykırı sayılmak durumundadır. Kişinin özel yaşamıyla ilgili bilgilerin "haber dolaşımına" konu yapılması durumunda açıklanan normlar, bu ilgilere dayanılarak yapılacak "yorum" ve "eleştiriler" için de geçerlidir. Basın özgürlüğü ilkesi, Anayasanın vazgeçilmez kuralıdır. Özgürlükçü, demokratik ve insan haklarına dayalı ve saygılı rejimlerde kitle iletişim araçları; toplumun vazgeçilmez öğeleridir. Halkın devlet yönetiminde söz sahibi olabilmesi, iç ve dış olayları eksiksiz öğrenebilmesi, olup biten her şeyden haberdar olması gerekir. Bunu sağlayacak en önemli araç da gazete / televizyon / radyodur.  Bu özgürlüğün amacı; doğru ve gerçek bilgileri kamuoyuna ulaştırmaktır. Gazeteciler, kamuoyunun bekçisi, gözü ve kulağıdır. Halkı aydınlatma, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye sevk etme,  tartışmalar açma,  bilinmeyenleri araştırıp ortaya çıkarma basının en önemli görevleridir.  Böylece toplumda çağdaş ve demokratik bir toplum düzeni yaratılmasında adımlar atılmış olacaktır.   Halka ulaştırılmasında toplum yararı olan bilgiler, olaylar ve olaylar hakkında düşünülenler gazeteciler eliyle aktarılacaktır. Basın böylelikle kamuoyunun oluşumunu serbestçe sağlayacak ve ülkeyi yönetenler üzerinde halkın denetimi de sağlanmış olacaktır. Eleştiri, uyarma, denetim ve gerçekleri açıklama, tartışmalar açma, basının en doğal ve vazgeçilmez görevidir.

Basının sahip olduğu bu özgürlük tartışmasız sınırsız değildir. Kişisel onur ve saygınlığa zarar verilmemesi gerekir.  Haber verilirken, eleştiri yapılırken objektif sınırlar aşılmayacaktır. Haksız kötüleme veya aşağılama basın özgürlüğü adına veya kişilerin bilgi edinme hakkı adına korunamaz. İletişim hak ve özgürlüğü gereğince: Haberde (eleştiri ve yorumda) gerçeklik, haberde (eleştiri ve yorumda) güncellik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, konu ile anlatım arasında düşünsel bir bağlılık ve amaca uygun araç kullanma koşulları birlikte bulunmalıdır.

Haber vermek, eleştirmek, yorum yapmak hakkı gazeteciler ve yazarlar için basın hak ve özgürlüğünün en doğal sonucudur. Basın bu hak ve özgürlüğünü kullanarak bir çeşit kamu görevi yerine getirir.  Basının bu görevi ile ilgili olarak Yargıtay bir kararında aynen şöyle demektedir: "Basının görevi, toplumu daha doğru bir deyimle genel yararları ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlarda kamuoyunu düşünmeye sevk edecek tarzda tartışmalar açmak; onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek ve tüm insanlığın sorunları bakımından bilinçlendirmektir. O halde basın, halka ulaştırılmasında kamu yararı bulunan haberleri zamanında ve gereken ayrıntıları ile doğru olarak toplayıp topluma ulaştırdığı, böylece kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağladığı (Anayasa Madde 26) ve önemli olarak da kamu gücünü elinde tutanlar üzerinde toplumun denetimine aracı olduğu sürece bir kamu görevi niteliğindeki fonksiyonu eksiksiz yerine getirmiş olacaktır." (21 Şubat 2011)

**************************

Güreli: Şantaj, gazeteciliğin yüz karasıdır

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yerel Medya Semineri’nde konuşan TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, yerel medya muhabirlerini şantaj gazeteciliğine karşı uyardı.

Medya, siyaset, ticaret şeytan üçgeni oluştuğunu hatırlatan Güreli, her iktidarın medyayı kontrol altında tutmak istediğini belirtti.
Güreli şöyle konuştu: "Geçmişte bazı başbakanlar 2,5 gazete istedi medyada. Bu sermayenin tabiatına uygundur, 30 gazeteyi denetlemek yerine 2 grupla işler daha kolay yürür. Medya İkitelli’ye taşındı. Medya plazalarda gazetecilik yapılmaya başlandı. Medya kendi çıkarlarını korumak için habercilik yapmaya başladı. Çıkar sağlamak için şantaj haberleri yapıldığını sık sık gördük. Diğer sektörlerden medyaya sermaye geldi. Hem sermaye hem de iktidar medyayı kontrol etmek istiyor. Yerel medya çok önemli demokrasi için. Mesafeler çok önemli. Haber kaynaklarıyla aranıza mesafe koymanız gerekiyor.  Sorunların çözümü için güçlü gazetecilik meslek örgütlerine ihtiyaç var. Kadirli’de bir cemiyet var. Osmaniye’de ise 4 cemiyet olduğunu öğrendim. Kendi aranızda bu konuyu çözebilir 4 cemiyet birleşerek güçlü bir cemiyet olabilirsiniz." (21 Şubat 2011)

******************

Alman gazeteciler serbest bırakıldı

İran’ın başkenti Tahran'dan hükümete ait uçakla gazeteciler Jens Koch ve Marcus Hellwig’in Berlin'e getirildiği belirtildi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, gazetecilerin serbest kalarak Almanya'ya dönmesinden çok mutlu olduğunu, bu konuda çaba gösteren Almanya Dışişleri Bakanlığı ve Almanya'nın Tahran Büyükelçiliğine teşekkür etti.

Alman Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, Westerwelle'nin Tahran'da İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ile görüştüğü ve bu konunun çözümü için çaba sarf eden herkese teşekkür ettiği belirtildi.

Westerwelle, söz konusu ziyaretin gazetecilerin serbest kalması çerçevesinde gerçekleştiğini belirterek, büyük görüşmeler yapılacak bir gün olmadığını ancak yine de İranlı mevkidaşı ile ilk kez baş başa görüşme imkanı bulduğunu ifade etti.

Bu arada Westerwelle, Joschka Fischer'ın 2003 Ekim ayındaki ziyaretinden sonra İran'ı ziyaret eden ilk Alman Dışişleri Bakanı oldu.

''Bild am Sonntag'' gazetesini çıkaran Axel Springer şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Mathias Döpfner de, Koch ve Hellwig'in serbest kalmalarından mutlu olduğunu, gazetecilerin serbest bırakılmaları için çaba gösteren herkese, özellikle Dışişleri Bakanı Westerwelle'ye teşekkür ettiğini ifade etti.

İran'da zina suçundan idama mahkum edilen Sakine Aştiyani'nin ailesiyle röportaj yapmak isteyen Alman gazeteciler, vize kurallarına uymadıkları gerekçesiyle Ekim ayında tutuklanmışlardı. (21 Şubat 2011)

***************

Odatv baskınında virüslü mail şüphesi

Avukat Hüseyin Ersöz, Odatv’ye yapılan baskından önce virüslü bir mail atıldığını ve sonrasında bilgisayarda bu mailin silinmesine rağmen dosyaların bilgisayarda kaldığını iddia etti.

Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklanan Odatv'nin imtiyaz sahibi Soner Yalçın, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu hakkında verilen kararı değerlendiren Terkoğlu’nun Avukatı Hüseyin Ersöz, basın özgürlüğünün ayaklar altına alınarak Yalçın ve arkadaşlarının tutuklandığını söyledi.

Ersöz, virüslü bir mailin Eylül 2010 yılında Odatv’deki bilgisayarlardan bir tanesine gönderilen bir virüslü e- postanın o bilgisayarda birtakım dosyalar bıraktığını iddia ederek, “Bunları teknik inceleme ile biz ortaya çıkardık. Tarafımıza sorular yöneltildi. Odatv bilgisayarına girmiş bir saniye bile o bilgisayarda kalmaksızın içine dosyalar bırakmış ve imha edilmiştir. Bununla ilgili bilirkişi incelemesi yaptıracağız. Dijital terör olarak adlandırabileceğimiz husus bütün herkesin başına gelebilecek bir konudur. Bilgisayar ve e posta kullanan herhangi bir kişi spam e-postası ekindeki bilgilerle açılacak bir soruşturmaya maruz bırakılabilecektir. İtirazları yapacağız. Altında ne müvekkillerimiz imzası olan ne müvekkillerimizin doğrudan kullandığı bilgisayarda bulunan dijital dokümanlara dayanılarak suç isnadında bulunulmuyor’’ açıklamasında bulundu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili de savcılık sorgusunda telefon görüşmesi sorulduğunu söyleyen Ersöz, “Basın yayın organlarında çıkan Halk TV’nin başına geçirilmesi hususu ile ilgili olarak Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmelere ilişkin soru yöneltildi. Ama bundan öte büyük gazetelerde Milliyet, Hürriyet, Akşam ve başka gazetelerdeki meslektaşlarınızla yapılmış olan telefon görüşmeleri de müvekkillerimize soruldu. Biz dün sorgu aşamasında dijital terörle ilgili belgeleri mahkemeye sunmak istedik üye Hakim bu konulardan pek fazla anlamadığını bu hususlarla ilgili olarak bilirkişi raporu olmadığını, doküman çıktısının önüne bulunduğunu kim tarafından tarih yazıldığının bilinmediğini, tutuklama sevk edilirken kanun maddelerinin sevk yazsında bulunmadığını söyledi. Sunmak istediğimiz belgeleri kabul etmek istemedi’’ diye konuştu. (21 Şubat 2011)

******************

RSF’den Odatv baskınına tepki

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), Odatv internet sitesinin üç gazetecisinin gözaltına alınması ve haklarındaki suçlamaların kendilerini endişelendirdiğini bildirdi

Merkezi Paris’te bulunan RSF, gazetecilerin ''Ergenekon terör örgütüne üye olmak'', ''Basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek'' ve ''Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri elde etmek ve yayınlamak''la suçlandığını ve 20 yılı aşkın hapis cezası riski altında olduklarını belirtti. Savcı Zekeriya Öz’ün talimatıyla Odatv’nin İstanbul bürosuna 14 Şubat’ta yapılan polis baskınını hatırlatan RSF, sitenin yöneticisi Soner Yalçın ile Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun evlerinde de arama yapıldığını anımsattı.

Üç gazeteci ile editör Ayhan Bozkurt’un gözaltına alındığını, savcılık sorgusunun ardından Bozkurt’un serbest bırakıldığını ifade eden RSF, Barış Pehlivan hakkında Kasım 2008’de de "Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek" suçlamasıyla soruşturma başlatıldığını ve daha sonra aklandığını hatırlattı. İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın arama yapılan yerlerin gazetecilere ait olduğunun arama kararında yer almadığını söylediğine dikkat çeken RSF, Türk adli makamlarını soruşturma prosedürlerini yürütürken hukuka sıkı bir şekilde saygı göstermeye çağırdı. RSF, gazetecilerin Ergenekon soruşturması gibi hassas konularda bile tam ifade ve bilgi özgürlüğünden yararlanması gerektiğini belirterek, "Yargının, ülkelerinde özgür ve bağımsız bir bilgiye katkı sunmaları için kaynaklarının gizliliğine saygı göstermesi gerekiyor" dedi.

Türkiye, RSF’nin dünya basın özgürlüğü sıralamasında 178 ülke arasında 138. sırada yer alıyor. Ayrıca RSF’nin Mart 2010’da ayında yayınladığı "internet düşmanları" raporunda da "gözetim altındaki ülkeler" listesinde bulunuyor. (22 Şubat 2011)

******************

Vali Cerrah, TGC yönetimini kabul etti

Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş ve Kadirli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muzaffer Yüksel Kaya’yı makamında kabul etti.

Vali Cerrah, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Kadirli Gazeteciler Cemiyeti iş birliğinde düzenlenen gazetecilikte meslek içi seminerine katkıları nedeniyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne teşekkür etti. Cerrah, "Siz tecrübeli gazetecilerin verdikleri bilgilerin yerel basında çalışan gazetecilerimiz için oldukça yararlı olduğuna inanıyorum. Aynı seminerin önümüzdeki günlerde Osmaniye merkezde de yapılmasını arzu ediyorum. Basın mensuplarımız da bir kez daha sizlerin bilgilerinden faydalanma fırsatı bulacaklardır" dedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Turgay Olcayto ise bu seminerlerin pek çok ilde düzenlendiğini ve yerel medyaya olan faydasını gördüklerini söyledi. Olcayto, Vali Cerrah’a seminerin büyük bir bölümüne katıldığı için özellikle teşekkür etmek istediğini söyleyerek, "Seminerimizin büyük bir bölümünde bizimle birlikte oldunuz, yapılan sunumları izlediniz. Size bunun için özellikle teşekkür ediyoruz. Seminere katılan gazeteci arkadaşlarımız seminerin sonuna kadar ilgilerini hiç kaybetmeden sunumları izlediler, sorular sordular. Bu nedenle Kadirli seminerinin bizim için ayrı bir yeri oldu" dedi.

Kadirli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muzaffer Yüksel Kaya’nın düzenlediği program dâhilinde Osmaniye’nin tarihi ve turistik yerlerini gezdiklerini söyleyen Olcayto, Kastabala ve Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesini çok beğendiklerini söyleyerek, "Osmaniye çok güzel bir şehir, özellikle tarih açısından çok zengin. Bugünkü gezimizde Kastabala, Aslantaş Açık Hava Müzesi ve Karatepe Kilim Kooperatifini hayranlıkla gezdik" dedi.

Vali Cerrah ise Osmaniye’nin çok önemli tarihi değerleri olduğunu fakat bugüne kadar ne yazık ki bu değerlerin çok fazla tanıtılamadığını belirterek, "Amacımız Osmaniye daha çok tanınmasını sağlamak. Önemli tarihi mekânlarımız var. Şehrimizi tanıtarak yerli ve yabancı turistlerin gelmesini sağlamaya çalışıyoruz" diye konuştu. (22 Şubat 2011)

**********************

Gazeteci Zarakolu’na Onur Madalyası

İnsan Hakları Derneği kurucularından, yayıncı ve gazeteci Ragıp Zarakolu'na Ermenistan'dan Hagop Meghabart Yaşam Boyu Onur Madalyası verildi. Zarakolu, Türkiye'den bu ödüle değer bulunan ilk isim. Yayıncı, Onur Madalyası’na, Ermeni tarihi, kültürü ve edebiyatının Türkiye'de tanınmasına yaptığı katkılar nedeniyle layık görüldü.

Zarakolu, “Bu ödülü almak benim için onur, ilk olabilirim ama benden sonra da bu ödülü alacak Türkiyeli aydınlar olacağına inancım sonsuz" dedi. Zarakolu, Ermenistan Milli Kütüphanesi'nce verilen ödülü Salı günü Başkent Yerevan'da düzenlenen törenle aldı. Yerevan'a gidişinin hemen öncesinde Daily News and Economic Review dergisinin sorularını yanıtlayan Zarakolu ödülün kendisi için manevi açıdan son derece önemli olduğunu söyledi.  Bu ödülü Türkiye'den alan ilk isim kendisi olsa da devamının geleceğine yürekten inandığını söyleyen Zarakolu şöyle devam etti: "Çünkü Türkiye'de yaşanan acıları dile getirmekten korkmayan, insan haklarını temel kriter alan benim gibi pek çok aydın entelektüel var. Üstelik bu kişiler yaşananları soykırım olarak adlandırmaktan da korkmuyor."

Türkiye Yayıncılar Birliği-Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı olan Zarakolu ulusal ve uluslararası çapta fikir ve ifade özgürlüğü dalında pek çok prestijli ödülün sahibi.

Ödülleri arasında Saraybosna'daki Uluslararası Araştırmaları Birliği (IAGS) Ödülü başta olmak üzere, Norveç Yazarlar Birliği tarafından verilen İfade Özgürlüğü Ödülü ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen "İfade Özgürlüğü Ödülleri bulunuyor.

Türkiye-Ermenistan arasında futbol diplomasisiyle 2008 yılında başlayan fakat dondurulan protokollerle rafa kaldırılan diplomatik yakınlaşma sürecine vurgu yapan Zarakolu şunları söyledi: "İlişkilerin normalleştirilmesi yönünde samimi adımlar atılmıyor, Türkiye'den dünyaya çizilen tablo normalleşme yönünde adımlar atıldığı yönünde oysa gerçekte yol alınmıyor, çünkü adımlar samimi değil."

İki ülke arasındaki ilişkilerin bu tutum nedeniyle daha da içerisinden çıkılmaz bir hal aldığına değinen Zarakolu şöyle devam etti: "Halkların beklentisi yükseliyor karşılık bulmayınca tahribatlar daha da artıyor."

Hagop Meghabart, Ermeni matbaacılığının kurucusu olarak kabul ediliyor. Ona, Ermenistan'ın Guttenberg'i ya da İbrahim Müteferrikası diyebiliriz. Çalışmalarına 15. yüzyılda da Venedik'te başladı. 1512-13 yılları arasında yayınevi, ilk Ermeni kitabı Urbatagirk'i yayınladı. Urbatagirk 124 sayfaydı ve renkliydi, sayfalar kırmızı ve siyah renkte basılmıştı. Meghabart, bastığı kitaplara özel bir ISBN de veriyordu. Daha sonra, "Pataragatetr", "Ağtark", "Parzatumar" ve "Tağaran" adlı kitapları yayınladı. (22 Şubat 2011)

*************

Türkiye’de basın özgürlüğü izleniyor

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle’nin sözcüsü Natasha Butler, Türkiye’de gazetecilere açılan davalara ve basına siyasi baskı iddialarına dikkat çekerek, basın özgürlüğü alanındaki gelişmelerin yakından izlendiğini belirtti. Son olarak Odatv adlı internet sitesinin yöneticilerinin tutuklanmasıyla yeniden alevlenen basın özgürlüğü tartışmaları Avrupa Birliği Komisyonu’nun yakın takibinde. Brüksel bu konuda ABD’ye oranla daha sessiz kalan bir görüntü verse de kapalı kapılar ardında kararlı şekilde Ankara’yı uluslararası standartlara uymaya çağırıyor. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle’nin Sözcüsü Natasha Butler,  ifade ve basın özgürlüğüne tam saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

İfade ve basın özgürlüğü konusunda sıkıntı olduğunu gizlemeyen Butler, "Gazetecilere yönelik olarak açılan davalar ve siyasi baskı iddiaları bizim için endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. Bu konuya son İlerleme Raporu’nda da değinildi. Ancak bu alandaki uyarı ve beklentilerimiz sadece raporlarda yer almakla kalmıyor. Türk yetkililerle her görüşmemizde gündeme geliyor. Komiser Füle de basın özgürlüğü konusunda çok duyarlı" dedi.

Butler, basın özgürlüğünün, demokrasinin en önemli unsurları arasında yer aldığını ifade etti. Basın özgürlüğü konusunda Ankara’ya yeni atanan ABD Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone’nin, "Bir taraftan özgür basından bahsediliyor diğer taraftan gazeteciler nasıl gözaltına alınıyor, bunu anlamıyoruz" sözleriyle ilgili olarak Milliyet gazetesine konuşan Butler şunları söyledi: "Basın özgürlüğü alanındaki gelişmeleri yakından izliyoruz. Bu alanda endişeler var. Bu özgürlüğün çok daha yeterli şekilde garanti altında olmasını istiyoruz. Aslında bu erdemli bir liderlik konusu ve Türkiye’den bunu bekliyoruz."

Butler, "Türkiye birçok alanda örnek gösteriliyor. Durum böyle olunca beklenen de model olmaya uygun hareket edilmesi oluyor" dedi. Butler, Ergenekon ve Balyoz davaları konusunda önemli beklentilerden birinin Avrupa standartlarına uyum olduğunun altını çizerek, "Bu davalar kapsamında alınan önlemler ve atılan adımlar orantılı olmalı" diye konuştu. (23 Şubat 2011)

************

Gazeteciye verilen hapis cezasını Yargıtay bozdu

Temmuz ayında tutuklanan Azadiya Welat Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Ozan Kılınç hakkındaki 21 yıllık hapis cezası kararı Yargıtay tarafından bozuldu, aynı gazeteden Emine Kutal’a ise 10 ay hapis cezası verildi

Kürtçe çıkan Azadiya Welat gazetesi eski yazı işleri müdürü Ozan Kılınç'a mahkeme tarafından verilen 21 yıl hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Kılınç'a verilen cezanın fazla olduğuna hükmederek yerel mahkemenin kararını bozdu.

Yerel mahkeme 9 Şubat 2010'da "PKK örgütünün propagandasını yaptığı" iddiasıyla yargılanan, gazetenin eski imtiyaz sahibi de olan Kılınç hakkında, gazetede yayınlanan içeriklerle Terörle Mücadele Yasası'na (TMY) muhalefet ettiğine ve "örgüt üyesi olmasa dahi örgüt adına suç işlediği"ne kanaat getirmiş ve gazeteciyi 21 yıl 3 ay hapse mahkum etmişti.

Hakkında yakalama kararı çıkarılan Kılınç, 22 Temmuz 2010 günü Diyarbakır Karapınar ilçesindeki evine yapılan bir polis operasyonuyla gözaltına alınmış, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Diyarbakır D Tipi Cezaevi'ne gönderilmişti. Aynı gazetenin çalışanı Emine Kutal'a ise 10 ay hapis cezası verildi. Kutal hakkında, 2008 yılında "Örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla dava açılmıştı. (23 Şubat 2011)

****************

“Burada tutuklu olan hür basındır”

Odatv internet sitesine yapılan operasyonun ardından tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan gazeteci Soner Yalçın avukatı aracılığıyla gönderdiği mesajda, "Burada tutuklu olan hür basındır" dedi.

Tutuklu gazeteci Soner Yalçın, avukatı Hüseyin Ersöz aracılığıyla gönderdiği mesajda, "Benim özgürlüğümün elinden alınması sorun değil. Bu süreç elbet yaşanır ve geçer. Verdiğimiz mücadele demokrasi mücadelesidir" ifadesini kullandı.

Aynı soruşturma kapsamında tutuklanan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu da avukatı Ersöz aracılığıyla gönderdiği mesajda, "Biz İpekçi’lerin, Mumcu’ların, Anter’lerin, Dink’lerin bu ülkeye bıraktığı gazetecilik mirasına sahip çıkıyoruz. Kimsenin yazamadıklarını yazdık. İçimiz rahat. Bize destek veren herkese teşekkür ediyoruz" dedi. (23 Şubat 2011)

*************************

Basın Kartı Komisyonu Ankara’da toplandı

İlköğretim mezunlarının basın kartı müracaatlarının da ele alınacağı Basın Kartı Komisyonu, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nde toplandı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Vekili Turgay Olcayto ile Genel Sekreter Sibel Güneş’in de katıldığı Basın Kartı Komisyonu Ankara’da toplandı. 701 dosyanın ele alınacağı 2011 yılının ilk toplantısında komisyon, Basın Kartı Yönetmeliği'nde 23 Ekim 2010'da yapılan değişiklikle getirilen geçici hüküm uyarınca ilk defa basın kartı düzenlenmesi önerilen gazetecilerin durumlarını inceleyecek.

Bugün de devam edecek toplantıda, geçici hüküm kapsamında başvuran ilköğretim mezunlarının basın kartı müracaatları ele alınarak karara bağlanacak.

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Murat Karakaya, Basın Kartı Komisyonu toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, basının duayenlerinden oluşan bir grupla bir araya gelmekten mutluluk duyduğunu söyledi.

Komisyonun yılda 3 kez toplandığını belirten Karakaya, ''Bu kez farklı bir sebeple bir araya geliyoruz. Geçtiğimiz ekim ayı içinde Basın Kartı Yönetmeliği'nde yapılan bir değişikle lise mezunu olmayan basın mensubu arkadaşlarımızın basın kartı alabilmelerinin önü açılmıştı'' dedi. Buna ilişkin başvuruların alındığını, sürecin tamamlandığına dikkat çeken Karakaya, şunları söyledi:

''Bugün üzerinden geçilecek, sizlerin değerlendirmeleriyle bu işe hak kazanan arkadaşlara basın kartları verilecek. Bu sürede yapılan bir değişiklik çerçevesinde biz ilk defa yurt dışında Türkçe yayın yapan basın kuruluşlarının temsilcilerine basın kartı vermeye başladık. Bu kapsamda geçtiğimiz ay bir haftalık bir program gerçekleştirdik ve Almanya'yı ziyaret ettik. Oradaki basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldik. Sorunlarını dinleme, değerlendirme fırsatı bulduk. Bu çerçevede ilk başvurular alınmaya başlandı. Olumlu sinyaller aldığımız bir gelişme oldu. Bu nedenle de bize ulaşan tebrikleri ve teşekkürleri siz değerli komisyon üyelerine iletmek istiyorum.''

Basın kartı taşıyanlara hizmet pasaportu verilmesiyle ilgili sürecin de başladığını ifade eden Karakaya, ''Buna ilişkin yaklaşık 2 haftadır başvuruları alıyoruz. Hayırlı bir hizmet olduğunu düşünüyoruz'' dedi. (24 Şubat 2011)

***********

Dink davasında eski müdürlerin ifadesi alınacak

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, eski emniyet müdürlerinin talimatla ifadelerinin alınmasına karar verildi.

Rize Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda, Hrant Dink'in İstanbul'da öldürülmesinin ardından Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma görevlilerinin olayda herhangi bir ihmalleri olup olmadığı konusundaki soruşturmayı genişleten Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, mahkemenin isteği doğrultusunda harekete geçti. Başsavcılık, mahkemenin, ayrıntılı beyanlarının alınmasını istediği dönemin Trabzon İl Emniyet Müdürü Reşat Altay ile polis başmüfettişi Levent Yarımel'in talimatla ifadelerinin alınması için bulundukları adreslerdeki Cumhuriyet Başsavcılıklarına yazı yazdı.

Buna göre, Trabzon'da bulunmadıkları öğrenilen Altay ve Yarımel'in ifadesi, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının isteği doğrultusunda, oturdukları ildeki Başsavcılıkça alınacak.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının, eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan'ın talimatla ifadesinin alınması için de bulunduğu ildeki Başsavcılığa yazı yazacağı belirtildi. Bir süre önce "Uyuşturucu ticareti yapmak" ve "Suç örgütüne üye olmak" iddiasıyla 22 sanıkla yargılandığı İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesindeki dava kapsamında tahliye edilen Emin Arslan'ın önceki adresinin değiştiği, bu nedenle Arslan'ın yeni adresinin tespitine çalışıldığı belirtildi.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının Arslan'ın yeni adresinin tespit edilmesinin ardından talimatla ifadesinin alınması için adresinin yer aldığı ildeki Başsavcılığa da yazı yazacağı öğrenildi.

Başsavcılık yetkilileri, Arslan, Altay ve Yarımel'in ifadelerinin "şüpheli" olarak değil, "ifade sahibi" olarak alınacağını belirterek, Rize Ağır Ceza Mahkemesinin istediği bu ve benzeri işlemlerinin yapılması sonrası soruşturma dosyasının, daha önce verdikleri "kovuşturmaya yer olmadığı"na dair kararın kaldırılıp kaldırılmayacağı yönünde bir karar alınması için yeniden aynı mahkemeye gönderileceğini ifade ettiler.

Yetkililer, Dink ailesinin kendilerine bir dilekçe göndererek, Arslan, Altay ve Yarımel'den bazı hususların sorulmasını istediğini ifade ederek, ailenin istediği hususların da bu kişilere sorulacağını belirttiler.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, 2007'de, Dink cinayetine ilişkin Trabzon İl Emniyet Müdürlüğünün bazı görevlileri hakkında açtığı soruşturmada "kovuşturmaya yer olmadığı" yönünde karar vermişti. Dink ailesinin avukatlarının bu karara yaptığı itirazın reddine karar veren Rize Ağır Ceza Mahkemesinin kararı söz konusu dönemde kesinleşmişti.

Ayrıca, dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz'ün de aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde, "Görevi ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma", sadece Albay Ali Öz hakkında ise Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinde "Görevi ihmal" suçundan dava açılmıştı.

Dink ailesi, geçen yıl Trabzon'a en yakın Ağır Ceza Mahkemesi olması sebebiyle Rize Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği bir başka dilekçede, Cumhuriyet Savcılığının Trabzon Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığı görevlileri hakkında verdiği "takipsizlik" kararının, şüpheliler hakkında ortaya çıkan olguların araştırılmadan verildiği savunularak, kararın kaldırılması istenmişti.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı ise emniyet ve jandarma görevlileri hakkında sonradan ortaya konulan yeni iddia, isnat ve delil bulunmadığını ve ileri sürülen hususların soruşturma evrakı içinde incelenip değerlendirildiğini belirterek, aynı konuda mükerrer soruşturma yapılamayacağından "kovuşturmaya yer olmadığına" karar vermişti.

Dink ailesinin itirazını değerlendiren Rize Ağır Ceza Mahkemesi kararında, itiraz dilekçesi ve eklerinde ismi geçen tanık Emin Arslan'ın ifadesinin ayrıntılı bir şekilde tespiti ve Arslan'ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/972 sayılı soruşturma dosyasına verdiği ifadenin onaylı örneğinin getirilmesini ve ifadesinde isimleri geçen Levent Yarımel ile Eski Trabzon İl Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın ayrıntılı beyanlarının alınması gerektiğini belirmişti.

Mahkeme heyeti, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının "kovuşturmaya yer olmadığına" dair kararına Dink ailesince yapılan itirazın kabulüne karar vererek, soruşturmanın genişletilmesine ve işin niteliği gereği eksik ve araştırılması gereken hususların soruşturmayı yürüten Trabzon Cumhuriyet Savcısınca yerine getirilmesine karar vermişti.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı ise kararı usul yönündeki eksiklikleri gerekçe göstererek Rize Ağır Ceza Mahkemesine iade etmişti.

Dosyayı yeniden değerlendiren Rize Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay Genel Kurulunun 2007/247 esas, 2007/257 karar sayılı kararına atıfla soruşturma aşamasında birtakım eksiklerin tamamlanmadığının tespit edilmesi halinde soruşturma evresinin Cumhuriyet Savcısınca tamamlanması gerektiğini belirtmişti.

Aksi durumun kabulü halinde soruşturma safhasının asıl yetkili Cumhuriyet Savcısı varken istisnai yetkili olan Sulh Ceza Hakiminin soruşturma yapması sonucunda ulaşılacak durumun yeni CMK'nın getirdiği sistem ve yasanın amacına aykırılık oluşturacağını ifade eden Rize Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısının soruşturmanın genişletilmesi işlemini yapmasına engel yasal bir düzenleme bulunmadığını, bu nedenle Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin reddedilmesine karar vererek dosyayı yeniden Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişti. Başsavcılık da mahkemenin kararı doğrultusunda daha önce "takipsizlik kararı" verdiği soruşturmanın genişletilmesine ve mahkemenin istediği işlemlerin yerine getirilmesine karar vermişti. (24 Şubat 2011)

******************

Türkiye AİHM’de ‘Hücreler’ mahkûmu

AİHM, “İnancın Sınandığı Zor Mekanlar: Hücreler” adlı kitabı nedeniyle hapse giren Nevin Berktaş'ın davasında, Türkiye’yi haksız buldu

HayatInIn 21 yılını cezaevinde geçirdikten sonra, hücrelerde kendisi ve arkadaşlarının başına gelenleri kaleme aldığı, ‘İnancın Sınandığı Zor Mekanlar: Hücreler’ adlı kitap nedeniyle 3 Kasım 2010’da yeniden hapse atılan Nevin Berktaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) davası sonuçlandı.  AİHM, düşünce özgürlüğünü engelleme ve adil yargılama hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye’yi, hem Berktaş hem de kitabın yayıncısı Elif Çamyar için 15’er bin Euro olmak üzere toplam 30 bin Euro para cezasına çarptırdı.

Nevin Berktaş ve kitabın yayıncısı Elif Çamyar, ‘İnancın Sınandığı Zor Mekanlar: Hücreler’ adlı kitap nedeniyle mahkûm edildikten sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğüne dair 10. maddesi ihlal edildiği ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mütalaası kendilerine tebliğ edilmediğinden adil yargılama hakkını düzenleyen 6/1 maddesinin de çiğnendiği iddiasıyla AİHM’e başvuru yapmıştı. Kararını dün açıklayan AİHM, Türkiye’yi mahkûm etti.

Berktaş’ın yazdığı ve Çamyar’ın yayımladığı kitap nedeniyle yaşadıkları yargılama süreci dokuz yıl boyunca devam etti. 19 Aralık 2000 ‘Hayata Dönüş’ katliamı öncesinde yazdığı kitabı, piyasaya çıktıktan yedi gün sonra toplatıldı.

Berktaş ile yayıncı Elif Çamyar hakkında hazırlanan iddianamede, üç farklı örgüte yardım – yataklık yapıldığı iddia edildi. Kitabın içinden seçilen Kürt halkının özgürlük mücadelesi" cümlesi nedeniyle bölücülük suçlaması da yöneltildi. Dava, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ‘yasadışı örgüte yardım ve yataklık etme’ suçlamasını düzenleyen TCK 169. maddeden açıldı. 7 Kasım 2001’de Berktaş 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak TCK 169. maddedeki değişiklik üzerine yapılan itirazın ardından dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı. Geçen yıl sonuçlanan davada Berktaş bu kez Terörle Mücadele Kanunu’nun ‘terör örgütü propagandasını’ yasaklayan 7/2 maddesi uyarınca 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kitabın yayıncısı ‘Yediveren Yayınları’nın sahibi Elif Çamyar’a verilen hapis cezası ise 4 bin 152 TL para cezasına çevrildi.

Nevin Berktaş, 9 yıl yargılanıp cezaevine girmesine neden olan kitapta, ‘yerin metrelerce altında, duvarlarından ve tavanından suların damladığı, kedi büyüklüğünde farelerin cirit attığı’ 12 Eylül hücrelerini anlatıyor. (24 Şubat 2011)

****************************

CPJ: Ortadoğu’daki gazetecileri rahat bırakın

CPJ, Mısır, Suriye, Yemen, Irak ve Libya'da basın mensuplarına yapılan saldırı ve kısıtlamaları sıralayarak, bu ülke yönetimlerine, "medyanın özgürce çalışmasına izin verin" çağrısı yaptı.

Merkezi New York'ta bulunan Gazetecileri Koruma Örgütü (CPJ), Ortadoğu'da gazetecilere ve blog yazarlarına yapılan saldırılardan endişeli olduğunu açıkladı. CPJ Müdür Yardımcısı Robert Mahoney, "Libya'dan gelen haberler bizi alarma geçirdi" dedi. Mahoney şöyle konuştu: "Dünya, başkent Trablus'ta gazetecilere nasıl davranıldığını yakından izliyor. Bu tehditkar ifadelerden vazgeçmeli ve medyanın özgürce çalışmasına izin vermeliler."

Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki internet sansürü de devam ediyor. Libya'da hafta sonu boyunca birkaç saatlik periyotlarla internet kesintisi uygulandı. Buna kanıt olarak internet hızının düşüklüğü gösterildi. Yemen'de Şubat ayı boyunca internet kesintileri uygulandı. İnternet güvenliği şirketi Arbor Networks'ün açıklamasına göre, ülkede bazı internet sitelerinde filtreleme uygulanıyor.

CPJ, Mısır, Suriye, Yemen, Irak ve Libya'daki basın kuruluşlarına yapılan saldırı ve sansürleri şöyle sıraladı:

*Irak'ta silahlı saldırganlar, yerel bir basın kuruluşunun ofisini bastı. Mısır'da hükümet yanlıları gazetecilere saldırdı, Suriye'de de genç bir blog yazarı geçen pazar günü tutuklandı.

*Libya'da, gazetecilerin ülkeye doğu sınırından girebileceği açıklanmıştı. Ancak Libya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Halid Haim, dün (23 Şubat) yaptığı açıklamada, doğu sınırından ülkeye giren yabancı gazetecilerin, "yasadışı" ilan edileceğini ve tutuklanacağını söyleyerek basın mensuplarını tehdit etti.

*Fransız Haber Ajansı AFP'nin haberine göre, Libya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Halid Haim, "Ülkeye 'yasadışı' yollarla giren gazetecilerin, El Kaide'yle işbirliği içinde olduklarını farz edeceğiz ve onlara 'suçlu' gibi davranacağız. Onların güvenliğinden de sorumlu değiliz" diye konuştu.

*Irak'ın başkenti Bağdat'ta askerler, Basın Özgürlüğü Gözlem Merkezi (JFO) bürosuna önceki gün baskın düzenledi. JFO proje menajeri Beşir Mandalavi, "Kapıları kırdılar, ofisi darmadağın ettiler. Bilgisayarlara, fotoğraf makinelerine ve arşive el koydular."

Ordu sözcüsü Kasım el Musavi, AP'ye yaptığı açıklamada, baskının, büronun "izinsiz çalıştığı" ihbarı üzerine Irak ordusunca yapıldığını kabul etti.

*Mısırlı gazeteciler, devlet yanlısı haber yaptığı için Ortadoğu Haber Ajansı (MENA) bürosu önünde protesto gösterisi düzenlediği sırada, eski Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek yanlısı çetenin saldırısına uğradı. El Şoruk gazetesinden Mahmud el Arabi, 35 gazetecinin bina önünde ajansı protesto ettiğini ve ajansın yöneticisi Abdullah el Hasan'ın istifasını istediklerini anlattı. Bu sırada saldıran Mübarek yanlıları, muhalif gazete El Ehrar'ın muhabirini yaraladı.

*Suriye'de blog (internet günlüğü) yazarı Ahmed Hadayfa tutuklandı. Hadayfa, muhalif siyasi yazılar yazdığı bloğunda "Ahmed Ebu el Kahir" adını kullanıyordu. CPJ'ye adını vermeden açıklama yapan Hadayfa'nın bir arkadaşı, baskında evdeki bilgisayarlara el konulduğunu söyledi. Hadayfa'nın son yazısı Tunus devriminin, Suriye'de de benzer bir etki yapabileceği üzerineydi. (25 Şubat 2011)

*******************

“Göçü negatif görmemek lazım”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Beşiktaş Belediyesi, Belgesel Sinemacılar Birliği'nin düzenledikleri, "Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit" etkinlikleri kapsamında Rebecca Cammisa’nın yönetmenliğini üstlendiği "Ev Hangi Tarafta Kaldı" belgeseli Levent Kültür Merkezi’nde izleyicisinin beğenisine sunuldu. Gösterime TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, TGC Bizim Gazete yazarı ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Basın Sözcüsü Metin Çorabatır’ın yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Davetliler, izledikleri belgeselden sonra yapılan söyleşi bölümünde görüşlerini aktarma imkanı da buldu.

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, belgeselin çok çarpıcı olduğunu söyleyerek, "Fakirlik, kötü yönetim, zengin ülkelerde bile insanları yollara düşürdüğünü gördük" dedi. Atay, "Meksika, Güney Amerika’nın en zengin, en gelişmiş ülkesi deniyor. 8-9 yaşındaki çocuklar, Amerika’ya gitmek için çırpınıyorlar. Korkunç ve çarpıcı bir şey. Çok şükür ki Türkiye’de bu tür bir şey yok. Tabi bizde de var ama bizdekinin en kolay yolu İstanbul’a kaçıyor. 3 bin Kilometre yol almak yok" şeklinde konuştu.

Belgeselden alınması gereken derslerin olduğunu ifade eden Atay, şöyle devam etti: "Aileler ilgisiz, hükümetler ilgisiz bu çocuklara. Sonra da kimi trenin altına düşüyor, kiminin ırzına geçiliyor, kimi de kapıdan geri döndürülüyor. Ve dönmeleri için de çok para harcanıyor. Acaba bu harcanan paralar, insanların iyi yaşamaları için harcansa daha iyi olmaz mıydı?"

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Basın Sözcüsü Metin Çorabatır, belgesel hakkında "Dünyadaki göç olgusunu ve bunun özellikle çocuklar üzerindeki etkisini çok net olarak ortaya koyan bir filmdi" yorumunu yaptı. Çorabatır, sözlerini şöyle sürdürdü: "Orta Amerika, Latin Amerika ülkelerinde fakirlikten dolayı çocukların, ailelerine bakmak hayaliyle ve daha iyi bir yaşam bulmak eğitim bulmak hayaliyle kendilerini nasıl Amerika’ya atabilirimi, bunun yollarını geliştirdikleri, araştırdıkları ve tehlike atlattıkları bir film."

"Bu sadece o bölgelerde olmuyor. Çok genel bir problem. Milyonlarca insan, kaçak yollarla daha iyi bir yaşam bulacaklarını inandıkları yerlere gitmeye çalışıyorlar" diyen Çorabatır, "Bir de bunun iltica boyutu var. Bazı insanlar, ülkelerinde hem fakirler hem de iç savaş, çatışma, hayatlarını tehlikeye sokacak durumlar var veya da baskıcı rejimlerden kaçıyorlar. Entelektüeller, rejim değiştirmek istiyor, siyasi mücadeleye giriyor fakat başı belaya giriyor. Bunun için kaçıyorlar. İltica amacıyla ülkelerinden kaçanlar için uluslararası bir koruma sistemi var. Hukuk var. Devletlerin, o kişilere yönelik sorumlulukları var" dedi.

Mültecilerin ülkelerindeki ağır koşullar nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını anlatan Çorabatır, sözlerini şöyle sürdürdü: "Büyük tehditleri, hudutları, mayın tarlalarını geçiyorlar. Hayatta kalanlar, hedef ülkeye ulaşırlarsa bu sefer yakalanma, kendilerini iyi ifade edebilme gibi bir takım zorluklarla güçlüklerle karşılaşıyorlar. Kaçak göçmenler, yakalanırsa tekrar ülkelerine geri gönderiliyor. Tekrar deniyorlar. Birinci de hayatta kalabilseler de ikinci de hayatlarını kaybedebiliyorlar. İlticacı olduklarını kanıtlayanlar için yeni bir hayat başlayabiliyor. Geldikleri ülkede o ülkeye adaptasyonları için projeler yapılıyor. Ve o ülkeye katkıda bulunmaya başlıyorlar."

Göçü negatif görmemek gerektiğini, göç sayesinden medeniyetlerin ilerlediğini ifade eden Çarabatır, kendi içine kapanmış toplumların ileri adım atamadığını vurgulayarak, göçün aslında pozitif bir olgu olduğunu söyledi.

Dünyada gelişmişlik ile az gelişmişlik arasındaki uçurumun çok fazla olduğunun altını çizen Çorabatır, "Bu bir gerçek. Dünyanın, buna daha iyi çareler bulması lazım. Çareleri aramak için de daha çok işbirliği yapmak lazım. Toplumda duyarlılık sağlanması lazım. Filmde gördüğümüz unsurlardan birisi birçok sivil toplum kuruluşunun bu çocuklara yardım yapmasıydı, çorba vermesiydi. Bunun yayılması gerekir. Kaçakçılara karşı uyarılmaları, bunlardan ‘uzak durun’ demeleri bu filmin mesajlarından birisiydi" dedi.

Mısır’da devrilen hükümetin yerine yeni bir baskıcı rejim gelmesi durumunda mülteci hareketini tetikleyebileceğini ifade eden Çorabatır, Libya’daki gelişmeleri de endişeyle izlediklerini vurguladı. Çorabatır sözlerini şöyle bitirdi: "Önceki gün Kaddafi bir konuşma yaptı ve direneceğini söyledi. Sonunda birçok uzmana inanırsak Kaddafi gidici görünüyor. Hakikaten çok baskıcı bir rejim. Mısır’dan da farklı totaliter bir rejim. Ama o gittikten sonra geride bir yapı kalacak mı? Libya’ya demokrasi, insan hakları, nasıl gelir? Kim getirir? Çok uzmanı değilim. Arzum gelmesidir." (25 Şubat 2011)

*********************

Odatv yöneticilerinin tutuklanmasına protesto

Odatv'nin yöneticisi gazeteci Soner Yalçın, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu'nun tutuklanması protesto edildi

Odatv Ankara Temsilcisi Mümtaz İdil, Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü evinin önündeki parkta yaptığı açıklamada, protesto için burayı seçmelerinin, Soner Yalçın'ın Mumcu'nun öğrencisi olmasından kaynaklandığını söyledi.

Soner Yalçın'ın, ''Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu gibi gazetecilerin taşıdığı bayrağı düşürmeyeceği'' mesajının iletilmesini istediğini aktaran İdil, Türkiye'nin gazetecilerin özgürlüğü konusunda geride olduğunu öne sürdü. İdil, arkadaşlarının basın emekçisi olarak başlarına gelenleri gurur ve onurla taşıdığını söyledi.

Arkadaşlarının umutsuz olmadığını anlatan İdil, ''Odatv tüm yazarlarıyla ve sistemiyle ayakta ve çalışmaktadır. Yazarlarımız tüm özverileriyle, üç kolunu, üç kanadını kaybetmiş olan sitemizin ayakta kalması için tüm varlıklarıyla çalışmaktadır'' dedi.

İdil, ''sıkıntılı ve utanç verici'' durumun bir gün aşılacağını belirterek, Odatv'nin elinden geleni yapacağını bayrağı yere düşürmeden taşımaya devam edeceklerini ifade etti.

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç ise iktidarın yasama, yargı ve yürütmeye hakim olduğunu iddia ederek, kimsenin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a karşı bir şey söyleyemeyecek duruma geldiğini öne sürdü. ''Yargının dürüst çalışmadığını'' da iddia eden Genç, dikta rejimi kurulduğunu savundu.

Genç, seçimde AK Parti'nin yeniden iktidara gelmesi durumunda, sosyal demokratların Türkiye'de yaşamasının imkansız hale geleceğini iddia etti.

Kamer Genç, Soner Yalçın'ın haksız bir şekilde tutuklandığını, desteklerinin süreceğini ifade etti.

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü de Türkiye'nin totaliter bir rejime doğru hızla yürüdüğünü öne sürerek, yargının bağımsızlığının bittiğini savundu.

Bir gazetecinin sadece yazdıklarından ötürü cezaevine atılmasını bir insan olarak kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade eden Mengü, yapılmak istenenin düşünenleri susturmak olduğunu iddia etti.

ADD Genel Sekreter Yardımcısı Cihan Sancak da iktidarın baskıcı tutumunun arttığını iddia etti. Sancak, yargının ve basının özgür olmadığını iddia ederek, bu durumda hiç kimsenin özgür olamayacağını öne sürdü.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay da cezaevine giren gazetecilerin sayısının azalması için çabalarken, sayının arttığını söyledi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün, Türkiye'yi basın özgürlüğü konusunda 178 ülke arasında 138. sıraya koyduğunu aktaran Abakay, ''O zalim Amerika'da bile tutuklu gazeteci yok. Bu kadar soruşturmaya uğrayan gazeteci yok. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü listesinde de bu zalim Amerika 20. sırada'' diye konuştu.

Odatv Yazarı Nihat Genç de Odatv'ye karşı bir sindirme, yıldırma kampanyası düzenlendiğini savunarak, yapılanları bağımsızlıktan, evrensel ahlak ilkelerinden yana yazarların susturulma girişimi olarak yorumladı. İP Genel Saymanı Osman Yılmaz da iktidarın korku, yalan ve sahte belgelerle ayakta durduğunu öne sürdü. Protestoya, Odatv yazarlarının yanı sıra eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve bazı CHP'liler de destek verdi. (AA) (25 Şubat 2011)

*************

“Gazetecilere yönelik tehditlere seyirci kalınıyor”

Basın özgürlüğüne ve gazetecilere yönelik tehditlerin her geçen gün giderek arttığına dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bir uyarı yayınladı.

TGC’den yapılan yazılı açıklamada gazetecilere yönelik tehditlerin günlük sıradan bir olay gibi kabul edilmeye başlandığını ve hükümetin de bu tehditleri ortadan kaldıracak adımları atmadığına dikkat çekti.

TGC uyarısında: "Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün basın özgürlüğü sıralamasında 138. sırada yer alıyor. Demokrasi ve çağdaş değerler açısından bu tabloyu endişe verici buluyoruz. Bu tehditlerin kaynağının ortaya çıkarılamaması, hükümetin durumdan rahatsızlık duymadığı izlenimi vermekte, basın özgürlüğüne ve gazetecilere yönelik tehditlere seyirci kalındığını düşündürmektedir" ifadelerine yer verildi.

TGC uyarısı şöyle: "2011 yılında Hrant Dink hakkında yazdığı kitap nedeniyle gazeteci Adem Yavuz Arslan ölümle tehdit edildi. Mehmet Metiner’e yönelik bir suikast girişimi ortaya çıkarıldı. Nedim Şener’e yönelik tehditler ise ‘şimdi sıra sende’ ekseninde sistematik olarak devam ediyor. Bu arada bazı köşe yazarlarının da kimin tutuklanacağına dair yaptığı tahminler ve hedef gösterme çabaları basın tarihinin karanlık örnekleri arasında yer alıyor.

5953 sayılı (212) Basın İş Kanunu’na tabi olmadan güvencesiz, sendikasız, düşük ücretle, aşırı stres altında çalıştırılan gazeteciler halkı gerçeklerden haberdar etme görevini yerine getirmeye çalışırken, "işsizlik, tutuklanma, dava açılması gibi ağır sorunların yanı sıra yaşama haklarına yönelik tehditleri de" göğüslemek zorunda kalıyorlar. Gazeteci cinayetlerinde gerçeğin üstü kamuoyu ile paylaşılmadan örtülüyor, davalar zaman aşımına uğratılıyor. Gazeteci Hrant Dink davası bunun en somut örneklerinden birisini oluşturuyor. Türkiye’de demokrasinin gereklerine uyulmak isteniyorsa halkın doğru ve yansız haber alma hakkına ve basın özgürlüğüne sahip çıkılması gerekiyor. Bu anlayışla, hükümetten gazetecilere yönelik tehditleri ortadan kaldıracak acil adımlar atmasını bekliyoruz." (26 Şubat 2011)

****************************

ABD Sözcüsü Crowley: Kaygılarımızı dile getirdik

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley, "Türkiye’de gazetecilerin spesifik vakalarda yıldırılmakta olduğunun görüldüğü belirli durumlara dair kaygılarımızı dile getirdiğimiz açıklamalarımızın da arkasındayız" dedi. Türkiye’nin çok güçlü bir demokrasi, çok canlı ve özgür bir basına sahip olduğunu belirten ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley, "Ancak gazetecilerin spesifik vakalarda yıldırılmakta olduğunun görüldüğü belirli durumlara dair kaygılarımızı dile getirdiğimiz açıklamalarımızın da arkasındayız" dedi. Crowley'nin, Washington'daki Yabancı Basın Merkezinde düzenlediği basın toplantısında bir gazeteci, "İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın, 'Türkiye, basın özgürlüğü açısından Amerika'dan daha çok basın özgürlüğünün olduğu bir ülkedir' şeklindeki açıklamasına katılıp katılmadığını" sordu.

Gazeteciye "ABD'den daha mı ileri?" diye soran Crowley, salondaki gazetecileri işaret ederek, "O halde anket düzenlemeliyim. Eğer Türk medyası geniş kar getiriyorsa, bu ülkedeki bazı medyadan daha ileride olabilirsiniz. Bence bu ülkedeki birçok gazeteci, sürdürülebilir bir iş modeli bulmaya çalışıyor" diye esprili bir yanıt verdi. Crowley, sözlerine şöyle devam etti: "ABD'deki özgür ve canlı basından çok gurur duyuyoruz. Bir istisna dışında,  ABD'de son zamanlarda gazetecilerin hapse atıldığı bir anı hatırlayamıyorum. Sözlerimi şunu söyleyerek bitireceğim; demokrasinin önemli bir temel sütunu olarak özgür ve canlı basını da içeren evrensel hak ve ilkeleri tanıyor ve kuvvetle destekliyoruz. Türkiye'nin çok güçlü bir demokrasiye sahip olduğunu farkındayız. Türkiye'de yaşamış biri olarak, Türkiye'de çok canlı ve özgür bir basın olduğu gerçeğini teyit edebilirim. Ancak gazetecilerin spesifik vakalarda yıldırılmakta olduğunun görüldüğü belirli durumlara dair kaygılarımızı dile getirdiğimiz açıklamalarımızın da arkasındayız." (26 Şubat 2011)

********************

Libya’da İtalyan gazetecilere saldırı

Libya’daki ayaklanmayı yerinden takip etmek üzere havayoluyla Trablus’a giden 9 İtalyan gazeteci, isyancıların saldırısına uğradı

İTALYAN gazeteciler Libya'da saldırıya uğradı. İç isyanı takip etmek üzere havayoluyla Libya'ya giden dokuz İtalyan gazeteci, havaalanından Trablus merkezine giderken otoyolda milis güçler tarafından durduruldu.

Gazetecilerin dokümanlarını inceleyen milisler, Corriere Della Sera Gazetesi muhabiri Fabrizio Caccia'nın İtalyan olduklarını beyan etmesiyle birlikte tutumlarını sertleştirdi. Milisler, gazetecilere yumruk ve tekme atmaya başladı. Bir süre sonra milislerin elinden kurtulmayı başaran dokuz İtalyan gazeteci, Trablus merkezine ulaşabildi. Olay üzerine İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, İtalya'nın Trablus Büyükelçisi Vincenzo Schioppa'ya, Libya yönetimine olayı kınadıklarını belirten ve gazetecilerin can güvenliğinin sağlanmasını isteyen bir nota gönderilmesi talimatını verdi.
Gazetecilerin sağlık durumlarının iyi olduğu açıklandı. (26 Şubat 2011)

*************************

Afrika gazetesinin binasına ateş açıldı

Muhalif yayınlarıyla bilinen Afrika gazetesinin Lefkoşa'daki merkez binasına kimliği belirlenemeyen kişi veya kişilerce ateş açıldı. KKTC'de, Cumhuriyet Meclisi binası yakınında, Afrika gazetesinin bulunduğu apartmana önceki akşam saatlerinde giren saldırganlar, gazetenin kapısına iki el ateş açtı. Kapının önüne imzasız bir tehdit mektubu bırakıldığı öğrenildi. Olayda yaralanan olmadı.

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Şener Levent, saldırının basının geneline yapıldığını belirtti. Polis ve olay inceleme ekipleri, gazetede incelemelerini sürdürüyor. KKTC Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) saldırıyı protesto etti. Olay yerinde bulunan Basın-Sen Genel Sekreteri Hüseyin Yalyalı, basına yaptığı açıklamada, ''Bu, düşünce ve basın özgürlüğüne sıkılan bir kurşundur. Kabul edilemez'' dedi. (28 Şubat 2011),

**************************

Balbay’ın avukatları AİHM’e başvurdu

İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın avukatları, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ile özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğu belirtildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada konuşan tutuklu gazeteci Mustafa Balbay, Türkiye'nin Uluslararası Siber Suçlar Sözleşmesi'nin sadece bir maddesini yasaya geçirdiğini ancak bunu da uygulamadığını belirterek, kendisiyle ilgili dijital delillerin hukuka aykırı olarak toplandığını ileri sürdü.

Mahkemenin bunların ne ölçüde delil olup olmadığına ilişkin karar vermesi gerektiğini söyleyen Balbay, ''Amerika'da gazetecilerin yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmalarının üzerinden 1,5 asır geçtiğini, ancak Türkiye'de bugünkü iktidar mantığında, televizyon kurmanın bile terör örgütü kurmaktan daha tehlikeli göründüğünü'' savundu. Balbay, ''Dünya iletişim çağından uzay çağını yakalamak istiyor, biz uzay çağında suç yakalıyoruz'' diye konuştu.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinden İdris Asan'ın Yargıtay üyeliğine atandığını belirten Balbay, sanıklardan Levent Göktaş'ın ''100'den fazla hata yaptı'' dediği hakimin vereceği kararların adil olamayacağını iddia etti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İran'da tutuklanan 2 Alman gazetecinin serbest bırakılması için aracı olduğunu ve Almanya Cumhurbaşkanı'nın kendisine teşekkür ettiğini belirten Balbay, Türkiye'de ise bu davada aydınlar ve gazetecilerin tutuklu yargılandığını kaydetti.

Normal ağır ceza mahkemelerinin işleyişine göre 30 yıldır yargılandıklarını ifade eden Balbay, ''30 yıllık yargılama sonunda geldiğiniz noktayı tekrar gözden geçirin. Sabır taşı olsa çatlar. Bakış açınızı ortaya koyun. Bu hem davanın seyrini değiştirecek hem de bizi siyasi iktidarın önünde malzeme yapmaktan kurtaracaktır. Ben yaşamımı, bu ülke için ortaya koydum. Balbay'ı ne kadar kazırsanız kazıyın, altından Atatürk Türkiye’si için kendini adamış bir insan bulacaksınız'' dedi.

Bu arada, Mustafa Balbay'ın avukatları, müvekkillerinin adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ile özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM'e başvuruda bulunduklarını belirtti.

Avukatlar Mehmet İpek, Aydın Metin ve Hasan Hüseyin Altaş tarafından hazırlanan dilekçede, Balbay'ın ''Ergenekon'' kapsamında tutuklanması sürecine değinildi.

Dilekçede, Balbay'ın soruşturma ve yargılama aşamasında tahliyesi için yapılan itirazların hep aynı gerekçelerle reddedildiği ifade edilerek, yargılamanın 28. celsesinden itibaren müvekkillerinin tahliye talebinin ayrı olarak değerlendirilmeye başlandığı, ancak mahkeme başkanının karşı oyuna rağmen yine basmakalıp ifadelerle hukuki gerekçelere dayandırılmadan reddedildiği kaydedildi. Balbay'ın tahliyesi için yapılan bütün taleplerin aynı gerekçelerle reddedilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinde belirtilen ''makul sürenin'' aşılmasına neden olduğu vurgulanan dilekçede, itirazlara karşı verilen itirazın reddi kararlarına karşı başvurulacak başka bir iç hukuk yolunun bulunmadığı, bu durumda da bütün iç hukuk Dilekçede, Balbay'ın tutuklandıktan 9,5 ay sonra savunmasını yapabildiği, sanık sayısının fazla olmasından dolayı savunmaların tamamlanamadığı ve yargılamanın uzun süreceği ifade edilerek, tahliye taleplerinin sürekli ve yasal olmayan gerekçelerle reddedilmesinin AİHS’nin 5'inci maddesindeki ''özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiği'' belirtildi.

Yargılamanın, cezaevi kampüsü içinde özel olarak hazırlanan duruşma salonunda oluşturulan ayrı bir heyet tarafından yapıldığı ifade edilen dilekçede, yargılamanın tabii olmayan olağanüstü mahkeme tarafından yürütüldüğü, bunun AİHS'nin 6'ıncı maddesinde yer alan ''adil yargılama hakkını ihlal ettiği'' savunuldu.

Dilekçede, Balbay'ın 24 kitabı olduğu, yegane amacı habere ulaşmak olan müvekkillerinin yaptığı görüşmeler, gazetedeki yazıları, televizyon, radyo programları, haber kaynaklarından aldığı bilgi ve belgeler nedeniyle kendisine suç isnat edilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtildi.

Balbay'ın gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu yargılandığı dile getirilen dilekçede, bunun da AİHS'nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ''ifade özgürlüğünü ihlal ettiği'' vurgulandı.

Dilekçenin sonunda, AİHS'nin 5, 6 ve 10. maddelerinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tazminata hükmedilmesi istendi. (28 Şubat 2011)

Başa Dön