Geri Dön

Mart 2011 Raporu

Medya TEKEL'e ilgisiz kaldı

Washington’daki düşünce kuruluşu Turkish Policy Center’ın (Türk Politika Merkezi) yaptığı “Türk Medyasının TEKEL Karnesi” başlıklı analiz rakamları açıklandı.

Türk Politika Merkezi’nin kurucu başkanı Yurter Özcan Türkiye’nin en çok satan 25 gazetesinin, Ankara’da 78 gün süren TEKEL işçilerinin eylemiyle ilgili birinci sayfadan kaç tane haber yaptığını inceledi. İki bine yakın sayfayı araştıran Özcan’ın incelemesine göre en az haberi Zaman (8 kez), Vakit (5), Takvim (6) ve Türkiye (4) gazeteleri yaptı. TEKEL işçilerinin eylemiyle ilgili en fazla haberse 71 haberle Cumhuriyet’te çıktı. Cumhuriyet’i 63 haberle Güneş, 50 haberle Sözcü izledi.

Analizi yapan Özcan, “Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (Reporters Without Borders) verilerine göre, basın özgürlüğü sıralamasında 2002 yılında 139 ülke arasından 99. olan Türkiye, 2010 senesinde Tacikistan, Fildişi Sahilleri ve Mısır gibi ülkelerin gerisinde kalarak 178 ülke arasından 138. olmuştu. Son yıllarda özellikle daha da sık dile getirilen, Türk medyasının büyük bir kısmının tarafsızlık ve bağımsızlıktan uzaklaşıp hükümet aleyhinde olan gelişmeleri görmezden gelmesi ve halkın haber alma özgürlüğünün kısıtlanmasının bir başka örneği TEKEL protestoları süresince tekrar yaşanmıştır” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’de son yıllarda en çok ses getiren işçi gösterilerinden birisi şüphesiz TEKEL işçilerinin 4-C’ye karşı yaptıkları ve tam 78 gün süren protestolardı. Çalışanların özlük hakları için Ankara’daki Türk-İş binasının önünde sürdürdüğü eylem yurtdışında da çok ses getirmiş, hatta bazı Avrupa ülkelerinde de destek protestoları düzenlenmiş, yabancı heyetler Ankara’daki protestoya bizzat katılmıştı. Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK) öncülüğünde, TEKEL işçilerinin eylemlerine destek amacıyla Avrupa’nın 25 kentinde bir günlük açlık grevi dahi gerçekleştirilmişti. (1 Mart 2011)

*

‘Yaşar Doğu Basın Ödülü’, Erinç’e verildi

Dünya ve olimpiyat şampiyonu Yaşar Doğu’nun anısına düzenlenen “Yaşar Doğu Basın Ödülü”, TGC Başkanı Orhan Erinç’e verildi.

Kavak Belediyesi, Kavaklılar Federasyonu, Kavak Sanayici İşadamları Esnaf ve Meslek Grupları Derneği (KASİEM) ve Kavaklılar Derneği tarafından dünya ve olimpiyat şampiyonu Samsunlu Yaşar Doğu’nun anısına bu yıl birincisi düzenlenen “Yaşar Doğu Ödülleri” sahiplerini buldu.

Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen törende ‘Basın Ödülü’ Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı ve Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç’e, ‘Spor Ödülü’ eski dünya ve olimpiyat şampiyonu Mustafa Dağıstanlı’ya, ‘Bilim Ödülü’ eski TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak’a, ‘Kültür Ödülü’ iş adamı Rıdvan Çelikel’e, ‘Özel Ödül’ eski Samsun Milletvekili Kemal Kabataş’a, ‘Başarı Ödülü’ ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa Doğan’a, ‘Anı Ödülü’ Samsunspor Kulübü Başkanı Erkut Tutu’ya verildi. (1 Mart 2011)

*

Tutuklu gazeteci Balbay’a 4 yıl istendi

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay hakkında, son çıkardığı “Silivri Toplama Kampı-Zulümhane” isimli kitabında gizli tanık Kıskaç’ın gerçek kimliğini açıkladığı gerekçesiyle dava açıldı.

İstanbul Şişli Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, “Kıskaç” kod adlı gizli tanığın, 5726 Sayılı Tanık Koruma Kanunu’na dayanarak savcılığa başvurması üzerine soruşturma başlatıldığı anlatılarak, gazeteci Mustafa Balbay tarafından kaleme alınan “Silivri Toplama Kampı-Zulümhane” isimli kitapta gizli tanığın kimliğinin açıklandığı belirtildi.

İddianamede, Balbay’ın Silivri’de aleni olarak görülen duruşmalarda şikayete konu olan bölümle ilgili olarak gizli tanığa ait bilgilerin verilen beyanlar ile açığa çıktığını söylediği belirtildi. İddianamede, Balbay’ın ‘görevi ilişkin sırrın açıklanması’ suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis talebiyle yargılanması istendi. (1 Mart 2011)

*

“Sendikalı gazeteci işten çıkartılıyor”

TGS Ankara Şube Başkanı Göksel Yıldırım basın özgürlüğünün olabilmesi için gazetecilerin devlete ve patronlara karşı yasalarla korunmaları, sendikal örgütlenme özgürlüğünün de önünün açılması gerektiğine dikkat çekti.

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi'nce düzenlenen ''İletişim Özgürlüğü, Yasal Durum ve Uygulamalar'' konulu açık oturumda konuşan gazeteciler, akademisyenler ve hukukçular görüşlerini dile getirdi. Açık oturumda söz alan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Ankara Şube Başkanı Göksel Yıldırım TGS hakkında bilgi vererek, istatistiklere göre Türkiye'deki 15 bin 391 gazeteciden 4 bin 632'sinin TGS üyesi olduğunu söyledi.

Türkiye’de şu anda cezaevinde 60 gazeteci bulunduğunu belirten Yıldırım, basın özgürlüğünün olabilmesi için gazetecilerin devlete ve patronlara karşı yasalarla korunmaları, sendikal örgütlenme özgürlüğünün de önünün açılması gerektiğini belirtti.

Yıldırım, ''Maalesef sendikaya üye olmak işten çıkarılmak anlamına geliyor. Bunun böyle olmaması için elimizden geldiğince çabalıyoruz'' dedi.

Gazetecilerin örgütlenme konusunda ürkek olduklarını ifade eden TGS Ankara Şube Başkanı Göksel Yıldırım,  gazetecilerin öz eleştiri yaparak dönüp kendilerine bakması ve sorgulaması gerektiği konular olduğunu ifade etti.

Baro Eğitim Merkezindeki programın açılışında konuşan Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı avukat Şenal Sarıhan, ifade özgürlüğü alanında Türkiye'de son dönemde sıkıntılı bir süreç yaşandığını belirtti.

Birileri bir şekilde kayıt alır ve sıkıntı yaratır diye insanların arkadaşlarıyla özel sohbet etmeye bile çekindiğini söyleyen Sarıhan, ''Birçok insan bir topluluk içinde telefonunu kapatmak zorunda kalıyor'' dedi.

Basın özgürlüğü konusunda birçok sorun olduğunu ifade eden Sarıhan, Türkiye'nin basın özgürlüğü konusunda 170 ülke arasında 138. sırada yer aldığını belirtti.

Cumhuriyet gazetesi muhabiri İlhan Taşçı ise Türkiye'de gazetecilerin özgür olmadığını ifade ederek, gazetelerin ve televizyonların özgür olmadığı bir ortamda iletişim özgürlüğünden de bahsedilemeyeceğini söyledi.

Türkiye'de basın özgürlüğü alanında yaşanan sıkıntılara değinen ve bu konuda örnekler veren Taşçı, ''Bir ülkede kötülükler hakimse gazetecilerin görevi bunları göstermektir. Bizim kıblemiz doğruluk ve insanlıktır. Başka bir kıblemiz yoktur'' diye konuştu.

Vatan gazetesi muhabiri Kemal Göktaş da ''şu andaki iktidardan önce de Türkiye'de basının durumunun pek iyi olmadığını'' söyleyerek, bunda en önemli etkenin basında tekelleşme olgusu olduğunu ifade etti.

Göktaş, ''28 Şubat döneminde muhalif basın üzerinde baskı kurulduğunu ancak bugün 28 Şubatı aratmayacak ölçüde bir baskı söz konusu olduğunu'' ileri sürerek, ''Son yıllarda ciddi bir telefon dinleme terörüne maruz kaldık'' dedi.

RTÜK üyesi Prof. Dr. Korkmaz Alemdar ise basın özgürlüğüne yönelik tehditlerin dün olduğu gibi bugün de var olduğunu belirterek, ''Şu anda toplumsal yapının temellerinin değiştirilmeye çalışıldığı bir dönem yaşıyoruz'' diye konuştu.

Avukat Müjde Avcıoğlu da medya tekelleşmesinin bugün yaşanan sorunların başlıca sorumlusu olduğunu belirterek, ''Artık patronların medyası oluştu'' dedi.

(2 Mart 2011)

*

Odatv tartışması Meclis’e taşındı

DSP'li Süleyman Yağız Odatv imtiyaz sahibi ve yöneticilerinin gözaltına alınmasıyla ilgili Meclis Başkanlığı'na bir soru önergesi verdi, Meclis Başkanlığı ise önergeyi reddetti.

TBMM Başkanlığı, Odatv gözaltı ve tutuklamaları hakkındaki bir soru önergesini, Anayasa'daki "Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz" hükmünü gerekçe göstererek reddetti.

Önergeyi veren DSP'li Süleyman Yağız ise "Odatv olayı hakkında bir dava yok" diyerek tepki gösterdi. DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, Odatv imtiyaz sahibi ve yöneticilerinin gözaltına alınmasıyla ilgili olarak 15 Şubat 2011 tarihli bir yazılı soru önergesi verdi. Meclis Başkanlığı ise önergeyi işleme almadan iade etti. İade gerekçesi olarak TBMM İçtüzüğü'nün bazı usule ilişkin maddeleri yanı sıra Anayasa'nın 138'inci maddesini gösterdi. Anayasa'nın 138'inci maddesi "Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz" hükmünü taşıyor.

Anayasa'nın 138'inci maddesinin ret gerekçesi olarak kullanıldığını belirten Yağız, "Böyle deniliyor ama, gözaltına alınan Odatv'nin imtiyaz sahip ve yöneticileri hakkında henüz açılmış bir dava yok ki. Ben, "Ergenekon' denilen davayı değil, basın özgürlüğüne baskı anlamı taşıyan gözaltıların, "Ergenekon' süreciyle ilgili olup olmadığını soruyorum. Ama Sayın Başkan, bunu davaya yönelik etkileme gibi algılayıp sorularımın Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia ediyor" dedi. (2 Mart 2011)

*

Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri’ni kazanlar belirlendi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği yarışmayla 2010 Yılı Geleneksel Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri’ni kazananlar açıklandı.

TGC 2010 Yılı Geleneksel Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri’ni kazananlar seçici kurul tarafından belirlendi.

Ödül töreninin tarihi ve yerinin daha sonra açıklanacağı bildirilirken, yönetmelik uyarınca ödül seçici kurulları şu isimlerden oluştu. Gazetecilik: İsmail Ballı, Turhan Bozkurt, Necdet Doğan, Sibel Güneş, Ayşe Özek Karasu ve İbrahim Yıldız. Radyo TV: Prof Dr. Rıdvan Akar, Zafer Arapkirli, Kemal Aslan, Prof. Dr. Şükran Esen, Ali Eyüboğlu, Sibel Güneş ve Doğan Şentürk. İnternet : Sibel Güneş, Oğuz Güven, Ercüment İşleyen, Hakan Kara, Prof. Dr. Nur doğan Rigel, Olay Tan ve Ahmet Yeşiltepe.

Ödüle değer bulunan gazeteciler ve internet haber portalları şöyle:

-Siyasal haber: Tekin Atay, Güngör Karakuş, Hilal Öztürk - Habertürk Gazetesi 20.02.2010 tarihinde yayınlanan “Kayıp Savcı Sarıkaya Çukurambar’dan Çıktı” başlıklı haberleriyle ödüle değer bulundu. Cansu Çamlıbel-Hürriyet Gazetesi- 12.10.2010 tarihinde yayınlanan “29 Ekim’de Tek Tören” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

-Ekonomi: Ali Ekber Yıldırım - Dünya Gazetesi-16-8/26-11.2010 tarihinde yayınlanan “GDO’da Mevzuat Baş Döndürdü” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu.

-Çevre, Eğitim, Sağlık (Toplum Ödülü): Gülden Aydın-Hürriyet Gazetesi–21.04.2010 tarihinde yayınlanan “Orada Kimse Yok mu?” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu.

Betül Kotan Atak - Radikal Gazetesi- 21.08.2010 tarihinde yayınlanan “KPSS’de Çifte Şaibe” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

-Kültür Sanat-Magazin: Muhittin Danış-Radikal Gazetesi-01-02.11.2010 tarihinde yayınlanan “Sarayda (Topkapı Sarayı) Çatlak” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu.

Bülent Ergün-Sabah Gazetesi-08.09.2010 tarihinde yayınlanan “2500 Yaşındaki Anadolu Kadınına Gümrük İşkencesi” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

-Spor: Celal Demirbilek- Hürriyet Gazetesi 30.07.2010 tarihinde yayınlanan “Milli Takımı Unuttular” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu.

Yiğit Barış-Demokrat Kocaeli Gazetesi–25.10.2010 tarihinde yayınlanan “Curling Şampiyonasında Skandal” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

-Köşe Yazısı: Yılmaz Özdil-Hürriyet Gazetesi–19.08.2010 tarihinde yayınlanan “Soy sop” başlıklı yazısıyla ödüle değer bulundu.

-Araştırma: Sedat Ergin-Hürriyet Gazetesi- 03-08/09.09.2010 tarihlerinde yayınlanan “Balyoz İddianamesi” başlıklı araştırmasıyla ödüle değer bulundu.Burhan Ekinci-Taraf Gazetesi-20-29.08.2010 tarihinde yayınlanan “Faili Meçhuller Meçhul Kalmasın” başlıklı araştırmasıyla övgüye değer görüldü.

-Röportaj: Nebahat Koç-Akşam Gazetesi–15–16.07.2010 tarihinde yayınlanan “Numan Bey Gidecek” başlıklı röportajıyla ödüle değer bulundu.

Ahmet Uykan-Zaman Gazetesi–25.09.2010 tarihinde yayınlanan “Prim Almasam da Olur, Bana Gümüş Madalya Yeter” başlıklı röportajıyla övgüye değer görüldü.

-Spor Köşe Yazısı:

Ercan Güven-Milliyet Gazetesi- 01.09.2010 tarihinde yayınlanan “Haysiyet Cellatlığı ve Cellatın İpini Yalayanlar” başlıklı yazısıyla ödüle değer bulundu.

Alper Kaya-Birgün Gazetesi–27.10.2010 tarihinde yayınlanan “Sadece Bir Deli” başlıklı yazısıyla övgüye değer görüldü.

-Sayfa Düzeni:

Birinci Sayfa Düzeni: Bülent Mumay-Radikal Gazetesi–30.11.2010 tarihli sayfasıyla ödüle değer bulundu.

İç Sayfa Düzeni: Fatma Bilicen-Milliyet Gazetesi 18.04.2010 tarihli 18 ve 19. sayfaları ile ödüle değer bulundu.

Ayça Bıçakcı-Habertürk Gazetesi-03.07.2010 tarihli 10. sayfası ile övgüye değer görüldü.

Spor Sayfası Düzeni-Nihat Uğurlu-Hürriyet Gazetesi–01.08.2010 tarihli spor sayfasıyla ödüle değer bulundu.

Ercan Arıkan- Habertürk Gazetesi- 26.07.2010 tarihli spor sayfasıyla övgüye değer görüldü.

-Karikatür:

Zafer Temoçin-Cumhuriyet Gazetesi- 01.12.2010 tarihli “Wikileaks Belgelerin’den Sonra“ karikatürü ile ödüle değer bulundu.

Fotoğraf: Bu dalda ödül verilmedi

Erhan Yılmaz-İHA–20.05.2010 tarihli “Ölme Mehmedim”konulu fotoğrafıyla övgüye değer görüldü.

TV Haber Dalında: Atıl Ayaz-Fox Tv’de 12-14/01.2010 tarihinde yayınlanan “Acil Skandal”başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu.

Göksel Göksu- CNNTÜRK’de 06-08/12.2010 tarihinde yayınlanan “Namlunun Ucundaki Kadınlar”başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

TV Haber Program: Bu dalda ödül verilmedi

TV Belgesel Dalında: Zeynel Elçioğlu-TRT’de 16.02.2010 tarihinde yayınlanan “Yöresel Müziğin Ustaları”başlıklı belgeseliyle ödüle değer bulundu.

Nazım Alpman-İz TV’de 21.06.2010 tarihinde yayınlanan “Trakya’nın Kara Günleri” başlıklı belgeseliyle övgüye değer görüldü.

-TV Kültür –Sanat- Magazin Programı dalında: Bu dalda ödül başvurusu olmadı

-TV Spor Programı dalında ödül verilmedi

-TV Kamera Çalışması Dalında: Şaban Özdemir-İHA’da 20.05.2010 tarihinde yayınlanan “Mezarlıktaki Son Nefes” görüntüleri ile ödüle değer bulundu.

-Radyo Haber Program Dalında: Ender Uslu-Kanaltürk Radyo’da 06.05.2010 tarihinde yayınlanan “İlk Anons”programıyla ödüle değer bulundu.

İNTERNET:

ODA TV.com ödüle değer bulundu.

T24.com övgüye değer görüldü.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu 2010 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri Nezih Demirkent Özel Ödülü’nün Güngör Uras’a verilmesini oybirliği ile kararlaştırmıştır. Uras, uzun yıllardan beri ekonomi ile sosyal konulardaki öngörü, öneri ve eleştirilerini gündeme getirirken bölgeler arasındaki dengesizliğin giderilmesinin yanı sıra yerel ekonomilerin de güçlenmesi konusundaki çabaları nedeniyle ödüle değer bulunmuştur.

(3 Mart 2011)

*

Balbay ve Özkan tek kişilik odalarda

Ergenekon davasında tutuklu yargılanan 54 sanık 28 Şubat pazartesi akşamı önceden haber verilmeden Silivri 1 No’lu Cezaevi’ne sevk edildi. Daha önce aynı koğuşta kalan gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan tek kişilik hücreye konuldu.

Ergenekon davası sanıkları, önceki akşam Silivri 4 ve 5 No’lu Cezaevi’nden, Silivri 1 No’lu Cezaevi’ne sevk edildi. Aynı koğuşta kalan gazeteci Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan, tek kişilik hücreye konuldu. Avukatlar, uygulamayı “işkence” olarak nitelendirdi.

Balbay ve Özkan Meclis’e gönderdikleri dilekçede can güvenliklerinin kalmadığını vurguladı.

‘Bu yapılan intikam mı’ Mektup gönderen Balbay ve Özkan, “Ankara’dan gelen emirle gece 03.00’te zorla koğuşlarımıza götürüldük. Mustafa Balbay F-3’e, Tuncay Özkan B-3’e. Bir 28 Şubat günü yapılan bu zulüm, intikam mı? Hiçbir sorun çıkarmamış, disiplin cezası almamış 2 tutuklunun hiç gerekçe gösterilmeden ayrılıp tek tek hücrelere konması hangi yasada var” sorusunu yöneltti. (3 Mart 2011)

*

Kadınlardan Engin Ardıç'a protesto

Kendilerine Gençlik Muhalefeti adını veren bir grup kadın, Sabah Gazetesi Yazarı Engin Ardıç'ı "devrimci bacı" başlığıyla yazdığı yazıdan dolayı protesto etti.

Sabah Gazetesi’nin Ankara Bürosu önünde toplanan bir grup kadın, önce köşe yazarı Engin Ardıç'a yaptıkları açıklama ile tepki gösterdi. Daha sonra kadınlar gazete binasına ellerindeki boyaları fırlattı. Gösterici kadınları engellemek isteyen güvenlik görevlileri ile kadınlar arasında arbede yaşandı. Polislerin araya girmesiyle grup gazeteden ayrıldı.

Basın meslek örgütlerinin temsilcileri, Engin Ardıç'ın "Bacı" başlıklı yazısıyla basın meslek ilkelerine aykırı davrandığını vurguluyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) yönetimi Ardıç'ın yazısını görüşmeye hazırlanıyor, G-9 Gazeteci Örgütleri Platformu'ndan Tılıç, "Etik ilkeleri açısından bu yazının yeri ancak çöplük olur" diyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGC yönetiminin önceki gün yayımlanan "Bacı" başlıklı yazısında devrimci kadınlara yönelik cinsiyetçi, ırkçı, hakaret ve aşağılamalarla dolu bir yazı yazan Engin Ardıç'ı "gündeme" aldığını söyledi.

Ardıç'ın yazısının Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'ne aykırı olduğunu vurgulayan Olcayto, "Daha etkili bir yaptırım için barolar, avukatlar ve bireyler Ardıç'a dava açabilirler" dedi.

Olcayto şöyle konuştu: TGC Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nde, gazetecilerin cinsiyet ayrımcılığı yapmadan tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanımakla; insanlar ve topluluklar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayınlardan kaçınmakla sorumlu olduğu açıkça belirtiliyor. Gazetecilerin şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamayacağı da ifade ediliyor. Oysa köşe yazarları Türkiye'de, sonuçlarını hesaplamadan ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı yapıyor, çok rahat kalem oynatıyorlar. Kadınların, çocukların, eşcinsellerin üzerinde ağır bir baskı oluşturuyorlar. Ülkede bir korku iklimi yaratılıyor. Bu arkadaşlar, sermaye ve iktidarla öylesine özdeşleşmişler ki, başka bir şey beklemek de abes.

Biz bunları açıklamalarla kınıyoruz ama o zaman da "düşünce ve ifade özgürlüğü"nü bahane ederek kendilerini savunuyorlar. Bizim cemiyet olarak bir yaptırımımız yok. Daha etkili bir yaptırım avukatların, baronun, bireylerin bu kişilere dava açması olabilir. Öte yandan elbette biz de Ardıç'ın yazısını gündemimize aldık.

G-9 Gazeteci Örgütleri Platformu Dönem Sözcüsü Doğan Tılıç, "Gazetecilik etik ilkeleri açısından değerlendirecek olsaydık, bu yazının yeri ancak çöplük olurdu" diye konuştu. (Bianet) (3 Mart 2011)

*

Spor yazarı Pulcu, yaşamını yitirdi

İstanbul Beşiktaş'ta çıkan yangında hayatını kaybeden spor yazarı Hikmet Pulcu’nun (85) cenazesi bugün saat 11.00’de TSYD'de önünde düzenlenecek tören ve Levent Camii’nde kılınacak öğle namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verilecek.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), evinde çıkan yangında hayatını kaybeden gazeteci Hikmet Pulcu için başsağlığı mesajı yayımladı. TGC’den yapılan yazılı açıklamada, ''Değerli meslektaşımız Hikmet Pulcu'yu kaybettik. Pulcu'yu sevgi ve saygıyla anarken ailesine ve basın camiasına başsağlığı diliyoruz'' ifadeleri kullanıldı.

Pulcu'nun cenazesinin 3 Mart Perşembe günü saat 11.00'de Türkiye Spor Yazarları ve Spor Kulübü Derneği (TSYD) önünde düzenlenecek tören ve Levent Camisi'nde kılınacak öğle namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verileceği ifade edildi.

Hikmet Pulcu, gazeteciliğe 1972 yılında Dünya Gazetesi'nde başladıktan sonra Bulvar ve Bugün Gazetesi'nde çalışmıştı. Süper Fener Dergisi ve Stad Gazetesi'ni yayınlayan Pulcu, Sürekli Basın Kartı sahibiydi. (3 Mart 2011)

*

TGS'den Cumhurbaşkanı Gül’e mektup

TGS, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, ''Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 23. maddesinin, yeniden görüşülmek üzere TBMM'ye iade edilmesi'' dileğini içeren bir mektup gönderdi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, 15 Şubat’ta TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen söz konusu kanunun, ''Haber birimlerinde çalışanlar'' başlıklı 23'üncü maddesindeki düzenlemenin, radyo ve televizyon kuruluşlarında çalışan gazeteciler bakımından ciddi sorunlar yaratabilecek nitelikte olduğunu öne sürdü. İpekçi, konuyla ilgili sıkıntıyı iletmek üzere Cumhurbaşkanı Gül'e bir mektup gönderdiklerini bildirdi.

İpekçi, mektupta, yeni düzenlemenin, ''radyo ve televizyonlarda çalışan gazetecilerin basın kartı taşıma haklarını ortadan kaldırabileceğini, bunun da muhabir ve kameramanların parlamentoya girebilmelerini, cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanların etkinlik ve çalışmalarını izleyebilmelerini olanaksızlaştıracağını'' ifade ettiklerini belirtti.

Radyo ve televizyon çalışanlarının özlük haklarını düzenleyen kanun konusunda da bazı sıkıntılar yaşanabileceğine işaret ettiklerini anlatan İpekçi, mektupta şu ifadelere yer verdiklerini söyledi: ''Yukarıda anlatılan gerekçelerle, Kanunun 23'üncü maddesinin TBMM Genel Kurulu'nda yeniden görüşülmek suretiyle düzeltilmesi daha uygun olacaktır. Bu nedenle, 6112 sayılı Kanunun 23'üncü maddesinin yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edilmesi hususundaki dileğimizin dikkate alınmasını bilgilerinize arz ederiz.'' (3 Mart 2011)

*

“Amerika’dan bile ileri basın özgürlüğünü mumla arıyoruz”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) yazılı bir açıklama yaparak, muhalif olan her gazetecinin ''Ergenekon terör örgütü üyeliği ve halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek'' suçuyla gözaltına alınmasının, ülkede korku iklimini hakim kıldığına dikkat çekti.

Türkiye’de demokrasinin birinci şartı olan basın özgürlüğünün ve hukukun üstünlüğü ilkesinin ayaklar altına alındığına dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, muhalif olan her gazetecinin “Ergekon terör örgütü üyeliği ve halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek” suçuyla gözaltına alınmasının ülkede korku iklimini hakim kıldığını belirtti. Cemiyet açıklamasında “Amerika’dan ileri olduğu söylenen basın özgürlüğünü mumla arıyoruz. Gazetecilere yönelik gözaltılar, tutuklamalar ve açılan davalar bu ülkede fikir suçlarını yeniden hortlatmıştır ” denildi.

Cemiyetin açıklaması şöyle: “Türkiye’de özgür basın sindirilmeye çalışılıyor. 2010 yılı gazeteciler için basın özgürlüğü açısından karanlık bir yıl oldu. 2011 yılının da 2010’dan daha kötü olacağının işaretlerini hemen görmeye başladık. Cezaevinde 60 gazeteci tutuklu,    2 bini aşkın gazeteci yargılanıyor. 4 bin gazetecinin hakkında soruşturma yürüyor. Gazetecilere yönelik yüzlerce yılı bulan dava ve ölüm tehditleri devam ediyor. Gazetecilerin mesleğini yapabilir hale gelmesi için bu yasalardaki maddelerin değiştirilmesi ve ölüm tehditlerini yapan kişilerin gün ışığına çıkarılması gerekiyor.”

TGC açıklaması şöyle devam etti: “Bu tehditlerin kaynağının ortaya çıkarılamaması, hükümetin durumdan rahatsızlık duymadığı izlenimi vermekte, basın özgürlüğüne ve gazetecilere yönelik tehditlere seyirci kalındığını düşündürmektedir. Gazetecilere yönelik gözaltılar, tutuklamalar ve açılan davalar bu ülkede fikir suçlarını yeniden hortlatmıştır.

Gelişmelerin en endişe verici yanı araştırmacı gazetecilerin özgürce görev yapmalarının adeta bir kampanya halinde engellenmeye çalışılmasıdır. Araştırmacı gazeteciliğinin önünün kesilmesi, altında Türkiye’nin de imzası bulunduğu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararlarına aykırıdır.

Halkın doğru ve yansız haber alma hakkının ve basın özgürlüğünün korunması bu ülkede herkes için gereklidir. Demokrasinin tahammül etme sanatı olduğunu hatırlatıyor, gazetecilere ve halkın gerçeklerini öğrenme hakkına yönelik baskılara artık dur denilmesini istiyoruz.”

(5 Mart 2011)

*

Gazetecilerin evlerine polis operasyonu

“Ergenekon " soruşturması kapsamında aralarında Prof. Dr. Yalçın Küçük ile gazeteci Nedim Şener'in bulunduğu 11 kişiye ait adreslerde arama yapıldı. Gazeteci-yazar Ahmet Şık, Sait Çakır İstanbul'da, Mümtaz İdil ise Ankara'da gözaltına alındı.

Odatv ve yöneticilerinin evlerinde yapılan aramalar sonucunda ele geçirilen belgeler çerçevesinde, ''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten savcılardan Zekeriya Öz'ün talebi üzerine İstanbul nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi, "İkinci Ergenekon" davasının tutuksuz sanıklarından Prof. Dr. Yalçın Küçük, gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın da aralarında bulunduğu 11 kişiye ilişkin arama ve gözaltı kararı verdi. Ahmet Şık'ın Kabataş Setüstü Hacı İzzet Paşa Sokağı'ndaki evindeki arama avukatlarının katılımıyla sürdü. Şık'ın çalıştığı özel bir üniversitedeki bürosunda da arama yapıldı.

Kabataş Setüstü Hacı İzzet Paşa Sokağı'ndaki evindeki aramaların tamamlanmasının ardından Ahmet Şık hakkında gözaltı işlemi uygulandı.

Ahmet Şık'ın avukatı Bülent Utku, müvekkilinin, ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' ve ''halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek'' suçlamasıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı neticesinde yakalandığını ve gözaltına alındığını söyledi.

Ahmet Şık'ın emniyette ifade vermeyeceğini belirten Utku, ''Müvekkilim, son zamanlarda hazırladığı (İmamın Ordusu) ismini vermeyi düşündüğü Fethullah Gülen'in cemaatteki örgütlenmesini anlatan kitap nedeniyle gözaltına alındığı düşüncesini bize iletti. Biz bu aşamadan sonra yakalama ve gözaltına alma kararına itiraz etmeyi düşünüyoruz. Gözaltı süresi henüz belli değil. Hazırlık soruşturması gizli'' dedi.

Bülent Utku, Ahmet Şık'ın evinden sim kartı ve dijital malzemelerin alındığını belirterek, ''CD'lerle ilgili itirazımız oldu, ama hazırlık soruşturması gizli olduğu için daha fazla bilgi vermek sakıncalı'' diye konuştu.

Üsküdar'daki evinde yapılan aramaların tamamlanmasının ardından Sait Çakır hakkında gözaltı işlemi uygulandı. Odatv'de yazıları yayımlanan Çakır'ın, Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yerleşkesine götürüldüğü bildirildi.

Öte yandan, polislerin, Nedim Şener'in Bakırköy Kartaltepe Mahallesi Akın Yolu Sokak Oğuzhan Sitesi'ndeki evinde arama yapmaya başlamasının ardından bazı komşularının pencerelerine ve balkonlarına Türk bayrağı astığı görüldü.

Nedim Şener'in Bakırköy Kartaltepe Mahallesi Akın Yolu Sokak Oğuzhan Sitesi'ndeki evinde aramalarda bulunan polis ekibinden 2 görevli, Şener'in evin yakınında park halinde olan otomobilini de aradı. Polisler aracın bagajından bir torba içinde bulunan CD'ler ile bazı belgeler aldı.

Bu arada Prof. Dr. Yalçın Küçük'ün evinin yakınında park halinde bulunan otomobilinde de arama yapıldı.

(5 Mart 2011)

*

“Medya emeklileri yasamdan dışlanmayacak”

TGC Gazeteciler Sosyal Dayanışma Vakfı Başkanı Selami Turgut Genç, medya emeklilerine yaşlılığın tadını çıkartacak bir "fırsat projesi" üzerinde çalışmalar yapıldığını söyledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Gazeteciler Sosyal Dayanışma Vakfı Başkanı Selami Turgut Genç, “Çevresinde ve ailesinde kendisine sahip çıkacak güvenilir hiç kimsesi olmayan gazeteci meslektaşlarımızın hayatlarının son döneminde yaşadıkları dram yürekler acısıdır. Günlük yaşamımızın her dilimi bunun örnekleriyle doludur” dedi. Genç, bu konuda koruyucu ve kollayıcı çalışmalar yapıldığını belirtti.

Genç, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Yaşlılık demek toplumun dışına itilmek değildir. Batı, yaşlılarını ıssız bir alana sıkıştırıp inzivaya itmemiştir. Yaşamlarının sonuna kadar üretici olmalarını sağlayıcı koruma altına almıştır.

Medya emeklilerine yaşlılığın tadını çıkartacak etkinlikleri kapsayan bir "fırsat projesi" üzerinde çalışmalar yapıldığının altını çizen Genç, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Basın İlan Kurumu’nun mülkiyetinde olan Bayramoğlu Tatil Tesisleri’nin yıktırılarak çok geniş ve büyük bir sosyal konulu işletmeye açılacağını öğrendik. Bunun üzerine kurumun Genel Müdürü Mehmet Atalay ile görüşmelere geçtik. Projelerimiz üzerinde iş birliği önerdik. Sayın Genel Müdür önerimize açık olduğunu beyan etti. Yaşlı meslektaşlarımıza yararlı hizmet sağlayacak ünitelerinden yararlanma talebinde bulunduk. Bunun vaadini aldık. Çok mutlu olduk. Bu konuda ileride daha ciddi açıklamalarımız olacaktır. Kriterlere bağlı olarak sağladığımız maddi yardımlar geniş bir kesime mali dayanak sağlamış bulunuyor. Emekli meslektaşlarımıza "yaşamınıza bakışınızı değiştirin" ilkesini benimsetmeye çalışacağız.”

(5 Mart 2011)

*

GÖP: Gazetecilere baskıları kınıyoruz

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Dönem Başkanı Ercan İpekçi, Gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener, Doğan Yurdakul, Mümtaz İdil, İklim Bayraktar, Sait Kılıç, Müyesser Yıldız ve Aydın Bıyıklı ile yazar Yalçın Küçük'ün evlerinde yapılan aramaları ve baskınları kınıyoruz.” dedi.

GÖP Dönem Başkanı İpekçi yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti: “Bu uygulamalar, basın ve ifade özgürlüğünün açıkça ihlali anlamına gelmektedir. Gazeteciler üzerindeki baskıların giderek artmasından duyduğumuz endişeler artık tahammül edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Halen cezaevlerinde 61 gazeteci tutuklu ve hükümlü olarak bulunmaktadır. 2009 yılının başından bu yana, bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen ya da gözaltına alındıktan sonra tutuklu olarak yargılanması süren 31 gazeteci daha bulunmaktadır. Ayrıca yargılandıkları davalarda haklarında para ya da hapis cezası verilmiş olmakla birlikte cezanın infazı 5 yıl süreyle ertelenmiş olan ya da mahkeme kararı temyiz edildiği için haklarında verilmiş olan cezalar henüz kesinleşmemiş olan 39 gazeteci daha vardır. Bütün bu nedenlerle, gerek gözaltında olan gerekse cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan, yargılanan ve haklarında soruşturma açılan tüm meslektaşlarımızla dayanışmamızı göstermek, gazeteciler üzerindeki baskıları protesto etmek amacıyla 4 Mart 2011 Cuma günü saat 12.00'de Taksim Meydanı'nda bir basın açıklaması yapılacaktır. Tüm meslektaşlarımızın katılımını bekliyoruz.” (5 Mart 2011)

*

GÖP: “Cezaevinde gazeteci kalmasın”

Meslektaşlarının Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınmasını protesto eden binlerce gazeteci, İstanbul’da ‘gazetecilere özgürlük’ diye haykırdı. Ankara'da ise ağızlarında siyah bantlarla Adalet Bakanlığına yürüyen gazeteciler, kalem kırdı.

Ergenekon soruşturması kapsamında önceki gün gözaltına alınan 9 gazeteci için binlerce kişi İstanbul Taksim’de bir araya gelerek, ‘gazetecilere özgürlük’ diye haykırdı. TGC’nin de içinde yer aldığı, 85 basın meslek örgütünün oluşturduğu, Gazetecilere Özgürlük Platformu öncülüğünde çok sayıda gazeteci, dün Taksim Meydanı’nda toplandı

Gözaltına alınan gazeteciler için Galatasaray Lisesi’nin önüne kadar sloganlar eşliğinde yürüyen grup, yürüyüş sırasında ‘özgür basın herkese lazım’, ‘cezaevinde gazeteci istemiyoruz’, ‘sansüre baskıya, baskına hayır’, ‘4 bin gazeteci soruşturuluyor’, ‘gazetecilere özgürlük’ dövizleri taşıdı

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, gazetecilere yapılan tehditleri ve tutuklamaları gözaltına alınmaları kınamak için toplandıklarını söyledi. Olcayto, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gazeteciler halkın bilgi edinme hakkını sağlayan ve bu uğurda çaba harcayan bireylerdir. Gazetecilere yönelik bu tür baskıların demokrasilerde yeri yoktur. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Gücümüz yettiği kadar da anlatma çabamızı sürdüreceğiz”

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC’nin de içinde yer aldığı GÖP’ün, önemli bir eylem gerçekleştirdiğini söyleyerek, “Hem basın açıklaması hem de 85 meslek örgütünün desteğiyle önemli bir yürüyüş oldu. Hükümete bu sesin ulaşmasını diliyoruz. Hem cezaevindeki gazetecilerin serbest bırakılması, hem de yasalarda değişmesini istediğimiz maddeler ile ilgili düzenlemelerin yapılmasını talep edeceğiz. Eylemler, hükümet pozitif adım atmadığı sürece düzenli olarak devam edecek.”

TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, “Halkı gerçekleri anlatmak için nihayet gazeteciler sokağa çıktılar” dedi ve ekledi: “Gazetecileri susturmak istiyorlar. Halkın gerçekleri öğrenmesinden korkuyor egemen güçler. Ama bunda başarıya ulaşamayacaklar. Nedim Şeneri Ahmet Şık’ı, içeri aldılar ama onların devamı gelecektir. Uğur Mumcu’yu öldürdüler ama yine Uğur Mumcular geldi. Özgür bağımsız halkın hizmetinde olan gazeteciler geldi. Halka gerçekleri anlatmaya devam edecekler.”

Gazetecilere Özgürlük Platformu adına dönem başkanı ve aynı zamanda Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi Galatasaray Meydanı’nda bir basın açıklaması yaparak, “Bazı bakanların ileri sürdüğü gibi Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü ABD ile kıyaslanamayacak kadar ileri düzeyde olsaydı eğer, 85 meslek örgütü bir araya gelerek, Gazetecilere Özgürlük Platformu kurma ihtiyacı duymazlardı’’ dedi.

Bugün itibariyle 54’ü tutuklu, 7’si hükümlü toplam 61 gazetecinin cezaevlerinde olduğunun altını çizen İpekçi, ‘’2009 yılının başından bugüne kadar, halen cezaevinde bulunan gazetecilerle birlikte toplam 88 gazeteci cezaevi koşullarını gördü. Buna dün gözaltına alınan 9 gazeteci dahil değildir. Bu uygulamalar, basın ve ifade özgürlüğünün açıkça ihlali anlamına gelmektedir’’ diye konuştu.

Gazeteciler üzerinde yaratılan baskı, korku ve sindirme ortamını ortadan kaldıracak köklü değişiklikler talep ettiklerini söyleyen İpekçi, ‘’Bu beklentilerimiz karşılanana kadar, halkın haber alma hakkı için görevimizi en iyi biçimde yerine getirmekten vazgeçmeyeceğimizi, susmayacağımızı, korkmadığımızı bir kez daha ilan ediyoruz’’ diyerek sözlerine son verdi.

Çok sayıda gazetecinin yürüdüğü eylemde TGC Başkanı Orhan Erinç, Başkan Vekili Turgay Olcayto, Başkan Yardımcısı Vahap Munyar, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özdemir, Recep Yaşar, Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, TGS Genel Başkanı ve GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, TGF ve İGC Başkanı Atilla Sertel, Karikatürist Semih Poroy, Hürriyet gazetesi yazarları Tufan Türenç, Oktay Ekşi, Cumhuriyet gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya, Radikal gazetesi yazarı Haluk Şahin katılanlar arasındaydı. (5 Mart 2011)

*

IPI, AGİT, AB Komisyonu gözaltılara tepki gösterdi

Türkiye’de gazetecilerin gözaltına alınmasına yurt dışından tepkilerde sürüyor, IPI, AGİT, AB Komisyonu gazetecilerin koşulsuz serbest bırakılmasını istedi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) medya sorumlusu Dunja Mijatovic, ''Türk makamlarını, gazetecileri yıldırma ve tehdit etmeye son vermeye çağırdığını'' bildirdi.

Merkezi Viyana'da bulunan teşkilatın medya sorumlusu Dunja Mijatovic, yayınladığı açıklamada, "Türk makamlarını, gazetecileri yıldırma ve tehdit etmeye son vermeye çağırdığını" belirterek, gözaltına alınan gazetecilerin "derhal ve koşulsuz" serbest bırakılmalarını istedi.

Yine merkezi Viyana'da bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Direktörü Alison Bethel McKenzie de yayınladığı açıklamada, gözaltındaki gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi.

IPI Direktörü, açıklamasında "Hiçbir gazeteci, kritik görüş açılarından ifadesi anlaşılabilen çalışması için tutuklanmaya, gözaltına alınmaya, hakkında dava açılmaya veya bezdirme ve yıldırmaya maruz kalmamalı" dedi.

AB Komisyonu, "Gözaltına alınan Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer isimlerle birlikte geçen hafta Odatv yöneticileri Soner Yalçın, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan'ın tutuklanmaları dahil gazetecilere yönelik son polis uygulamalarını endişeyle izlediğini" bildirdi.

AB Komisyonunun genişleme ve komşuluk politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle, yaptığı yazılı açıklamada, AB Komisyonu'nun ilerleme raporlarında, gazetecileri hedef alan çok sayıda davanın ve nüfuz kullanılarak medyaya uygulanan baskının fiiliyatta basın özgürlüğüne zarar verdiğine dikkat çekildiğini hatırlattı.

Türkiye'deki mevzuatın, ifade özgürlüğünü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararlarına uygun şekilde güvence altına almadığını belirten Füle, "Tüm modern demokrasilerde ifade ve basın özgürlüğü muhafaza edilmesi gereken temel prensiplerdir. Aday ülke olarak Türkiye'nin bu temel prensipleri uygulamasını ve kamuoyunda çoğulcu ve farklı tartışmalara imkan sağlamasını umuyoruz. Türkiye'nin acilen basın özgürlüğünün icrasını kayda değer şekilde iyileştirmek için yasal çerçeveyi değiştirmesine ihtiyaç duyulmaktadır" dedi. (6 Mart 2011)

*

Yazar Beşikçi, 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı

''Çağımızda Hukuk ve Toplum'' adlı dergide yayımlanan bir yazıdan dolayı ''terör örgütü propagandası yapmak'' suçundan yargılanan yazar İsmail Beşikçi, 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuksuz sanıklar İsmail Beşikçi ile derginin Yazı İşleri Müdürü Zeycan Balcı Şimşek katıldı. Duruşmada kararını açıklayan mahkeme heyeti, Beşikçi'yi ''terör örgütü propagandasını yapmak'' suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum etti. Mahkeme heyeti, Zeycan Balcı Şimşek'i de aynı suçlamaya ilişkin olarak 16 bin 660 TL para cezasına çarptırdı.

Davanın 12 Kasım 2010 tarihindeki duruşmasında İstanbul Cumhuriyet Savcısı Celal Kara tarafından mahkemeye sunulan esas hakkındaki mütalaada, sanık Zeycan Balcı Şimşek'in sorumlu yazı işleri müdürü olduğu, ''Çağımızda Hukuk ve Toplum'' adlı derginin, Kış-2010 tarihli sayısının 5 ve 12. sayfalarında yer alan sanık İsmail Beşikçi'ye ait ''Ulusların kendi geleceğini tayin hakkı ve Kürtler'' başlıklı bir yazı yayımlandığı ve yazıda Türkiye'nin güneydoğusunun da yer aldığı coğrafyanın ''Kürdistan'' olarak nitelenmesi suretiyle PKK terör örgütünün propagandasının yapıldığı iddia edilmişti.

Yazıda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yapmış olduğu operasyonların gayrimeşru, PKK terör örgütünün mensuplarınca gerçekleştirilen eylemlerin ise meşru bir direniş olarak gösterilmeye çalışıldığı belirtilen mütalaada, sanıklar Beşikçi ve Şimşek'in, Terörle Mücadele Yasası'nın 7. maddesinin 2. bendi uyarınca, ''terör örgütünün propagandasını yapmak'' suçundan 1,5 ile 7,5'ar yıl arasında hapisle cezalandırılmaları istenmişti. (6 Mart 2011)

*

TGC: Gazetecilere kelepçe takılmamalı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gerçekleşen gözaltılarla ilgili gazetecilere kelepçe takılmaması gerektiğini belirtti.

TGC Başkanı Orhan Erinç, cezaevlerinde tutuklu bulunan 61 gazetecinin serbest bırakılmasını, 2 bin gazeteci hakkında sürdürülen yargılamaya ve 4 bin gazeteci hakkında sürdürülen soruşturmaya son verilmesini istedi. Erinç, Odatv Genel Koordinatörü Doğan Yurdakul, Ankara Temsilcisi Mümtaz İdil ve Coşkun Musluk'a kelepçe takılmasının gazeteci düşmanlığının bir başka göstergesi olduğunu savundu.

Erinç, “Silivri davalarının ilk dalgasında gözaltına alınan bir meslektaşımıza uygulanan ve onur kırıcı olan kelepçe takılması olayını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu olarak kınamış ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ı göreve çağırmıştık. Bakan Atalay da önce uygulamanın yanlış olduğunu vurgulayan bir açıklama yapmış, ardından da bir genelge yayınlamıştı” dedi.

Erinç, açıklamasında şunları ifade etti: “Şayet İçişleri Bakanı Atalay, gazetecilere kelepçe takılmamasını emreden genelgesinin yayınlanmasının ardından, 'Ben böyle bir genelge yayınlamak zorunda kaldım. Siz ciddiye almayın' demediyse bu durum daha da vahimdir. Gazetecilere kelepçe takılmamalıdır. İçişleri Bakanını daha önce yayınladığı genelgeye sahip çıkmaya çağırıyoruz.'' (7 Mart 2011)

*

Şener ve Şık tutuklandı

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık, tutuklandı. Meslektaşları, Beşiktaş Adliyesi önünde oturma eylemi yaparak yolu trafiğe kapattı.

İstanbul Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından sorgulandıktan sonra tutuklanmaları istemiyle İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilen Şener ve Şık'ın işlemleri tamamlandı. Mahkeme tarafından tutuklanan gazeteciler Şık ve Şener, Metris Cezaevine gönderildi.

Nedim Şener ve Ahmet Şık ile birlikte adliyeye sevk edilen polis memuru Aydın Bıyıklı ve yazar İklim Bayraktar, savcılık sorgularının ardından serbest bırakıldı. ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra savcılıktan serbest kalan yazar İklim Bayraktar Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi çıkışında gazetecilere, adaletin yerini bulduğunu söyledi. (7 Mart 2011)

 

*

GÖP'ten tutuklu gazeteci eşlerine destek ziyareti

25 ulusal, 60 yerel gazetecilik meslek örgütü olmak üzere 85 gazetecilik meslek örgütünü temsil eden Gazetecilere Özgürlük Plaftormu Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın eşlerini dün ziyaret etti. Cezaevlerinde tutuklu 63 gazetecinin serbest bırakılmasını, 2 bin gazeteci hakkında sürdürülen yargılamanın bir an önce sonuçlandırılmasını, 4 bin gazeteci hakkında sürdürülen soruşturmaya da son verilmesini isteyen GÖP temsilcileri, Nedim Şener'in eşi Vecide Şener ile Ahmet Şık'ın eşi Yonca Şık'ı ziyaret etti. Ziyarete Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adına Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sayman Gülseren Güver katıldı. (7 Mart 2011)

*

Adliye önünde eylem

Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmasını protesto eden meslektaşları, Beşiktaş Adliyesi önünde oturma eylemi yaparak yolu trafiğe kapattı.

Gazeteciler, Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın sorguları süresince Beşiktaş Adliyesi önünde sabaha kadar bekleyerek meslektaşlarına destek verdiler. Meslektaşları, Şener ve Şık'ın adliyeden tutuklanarak Çevik Kuvvet ekipleri eşliğinde çıkışı sırasında sloganlar attı.

Metris Cezaevi’ne meslektaşlarını götüren aracın ayrılmasının ardından gazeteciler yola oturarak, Çırağan Caddesi'ni trafiğe kapattı. Adliyedeki olayı izlemekle görevli gazeteciler de ellerindeki fotoğraf makineleri ve kameralarını bırakarak bir süre eyleme destek verdi.

Öte yandan Uluslararası Basın Enstitüsü Direktörü Alison Bethel McKenzie, son gazeteci tutuklamalarının son derece kaygı verici olduğunu belirterek, yetkilileri, çalışmalarından dolayı hapse konulmuş tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yaptı. McKenzie, polisin aralarında IPI Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı unvanı taşıyan Nedim Şener’in de bulunduğu çok sayıda gazeteciyi gözaltına almasından büyük kaygı duyduğunu bildirdi.

McKenzie konuya ilişkin açıklamasında, “Aralarında Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Dünya Basın Özgürlük Kahramanı unvanı verdiği Nedim Şener’in de bulunduğu diğer gazetecilerin gözaltına alınması haberlerinden son derece kaygı duyuyoruz. Hiçbir gazeteci mesleklerini eleştirel görüşün ifade edilmesi dahil yerine getirdikleri için, tutuklama, saldırı, hapis ya da başka herhangi bir baskı ya da tehditle karşılaşmamalıdır. Yetkililere gazetecilik çalışmalarından dolayı hapse konulmuş tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Gelişen, çoğulcu, eleştirel basın her sağlıklı demokrasi için esastır” dedi.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) internet sitesinde uluslararası haber ajanslarının 11 gözaltıyla ilgili haber ve değerlendirmelerine yer verirken Ergenekon iddialarını özetledi ve son gözaltıların Odatv baskınında ele geçirildiği öne sürülen ek belgeler üzerine meydana geldiğini belirtti.

Odatv’nin Ergenekon ile ilgili bir polis araştırmasını eleştiren videoyu izleyicilerine sunmasından sonra basıldığını, avukat ve gazetecilerin suç olduğu iddia edilen belgelerin bilgisayarlara hackerler tarafından yerleştirildiğini savunduğunu belirten IPI, “Nedim Şener Milliyet gazetesinde çalışan bir yazar ve araştırmacı gazeteci. IPI geçen yıl kendisine Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink’in 2007’deki katli konusunda yazdığı bir kitaptan dolayı emniyet güçleri tarafından suçlanması nedeniyle Dünya Basın Özgürlük Kahramanı unvanı verdi” dedi. (7 Mart 2011)

*

Dünya basını: Türk gazeteciler ayaklandı

Basın mensuplarının önceki gün yaptığı 85 meslek örgütünün desteğiyle Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) düzenlediği yürüyüşe yabancı gazeteler geniş yer verdi.

Ergenekon soruşturması kapsamında çok sayıda gazetecinin gözaltına alınmasının ardından basın mensuplarının İstanbul ve Ankara'da düzenledikleri yürüyüş, dünyada geniş yankı buldu. Yabancı gazeteler, haberlerinde yürüyüşe geniş yer verirken, özellikle Türkiye'deki basın özgürlüğünün giderek kaygı yarattığına dikkat çekildi. New York Times Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin, şu anda 61 gazetecinin hapiste olduğunu ifade eden haberlere yer verdi.

Basın mensuplarının önceki gün yaptığı 85 meslek örgütünün desteğiyle Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) düzenlediği yürüyüşe yabancı gazeteler geniş yer verdi.

Ergenekon soruşturması kapsamında çok sayıda gazetecinin gözaltına alınmasının ardından basın mensuplarının İstanbul ve Ankara'da düzenledikleri yürüyüş, dünyada geniş yankı buldu.

Yabancı gazeteler, haberlerinde yürüyüşe geniş yer verirken, özellikle Türkiye'deki basın özgürlüğünün giderek kaygı yarattığına dikkat çekildi. New York Times, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin, şu anda 61 gazetecinin hapiste olduğunu ifade eden haberlere yer verdi.

NEW YORK TIMES: BİNLERCE KİŞİ PROTESTO ETTİ

Ankara ve İstanbul'da toplanan ve çoğunluğunu basın mensuplarının oluşturduğu protestocular, Türk gazetecilerinin üzerine kurulan baskının sona ermesini isterken, hükümeti sıkça eleştiren Milliyet muhabiri Nedim Şener ve insan hakları ihlalleri ile Türk devleti içerisinde yasadışı faaliyet gösteren İslami örgütlenmeler hakkındaki haberleriyle tanınan Ahmet Şık'a destek sloganları attı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, şu anda 61 gazetecinin hapiste olduğunu ifade ediyor. Paris merkezli Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün "dünya basın özgürlüğü endeksinde" Türkiye 178 ülkenin arasında 138'inci sırada.

AFP: ERGENEKON'UN GÜVENİRLİLİĞİ AZALDI

Gazeteciler, tartışmalı darbe soruşturmasında başka meslektaşlarının da gözaltına alınması üzerine Cuma günü sokaklara döküldü. Son gözaltılar, AB üyeliği kovalayan ülkede basın özgürlüğü meselesini gündeme getirdi. Soruşturmaya başından bu yana güçlü destek veren Taraf gazetesi bile soruşturmacıların gerçek niyetini sorgulamaya başladı. Bazı gizli silahların bulunmasına yol açan soruşturma, ilk başlarda büyük bir başarı olarak değerlendirilmişti. Ancak polisin AKP'ye muhalif aydınları gözaltına almaya başlamasıyla soruşturmanın güvenirliliği de azaldı. Bazı şüpheliler, polisi kanıt uydurmakla suçluyor.

DEUTSCHE WELLE: ULUSLARARASI ÖRGÜTLERDEN ELEŞTİRİ

Gazetecilerin gözaltına alınması İstanbul ve başkent Ankara'da binlerce kişi tarafından protesto edildi.

Gazetecilerin yanı sıra sendika ve siyasi parti temsilcileri ve bağımsız aktivistler de protestoya destek verdi. Protestocuların talebi, Türkiye'de basın özgürlüğünün artırılması yönündeydi. Avrupa Komisyonu'nun yanı sıra Sınır Tanımayan Gazeteciler ve Uluslararası Basın Enstitüsü gibi örgütler de son gözaltıları eleştirdi. Hükümet ise eleştiriler karşısında kendini, soruşturmanın bağımsız yargı tarafından yürütüldüğünü söyleyerek savunuyor.

HAARETZ: TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ TARTIŞILIYOR

Türk gazeteciler, Avrupa Komisyonu'nun demokrasi uyarısı yapmasına neden olan gözaltıları protesto etti.

Söz konusu davalarda, ordu mensuplarından akademisyenlere ve siyasilere yüzlerce kişi yargılanıyor. Bu süreç, laikler ile Erdoğan'ın AKP'si arasındaki derin güven uçurumunu ortaya koyuyor. Muhalifler, AKP'nin İslamcı eğilimleri olduğunu söyleyerek, Ergenekon soruşturmasının hükümet karşıtlarını hedef aldığını ifade ediyor. Ancak Erdoğan, soruşturmanın hükümetiyle hiçbir ilgisi olmadığını belirtiyor.

DER STANDARD: ERGENEKON'U ORTAYA ÇIKARAN GAZETECİLER BİLE GÖZALTINDA

Türkiye'de Ergenekon soruşturması kapsamında son olarak 10 gazeteci ve yazarın gözaltına alınması büyük protestoların düzenlenmesine yol açtı. Taksim Meydanı'nda toplanan 1,000'i aşkın kişi aralarında bazı darbe planlarını ortaya çıkaranların da bulunduğu gözaltındaki gazetecilerin serbest bırakılmasını talep etti. Şu anda Türkiye'de onlarca gazeteciye yönelik yargı süreci bulunuyor. Basın örgütleri, açılan davaların ve soruşturmaların siyasi nitelik taşıdığı görüşünde.

LE MONDE: FRANSA SON GÖZALTILARDAN KAYGILI

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'de muhalif gazetecilerin gözaltına alınmasından duyduğu "kaygıyı" dile getirerek, serbest bırakılmalarını istedi. Fransa ayrıca basın özgürlüğüne yönelik ihlallerin Ankara'nın AB sürecine zarar verdiğini hatırlattı. Bakanlık'tan yapılan açıklamada, "Avrupa Komisyonu da son ilerleme raporunda Türkiye'de basın özgürlüğüne yönelik bazı saldırılara dikkat çekmiştir" denildi. (7 Mart 2011)

*

GÖP hükümeti sorumluluğa davet etti

26’sı ulusal, 60’ı yerel düzeyde faaliyet gösteren 86 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), son tutuklamalarla cezaevlerindeki gazeteci sayısının 68’e yükseldiğini bildirdi. Bugün İstanbul’da toplanacak olan meslek örgütleri yeni etkinlik takvimini belirleyecek.

GÖP, Dünya Emekçi Kadınlar haftası dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, cezaevlerindeki kadın gazetecilerin sayısının 10’a yükseldiğine dikkat çekti. İstanbul ve Ankara’da 4 Mart’ta iki önemli yürüyüş yapıldığı ifade edilen GÖP açıklamasında, bugün İstanbul’da yeniden toplanacağı belirtilerek, “Cezaevinde tutuklu gazeteci kalmayıncaya ve basın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılıncaya kadar” eylemlerin süreceği bildirildi.

Yargının vereceği kararları saygıyla karşılamaya, yargılamanın sonuçlarını sabırla beklemeye devam edeceğimiz kuşkusuzdur” vurgusu yapılan GÖP açıklamasında, Başbakan ve hükümet sorumluluklarını hatırlamaya davet edildi. Ayrıca GÖP, basın ve ifade özgürlüğünü tehdit eden tüm yasal düzenlemelerle ilgili köklü değişikliklerin acilen yapılması için hükümetin yükümlülüklerini yerine getirmesini de istedi.

Gazetecilere yönelik tutuklamalardan sonra GÖP tarafından yapılan açıklama şöyle:

“3 Mart 2011 tarihinde, 8’i gazeteci ve yazar, 11 kişinin evlerinde, işyerlerinde ve arabalarında hukukun temel ilkeleri yok edilerek yapılan “genel aramanın” ardından gözaltına alınan gazetecilerden Mümtaz İdil sağlık nedeniyle hastaneye sevk edilirken, Ahmet Şık, Nedim Şener ve İklim Bayraktar, 5 Mart cumartesi günü öğleden sonra; gazeteciler Doğan Yurdakul ve Müyesser Yıldız, gazeteci-yazarlar Yalçın Küçük ve Sait Çakır ile yazar-araştırma görevlisi Coşkun Musluk 6 Mart Pazar günü sabah saatlerinde ifadeleri alınmak üzere Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildiler.

Gazeteci İklim Bayraktar, Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılırken, Ahmet Şık ve Nedim Şener, gece yarısına kadar süren sorgulamanın ardından tutuklanmaları istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildiler. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki işlemleri sabaha kadar devam eden Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarına karar verildi. Ahmet Şık ve Nedim Şener, Metris Cezaevi’ne konuldu.

Doğan Yurdakul, Müyesser Yıldız, Yalçın Küçük, Sait Çakır ve Coşkun Musluk da savcılık ifadelerinden sonra sevk edildikleri nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Pazar günü gece yarısı tutuklanarak Metris Cezaevi’ne götürüldüler.

Bu tutuklamalarla cezaevlerindeki gazeteci sayısının 68’e, kadın gazeteci sayısının ise 10’a yükselmesinin yüreklerimizdeki yarayı yedi kez daha kanatmasına, içimizde duyduğumuz dayanılmaz acılara, gazetecilere yönelik bu haksız uygulamaların beyinlerimizde yarattığı yoğun isyan fırtınasına rağmen; Kuzey Afrika şeridindeki halklardan çok daha ileri düzeyde demokratik hak arama yollarımızın varlığının bilinci içerisinde; yargının vereceği kararları saygıyla karşılamaya, yargılamanın sonuçlarını sabırla beklemeye devam edeceğimiz kuşkusuzdur.

Ancak 2005 yılında Türk Ceza Kanunu ile birlikte ceza muhakemesi kanunlarında, 2006 yılında ise Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişikliklerle oluşturulan altyapının, uygulamadan kaynaklanan sorunlarla da birleşerek, bugün gazeteciler ve aydınlar üzerindeki baskı ve korku ortamının artık dayanılmaz boyutlara ulaşmasındaki tüm sorumluluk mevcut siyasi iktidara aittir.

Bu nedenle, Sayın Başbakanın, 4 Mart tarihinde demokratik tepkilerini ortaya koyan gazetecileri “sorumlu davranmaya davet etmesini” reddediyoruz.

Gazeteciler ve onların örgütleri, bu zamana kadar hep soğukkanlılıkla hareket etmiş ve meşru zeminlerin dışına asla taşmamışlardır; bundan sonra da bu anlayışlarında bir değişiklik olmayacaktır.

Bununla birlikte, meslek örgütleri olarak, bizler, hükümeti kendi “sorumluluklarını” hatırlamaya, basın ve ifade özgürlüğünü tehdit eden tüm yasal düzenlemelerle ilgili köklü değişiklerin acilen yapılması için üzerine düşen “yükümlülükleri” yerine getirmeye çağırıyoruz. Sorunun çözümünün, bu yöndeki zihniyet değişikliğinden geçtiğine inanıyoruz.

İstanbul ve Ankara’da 4 Mart protesto yürüyüşlerini gerçekleştiren Gazetecilere Özgürlük Platformu, bugün, Dönem Başkanlığını yürüten Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Merkezi’nde toplanarak, gelişmeleri değerlendirecek ve yeni etkinliklerle ilgili programını belirleyecektir.” (8 Mart 2011)

*

Gazeteci Çetin Emeç mezarı başında anıldı

Gazeteci Çetin Emeç’in öldürülüşünün ardından 21 yıl geçtiğini hatırlatan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, “Emeç’in niye öldürüldüğü, kimlerin öldürdüğünü ne yazık ki bilemiyoruz” dedi.

Uğradığı silahlı saldırı sonucu 21 yıl önce hayatını kaybeden Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri başında anıldı. Anma törenine Emeç ailesinin yanı sıra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Enis Berberoğlu, Uğur Dündar, Doğan Hızlan, Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu Uğur, İnan Kıraç ile bazı sivil toplum örgütleri üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı

TGC Başkanı Orhan Erinç, “Emeç’in niye öldürüldüğü, kimlerin öldürdüğü ne yazık ki bilemiyoruz” dedi. “Bu sadece Emeç’e özgü bir durum da değil” diyen Erinç, “Öldürülen gazeteciler ile ilgili soruşturmaların belirli bir yere kadar gidiyor olması, bazen tetikçilerinin yakalanması, ama tetikçilerin ardındaki güçlerin belirlenmesine çaba gösterilmemesi, gazetecilerin içinde bir ukde olarak kalmaya devam ediyor” dedi.

Erinç söylerini şöyle sürdürdü: “Çetin Bey, gazeteciliği bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş ve uygulamış ülkemizin önemli gazetecilerinden biriydi. Bugün kendisini mezarı başında saygı, sevgi ve özlemle andık.”

Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasını da değerlendiren Erinç, “Biz hem TGC olarak hem birlikte olduğumuz meslek kuruluşlarının oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) olarak meslektaşlarımızın gazetecilik faaliyetleri nedeniyle terörist suçlamasıyla karşı karşıya bırakıldıklarını düşünüyoruz. Çünkü gazetelere, medyaya yansıyan sorgulama sorularıda zaten bu görüşümüzü güçlendirmekte. Geldiğimiz nokta, gazeteciliğin özellikle de araştırmacı gazeteciliğin suç sayılan bir iş haline dönüştürülmekte oluşudur” dedi.

“Gazeteciler için en önemli iki konudan birincisi, telefon defterlerinin kalınlığı, ikincisi de özel arşivlerinin zenginliğidir” diye konuşan Erinç, sözlerini şöyle bitirdi: “Gazeteciler, bu özellikleriyle başarılı olabilirler. Ancak geldiğimiz noktada bu özellikler artık bir suç unsuru sayılmaya başlandığı için araştırmacı gazeteciliğin de önünün kesilmekte olduğunu görmek meslek mensupları için üzücü bir gelişme oluşturuyor”

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu, Çetin Emeç'in ölümünün 21. yıl dönümünde bir kez daha kabri başında toplandıklarını belirterek, ''Onun huzurunda bir kere daha kendimizle yüzleşeceğiz, bir kere daha bir bilanço çıkaracağız, hesap vereceğiz'' dedi.

Daha iyi bir bilanço ile Emeç'in mezarı başına gelmiş olmayı dilediğini ifade eden Berberoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Çünkü malum, her anne baba bilir ki, çocukları onlardan daha iyi yetişsin diye yaşamak esastır. Yetinmek, bir anne babanın lügatinde eksik bir kavramdır. Aynı şekilde her usta, çırağı kendisini geçsin ister. Ama bugün Çetin beyin huzurunda şunu söyleyemiyoruz; bu meslek, 21 yıl öncesine göre daha iyi yapılıyor diyemiyoruz. Daha serbest, daha özgür, daha onurlu yapılıyor diyemiyoruz. 21 yıldır bununla uğraşan bir kardeşinizim. Ama ne yazık ki, bu bilançoyu Çetin Emeç'in huzurunda gönül rahatlığıyla bir sonraki kuşağa bırakamıyorum. Gelecek sene bu kabirde buluştuğumuzda, Çetin beye daha iyi bir bilanço sunalım istiyorum.''

Gazeteci Uğur Dündar da Çetin Emeç'in tanıdığı en yürekli, meslek ilkelerine sıkı sıkıya bağlı, halkın gerçekleri öğrenme hakkı yolunda çalışırken hiç bir engel tanımayan, güç odaklarının örtbas etmeye çalıştığı gerçekleri, ısrarla halkın bilgilenme hakkı doğrultusunda göstermeyi amaçlayan ve bu nedenle hain teröristlerin hedefi haline gelmiş çok değerli bir Cumhuriyet aydını olduğunu dile getirdi.

Emeç'in Atatürk ilkelerine ve Cumhuriyetin değerlerine yürekten bağlı olduğunu belirten Dündar, ''Zaten kendisini şehit eden tetikçilerin daha sonra İran'da eğitim aldıkları ve o dönemde İran'ın rejim ihracına yönelik gayretlerinin önünde en büyük engellerden biri olarak gazetecileri ve başta da Çetin beyi gördükleri gerçeği ortaya çıkmıştı. Tetikçiler yakalandılar, cezaevine atıldılar ama ne yazık ki, bizim devletimiz bu tetikçileri yönlendirenlerden bu güne kadar hesap sormuş değil'' diye konuştu.

Basın özgürlüğü konusunda gelinen noktanın içler acısı olduğunu vurgulayan Dündar, ''Çok değerli arkadaşlarımız Nedim Şener ve Ahmet Şık tutuklandılar. Sayın İçişleri Bakanımız, ülkemizde basın özgürlüğünün Amerika'dan daha önde olduğunu söylüyor. Dileğimiz, bir gün hakikaten Türkiye'nin Amerika'dan önde gelen bir basın özgürlüğüne sahip olması, bunun bir ironi olarak kalmaması'' dedi.

Çetin Emeç'in oğlu Mehmet Emeç de Türkiye'de terör ve faili meçhul cinayetlerin asıl hedefinin aileler veya kişiler değil, toplumun bütünlüğü ve hürriyeti olduğunu söyledi.

Cevapları araması gerekenin bu nedenle toplum olduğunu ifade eden Emeç, ''Ama buradaki değerler, bizim dinimizin bize gösterdiği hoşgörü ve merhamet çerçevesinde, ulu önderimizin temellerini attığı hak, özgürlük ve demokratik çerçeve içinde olmalıdır. Bu dengeler çok hassas. Ancak vicdan temizliği olursa, bence ekonomik ve sosyal stabilite gelir toplumumuza'' dedi.

Emeç, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü de kutlayarak, kadınların gasp edilen hak ve özgürlüklerinin geri verilmesini temenni ettiğini kaydetti.

Uğur Mumcu'nun kızı Özge Mumcu da Toplumsal Bellek Platformu adına yaptığı açıklamada, Çetin Emeç'in 21 yıl önce bugün, Suadiye'deki evinden çıkıp arabasına bindiği sırada silahlı ve maskeli iki kişinin saldırısı sonucu, şoförü Ali Sinan Ercan ile birlikte öldürüldüğünü, saldırıyı İslami Hareket Ordusu'nun üstlendiğini hatırlattı.

Bu tür cinayetlerin her birinin insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına girmesi gerektiğini belirten Mumcu, ''Uygulamaya geçilmesi için gerekli düzenlemelerin bir an önce yapılmasını bekliyoruz. Bugün pek çoğu zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya kalan davalarımızın adaleti, 'git git varılmayan kıyısız bir deniz' gibi olmamalı'' dedi.

Çetin Emeç cinayetinin, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ifade eden Mumcu, ''Kaleminin çizdiği yolda yaşama hakkı elinden alınan Emeç, toplumda gazeteciliğin ve insaniyetin en yalın temsilcilerindendi'' diye konuştu.

Çetin Emeç'in ilköğretim okulu öğrencisi torunu Selin Birol da dedesi için yazdığı bir yazıyı okudu. Birol, yazısında şunları dile getirdi:

''Galatasaray'ın koridorlarında sevinçle koşardı o. Çünkü önünde upuzun ve güzel bir hayat olduğunu düşünürdü. Ama ne yazık ki, öyle olmadı ve ben onunla tanışamadım. Küçüklüğümde hep geri geleceğini zannederdim ama şimdi artık büyüdüm ve maalesef gerçekleri biliyorum. Annem, babam, dayım, anneannem ve ben hala çok üzgünüz. Çetin dedem çok çalışkan ve akıllı bir insanmış. Gazeteciyken herkes onu çok severmiş. Aynı zamanda çok kibar ve zarif biriymiş. Ben ona dua etmek için dualar öğrendim. Annem bir şarkı yazdı. Bazı akşamlar oturup birlikte o şarkıyı söylüyoruz, ona seni unutamadık, sen hep yanımdasın demek için... Siz de onu unutmayın, onu hep çok sevin. Hatta bazen benim yaptığım gibi ona kocaman bir sevgi bulutu bile gönderebilirsiniz.''

Konuşmaların ardından, Çetin Emeç ve aynı saldırıda hayatını kaybeden şoförü Ali Sinan Ercan için dua edildi. (8 Mart 2011)

*

Gazeteci Mavituna son yolculuğuna uğurlandı

TGC üyesi gazeteci Bülent Atilla Mavituna, Kazlıçeşme Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi gazeteci Bülent Atilla Mavituna, dün Kocamustafapaşa Sümbülefendi Camisinde kılınan öğle namazının ardından Kazlıçeşme Mezarlığı’nda toprağa verildi. TGC Yönetim Kurulu, Bülent Atilla Mavituna’nın ölümü ile yayınladığı mesajda “Bülent Atilla Mavituna’yı sevgi ve saygıyla anarken ailesine ve basın topluluğuna başsağlığı dileriz” dedi Gazetecilik mesleğine Milliyet gazetesinde düzeltmen olarak başlayan Bülent Atilla Mavituna, bir süre Güneş gazetesinde çalıştı. Mesleğini tekrar Milliyet gazetesinde sürdüren Mavituna, evli ve iki çocuk babasıydı. (8 Mart 2011)

*

Avrupa özgür basın isteyecek

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu, bugün Türkiye Raporu ve buna ilişkin karar tasarısını görüşerek oylayacak.

Ergenekon soruşturması kapsamında gazetecilerin tutuklanması bu hafta Avrupa Parlamentosu’nun (AP) gündeminde. Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu, bugün Türkiye Raporu ve buna ilişkin karar tasarısını görüşerek oylayacak. Görüşmelerde Türkiye’de gazetecilerin tutuklanması üzerinde durulması bekleniyor. Türkiye’de ifade ve basın örgütlülüğü alanındaki sorunların büyüdüğü vurgulanan raporda, gazeteciler hakkında çok sayıda dava açılması ve internet sitelerinin kapatılmasına dikkat çekiliyor. Karar tasarısında AP, “Basın özgürlüğü, bazı sansür eylemleri ve internet dahil, Türk medyasında büyüyen oto sansürden kaygı duyuyor ve Türk hükümetini basın özgürlüğü ilkelerini desteklemeye çağırıyor” denildi. (8 Mart 2011)

*

Basına yönelik baskılara protesto

Ankara ve İstanbul'dan sonra İzmir ve Mersin'de de gazeteciler meydanlara indi. Gazeteciler, meslektaşlarının Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmasını ve basına yönelik baskıları protesto için eylem yaptılar.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından organize edilen ve Konak Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Heykeli önünde gerçekleştirilen protesto gösterisine gazeteciler, köşe yazarları, muhabirler, editörler ve mesleğin her kademesindeki çalışanların yanı sıra çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri de katılarak destek verdi.

Eylemde gazeteci Çetin Emeç’in öldürülüşünün 21’nci yılı nedeniyle bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Ellerinde “Özgür Basın Susturulamaz”, “Sansüre, Baskıya, Baskına Hayır”, “Gazetecilere Özgürlük”, “Demokrasi İçin Basın Özgürlüğü” gibi dövizler taşıyan gazeteciler, ağızlarına siyah bant bağladı, kalemlerini kırarak Hasan Tahsin Heykeli önüne bıraktı.

Mersin'de de bir grup gazeteci, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında İstanbul ve Ankara'da meslektaşlarının gözaltına alınmasını protesto etti. Atatürk Parkı'ndaki Uğur Mumcu Anıtı önünde toplanan gazeteciler adına açıklama yapan Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Başkan Yardımcısı ve Mersin Gazeteciler Cemiyeti (MGC) Başkanı Ahmet Ünal, gazetecilere yönelik son gelişmeleri korku ve kuşkuyla izlemekte olduklarını söyledi. Konuşmanın ardından kamera, fotoğraf makinesi ve kalemlerini Uğur Mumcu Anıtı önüne bırakarak Büyükşehir Belediyesi önüne kadar yürüyen gazeteciler, daha sonra dağıldı. (8 Mart 2011)

GÖP, eylem kararı aldı

Türkiye’de medya üzerindeki baskıları bir toplantıyla bütün boyutlarıyla ele alan 26’sı ulusal, 60’ı yerel düzeyde faaliyet gösteren 86 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), eylem kararı aldı

Aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ninde bulunduğu 26’sı ulusal, 60’ı yerel düzeyde faaliyet gösteren 86 meslek örgütünün oluşturduğu GÖP, dün dönem başkanlığını yürüten Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Merkezi’nde toplandı. Meslek örgütleri, özgürlüklerin tüm gazeteciler için esas olduğunu kabul ederken, bunun sadece gazetecilere ayrıcalık olarak değil halkın haber alma özgürlüğünün bir aracı olarak talep ettiklerini açıkladılar.

İlki 13 Mart Pazar günü saat 12’de İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilecek basın açıklaması sonrası tüm illerde eylem yapacaklarını duyuran GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi,GÖP olarak ülkemizdeki medya üzerindeki baskıları değerlendirdik Herkesi ürküten boyutlara ulaşan bir baskıyla karşı karşıya olduğumuz konusunda hemfikiriz. Bu baskının gerek yasalardan gerek uygulamadan kaynaklandığını inanıyoruz” dedi.

GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “GÖP olarak Türk Ceza Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda iletişim ile ilgili telefon dinlemelerine dayanak oluşturan maddelerde mutlak suretle düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu çerçevede Türk Ceza Kanunu’nun gizliliğe ihlali, adil yargılamaya etkilemeye teşebbüs, gazetecilik faaliyeti dolayısıyla belge ve bilgi bulundurma dahil olmak üzere basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan tüm maddelerde değişiklik yapılmasını talep ediyoruz. Bu konuda da meslek örgütleriyle mutlak suretle danışılarak bir tasarının ortaya çıkmasını istiyoruz” dedi.

Terörle Mücadele Kanunu’nun özellikle 6. ve 7. maddeleri gazetecilere yönelik olarak kullanıldığını belirten İpekçi, şunları söyledi:

“Cezaevindeki gazeteciler, ağırlıklı olarak Terörle Mücadele Kanunu’ndan dolayı suçlanıyorlar. Gerek terör örgütü propagandası gerekse terörle mücadele edenlere hedef gösterme maddeleri, gazetecileri suçlamak açısından genellikle kullanılan maddeler. Bu maddelerde mutlaka değişiklik yapılmasını talep ediyoruz. Ayrıca internet sitelerine erişimi engelleyen, blogların kapanmasına sebep olan, maddelerin değiştirilmesini istiyoruz. Gizliliğin ihlaline, haberleşme özgürlüğünün ihlaline sebep olan telefon dinlemelerine olanak sağlayan düzenlemelerin mutlak suretle değiştirilmesini talep ediyoruz”

“Özgürlüklerin tüm gazeteciler için esas olduğunu kabul ediyoruz” diyen İpekçi, “Bunu sadece gazetecilere ayrıcalık olarak değil halkın haber alma özgürlüğünün bir aracı olarak talep ediyoruz. Bu çerçevede GÖP, kurulduğu günden bu yana sürdürdüğü ayrımsız tüm gazeteciler için özgürlük çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Duruşmaların izlenmesi kararı devam ediyor. Yarın(Bugün) Beşiktaş Adliyesi’nde Barış Terkoğlu’nun duruşmasını izleyeceğiz. Sonraki günlerde ise her gazeteden, her medya kuruluşundan gazetecinin duruşmasını takip etme kararındayız. Bununla ilgili olarak meslektaşlarımızdan bize duruşmalarıyla ilgili bilgi aktarımını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Cezaevi ziyaretlerinin gündemlerinde olduğunu söyleyen İpekçi, 68 gazetecinin cezaevinde olduğunu vurgulayarak, “Onların heyetler halinde ziyaret edilmesi önümüzdeki günlerde programlanacak. Cezaevindeki tüm gazetecilerin en kısa sürede özgür bırakılması, ceza usul kanunlarında Terörle Mücadele Kanunu’nda iletişimi engelleyen kanunlarda acilen meslek örgütleriyle danışılarak değişiklik yapılması talebiyle GÖP olarak kamuoyunun dikkatini çekmek, ilgili otoritelerin gündemini oluşturmak, amacıyla önümüzdeki bir haftaya yönelik bir eylem kararımız var” dedi.

İpekçi eylem sürecini şu ifadelerle anlattı: “Bu çerçevede ilk olarak 13 Mart Pazar günü saat 12’de İstanbul’da Galatasaray Meydanında buluşulacak Taksim’de basın açıklamasıyla sonlandırılacak. Etkinliğe katılacak olan tüm meslektaşlarımızın, tutuklu yakınlarının veya destek olmak isteyen yurttaşların GÖP’ün alacağı kararlar çerçevesinde sadece GÖP’ün belirlediği pankart ve dövizler eşliğinde desteklerini göstermelerini diliyoruz. 20 Mart Pazar günü aynı basın açıklaması Ankara’da gerçekleştirilecek. 13 Mart ile 20 Mart arasındaki günlerde bir hafta boyunca yerel düzeyde faaliyet gösteren gazeteci cemiyetleri tarafından her gün farklı illerde olmak üzere basın açıklamaları yapılacak. Yine bu bir haftalık süre içerisinde bütün köşe yazarlarından gazetecilere özgürlük ve yasalarda değişiklik talebini desteklemelerini dayanışmalarını göstermeleri amacıyla kendi aralarında dönüşümlü olarak bir hafta boyunca bir gün ama her güne paylaştırarak köşelerini gazetecilere özgürlük talebine bırakmalarını ve o gün sadece GÖP’ün ortak sloganı olan “özgür basın varsa özgür toplum vardır” ifadesine yer vermelerini kendilerinden bekliyoruz. Bu arada yasa değişikliği ile ilgili taleplerimizi, sorunlarımızı, cezaevindeki gazetecilerin durumlarını, anlatmak amacıyla Sayın Cumhurbaşkanı’ndan, Sayın Başbakan’dan ve Sayın basından sorumlu Devlet Bakanı’ndan da randevu talebinde bulunacağımızı şimdiden duyuruyoruz. 20 Mart’tan sonra GÖP olarak gelişmeleri değerlendireceğiz. 3 Mayıs’ta gazetecilere özgürlük kongresi toplanmasıyla ilgili kararımız devam ediyor. Ulusal ve uluslar arası düzeyde basın meslek örgütleri tarafından geniş katılımlı olarak gerçekleştirilecek. Kongreye hakkında dava, soruşturma açılmış olan bütün meslektaşlarımızı kendi avukatlarıyla birlikte katılmaya davet ediyoruz.” (9 Mart 2011)

*

Gazeteci Şık ve Şener Silivri'ye gönderildi

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteciler Ahmet Şık ile Nedim Şener'in de aralarında bulunduğu 6 kişi Metris Cezaevi’nden Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesine gönderildi

İstanbul Beşiktaş Adliyesi'nde soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından sorgulandıktan sonra tutuklanmaları istemiyle İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilen Yalçın Küçük, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Sait Çakır ve Müyesser Yıldız tutuklandı. Mahkeme tarafından tutuklanan beş sanık önce Metris Cezaevine gönderildi. Geçici olarak Metris Cezaevine konulan gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ile Yalçın Küçük, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk ve Sait Çakır, akşam saatlerinden cezaevi araçlarıyla buradan çıkarıldı. 6 kişi, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesine gönderildi.

Sivas'ta işçi olarak çalışan G.İ.T'nin izinli olarak geldiği Tokat'ta, Ergenekon soruşturması kapsamında polis ekiplerince gözaltına alındı. G.İ.T'nin İstanbul'a gönderildiği öğrenildi.

(9 Mart 2011)

*

“Son tutuklamalar kaygı verici”

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye'de gazetecilere yönelik son tutuklamaların kaygı verici olduğunu belirtti.

Merkezi New York'ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye'de gazetecilere yönelik son tutuklamaların kaygı verici olduğunu belirtti. Örgüt daha önce de çeşitli defalar fikir ve ifade özgürlüğü konusundaki endişelerini kamuoyuyla paylaşmıştı. Örgüt'ün Türkiye raportörü Emma Sinclair-Webb, Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, Türkiye'de hem ceza kanunu hem de terörle mücadele kanunundaki ifade özgürlüğünü kısıtlayan maddelerin yarattığı kaygının altını çizdi. Sinclair-Webb, "Tutuklamaları ve gelişmeleri kaygıyla izliyoruz" dedi.

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanmalarının rahatsız edici bir gelişme olduğunu vurgulayan Emma Sinclair-Webb, 'darbe planlarının değil yargı sistemini eleştiren yazıların hedef alındığı' kaygısını taşıdıklarını söyledi. (9 Mart 2011)

*

TGC Basın Müzesi, kadın sanatçıları ağırlıyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi’nde önceki gün üç kadın sanatçının sergisi açıldı. Sergileri, TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir de gezdi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Müzesi Sanat Galerisi, sanata ve sanatçıya ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Basın Müzesi’nde önceki gün Resim sanatçısı Aysel Bilican’ın “Resim Sergisi”, seramik sanatçısı Yıldız Özdinar Şirvanlıoğlu’nun “Seramik Sergisi” Resim Sanatçısı Zekiye Günay’ın da “Armoni Resim Sergisi” açıldı. Sergileri TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir ve Basın Müzesi Müdürü Saadet Altay ilgiyle gezdi.

Özdemir, sergilerin çok güzel olduğunu ifade ederek, “Modern resimler var. Çok mutlu oldum, yararlandım, haz aldım” dedi.

Basın Müzesi’nde sergi açtığı için çok mutlu olduğunu belirten resim sanatçısı Zekiye Günay ise sanatı halk için yaptığını, insanların anlayabileceği resimleri tercih ettiğini, sergisinin herkese hitap etmesi için çalışmalar yaptığını dile getirdi.

Resim sanatçısı Aysel Bilican da, ikinci sergisini açtığını, özel hocalardan dersler aldığını söyledi. Sanata tezhip ile başladığını, daha sonra resim ağırlık kazandığını belirten Bilican, “İleride ikisini harmanlayıp tek bir sergi açmayı planlıyorum” dedi. Seramik sanatçısı Yıldız Özdinar Şirvanlıoğlu ise, açtığı serginin kendisi için nostalji olduğunu ifade etti. (9 Mart 2011)

*

İpekçi: Gazeteciler tutuksuz yargılanmalı

GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi, yasalarda mutlaka değişiklik yapılması gerektiğini, gazetecilerle ilgili olarak terör örgütü propagandası, terör örgütü üyeliği suçlamasını kabul etmediklerini söyledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de içinde bulunduğu, 26’sı ulusal düzeyde, 65’i yerel düzeyde faaliyet gösteren toplam 91 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) üyeleri, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, ile Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Güray Tekin Öz’ün duruşmasını izledi. Duruşmayı izleyen GÖP üyeleri adliye binasının önünde bir basın açıklaması yaptı.

GÖP’ün Dönem Başkanı Ercan İpekçi unları söyledi: “Hakimlerin, savcıların, polislerin bir araya gelerek bir iftar yemeğinde buluşmalarıyla ilgili fotoğrafı yayınlayan ve bununla ilgili de haber yapan Odatv’den Barış Terkoğlu, Cumhuriyet Gazetesi Yazıişleri Müdürü Güray Öz yargılandılar. Onların duruşmalarını izledik. Arkadaşlarımız savunmalarında tümüyle mesleki bir faaliyeti yerine getirdiklerini ifade ettiler.”

“Biz sadece bugün Barış Terkoğlu’nun, Güray Öz’ün davasını değil, cezaevinde bulunan 68 meslektaşımızın haklarını savunmak için bir mücadele vermeye gayret ediyoruz” diyen İpekçi, şunları ifade etti: “Bizim takip edebildiğimiz 100 dolayında yargılanan gazeteci arkadaşımız var. 39 tane meslektaşımız hakkında verilmiş para cezası var. Bunlar ya 5 yıl süreyle ertelenmiş ya da Yargıtay’da temyizde olduğu için kesinleşmemiş durumda. Toplamda baktığınız zaman 150 gazetecinin yakın vadede hapse girmesi mümkün”

“Bu ortam mevcut kanunlardan kaynaklanıyor” diyen İpekçi, uygulamadan da kaynaklanan sorunların olduğunu belirterek, “Yasalarda mutlaka bir değişikliğin yapılması gerekiyor. Biz gazetecilerle ilgili olarak terör örgütü propagandası, terör örgütü üyeliği suçlamasını da kabul etmiyoruz. Sayın Başbakan dün cezaevlerinde 68 değil 27 gazeteci olduğunu onların da kimisinin adli suçlardan dolayı bulunduğunu, kimisinin de terör örgütü propagandasından dolayı içerde olduğunu gazetecilik faaliyetinden içerde olmadıklarını ifade etti. Bizde tam tersini savunuyoruz” dedi.

İpekçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim takip ettiğimiz davalar, duruşmalar adli suçlarla ilgili değildir. Cinsel suçlamalarla ilgili, hırsızlıklarla ilgili davalar, cinayet suçlamasıyla yargılanan gazeteciler bizim gündemimizde yoktur. Ama gazetecileri suçlarken terörle mücadele, terör örgütü propagandası ya da terörle mücadele eden kamu görevlilerini hedef gösterme ya da terör örgütü üyeliğiyle kolaylıkla suçlarken toplanan bütün deliller de gazetecilik faaliyetleri esas alınır, onlar delil oluşturursa bir gazetecinin gazetecilik faaliyeti dolayısıyla yaptığı telefon görüşmeleri, haber kaynaklarıyla ilişkileri, haber kaynaklarından aldığı bilgi ve belgeler terör örgütü propagandasına kanıt olarak elde bulundurulursa, bu zamana kadar gazeteci sayılan kişinin cezaevine konulduktan sonra basın mensupluğundan ayrılması, basın mensubu olarak görülmemesi içimize sindirmemiz mümkün değil.”

Duruşmayı izleyen GÖP temsilcilerinden TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, "Biz Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak gazetecilerin basın kanunuyla yargılanmasını istiyoruz. Hükümeti her eleştiren haber nedeniyle gazetecinin TCK kapsamında ya da terörle mücadele kapsamında yargılanmasının vatandaşın haber alma, gerçekleri öğrenme hakkına ciddi darbe vurduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’ndan randevu talep ettik. Bu taleplerimizi kendilerine ifade edeceğiz. Gazetecilik ayrıcalıklı bir meslek değildir. Halkın haber alma hakkı adına, gerçekleri öğrenme hakkı adına haber yapar. Gazetecilik ve basın özgürlüğü üzerindeki baskılar nedeniyle platforma üye gazetecilik meslek örgütü sayısı giderek artıyor. Sayı 91 oldu” dedi. (10 Mart 2011)

*

“Kopenhag kriterleri yerine getirilmeli”

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten, "Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğünün yeterince garanti altına alınmadığı hissini taşıyorum” dedi.

AP Türkiye Raportörü Oomen-Ruijten, Ergenekon davası kapsamındaki son gelişmeleri değerlendirirken, "Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğünün yeterince garanti altına alınmadığı hissini taşıdığını" belirtti. Oomen-Ruijten, katılım müzakerelerindeki tıkanıklık konusunda "Türkiye'nin AB'ye katılımı, fasılları açıp kapatmaktan çok daha fazlasını içeriyor. Eğer Türkiye modern ve müreffeh bir ülke olmak istiyorsa, Kopenhag Kriterlerini yerine getirmek zorunda. Bu, demokrasi, hukukun üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı, bireysel hakların, basın özgürlüğünün ve dini özgürlüklerin tanınması demek. Bunlar bence ve AB açısından fasılların açılıp kapanmasından daha önemli" dedi.

Bu reformları hayata geçirmenin Türkiye açısından hem taahhüt, hem de kutuplaşmayı aşmak için faydalı bir anahtar olduğunu belirten Oomen-Ruijten, "Katılım müzakerelerindeki tıkanıklığa gelirsek, örneğin rekabet politikası faslında Türkiye hazır değil. Hala yerine getirmesi gereken yükümlülükleri var. Evet, enerji gibi, hem Türkiye, hem de AB açısından büyük önem taşıyan birçok faslın engellendiğinden haberdarız. Kıbrıs sorununun engel oluşturduğu bir gerçek. O halde Kıbrıs sorununun bir an önce çözülmesi temel önemde" ifadelerini kullandı.

Oomen-Ruijten, bazı AB üyelerinin Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkmasını değerlendirirken, "Ben gerçeklerle ilgilenirim. Gerçek nedir? 2004 yılında katılım müzakerelerinin başlaması kararı alındı. Bu demektir ki Türkiye aday ülke. 2004'ten bugüne kadar üye ülkeler bu katılım sürecini reddeden hiçbir karar almış değil. Başbakanların, hatta cumhurbaşkanlarının seçim kampanyalarında ne söyleyecekleri kendilerine kalmış. Ama (Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas) Sarkozy'nin müzakereleri durdurmak için AB'de oybirliğine ihtiyacı var. Böyle bir durum da söz konusu değil. O halde bence istediğini söylesin" dedi. (10 Mart 2011)

*

Dünya gazetecilere baskıları kınıyor

Gazetecilerin tutuklanması dünya basını tarafından basına yönelik susturma olarak değerlendirildi.

Ergenekon operasyonu kapsamında aralarında Nedim Şener, Ahmet Şık, Doğan Yurdakul’unda bulunduğu gazetecilerin tutuklanması insan hakları örgütleri ve dış basın tarafından basına yönelik susturma olarak değerlendirildi. Batı basını, haberlerinde Türkiye’de basın özgürlüğü konusundaki gerilemeye dikkat çekti. İtalyan Europa gazetesinde yer alan haberde Türkiye’de basın özgürlüğünün tehlikede olduğu vurgulandı.

İngiliz Financial Times gazetesi de Türkiye’deki basın özgürlüğüne ilişkin tartışmaları, “Türkiye, Siyasi Eleştirileri Bastırmakla Suçlanıyor” başlıklı geniş haberinde değerlendirdi.

Haberde Şener’in yakında tutuklanacağı tehditlerini aldığını yazdıktan iki hafta sonra gözaltına alındığına dikkat çekildi. Birçok insanın ilk başta Ergenekon soruşturmasını, Türkiye’nin askeri darbe tarihine son verme aracı olarak görerek desteklediği görüşüne yer verilen haberde “Ancak dört yılı aşkın bir süre devam eden ve davaların sonuçlandırılacağı yönünde hiçbir işaret bulunmayan bir yargı sürecine ilişkin kuşkular büyüyor” denildi. Şener’in “Ergenekon” sanıklarının çoğunun görüşlerini paylaşmadığını, Hrant Dink ile ilgili kitabında polisin soruşturmasının eksikliklerini gözler önüne serdiğini, Şık’in ise “Ergenekon” soruşturmasının başlatılmasına katkıda bulunan gazetecilerden biri olduğuna dikkat çekildikten sonra şu yorum yapıldı: “Ancak her ikisi, hem Erdoğan’ı, hem de üyeleri sık sık hükümete sempati gösteren ve poliste etki sahibi oldukları inanılan, vaiz Fethullah Gülen’in liderliğindeki güçlü dini cemaati eleştiriyordu.”

Haberde “Bazı tabular şimdi hafifledi ama gazeteciler, Erdoğan’ın hükümetini eleştirmenin zorlaştığını söylüyorlar. Halen varlıklarının birçoğunu satma baskısı altındaki Doğan grubuna empoze edilen büyük vergi cezaları, Türk gazetecileri arasında otosansürü teşvik etti” denildi. Financial Times, “Bazıları, orduyu eleştirmek veya komünizmi desteklemek gibi bazı konuların dokunulmaz olduğu, ancak en azından kuralların açık olduğu dönemi nostalji ile hatırlıyorlar” ifadesini kullandı. (10 Mart 2011)

*

AP’den basın, ifade özgürlüğü eleştirisi

Avrupa Parlamentosu (AP) kabul edilen Türkiye kararında Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde atması gereken adımları madde madde sıraladı.

AP, en çarpıcı uyarılarını basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği, yargı ve gösteri özgürlüğü alanlarında yaptı. Taslağın Kopenhag kriterleri başlığı altında yer alan ilk maddesi “İnternet de dahil olmak üzere basın özgürlüğü alanındaki kötüleşme, Türk basınındaki sansür eylemleri ve giderek artan otosansür karşısında kaygı duymaktadır. Türk hükümetini basın özgürlüğü prensiplerine bağlı kalmaya çağırmaktadır” oldu.

AP, “Gazeteci Hrant Dink’in gerçek katilleri ortaya çıkmasın diye devlet içindeki unsurların yarattığı yapay engellerden duyduğu endişeyi” de rapora yansıttı. AP kararında ayrıca demokratik bir toplum için “bağımsız basının” önemi vurgulanırken “yargının basın özgürlüğünü koruma ve güçlendirme rolü oynaması” gerektiğine de dikkat çekildi. Özgür tartışma ortamının garanti altına alındığı yeni bir basın kanunu çıkarılmasının gerekliliği hatırlatıldı. (10 Mart 2011)

*

TGC internet sitesine saldırı kınandı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), resmi internet sitesinin “hacklenmesinin” basın özgürlüğüne tahammülsüzlüğün yeni bir örneği olduğunu belirtti.

TGC’nin internet sitesine saldırı bir açıklamayla kınandı. TGC açıklamasında “Basın özgürlüğüne ve düşünceyi ifade özgürlüğüne tahammülsüzlüğün yeni bir örneğini yaşadık. Bu girişim Türkiye’de cezaevlerinde 68 gazetecinin tutuklu olmasını, gazetecilerle ilgili 2 bin dava ve 4 bin soruşturma açılmasını yok saymanın bir başka biçimidir” denildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Basın özgürlüğü ve gazetecilerle ilgili baskılar konusunda 1946 yılından bu yana çalışan TGC, meslekteki her görüşten tüm gazetecileri kapsayan ve kucaklayan çalışmalarını sürdürmeye kararlıdır. Her türlü tehdit ve hedef gösterme, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni doğru bildiği yoldan döndürmeye yetmeyecektir.” (11 Mart 2011)

*

TGS: Saldırıyı kınıyoruz

Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, TGC’nin internet sitesine saldırıyı kınadıklarını belirtti. İpekçi, “TGC, basın özgürlüğü ve gazetecilerin hakları için, kurulduğu 1946 yılından beri yasal ve meşru zeminlerde mücadelesini sürdüren, Türkiye’nin saygın meslek örgütüdür” dedi.

İpekçi açıklamasını şöyle sürdürdü: “Gazetecilere Özgürlük Platformu üyesi olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin internet sayfasına yönelik saldırıyı (hacklenmesini) kınıyoruz. Ülkemizde özgürlüklerin genişlemesini umut ederken, tam tersine korku ve sindirme ortamının egemen olduğunu görmekten büyük bir endişe duyuyoruz. Ülke yönetiminden sorumlu tüm yetkilileri, basın mensupları ve onların temsilcisi olan meslek örgütleri üzerindeki baskı ve tehditleri sona erdirecek bir yaklaşım içerisinde olmaya ve bu yönde gerekli önlemleri almaya davet ediyoruz.” (11 Mart 2011)

*

Kayhan Küreman’ı kaybettik

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Basın Şeref Kartı ve 2005 Burhan Felek Ödülü sahibi gazeteci-yazar Kayhan Küreman tedavi gördüğü hastanede vefat etti.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Kayhan Küreman'ın ölümüyle ilgili yayınladığı mesajda "çok değerli gazeteci meslektaşımız Kayhan Küreman'ı kaybettik. Küreman'ı sevgi ve saygıyla anarken, ailesine, basın camiasına baş sağlığı diliyoruz" denildi.

Küreman 1926 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek Ticaret Okulu'ndan mezun oldu. Mesleğe 1955 yılında Vakit Gazete'sinde düzeltmen olarak başladı. Yeni Ortam, Tünaydın, Dünya Gazetesi'nde Yazı İşleri Müdürlüğü, TRT'de Haber Redaktörlüğü görevinde bulundu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin yayın organı Bizim Gazete’de Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı. Küreman, Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi, Basın Şeref Kartı ve 2005 Burhan Felek Ödülü sahibiydi. (11 Mart 2011)

*

Soner: Medya insanı teğet geçti

“Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” günlerinin söyleşi bölümünün konuğu gazeteci Şükran Soner, günümüzde insana sırtı dönük gazetecilik yapıldığını söyledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Beşiktaş Belediyesi, Belgesel Sinemacılar Birliği'nin düzenledikleri, “Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” etkinlikleri kapsamında Orhan Tekeoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği “İfakat” belgeseli, Levent Kültür Merkezi’nde izleyicisinin beğenisine sunuldu. Gösterime, Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner, Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı Hasan Özgen, belgeselin yönetmeni Orhan Tekeoğlu yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Davetliler, izledikleri belgeselden sonra yapılan söyleşi bölümünde görüşlerini aktarma imkanı da buldu.

Belgeselin söyleşi bölümünün konuğu gazeteci Şükran Soner, Karadeniz bölgesinde yaşayan kadınların yaşadığı zorlukları, ağır çalışma koşullarını yansıtan belgeselden çok keyif aldığını söyledi.

Soner, Karadeniz kadınının yaşamını yıllardan beri yakından takip ettiğini belirterek “Benim görselini görmek istediğim, hep üzerinde düşündüğüm her şey vardı bu belgeselde” dedi.

Bugün medya sektöründe yayın biçimleri çok araçlı olduğunu, anında bilgi ve görselin çok çabuk kitlelere ulaştığını, fakat medyanın insanı teğet geçtiğini de belirten Soner, “Gazeteciliğin g’si dediğimiz gazeteci olma kimliğiyle ilgili çok büyük bir eksilme var. Kaliteyle ilgili eksilme var. Görselliği öne çıkan, olayın içindeki insanı görmeyen bir yaklaşımla gazetecilik yapılıyor. Örneğin Karadeniz kadınının yaşam savaşıyla ilgili anlamlı bir yazı dizisi, araştırma görmüyorum” şeklinde konuştu.

Mesleğinin ilk yıllarında insanlarla iç içe habercilik yapıldığını vurgulayan Soner, “Bölgelere gidip tek tek konular incelenip, insanlarla yüz yüze gazetecilik yapılıyordu. Şimdi insansız. Piyasalar sabahleyin getirisini satın alıyor bir şeyin, sonra aslı olduğu zaman piyasalar satın almıyor. Sanal bir gerçeklik yaşıyoruz. Gerçekliği, insanı reddedip, insana sırtımızı döndük” dedi.

Medyada aynı olay akışıyla, aynı haber sunumunun yapıldığını, özel üretim diye bir şeyin yok olduğunun altını çizen Soner, “Her kongrenin bir özel haberi vardır. Mikro biyoloji kongresine gidersiniz orada tebliğ sunar bilim insanı, araştırma yapmıştır. Siz onu gidip bilim insanıyla konuşursunuz. İşte onun sonuçları ne anlama geldiği, insansal düzeye etkisinin ne olduğunu konuşursanız, manşetten özel haber çıkar. Toplantıya gidip beş dakika programı alıp, basın müşavirinin faks bilgisiyle haberi yazmaya kalktığınız zaman insan olmuyor, gazetecilik de olmuyor” ifadesinde bulundu.

Belgeselin yönetmeni Orhan Tekeoğlu da, belgeselde anlatılan öykünün 20 yıl önce yaşanmış olduğunu, öyküyü 15 sene önce anlatmaya karar verdiğini, belgesel hazırlıkları sırasında aynı zamanda gazetede çalıştığını ve Nedim Şener ile aynı masayı paylaştıklarını dile getirdi.

(11 Mart 2011)

*

GÖP’ten tüm gazeteciler için ayrımsız özgürlük talebi

Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP), cezaevlerindeki gazetecilerin en kısa sürede özgürlüğüne kavuşması; ceza kanunlarında, ceza muhakemesi usul kanunlarında, Terörle Mücadele Kanunu’nda, iletişim özgürlüğünü engelleyen diğer kanunlarda değişiklik yapılması talebiyle, düzenlenen etkinlikler başlıyor.

Gazetecilere Özgürlük Platformu’ndan yapılan yazılı açıklamada, Platformu oluşturan örgüt temsilcilerinin 8 Martta Türkiye Gazeteciler Sendikası genel merkezinde toplanarak, son haftalarda gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecilerle ilgili gelişmeleri değerlendirdiği ve medya üzerindeki baskıların nedenlerini tüm ayrıntılarıyla görüştükleri belirtildi. Platform üyelerinin genel itibarıyla, herkesi ürküten bir tabloyla karşı karşıya kalındığı konusunda görüş birliğine vardığı ifade edildi.

GÖP üyelerinin sadece gazetecilerin kendi özgürlüklerini değil, tümüyle halkın haber alma özgürlüğünü engelleyen genel bir sorunla karşı karşıya olunduğu görüşünde birleştiği ve bu sorunun hem kanunlardan hem de uygulamadan kaynaklandığına işaret ettikleri ifade edildi. Platformu oluşturan meslek örgütlerinin, gazeteciler ve yayın kuruluşları arasındaki fikir ayrılıklarını ön plana çıkarmadan, tüm gazeteciler ve yayın kuruluşları için ayrımsız özgürlük talep etme kararlılığında olduklarına işaret edildi. (11 Mart 2011)

*

Gazeteciler kefaletle serbest bırakılsın

WAPC, gazeteci ve yazarların kefaletle serbest bırakılmasını, suç içeren delillerin açıklanması ve hızlı yargılanma çağrısı yaptı.

Türkiye’de Ergenekon soruşturması kapsamında gazetecilerin de tutuklanması, Dünya Basın Konseyleri Birliği’nin (WAPC) tepkisini çekti. Örgütten yapılan açıklamalarda, WAPC’nin Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Uluslararası Basın Enstitüsü ve Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü RSF’nin Türkiye’de gazetecilerin tutuklanmasıyla ilgili uyarı sesine katıldıkları belirtildi.

Son günlerde Türk hükümetinin, eleştirel sesleri susturmak üzere harekete geçmiş gibi göründüğünün belirtildiği açıklamada, gazetecilere karşı spesifik delil ve suçlamalar yöneltilemediğine işaret edildi. Açıklamada, “Türk yetkililere, gizli bilgi ve yargılanmadan tutuklamaların, basın özgürlüğü ve insan hakları açısından ürkütücü etki yarattığını hatırlatırız” denildi. Türkiye’ye demokratik ideal ve insan hakları kucaklaması çağrısı yapılan açıklamada, gazeteci ve yazarların kefaletle serbest bırakılması, suç içeren delillerin açıklanması ve hızlı yargılanma çağrısı yapıldı. (12 Mart 2011)

*

Gazeteciler basın özgürlüğü için yürüdü

TGC’nin de içinde bulunduğu 92 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), cezaevlerindeki gazetecilerin en kısa sürede özgürlüğüne kavuşması için bugün İstanbul'da Galatasaray Meydanı'ndan Taksim Meydanı'na yürüdü.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de aralarında bulunduğu 26'sı ulusal düzeyde, 66'sı yerel düzeyde faaliyet gösteren toplam, 92 meslek örgütünün oluşturduğu GÖP, dün Galatasaray'dan Taksim'e düzenlediği etkinliğin basın açıklamasını GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi tarafından okundu. İpekçi, hiçbir fikir ayrılığı gözetmeden, ayrımsız tüm yayın kuruluşları, gazeteciler için özgürlük talebiyle toplandıklarını duyurdu.

İpekçi; "Uluslararası meslek kodlarına göre, gazetecinin birinci görevi halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygı duymaktır. Gazeteciler kendi özlük hakları için, halkın haber alma hakkını kullanabilmesi için bugün meydanlarda. Cezaevlerinde, gözaltında, mahkemelerde demokrasi mücadelesi veren tüm meslektaşlarımızın onurlu direnişlerini saygıyla selamlıyoruz. Susmadık, susmayacağız” dedi.

Grubun Taksim Meydanı'na ulaşmasının ardından, 92 meslek örgütünün oluşturduğu GÖP adına Dönem Başkanı Ercan İpekçi bir açıklama yaptı.

Hiçbir fikir ayrılığı gözetmeden tüm yayın kuruluşları ve gazeteciler için toplandıklarını ifade eden İpekçi, gazetecilerin kendi özlük hakları için değil, halkın haber alma hakkını kullanabilmesi için burada olduklarını söyledi.

İpekçi, gazetecilerin yargılanmaktan ve tutuklanmaktan korkmadıklarını vurgulayarak, gazetecilerin halkın sesinin kısılmasından, bilgi edinme hakkının engellenmesinden derin endişe duydukları için sokaklarda haykırdıklarını belirtti.

Halka gerçekleri anlatan, araştıran, soran, eleştiren, meslek ilkelerine uygun nitelikli yayıncılığın önündeki engellerin kaldırılmasını istediklerini vurgulayan İpekçi, ''Yargısız infazlara, hakaretlere, yalan ve iftiralarla değil, doğrulara, gerçeklere, bağımsız ve tarafsız yayıncılığa özgürlük istiyoruz'' dedi.

İpekçi, gazetecilerin görevlerinin özelliği itibarıyla her zaman devlet baskısına muhatap olduklarını ifade ederek, ''O nedenle gazeteciler, mesleki faaliyetlerini özgürce yapabilmeleri için, halkı gerçekleri korkmadan anlatabilmeleri için yasalarla özel olarak korunmalıdır. Gazeteciler, yalnız devlet güçlerinin müdahalesine karşı değil, diğer silahlı örgütlerin ya da çıkar gruplarının tehditlerine karşı da koruma altında olmalıdır'' diye konuştu.

İpekçi, açıklamasına, şöyle devam etti: ''Gizli ve yasa dışı telefon dinlemeleriyle, ağır ithamlar içeren suçlamalarla, hukuka aykırı arama ve delil toplama faaliyetleriyle, infaza dönüştürülen tutuklamalarla, yargılama sürerken kamuoyu gözünde itibarsızlaştırma niyetiyle yapılan bilgi kirliliğiyle yaratılan korku ortamında ne basın özgürlüğü kalır, ne de halkın gerçekleri öğrenme hakkı.''

Gazetecilerin hala soluk alabildiği dar bir alanın mevcut olduğunu dile getiren İpekçi, ancak bu koşulların devam etmesi halinde nefeslerinin kesileceğini, yazamaz, düşünemez, düşündüğünü ifade edemez hale geleceklerini söyledi.

Gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin, kamu otoritelerince tartışılır hale getirilmesinin bir müdahale olduğuna işaret eden İpekçi, ''Bu müdahaleleri reddediyoruz. Bu manipülasyonun bir parçası olmayacağız. Kanunlara saygılıyız. Ancak meslek ilkelerine uygun gazetecilik faaliyetlerinin, bu kanunlarla engellenmesine karşı yine meslek ilkeleri çerçevesinde direneceğimizi ve susmayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz'' diye konuştu.

Cezaevlerinde halen 68 basın emekçisinin olduğuna dikkati çeken İpekçi, şunları ifade etti:

''Sadece 2009 yılından bugüne kadar 30 gazeteci cezaevlerinden tahliye edildi. Ancak haklarındaki davalar devam ediyor. Son dönemlerde en az 98 gazeteci cezaevi koşullarını görmüş durumda. Tutuksuz olarak yargılanan en az 45 gazeteci hakkında verilmiş mahkumiyet kararları var. Bütün bunlar dikkate alındığında 150'ye yakın gazeteci yakın dönemde cezaevine girme tehdidi altında bulunuyor. Ayrıca çok sayıda gazeteci ve medya kuruluşu hakkında açılmış 2 binden fazla dava, 4 binden fazla soruşturma devam etmektedir. Bu durum bu ülkeyi yönetenlerin eseridir. Bu bir utanç tablosudur.''

İpekçi, konuşmasının sonunda hükümete seslenerek, taleplerini şöyle sıraladı: ''Gazeteciler cezaevlerine her girdiğinde tam 67 kere haykırdık. 67 gazetecinin yarattığı dalgalanmaya karşı sessiz kaldınız. Ama 68'inci dalga sabırları taşıran son darbeyi vurdu. Bu tepkilere kulak tıkayamazsınız. Halkınızın sesine kulak verin. Halkınızın demokratik taleplerine kulak verin. Cezaevlerindeki tüm gazetecileri özgür bırakın. Ceza kanunlarını, ceza muhakemesi kanunlarını, telefon dinlemelerine olanak vererek haberleşme özgürlüğünü ortadan kaldıran kanunları, internet erişimini engellemeye gerekçe oluşturan kanunları acilen değiştirin. Gazetecileri terörist ve terör örgütü üyesi ilan etmekten vazgeçin.''

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Halkın doğru, yansız bilgi edinme hakkını korumak, sağlamak amacıyla buradayız. Bir kez daha sesimizi yetkililere duyurmak istiyoruz. Tutuklu olan, çeşitli baskılara maruz kalan gazeteci arkadaşlarımıza özgürlük istiyoruz. Bu talebi artık iktidarın da duyması gerekir diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, ciddi bir katılım olduğunu vurgulayarak, gazetecileri bir araya getiren önemli etkinliklerden birisi olduğunu ifade etti.

Güneş, “Tüm meslektaşlarımız bir aradaydı. Gazeteciler, dayanışmanın öneminin farkında. El ele vererek gazetecilerin taleplerini, hükümetin dikkate alması için elimizden geleni yapmaya çalışacağız” dedi.

TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, muhteşem bir yürüyüş olduğunu söyleyerek şöyle devam etti: “Birlik, beraberlik ve dayanışmanın güzel bir örneğini meslektaşlarımız verdiler. Umuyorum ki bu ses, ilgili yerlere yansır, bir an önce yasal değişimleri gerçekleştirirler ve amacımıza ulaşmış oluruz. İçerideki arkadaşlarımızın özgürlüğe kavuşmasını sağlamış oluruz.”

Ahmet Şık’ın ağabeyi Bülent Şık, bir yandan üzüntülü olduklarını bir yandan da daha çok öfkeli olduklarını vurgulayarak, “Çünkü ne kadar süreceği belli olmayan bir hukuki sürecin içerisinde neyle suçlandığı çok belli ama Ahmet’i o işle nasıl bağdaştıracaklar bizde çok merak ediyoruz” dedi.

Bülent Şık şöyle konuştu: “Ahmet’in 20 yıldır yaptığı epeyce haber var ve şu anki suçlamaya son derece tezat oluşturacak haberler. Başka bir ülkede başka bir zamanda olsaydı benim kardeşim bu davanın bilirkişilerinden biri olurdu diye düşünüyorum ama tam aksi bir durum söz konusu. Biz bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Kendisinin bütün öfkesi aslında buna yönelik, görüştük kendisiyle. Bekleyelim görelim tarzında bir yaklaşım var. Bunu dile getiren insanların bizim gözümüzün içine bakarak söylemesini isterdim. Bu bizim için hiç kolay değil. En başta Ahmet için hiç kolay değil. Ben eninde sonunda bu adaletsizliğin anlaşılacağını umuyorum.”

Barış Terkoğlu’nun eşi Özge Terkoğlu, bunların hiç yaşanmaması gerektiğinin altını çizerek şunları dedi: “Maalesef demokratik ülkede olmadığımızı bize hissettiren gelişmeleri yaşamak zorunda kalıyoruz. Sordukları sorular tamamen gazetecilik ile ilgili olmasına rağmen arkasından hiçbir gerekçe göstermeden tek bir cümleyle tutukluyorlar, bir gün eşinizi götürüyorlar. Bugünlerin geçmesini ümit ediyoruz. Hep beraber birbirimize destek olursak ancak daha kolay geçecek.” (14 Mart 2011)

*

Kayhan Küreman son yolculuğuna uğurlandı

Bizim gazetenin ilk yazı işleri müdürü olan, gazeteci-yazar Kayhan Küreman, önceki gün toprağa verildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Basın Şeref Kartı ve 2005 Burhan Felek Ödülü sahibi Kayhan Küreman, İstanbul Karacaahmet Şakirin Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Törene, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Yönetim Kurulu Üyeleri Ahmet Özdemir, Recep Yaşar ve TGC üyeleri katıldı.

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Küreman’ın Babıali’de birlikte çalıştıkları dostlarından biri olduğunu söyledi. Küreman’ın TGC’de Nail Güreli başkanlığı sırasında çıkmaya başlayan Bizim gazetede ilk yazı işleri müdürü olarak, özveriyle görev yaptığını ifade eden Olcayto, “Çok değerli bir gazeteciydi” dedi.

Olcayto şöyle devam etti: “Küreman, 1961 yılında 5953 sayılı basın yasasının çalışanlar lehine değiştirilme çalışmaları başladığında, Dünya gazetesinin yazı işleri müdürüydü. Gazeteciler sendikası, Dünya gazetesinde grev kararı aldığında grev sözcüsü gömleğini takarak nöbete girmiş, gazetenin sahibi Falih Rıfkı Atay’ın tepkisini çekmişti. 212 sayılı yasanın çıkmasından sonra ise Falih Rıfkı Atay ve Bedii Faik greve katılan tüm sendikalı çalışanları işten çıkarmış, Kayhan Küreman da bir daha büyük bir gazetede çalışma olanağına kavuşamamıştı. Meslek ilkelerine sadık, titiz, donanımlı bir gazeteciydi. Ruhu şad olsun."

TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, “Babıali’nin çınarlarından biri daha devrildi” dedi. Küreman’ın her bakımdan örnek biri olduğuna dikkat çeken Özdemir, “80 yaşını aşmış olmasına rağmen TGC Bizim gazeteyi yönetmeye ve hazırlamaya devam ediyor, meslektaşlarımıza örnek oluyordu. Onu her zaman rahmetle ve saygıyla anacağız. Ruhu şad olsun” şeklinde konuştu.

Küreman’ın mesai arkadaşlarından Ahmet Çitoğlu da “Beraber çalıştığım çok değerli bir insandı. Kaybı bizim için üzüntü verici oldu. Tüm basın camiasının başı sağolsun. Allah geride kalanlarına sabır versin” dedi. (14 Mart 2011)

*

Jagland: Gazetecilerin durumu hızla incelensin

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, tutuklu gazetecilerle ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile dün telefon görüşmesi yaptığını ve kendisinden gazetecilerin durumunun hızla incelenmesini talep ettiğini söyledi.

AFP'ye açıklama yapan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, ''Erdoğan'dan iddianamenin mümkün olan en kısa zamanda ve tamamen şeffaflıkla açıklığa kavuşturulmasını istedim'' dedi ve Başbakan Erdoğan'a ''Avrupa'da genel kanının, gazetecilerin hükümete karşı eleştiriler yönelttikleri için tutuklu bulundukları yönünde olduğunu'' ilettiğini söyledi. Erdoğan'ın da şeffaflık ve hızlı bir inceleme yapılması konusunda hemfikir olduğunu ifade ettiğini belirten Jagland, ''Ancak Erdoğan'ın, bu durumun hükümeti eleştirmiş olmalarıyla ilgisi olmadığını söylediğini'' kaydetti. Jagland ayrıca, ''Bu vakaların Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ilkelerine uygun ele alınmasında ısrar ettim'' dedi. (14 Mart 2011)

*

İnternet düşmanı ülkeler açıklandı

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) "internet düşmanı ülkeler" listesini yayınladı. Bu 10 ülke arasında İran ve Suriye yeri alırken, Türkiye bu yıl da "gözetim altındaki ülkeler" listesinden çıkamadı.

RSF’nin raporunda Suudi Arabistan, Burma, Çin, Kuzey Kore, Küba, İran, Özbekistan, Suriye, Türkmenistan ve Vietnam internet düşmanı ülke olarak gösterildi. RSF Genel Sekreteri Jean-François Julliard, "Dünyada her üç internet kullanıcısından biri internete özgür bir şekilde erişim yapamıyor. Altmış kadar ülke farklı derecelerde internet ağlarını sansürlüyor veya internet-vatandaşlarına baskı uyguluyor" dedi.

Julliard’'ın verdiği bilgiye göre en az 119 kişi de sadece düşüncelerini ifade etmek için internet kullandıklarından dolayı hapsedildi. Tunus ve Mısır devrimlerinde interneti hayati bir rol oynadığı bir dönemde giderek daha fazla hükümetin internet üzerinde olaşan bilgileri manipüle etmeye çalıştığını ifade eden Julliard, "Siber-muhalifleri korumak ve internet üzeri ifade özgürlüğünü savunmak her zamankinden daha gerekli" vurgusunu yaptı.

Julliard, "Bilgi yayma potansiyeli diktatörleri kızdırıyor ve geleneksel sansür metotlarını etkisiz kılıyor. Web muhalifler tarafından kullanılıyor ama resmi propagandayı yaymak, gözetimi ve halk üzerindeki denetimi arttırmak için yetkili makamlar tarafından da kullanılıyor" dedi.

28 milyon 200 bin internet kullanıcısının bulunduğu İran'da 11 net-vatandaşının cezaevinde olduğunu bildiren RSF, "Bu yıl da İran, internet üzerindeki baskı ve gözetimi yoğunlaştırdı. Olaylar ve eylemler döneminde makamlar interneti yavaşlatma ya da kesintiler ile telefon hatlarında kesintilere başvurdu. Rejim yeni medyayı yabancı çıkarlara hizmet etmekle suçlayarak şeytanlaştırmayı sürdürüyor. Birçok net vatandaşı idam cezasına çarptırıldı" dedi.

RSF, bu yıl üç "demokrasiyi" web'e erişim ve internet üzerinde ifade özgürlüğüne karşı olumsuz sonuçlara yol açma riski bulunan farklı tedbirlerden dolayı gözetim altındaki ülkeler listesine aldı. Bunlar Avustralya, Güney Kore ve Fransa olarak dikkat çekiyor. Türkiye de "gözetim altındaki ülkeler" listesindeki yerini korudu. Bu dört ülkenin yanı sıra aynı listede Bahreyn, Beyaz Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Eritre, Libya, Malezya, Rusya, Sri Lanka, Tayland, Tunus ve Venezüella da bulunuyor.

35 bin internet kullanıcısı olan Türkiye'de cezaevinde internet vatandaşının bulunmadığını belirten RSF, binlerce site erişimsiz kalmaya devam ettiği ve internet gazetecilerine karşı adli soruşturmalar açıldığını kaydetti. (15 Mart 2011)

*

Türkiye'de basın özgürlüğü alarmı

Sivil toplum örgütü Freedom House, Türkiye'de gazetecilere karşı 'bezdirme' ya da 'hapse atma' politikası izlendiğini, iki yılı aşkın bir süredir cezaevlerinde yargılanmayı bekleyen gazetecilerin bulunmasını 'basın özgürlüğüne karşı alarm verici bir durum' olarak niteledi Sayılı ülkelerde şubeleri bulunan, kar amacı gütmeyen, sivil bir toplum örgütü ve ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olan Freedom House (Özgürlük Evi), Türkiye'ye yönelik yaptığı basın açıklamasında, ''Türk liderleri, izledikleri bu politikayı değiştirmeye ve medya kuruluşlarının bağımsızlığını koruyacak kurumsal adımlar atmaya, kendilerine karşı elle tutulur, gözle görülür kanıtlar bulunmayan, haklarında sabit bir suç açıklaması yapılmayan tutuklu gazetecileri bir an önce serbest bırakmaya çağırıyoruz'' denildi.

Türkiye'de yetkili makamlarca, AK Parti hükümetine karşı darbe girişimi hazırlamak ve 'Ergenekon Terör Örgütü' üyesi olma savıyla, son operasyonlarda 13 gazetecinin tutuklandığını dile getiren Freedom House, "Tutuklamalar, basın özgürlüğüne karşı giderek yayılan uygulamalara karşı yurt çapında protestoları tetikledi" görüşünü savundu. Türkiye'de, cezaevlerinde 50 gazeteci bulunduğuna değinen Freedom House, "Bu rakam gazetecilerin hapiste oldukları ülkeler içinde Türkiye'yi ilk sıralara taşımakta" açıklamasını yaptı.

(16 Mart 2011)

*

AA'da grev kararı asıldı

Tıkanan toplu iş sözleşmesi sonucunda TGS, Anadolu Ajansı’nda grev kararı astıklarını duyurdu.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü ile görüşmelerin tıkandığını bildirdi. TGS, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü ile tıkanan toplu iş sözleşmesi sonucunda Ajansta grev kararı astıklarını duyurdu. Grev kararı dün saat 11.00'da kurum binalarının girişine asıldı.

Sendika 60 gün içerisinde talepleri yerine getirilmezse grev için bir tarih belirleyecek. TGS'nin, Anadolu Ajansı işyerlerinde çalışan üyeleri adına 3 Kasım 2010 tarihinde başlayan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri; işverenin, çalışanların kazanılmış özlük haklarını doğrudan ihlal etmeye yönelik istekleri nedeniyle 31 Aralık 2010 tarihinde uyuşmazlıkla sonuçlanmıştı.

(16 Mart 2011)

*

TGC 2010 Yerel Medya Ödülleri açıklandı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Konrad Adenauer Stiftung’un 13 yıldır düzenlediği Yerel Medya Ödülleri’ni kazananlar belli oldu. Ödüller 21 Nisan’da İstanbul'da düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak Yerel medyanın desteklenmesi amacıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Konrad Adenauer Stiftung’un 1998 yılında başlattığı Yerel Medya Ödülleri’ni kazananlar açıklandı. 2010 yılındaki yerel medya haberlerinin değerlendirildiği ödüllerde 6 gazeteci ödül aldı.

Yerel Medya Ödülleri Seçici Kurulu 11 Mart 2011 Cuma günü yaptığı toplantıdaki değerlendirme ile Fotoğraf, Haber ve Sayfa Düzeni dallarındaki ödülleri belirledi.

Jüri, TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Milliyet Gazetesi Yazarı, TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, Konrad Adenauer Stiftung Proje Yöneticisi Bekir Öncel, Istanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neşe Kars, Karaelmas Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Öksüz, gazeteci Tümer Argın ve İhlas Haber Ajansı Genel Müdürü Fevzi Kahraman’dan oluştu.

Jürinin oylaması sonucu ödülleri kazananlar ise şöyle belirlendi:

Fotoğraf Dalında; Batman’da 26 Kasım 2010 tarihinde yayınlanan Batman Postası Gazetesi’nde yer alan “Sert Müdahale” başlıklı haberle ilgili “Orantısız Güç” başlıklı haber fotoğrafı, gazetecilerin çalıştığı zor koşulları ve polisin demokratik hakkını kullanan göstericilere karşı tutumunu illere göre değiştirmediğini göstermesi nedeniyle gazeteci Ferhat Malgir birinciliğe layık görüldü.

Seçici Kurul ayrıca, 29 Aralık 2010 tarihinde Zonguldak’ta yayınlanan Zirve Gazetesinde “Yaşamın Gerçeği” başlığı ile yayınlanan fotoğrafta, çevre kirliliğini çarpıcı bir biçimde yansıtması nedeniyle gazeteci Ömer Tekcan’ı mansiyona değer gördü.

Sayfa Düzeni Dalında; 2 Kasım 2010 tarihli Antalya Ekspres Gazetesinin sayfa düzenini yapan Ali Çalışkan yazıların ve fotoğrafların yerleştirilmesi, fotoğraf altlarına önem verilmesi, ana haberi ön plana çıkartması, 2. ve 3. haberlerin dengeli bir biçimde dağıtılması nedeniyle birincilik ödülüne değer görüldü. Seçici Kurul ayrıca, 16 Ekim 2010 tarihli Giresun Ekspres gazetesi 1. sayfasını yapan Davut Turgay Ayar’a, sayfanın siyah-beyaz olması, dar imkânlar içinde olmasına rağmen habercilik konusundaki çabaları nedeniyle mansiyon verilmesine karar verdi.

Haber Dalında; 25 Mayıs 2010 tarihli Mersin İmece Gazetesi’nde “Yalnız Bırakıldık” ve “Nükleer Tehlike Sınır Tanır mı?” başlıklı haberiyle gazeteci Seyrani Soluğan, önemli bir çevre sorununu, sivil toplum örgütlerinin de görüşünü alarak haber unsurlarını güçlü bir şekilde ortaya koyduğu gerekçesiyle birinciliğe değer görüldü.

Seçici Kurul ayrıca, Muş’ta yayınlanan 28 Temmuz–7 Ağustos 2010, 13–20 Ağustos 2010 ve 9-26 Ekim 2010, tarihli Haber 49 gazetelerinde yer alan ve Türkiye için önemli bir sağlık konusu olan kot kumlama işinde çalışan işçilerinin hastalığı olan slikozis meslek hastalığının yerel düzeyde sorgulanması, çözüm önerilerini yansıtması ve TBMM’ye kadar olan boyutunu izlemesi nedeniyle Emrullah Özbey’i mansiyona değer buldu. (17 Mart 2011)

*

IPI: Türkiye’de hapisteki gazeteci sayısı çok fazla

IPI Direktörü Alison Bethel McKenzie, Türkiye’de gazeteci tutuklamalarının son derece kaygı verici olduğunu belirterek, “Afrika’da, Amerika’da, Çin’de ve Karayipler’de gazetecilik yaparken hapse girme korkusunu hiç yaşamadım” dedi.

IPI Direktörü Alison Bethel McKenzie ile Basın ve İletişim Müdürü Anthony Mills, 92 meslek örgütünün oluşturduğu GÖP temsilcilerini ziyaret etti. IPI temsilcileriyle yapılan görüşmeye GÖP adına TGC Başkanı Orhan Erinç, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haluk Şahin, Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit ve Genel Sekreteri Oktay Huduti de hazır katıldı.

IPI heyetinin GÖP temsilcileriyle yaptığı görüşmenin ardından TGC Lokali'nde bir basın açıklaması yapıldı. Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, IPI’nın 150 ülkeden üyeleri olduğunu söyleyerek, “IPI, basın özgürlüğü için mücadele eden en eski örgüt” dedi. IPI yetkililerinin Türkiye’de olmalarının nedenini Tınç şöyle açıkladı: “Özellikle son yıllarda basına yönelik baskıların artmasından endişe duyan IPI, Nedim Şener’in tutuklanmasından sonra durumu yakından kavramak için Türkiye’ye geldi ve GÖP temsilcileri ile görüştüler”

Tınç, IPI yetkililerinin, “Türkiye Avrupa’nın mücevheridir, Türkiye birçok ülkeye özgürlükler konusunda örnek olacak bir ülkedir. Türkiye’nin görüntüsünün bozulmasından biz kaygı ve üzüntü duyuyoruz. Çünkü Türkiye gazetecileri, bizim örgütümüzün kuruluşundan itibaren aramızdadırlar” dediklerini aktardı.

IPI yetkililerinin, hükümetle bir diyalog arayışına girilmesini önerdiklerini ifade eden Tınç, “Gazeteciler ile hükümetler ayrı kampların insanları değildir. Sorunlar birlikte çözülebilir ve aşılabilir. Bu konudaki görüşlerini ilettiler ve yetkililerle görüşmek istediklerini de dile getirdiler. Nitekim bugün Ankara’ya gidilecek” dedi.

Tınç, demokratik ülkelerin yasalarında gazetecilerin yaptıkları işlerden dolayı hapis cezasına çarptırılmalarının yadırgadıklarını ifade ederek şöyle konuştu

IPI yöneticileriyle yaptıkları toplantıda, gazetecinin haber kaynağının önemi üzerinde durduklarını aktaran Tınç, “Kaynaklara ilişkin bu ev aramalarında ‘gazetecilerin kaynaklarının ve belgelerinin hiç titizce olmayan bir biçimde alınması, aslında basın özgürlüğünün ciddi bir ihlali olarak değerlendirilmelidir’ dedik” ifadesinde bulundu.

IPI yetkililerinin Nedim Şener ile görüşmek için izin istediklerini aktaran Tınç, “Nedim Şener, bizim basın kahramanları listemizdeki Türkiye’den bir meslektaşımızdır ama biz Türkiye’deki bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını, gazetecilerin yaptıkları işler nedeniyle yargılanmamalarını, istiyoruz” dediklerini bildirdi.

IPI Direktörü Alison Bethel McKenzie de gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin Uluslararası Basın Enstitüsü Direktörü Alison Bethel McKenzie’ye “Türkiye’deki basın özgürlüğünü değerlendirme yapabilir mi? sorusu üzerine McKenzie, “IPI, Türkiye’de Ulusal Komite’nin ve de bütün gazetecilerin hapisten çıkma çağrısında bulunan bütün gazetecilerin, yanında çok güçlü bir şekilde durmaktadır. Bizim endişemiz şudur: Biz diğer ülkeleri ziyaret ettikçe, Türkiye ciddi basın özgürlüğü sorunları bulunan ülke olarak daha sıklıkla gündeme gelmektedir. Ve biz şundan dolayı çok üzgünüz. Türkiye’deki hapisteki gazeteci sayısı, dünyanın birçok ülkesinden daha fazladır. Türkiye’de çok güçlü bir medya ve çok sayıda gazeteci var. Biz Türkiye’nin Avrupa’nın bir mücevheri olarak görüyoruz. Türkiye’nin demokrasi açısından geri kayıyor görüntüsü bizi endişelendiriyor” dedi.

Bir başka gazetecinin “Hükümetin, gazeteci tutuklamalarının, gazetecilik faaliyetlerinden değil de başka suçlardan tutuklandığı gerekçesi göstermelerini ne kadar doğru buluyorlar? sorusu üzerine McKenzie, “Benim hükümete sorum şu olacak o zaman. Bu kadar gazetecinin cezaevinde olması olağan dışı bir durum değil mi? Niçin bu kadar çok gazeteci cezaevinde? Biz gittiğimiz ülkelerde hükümetlerin o gazetecilerin mesleklerini yaptıkları için tutuklu değiller cevabıyla karşılaşıyoruz. Ama bu artık ortak gerekçe, yaklaşım oldu. Peki o zaman niçin gazetecilik mesleğini cezaevine göndermek zorunda kalıyor? Biz hükümeti, bütün meslek örgütleriyle diyaloga çağırıyoruz. İPİ, gazetecilerin cezaevine konmasını kabul edemez” cevabı verdi.

Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın "Türkiye'deki basın özgürlüğü ABD'den bile ileri" sözlerinin hatırlatılması üzerine McKenzie, “Bu şaka mı?” dedi ve ekledi: “Ben Afrika’da, Amerika’da, Çin’de ve Karayipler’de gazetecilik yaptım ve Amerika’da gazetecilik yaparken hapse girme korkusunu hiç yaşamadım.

(18 Mart 2011)

*

BM: Tutuklanma nedenleri bilinmiyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Dairesi sözcüsü Rupert Colville, Türkiye’de gazetecilerin tutuklanmaların siyasi amaçlı olduğu yolundaki kuşkuların artmaya devam ettiğini savundu

BM Türkiye'deki gazeteci tutuklamalarından kaygı duyuyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Dairesi sözcüsü Rupert Colville, gazetecilere yönelik yapılan soruşturmalar gizli tutulduğu için suçlamalarla ilgili kanıtların açıklanmadığını ve bunun sonucu olarak gazetecilerin gerçek tutuklanma nedenlerinin bilinmediğini ifade etti.

Colville, gerçek kanıtların kamuoyuna açıklanması gerektiğini aksi halde tutuklamaların siyasi amaçlı olduğu yolundaki kuşkuların artmaya devam edeceği görüşünü öne sürdü. Amerika'nın Sesi haberine göre, BM İnsan Hakları Dairesi sözcüsü Rupert Colville Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'de ki gazeteci tutuklamalarına ilişkin "Soruşturmalar gizli tutulduğu için suçlamalarla ilgili kanıtlar açıklanmıyor ve bunun sonucu olarak gazetecilerin gerçek tutuklanma nedenleri bilinmiyor" dedi.

Daire sözcüsü Colville, gazetecilerin mesleki çalışmalarının dışında suç işlediklerini gösteren gerçek kanıtlar varsa bunların hem avukatlara hem de kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirterek "Aksi halde tutuklamaların siyasi amaçlı olduğu yolundaki kuşkular artmaya devam edecek" dedi.

Mart ayının başında gözaltına alınan ve daha sonra mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderilen 9 gazeteci ve yazarın halen duruşma gününü beklediğine işaret eden Rupert Colville, "Türk hükümetinden Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'ne uymasını ve gazetecilerin yazılarından dolayı yargılanmalarına ve hapsedilmelerine izin vermemesini istiyorum" şeklinde konuştu. (18 Mart 2011)

*

Sendika ve STK’lardan gazetecilere destek

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin birlikte organize ettiği "Susmayacağız" eyleminde yüzlerce kişi, gazeteci tutuklamalarını ve hükümetin son dönemde uyguladığı politikaları protesto etmek için yürüdü. Eylemciler hep bir ağızdan, "Özgür basın susturulamaz" diye slogan attı

Sendika ve sivil toplum kuruluşlarının İstanbul Ankara ve İzmir'de eş zamanlı gerçekleştirdikleri eylemler dün yapıldı. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin Ankara, İzmir ve İstanbul'da eş zamanlı olarak yaptıkları "Susmayacağız" eylemlerine katılan emekçiler Ergenekon operasyonları kapsamında tutuklanan gazetecilere sahip çıktı. Toplanan gruplar, "Özgür basın susturulamaz", "Kalemler Özgür Bırakılsın" sloganları eşliğinde yürüdü.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Genel Başkanı Mehmet Soğancı konuşmasında, "Sisteme muhalif olan basın mensupları helikopterli baskınlarla, cezalarla susturulmaya çalışılırken, şimdi de 'terörist' ilan edilerek gözaltına alınmaktadır" ifadelerini kullandı. Soğancı, hükümetin bu yaklaşımının ifade ve düşünce özgürlüğünü hedef almakta olduğuna dikkat çekti. (19 Mart 2011)

*

GÖP’ten, "özgür basın" eylemi

GÖP, cezaevlerindeki gazetecilerin özgür bırakılması ve basın özgürlüğünü kısıtlayan yasaların değiştirilmesi talebiyle Ankara’da, "Gazetecilere Özgürlük" yürüyüşü düzenledi.

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), cezaevindeki gazetecilerin serbest bırakılması için eylem yaptı. Toplam 92 meslek örgütünün oluşturduğu "Gazetecilere Özgürlük Platformu", tutuklu bulunan gazeteciler için "Gazetecilere Özgürlük Yürüyüşü" düzenledi. Kolej Kavşak'ta toplanan gazeteciler "Özgür basın varsa özgür toplum vardır" yazılı pankartın arkasında Kızılay'a doğru yürüyüşe geçti.

"İnadına daha fazla gazetecilik", "Haberime dokunma", "İyi çocuk olmayacağız, kral çıplak diyeceğiz" yazılı dövizler taşıyan haberciler, "Kitabım kalemim onurumdur", "Hemen şimdi özgürlük" şeklinde slogan attı. Trafiğe kapanan Ziya Gökalp Caddesi'nde yürüyen gazetecilere eylemi izlemekle görevli kameraman ve foto muhabirleri de makinelerini bırakarak destek verdi.

Ankara Kolej Meydanı'ndan başlayan yürüyüşte çok sayıda gazeteci ellerinde "Tutuklu Gazeteciler Serbest Bırakılsın", "Gazetecilere Özgürlük", "Hepimiz Ahmetiz hepimiz Nedimiz", "TCK'nın 217. Maddesi Değişsin", "Telefon Dinlemelere Hayır", "Sustum... Şimdi sıra bende", "Haberime dokunma" yazılı Türkçe ve İngilizce dövizler taşıdılar. Gazeteciler, yürüyüşleri sırasında "Özgür basın susturulamaz", "Özgür basın özgür toplum", "Susma haykır, özgür basın haktır", "Çeteciler dışarıda gazeteciler içeride", "Dokunan yansa da dokunacağız", "Gazeteciler çıkacak, yine yazacak", "Çetelere boyun eğmeyeceğiz", "Hemen şimdi adalet", "Özgürlük", "Adalet" sloganları atarken çevredeki vatandaşlar da bulundukları binalardan alkışlarla destek verdiler.

Yürüyüşte Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun belirlediklerinin dışında dövizler taşınmasına ve sloganlar atılmasına izin verilmezken Kızılay'a yaklaşıldığı sırada Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun hazırladığı 68 tutuklu gazetecinin resimleri açıldı.

Yürüyüşte, gazetecilerin oluşturduğu kortejin etrafında tüm gazetelerden oluşan zincir de taşındı. Kortejin başında "Özgür basın varsa, özgür toplum vardır" pankartı ile tutuklu gazetecilerin isimleri ve çalıştıkları kurumlarının yazılı olduğu pankart taşındı.

Yaklaşık 1 saat süren yürüyüşün ardından Kızılay'da SSK İşhanı önünde basın açıklaması yapılırken açıklamanın, ses düzeneği olan otobüsten yapılmasına polis izin vermedi. Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı ve Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı Ercan İpekçi, burada yaptığı açıklamada 68 gazetecinin cezaevinde olduğunu belirterek "Onlar, halkın gerçekleri öğrenme yarışında hepimizin önüne geçtiler. Onlar, gazetecinin ilk görevini, halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygılı olma görevini yerine getirirlerken, karşılaştıkları engellere karşı mücadele ettiler. Haberleriyle, yazılarıyla, kitaplarıyla demokratikleşme mücadelesine katkı verirlerken, hepimizden önce cezaevine girdiler. Onlar, yargılama çemberinin halkaları giderek genişlerken, sayıları her geçen gün artan tutuklu gazeteciler. Onlar onurumuz, onlar gururumuz" dedi.

İpekçi, yargılanmaktan, tutuklanmaktan korktukları için değil, halkın sesinin kısılmasından ve haber alma hakkının yok edilmesinden endişe duydukları için bu eylemin yapıldığını vurgulayarak "Yozlaşmış, yönlendirici, gerçekleri halktan saklayan; yargısız infazlar, hakaretler, yalan ve iftiralarla dolu niteliksiz yayıncılık için değil; halka gerçekleri anlatan, araştıran, soran, eleştiren, meslek ilkelerine uygun nitelikli yayıncılık için engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Sıra bize gelmeden, sıra size gelmeden, herkes için özgürlük talebimizi haykırmak için sokaklardayız" diye konuştu.

Tutuklu bulunan gazetecilerin terörist olmadığını, ellerine silah almadığını, tek bildikleri kurşunun, yazarken kullandıkları kurşunkalemlerinden ibaret olduğunu belirten İpekçi, "Onlar, kalemlerinden çıkan kelamlarını; silahtan daha öldürücü, taştan ve sopadan daha yaralayıcı, terörden daha korkutucu sananlarla mücadele ederken, hepimizden daha hızlı davrandılar. Hepimizden önce bu yasalarla yargılanma onuruna erdiler. Fikirlerine, bilgeliklerine, toplumsal dinamikleri harekete geçiren fedakârca mücadele anlayışlarına selam olsun" dedi.

Bir yıldan fazla süredir Diyarbakır Cezaevi'nde bulunan Hawar gazetesinden Bedri Adanır'ın mektubunda "Vedat Kurşun'a verilen ceza Radikal'de çelimsiz bir haberle geçiştirilmemeli. Ahmet Şık'ı da Günlük, Devrimci Demokrasi gibi gazeteler aynı düsturla savunabilmeli. Çünkü bu savunma; hak ve özgürlüklerin, demokrasinin savunulmasıdır" diye yazdığını aktaran İpekçi, Türkiye'nin her kültürden, her fikirden, her inançtan yetişmiş değerlerine sahip çıkmaya ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Cezaevlerindeki 10 kadın gazeteciden birisi olan Suzan Zengin'in mektubunda, gazetede yayımlanan yazılarının bilgisayar ortamındaki hallerinin örgütsel belge olarak yasadışı ilan edildiğini belirttiğini kaydeden İpekçi, Hükümet'e ve milletvekillerine "Gazetecileri potansiyel suçlu olarak gösteren yaklaşımlardan vazgeçin. Devletin üst kademelerinde ortaya konan bu suçlayıcı tutum, inanılmaz bir şekilde her kademedeki "durumdan vazife çıkaran' görevlileri etkilemekte, basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların topluma nüfuz etmesine yol açmaktadır. Bu konuda, masumiyet karinesine uygun olarak daha titiz beyanlarda bulunmanızı istiyoruz" diye seslendi.

İpekçi, oluşturulan korku ve sindirme ortamında, gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin, kamu otoritelerince tartışılır hale getirilmesinin bir müdahale olduğunu dile getirerek "Bu müdahaleleri reddediyoruz. Bu manipülasyonun bir parçası olmayacağız. Kanunlara saygılıyız, ancak meslek ilkelerine uygun gazetecilik faaliyetlerinin, bu kanunlarla engellenmesine karşı yine meslek ilkeleri çerçevesinde direneceğimizi ve susmayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz" dedi.

Ahmet Şık'ın, haklarında yapılan suçlamalarla ve iftiralarla itibarsızlaştırılmaya çalışıldıklarından yakındığını anımsatan İpekçi, "Değerli meslektaşlarımız, hiçbirinizin itibarına leke süremediler, süremeyecekler. Hepinizin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yargılandığınıza şahitlik ediyoruz" diye konuştu.

İpekçi, cezaevlerindeki tüm gazeteciler adına, İstanbul'daki, Ankara'daki, İzmir'deki, Diyarbakır'daki, Malatya'daki, Erzurum'daki, Konya'daki, Van'daki ağır ceza mahkemelerinden tahliye talebinde bulunarak "Sayın yargıçlar, onbinlerce basın emekçisinin, milyonlarca yurttaşın bu özgürlük talebini göz önünde bulundurun, elinizdeki dosyaları yeniden değerlendirin. Yasalarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, meslektaşlarımız hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak sürdürülmesi için tahliye taleplerimizi dikkate alın. Gazetecilerin özgür bırakılması için tüm mahkeme heyetlerinin vicdanlarına sesleniyoruz.

Hukuk adına, insanlığın ulaştığı evrensel değerler adına, akıl ve vicdan adına cezaevlerindeki gazetecileri özgür bırakın" çağrısında bulundu.

Bugün, cezaevlerindeki gazetecilerin mesajlarını paylaştıklarını ancak belki bir daha bu fırsatı bulamayacaklarını söyleyen İpekçi, "Belki bundan sonra cezaevlerindeki tutuklu gazetecilerin görevlerini en iyi şekilde yaptıkları için yargılandıklarını savunma hakkımız olmayacak. Çünkü Türk Ceza Kanunu'nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair hükümetin hazırlayıp meclise sevk ettiği yeni kanun tasarısı yürürlüğe girdiği takdirde, yargılanan gazetecilerin masum olduklarını savunabilmek için, belki de onlarla aynı suçlamadan dolayı yargılanmayı göze almamız gerekecek. Mevcut uygulamayı daha da kötüleştireceğinden, medya üzerindeki baskıları bu kez keskin bir ayrımcılık anlayışıyla daha da artıracağından, totaliter devlet uygulamalarına hukuki dayanak sağlayacağından endişe duyduğumuz bu kanun tasarısının düzeltilmesi için çaba göstereceğiz elbette" diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, "Değişim Liderleri Zirvesi"nde kullandığı "Bugün, sanal tehditlerle, sanal tehlikelerle insanları korkutma, sindirme, değişimi erteleme değil, derhal değişim sürecini başlatma zamanı" sözlerini anımsatan İpekçi, şunları kaydetti:

"Değişimi derhal başlatın Sayın Başbakan. Halkınızın bu demokratik taleplerine kulak verin. Ceza kanunlarını, ceza muhakemesi kanunlarını, telefon dinlemelerine olanak vererek haberleşme özgürlüğünü yok eden kanunları, internet erişimini engellemeye gerekçe olarak gösterilen kanunları derhal değiştirin. Cezaevlerindeki gazetecilerin özgür kalması için, medya üzerindeki korku ve sindirme ortamının sona ermesi için gerekli değişimi ertelemeyin. Özgürlük taleplerine kulaklarınızı kapatmayın." (21 Mart 2011)

*

GÖP heyetinden Arınç’a ziyaret

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''TCK’da da suçun unsurlarını yeniden belirleyerek ve bundan dolayı gazetecilerin ağır ceza almamasını temin edecek bir düzenleme yapmamız lazım'' dedi

Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş ve Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'nu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, makamlarında ziyaret etti. Çerçioğlu'nu ziyaretinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Arınç, önceki gün Gazetecilere Özgürlük Platformu'na mensup, gazeteci örgütlerini temsil eden 18 kişiyle görüştüğünü, görüşmenin çok olumlu geçtiğini söyledi. Arin, hiçbir gazetecinin, sadece gazetecilik faaliyetlerinden dolayı suçlanmamasını, sansüre uğramamasını, gözaltına alınmamasını istediklerini ancak herhangi bir suç ihbarıyla haklarında soruşturma yapılıyorsa veya gözaltına alınma kararı verildiyse yargı sürecinin bir an önce sonuçlanmasını istediklerini ifade etti.

Bakan Arınç, Odatv olayında tutuklanan gazetecilerin, gazetecilik faaliyetlerinin dışında başka eylemleri dolayısıyla tutuklama kararı verildiğini ifade etti.

Arınç, bu kişilerin, iddia edilen suçlarla ilgili olup olmadıklarına mahkemelerin karar vereceğini ancak Oda TV çalışanları arasında görünen bir kadının, özellikle eski ve yeni CHP genel başkanlarına yönelik iddialarda bulunmasının, gazetecilik faaliyetlerinden değil, daha çok başka amaçlarla yapılan organize bir hareketi ortaya koyduğunu savundu.

Platform üyeleriyle yaptığı görüşmede, bazı tekliflerde bulunduğunu kaydeden Bakan Arınç, şöyle konuştu: ''Gazeteci arkadaşlarımıza Basın Kanunu'ndan dolayı bir şikayetiniz var mı dedim, 'Yok' dediler. TCK'nın bazı maddeleri var. Soruşturmanın gizliliğini ihlal, adli yargılamayı etkilemek vesaire... 'Bunlardan bir şikayetiniz var mı' dedim. 'Benim var' dedim. Bu maddelerden dolayı açılmış, açılmakta olan pek çok davalar var. Ceza yemiş, hüküm verilmeye çok yakın olan davalar var.

Son operasyonların öncesinde ve sonrasında gazetelerde iddianameler yayımlanmaya başladı. Bazı hakimler, savcılar hedef gösterilmeye başladı. Bazı telefon dinleme kayıtları gazetelere çıkmaya başladı. Bunların hepsi suçtur, çirkindir, yanlıştır. Dolayısıyla bunlara aykırı hareket edilmesi konusunda davalar açılıyor ve bu davalar basın mensuplarına sıkıntı veriyor. Bu maddelere yönelik hazırladığımız Ceza Kanunu'nda değişiklik tasarısı TBMM'ye sunulmuştur. Sanıyorum Salı günü Adalet Komisyonu'nda bunu görüşeceğiz. Buna memnun oldular ama içlerinden bir kısmı, şu anda cezaevinde bulunan gazetecileri, gazete isimlerini de vererek hüküm giydikleri maddeleri söyledi. (21 Mart 2011)

*

EFJ: Gazetecilerin durumundan kaygılıyız

Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanı Arne König, "Gazeteciler terörist suçlamasıyla cezaevine atılıyorlarsa, o ülkenin izlediği politikaların sorgulanması gerektiği" görüşünde.

Geçen yıl bahar aylarında, Türkiye'de 40 gazetecinin tutuklu olduğunu, 1 yılda bu sayının 70 sınırına dayandığının altını çizen EFJ Başkanı Arne König, Türkiye'de yasaların basın özgürlüğünü ihlâl etmek amacıyla kullanıldığı görüşünde. König, eğer bir ülkede 70 gazeteci cezaevinde yatıyorsa, yapılması gereken ilk şeyin o ülkenin hukuk sisteminin gözden geçirilmesi olduğunu savundu.

König’e göre, "Hükümetlerin başlıca görevlerinden biri adaletin gerçekleştirilmesidir. 70 gazetecinin cezaevinde olduğu, 700 gazetecinin yargılandığı bir ülkede hukuk anlayışının ve yasaların gözden geçirilmesi gerekir. Terörle mücadele ve diğer yasalarda bulunan anti-demokratik maddeler, mahkemelere gazetecileri yargılama ve cezaevine atma olanağı veriyor."

Evrensel gazetesinin haberine göre, Hiçbir ülkenin "benim iç sorunum" diyerek insan haklarını ve basın özgürlüğünü ihlâl edemeyeceğinin altını çizen König, yaşananların Türkiye'de demokrasi olmadığının göstergesi olduğunu ve demokrasinin sağlanması için epey yol kat edilmesi gerektiğini gösterdiğini sözlerine ekledi.

Konig, şöyle devam etti: "Eğer Türkiye gazetecileri cezaevlerinde tutmayı sürdürürse, Türkiye'yi normal ilişkiler kuracağımız ve yaz tatillerimizi geçireceğimiz bir yer olarak göremeyiz.

Arne König, Türkiye'de yaşananlarla ilgili olarak Avrupa kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediği görüşünde. Dış dünyanın artık Türkiye'ye eskisi kadar baskıda bulunmamasını kaygı verici bulan König, Avrupa Birliği ülkelerinin de basın özgürlüğü konusunda hile yaptığı görüşünde: "Özellikle orta ve doğu Avrupa ülkelerinde hala basın özgürlüğünü ihlal eden ülkeler olduğunu görüyoruz. 11 Eylül saldırılarının ardından pek çok ülkede basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelere gidildi. Türkiye'ye gerçekten baskı yapabilmemiz için ilk önce kendi evimizin önünü temizlememiz gerekiyor."

Önümüzdeki günlerde, Türkiye'deki basın ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri protesto etmek amacıyla Avrupa'da gösteri ve yürüyüşler organize edebileceklerini söyleyen König, ancak esas yapılması gereken şeyin, Avrupalı gazetecilerin Türkiye'ye giderek, burada yapılan eylemlere doğrudan katılmaları olduğu görüşünde.

Türkiye'de İnsan Haklarını Destekleme Komitesiyle birlikte Türkiye'den gelen gazetecilerin ağırlıkta olduğu bir konferans toplamaya çalıştıklarını ifade eden König, İsveçli parlamenterlerden de Türkiye'ye giderek, olayları yerinde izlemelerini isteyeceklerini sözlerine ekledi. (22 Mart 2011)

*

“Ön görülen para cezalarının ölçüsüzlüğü öldürücü nitelikte”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), TBMM'nin gündemindeki ''Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı''nda öngörülen para cezalarının ölçüsüzlüğünün ''öldürücü nitelikte olduğu'' görüşünü dile getirdi

TGC Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile ilgili görüşünü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ve TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’ya gönderdi. Cemiyetin hazırladığı raporda, para cezalarının ölçüsüzlüğünden kaynaklanan öldürücülük niteliğinin yayın organlarının kapanmasına ve gazetecilerin işsiz kalmasına yol açabileceğine işaret edildi. Cemiyetin hazırladığı raporda yasa tasarısıyla ilgili görüşler şöyle şekillendi: “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı, Adalet Komisyonu'ndan geçmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmiştir. Tasarıdaki "rencide edecek" ve" "husumet uyulmasına neden olabilecek" gibi suçlar metinden çıkarılmış ancak, ana kanun sayılan Türk Ceza Yasası'yla bağdaşmayan bölümler konulmuştur.”

TGC raporu şöyle devam etti: “Örneğin söz konusu yasada "kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz" kuralı yer almışken tasarının birinci fıkrasında " fiili suç oluşturmadığı takdirde beş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir" ibaresi korunmuştur. Bu yaklaşım idari para cezası verilmesinin sübjektif değerlendirmelere göre verilebileceği kuşkusunu güçlendirmektedir. Benzer bir cezalandırma girişiminin Terörle Mücadele Yasası'nda yer aldığı ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği bilinmektedir.

Tasarı'nın 22'nci maddesine Adalet Komisyonu Alt Komisyonu tarafından eklenen 4'üncü fıkra ve öngörülen para cezaları ise öldürücü tutarlar oluşturmaktadır. Bilindiği gibi Basın Kanunu yayınları yaygın, bölgesel ve yerel olarak sınıflandırmaktadır. Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun da Radyo ve Televizyonlar için sınıflandırmayı ulusal, bölgesel yerel olarak yapmakta yereller de ayrıca ulaşılan nüfusa göre yeniden ayrılmaktadır.

Öngörülen para cezalarının ölçüsüzlüğünden kaynaklanan öldürülücülük niteliği, gazetelerle radyo ve televizyonların büyük bölümünün haber verme hakkını ve ifade özgürlüğünü ellerinden alacak ve yayınlarını sürdürme olanakları tümüyle yok olacaktır.

Tasarının bu haliyle yasalaşması halinde, yayın organlarının kapanma, gazetecilerin de bu uygulama nedeniyle işsiz kalmaları tehlikesini yok saymak olanaksız görülmektedir. Yazılı yayın organlarının nasıl ve hangi mahkemelerde yargılanacağı Basın Kanunu’nda belirtilmiştir. Radyo ve Televizyon için de idari yönden Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun yetkili olduğu, adli yargı konusunda da Türk Ceza Kanunu’nda kural belirlenmiştir.

Belirlenecek ve “ihtisas mahkemesi” olarak nitelendirilecek mahkemelerin bu tanıma uygunluğu tartışma konusu olmaktadır. Çünkü numaraları belirlenen mahkemeler öteki davalara da bakmakta ve hakim değişikliği sonrasında göreve yeni başlayan yargıç konunun uzmanı olmadığı için sıkıntılar yaşanmaktadır. Gazeteciler için bu tasarıyla yeni uzmanlık mahkemeleri oluşturulması doğacak sorunları gidermede yeterli olamayabilecektir. Adalet Komisyonu Raporu'nun Genel Kurul'da görüşülmesi sırasında belirttiğimiz sakıncaların giderilmesi için katkılarınıza ihtiyaç bulunmaktadır.” (24 Mart 2011)

*

Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi güncellenecek

Başkanlığını Prof. Dr. Haluk Şahin’in, sekreterliğini Zafer Arapkirli’nin yaptığı TGC Meslek İlkelerini İzleme Komisyonu, Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin güncellenmesi için basın özgürlüğü konulu bir sempozyum düzenlenmesine karar verildi.

Türkiye’nin en yaygın gazetecilik meslek örgütü olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Meslek İlkelerini İzleme Komisyonu toplandı. Toplantıda Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin güncellenmesi için yapılacak çalışmalar kararlaştırıldı.

21 Mart Pazartesi günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Turgay Olcayto'nun koordinatörlüğünde biraraya gelen komisyonun toplantısı 2 saat sürdü. Toplantıya Haluk Şahin, Hakan Güldağ, Hakan Kara, Okay Gönensin, Sedat Ergin ve Zafer Arapkirli katıldı. Üye Atilla Güner, toplantıya mazereti nedeniyle katılamadı.

Başkanlığını Haluk Şahin’in sekreterliğini Zafer Arapkirli’nin yaptığı komisyonun toplantısında alınan kararlar şöyle:

* Basın özgürlüğünün içeriği konusunda çağdaş mevzuat ile Türkiye’nin güncel gerçekleri arasındaki uçurum göz önüne alınarak bu konuda karşılaşılan güçlükler, gazetecilerin çalışma koşulları, gazetecilik meslek ilkeleri bağlamında faaliyetlerini sürdürebilme koşullarının ayrıntılı biçimde ele alınacağı bir sempozyum düzenlenmesi kararlaştırıldı.

Sempozyumda gazeteci hak ve özgürlükleri kavramlarının tanımları ve bu tanımların meslek mensuplarına kavratılması ve bunların Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde güncellenmiş olarak yer alması amaçlanacak.

* Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde de yer bulan ancak günümüz koşullarında bu konuda basında ve toplumdaki farkındalığı pekiştirmek amacıyla nefret suçlarını; insanların aidiyetlerinden dolayı aşağılanması, dışlanması ve benzeri ayrımcı muameleye tutulması konusuna da özel bir vurgu yapacak biçimde bildirgenin güncellenmesi kararlaştırıldı.

* Gazetecilerin gözaltı, arama, yargılama ve benzeri durumlarda başvurabilecekleri hukuki ve teknik yardım niteliğinde kendilerine avukat, hukuki destek ve benzeri rehberlik sunulmasını amaçlayan bir küçük broşür hazırlanması kararlaştırıldı. (24 Mart 2011)

*

Erinç: Gazeteciler zarar görecek

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC ) Başkanı Orhan Erinç, TBMM Adalet Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, “tasarının aynen yasalaşması halinde özel hayatın gizliliği ilkesini yok saymanın hukuka uygun hale geleceğini, bundan da en çok gazetecilerin zarar göreceğini” söyledi.

Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı dün TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşüldü. Toplantıya konuşma yapması için davet edilen TGC Başkanı Orhan Erinç, tasarıdaki sakıncalara dikkat çekti. Başkan Erinç, konuşmasında Adalet Komisyonu'ndan hem hukukun genel ilkelerinin korunacağı, hem de gazetecileri hapis tehdidinden kurtaracak bir sonuca ulaşmasını istedi.

TGC Başkanı Orhan Erinç, tasarının yasalaşmasıyla sadece görülmekte olan davaları etkileyeceğini bu nedenle kesinleşmiş ya da hükmün açıklanması geri bırakılmış davaların da kapsam içine alınması için bir geçici madde konulmasını önerdi. Konuşmasında Erinç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1998 yılında yürürlüğe koyduğu ve tüzük hükmünde olan “Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nden örnekler verdi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erinç’in yasa tasarısıyla ilgili yaptığı konuşma şöyle:

“Sayın Başkan, Öncelikle komisyona davetiniz için teşekkür ediyorum.

Sizin ve önceki sayın başkanların çağırıları ile daha önce de Adalet Komisyonu’nda görüş açıklama onuruna ulaştım.

Ancak ilk kez bu tasarı nedeniyle zorlanmaktayım. Çünkü ceza infaz kurumlarının kapısında sıraya girmiş yüzlerce gazeteci ve yazarı dikkate alınca “evet” demem gerekiyor.

Gazetecilik mesleğinin, gazetecilerin, özel yaşamın gizliliği ve masumiyet karinesi kavramlarının geleceğini dikkate alınca da “hayır” demek zorunluluğunu duyuyorum.

Pek çok meslektaşım da benim gibi düşünüyor ve Adalet Komisyonu’nun bu çelişkiyi gidereceğine, kuralların örselenmesiyle birlikte gazetecilerin hapis tehdidi altında kalmalarını önlemenin yolunu bulacağına inanıyor.

Sayın Başkan

Ele alınan tasarıyı gazetecilik mesleği açısından irdelemek durumundayım.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1998 yılında yürürlüğe koyduğu ve Tüzük hükmünde olan bir belgesi var: “Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” Bildirge’deki bazı mesleki kuralları bilgilerinize sunmak istiyorum.

İlki Bildirge’nin “ Gazetecilerin temel görevleri ve ilkeleri” bölümündeki 7’nci kural “Gazeteci kamuya mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe özel yaşamın gizliliğini ihlal edemez”

Ötekiler de “Gazetecilerin doğru davranış kuralları” bölümünde yer alıyor. “Özel hayat” başlıklı bölüm şöyle:

“Asıl olan kamu yararıdır. Özel hayatın gizliliğinin geçersiz sayılabileceği başlıca durumlar şöyle sıralanabilir:

*Büyük bir suç yahut yolsuzluk üstüne araştırma ve yayın.

*Toplumu kötü etkileyen bir tutumla ilgili araştırma ve yayın.

*Toplumun güvenliğinin ve sağlığının korunması.

*İlgili kişinin sözleri yahut  eylemleri sonucu halkın yanıltılmasının veya yanlış yapmasının engellenmesi.

Bu durumlarda dahi hayatın kamuya açılan kesiti mutlaka konuyla doğrudan ilgili olmalı veya ilgili kişinin özel hayatının onun kamusal faaliyetini de etkileyip etkilemediği  gözetilmelidir.”

“Suçlu yakınları” başlıklı bölümünde de şunlar yazılı:

“Gazeteci, sanıkların ve suçluların akrabalarını, yakınlarını, olayla ilgili olmadıkça veya olayın doğru anlaşılması için gereği bulunmadıkça teşhir etmemelidir.”

“Yargı” başlıklı bölüm de şöyledir: “Hazırlık soruşturması sırasında soruşturmayı zaafa uğratıcı, yönlendirici biçimde haber ve yorumdan kaçınılmalıdır. Yargılama sürecinde de haberler her türlü ön yargıdan uzak ve kesinlikle doğruluğundan emin olunarak sunulmalıdır. Gazeteci yargı sürecinde taraf olmamalıdır. Yargı kararı kesinleşmedikçe, bir sanık suçlu ilan edilmemelidir. Haberlerde ve yorumlarda suçluymuş gibi değerlendirmeler yapılmamalıdır.”

MASUMİYET KARİNESİNİN KORUNMASI ZORLAŞTIRACAK

Biraz zamanınızı aldım ama bunu, sorumlu bir meslek örgütünün gazetecileri özel hayatın gizliliği ve masumiyet karinesinin korunması konularında nasıl sınırlamaya çalıştığını göstermek için yaptım. Bir meslek örgütü bunca titizlenirken, tasarıya yansıyan yaklaşımın aynı konularda kimi kamu görevlilerinin önündeki sınırları kaldıran, gizliliğin iddianamelerle ya da bir yayın organı ile ifşa edilmesi halinde kaldırılmış ve saldırıya açık hale getirilecek olmasının sakıncalarına dikkat çekmek istedim.

Yasanın 139’uncu maddesinde yapılacak değişiklik hem özel hayatın gizliliğinin konuyla ilgili olsun olmasın kaldırmasının hem de masumiyet karinesinin korunmasını zorlaştıracak bir girişim oluşturacaktır.

Sayın Başbakan kısa bir süre önce yaptığı konuşmada bazı savcı ve yargıçların hissi davrandığı konusundaki kuşkularını dile getirmiştir.

Söz konusu kuşku Sayın Başbakanla sınırlı değildir.

Son dönemdeki en yaygın kuşkulardan birine dönüşmüştür.

Tasarı aynen yasalaşırsa özel hayatın gizliliği ilkesini yok saymak artık hukuka uygun hale dönüşecektir. Bundan en çok zarar göreceklerin başında da gazeteciler gelecektir.

Sayın Başkan

Başta da belirttiğim gibi Adalet Komisyonu’nun, hem hukukun genel ilkelerini koruyacak hem de gazetecileri hapis tehdidinden kurtaracak bir sonuca varacağına olan inancımı yineliyor, teşekkürlerimi sunuyorum.” (25 Mart 2011)

*

Gazetecinin dinlenmesine basın örgütlerinden tepki

2001 yılında akreditasyon için başvuru yapan bir gazetecinin dinlendiğinin ortaya çıkmasına basın örgütleri tepki gösterdi.

Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay 2. Başkanı olduğu 2001'de akreditasyon için başvuran gazeteci Utku Çakırözer'i dinlettiğinin ortaya çıkması üzerine, basın örgütleri tepki gösterdi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanvekili Turgay Olcayto, “Yıllardır oynanan demokrasicilikten vazgeçip, çağdaş anlamda bir demokrasinin kurulması yolunda herkesin çaba göstermesi gerekli” dedi. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi şunları söyledi: “Tamamıyla yasadışı. Şimdi yapılan dinlemeler kanuni, fakat onlar da hukuk dışı. Nedim Şener iki yıl boyunca dinlendi. Basın özgürlüğü, ifade ve haber alma özgürlüğünü kısıtlama yönündeki davranışların mutlak suretle kaldırılması gerekli.”

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay da, “Türkiye’de gazeteciler üzerinde oyun oynandığı biliniyor. Büyükanıt suç işlemiştir ve mutlaka yargılanmalı, bunun hesabını vermelidir” dedi. (25 Mart 2011)

*

“İfade özgürlüğünü daha da karanlık bir süreç bekliyor”

TGC Başkanı Orhan Erinç, “24 Mart 2011 basın tarihinin kara günleri arasında şimdiden yerini almış görünüyor. 12 Mart 1971 ara rejiminde, sıkıyönetim komutanının sokağa çıkma yasağı koyarak yaptığı yasak kitap arama baskını bu kez, demokratik hukuk devleti olduğunun ısrarla vurgulandığı bir dönemde yapılmıştır” dedi.

Gazeteci Ahmet Şık’ın basılmamış kitabına yönelik baskıları kınayan TGC Başkanı Orhan Erinç, “İfade özgürlüğünü daha da karanlık bir sürecin beklediğini vurguladı. Erinç, “24 Mart 2011, basın tarihimizin kara ve karanlık günleri arasında ki yerini şimdiden almış görünüyor. Oysa aynı günün sabahı ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kalkacağı ve gazetecilerin hapis cezasından kurtulacağı ümidini yaşama geçirmek amacıyla Ankara’ya gitmiştik” diye konuştu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Komisyonu, Türk Ceza Yasası’ndaki kimi maddelerin değiştirilmesi konusunu ele aldığı, meslek örgütü temsilcileri olarak nelerin yapılması gerektiği konusunda bilgi sundukları bir günde tam bir hayal kırıklığı yaşadıklarını belirten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, “Anayasa’nın, Basın Yasası’nın sansürü yasaklayan ve gazetecileri güvence altına aldığı söylenen maddeleri yok sayıldı” dedi.

Erinç açıklamasını şöyle sürdürdü: “12 Mart 1971 ara rejiminde, sıkıyönetim komutanının sokağa çıkma yasağı koyarak yaptığı yasak kitap arama baskını bu kez, demokratik hukuk devleti olduğunun ısrarla vurgulandığı bir dönemde yapılmıştır. Basın yayın tarihimize, yayınlanmamış kitabın imha edilmesi gibi akıl ve hukuk dışı bir girişimin yaşandığı da eklendi. Bu ayıbı kimin düzelteceğini ne yazık ki bilemiyoruz. Elimizden gelen şey ise uygulamaya karşı çıkmak, kınamak ve ifade özgürlüğünü daha da karanlık bir sürecin beklediğini vurgulamak oluyor.” (26 Mart 2011)

*

GÖP: Kitap taslağını yok etmek sansürdür

GÖP Ahmet Şık’ın basılmamış kitabına yönelik sürdürülen baskıyı protesto etti. GÖP açıklamasında “İnsanlık tarihinde ilk kez, polis, sanal ortamda kitap avı başlatıyor. Bu girişimi basın özgürlüğüne yönelik vahim bir ihlal olarak niteliyor ve kınıyoruz” denildi

Gazetecilere Özgürlük Platformu, (GÖP) gazeteci Ahmet Şık’ın basılmamış kitabına yönelik yayınevi araması, kitap taslağının izi bile bırakılmadan ortadan kaldırılması girişimini kınadı. “Cezaevinde gazeteci kalmasın, gazeteciler halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet ederken tutuklanmasın” diye 92 gazetecilik meslek örgütünün oluşturduğu GÖP böyle bir uygulamanın darbe dönemlerinde bile eşinin yaşanmamış olduğuna dikkat çekti.

GÖP açıklamasında, “Türkiye’de gazetecilere yönelik baskılar, basılmamış kitapları hatta dijital ortam kayıtlarını da hedef almaya başladı. Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarının ardından, hükümet “Söz konusu kişiler gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanmadılar. Her ikisine de savcılık sorgusu sırasında yazdıkları kitaplarla ilgili sorular sorulması, bu gerekçelerin inandırıcılığını tamamen ortadan kaldırdı” ifadelerine yer verildi.

GÖP açıklaması şöyle devam etti: “Ahmet Şık’ın basılmamış kitabına açılan yok etme savaşı, Türkiye’de sadece gazetecilerin değil, düşünen ve yazan herkesin susturulduğu karanlık bir ortamın hazırlandığını gözler önüne serdi. Bu operasyon, Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adını vermeyi düşündüğü kitabını basma kararı bile almamış olan yayınevindeki arama ile sınırlı kalmış olsaydı bile kabul edilemez bir ifade ve basın özgürlüğü ihlalidir. Basılmamış bir kitap taslağının yok edilmesi sansürdür. Ne ki operasyon bununla da sınırlı kalmadı. Kitap taslağının izi bile bırakılmadan ortadan kaldırılmasına girişildi.

Taslağın bulunduğu adreslere gidildi, taslak bilgisayarlardan silindi. Bu amaçla Radikal Gazetesi’ne polis girdi ve gazeteci arkadaşımız Ertuğrul Mavioğlu’nun kullandığı bilgisayarda “arama yaptı”, kitap taslağını bilgisayar belleğinden “temizledi”. Türkiye’de darbe dönemlerinde bile eşi yaşanmamış olan bu olayın temelinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı karar var. Kararda, “Kitabın içeriğinde açıkça terör örgütünün amacının ve propagandasının yapıldığı, suçu ve suçluyu övme, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarının da örgüt talimatları çerçevesinde kitaba konu edildiği ve örgüt talimatlarıyla kitabın bastırılarak sansasyon ve dezenformasyon yapılmasının planlandığı yargılanan örgüt üyelerine de bu suretle moral verilmeye çalışıldığı “ ileri sürülüyor. Ayrıca kitap basılmadığı için bu haliyle örgütsel doküman sayılacağı söylenerek, taslağa el konması isteniyor.

Bu taslağı bilgisayarlarında bulundurup da polise haber vermeyen ya da saklamakta ısrar edenler de terör örgütüne yataklıkla suçlanacak. İnsanlık tarihinde ilk kez, polis, sanal ortamda kitap avı başlatıyor. Düşüncenin peşine düşüyor. Böyle bir ilkin ülkemizde yaşanmasının derin üzüntüsü bir yana, bu girişimi basın özgürlüğüne yönelik vahim bir ihlal olarak niteliyor ve kınıyoruz. Yetkilileri, basılmamış kitapların peşine düşerek, onların kopyalarını dijital ortamdan kazıyacak kadar hak ve özgürlükleri umursamayan, düşünce ve basın özgürlüğünü ayaklar altına alan bu zihniyete karşı göreve davet ediyoruz.” (26 Mart 2011)

*

TGC, 2010’un en başarılı gazetecilerini ödüllendiriyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından bu yıl 51'incisi düzenlenecek olan ''2010 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri'' bugün düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.

TGC’nin 2010 Yılı  Geleneksel Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri bugün saat 19.30’da Sabancı Center’da Hacı Ömer Sabancı Konferans Salonu’nda düzenlenen törenle sahiplerini bulacak. TGC tarafından bu yıl 51'incisi düzenlenecek olan başarı ödülleri medya, iş ve üniversite dünyasından 700'e yakın davetlinin katılımıyla gerçekleştirilecek. Bu yıl “Gazetecilik Büyük Seçici Kurulu”nda: İsmail Ballı, Turhan Bozkurt,  Necdet Doğan, Sibel Güneş, Ayşe Özek Karasu ve İbrahim Yıldız’dan oluştu.

Seçici kurullar belirledi

RADYO TV Büyük Seçici Kurulu; Prof Dr. Rıdvan Akar, Zafer Arapkirli, Kemal Aslan, Prof. Dr. Şükran Esen, Ali Eyüboğlu, Sibel Güneş ve Doğan Şentürk’ten oluşturuldu. “İnternet Büyük Seçici Kurulu’nda ise Oğuz Güven, Ercüment İşleyen, Hakan Kara, Prof. Dr. Nurdoğan Rigel, Sibel Güneş, Olay Tan ve Ahmet Yeşiltepe yer aldı. Haber- Siyasal dalında Tekin Atay, Güngör Karakuş, Hilal Öztürk - Habertürk gazetesi 20.02.2010 tarihinde yayınlanan “Kayıp  Savcı Sarıkaya Çukurambar’dan Çıktı” haberleriyle ödüle değer bulundu.

Gazetecilik ödüllerinde, haber - siyasal dalında Cansu Çamlıbel-Hürriyet gazetesi- 12.10.2010 tarihinde yayınlanan “29 Ekim’de Tek Tören” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.


Ekonomi dalında Ali Ekber  Yıldırım, Dünya gazetesi–16–8/26–11.2010 tarihinde yayınlanan “GDO’da Mevzuat Baş Döndürdü” başlıklı haberiyle  ödüle değer bulundu.

Çevre, eğitim, sağlık (Toplum Ödülü) dalında Gülden Aydın-Hürriyet gazetesi–21.04.2010 tarihinde yayınlanan “Orada Kimse Yok mu?” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu. Betül Kotan Atak - Radikal gazetesi- 21.08.2010 tarihinde yayınlanan “KPSS’de Çifte Şaibe” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

Kültür sanat-magazin dalında Muhittin Danış-Radikal gazetesi–01–02.11.2010 tarihinde yayınlanan “Sarayda (Topkapı Sarayı) Çatlak” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu. Bülent Ergün-Sabah gazetesi–08.09.2010 tarihinde yayınlanan “2500 Yaşındaki Anadolu Kadınına Gümrük İşkencesi” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

Spor dalında Celal Demirbilek- Hürriyet gazetesi 30.07.2010 tarihinde yayınlanan “Milli Takımı Unuttular” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu. Yiğit Barış-Demokrat Kocaeli gazetesi–25.10.2010 tarihinde yayınlanan “Curling Şampiyonası’nda Skandal” başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü.

Köşe yazısı dalında Yılmaz Özdil-Hürriyet gazetesi–19.08.2010 tarihinde yayınlanan “Soy Sop” başlıklı yazısıyla ödüle değer bulundu.

Araştırma dalında Sedat Ergin-Hürriyet gazetesi- 03–08/09–09.2010 tarihlerinde yayınlanan “Balyoz İddianamesi” başlıklı araştırmasıyla ödüle değer bulundu.

Burhan Ekinci-Taraf gazetesi–20–29.08.2010 tarihinde yayınlanan “Faili Meçhuller Meçhul Kalmasın” başlıklı araştırmasıyla övgüye değer görüldü.

Röportaj dalında Nebahat Koç-Akşam gazetesi–15–16.07.2010 tarihinde yayınlanan “Numan Bey Gidecek” başlıklı röportajıyla ödüle değer bulundu. Ahmet Uykan-Zaman Gazetesi–25.09.2010 tarihinde yayınlanan “Prim Almasam da Olur, Bana Gümüş Madalya Yeter” başlıklı röportajıyla övgüye değer görüldü.

Spor köşe yazısı dalında Ercan Güven-Milliyet gazetesi- 01.09.2010 tarihinde yayınlanan “Haysiyet Cellatlığı ve Cellatın İpini Yalayanlar” başlıklı yazısıyla ödüle değer bulundu. Alper Kaya-Birgün gazetesi–27.10.2010 tarihinde yayınlanan “Sadece Bir Deli” başlıklı yazısıyla övgüye değer görüldü.

Sayfa düzeni - Birinci Sayfa Düzeni’nde Bülent Mumay-Radikal gazetesi–30.11.2010 tarihli sayfasıyla ödüle değer bulundu.

İç Sayfa Düzeni’nde Fatma Bilecen-Milliyet gazetesi 18.04.2010 tarihli 18 ve 19. sayfaları ile ödüle değer bulundu.

Ayçağ Bıçakçı-Habertürk gazetesi–03.07.2010 tarihli 10. sayfası ile övgüye değer görüldü.

Spor Sayfası Düzeni-Nihat Uğurlu-Hürriyet gazetesi–01.08.2010 tarihli spor sayfasıyla ödüle  değer bulundu.

Ercan Arıkan- Habertürk gazetesi- 26.07.2010 tarihli  spor sayfasıyla övgüye değer görüldü.

Karikatür dalında Zafer Temoçin-Cumhuriyet gazetesi- 01.12.2010 tarihli “Wikileaks  Belgelerin’den  Sonra“ karikatürü ile  ödüle değer bulundu.

Fotoğraf dalında ödül verilmedi. Erhan Yılmaz-İHA–20.05.2010 tarihli “Ölme Mehmedim”konulu fotoğrafıyla övgüye değer görüldü.

TV haber dalında Atıl Ayaz-Fox TV’de 12–14/01.2010 tarihinde yayınlanan “Acil Skandal” başlıklı haberiyle ödüle değer bulundu.

Göksel Göksu- CNNTÜRK’de 06–08/12.2010 tarihinde yayınlanan “Namlunun Ucundaki Kadınlar” başlıklı  haberiyle övgüye değer görüldü.

TV haber program dalında ödül verilmedi.

TV belgesel dalında Zeynel Elçioğlu-TRT’de  16.02.2010 tarihinde yayınlanan “Yöresel Müziğin Ustaları” başlıklı belgeseliyle  ödüle değer bulundu. Nazım Alpman-İz TV’de  21.06.2010 tarihinde yayınlanan “Trakya’nın Kara Günleri” başlıklı belgeseliyle övgüye değer görüldü.

TV kültür –sanat- magazin programı dalında ödül başvurusu olmadı

TV spor programı dalında ödül verilmedi

TV kamera çalışması dalında Şaban Özdemir-İHA’da 20.05.2010 tarihinde yayınlanan “Mezarlıktaki  Son Nefes” görüntüleri ile ödüle değer bulundu.

Radyo haber program dalında Ender Uslu-Kanaltürk Radyo’da 06.05.2010 tarihinde yayınlanan “İlk Anons”programıyla  ödüle değer bulundu.

ODATV’YE ÖDÜL ASKIYA ALINDI

TGC Yönetim Kurulu, 2010 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri’nin İnternet gazeteciliği dalında Odatv’ye verilen başarı ödülünün askıya alınmasını kararlaştırdı. Kararla ilgili açıklama şöyle: "İnternet gazeteciliğinin ve internette görev yapan gazetecilerin yasal tanımlarının henüz belirlenmemesi nedeniyle, internet ödülleri içerik zenginliği, site yapısı ve ulaşılabilirlik özellikleri dikkate alınarak ve öteki dallardan ayrı olarak gazetecilere değil haber portallarına veriliyordu. Ödül Seçici Kurulu’nun başvuruları değerlendirdiği 25 Şubat 2011 günü yapılan toplantının ertesinde ortaya çıkan gelişmeler ve gazeteci olmayan kişilerin de tartışma konusu olması, Yönetim Kurulu’nun seçici kurul üyelerinin de görüşünü alarak ödülü askıya almasında etkili oldu.

Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde yer alan kurallar arasında bulunan “yargı kararı kesinleşmedikçe, bir sanık suçlu ilan edilmemelidir. Haber ve yorumlarda suçluymuş gibi değerlendirmeler yapılmamalıdır”  kuralını dikkate alan TGC Yönetim Kurulu, kararının bir suçlama anlamını taşımadığını vurguladı.

Açıklamada alınan kararın, bu yıl 51’incisi verilecek Başarı Ödülleri’nin saygınlığını koruma amacı taşıdığı da hatırlatıldı.

İnternet dalında T24.com  övgüye değer görüldü.

TGC Yönetim Kurulu 2010 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri Nezih Demirkent Özel Ödülü’nün Güngör Uras’a verilmesini oybirliği ile kararlaştırdı. Uras, uzun yıllardan beri ekonomi ile sosyal konulardaki öngörü, öneri ve eleştirilerini gündeme getirirken bölgeler arasındaki dengesizliğin giderilmesinin yanı sıra  yerel ekonomilerin de güçlenmesi konusundaki çabaları nedeniyle  ödüle değer bulundu. (26 Mart 2011)

*

TGC üyesi Bayar yaşamını yitirdi

Türkiye'de Bilim Kurgu Edebiyatı'nın gelişimine önemli katkılar sağlayan TGC üyesi yazar Zühtü Bayar hayatını kaybetti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi, Türkiye’nin önde gelen bilim kurgu yazarlarından Zühtü Bayar, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Bayar, uzun süredir hastanede kronik akciğer ve böbrek yetmezliği tedavisi görüyordu. 1943 yılında Niğde’de doğan Zühtü Bayar, mesleğe 1961’de Gençlik dergisinde sayfa sekreteri olarak başladı. Türk Solu, Yeni Ortam, Günaydın, Ayrıntılı Haber, Vatan gazetelerinde çalışan Bayar’ın, “Nazım Hikmet Üzerine” ve “Zaman Aynası” kitapları yayımlandı. TGC, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyesi olan Bayar’ın mesleki ödülleri bulunuyor. Bayar İngilizce ve İspanyolca biliyordu. (28 Mart 2011)

*

14. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri açıklandı

14. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri'ni almaya hak kazanan gazeteciler açıklandı. Ödüller, 10 Nisan’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) binasında verilecek.

14. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri'ni almaya hak kazanan gazeteciler belirlendi. Ödül Jürisi: Vahap Munyar, Nail Güreli, Nazım Alpman, Celal Başlangıç, Fikret İlkiz, Arif Arslan, Mete Çubukçu, Metin Sever, Kamil Tekin Sürek, Şengül Karadağ, Filiz Koçali, Umur Talu, Ayşe Yıldırım ve Reyhan Yıldız'dan oluştu. Buna göre, ''Yazılı Haber Ödülü''nü, ''AİHM'de Vahim Savunma'' başlıklı haberiyle Kemal Göktaş kazandı. Görüntülü Haber Ödülü''ne, ''Hizbullah'ın Dünü Bugünü'' başlıklı haberiyle Göksel Göksu layık görüldü.

''Fotoğraf Ödülü'', Ankara'da Torba Yasayı protesto sırasında çekilen ''Sen Yanmazsan, Ben Yanmazsam'' adlı fotoğrafı ile Hürriyet Daily News muhabiri Selahattin Sönmez'e, ''Fotoğraf Dalında Jüri Özel Ödülü'' Hizbullah üyelerinin Diyarbakır Cezaevinden tahliyeleri sırasında çekilen ''Son Görünüş'' adlı fotoğrafı ile Doğan Haber Ajansı Diyarbakır Muhabiri Cem Emir'e, ''Yerel Gazetecilik Ödülü'' ise 17 Ağustos 2010'da yayımlanan ''Siyaset Tuluma Girdi'' başlıklı haberiyle Barış Aslan'a verildi. ÖDÜL Jürisi, daha önce Metin Göktepe Gazetecilik Ödüllerini haber dalında kazanan Ahmet Şık ve Nedim Şener adına da bir ödül vermeyi kararlaştırdı. ''Ahmet Şık-Nedim Şener Ödülü''nü, Evrensel Gazetesinde 2 Martta yayımlanan ''Bu manşet 301'lik olurdu'' haberiyle Hilal Yağız kazandı.

(29 Mart 2011)

*

Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri sahiplerini buldu

TGC’nin bu yıl 51'incisini düzenlediği ''2010 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri'', medya, iş ve üniversite dünyasından önemli isimlerin katılımıyla düzenlenen törenle sahiplerini buldu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) bu yıl 51'incisini düzenlediği ''2010 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri'' töreni, medya, iş ve üniversite dünyasından 500’ü aşkın kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Törenin açılış konuşmasını yapan TGC Başkanı Orhan Erinç, sözlerine, ''Türk basını bugüne kadar benzeri görülmemiş bir süreçten geçmektedir. Gazetecilik faaliyetlerinin suç sayılması dönemine, henüz düşünce aşamasında olan, tamamlanmamış, kitaplaşmamış yazıların suç sayılması bir yana, el konulanların dışındaki örneklerinin silinerek, imha edilmesi, ifade özgürlüğü konusunda varılan noktanın vahametini ortaya koymaktadır'' ifadeleriyle başladı.

Türk tarihinde daha önce de benzer ''yok etmelerin'' yaşandığını ifade eden Erinç, şöyle devam etti: ''Bunlardan biri Cumhuriyet öncesindeki baskı döneminde, ikincisi ise tek parti döneminde olmuştur. Üçüncü örneğin, yani 'İmamın Ordusu' kitap taslağının imha edilmeye çalışılmasının ise demokratik hukuk devleti süreci olarak nitelendirilen günümüzde yaşanması olağanüstü bir önem taşımaktadır. Bu durum ifade özgürlüğünün ve gazetecilik mesleğinin daha karanlık sürece girmekte olduğunun somut bir göstergesini oluşturmaktadır. Türk Ceza Yasası'nın ifade özgürlüğünü sınırlayan ve gazetecilerin ceza infaz kurumları önünde sıraya girmesine, Cemiyetimizin bütün uyarılarına karşın yol açan maddelerin değiştirilmesi gündemdedir.''

Erinç, Bakanlar Kurulu'nun TBMM'ye sunduğu ve Adalet Komisyonundan aynen geçtiği bilinen tasarının, özellikle gazetecilik mesleğinin geleceğini tehdit eden bir içerik taşıdığını vurgulayarak, ''Zaten sızdırmalarla özel yaşamın gizliliğinin, masumiyet karinesinin zedelenmesine yol açan uygulamaların, tasarı ile yasal duruma getirilecek olması tehlikeli sürecin başka bir yönünü göstermektedir'' diye konuştu.

92 meslek örgütünün basın tarihinde ilk kez bir araya gelerek ''Gazetecilere Özgürlük Platformu''nu kurduğunu hatırlatan Erinç, Platformun ortak amacının, ifade özgürlüğünün sağlanması ve gazeteci yargılamalarının tutuksuz olarak sürmesini sağlamak olduğunu ifade etti.

TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli de, Silivri'de görülmeye devam edilen ''İkinci Ergenekon'' davasına önceki gün izleyici olarak katıldığını belirterek, Ergenekon davasında tutuklu olarak yargılanan gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'dan ''tüm dostlarına'' selam getirdiğini söyledi.

Törende daha sonra “Gazetecilik”; dalında, İsmail Ballı, Turhan Bozkurt,  Necdet Doğan, Sibel Güneş, Ayşe Özek Karasu ve İbrahim Yıldız, “Radyo TV” dalında;  Prof Dr. Rıdvan Akar, Zafer Arapkirli, Kemal Aslan, Prof. Dr. Şükran Esen, Ali Eyüboğlu, Sibel Güneş ve Doğan Şentürk, “İnternet” dalında; Oğuz Güven, Ercüment İşleyen, Hakan Kara, Prof. Dr. Nurdoğan Rigel, Sibel Güneş, Olay Tan ve Ahmet Yeşiltepe’den oluşan seçici kurulunca belirlenen 2010 Yılı Geleneksel Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri sahiplerini buldu.

Haber-Siyasal Ödül: Tekin Atay, Güngör Karakuş ve Hilal Öztürk, Habertürk gazetesinde 20 Şubat 2010 tarihinde yayımlanan 'Kayıp Savcı Sarıkaya Çukurambar'dan Çıktı' başlıklı haberle kazandıkları ödüllerini TGC Başkanı Orhan Erinç’ten aldı. Törende Öztürk söz alarak bir konuşma yaptı. Öztürk, dünya var oldukça yaşayacak üç meslekten biri habercilik olduğunu söyleyerek, cezaevindeki tutuklu gazetecilere selam gönderdi.

Haber-Siyasal Övgü: Hürriyet gazetesinde 12 Ekim 2010 tarihinde yayımlanan ''29 Ekim'de Tek Tören'' başlıklı haberiyle Cansu Çamlıbel’in ödülünü Hürriyet Gazetesi yazarı Sedat Ergin aldı. Ergin'e ödülü TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto verdi

Haber-Ekonomi Ödül: Ali Ekber Yıldırım, Dünya Gazetesi’nde 16 Ağustos 2010–26 Kasım 2010 tarihleri arasında yayımlanan 'GDO'da Mevzuat Baş Döndürdü' başlıklı haberiyle kazandığı ödülünü TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto’dan aldı. Gazeteci Yıldırım konuşmasında: “Aldığım bütün ödülleri Mustafa Balbay’a adıyorum” dedi.

Haber-Çevre, Eğitim, Sağlık (Toplum Ödülü): Gülden Aydın, Hürriyet Gazetesi’nde 21 Nisan 2010 tarihinde yayımlanan 'Orada Kimse Yok mu?' başlıklı haber ile ödüle layık görüldü. Aydın, ödülünü TGC Onur Kurulu Üyesi Şükran Soner'den aldı. Aydın, haberine ‘Gizliliğe İhlal Suçu’ndan dava açıldığını, davanın halen devam ettiğini ifade etti.

Haber-Çevre, Eğitim, Sağlık Övgü: Betül Kotan Atak da, Radikal Gazetesi’nde 21 Ağustos 2010 tarihinde yayımlanan 'KPSS'de Çifte Şaibe' başlıklı haberiyle övgüye değer bulundu. Atak, ödülünü TGC Onur Kurulu Üyesi Şükran Soner'den aldı.

Haber-Kültür Sanat-Magazin Ödülü: Muhittin Danış, Radikal Gazetesi’nde 1 ve 2 Kasım 2010 tarihlerinde yayımlanan 'Sarayda (Topkapı Sarayı) Çatlak' başlıklı haberi ile ödüle layık görüldü. Danış’ın adına ödülünü Radikal Gazetesi Haber Müdürü Abdullah Kılıç, TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir’den aldı.

Haber-Kültür Sanat-Magazin Övgü: Bülent Ergün, Sabah Gazetesi’nde 8 Eylül 2010 tarihinde yayımlanan '2500 Yaşındaki Anadolu Kadınına Gümrük İşkencesi' başlıklı haberiyle övgüye layık görüldü. Ergün’e ödülünü, TGC Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Özdemir verdi. Ergün, jüriye teşekkür ederek, “Ödülümü Nedim Şener ve Ahmet Şık’a ithaf etmek istiyorum” dedi.

Haber-Spor Ödülü: Celal Demirbilek, Hürriyet Gazetesi’nde 30 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan 'Milli Takımı Unuttular' başlıklı haber ile ödül almaya hak kazandı. Celal Demirbilek’e ödülünü TGC Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Ayhan verdi. Demirbilek duygularını şöyle ifade etti: “Mesleğimizin en anlamlı ödülünü kazanmanın mutluluğu içerisindeyim. Beni bu ödüle layık gören jüriye teşekkür ederim. Bu benim 182. ödülüm oldu.”

Haber-Spor Övgü: Yiğit Barış, Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde 25 Ekim 2010 tarihinde yayımlanan 'Curling Şampiyonasında Skandal' başlıklı haberiyle övgüye değer bulundu. Barış, ödülünü TGC Yönetim Kurulu Üyesi Arif Kızılyalın’dan aldı. Barış, “Böylesi büyük bir ödülü almak benim için büyük bir mutluluk” diyerek duygularını dile getirdi.

Köşe Yazısı Ödülü: Yılmaz Özdil, Hürriyet Gazetesi’nde 19 Ağustos 2010 tarihinde yayımlanan 'Soy sop' başlıklı yazısıyla ödüle değer görüldü. Özdil’in ödülünü TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli verdi. Ödülünü alan Özdil, şöyle konuştu: “Başta arkadaşım Nedim Şener olmak üzere halkın haber alma hakkına hizmet eden tüm gazeteciler adına bu ödülü kabul ediyorum.”

Haber-Araştırma Ödülü: Sedat Ergin, Hürriyet Gazetesi’nde 3, 8 ve 9 Eylül 2010 tarihlerinde yayımlanan 'Balyoz İddianamesi' başlıklı araştırması ile ödüle değer bulundu. Sedat Ergin ödülünü TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar’dan aldı. Ergin, basın ve ifade özgürlüğü açısından sıkıntılı bir dönemden geçildiğini ifade etti.

Haber-Araştırma Övgü: Burhan Ekinci, Taraf Gazetesi’nde 20-29 Ağustos 2010 tarihlerinde yayımlanan 'Faili Meçhuller Meçhul Kalmasın' başlıklı araştırmasıyla övgüye değer bulundu. Ekinci’nin ödülünü Taraf gazetesi muhabiri Fırat Alkaç aldı. Ödülü, TGC Basın Senatosu Sekreteri Süleyman Boyoğlu verdi. Alkaç, Ekinci’nin görevde olduğu için gelemediğini duyurarak, Ekinci’nin yazılı mesajını davetlilere aktardı.

Haber-Röportaj Ödülü: Nebahat Koç, Akşam gazetesinde 15-16 Temmuz 2010 tarihlerinde yayımlanan 'Numan Bey Gidecek' başlıklı röportajı ile ödül almaya hak kazandı. Koç ödülünü TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay’dan aldı.

Haber-Röportaj Övgü: Ahmet Uykan, Zaman Gazetesi’nde 25 Eylül 2010 tarihli 'Prim Almasam da Olur, Bana Gümüş Madalya Yeter' başlıklı röportajıyla övgüye değer görüldü. Uykan’a ödülünü TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay verdi. Uykan, ödülünü “12 Dev Adam”a armağan ettiğini ifade etti.

Spor Köşe Yazısı Ödülü: Ercan Güven, Milliyet gazetesinde 1 Eylül 2010 tarihinde yayımlanan 'Haysiyet Cellatlığı ve Cellatın İpini Yalayanlar' başlıklı yazısıyla ödüle layık görüldü. Ercan Güven hasta olduğu için törene gelemedi. Güven’in adına ödülü TGC Yönetim Kurulu Üyesi Arif Kızılyalın, spor basının usta isimlerinden Halit Kıvanç’tan aldı. Kıvanç esprileri ile davetlileri keyifli anlar yaşattı.

Spor Köşe Yazısı Övgü: Alper Kaya, Birgün gazetesinde 27 Ekim 2010 tarihli 'Sadece Bir Deli' başlıklı yazısıyla övgüye değer bulundu. Kaya ödülünü TGC Yönetim Kurulu Üyesi Arif Kızılyalın’dan aldı. Kaya, jüriye teşekkür ederek duygularını dile getirdi.

Birinci Sayfa Düzeni Ödülü: Bülent Mumay, Radikal gazetesinin 30 Kasım 2010 tarihli sayfasıyla ödüle değer bulundu. Ödülü TGC Yönetim Kurulu Üyesi Celal Toprak verdi.

İç Sayfa Düzeni Ödülü: Fatma Bilecen, Milliyet gazetesinin 18 Nisan 2010 tarihli 18 ve 19. sayfaları ile ödüle değer bulundu. Ödülü TGC Yönetim Kurulu Üyesi Celal Toprak verdi.

İç Sayfa Düzeni Övgü: Ayçağ Bıçakcı Habertürk gazetesinin 3 Temmuz 2010 tarihli 10. sayfası ile övgüye değer görüldü.  Ödülü ise TGC Onursal Üyesi Dr. Mücahit Atmanoğlu verdi.

Spor Sayfası Ödülü: Nihat Uğurlu Hürriyet gazetesinin 01 Ağustos 2010 tarihli spor sayfasıyla ödüle değer bulundu. Uğurlu ödülünü, TGC Onursal Üyesi Prof. Dr. Turgay Atasü’den aldı.

Spor Sayfası Övgü: Ercan Arıkan, Habertürk gazetesinin 26 Temmuz 2010 tarihli spor sayfasıyla övgüye değer görüldü. Arıkan’a ödülünü TGC Onursal Üyesi Prof. Dr. Turgay Atasü verdi.

Karikatür Ödülü: Zafer Temoçin Cumhuriyet gazetesinde 1 Aralık 2010 tarihli 'Wikileaks Belgeleri'nden Sonra'  isimli karikatürü ile ödül aldı. Temoçin adına ödülü karikatürist Akdağ Saydut, karikatürist Raşit Yakalı’dan ödülü aldı.

Haber fotoğraf övgü: Erhan Yılmaz, İHA tarafından 20 Mayıs 2010 tarihli yayımlanan 'Ölme Mehmedim' konulu fotoğrafıyla övgüye değer görüldü.'' Erhan Yılmaz ödülünü Gazeteciler Sosyal Yardımlaşma Vakfı Başkanı Selami Turgut Genç’ten aldı. Yılmaz, ödülünü helikopter kazasında hayatını kaybeden İsmail Güneş'e adadı.

TV Haber Ödülü: Atıl Ayaz, Fox TV’de 12 ve 14 Ocak 2010 tarihinde yayımlanan 'Acil Skandal' başlıklı haber ödüle değer bulundu. Atıl Ayaz ödülünü TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş'ten aldı. Ayaz, ödülünü Mısır'da hayatını kaybeden meslektaşı Ersan Karaoğlu'na adadı.

TV Haber Övgü: Göksel Göksu, CNNTÜRK’te  6-8 Aralık 2010 tarihinde yayımlanan 'Namlunun Ucundaki Kadınlar' başlıklı haberiyle övgüye değer görüldü. Göksel Göksu’ya ödülü TGC Genel Saymanı Gülseren Güver verdi. Göksu, ödülünü Nedim Şener ile Ahmet Şık’a adadı.

TV Belgesel Ödülü: Zeynel Elçioğlu, 16 Şubat 2010 tarihinde TRT’de yayımlanan 'Yöresel Müziğin Ustaları' başlıklı belgesel ödül değer bulundu. Zeynel Elçioğlu’na ödülü İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydemir Okay verdi.

TV Belgesel Övgü: Nazım Alpman, İz TV’de 21 Haziran 2010 tarihinde yayımlanan 'Trakya'nın Kara Günleri'' başlıklı belgeseliyle övgüye değer bulundu. Alpman’a ödülünü TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli verdi. Alpman, ödülünü tutuklu gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık’a adadı.

TV Kamera Çalışması Ödülü: Şaban Özdemir, İHA’da 20 Mayıs 2010 tarihinde yayımlanan 'Mezarlıktaki Son Nefes' görüntüleri ile ödüle değer bulundu. Özdemir’in ödülü TGC Onur Kurulu üyesi Şükran Esen tarafından verildi.

Radyo Haber Program Ödülü: Ender Uslu, Kanaltürk Radyo’da 6 Mayıs 2010 tarihinde yayımlanan 'İlk Anons' programı'' ile ödüle değer bulundu. Uslu’nun ödülü, Türkiye Spor Yazarları Derneği As Başkanı İlyas Namoğlu tarafından verildi.

Nezih Demirkent Özel Ödülü: Ödülü kazanan Güngör Uras, ödülü’nü TGC Başkanı Orhan Erinç’ten aldı. Uras, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Hem cemiyetimize hem de sizlere çok teşekkür ediyorum. Ben 28 yıl önce Dünya gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladım. 28 yıldır her gün yazıyorum. Bu işi severek yapıyorum. Sanıyorum ki öncelikle Anadolu’daki insanların sorunlarını gazetede dile getirmeye çalışıyorum.”

Tören, davetin sponsorluğunu üstlenen Sabancı Holding adına Kurumsal İletişim Direktörü Suat Özyaprak ile gecenin sunuculuğunu üstlenen Başak Şengül’e teşekkür plaketlerinin verilmesiyle sona erdi. (30 Mart 2011)

*

TGC üyelerine sağlıkta kolaylık

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), üyelerine sağlık alanında kolaylık sağladığı açıkladı. TGC’den yapılan açıklamada, Basın Dispanseri olarak bilinen Yerebatan Semt Polikliniği binasının TGC’ye ait olduğu bildirildi. Yazılı açıklamada, “Cemiyetimiz bu binasını 15 yıla yakın bir süredir kira almadan Sağlık Bakanlığı'na kullandırıyor. Bu işbirliği kapsamında da TGC üyelerine sağlık hizmetlerinde kolaylık sağlanıyor”denildi. Bu karşılıklı iyi niyet ve işbirliğini geliştirecek bir adım daha atıldığı ifade edildi.

Açıklamada: “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ile bir protokol imzaladık. Üyelerimiz artık hem Avrupa yakasında Yerebatan Semt Polikliniği'nden (Basın Dispanseri), hem de Anadolu yakasında Üsküdar Devlet Hastanesi'nde sağlık hizmetlerinden daha kolay yararlanabilecekler. Hizmetlerden daha kolay yararlanmak isteyen üyelerimizin aşağıda belirtilen telefonlardan ilgili kişileri arayarak randevu almaları ve TGC Üye Kimlik Kartı'nı göstermeleri yeterli olacaktır. Bu kolaylık üyelerimizin eş ve çocukları için de geçerli olacaktır.” (30 Mart 2011)

 

Başa Dön