Geri Dön

Nisan 2011 Raporu

Avrupalı gazetecilerden GÖP’e destek açıklaması

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB), Alman Gazeteciler Birliği (dju) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EJF), Türkiye'deki "basın özgürlüğü"nden kaygılı olduklarını belirtti.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB), Alman Gazeteciler Birliği (dju) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EJF) tarafından yapılan ortak açıklamada, “Türkiye’de gazetecilere karşı artan baskılar bizi kaygılandırıyor” ifadesi kullanılarak, gazeteci Ahmet Şık’ın henüz yayımlanmamış “İmamın Ordusu” adılı kitabının “ismi” nedeniyle Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandığına dikkat çekildi.

Açıklamada, Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Sözcüsü Ercan İpekçi, 150 gazetecinin tutuklanma tehdidi altında olduğunu belirtiyor” denildi.  “Türkiye’deki gazetecilerin basın özgürlüğü mücadelesini desteklediklerine dikkat çekilen açıklamada, “Biz GÖP’ün gazetecilerin hemen serbest bırakılması istemini destekliyoruz. Aynı şekilde Ceza Yasası’ndaki kısıtlayıcı maddelerin de değiştirilmesini talep ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Dönem Başkanı Ercan İpekçi, “Darbe döneminde dahi kitap taslağına el konulması uygulamayla karşılaşılmadı“ dedi.

Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci Ahmet Şık’ın basılmamış kitabının toplatılmasının ardından ilahiyatçı Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’ın “kitap taslaklarına el konulması” tepkilere neden oldu. Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Dönem Başkanı Ercan İpekçi “Darbe döneminde dahi bu uygulamayla karşılaşılmadı. Düşündüğünüzü bir yere not ettiğiniz takdirde bir suçla karşı karşıyasınız demektir” diye konuştu. (1 Nisan 2011)

*

Gazeteciliğe görülmemiş baskı uygulanıyor

Gazeteci Ahmet Şık'ın "İmam'ın Ordusu" adlı kitabının, basılmadan toplatılması ve tüm kopyalarının imha edilmeye çalışılmasını, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü araştırmacı gazeteciliğe yönelik “baskı" olarak değerlendirildi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) kuruluşu tarafından yapılan açıklamada, Türk adaletinin, "İmam'ın Ordusu" adlı kitabın kopyasının "bulunabileceği" mekanlarda arama yaparak kopyalarının bilgisayar ortamında tutulmasını yasaklaması, araştırmacı gazeteciliğe yönelik "görülmemiş baskı" olarak nitelendi.

Bu davranışın "olağanüstü tehlikeli bir emsal yarattığına" işaret edilen RSF açıklamasında, "Türk adaleti, bir elektronik mesajın gazeteciyi demir parmaklıklar arkasına götürebileceği fikri yayarak, medya profesyonelleri üzerinde anlamsız ve kabul edilemez bir baskı oluşturmaktadır" ifadelerine yer verildi.

Kitaba ve yazarına yönelik uygulamaların Ankara'nın ifade özgürlüğü konusundaki uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğu görüşü ifade edildi.

Kitabın tüm kopyalarını imha etmek için savcılığın bu denli "yüklenmesinin", kitabın yazarının tutuklanmasının "siyasi gerekçelere dayandığı" şüphelerini kuvvetlendirdiğine de değinilen açıklamada, somut kanıt gösterilememesi halinde, Ahmet Şık, Nedim Şener ve Odatv gazetecilerinin serbest bırakılması talebinde bulunuldu. (1 Nisan 2011)

*

Basın ve ifade özgürlüğü müzakereleri etkileyecek

Avrupa Parlamentosu Üyesi Evelyn Regner, Avrupa Konseyi'ne verdiği önergesinde Mustafa Balbay ve gazetecilere baskılarla ilgili sorular yöneltti. Avrupa Konseyi’nden Regner’e verilen yanıtta “ifade özgürlüğünün” müzakereleri etkileyeceği vurgusu yapıldı.

Avrupa Parlamentosu Üyesi Avrupa Parlamentosu Üyesi Avusturyalı sosyal demokrat Evelyn Regner, Avrupa Konseyi'nin yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, Türkiye'de gazetecilere yapılan baskılar konusuna yer verdi. Regner’e verilen yanıtta AB'nin, ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü dâhil demokrasi ve insan haklarının temel ilkelerine saygı ve bunlara ilişkin taahhütler karşısındaki konumunun çok açık olduğu belirtildi.

Regner soru önergesinde, "Türkiye'de, ifade ve basın özgürlüğünün şiddetli bir biçimde küçültüldüğüne dikkat çekti. AB üyeliğine aday olan Türkiye, sansür ve basınla ilgili düzenlemeler açısından en kötü 50 ülkeden biridir diyen Regner, Türkiye'de sadece 2010 yılının ilk üç ayında hükümeti eleştiren 260 gazeteci ve yazar tutuklandı. Aylarca duruşma yapılmadan hapishanelere konuldu" dedi.

Regner şöyle devam etti: "Tutuklu gazeteciler ve yazarlar bu suçlamalara neden olan açık deliller bulunmadan, anti-terör mevzuatı ve ceza yasasını ihlal etmekle suçlandılar."

Hükümet aynı zamanda, özellikle kendisini eleştiren gazetecilerin çıkartılması ya da gözden düşürülmesi için gazete sahiplerine baskı uyguladığını da öne süren Regner, Avrupa Konseyi’ne, "AB adayı olan bir ülkede hukuk devletinin bu bariz ihlalleri konusundaki görüşü nedir. Konsey bu konuları Türkiye ile istikbaldeki müzakereler açısından ne şekilde ele alıyor?" sorularını yöneltti.

Avrupa Konseyi'nden soru önergesine gönderilen yanıtta AB'nin, ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü dâhil demokrasi ve insan haklarının temel ilkelerine saygı ve bunlara ilişkin taahhütler karşısındaki konumunun çok açık olduğu belirtildi. Bir aday ülke olarak Türkiye'nin, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü teminat altına alan kurumların istikrarının sağlanması dâhil, Kopenhag siyasi kriterlerini karşılamak zorunda olduğunu belirten Avrupa Konseyi yanıtına şöyle devam etti: "Müzakere Çerçevesi altında Türkiye'nin, reform sürecine devam etmesi ve özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere uyum ilkelerine saygı gösterilmesi konusunda ek iyileştirmeleri sürdürmesi beklenmektedir. Türkiye'nin ifade özgürlüğüne tam saygı göstermesi, şiddet içermeyen görüş ifadesi nedeniyle cezalandırılan ya da kovuşturulan kişilerin durumuna bir çare bulması ve örgütlenme ve barışçıl toplantı yapma özgürlüğüyle ilgili reformların uygulanmasını sürdürmesi de Türkiye tarafından uygulanacak Katılım Ortaklığında ifadesini bulan kısa vadeli öncelikler olarak sıralanmıştır. 14 Aralık 2010 kararlarında Konsey tarafından özellikle belirtildiği gibi, ifade özgürlüğü, Türkiye'nin yasalarda ve uygulamada temel haklar ve özgürlüklere uymayı daha fazla iyileştirmesi gereken alanlardan biridir."

AB'nin sözü edilen konulara, Türkiye'de devam eden reform sürecinin bir parçası olarak büyük önem atfettiğini belirten Avrupa Konseyi, bu zeminde ilerlemeyle ilgili değerlendirme ve yakından izlemenin Müzakere Çerçevesi ve Katılım Ortaklığı anlaşmaları gereğince devam edeceğini bildirdi. Özgürlüklerle ilgili konuların Türkiye-AB arasındaki görüşmelerde gündeme getirilmesinin süreceği belirtilen yanıtta, 10 Mayıs 2010'daki AB-Türkiye Katılım Konseyi toplantısına değinildi ve şöyle denildi: "Bu toplantıda, Kopenhag siyasi kriterlerine saygı gösterilmesinin temin edilmesi ve Katılım Ortaklığında düzenlenen önceliklerin yerine getirilmesi amacıyla, reformların üstlenilmesinin önemi vurgulanmıştı. Türkiye diğerlerinin yanı sıra insan hakları konusunda da mevzuatını tamamen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla uyumlu hale getirmeye çağrılmıştı. İfade özgürlüğü özelinde AB, basın özgürlüğüne tam saygı gösterilmesine elverişli bir ortamın teminat altına alınması gereğini hatırlattı ve Türkiye'yi gazetecilerin, insan hakları aktivistlerinin ve politikacıların şiddet içermeyen görüşlerini ifadelerinden dolayı mahkûmiyet ve kovuşturmalardan korunması için ek yasal iyileştirmeleri benimsemeye davet etti."

Avrupa Konseyi soru önergesini Balbay'ın durumuna da değinerek şöyle bitirdi: "İnsan Hakları ve temel özgürlükler konuları, Sayın Balbay'ın durumu gibi özel durumlar da dâhil olmak üzere, Müzakere Çerçevesi Katılım Ortaklığı anlaşmaları gereğince izlenmeye devam edilecektir. Türkiye'nin müzakerelerde ilerlemesi, diğerleri yanında bu koşullara dayalı olarak ölçülür. Bu konuların AB tarafından Katılım Konseyi ve Siyasi Diyalog toplantıları çerçevesinde tüm uygun zeminlerde gündeme getirilmesine devam edilecektir."(5 Nisan 2011)

*

BİZİM GAZETE 5 bininci sayıya ulaştı

Bizim Gazete Türkiye’nin günlük sivil toplum gazetesi olma özelliğini sürdürmenin mutluluğunu yaşıyor. Basınla ilgili konulara yer veren bir gazete olmanın ötesinde ülke genelindeki gelişmeleri izleyerek bağımsız bir biçimde aktarıyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti “Toplumsal Dayanışma” ilkesi doğrultusunda bir “Sivil Toplum Gazetesi” kimliği ile günlük olarak yayımlanan Bizim Gazete 5 bininci sayısına ulaştı. Bizim Gazete yayın hayatına, 24 Temmuz 1990 günü başladı. İlk yıllar aylık olarak yayımlanan Bizim Gazete’nin bu dönemdeki Yazı işleri Yönetmeni Nezih Demirkent, Komite Koordinatörü Nail Güreli, Basın Yayın Komitesi Üyesi İlhan Turalı, Yazman ise Cemil Özyıldırım idi. Bizim Gazete’de Necla Berkan, Murat Çorlu, Selami Turgut Genç, Orhan Olcay, Seyfettin Turan görev aldı.

Bizim Gazete 10 Haziran 1995 tarihinden itibaren günlük yayıma geçti. Bu dönemde TGC adına İmtiyaz Sahibi Nail Güreli, Genel Yayın Yönetmeni Yılmaz Tunçkol, Yazı işleri Müdürü Kayhan Küreman ile Acar Şölen’di. TGC’nin bin yan kuruluşu olan BAS-HAŞ (Basın Hizmetleri Anonim Şirketi) tarafından yayımlanan Bizim Gazete’nin 2010 yılına kadar imtiyaz sahibi, TGC adına Orhan Erinç’ti. 2011 yılında imtiyaz sahibi TGC adına Vahap Munyar olan Bizim Gazete yalnızca Pazar günleri yayımlanmıyor.

Geçtiğimiz ay yitirdiğimiz Babı-âli’nin usta gazetecisi uzun yıllar yazı işleri müdürlüğü yapmış olan Kayhan Küreman’dan görevi devralan genç bir ekiple çıkarılan Bizim Gazete'nin bir sivil toplum gazetesi kimliği taşımasına özen gösteriliyor. Safa Köktener Bizim Gazete’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yaparken, editör Olcay Çelik ve muhabir Nuri Aydın’dan oluşan ekibe İdari İşler Müdürü Cemal Güler destek veriyor.

Bizim Gazete’nin, 1 sayfası basın haberleri ağırlıklı. 2. sayfası her gün dönüşümlü olarak teknoloji, eğitim, turizm, sağlık, yaşam, çevre gibi konulara ayrılıyor. 3. sayfasında sivil toplum örgütlerinin açıklamalarına, İstanbul ağırlıklı haberlere yer veriliyor. 4. sayfada ise yurt haberleri gözden kaçırılmıyor. 5. sayfada dünyadan gelişmelere dikkat ediliyor.

6. sayfa ise herkese açık bir kürsü olan forum sayfası. Basından Seçmeler bölümüyle konuk yazarlarla okuyucu buluşturuluyor. Hafta boyu spordaki gelişmeler Salı günleri 7. sayfada yer bulurken 8. Sayfada, her gün tam bir sayfa sanat ve kültür haberlerine yer verilmekte. (5 Nisan 2011)

*

Gazeteci Ayhan Yetkiner anıldı

TGC Yönetim Kurulu’nda bir dönem görev yapan gazeteci Ayhan Yetkiner, ölümünün 4. yılında Kozlu’daki mezarı başında anıldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) her kademesinde özveriyle hizmet vermiş bulunan gazeteci Ayhan Yetkiner ölümünün 4’ncü yılında Kozlu’daki mezarı başında anıldı. Yetkiner’in anma törenine ailesi, dostları, meslektaşları katıldı.

Gazeteciler Sosyal Dayanışma Vakfı Başkanı Selami Turgut Genç, yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi: “Ayhan Yetkiner, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde uzun yıllar denetim ve yönetim kurulu üyeliklerinde meslektaşlarına hizmette “vefa” yönüyle iz bırakmış, bir sürede Gazeteciler Sosyal Dayanışma Vakfı başkanlığında bulunmuştur. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adına düzenlenen “Babıâli’nin Hatıra Defteri” isimli belgesel albümde de katkısı bulunan dost canlısı Yetkiner, “Konuşan Kalemler”, “Nasrettin Hoca’nın Torunları”, “Pire Tellal İken”, “Ecevit” kitapları imzasıyla yayınlanmıştır. Ölümüyle meslek teşekkülleri ve “Bizim Yokuş” un dostları yeri doldurulmayacak bir kalem arkadaşlarını kaybetmiş oldu.”

(5 Nisan 2011)

*

IPI: Gazeteci Nedim Şener’i serbest bırakın

Merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu, gazeteci Nedim Şener’in serbest bırakılmasını istedi.

23 Mart’ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’a mektup gönderen merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu ve Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı 60 gazeteci, Nedim Şener’in serbest bırakılmasını istedi. Gül’e gönderilen mektupta, “Türkiye’de çok sayıda gazetecinin Ergenekon ile bağlantıları iddia edilerek tutuklandıkları ve yargılandıkları haberlerini artan endişe ile izlemekteyiz” denildi.

Mektupta: “Bunların arasında silahlı terör örgütüne üyelik suçuyla karşı karşıya olduğunu anladığımız Nedim Şener de bulunmaktadır. Bizler Türkiye’deki gazetecilerin görevlerini yapabilmelerinin sağlanmasını ve Nedim Şener’in derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” denildi. Erdoğan’a yazılan mektupta ise “‘Basın özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz’ ifadelerinizi memnuniyetle karşılıyoruz ancak Nedim Şener’in tutuklanmasından ciddi endişe duymaktayız” ifadeleri yer aldı. (6 Nisan 2011)

*

AGİT: Türkiye’de basın özgürlüğünden kaygılıyız

AGİT medya temsilcisi Dunya Mijatoviç, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na mektup yazarak, Türkiye'deki "basın özgürlüğünün gereği gibi uygulanmamasından duyduğu kaygıları" dile getirdi

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı(AGİT) medya temsilcisi Dunya Mijatoviç, medya özgürlüğüne ilişkin alınan kararları ve Türkiye'nin de üye ülke olarak uygulamakla yükümlü olduğunu hatırlattı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na gönderdiği mektupta Mijatoviç, "AGİT medya temsilciliği olarak ülkenizde medya özgürlüğüne ilişkin yapılacak reformların hazırlanmasında ve uygulanmasında yardımcı olmaya hazırız" ifadesini kullandı.

Türkiye'de gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecilerin sayısının yüksek olduğunu ifade eden Mijatoviç, "bu sayının artacağından büyük endişe duyduğunu" belirtti.

Mektubunda, AGİT'in basın özgürlüğüne verdiği önemi de hatırlatan Mijatoviç, Türkiye'nin de AGİT'in basın özgürlüğüne ilişkin aldığı kararlara uymayı ve uygulamayı taahhüt ettiğini belirtti.

Her ülkenin terörle mücadele etmek ve halkını teröre karşı koruma hakkına sahip olduğuna işaret eden Mijatoviç, "Güvenlik operasyonlarının basın kanunlarına ve medya özgürlüğüne aykırı olmaması gerektiğini" vurguladı

Gazetecilerin hassas bazı konularda hazırladıkları haberlerin "kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğine" işaret eden Mijatoviç, "Türk otoritelerinin bu hassas haberlerin halk tarafından duyulması için engel değil yardımcı olması gerektiğini" savundu.  (6 Nisan 2011)

*

“Gazetecilerin üzerindeki karabulutlar hiç dağılmadı”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Gazetecilerin üzerindeki karabulutlar hiç dağılmadı. Bir yandan baskı, bir yandan düşünceyi ifade özgürlüğünün rahatça kullanılmaması, gazetecileri bugünkü duruma getirdi” dedi.

Öldürülen Gazeteciler Günü dolayısıyla TGC Basın Müzesi'nde “Baskıların Altında Gazetecilik” adlı panel düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto yaptı. Panele konuşmacı olarak da Uğur Mumcu Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Özge Mumcu, Öldürülen Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz'ün kızı Bengi Öz ve Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Oktay Verel katıldı.

Olcayto panelin açılış konuşmasında, Hasan Fehmi’nin öldürülüşünden bu yana 102 yıl geçtiğini anımsatarak “Gazetecilerin üzerindeki karabulutlar hiç dağılmamış. Bir yandan baskı, bir yandan düşünceyi ifade özgürlüğünün rahatça kullanılmaması gazetecileri bugünkü duruma getirdi. Günümüzde gazeteciler hakkında 4 bin dolayında dosya var. 68 gazeteci arkadaşımız parmaklıkların arkasında” dedi.

Olcayto konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bunları yetkililere söylediğimiz zaman. Bize ‘Türkiye’de basın özgür’ diyorlar. ‘Nasıl özgür?’ diyoruz. ‘Çok sayıda gazete, televizyon var’ diyorlar ama işin aslı öyle değil tabii ki. Bizim öğrendiğimiz basın özgürlüğü aslında halkın doğru yansız bilgi edinme hakkıdır. Halk Türkiye’de ne kadar bilgilenebiliyor. Bu tartışmalı bir durum. Aslında pek tartışılacak tarafı da yok. Bir yanda holdingleşen basını da dikkate alırsanız, halka ne tür bilgiler veriliyor? Halk nasıl bilgilenebiliyor? Bunu anlamak çok zor. Dolayısıyla basın özgürlüğü dediğiniz zaman, orada durmanız gerekiyor.” “Basın, bir milletin bir ülkenin belleğidir” diyen Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Oktay Verel de, şunları söyledi: “Eğer biz bu belleğe doğru şeyler yükleyebilirsek, gelecekteki tarihçiler, bu bilgilerden yola çıkarak doğruları yazacaktır. Bu nedenle basını şaşırtmacı, baskı altında bırakan sistemi mutlaka kaldırmamız gerekmektedir.”

Türkiye’de çok namuslu dürüst gazeteciler geldiğini, gelmeye de devam edeceğini söyleyen Verel, “Hiçbir güç Türkiye’deki kalemleri susturamaz. Gençler, fikirleriyle çarpışacaklardır” dedi.

Öldürülen gazeteci Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu ise, öldürülen gazetecilerin arkasından konuşmanın kolay bir şey olmadığını söyledi. Babasının öldürülmeden önce tehlike içinde olduğunu bildiklerini, çok fazla gazetecinin öldürüldüğünü ifade eden Mumcu, “Öldürülen gazeteciler, Türkiye’nin önemli bir gerçeği oldu” dedi.

Babasının kitabından notları dinleyenlere aktaran Mumcu, araştırmacı gazetecilik konusunda Türkiye’de son dönemde pek yapılmadığını, yapıldığı zaman da ciddi şekilde tehditlerle karşı karşıya kalındığını ifade etti.

Mumcu, “İnsanlar, yazmaktan çizmekten, bir şeyi araştırmaktan, arkasına gitmekten korkuyor. Çünkü başlarına kötü şeyler gelebiliyor” dedi. Mumcu, araştırmacı gazeteciliğe yönelik tehditlerin dünyada da yaşandığını sözlerine ekledi.

Öldürülen Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz'ün kızı Bengi Öz, savcı da araştırmacı gazeteci de siyasi görüşü ne olursa olsun görevlerinin gerçeği araması olduğuna vurgu yaptı.

Öz, şöyle konuştu: “Abdi İpekçi’yi, Uğur Mumcu’yu kaybettiysek, Türkiye’nin düşünce yapısına, kültürüne çok ciddi bir bomba atılmıştır. Sizler artık o insanların düşüncelerine sahip olamayacaksınız.” (7 Nisan 2011)

*

İlk basın şehidi Hasan Fehmi anıldı

Öldürülen Gazeteciler Günü’nde dolayısıyla ilk basın şehidi "Serbesti" Gazetesi Başyazarı Hasan Fehmi mezarı başında anıldı.

6 Nisan 1909 tarihinde öldürülen ilk gazeteci olan Hasan Fehmi Bey ölümünün 102. yılında Çemberlitaş’ta, 2. Sultan Mahmut Türbesi'nde bulunan mezarı başında anma töreni düzenlendi. Törene TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir ile çok sayıda gazeteci katıldı.

TGC Başkan Vekili Olcayto, Hasan Fehmi Bey’in mezarı başında yaptığı konuşmada, “Bugüne kadar pek çok gazeteci arkadaşımız öldürülmekle kalmadı, baskı ve tehdit altında çok zor koşullarda görev yapmaya çalıştı” dedi. Olcayto, Türkiye’de gazeteciler hakkında 2 binin üzerinde dava açıldığına, 68 gazetecinin de cezaevinde olduğuna vurgu yaparak şöyle konuştu: “Arkadaşlarımızın durumu, elbette içimizi acıtıyor ama daha çok içimizi acıtan Türkiye’de düşünceyi ifade özgürlüğünün, maalesef çağdaş demokrasilere göre çok gerilerde olması. Görünen o ki Türkiye’de hala demokrasinin yanından bile geçemiyoruz.”

“Ülkede Başbakan’a soru sorulamayan bir gazetecilik dönemi yaşanıyor” diyen Olcayto, “Otosansürün, sansürün hızla devam ettiği bir gazetecilik var. Öldürülen gazeteciler için yalnız bizim bildiklerimiz değil, Güneydoğu’da Doğu’da pek çok arkadaşımız, yok edildi” dedi. Olcayto, son aldığı bilgiyi de şöyle aktardı: “Türkiye’de bugün 89’u gazeteci olmak üzere toplam 216 yazar, çizer yargılanıyor. Türkiye, artık bu ayıbı silmeli. Faili meçhulleri ortaya çıkarmalı ki gerçekten demokrat bir ülkede yaşadığımızın ayırtına varabilelim”. (7 Nisan 2011)

*

Bizim Gazete 5 bininci sayısını kutladı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti “Toplumsal Dayanışma” ilkesi doğrultusunda bir “Sivil Toplum Gazetesi” kimliği ile günlük olarak yayımlanan Bizim Gazete’nin 5 bininci sayısına ulaşması kutlandı.

24 Temmuz 1990 günü aylık olarak, 10 Haziran 1995’den itibaren de günlük yayın hayatına başlayan Bizim Gazete’nin, 5 bininci sayıya ulaşması kutlandı. Kutlamaya, TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir ile gazete çalışanları katıldı.

TGC Basın Senatosu Başkanı Güreli, “Arkadaşlarla elden ele devreden güzel bir hizmetin 16. yılını kutluyoruz. Başlangıçtan bugüne mesleğe emek verenleri kutluyorum ve nice yıllara erişmelerini diliyorum” diye konuştu. TGC Genel Saymanı Güver, “5 bininci sayısını çıkardığımız bir gazetemiz var. Gazetemizi çok daha iyi bir noktaya taşımak için elimizden geleni yapıyoruz.”dedi.

Güver sözlerini şöyle sürdürdü: “Son dönemde gazetecilik adına hak haberciliği yolunda çok önemli bir mesafe kat ettik. Nail ağabeyin (Güreli) bir sözü var; ‘Bütün sivil toplumun desteği böyle bir gazeteyi güçlendirecektir.’ Ben de bu çağrıyı yineliyorum. Gazeteciliğin baskı altında olduğu, sansürün, ceza yasalarının bu kadar etkin olduğu bir dönemde; böyle bir sivil toplum gazetesinin değil, tüm gazetelerin çok daha özgürce yayını, halkın haber alma özgürlüğü açısından çok önemlidir. İnşallah bu karanlık günleri geride bırakırız.”

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Atay, “Bizim Gazete’nin çıkarılmasına karar verildiği zaman yönetim kurulundaydım. Karşı çıkmıştım. ‘Nasıl yapacağız? Bunun altından kalkamayız, böyle karar alınmaz’ demiştim ama şimdi pişmanım. Gayet güzel bir gazete oldu. Demek ki zorluklarla da gazete çıkarmış. En güzel örneği Bizim Gazete” dedi.

TGC Yönetim Kurulu Üyesi Özdemir, 5 bininci sayıya ulaşmanın mutluluğunu yaşadığını belirterek şöyle konuştu: “Birinci sayıdan itibaren Bizim Gazete’deyim. 16 yıldan beri aralıksız bugüne kadar geldik. Son derece mutluyum. İnşallah 20. yılını da görmek nasip olur.”

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, 3 bin 500 üyesi ile Türkiye'nin en yaygın gazetecilik meslek örgütü olan cemiyetin gazetesinin 5 bininci sayıya ulaşmasının çok önemli ve dikkate değer bir çaba olduğunu belirterek, "Cemiyetin gazetesi medyada yeterince yer verilmeyen, bazen yazılamayan, bazen de unutulan basın özgürlüğü, gazetecilere yönelik baskılar gibi yaşamsal öneme sahip ve halkın gerçekleri öğrenme hakkını birer bir etkileyen konularda toplumsal bir bellek oluşturma amacına hizmet ediyor. Bu çaba da sürecek" diye konuştu. (7 Nisan 2011)

*

Cezaevinde gazeteci rekoru Türkiye’de

Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI), Türkiye'deki "basın özgürlüğü" ile ilgili yayımladığı basın açıklamasına göre Türkiye, 57 tutuklu gazeteci ile Çin ve İran'ı geride bırakarak, "gazeteci hapsi listesi"nde 1 numaraya oturdu.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'ndan (AGİT) elde ettiği raporu yayımlayan IPI açıklamasında, "Türkiye, halen 57 gazeteciyi cezaevinde tutmaktadır. Bu sayıda tutuklu gazeteci dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Geçtiğimiz Aralık ayında liste başı 34'er tutuklu gazeteci ile Çin ve İran çekmekte iken Avrupa Birliği adayı Türkiye beş ay sonra bu sayıyı neredeyse ikiye katlamış ve ülkenin basın özgürlüğü taahhütleri ve demokratik imajının meşruiyeti konularında soru işaretleri yaratmıştır' görüşlerine yer verdi.

Hapsedilen gazeteciler arasında, hükümeti devirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanan IPI Dünya Basın Kahramanı Nedim Şener'in de bulunduğuna değinen IPI, AGİT Medya Özgürlüğü temsilcisi Dunja Mijatovic'in Türk yetkililere çağrıda bulunarak ülkedeki medya meşruiyetinin AGİT basın özgürlüğü taahhütlerine uyumlu hale getirilmesini istediğini bildirdi. IPI, Türkiye'de, gazetecilerin hapis cezalarına çarptırılmaları ile sonuçlanabilecek tahminen 700 ile bin adet dava bulunduğuna dikkat çekti.

IPI açıklamasında, "Dunja Mijatovic, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na bir mektup yazarak, yapılan bu araştırmanın medyada meşruiyet reformunun gereksinimine işaret ettiğini vurgulamış ve bunun gerçekleşmesi için destek önerisinde bulunmuştur" dedi.

Mijatovic'in "Sadece bu davaların sayısı Türkiye'de gazetecilik yapmayı belirleyen yasa maddeleri hakkında son derece önemli sorulara yol açmaktadır. Bu da hapishanede bulunan gazeteci sayısının artmasından duyulan kaygıyı daha da artırmaktadır" şeklindeki saptamalarına yer verdi.

IPI, Mijatovic'in hazırladığı raporda, hükümetlerin terörle mücadele gereksinimleri olduğu, ancak ulusal güvenlik olgusunun basın özgürlüğünü kısıtlamak için dayanak olarak kullanılmaması gerektiğinin altının çizildiğini vurguladı.

Raporda, tutuklu gazetecilerin çoğunun Terörle Mücadele Yasası ya da TCK'nın "belli amaçlarla silahlı örgüt kurmak", "yönetmek ya da üyesi olmak" suçlarından tutuklu bulundukları bildirildiğine değinen IPI, raporda savcıların son derece uzun hapis cezaları istediklerinin de belirtildiğini dile getirdi. Açıklamada, IPI Yönetim Kurulu Üyesi ve IPI'ın Türkiye Ulusal Komitesi başkanı Ferai Tınç'ın, “Bu gazeteciler Türkiye'nin anti-terör yasası nedeniyle içeridedirler. Bu yasa Türkiye'de basın özgürlüğünü tehdit eden bir yasa haline dönüşmüştür. Araştırmacı gazeteciler bu yasanın tehdidi altındadır. Biz bunu kabul edilemez buluyoruz. Hükümetten bu yasayı değiştirmesini istedik ancak maalesef hükümet profesyonel gazeteci kuruluşlarının sesini dinlememektedir" sözlerine de yer verildi.

IPI Direktörü Alison Bethel McKenzie'nin, “Doğu ile batının kesişme noktasındaki Türkiye kültürel mirasa sahip başlıca bölgesel güçtür. Ülkenin bu köprü rolü IPI yıllık Dünya Kongresinin 2007 yılında İstanbul'da yapmasını sağlamıştır" sözlerine de yer veren IPI, McKenzie'nin 'Türkiye'nin tarihinden uzaklaşarak dünyada hiçbir ülkede olmadığı kadar fazla sayıda gazeteciyi hapse atması kendisine zarar vermektedir. Türk hükümetinden basın özgürlüğüne saygı göstermesini ve işlerini yaptıkları için tutuklanan gazetecileri serbest bırakmasını talep ediyoruz" dediğini bildirdi. (9 Nisan 2011)

*

Gazetecinin görev aracına silahlı saldırı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi Sabah gazetesi muhabiri Mustafa Kaya, İstanbul'da görev aracıyla seyir halindeyken silahlı saldırıya uğradı.

İstanbul E-6 Hal Yolu Topkapı-Aksaray ayrımında önceki gün 20.30 sıralarında seyir halinde olan Sabah Gazetesi’nin görev otomobili, silahlı saldırıya uğradı. Sol arka kelebek camı kırılan araçta bulunan polis-adliye muhabiri Mustafa Kaya ile aracı kullanan Özgür Abacı şans eseri yara almadan kurtuldu. Hemen polis çağıran Kaya “Rasgele ateş açıldı. Serseri bilyelerden biri bizim aracın arka kelebek camına isabet etti.” dedi. (9 Nisan 2011)

*

Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu

1996'da polisler tarafından öldürülen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe anısına, doğum günü olan 10 Nisan’da verilen gazetecilik ödülleri 14'nci yılında da sahiplerini buldu.

14. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri töreni TGC Burhan Felek Salonu’nda yapıldı. Törene, TGC Başkanı Orhan Erinç, Başkan Vekili Turgay Olcayto, Metin Göktepe’nin ailesi ile çok sayıda gazeteci katıldı. Ödülleri, Nail Güreli, Vahap Munyar, Celal Başlangıç, Nazım Alpman, Fikret İlkiz, Filiz Koçali, Arif Arslan, Mete Çubukçu, Metin Sever, Kamil Tekin Sürek, Şengül Karadağ, Umur Talu, Ayşe Yıldırım ve Reyhan Yıldız'dan oluşan jüri belirledi.

“Yazılı Haber Ödülü”nü, 14 Ağustos 2010'da Vatan Gazetesi’nde yayımlanan ve Hrant Dink'in AİHM'de açtığı davaya hükümetin gönderdiği savunmayı içeren “AİHM'de Vahim Savunma” başlıklı haberiyle Kemal Göktaş kazandı. Göktaş, ödülünü TGC Başkanı Orhan Erinç’ten aldı. “Fotoğraf Dalında Jüri Özel Ödülünü, terör örgütü Hizbullah üyelerinin Diyarbakır Cezaevinden tahliyeleri sırasında çekilen “Son Görünüş” adlı fotoğrafı ile Doğan Haber Ajansı Diyarbakır Muhabiri Cem Emir kazandı.

Emir’in ödülünü Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyesi Dr. Hüseyin Demirdizen verdi. Ödül Jürisi, daha önce Metin Göktepe Gazetecilik Ödüllerini haber dalında kazanan Ahmet Şık ve Nedim Şener adına da bir ödül vermeyi kararlaştırdı.

“Ahmet Şık-Nedim Şener Ödülü”nü, Evrensel Gazetesi’nde 2 Mart’ta yayımlanan “Bu manşet 301'lik olurdu” haberiyle Hilal Yağız kazandı. Yağız’a ödülünü Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe verdi. Fadime Göktepe, "Benim için hepiniz Metin Göktepe'siniz. Hiçbir ayrım yok. Ahmet Şık da benim oğlum diğer gazetecilerde benim oğlum" dedi. Yağız da gazeteciliğe yeni başladığını belirterek aldığı ödülün kendisi için çok önemli olduğunu ifade etti.

“Yerel Gazetecilik Ödülü”17 Ağustos 2010'da Batman Çağdaş Gazetesi’nde yayımlanan “Siyaset Tuluma Girdi” başlıklı haberiyle Barış Aslan'a verildi. Arslan’a ödül, 11 Nisan 1980'de öldürülen Gazeteci-Yazar Ümit Kaftancıoğlu’nun kızı Canan Kaftancıoğlu tarafından takdim edildi.

“Fotoğraf Ödülü”, Ankara'da Torba Yasayı protesto sırasında çekilen “Sen Yanmazsan, Ben Yanmazsam” adlı fotoğrafı ile Hürriyet Daily News muhabiri Selahattin Sönmez'e verildi. Sönmez, ödülünü KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar’dan aldı.

“Görüntülü Haber Ödülü”ne, CNN Türk Televizyonunda 17-22 Ocakta yayımlanan “Hizbullah'ın Dünü Bugünü” başlıklı haberiyle Göksel Göksu, kazandı. Göksu’ya ödülünü Habertürk Gazetesi yazarı Umur Talu verdi. (11 Nisan 2011)

*

TGC Başkanı Orhan Erinç: Yanlışı anlatmak görevimiz

TGC Başkanı Orhan Erinç, bu yıl ki Metin Göktepe ödülleri, ağırlıklı olarak yargı konusuna ayrılmış durumda olduğunu söyleyerek, “Bu ödüllerin ağırlığı, Türkiye’de yargının geldiği noktanın da altının çizilmesi için somut örnekler diye değerlendirme yapmak gerekiyor” dedi.

Tutuklu gazeteci Ahmet Şık’tan söz edildiğini belirten Erinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bende şöyle geriye dönerek baktığımda Ahmet Şık’ın benimde yaşamımda önemli bir yeri olduğunu gördüm. Çünkü ağabeyi olarak yahut cemiyet yöneticisi olarak, başlangıçta Ahmet’in dövülmesini engellemeye çalışan, dayak yediğinde onun hesabını sormaya çalışan gazeteciler arasındaydık. Cemiyette basın toplantısı düzenlendiğini, Ahmet’in konuştuğunu, anımsıyorum. Şimdi de Ahmet’in yargılanmasında ki yanlışı anlatmak gibi bir görev üstlenmiş durumdayız. Anlaşılıyor ki polisler Ahmet’e karşı cop kullanmaktan vazgeçmişler ama bilgisayarlarını ya da kalemlerini kullanır olmuşlar.”

Göktepe’yi sevgi ile anan Erinç, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bu ödüller, gazetecilerin başarılı çalışmalar yaptıklarını, sadece ısmarlama haberler yapmadıklarının da örneklerinden birini oluşturuyor. O açıdan benim yönümden de Metin Göktepe ödüllerinin ayrı bir yeri var. Yine bu yıl Kemal (Göktaş) kardeşime ödül vermiş olmanın onurunu da bir kez daha yaşadığım için mutluyum. Kendisinin başarılarının devamını diliyorum.” (11 Nisan 2011)

*

“Siyasi cinayetler için araştırma komisyon kurulmalı”

Toplumsal Bellek Platformu’ndan Canan Kaftancıoğlu, TBMM’de faili meçhul siyasi cinayetlerin aydınlatılması için yetkileri artırılmış bir araştırma komisyonu kurulması talebimiz, 1 yıl içerisinde CHP ve BDP tarafından 11 kez gündeme getirildi. Ancak AKP oylarıyla reddedildi” dedi.

14. Metin Göktepe Gazetecilik Ödül töreninde Toplumsal Bellek Platformu’nun basın duyurusunu, öldürülen gazeteci Ümit Kaftancıoğlu’nun kızı Canan Kaftancıoğlu okudu. Kaftancıoğlu, “Elinde kamerasıyla birlikte, gülümsediği fotoğrafı, basın için bir meçhul asker anıtı olan Metin Göktepe, bundan tam 16 yıl önce görevi başındayken, hukuksuz bir şekilde gözaltına alındı ve Eyüp Kapalı Spor salonunda polisler tarafından hunharca dövülerek aramızdan alındı” diyerek bir hatırlatma yaptı.

Adalet arayışlarını sonuç alıncaya kadar yineleyeceklerinin altını çizen Kaftancıoğlu, “Biz suçluyu belirleyecek, suç tanımı yapacak, adalet arayışımızda kendi alet çantamızı oluşturacak konumda değiliz. Biz, bizlere açıklama yapılmasını bekleyen tarafız. Herkesi, bu adalet üretimine ortak olmaya çağırıyoruz. Sesimizin sesinizle büyümesini bekliyoruz. Bir yakınınızı kaybetmeden, adalet adına yükselteceğiniz ses, bizimkinden çok daha kıymetli olacak. Toplumsal belleğin kör noktalarının açığa kavuşmasını geleceğin teminatı olarak gören tüm kurum ve kişileri bizlerle birlikte taraf olmaya davet ediyoruz. Kaleminin çizdiği yolda yaşama hakkı elinden alınan, bir bahar çiçeği gibi gülümserken inanç ve direniş anıtına dönüştürülen Metin Göktepe'nin öldürülmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. 16 yıl sonra, bugün de Göktepe ailesinin yanındayız. Gerçek adalet yerine gelinceye kadar da burada olacağız” şeklinde konuştu. (11 Nisan 2011)

*

İlkiz: Gazetecilerin görevi iddianame yazmak değildir”

TGC Hukuk Danışmanı Avukat Fikret İlkiz, “Gazetecilerin, gazetecilik görevi iddianame yazmak değildir. Ya da bir başkasını suçlamak asla değildir” dedi.

“İleri Demokraside Basın Özgürlüğü” adlı bir panel düzenlendi. TGC Hukuk Danışmanı Avukat Fikret İlkiz’in yönettiği panelde, Radikal Gazetesi’nden İsmail Saymaz ile Ertuğrul Mavioğlu, Habertürk Gazetesi’nden Umur Talu ve Türkiye Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu konuştu.

TGC Hukuk Danışmanı Avukat Fikret İlkiz, “Her yıl biraz daha azalıyoruz. Şimdi acaba bizim tercihimiz, biraz daha çoğalarak mı yola devam etmektir? Yoksa Metin Göktepe ödüllerinde de gördüğümüz gibi, bu azalmaya razı olarak mı yola devam etmektir? Türkiye’de demokrasi ve temel hak ve özgürlüklerin korunmasını isteyen insanların, özellikle bu ülkenin gazetecilerine ihtiyaç vardır. Türkiye’nin Metin Göktepe ve arkadaşlarına ihtiyaç var” dedi.

İlkiz konuşmasını söyle sürdürdü: “Türkiye’nin Ahmet Şık ve Nedim Şener’in arkadaşlarına ihtiyaç vardır. Ama bunun için özellikle altını çiziyorum. Korkmayın ama netleşin ve lütfen açık olun. Bir başka deyişle gazetecilerin gazetecilik görevi, iddianame yazmak değildir. Ya da bir başkasını suçlamak asla değildir. Gazetecilerin A harfinden Z harfine kadar örgütlenmek suretiyle gücüne inanıyorsanız, o zaman var olun ve arkadaşlarınıza bu anlamda güç verin. Onlar tutuklu cezaevinde… Gazetecilere suç atan zihniyete inanıyorsanız, eğer bu zihniyetin haklı olduğuna inanıyorsanız hiç olmazsa arkadaşlarınız konusunda onlarında aynı zihniyet içerisinde olduğu bir şüpheye kapılmayın. Siz buna inanıyorsanız başkasına söylemeyin. Ama siz lütfen bu anlamda kimseye suç atmayın. Ya da o kişileri o anlamda bu örgüttenmiş gibi şüphelenmeye başladığınız andan itibaren tekrarlıyorum. Türkiye’de ‘düşman ceza hukuku’ yaratırsınız. Ahmet Şık ve Nedim Şener için altını çizerek söylüyorum. Bu uzun bir süreçtir. Uzun bir yoldur. Öyle olacağa benziyor. Deneyimlerim öyle olduğunu gösteriyor. Olana şaşırıyorsunuz. Bekleyin daha çok şaşıracağınız pek çok şeyle karşılaşacaksınız. Bu karşılaştıklarınıza şaşırmamak için bir kere daha tekrarlayarak ifade ediyorum. Bu ülkede ‘düşman ceza hukuku’ olmasın diyorsanız, gazeteciler var olun. Var olma konusunda gerçekten harekete geçin. Aksi takdirde geleceğiniz ve geleceğin hukuku bu ülkede yaratılan ‘düşman ceza hukuku’ tarafından esir alınacaktır”

Göktepe’nin öldürüldüğünde Evrensel gazetesinde çalıştığını söyleyen Radikal Gazetesi’nden Ertuğrul Mavioğlu, “Metin’in öldürülmesi hepimiz için ağır bir şok olmuştu” dedi.

Mavioğlu, şöyle konuştu: “Metin öldürüldüğünde ‘sandalyeden düştü’, ‘duvardan düştü’ denildi. Eğer ki resmi devlet görüşüne, inanıyor olsaydık, bu olay tamamıyla bu şekilde kapanıp giderdi. Sözü oradan Ahmet Şık’a bağlamak istiyorum. Ahmet, bu sözlere inanmadığı için doğrudan doğruya bu olayın takipçisi oldu. O zaman ‘Metin Göktepe’nin arkadaşları’ diye bir kavram vardı. Belki de bugün ‘Ahmet ve Nedim’in arkadaşları’ diye bir kavramın ortaya çıkmasındaki sebep buradadır. Yani biz ancak kendi arkadaşlarımızın üzerindeki devlet baskısının üzerine, kendimiz gidebiliyoruz ki bir takım sonuçlar elde edebilelim. Metin Göktepe’nin davası ilden ile dolaştı. Pek çok polis hakkında doğrudan doğruya bu işin içinde sorumlulukları olmasına rağmen, soruşturma dahi açılmadı. İsimlerini biliyoruz. Orhan Taşanlar hakkında, Eyüp İlçe Emniyet Müdürü hakkında, İçişleri Bakanı hakkında soruşturma açılmadı. İçişleri Bakanı üstelik Fadime Ana’dan özür dileme gafleti içine girdi. Bu özür kabul edilmedi. Nihayetinde 6 polis ceza aldı. Emir verenler hala görevlerinin başında.”

Habertürk Gazetesi’nden Umur Talu, “Bir gazetecinin üstünde hem basın özgürlüğü hem de basında özgürlük kolay kolay bir araya gelmez” diyerek başladığı sözlerine şöyle sürdürdü: “Ahmet Şık, önce basında özgürlük meselesiyle epey çekti. Sonra da gördüğümüz gibi basın özgürlüğü meselesi ile… Benim içimi acıtan şu oluyor. Basın özgürlüğü diye bağıran birçok meslektaşımız, hatta meslek dışı bir takım yerler, samimi bile olsalar bugünkü söylemlerinde, basında özgürlüğünü hiç önemsememiş, tam tersine basında özgürlüğe de bazıları göbekten ihlal etmiş kişiler. Ahmet, şöyle iyi bir örnek bu açıdan, bir gün sakıncalı olarak içeri alan poliste, kendisinin bana yazdığına, söylediğine göre; zaten büyük medya gruplarından birinde ‘sakıncalıdır’ diye damgası mevcutmuş. Yani bu nasıl bir ittifaktır ki, önce özgürlükten söz eden medya yöneticileri yahut onların sessizliğinde, onların aymazlığında bir takım profesyonel medya memurları, bürokrasisi, aristokrasisi, basında özgürlük istedi, fazla mesaisini talep etti diye, bir gazeteciyi ‘sakıncalıdır’ diyerek kovuyor. O bir gölge gibi, bir nevi tetikçi gibi onun gittiği her işte yakalıyor, vuruyor ve yere indiriyor. Diğer medya gruplarında çalışmasını da engelliyor. Sonra zaman geçiyor. Ahmet, yine rahat durmuyor, hem üniversitede sendika meselesi ile uğraşıyor, hem de bildiğimiz İmamın Ordusu kod adlı diyelim. Çünkü kendisi başka bir ad vermek istediğini söyledi, Ekspress’te. O kitapla uğraşırken o sakıncalıdır damgası tekrar tekrar devreye giriyor.”

60 dolayında gazetecinin tutuklu olduğunu da anımsatan Talu, Ahmet Şık ve Nedim Şener'i sevgiyle selamladığını söyledi.

Radikal Gazetesi’nden İsmail Saymaz, geçen seneki ödül töreninde Ahmet Şık’ın da olduğunu anımsattı.

Saymaz, şunları söyledi: “Benim için hak haberciliğindeki esin kaynağım Ahmet Şık ve Celal Başlangıç idi. Dolayısıyla Ahmet’i görememek benim için büyük bir sıkıntı kaynağı…”

Şener ve Şık’ı yakından tanıdığını da belirten Saymaz, “Gazetecilik bakışımda ikisinin de ayrı yeri var. Aslında iki arkadaşım tutukluyken bana açılan davalardan, burada ve başka yerde bahsetmeyi çok fazla istemiyorum. Her ne kadar fazla olsa da tutukluluğu gerektiren davalar değil bunlar. Özgürlüğüme sahibim fakat arkadaşlarım tutuklu yargılanıyorlar. Arkadaşlarımızın derhal özgürlüklerine kovuşmasını istiyorum” diye konuştu.

15 yıldır yayınlama özgürlüğüyle ilgili rapor hazırladığını söyleyen Türkiye Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu, “Türk basını, 12 Eylül’den sonra öyle bir yere geldi ki toplumdan koparıldı. Devlet operasyonuydu. Aydın Doğan grubu, Ahmet Şık’ın kara listeye geçmesine sebep olan bir gruptur. Orada Ahmet, çok güçlü bir sendikal mücadele yürüttü ve işinden atıldı. Bir daha da çalıştırılmadı. Aynı sendikacılığı gitti, Bilgi Üniversitesi’nde de yaptı. Mücadelesi saygı duyulması gerekir” dedi.

Medya çalışanlarının artık örgütlenmesi gerektiğini vurgulayan Zarakolu, sözlerini şöyle sürdürdü: “1960’lı yıllarda medya onur verici bir durumdaydı. Sendikalığıyla, haklarıyla… Şu anda çok düşürülmüş bir meslek haline geldi ne yazık ki. Bunu, kesinlikle aşacak yolları el birliğiyle bulmamız ve basının düşürülmüş halinden yüceltmemiz gerekiyor. Bu, el ele verilirse mümkün. Yeter ki böyle bir örgütlenmeyi öne koyalım, medyayı toplum içine taşıyalım.” (11 Nisan 2011)

*

Özgür yayın önündeki engeller kaldırılmalı

19. İletişim Fakülteleri Dekanları Toplantısı'nın sonuç bildirgesinde, gazetecilerin mesleklerini yerine getirme çabalarının kısıtlanmasının demokratik toplum tarihiyle örtüşmediği belirtildi

Kayseri Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi ev sahipliğinde 7-8 Nisan'da gerçekleştirilen İLDEK toplantısı sonunda, ilköğretim okullarında seçmeli ders olarak okutulan ''Medya Okur Yazarlığı'' dersi konusunda toplumsal duyarlılığın artırılması ve eğitim programlarında hak ettiği yeri alabilmesi için gerekli girişimlerde bulunulması kararlaştırıldı.

İletişim fakültelerinin televizyon yayını yapması konusunda, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Hadi Sümer'in hazırladığı raporun benimsendiği belirtildi. İLDEK genel kurulunun basın özgürlüğü konusundaki görüşlerinin de kamuoyuna duyurulması kararlaştırıldı.

19. İletişim Fakülteleri Dekanları (İLDEK) toplantısı sonuç bildirgesinde şu görüşlere yer verildi: ''Bir önceki toplantıda kararlaştırılan İLDEK İletişim Araştırmaları Dergisinin yayımlanması için komisyon kuruldu. İLDEK adı altında belgesel veya kısa metrajlı film yarışmaları düzenlemesi için yürütme kuruluna yetki verildi. İletişim eğitimi sorunlarının tartışılacağı toplantılar düzenlemek üzere İLDEK yürütme kuruluna yetki verilmesine karar verildi. Uluslararasılaşma bağlamında çalışmalar yapılması ve iş birliğine gidilmesi için, iletişim fakültesi mezunlarının istihdamı konusunda Basın İlan Kurumu ve diğer ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliğine gidilmesi konusunda yürütme Kuruluna yetki verildi. İletişim fakültelerindeki eğitimin standartlarının yükseltilmesi ve belirlenmesi amacıyla akreditasyon komisyonu oluşturuldu. Yeni yürütme kurulu, Prof. Dr. Asker Kartarı, Prof. Dr. Nejdet Atabek, Prof. Dr. Hamza Çakır, Prof. Dr. Eser Köker, Prof. Dr. Süleyman İrvan'dan oluştu.''

Bir sonraki İLDEK toplantısının Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinin ev sahipliğinde uluslararası düzeyde yapılmasının kararlaştırıldığı toplantıda, İLDEK genel kurulunun basın özgürlüğü konusundaki şu görüşlerinin de kamuoyuna duyurulması kararlaştırıldı: ''İLDEK, toplum içinde görüş ve düşüncelerini yayması engellenen her toplum kesiminin iletişim hakkının korunması gerektiğini, farklı görüş ve düşüncelerin yayılması doğrultusunda çalışan yayıncıların ve gazetecilerin mesleklerini yerine getirme çabalarının kısıtlanmasının demokratik toplum tahayyülü ile örtüşmediğini belirtir ve özgür yayın ortamı önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekliliğini savunur.'' (13 Nisan 2011)

*

Karikatürün öncüsü Cemil Cem unutulmadı

9 Nisan 1950’de aramızdan ayrılan çağdaş karikatürün öncüsü Cemil Cem’in kendi yaşadığı evine “Modern Türk karikatürünün öncülerinden Cemil Cem bu evde yaşadı” yazılı bir plaket kondu.

Türk karikatürünün öncüsü Cemil Cem ölümünün 61. yılında anıldı. Cem’in Moda’da yaşadığı evine Kadıköy Belediyesi ve Karikatürcüler Derneği’nin girişimiyle “Modern Türk karikatürünün öncülerinden Cemil Cem bu evde yaşadı” yazılı plaket törenle konuldu.

Karikatürcüler Derneği Başkanı Peker, Cem’in yaşadığı eve konulan anı plaketinin manevi değerinin önemini vurguladı.

TGC Başkanı Orhan Erinç ise, Cemil Cem’in eleştirel karikatürleri nedeniyle baskı gördüğünü, bu yüzden hapis cezası aldığını belirterek; bu plaketin bugün Cem’in yaşadığı eve konulmasının çok anlamlı olduğunu ve bu törene katılmaktan mutlu olduğunu belirtti. Kadıköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Demircan, “Belediye olarak sanatı ve sanatçıları desteklerini ve bu desteklerinin daima süreceğini” belirtti. (13 Nisan 2011)

*

“Şiirden, kitaptan bomba olmaz”

Gazeteciler Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu hakkında, ''Soruşturmanın gizliliğini ihlal'' suçundan açılan davanın Kadıköy Adliyesi’ndeki duruşması öncesinde yürüyüş düzenlendi. Gazeteciler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak “Şiirden, kitaptan bomba olmaz, Başbakan” diye slogan attılar

İstanbul Kadıköy Altıyol'da, ''Yansak da dokunacağız'' pankartı arkasında toplanan gazeteciler, “Şiirden, kitaptan bomba olmaz Başbakan'', ''Ahmet, Nedim onurumuzdur'' şeklinde sloganlar atarak, yağmur altında Bahariye'deki adliye binasına kadar yürüdüler. Adliye önünde açıklama yapan GÖP Dönem Başkanı ve TGS Başkanı Ercan İpekçi, “GÖP olarak bütün gazeteci duruşmalarını izlediğimiz gibi bugün Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun duruşmasını izledik. Biz Türkiye’de hiçbir gazetecinin mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılanmasını kabul etmiyoruz ve bunu doğru bulmuyoruz.” dedi.

İpekçi: “Gazetecilerin mesleki faaliyetlerinden dolayı tutuklanmaları, cezaevlerinde uzun süre tutuklu olarak kalmaları, yargısız infaza dönüştürülüyor. Bu hem demokrasinin temel ilkelerine aykırı, hem de basın ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir uygulama. Cezaevlerindeki gazetecilerin terör örgütü üyesi veya terör örgütü propagandası yaptıkları iddialarını da reddediyoruz. Cezaevlerindeki bütün meslektaşlarımız mesleki faaliyetleri dolayısıyla yargılanıyorlar. Bu yargılamalara gerekçe oluşturan kanunlardaki suç tanımlarında yanlışlık var” diye konuştu.

İpekçi sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokrasiye, demokratik kurallara, hukukun evrensel değerlerine aykırılık var. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nun ve Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili maddelerinin mutlak surette değiştirilmesini talep ediyoruz. Yargıçların vicdanlarına seslenerek, cezaevindeki tutuklu meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılmalarını istiyoruz.”

Bu arada, Şık ve Mavioğlu hakkındaki dava için Kadıköy Adliyesine gelen İstanbul Barosu’na bağlı bir grup avukat adına Yıldız İmrek de yaptığı açıklamada, Şık'ın kitap taslağının toplatılması olayında, savunma hakkına ve savunma mesleğine yönelik çok ağır saldırılar olduğunu öne sürdü.

İmrek, bu nedenle yapılan uygulamaların bir sansür, düşünce ve ifade özgürlüğüne ağır bir saldırı olduğunu, diğer taraftan da savunma hakkına yönelik çok ağır bir saldırı olduğu gerekçesiyle, tarihte eşine az rastlanan bir hukuk trajedisi yaşandığını iddia etti.

Bu uygulamaları yapan hakim ve savcılar hakkında Hakim ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikayet dilekçesi göndereceklerini söyledi.

Daha sonra avukatlar, adliye binası içerisindeki postaneye giderek, şikayet dilekçelerinin HSYK’ya postaladılar.

Gazeteci Ahmet Şık'ın ağabeyi Bülent Şık, "Ahmet'in bugünkü duruşması Ertuğrul Mavioğlu ile yazdığı "Ergenekonu Anlama Kılavuzu" kitabı dolayısıyla açılan bir duruşma. Özüne baktığınızda Ergenekon örgütünü deşifre etmekle suçlanıyor. İlginç olan taraf şu, kitap yayınlandıktan 6-7 ay sonra Ergenekon örgütüne üye olmak suçlamasıyla başka bir davadan yargılanıyor. Yani deşifre ettiği örgüte daha sonra üye olmak gibi bir durumu var. Olaylar, adaletsizliğin suretinde adaleti aramak durumunda kalıyoruz gibi geliyor bana, bu da üzücü tabi" dedi.

Kadıköy Adliyesi’nde Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu hakkında, ''Soruşturmanın gizliliğini ihlal'' suçundan açılan davanın duruşması 13 Mayıs tarihine ertelendi. Mahkeme heyeti gazeteci Ahmet Şık’ın Silivri’den duruşmaya neden getirilmediğinin de incelenmesi kararını verdi. (15 Nisan 2011)

*

“Gazeteciler ağır baskılar altında”

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Türkiye’de halkın haber alma hakkı için hizmet eden gazeteciler ağır baskılar altında çalışmak zorunda kalıyorlar. Gazetecilerin 2 bini aşkın davayla yargılanması, 68 gazetecinin tutuklu olması Türkiye’de bir demokrasi ayıbıdır. Sayın Başbakan Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada, Avrupalı parlamenterleri Türkiye’ye Fransız kalmakla suçladı. Bizler de gazeteciler meslek örgütleri olarak, Sayın Başbakan’ın basının sorunlarına, halkın haber alma hakkıyla ilgili sorunlara Fransız kaldığını düşünüyoruz. Umarız taleplerimiz dikkate alınır.” dedi.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş ise “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de içinde olduğu, 96 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu, bugüne kadar 35’e yakın gazetecinin duruşmasını izledi. Bugün de Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yazdıkları kitapla ilgili yargılandıkları duruşmayı izledik. Türkiye’de 68 gazeteci, neden tutuklandıklarını bilmeden cezaevlerinde yatıyor. Sayın Başbakan, Avrupalı parlamenterleri basının sorunlarını yerinde görmeleri için Türkiye’ye davet etti. Umarız Avrupalı parlamenterler Türkiye’ye geldiklerinde hem tutuklu gazeteciler, hem de onları destekleyen gazetecilik meslek örgütleri, gazetecilerin hangi nedenlerle suçlandıklarını, Türk kamuoyu onların neden cezaevinde tutuklu bulunduklarını öğrenme şansına sahip olurlar. Başbakanın Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlunu’nun kitabını bombayla eşdeğer tutmasından, hem bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak hem de gazeteci olarak büyük üzüntü duyuyoruz” diye konuştu.

Gazetecilerin özgürlük yürüyüşüne, TGC’den Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Sayman Gülseren Güver, avukat Fikret İlkiz katılırken, GÖP Dönem Başkanı ve TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, TGS Genel Sekreteri Muhittin Doğan, Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, Tutuklu Gazeteciler Platformu’ndan Necati Abay, Basın Enstitüsü Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, Basın Konseyi Genel Sekreteri Oktay Huduti, ÇGD’den Nazım Alpman, 78’liler Vakfı Başkanı Celalettin Can, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgülü, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin  ile çok sayıda gazeteci katıldı. (15 Nisan 2011)

*

Basın özgürlüğünde sondan dördüncüyüz

Dünya Ekonomik Forumu 2010-2011 Küresel Bilgi Teknolojileri Raporu'na göre Türkiye 138 ülke arasında basın özgürlüğü açısından 135'inci sırada gösterildi. Türkiye'den "daha kötü" üç ülke ise şöyle: İran İslam Cumhuriyeti, Libya, Zimbabwe.

Basın Özgürlüğü sıralamasında Türkiye, 135'inci oldu. Davos toplantısıyla ünlü Dünya Ekonomik Forumu geleneksel Küresel Bilgi Teknolojileri Raporu'nu yayınladı. 10 yıl önce yayınlanmaya başlayan raporun 2010-2011 yılına ait olanı 138 dünya ülkesini teknolojik ürünler endüstrileri ve piyasaları açısından inceledi. Her bir ülke için ayrı ayrı ya da toplu göstergelerin bulunduğu raporda "Basın Özgürlüğü" sıralaması da yer aldı.

Dünya Ekonomik Forumu raporunda yer alan çeşitli konulardaki endeksler "Executive Opinion Survey" yöntemiyle hazırlandı. 138 ülkeden lider konumundaki 15 bin iş insanı arasında yapılan anketlerle hazırlanan endekslerde ülkelerin aldıkları puanlar 1'den 7'ye kadar sıralandı. 7 katsayısını alan ülke "tam özgür", 1 katsayısını alan ülke ise tamamen kısıtlı sayıldı. Basın özgürlüğü sıralaması da aynı anket yardımıyla oluşturuldu.

Endekste Türkiye 2.53 katsayıyla 135'inci yani sondan dördüncü oldu. Basın özgürlüğünde durumu Türkiye'den kötü olan ülkeler şöyle sıralandı: 136. İran İslam Cumhuriyeti (katsayısı 2.90), 137. Libya (katsayısı 2.53), 138. Zimbabwe (katsayısı 2.43).

Endekste basını tam özgür sayılan yani "7" katsayısıyla tanımlanan ülke bulunmadı. Listenin birinci sırasında bulunan Danimarka'nın katsayısı 6.91 olarak belirtildi. Endeksin göze çarpan kimi özellikleri şöyle:

-İlk 10 sırada Avrupa ve İskandinav ülkelerinin bulunması dikkat çekti.

-İsrail 12'nci sırada yer aldı.

-İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın basın özgürlüğü açısından Türkiye'den daha kötü durumda olduğunu öne sürdüğü ABD 5.89 katsayıyla 38'inci sıraya yerleşti.

-Tayvan 17'nci sıraya konulurken kıta Çin'i, 138 ülke arasında 99'uncu sırada yer aldı.

-Raporun ilginç sıralamalarından biri de Suriye'nin durumu. Suriye 2.96 katsayıyla Türkiye'nin bir sıra üzerinde 134'te yer aldı, yani ülkede basın özgürlüğünün Türkiye'den daha iyi olduğu iddia edildi.

-Basın özgürlüğünde Türkiye'den daha iyi durumda bulunan kimi ülkeler şaşırttı. Örneğin, Şili 13, Yunanistan 23, Bengladeş 28, Kıbrıs Rum Kesimi 30, Fransa 33, Gana 36, Kuveyt 37, El Salvador 39, Namibya 46, Trinidad & Tobago 51, Romanya 55, Katar 57, Pakistan 58, Bahreyn 62, Botswana 68, Moğolistan 70, Mısır 72, Zambiya 74, Mozambik 76, Nepal 80, Birleşik Arap Emirlikleri 81, Suudi Arabistan 87, Fildişi Kıyısı 91, Swaziland 93, Fas 94, Arnavutlu 100, Ürdün 105, Cezayir 109, Tacikistan 111, İtalya 114, Kazakistan 119, Gürcistan 120, Azerbaycan 125, Ermenistan 126, Rusya Federasyonu 127, Kırgızistan 130'uncu sıraya yerleşerek Türkiye'den iyi konumda yer aldı. (17 Nisan 2011)

*

AP raportöründen Türkiye’ye sert yanıt

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Strasbourg çıkışı, Avrupa'da hem siyasi cephede hem de basın cephesinde yankı buldu.

Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Ria Omen Ruijten'den gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklu olması konusunda Türkiye’ye sert geldi. Ruijten, "uzun süre tutuklu kalmaları demokrasinin özü ile bağdaşmaz" dedi. Eleştirilerinde lafını sakınmayan, AP Türkiye raportörü Ria Omen Ruijten oldu. Ruijten, Ergenekon soruşturmasında seyrin değiştiği algısını dile getirdi. Ruijten, "Ergenekon araştırmalarının yapılması taraftarıydım: Ancak çok tanınan iki gazetecinin tutuklanması nedeniyle endişeleniyorum. Özgürlüğün sağlanması fasılların açılıp kapanmasından daha önemli. Basının kısıtlanması Avrupa'nın hedeflediği bir şey değil” dedi.

Ruijten, sözlerini şöyle sürdürdü: Gazeteciler, Ergenekon davasıyla ilişkilendirildikleri zaman savcı gazetecileri sorgulayabilir. Suçları belli olmadan tutuklanan yüzlerce gazeteci var. Artık sonuçların ortaya konması gerek. Bu kadar insanın cezaevinde tutulması süreci verimsizleştiriyor."

Amerikan Wall Street Journal gazetesi yaklaşan seçimlere dikkat çekti: "Erdoğan'a Fransızlardan bahsetmeyin. Bu aralar, Türkiye'de Fransızları eleştirmek çok prim yapıyor. Erdoğan seçim kampanyasının ortasında. Birçok Türk, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olmasını hakaret olarak görüyor. Sarkozy'nin Türkiye'yi Paris'teki Libya toplantısının dışında tutması Fransa'yı sömürgeci, Türkiye'yi Ortadoğu'nun yeni oyun kurucusu olarak gören Erdoğan'ı öfkelendirdi."

AKPM'de Erdoğan'ın "Türkiye'ye de Fransızsınız galiba" diye çıkıştığı Fransız parlamenter Muriel Marland Mili Tello. Fransız Halk Hareketi Birliği Partisi UMP'den. Yani Sarkozy'nin partisinden... Marland-Militello, parlamentonun Ermeni Dostluk Grubu Başkan Yardımcısı. Erdoğan'ın AKPM hitabı ile ilgili ortada bir de iddia var. E da Ermeni vekillerin Strazbourg'da Erdoğan'a soru sormasının engellendiği yönünde. (17 Nisan 2011)

*

Gazeteci Melih Yalman vefat etti

Akciğer kanseri teşhisi ile bir süredir tedavi gören gazeteci Melih Yalman 64 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Sürekli Basın Kartı sahibi gazeteci, Melih Yalman 15 Nisan 2011 Cuma günü vefat etti. Yalman’ın cenazesi bugün İzmir Bostanlı Beşikçioğlu Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Doğançay Mezarlığında toprağa verilecek. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Melih Yalman’ın ölümü ile ilgili yayınladığı mesajda “çok değerli gazeteci meslektaşımız Melih Yalman ‘ı kaybettik. Yalman’ı sevgi ve saygıyla anarken ailesine, basın camiasına başsağlığı diliyoruz” dedi.

Yalman 1947 yılında İzmir’de doğdu. Gazetecilik Yüksek Okulu’nu bitirdi. Mesleğe 1978 yılında Yeni Asır Gazetesi’nde başladı.1984-1986 yılları arasında Hürriyet Gazetesi Ankara İdari Temsilciliği görevini yürüttü. Yalman, Gazete Ege, Sabah gazetelerinde görev yaptı. Hürriyet Gazetesi Antalya bürosundan emekli oldu. (17 Nisan 2011)

*

“İfade özgürlüğü yasalarla güvence altına alınamaz”

AB Komisyonunun genişleme ve komşuluk politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle, ifade özgürlüğünün toplumsal mutabakatla sağlanabileceğini söyledi.

AB Komisyonunun ev sahipliğinde, aday ve potansiyel aday ülkelerde ifade ve basın özgürlüğünün tartışılacağı 6 Mayıs'taki "Serbestçe Konuş!" konferansı öncesinde, Stefan Füle, gazetecileri kabul etti. Demokratik toplumlarda hesap verilebilirliğin ve iyi yönetimin temel payandasının ifade özgürlüğü olduğunu belirten Füle, AB'nin üyeliğe talep eden ülkelerden bu temel demokratik prensibi uygulayarak kamuoyunda farklı ve çoğulcu tartışmayı mümkün kılmalarını beklediğini dile getirdi. Füle, gazetecilerle görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "İfade özgürlüğü sadece yasa çıkararak ve kurum oluşturarak güvence altına alınamaz. Onsuz hiçbir demokrasinin işlemeyeceği ifade özgürlüğü, bütün toplumlar tarafından bağra basılmalı" dedi. (17 Nisan 2011)

*

AB: Türkiye’de basın özgürlüğünden endişeliyiz

Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin 19 Nisan'da yapacağı toplantıya ilişkin, AB'nin Ortak Pozisyon Belgesinde Türkiye'de basın özgürlüğü sorununa vurgu yapılıyor.

Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin 19 Nisan'da yapacağı toplantıya ilişkin, AB'nin Ortak Pozisyon Belgesinde Türkiye'de basın özgürlüğü sorununa vurgu yapıldı. Türkiye'de basın özgürlüğünün gelişmesi gerektiğinin altının çizildiği belgede, "Basın özgürlüğü en temel değerlerden birisidir. Bu bağlamda, AB, gazeteci tutuklamaları, yayınlanmamış kitabın toplatılması, sık sık web sitelerinin kapatılması gibi olaylar karşısında çok endişe duymaktadır. Sansürün artması endişeleri artıran bir başka gelişmedir" deniliyor.

AB müzakere sürecinde açık şekilde kriterleri belli olan başlıklar hakkında AB'nin Türkiye'den daha çok çaba sarf edilmesini ve toplantıda belirlenmiş şartlara dikkat edilmesini beklediği belirtilirken bu çerçevede şöyle deniliyor: "Bu sebeple, 14 Aralık 2010 kararlarına ithafen, bir çok kez tekrar edilmesine rağmen Türkiye'nin Katılım Anlaşmasının Ek Protokolü'nün gereklerinin hepsini uygulamayı reddetmesi AB tarafından üzüntüyle karşılandı."

Türkiye'nin ek protokolü uygulamadığı için 2006'da AB tarafından alınan ve müzakere sürecini olumsuz etkileyen önlemlere devam ettiği belirtilerek, "Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti (Kıbrıs Rum Kesimi) ile ilişkilerini normalleştirmek için gerekli girişimleri yapmamaktadır. Avrupa Birliği Eylül 2005, Ararlık 2006 ve Aralık 2010 kararlarını uygulama konusunda Türkiye'yi çok yakından takip etmektedir. Uygulamaların daha fazla gecikmemesi beklenmektedir" denildi. (18 Mart 2011)

*

Nedim Şener’e gazetecilerden destek

Tutuklu gazeteci Nedim Şener, hazırladığı bir haberde emniyet müdürü Hanefi Avcı’ya ilişkien soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle yargılandığı davanın Bakırköy Adliyesi’ndeki duruşmasına getirildi

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın evinin aranmasının ardından eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarını “Şenay Avcı: Kimlikler görev gereğiydi” başlığı ile haber yaptığı için hakkında soruşturmanın gizliliğini ihlal davası açılan gazeteci Nedim Şener, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Şener, adliyede gazeteci dostlarını görünce gözyaşlarını tutamadı.

Duruşmada hakkında hazırlanan iddianameyi eleştiren Nedim Şener, yazının yanında yer alan belgelerin fotokopi olduğunu, “belge aslı” olarak değerlendirilmesinin anlaşılır gibi olmadığını söyledi. Beraatını talep eden Şener, hem Ergenekon örgütü üyesi olmak ile hem de bu örgütü ifşa etmek ile hakkında birçok dava açıldığına dikkat çekti. “Soruşturmacı gazetecilik yapıyorum” diyen Şener, bunun Türkiye’de pek anlaşılamadığını belirtti.

''Soruşturmacı gazetecilik yaparken üzerimize giydirilen deli gömleğinin çıkarılmasını hukuktan bekliyoruz'' diye konuştu. (19 Nisan 2011)

*

“Gazetecilere terörist muamelesi yapmayın”

İstanbul Beyoğlu’nda bir basın toplantısı düzenleyen Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü hükümetten gazetecilere terörist muamelesi yapmamasını, tutuklu gazeteci listesini şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşmasını ve basın özgürlüğü konusunda ulusal ve yerel gazetecilik örgütlerinin taleplerine kulak vermesini istedi.

Sınır Tanımayan  Gazeteciler Örgütü, 3 Mayıs tarihinde Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun düzenleyeceği Uluslararası Basın Özgürlüğü Kongresi’ne de katılacak. Basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye’nin yerini 138. sırada olarak tanımlayan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü,  İstanbul’da TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Jean François Julliard ile Avrupa ve Asya Masası Başkanı Johann Bihr, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş ve Radikal Gazetesi muhabiri İsmail Saymaz konuştu.

Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından ülkeler sıralamasındaki yerinin 138. sırada olduğunu hatırlatan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Jean François Julliard, gazetecilere saygı eksikliği olduğunu, güvenlik güçleri tarafından şiddet uygulandığını, BİANET’ten aldıkları bilgiye göre 30’u aşkın gazetecinin fiziksel saldırıya uğradığını söyledi.  Julliard, yargının ve yargılama sürecinin güvenlik sürecinin içinde yer almasından duydukları kaygıyı dile getirdi.

Julliard, şöyle devam etti: “Gazeteciler yalnız şiddete uğramıyor, öldürülüyorlar. Hırant Dink cinayeti de bunlardan biri. Bu davayı da takip ediyoruz. Dokunulmazlık kisvesi altında kapatılmasını istemiyoruz. Türkiye’de Nedim Şener ve Ahmet Şık da tutuklu ama tutuklu gazeteci sayısı onlarla sınırlı değil, çok sayıda gazeteci var. Ayrıca 2 bini aşkın davayla yargılanan gazeteciler de var. Büşra Erdal, İsmail Saymaz da bunların içinde.”

Türkiye’de kınadıkları bir konunun da internet sansürü olduğuna işaret eden Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Jean François Julliard  “Birçok site kapatılmış durumda. Ayrıca 8 bin internet sitesi süzgeçten geçiriliyor ya da yasaklanıyor” dedi.

Toplantıda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Gazetecilere Özgürlük Platformu adına konuşan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, 10’u kadın 68 gazetecinin tutuklu olduğunu, gazeteciler hakkında açılmış 2 bin dava ve 4 bin soruşturma olduğunu hatırlatarak, hükümetin bu sorunları görmezden geldiğine dikkat çekti:

“Türkiye demokratik hukuk devleti olarak nitelendirildiği bir dönemde basın özgürlüğü açısından en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Biz 68 gazeteci tutuklu diyoruz hükümet 27 diyor. Hükümet bizim listemizde ismi olan gazetecileri terörist olarak kabul ediyor. Bizim listemizde yer alan gazeteciler yalnızca gazetecilik mesleğini yerine getirdikleri için tutuklanmış bulunuyorlar. Hükümete her muhalif gazeteci bu tip suçlarla tutuklanma riskiyle karşı karşıya. Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak biz İsmail Saymaz, Büşra Erdal gibi 35 gazetecinin duruşmasını izledik, destek verdik. Ahmet Şık ve Nedim Şener başta olmak üzere birçok tutuklu meslektaşımızı cezaevinde ziyaret ettik. Ayrıca gazetecilere yönelik davaların sayısının hızla arttığını da gözlemliyoruz. Meslektaşlarımız dava takip etmekten işlerini yapamaz duruma geliyorlar. Sayın Başbakan Ahmet Şık’ın kitabını bomba olarak tanımlıyor, sözün bittiği yere geliyoruz.

Ayrıca araştırmacı gazeteciliğin önü de kesilmiş durumda. Araştırmacı gazeteciliğin önünün kesilmesi altında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararlarına da aykırı. Halkın doğru ve yansız haber alma hakkının ve basın özgürlüğünün korunması bu ülkede herkes için gereklidir.

Gazetecilere yönelik tehditlerin sayısı hızla artıyor ve bunlar günlük sıradan bir olay olarak kabul ediliyor, tehditlerin kaynağı ortaya çıkarılamıyor. Bu da hükümetin bu tehditlerden rahatsızlık duymadığı izlenimi yaratıyor.

2005 yılında yürürlüğe giren TCK ile 2006 yılında değiştirilen Terörle Mücadele Kanunu basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan birçok hüküm içeriyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak bu kanunlarla cezaevinin gazeteci dolacağı uyarısını biz 6 yıl önce yapmıştık. Bu tablo giderek ağırlaşıyor. Hükümetin hazırlayıp geçtiğimiz haftalarda TBMM’ye sevk ettiği TCK’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ise sorunların çözümü için yeterli olacak gibi görünmüyor. Hatta basın özgürlüğü ile mevcut sıkıntıları ağırlaştıracağı, yeni muğlak kavramlar getirerek uygulamadaki karışıklığı artıracağı düşünülüyor. Biz bu nedenle gazeteciler üzerinde cezaevi ve dava baskısına neden olan bu kanun tasarısının geri çekilmesini ve TBMM’deki komisyon görüşmeleri sırasında gazeteci meslek örgütlerinin görüş ve önerilerine başvurulmak suretiyle yeniden düzenlenmesini istiyoruz.”

Yaptığı haberler nedeniyle 100 yıl hapis cezasıyla yargılanan Radikal Gazetesi muhabiri İsmail Saymaz ise 2006 yılında Nokta dergisi kapatıldığında yaptıkları yürüyüşte 20 gazetecinin bile olmadığına işaret ederek konuşmasına başladı. Saymaz, şöyle konuştu:

“O yıllarda hakkında yazı yazılması zor olan tek kurum Türk Silahlı Kuvvetleriydi. Derin devlet yapılanmalarıydı. Bugün bu yapıların eleştirilmesi, haklarında soruşturma açılması memnuniyet verici. Ama şimdi aynı dokunulmazlığın başka topluluklara yüklendiğini görüyoruz. İktidara, yargı ve polis örgütüne ve yaygın baskın bir dini eğilime yönelik en ufak bir eleştiri terör örgütü propagandası ile karşı karşıya kalma nedeni olabiliyor. Gazetelere yönelik iftira kampanyaları, itibarsızlaştırma çabaları başlıyor. Biz Ahmet Şık ve Nedim Şener’in suçsuz olduğunu düşünüyoruz. Onlar ifade özgürlüğünün Türkiye’deki kahramanlarıdır. Kitapların bomba olarak tarif edildiği bir ülke şiir yazdığı için tutuklanan bir Başbakanın hayali olmamalıdır. Başbakan ne kadar şiir yazdıysa gazeteciler de o kadar kitap yazdılar, şiir yazdılar. Bizi Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekoncu olmadığını anlatma zulmünden kurtarmalarını istiyoruz.” (20 Nisan 2011)

*

TGC üyesi gazeteci Gülseven’i kaybettik

Gazeteci Fahrettin Gülseven’in cenazesi bugün Ankara Karşıyaka Mezarlığı Cami’sinde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Basın Şeref Kartı sahibi gazeteci Fahrettin Gülseren 18 Nisan 2011 Pazartesi günü vefat etti. Gülseven’in cenazesi bugün Ankara Karşıyaka Mezarlığı Camisi’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Fahrettin Gülseven’in ölümüyle ilgili yayınladığı mesajda “çok değerli gazeteci meslektaşımız Fahrettin Gülseven’i kaybettik. Gülseven’i sevgi saygıyla anarken, ailesine ve basın camiasına başsağlığı diliyoruz.” dedi. Gülseven, 1925 yılında Iğdır’da doğdu. SBF Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi Mesleğe 1950 yılında Anadolu Ajansı’nda başladı. TRT ve Başbakanlık Basın Danışmanlığı görevinde bulundu. (20 Nisan 2011)

*

Gazetecileri hapiste çürütme anlayışı sürüyor

Yerel medyanın en iyilerinin belirlendiği ödül töreninde TGC Başkanı Orhan Erinç gazetecilerin yaşadıkları zorluklara dikkat çekti. Erinç, yıllardır gazetecileri cezaevlerinde çürütme anlayışının değişmediğini ve gazeteciliğin teröristlikle eşdeğer tutma çabalarının sürdüğünü vurguladı

Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri arasında yerel medyayı üvey evlat olarak gören tek ülke konumunda olduğunu söyleyen TGC Başkanı Orhan Erinç, “Çünkü uzun yıllardan bu yana yerel medyaya yapılması açıklanan desteklerin ya da kolaylık sağlanmasının ne yazık ki bugüne kadar gerçekleştiğine tanık olmadık” dedi.

TGC Başkanı Orhan Erinç, ''Eskiden kaliteli bir gazetecinin iki temel öğesi vardı. Birincisi, telefon defterinin kalınlığı, yani ilişki kurabildiği kişilerin sayısının fazlalığı, ikincisi ise kişisel arşivinin geniş olmasıydı. Oysa bugün bu iki öğe suç unsuru görülerek, meslektaşlarımız cezaevlerine giriyor. Şu anda 57 meslektaşımız hala cezaevinde'' dedi.

"Yerel Gazetecilik Ödülleri-2010" jürisi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Milliyet Gazetesi Yazarı- TGC Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, Konrad Adenauer Stiftung Proje Yöneticisi Bekir Öncel, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neşe Kars, Karaelmas Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Öksüz, gazeteci Tümer Argın ve İhlas Haber Ajansı Genel Müdürü Fevzi Kahraman’dan oluştu. (20 Nisan 2011)

*

“Yerel Gazetecilik 2010 Ödülleri” sahiplerini buldu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Konrad Adenauer Stiftung'un (KAS) ortaklaşa düzenlediği "Yerel Gazetecilik Ödülleri-2010" Laleli’deki Crowne Plaza Old City Oteli'nde gerçekleştirilen törenle sahiplerine verildi.

Öldürülen gazeteciler için 1 dakikalık saygı duruşuyla başlayan törene, TGC Başkanı Orhan Erinç, Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, TGC önceki Başkanı Nail Güreli, KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr, KAS Proje Yöneticisi Bekir Öncel, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neşe Kars, gazeteci Tümer Argın, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, İstanbul Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Nazır Şentürk ile çok sayıda gazeteci katıldı. Törenin sunuculuğunu da Başak Şengül üstlendi.

Törende TGC Başkanı Orhan Erinç, katılımcıları selamlayarak şöyle konuştu: “Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında yerel medyayı üvey evlat olarak gören tek ülke konumundadır diye düşünüyorum. Çünkü uzun yıllardan bu yana yerel medyaya yapılması açıklanan desteklerin ya da kolaylık sağlanmasının ne yazık ki bugüne kadar gerçekleştiğine tanık olmadık. Bu açıdan TGC’nin KAS ile ortaklaşa yürüttüğü Yerel Medya Projesi’nin, yerelde görev yapan meslektaşlarımızın dışlanmadığına, çok önemli görevler yaptığına olan inancımızın vurgulamak amacı da güttüğünü burada belirtmek durumundayım.

İçinden geçmekte olduğumuz süreç, Türkiye’de yerel, yaygın, bölgesel medya konusunda ne yazık ki geçmişi de aratan bir yoğunluk ve olumsuzlukla sürmektedir. Son dönemde gazeteciliğin bir ölçüde teröristlerin yaptığı görev olduğu kanısını yaygınlaştırmaya çalışan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin çeşitli başkentlerde yaptığı toplantılarda aldığı tavsiye kararlarını da imzalamasına karşı Türkiye’nin özellikle siyasal eleştiri, araştırmacı gazetecilik, yargının eleştirilmesi gibi ifade özgürlüğünün ve halkın bilgilenme hakkının önemli öğelerinden bir kısmını oluşturan konularda, altına imza attığı belgeleri Türkiye’ye dönüşte yok sayması gibi bir durum mesleğimizi daha da zorlaştırma eğilimini güçlendirmektedir.”

Erinç, Türkiye’de ilk kez toplam 93 meslek örgütünün basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için bir araya geldiğini vurguladı.

Erinç, “Türkiye’de ilk kez meslek örgütleri Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) adı altında 67’si yerelde kurulu, 26’sı Türkiye çapında faaliyet gösteren meslek örgütlerinin bir araya gelerek güç birliği yapmasını ve ortak bir sesle ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını, gazeteciliğin terörist sayılması gibi bizim meslek olarak, meslektaş olarak kabul edemeyeceğimiz uygulamaların değiştirilmesini, mesleklerini yapmaktan çeşitli suçlamalarla men edilen meslektaşlarımızın mesleklerini yapabilecek düzeyde bir yargılama içinde bulunmaları önerilerini sürekli olarak dile getirmekteyiz. Ancak Türkiye’deki yaklaşım ne yazık ki benim yarım asrı aşan gazetecilik süremde de tanık olduğum, vatandaşları hapislerde çürütme geleneğinin değişmediği ve değişmeyeceği kanısını yaygınlaştıran bir duruma dönüşmüş bulunmaktadır. Bu nedenle pek çok arkadaşımız ödül töreninde bulunamıyor” dedi.

“Türkiye’de gazetecilik için en önemli iki öge olduğu bize de öğretilmişti” diyen Erinç, “Bunlardan birincisi, gazetecinin telefon defterinin kalınlığı, yani temas kurabileceği görüşebileceği haber kaynağı sayısının çokluğu, ikincisi de özel arşivinin zengin olması idi. Bugün vardığımız noktada mesleğin bu özellikleri, suç öğesi olarak değerlendirilme aşamasına geldi. Yerelde görev yapan meslektaşlarımızın, çalışma koşullarının daha da iyileştirilmesi konusundaki girişimlerin sonuca ulaşmamasını burada bir kez daha yakınma konusu yapmamız gerektiğini düşünüyorum. En azından verilen sözlere göre, yerel yayın organlarının KOBİ sayılması konusundaki öneriler, onların KOBİ desteğinden yararlanma konusunda hem habere ulaşma olanaklarını hem baskı düzeylerini geliştirme açısından eksiklerin giderilmesinde yararlı olacağı görüşüne katıldıklarını açıklayan politikacılara, bu ayak sürümeleri nedeniyle burada bir kez daha eleştiride bulunma zorunluluğu duyduğum için bu anımsatmayı da yapmak istiyorum” şeklinde konuştu.

Törende konuşan KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr ise şöyle konuştu:

“Yerel gazeteciliğin desteklenmesi KAS için önemli bir görevdir. Yerel gazetecilik ödülü ile çoğu zaman zor çalışma şartları altında çalışmak zorunda kalan yerel gazetecilerin yaptıkları iş sebebi ile takdir edilmesi amaçlanmaktadır. Vatandaşlar yaşadıkları bölgenin toplumsal ve siyasal sorunları hakkında yerel basın aracılığıyla bilgi edinebildikleri için yerel gazeteciliğe verilen desteğin ülkenin demokratikleşmesine büyük katkı olarak algılanmalıdır. Vatandaşlar da böylece siyasi karar süreçlerine katılma konusunda motive edilebilmektedirler. Basın ve ifade özgürlüğünün demokrasi için ne denli önemli olduğu da vurgulanmaktadır. Üstün başarıları ile yerel gazetecilik ödüllerini almaya hak kazanan gazetecileri en içten duygularımla tebrik ederim”.

“Fotoğraf” dalında; Batman’da 26 Kasım 2010 tarihinde yayınlanan Batman Postası Gazetesi’nde yer alan “Sert Müdahale” başlıklı haberle ilgili “Orantısız Güç” başlıklı haber fotoğrafı, gazetecilerin çalıştığı zor koşulları ve polisin demokratik hakkını kullanan göstericilere karşı tutumunu illere göre değiştirmediğini göstermesi nedeniyle gazeteci Ferhat Malgir birinciliğe layık görüldü.

Malgir’in ödülü TGC Başkanı Orhan Erinç tarafından verildi. Malgir’in çekini ise KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr takdim etti. Malgiri TGC ve KAS’a teşekkür ederek, “Bu ödülü Batman’da gerçekleşen olaylarda yaralanan gazeteci arkadaşlarıma armağan ediyorum” dedi.

Seçici Kurul ayrıca, 29 Aralık 2010 tarihinde Zonguldak’ta yayınlanan Zirve Gazetesi’nde   “Yaşamın Gerçeği” başlığı ile yayınlanan fotoğrafta, çevre kirliliğini çarpıcı bir biçimde yansıtması nedeniyle gazeteci Ömer Tekcan’ı mansiyona değer gördü. Tekcan, ödülünü TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto’dan aldı.

Tekcan, TGC Başkanı Erinç’in törende yaptığı konuşmaya katıldığını belirterek, şunları söyledi: “Ulusal ve yerel basını tanımlamam gerekirse, ulusal basını insan vücudundaki iskelete benzetiyorum. Yerel basını da insan vücudundaki omurgaya benzetiyorum. Omurga insan iskeletini ayakta tutar. Ulusal basının sağlıklı durabilmesi için omurganın sağlam olması gerekir. Bu anlamda omurgayı sağlam tutan ve omurgayı destekleyen TGC Başkanı’na ve Yönetimi’ne teşekkür ediyorum. Bu akşam benim için ayrı bir önem taşıyor. Hayatımda hiç görmediğim ama bu akşam sırf Zonguldaklı olduğum için ödül törenine gelen Prof. Dr. Esat Suer ve eşi Prof. Dr. Hande Suer’i de çok teşekkür ediyorum. Bu ödülü onlara armağan ediyorum.”

“Sayfa Düzeni” dalında, 2 Kasım 2010 tarihli Antalya Ekspres Gazetesinin sayfa düzenini yapan Ali Çalışkan yazıların ve fotoğrafların yerleştirilmesi, fotoğraf altlarına önem verilmesi, ana haberi ön plana çıkartması, 2. ve 3. haberlerin dengeli bir biçimde dağıtılması nedeniyle birincilik ödülüne değer görüldü.

Çalışkan, ödülünü TGC önceki Başkanı Nail Güreli’den aldı. Çalışkan’ın çekini de KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr takdim etti. Ödülünü alan Çalışkan, şunları ifade etti: “Bu ödülü bana layık gören herkese çok teşekkür ederim. Bugün en mutlu günümdür. Çok heyecanlıyım”.

Seçici Kurul ayrıca, 16 Ekim 2010 tarihli Giresun Ekspres gazetesi 1. sayfasını yapan Davut Turgay Ayar’a, sayfanın siyah-beyaz olması, dar imkânlar içinde olmasına rağmen habercilik konusundaki çabaları nedeniyle mansiyon verilmesine karar verdi.

Ayar, ödülünü TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’ten aldı. Ayar, Beni bu ödülle onurlandıran TGC’ye ve KAS Türkiye temsilciğine çok teşekkür ederim” dedi.

“Haber” dalında, 25 Mayıs 2010 tarihli Mersin İmece Gazetesi’nde “Yalnız Bırakıldık” ve “Nükleer Tehlike Sınır Tanır mı?” başlıklı haberiyle gazeteci Seyrani Soluğan, önemli bir çevre sorununu, sivil toplum örgütlerinin de görüşünü alarak haber unsurlarını güçlü bir şekilde ortaya koyduğu gerekçesiyle birinciliğe değer görüldü.

Soluğan, ödülünü TGC Genel Saymanı Gülseren Güver’den aldı. Soluğan’ın çekini KAS Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr takdim etti. Soluğan, “Çağımızın en büyük felaketi diye adlandırdığımız nükleer santral konusu bile çok farklı yerlere taşınmaya başlandı” dedi.

Seçici Kurul ayrıca, Muş’ta yayınlanan 28 Temmuz–7 Ağustos 2010, 13–20 Ağustos 2010 ve 9-26 Ekim 2010, tarihli Haber 49 gazetelerinde yer alan ve Türkiye için önemli bir sağlık konusu olan kot kumlama işinde çalışan işçilerinin hastalığı olan slikozis meslek hastalığının yerel düzeyde sorgulanması, çözüm önerilerini yansıtması ve TBMM’ye kadar olan boyutunu izlemesi nedeniyle Emrullah Özbey’i mansiyona değer buldu.

Özbey’e ödülünü TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay verdi. Özbey, “Beni bu ödüle layık gören TGC ve KAS’a çok teşekkür ediyorum” dedi. (23 Nisan 2011)

*

Meslektaşlarına özgürlük istediler

TGC’nin de destek verdiği DİSK’in 1 Mayıs’a çağrı yürüyüşlerinin ikincisi, “Basına yönelik baskılara son” temasıyla Sultanahmet-Beyazıt arasında gerçekleşti. Yürüyüşe katılan 200’e yakın gazeteci, tutuklu bulunan meslektaşlarına özgürlük istedi

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), “Gazetecilere Özgürlük-Haydi 1 Mayıs'a” başlığıyla dün bir yürüyüş düzenledi. TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver, Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Radikal Gazetesi yazarı Özgür Mumcu ve Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü Necati Abay’ın da aralarında bulunduğu yaklaşık 200 gazetecinin katıldığı eylem, Sultanahmet Adliye'sinin önünden başladı.

“Basın Üzerindeki Baskılara Hayır, 1Mayıs’ta Taksim’deyiz”, “Yansak da Dokunacağız” pankartları taşıyan gazeteciler, ‘Ahmet çıkacak yine yazacak’, ‘Özgür basın herkese lazım’, ‘Şiirden kitaptan bomba olmaz Başbakan’, ‘Baskılar bizi yıldıramaz’, ‘Ahmet Nedim onurumuzdur’, ‘Susma sustukça sıra sana gelecek’, ‘Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek’, ‘Dokunan yansa da dokunacağız’ sloganları attı. İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi’ne ulaşan gazetecileri, üniversite öğrencileri karşıladı.

Sigortasız ve sözleşmesiz çalışma koşullarını da protesto eden gazeteciler adına basın açıklamasını okuyan Radikal Gazetesi yazarı Özgür Mumcu, ilk 1 Mayıs kutlamasının üzerinden 99 yıl geçtiğini anımsatarak, “1912’nin 1 Mayıs’ında Pangaltı’daki Belvü Bahçesi’nde dile getirilenlerle bugünkü talepler arasında pek fark yok. ‘Özgürlük, eşitlik, adalet’ dün olduğu gibi bugün de dilimizde. O gün olduğu gibi bugün de ‘can yakan’ bir başka problem gazetecilere yönelik baskı, tehdit, yıldırma ve yok etme. 20. yüzyılın başında iktidar sahipleri Hasan Fehmi Bey, Samim Bey ve Zeki Bey gibi muhalif gazetecileri öldürerek susturuyordu. Bugün ise basılmamış kitaplar toplatılıyor, ‘gazetecilik faaliyetleri’ terörle ilişkilendiriliyor, gazeteciler neyle suçlandıklarını bilmeden tutuklanıyor.

Gazeteciliklerine tanık olduğumuz, arkadaşlarımız Ahmet Şık ve Nedim Şener tam 1 ay 22 gündür cezaevinde. 21'inci yüzyılda tüm bu baskılarla gazeteciler susturuluyor ya da susturulmaya çalışılıyor” dedi.

DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, düşünce ve ifade özgürlüğünün ve bu özgürlüğün ayrılmaz bir parçası olan basın özgürlüğünün ayaklar altına alınmasına karşı bir arada olduklarını söyledi.

“Basın emekçilerinin sorunu işçi sınıfının da sorunudur. Halkın haber alma özgürlüğü için her türlü baskıya göğüs germeye çalışanların, canla başla mücadele edenlerin sorunu işçi sınıfının da sorunudur” diyen Görgün, “Demokrasi ve özgürlükler sorununda mücadelelerimiz kesiştiği kadar, yaşam alanlarımızdaki ekonomik sorunlarımız da kesişmektedir. Biz işçiler için basın emekçilerinin hak ve özgürlükleri de vazgeçilmezlerimiz arasındadır. Onlar yalnızca gazeteci oldukları, halka gerçekleri anlatmak istedikleri, düşündüklerini özgürce yazdıkları için sadece baskılara göğüs germediler, kör kurşunlara da hedef oldular. Sabahattin Ali'yi, Abdi İpekçi'yi, Ali İhsan Özgür'ü, Recai Ünal'ı, Ümit Kaftancıoğlu'nu, Çetin Emeç'i, Turan Dursun'u, İzzet Kezer'i, Namık Tarancı'yı, Musa Anter'i, Uğur Mumcu'yu, Metin Göktepe'yi, Kutlu Adalı'yı, Ahmet Taner Kışlalı'yı, Hrant Dink'i ve daha nicelerini nasıl unutabiliriz? Kurşunlanan, bombalanan, basılan, yakılan, yıkılan gazeteleri, dergileri nasıl unutabiliriz? Dünyanın en çok gazeteci öldürülen ülkeleri arasında olduğumuzu nasıl unutabiliriz? Unutamayız, unutmayacağız!” dedi.

“Yozlaşmış, gerçekleri halktan saklayan; yargısız infazlar yapan, hakaret, yalan ve iftiralarla dolu niteliksiz yayıncılığa karşıyız” diyen Görgün, “Halka gerçekleri anlatan, araştıran, soran, eleştiren, meslek ilkelerine uygun nitelikli yayıncılığın önündeki engellerin de kaldırılmasını istiyoruz. Basına yönelik sansür niteliği taşıyan baskı ve zor yöntemlerini şiddetle kınıyoruz.

Cezaevlerinde tutulan ve tek suçları araştırmak, yazmak, gerçeğin peşinde koşmak olan Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer gazetecilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşturulmasını istiyoruz. Basın emekçilerini açlık ve yoksullukla "terbiye" etmeye çalışan anlayışları kınıyor, örgütlenme hakkının özgürce kullanılmasını talep ediyoruz. 1 Mayıs 1977 katliamının aydınlatılmasını istediğimiz kadar, suikaste uğrayan gazetecilerimizin davalarının da aydınlatılmasını istiyoruz” dedi. (25 Nisan 2011)

*

Güneş: Yargılanan tüm gazetecilerin yanındayız

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Hangi görüşte olursa olsun, gazetecilik yapan ve gazetecilik mesleğini yaptığı için hakkında soruşturma açılan, dava açılan ve cezaevinde olan bütün meslektaşlarımızın yanındayız” dedi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Lokali’nde Nisan ayının “Geleneksel Ay Sonu Pazartesi Yemeği” düzenlendi. TGC Yönetim Kurulu üyelerinin de hazır bulunduğu yemekte 38 gazeteci TGC’ye üye oldu. Törene katılan 15 üyenin de rozetleri ve 2010 albümleri takdim edildi. Törenin sunuculuğunu TGC Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Ayhan üstlendi. Törende TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, cemiyetin çalışmalarını anlattı. Güneş, en son “Geleneksel Ay Sonu Pazartesi Yemeği”nin Şubat ayında yapıldığını anımsatarak “Aradan geçen 2 ay süresince çok dinamik bir gündemle bir aradaydık” dedi.

Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasının ardından Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin  ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın başını çektiği 93 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) 3 önemli yürüyüş gerçekleştirdiğini vurgulayan Güneş, şöyle konuştu: “Bu yürüyüşler, 3 bin ile 5 bin arasında değişen meslektaşımızı, bir araya getirdiği için başarılı olduğunu sayıyoruz. Emeği ve desteği olan herkese çok teşekkür ediyoruz. Böylelikle basın özgürlüğü meselesinin yalnız gazetecilerin değil, halkın gerçekleri öğrenme ve haber alma hakkı açısından da ne kadar büyük değer taşıdığını hükümetinde dikkatine sunmuş olduk” şeklinde konuştu.

“Hangi görüşte olursa olsun, gazetecilik yapan ve gazetecilik mesleğini yaptığı için hakkında soruşturma açılan, dava açılan ve cezaevinde olan bütün meslektaşlarımızın yanındayız” diyen Güneş, “Hem TGC olarak hem GÖP olarak 35 yargılanan meslektaşımızın davasını izledik. En son Nedim Şener ve Ahmet Şık’ı cezaevinde ziyaret ettik. Hepinizin sevgilerinizi ve desteğinizi ilettik. Aramızda topladığımız bir miktar parayı da cezaevinde onlara destek olması amacıyla yatırdık” dedi.

18 meslek örgütüyle birlikte Ankara’da Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la bir toplantı yaptıklarını söyleyen Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplantıda hükümetin yanında ya da karşısında olan, tüm medya kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımızın hakkı için orada bulunduğumuzun altını çizdik. Bugün Radikal gazetesinden İsmail Saymaz 100 yıl hapis, 100 bin lira para cezasıyla yargılanıyor. Zaman gazetesinden Büşra Erdal da en son 82 davayla yargılanıyordu. Şu an dava sayısı 67’ye düşmüş durumda. Sonuçta hepimizi bir araya getiren tek bir nokta var. Basın özgürlüğü ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet etmek. TGC, bu nedenle her farklı görüşteki tüm meslektaşlarına sevgiyle kucaklıyor ve gazetecilik mesleğinin yapılmasının önündeki engelleri ortadan kaldırmak için mücadelesine devam ediyor”.

“1 Mayıs’tan önce İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın'la görüştük" diyen Güneş, sözlerine şöyle devam etti: “1 Mayıs’ta meslektaşlarımızın çok daha rahat koşullarda toplumsal olayları izlemesi konusunda iyi niyetli bir toplantı olduğunu düşünüyoruz. Meslektaşlarımızın çalışma koşullarını kolaylaştıracak adımları atmaya devam edeceğiz. Bu başta DİSK olmak üzere hem sendikalarla hem odalarla yakın ilişkilerimizi sürdürüp, basın özgürlüğü meselesinin, Türkiye’nin meselesi olduğunu gündeme taşımayı sürdürüyoruz. Gündemimizde yerel medya da var. Yerel medya gerçekten ulusal medyadan belki de daha fazla sıkıntı yaşıyor. 21 Nisan’da yerel medyada çalışan meslektaşlarımızı ödüllendirdik. En iyilerini seçtik. Şimdi, 28 Nisan’da 150 gazetecinin katılacağı bir Yerel Medya Semineri düzenliyoruz."

Güneş, sözlerini şöyle tamamladı: “İlk kez sağlıkla ilgili üyelerimize sağlanan avantajlar, cep telefonlarınıza mesaj ve mail yoluyla ulaşıyor. Sağlık Bakanlığı İl Sağlık Müdürlüğüyle ortak bir protokol yaptık İstanbul Valiliği ile birlikte. Basın Dispanseri’nin binasını biz, ücretsiz olarak Sağlık Bakanlığı’na 15 yıldır kullandırıyoruz. Bunun karşılığında onlarda aynı iyi niyeti göstererek hem Basın Dispanseri'nde, hem de Üsküdar Devlet Hastanesi’nde TGC üyelerinin de hizmetlerden kolaylıkla faydalanması için bir işbirliği protokolü yaptık. Bunu maillerinize ulaştırdık. Eğer maili alamamış olanlar varsa tgc. org.tr’de indirimli kuruluşlar bölümünden sağlanan bu kolaylıklara ulaşabilir” dedi.

Güneş’in konuşmasından sonra rozet törenine geçildi. Yeni üyelere rozetleri ve almanakları TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Başkan Yardımcısı Vahap Munyar, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özdemir ile Celal Toprak, TGC önceki Başkanı Nail Güreli, TGC Balotaj Kurulu Başkanı Muammer Tuncer, TGC önceki Başkan Vekilleri'nden Seçkin Türesay, TGC Onur Kurulu Üyesi Ergin Konuksever, Gazeteciler Sosyal Yardımlaşma Vakfı Başkanı Selami Turgut Genç ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran tarafından verildi.

Törende rozetlerini alan üyeler arasında şu isimler yer aldı: Fox TV’den Bülent Ülgen ile Elvan Arat, Afyon Kocatepe Gazetesi’nden Esra ve Sezer Küçükkurt çifti, Zaman Gazetesi’nden Hayri Beşer, Halil İbrahim Balta ile Mehmet Kamış (Kamış’ın rozetini Harun Çimen aldı), Anadolu Ajansı’ndan Ömer Erim Baştimar ile Ekrem Kaftan, (Kaftan’ın rozetini Baştimar aldı), Müjde FM’den Esra Subaşı ile Aliye Kalmış Şimşek, Enformasyon Medya Dergisi’nden Abdullah Merih Bayraktar, Cihan Haber Ajansı’ndan Hakan İnce, Dünya Gazetesi’nden Sayime Başçı ve Today’s Zaman’dan Emrah Kamil Ülker.

TGC’nin yeni üyeleri arasında yer alan Kanal A’dan Muhammed Şimşek, ONE Haber Ajansı’ndan Kerem Kırçavul, Doğan Haber Ajansı’ndan Sedat Yeşilırmak, Bugün Gazetesi’nden Selma Şenol, TGRT’den Cüneyt Şen ile Selçuk Behdioğlu, Vatan Gazetesi’nden Savaş Akın, Anadolu Ajansı’ndan Bünyamin Toprak ile Hüseyin Tunçay, TRT’den Seçil Keskin, Ersin Küçükbarak, Pınar Kundakçı Temel, Cem Temel ile Ahmet Falih Akıcı, Muş Ekspres’ten Necdet Armağan, Haftaya Bakış’tan Sultan Özer, Deniz Postası’ndan Sabit İnce, Şanlıurfa Olay Gazetesi’nden Celal Çiftçi, ABC Medya’dan Mustafa Deniz, Habertürk Gazetesi’nden Serdar Mutlu Kulaksız ile Menekşe Ataselim, Cumhuriyet Gazetesi’nden Ali Açar ve Bugün Gazetesi’nden Erhan Başyurt mazeretleri nedeniyle rozet törenine katılamadı.

Törenin sunuculuğunu üstlenen TGC Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Ayhan cemiyetin gazetesi Bizim Gazete'nin çok daha nitelikli bir hale geldiğini belirterek, "Bizim Gazete biraz asık suratlıydı. Fakat şu son sıralarda renklendi daha güzelleşti. Can ve estetik kazandı. Aynı zamanda reklam da kazandı. O bakımdan TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar'a, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’e, Genel Sayman Gülseren Güver’e çok çok teşekkür borcum var” diye konuştu. (27 Nisan 2011)

*

Gazetecilere Özgürlük Kongresi’ne çağrı

GÖP, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde İstanbul’da Basın Özgürlüğü Kongresi’nin toplanmasını kararlaştırdı. Etkinlik kapsamında 2 Mayıs’ta Maçka Demokrasi Parkı’nda “İfade Özgürlüğü Anıtı” açılacak, 4 Mayıs’ta ise Silivri cezaevindeki gazeteciler ziyaret edilecek

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de içinde bulunduğu ulusal ve yerel düzeyde faaliyet gösteren toplam 93 gazeteci meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu, cezaevlerindeki gazetecilerin özgür bırakılmasını, yargılamaların tutuksuz olarak sürdürülmesini istedi. GÖP’ün talepleri arasında ayrıca basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan tüm yasalar ile ceza muhakemesi kanunlarının internet erişimini engellemeye gerekçe olarak gösterilen düzenlemelerin değiştirilmesi de bulunuyor.

Meslek ilkelerine uygun nitelikli yayıncılık için “herkese özgürlük” talebiyle GÖP, bu kapsamda 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde İstanbul’da Basın Özgürlüğü Kongresi toplanmasını kararlaştırdı. Bu etkinlik kapsamında 2 Mayıs’ta Maçka Demokrasi Parkı’nda “İfade Özgürlüğü Anıtı” açılacak, 4 Mayıs’ta ise Silivri cezaevindeki gazeteciler ziyaret edilecek. Basın Özgürlüğü Kongresi, tüm meslek örgütlerinden ve medya kuruluşlarından temsilcilerin yanı sıra tüm gazetecilere de açık olarak düzenlenecek.

GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi’nin yazılı açıklaması şöyle:

“Yerel gazeteci cemiyetlerimiz ile yaygın, bölgesel ve yerel düzeyde yayın yapan medya kuruluşlarımızı temsilen birer delegenin Gazetecilere Özgürlük Kongresi’ne katılarak görüşlerini açıklamasını; Haklarında dava açılmış olan tüm meslektaşlarımızın avukatlarıyla birlikte kongreye katılmalarını, kongrede söz alarak sorunlarını ve taleplerini dile getirmelerini; Cezaevlerindeki gazetecilerin eş ya da yakınlarının ve avukatlarının Gazetecilere Özgürlük Kongresi’ne katılarak, söz haklarını kullanmalarını;

Öldürülen gazetecilerin eş ya da yakınlarının kongreye gelerek, düşüncelerini açıklamalarını ve katkı sunmalarını bekliyoruz.”

İpekçi’nin açıklamasını şöyle sürdürdü: “31 Mart 2011 itibarıyla, cezaevlerinde 61’i tutuklu 7’si hükümlü olmak üzere toplam 68 basın emekçisi bulunuyor. Son tutuklamalarla, cezaevlerindeki kadın gazeteci sayısı da 10’a yükseldi. Cezaevlerindeki basın emekçisi sayısı, 2009 yılının Ocak-Nisan döneminde 29, Mayıs-Ağustos döneminde 35, Eylül-Aralık döneminde 44, 31 Aralık 2010 itibarıyla 58, 28 Şubat 2011 itibarıyla ise 61 idi.

31 Mart 2011 itibarıyla, bir süre tutuklu kaldıktan ya da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan ancak haklarında hapis cezası istemiyle açılan davalar devam eden 32 basın emekçisi bulunmaktadır.

Ayrıca yargılandıkları davalarda, haklarında para ya da hapis cezası verilmiş olmakla birlikte mahkeme kararı temyiz edildiği için kesinleşmeyen veya cezasının infazı 5 yıl süreyle ertelenmiş olan 52 gazeteci daha vardır. Özetle 150’den fazla gazeteci cezaevine girme tehdidi altındadır. Bütün bunların dışında çok sayıda gazeteci ve medya kuruluşu hakkında hapis veya para cezası talebiyle açılmış 2000’den fazla dava mahkemelerde görülmektedir. Gazeteciler hakkında açılmış 4000’den fazla soruşturma devam etmektedir. Cezaevlerindeki tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve bu vahim sonuca yol açan yasa hükümlerinin değiştirilmesi talebiyle gazeteci meslek örgütleri 24 Mayıs 2010 tarihinde “Gazetecilere Özgürlük” kampanyası başlattılar. 25 Ağustos 2010 tarihinde ise 18 meslek örgütü bir araya gelerek Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) oluşturduklarını açıkladılar. Yeni katılımlarla GÖP bünyesinde yer alan meslek örgütü sayısı 93’e ulaştı. GÖP, cezaevlerindeki gazetecilerin özgür bırakılmasını; yargılamaların tutuksuz olarak sürdürülmesini; Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan tüm yasal düzenlemeler ile ceza muhakemesi kanunlarının, telefon dinlemelerine olanak vererek haberleşme özgürlüğünü yok eden kanunların, internet erişimini engellemeye gerekçe olarak gösterilen düzenlemelerin değiştirilmesi talep etmektedir. GÖP, yozlaşmış, yönlendirici, gerçekleri halktan saklayan, yargısız infazlar, hakaretler, yalan ve iftiralarla dolu niteliksiz yayıncılık için değil; halka gerçekleri anlatan, araştıran, soran, eleştiren, meslek ilkelerine uygun nitelikli yayıncılık için “herkese özgürlük” talebiyle hareket etmektedir. Bu ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak bugüne kadar çeşitli etkinlikler ve yürüyüşler gerçekleştiren GÖP, bu kapsamda 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde İstanbul’da Basın Özgürlüğü Kongresi toplanmasını kararlaştırdı. Bu etkinlik kapsamında 2 Mayıs’ta Maçka Demokrasi Parkı’nda “İfade Özgürlüğü Anıtı” açılacak, 4 Mayıs’ta ise Silivri cezaevindeki gazeteciler ziyaret edilecek.

Basın Özgürlüğü Kongresi, tüm meslek örgütlerinden ve medya kuruluşlarından temsilcilerin yanı sıra tüm meslektaşlarımıza açık olarak düzenlenecektir.

Yerel gazeteci cemiyetlerimiz ile yaygın, bölgesel ve yerel düzeyde yayın yapan medya kuruluşlarımızı temsilen birer delegenin Gazetecilere Özgürlük Kongresi’ne katılarak görüşlerini açıklamasına değer veriyoruz.” (28 Nisan 2011)

*

3 gazeteci için beraat istendi

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde görevli 2 hakimi ''Terör örgütlerine hedef gösterdikleri'' iddiasıyla 3 gazetecinin yargılandığı davada görüşünü bildiren cumhuriyet savcısı, sanıkların beraatına karar verilmesini mütalaa etti.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki 3 gazetecinin yargılandığı duruşmaya, tutuksuz sanık Hanım Büşra Erdal katıldı. Diğer sanıklar Metin Arslan ve Hayri Beşer'in gelmediği duruşmada, şikayetçi hakimler Yılmaz Alp ile Tuncay Aslan'ın avukatları da hazır bulundu.

Duruşmayı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, Hukukçular Derneği Başkanı Cavit Tatlı ve Medya Derneği Genel Sekreteri Deniz Ergüler de sanıklara destek olmak amacıyla izledi.

Büşra Erdal’ın duruşmasını Gazetecilere Özgürlük Platformu ve TGC adına izleyen TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş “Meslektaşlarımız haklarında açılan davalar nedeniyle işlerini yapamaz hale getiriliyor. TGC ve Terörle Mücadele Kanunlarındaki basın özgürlüğünün ve engel oluşturan maddelerin değiştirilmesi konusunda hükümetin ciddi adımlar atmasını bekliyoruz. 2000 meslektaşımız yasalardaki bu sorunlu maddeler nedeniyle yargılanıyor. Gazeteciler halkın haber alma hakkına hizmet ederken ağır davalar açılması ve tutuklanma riskleriyle karşı karşıya kalıyor. Basın özgürlüğü adına bu durumu ayıp olarak nitelendiriyor ve bu olumsuz tablonun değişmesini diliyoruz” diye konuştu.

Mahkeme Başkanı Şeref Akçay'ın davadan çekilmesiyle, heyet başkanlığını üye hakimlerden Mehmet Ekinci'nin yaptığı duruşmada, Başkan Akçay'ın ''davadan çekilme'' talebinin, mahkemenin 7 Nisan 2011 tarihli kararı ile kabul edildiği tutanağa geçirildi.

Esasa ilişkin görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Celal Kara, hedef gösterildiği iddia edilen 2 hakimin, ''Ergenekon'' yapılanmasına ilişkin soruşturmada zanlılar lehine tahliye kararı verdiğini hatırlatarak, bu nedenle müşteki hakimlerin ''Ergenekon'' adlı yapılanmaya hedef gösterildiklerinin iddia edilemeyeceğini savundu.

Dava konusu yazı nedeniyle başkaca, herhangi bir terör örgütünün akla gelmediğini ve iddianamede müşteki hakimlerin hangi terör örgütüne ne suretle hedef gösterilmiş olduklarının da açıklanmadığını anlatan Kara, haberin veriliş tarihi itibariyle haberde eleştiri niteliğinin göze çarptığını ve bunun da ''hedef gösterme'' olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

Savcı Kara, haberin yayımlandığı Zaman Gazetesini, suç bakımından diğer medya organlarıyla da kıyasladığı mütalaasında, şu görüşlere yer verdi: ''Yazının yayınlandığı medya organında, bugüne kadarki yayınlarında, iddianameye konu suç ya da benzeri herhangi bir suç nedeniyle özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde açılmış herhangi bir davanın bulunmadığı, yani yazıları davalara konu yapılan çok sayıdaki medya organlarında rastlandığı üzere, yayın çizgisi itibariyle herhangi bir terör örgütünün propagandası niteliğinde yayın çizgisine rastlanmadığı da nazara alındığında, yazıda eleştiri amacının ön planda olduğunun kabulünde zorunlu bulunduğu kanaati oluştuğundan, sanıkların unsurları oluşmayan suçtan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi talep olunur.''

Duruşmada söz alan müşteki hakimlerden Yılmaz Alp'ın avukatı Nail Dursun Kırbaş, savcı Celal Kara'nın mütalaasının taraflı ve yanlı olduğunu belirterek, ''Mütalaa ile adı geçen ve sanık olarak yargılanan Büşra Erdal'ın muhabirliğini yaptığı Zaman gazetesinin avukatlığı yapılmaktadır. Bu yayın ile müvekkilim, cemaat örgütlenmesine hedef yapılmıştır, sevk maddeleri gereğince cezalandırılmasını talep ediyoruz'' dedi.

Müşteki hakimlerden Tuncay Aslan'ın avukatı Simge Göçer de, savcılığın mütalaasına katılmadığını belirterek, sanıkların iddianamede yazılı suçlar doğrultusunda cezalandırılmasını talep etti.

Diyecekleri sorulan sanık Büşra Erdal ise savcılık mütalaasına katıldıklarını ve bu mütalaa doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini ifade etti. Erdal'ın avukatı Hasan Günaydın da, müvekkilinin beraatına karar verilmesini istedi.

Müşteki Yılmaz Alp'ın avukatı Nail Dursun Kırbaş'ın ''davaya katılma'' talebini, suçtan zarar görme ihtimalini göz önüne alarak kabul eden mahkeme heyeti, duruşmayı erteledi.

İstanbul cumhuriyet savcılarından Hakan Karaali tarafından hazırlanan iddianamede, Hayri Beşer'in Sorumlu Yazıişleri Müdürü olduğu Zaman Gazetesinin 2 Nisan 2010 tarihli sayısının birinci sayfasında, ''HSYK kriziyle atananlar devrede, Balyoz örtbas ediliyor'' başlığıyla yayımlanan Hanım Büşra Erdal imzalı haber ile aynı gazetenin internet sayfasında 3 Nisan 2010'da yayımlanan ''Toplu tahliyelerin temeli korsan kararnameyle atıldı'' başlıklı Metin Arslan imzalı haberlerde, kamuoyunun bilgilendirilmesi amacının dışına çıkıldığı öne sürülüyor.

Haberlerde adı geçen hakimlerin, terör örgütlerine ve toplumun bir kesimi nezdinde hedef olmalarına neden olduğunun düşünüldüğü vurgulanan iddianamede, şüphelilerin Terörle Mücadele Kanunu uyarınca ''terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetini açıklamak, yayımlamak ve bu yolla kişileri hedef göstermek'' suçundan, 1 yıl 6'şar aydan 4 yıl 6'şar aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor. (28 Nisan 2011)

*

1 Mayıs öncesi emniyet yetkilileri TGC’de buluştu

İlk kez çok sayıda gazeteci ve emniyet görevlisinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda gazeteciler ve polisler karşılıklı beklentilerini dile getirdi

1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarının esenlik içinde geçmesi ve görevli basın mensupları ile polis arasında istenmeyen olayların yaşanmaması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü men-supları ile basın mensupları bir araya geldi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği toplantıya, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlikten Sorumlu Müdür Yardımcı Mehmet Altınok, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Gökhan Özsavaş, Güvenlik Şube Müdürü Mehmet Hasbal, Basın Protokol Şube Müdürü Mehmet Suat Ekici, Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürü Erkin Adala ve Beyoğlu İlce Emniyet Müdürü Osman Yıldırım katıldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sayman Gülseren Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ve Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Özdemir’in yer aldığı toplantıda basın mensupları toplumsal olayları izlenmesi sırasında karşılaştıkları olumsuzlukları dile getirdiler.

30 Nisan Cumartesi günü saat 15.00’ten itibaren İstanbul genelinde toplam 38 bin 500 polisin görev yapacağını belirten, Toplumsal Olaylardan Sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Altınok, 1 Mayıs’ta olay beklemediklerini söyledi.

Buna karşın Valilikte bir kriz merkezi oluşturulacağını, miting düzenleme kurulu ile sürekli temas halinde olduklarını belirten Altınok şunları söyledi: “1 Mayısla ilgili yasaklamamız yok. İnsanlar 1 Mayıs Emek Günü’nü kutlasınlar. Devlet de yardımcı olsun. Demokratik haklarını şiddete başvurmadan şenlik havasında dile getirsinler istiyoruz. Taksim alanına herkes girebilir. Herhangi bir sayı sınırlamamız da yok” dedi.

Gazeteciler, kamu görevi yaptıklarını hatırlatıp, polisin kendilerini hasım gibi görmemesini isterken, Mehmet Altınok gazetecilerden polisle göstericilerin arasına girmemesini, polisi engellememesini, yayınlanmadan önce de bilgiyi mutlaka doğrulatmasını istedi. Altınok, “Toplumsal olaylar diğer adi olaylara benzemiyor. Boyutun nerede başlayıp, nerede biteceği belli olmuyor. Gazetecilerin, toplumsal boyutu olacak her olaya laboratuar titizliğiyle bakması gerekir. Aksi taktirde rating alırsınız ama toplum zarar görür” dedi.

Gazetecilerin “hızlı ve doğru bilgilendirme” konusundaki ısrarlı talebine ise Altınok, “Cumhuriyet savcılarının bilgisi olmadan soruşturma aşamasında açıklama yapamayabiliriz ama onun dışında bilgiye açığız” yanıtını verdi.

Karşılıklı görüş alışverişinin yapıldığı toplantıda gazetecilerin deneyimlerine dayalı genel yakınmaları ise şu çerçevede toplandı:

* Bir çatışma anında polisler gazetecileri hasım gibi görüp, göstericilerden ayırmıyor. Oysa gazeteciler de emniyet güçleri gibi kamusal görev yapıyor.

*Orantısız güç kullanıldığında gazetecilerin buna tanıklık etmesi ve görüntülemesi polisi psikolojik olarak olumsuz etkiliyor ve basına da şiddete yöneliyorlar. Böylece bir hataya bir başka hata ekleniyor. Polis eğitimlerinde buna dikkat çekilmeli. Gazeteci gösterici değildir. Yasalardan gücünü alan bir görev yapmaktadır.

*Gazeteciler kimi zaman hem polisin hem göstericinin şiddetine maruz kalıyor. Polisin görevlerinden biri, gazeteci saldırıya uğradığında onu da korumaktır.

*Güvenlik alanı, güvenlik şeridi, protokol bölümü gibi yerlere gazetecilerin girişinde zaman zaman zorluk çıkarılıyor. Bu konuda da polisler gazetecilere yardımcı olmalıdır.

*Hatalı ya da eksik haberin önüne geçmenin en etkili yolu, gazetecilere doğru ve hızlı bilgi vermekten geçer. Bir olay olduğunda olayın nasıl meydana geldiği, polisin neden müdahale ettiği, kaç kişinin, hangi yasa dışı durumdan ve hangi yasa maddesine göre gözaltına alındığı, gibi bilgiler, polis basın bürosu aracılığıyla hemen belirtilerek, emniyet güçlerinin de yakınmalarına neden olan haberlerin önüne geçilmiş olur.

*Olaylar sırasında gazeteciler şiddete uğruyor, şikayet ediliyor ama meslektaş dayanışması nedeniyle şiddeti uygulayan polise bir türlü ulaşılamıyor. Bu tür şikayetler etkili biçimde soruşturulmalı ve şeffaf olunmalı. (29 Nisan 2011)

*

Güreli: Gazeteciler, meslek ilkelerine uygun hareket etmeli

Gazeteciliğin temel ilkesinin, halkın ve ezilenlerin sesinin, güçlülere karşı korumak olduğunu ifade eden TGC Basın Senatosu Başkanı Güreli, gazetecilerin 1 Mayıs’ı bu anlayışla izlemesi ve yazması gerektiğini söyledi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Beşiktaş Belediyesi ve Belgesel Sinemacılar Birliği'nin düzenledikleri, “Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” etkinlikleri kapsamında Turgut Yasalar’ın yönetmenliğini üstlendiği “1 Mayıs İlk Dileğimiz” belgeseli Levent Kültür Merkezi’nde izleyicisinin beğenisine sunuldu.

Gösterime, TGC Basın Senatosu ve Milliyet Gazetesi yazarı Nail Güreli, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ile Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı Hasan Özgen’in yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Belgeselin söyleşi bölümünün konuğu TGC Basın Senatosu Başkanı Güreli, bundan 124 yıl önce 1 Mayıs’ın işçi liderlerinden dördünün idam edildiğini söyledi.

Güreli, “Onlardan biri, darağacına giderken dedi ki ‘bugün boğduğunuz sesimizi ileride daha kuvvetli şekilde duyuracağımız günler gelecek’. İşte 1 Mayıs’ın özü aslında bu. Ezilenlerin sesinin duyurulması, haklarının talep edilmesi, istenmesi, alınmasıdır. Onun için yapılan mücadelenin simgesidir 1 Mayıs. Ne olursa olsun zaman içinde de 1 Mayıs, bu simgesel anlamını yitirmiyor. Sömürü oldukça, insanların, emekçilerin, ezilenlerin hakları çiğnendikçe onu talep edecek olan sol düşünce de var olacaktır, sosyalizm de var olacaktır” diye konuştu.

Önümüzdeki 1 Mayıs’ın önemli olduğunu belirten Güreli, “1 Mayıs’ta Taksim alanını doldurmalıyız. Taksim alanına izin vermeyenler izin vermek zorunda kaldılar. Bundan sonra oranın adının ‘Taksim 1 Mayıs Alanı’ olması gerekir” dedi.

Gazeteciliğin temel ilkesinin, halkın ve ezilenlerin sesinin, güçlülere karşı korumak olduğunu anımsatan Güreli, gazetecilerin 1 Mayıs’ı bu anlayışla izlemesi ve yazması gerektiğini söyledi. Güreli, “Gazeteciler, haber olarak yazmayacaklarsa da 1 Mayıs’a emekçi olarak katılmalıdırlar. Olayı haber yapmak için giden gazetecinin bakışı başka, haber yapmak için değil de katılmak için giden gazetecinin konumu başkadır. Ama mutlaka meslek ilkesine uygun hareket etmeliler” şeklinde konuştu.

Belgeseli izleyen TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, 1 Mayıs’ın kapsadığı kitlelerde gazetecilerin de olduğunu söyledi. Atay, “Benim umudum, 1 Mayıs’ın barış içinde kavgasız, dövüşsüz geçmesidir. Benim çocukluğumda 1 Mayıs, bahar ve çiçek bayramıydı. Pikniğe giderdik. Sonradan 1970’lerde 1 Mayıs, asıl hedefine döndü. Sanıyorum bundan sonra kimse birbirinin yüzünü gözünü hırpalamadan, birbirine saldırmadan, değişik düşüncelerde olsa bu 1 Mayıs, coşkuyla kutlanmalıdır. Gazeteciler de kutlamalıdır. Bizde çalışan insanlarız. Bizim de haklarımız var. 1 Mayıs bütün işçiler gibi bizimde bayramımızdır. Unutmayalım ki gazetecilerde fikir işçileridir” dedi. (29 Nisan 2011)

*

TGC yönetim kurulu İstanbul Ticaret Odası'nı ziyaret etti

TGC Başkanı Orhan Erinç, cemiyetin 3 bin 500 üyesiyle en yaygın gazetecilik meslek örgütü olduğunu, hemen her ilde üyesi bulunduğunu belirterek yerel medyaya da büyük önem verdiklerini vurguladı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş'ı ziyaret etti.

Ziyarete Başkan Orhan Erinç, Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sayman Gülseren Ergezer Güver, Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Özdemir katıldı. Toplantıda TGC'nin faaliyetleri, projeleri hakkında bilgi veren yönetim kurulu üyeleri, güçlü bir ekonomi için basın özgürlüğünün önemine dikkat çekti.

Başkan Erinç, cemiyetin 3 bin 500 üyesiyle en yaygın gazetecilik meslek örgütü olduğunu, hemen her ilde üyesi bulunduğunu belirterek yerel medyaya da büyük önem verdiklerini vurguladı. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş, medyayı doğal partnerleri saydıklarını, medya özgür olmadan ülkenin gelişemeyeceğini vurguladı. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Yalçıntaş geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 4. Babıâli Şenliği'ne gereken desteği vereceklerini söyledi. (29 Nisan 2011)

*

TGC Başkanı Erinç: Partiler yerel
medyaya vaatlerini açıklamalı

100’e yakın gazetecinin katıldığı 58. Yerel Medya Semineri’nde konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, yerel medyaya üvey evlat muamelesi yapıldığını belirterek yerel medyanın desteklenmesini ve partilerin yerel medyaya yönelik vaatlerini açıklamasını istedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) ortaklaşa düzenlediği yerel basın seminerlerinin 58’incisi Muş’ta başladı. Seminerin açış konuşmasını Muş Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Emrullah Özbey, TGC Başkanı Orhan Erinç, Muş Belediye Başkanı Necmettin Dede ve Muş Valisi Ali Çınar yaptı. TGC Başkanı Orhan Erinç konuşmasında yerel medyaya üvey evlat muamelesi yapıldığını belirterek partilerin mutlaka yerel medyaya vaatlerini açıklaması gerektiğini söyledi.

Konuşmasında medyanın sınıflandırılmasına da değinen Başkan Erinç, “Yaygın, bölgesel, yerel gibi bir sınıflandırma var. Radyo TV için de ulusal yerel sınıflandırması var. Ama bunlar gerçeği yansıtmıyor. Çünkü gezdiğimiz ilçelerden, illerden biliyoruz ki yerelde yayın yapan gazetelerin de internet siteleri ve portalları var. O gazete portalları il ya da ilçeler düzeyinde değil dünya ölçeğinde izlenen yayın organlarına dönüşüyor. Bu açıdan baktığımız zaman yerel medya kavramının giderek kabuk değiştirmekte olduğunu görüyoruz” dedi.

TGC Başkanı Erinç sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaten şunu da belirtmekte yarar var, yerel, yaygın, bölgesel medya var ama gazetecilikte böyle bir sınıflandırma yok. Çünkü gazetecilik uluslararası kuralları olan her yerde aynı koşullarla yapılan bir meslek. O açıdan yerel medya var ama yerel gazetecilik yok. Bu da bizim meslek içi seminerlerdeki göz önüne aldığımız noktalardan birini oluşturuyor.”

Açılış töreninde konuşan Muş Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Emrullah Özbey ise “gazetecilik ve en önemlisi de mahalli basın mensubu olarak görev yapmak tabiri caizse ateşten gömlek gibidir. Hakkı hakikati önde tutmak aksaklıkları göz önüne getirerek kamu menfaatini ön plana çıkarırken zaman, zaman hakarete uğramakta ve akla gelmeyecek zorluklarla karşılaşmaktayız” diyerek şöyle konuştu: “Ama şuna içtenlikle inanmanızı isteriz ki; Biz Muş’ta görev yapan medya mensupları her zaman ve her şeyden önce Muş ilinin menfaatlerini ve halkın menfaatini hep ön planda tutarak görev yapmaktayız. Gazetelerimizde yaptığımız araştırma ve yorumlarda kişisel husumetlere yer vermeden sadece halkın sesi ve işiten kulağı olmaya çalıştık. Basın Meslek İlkelerini esas alarak haber yapmaya azami gayret gösterdik. Bugün, gazeteciler düşündüğünü ifade edemez hale gelmiştir. Halkın sesinin kısılmasından, bilgi edinme hakkının engellenmesinden derin endişe duyuyoruz. Halka gerçekleri anlatan, araştıran, soran, eleştiren, meslek ilkelerine uygun nitelikli yayıncılığın önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Yargısız infazlara, hakaretlere, yalan ve iftiralarla değil, doğrulara, gerçeklere, bağımsız ve tarafsız yayıncılığa özgürlük istiyoruz. Gazeteciler, mesleki faaliyetlerini özgürce yapabilmeleri için, halka gerçekleri korkmadan anlatabilmeleri için yasalarla özel olarak korunmalıdır. Gazeteciler, tüm silahlı örgütlerin ya da çıkar gruplarının tehditlerine karşı da koruma altında olmalıdır.”

Medyanın demokrasinin daha iyi oturmasında daha iyi bir yönetimin oluşmasında çok etkili olduğunu belirten Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat İnanç, şöyle konuştu:

“Demokrasinin daha iyi oturması, daha iyi bir yönetim, kaynakların çok daha etkin ve ekonomik kullanılması konusunda medyanın önemli bir denge unsuru olduğunu düşünüyorum. Elbette ki denge unsurunun çok önemli bir ayağını oluşturan medyanın taşıması gereken bazı özelliklerine burada dikkat çekmekte fayda görüyorum. Medya tüm kanatlarıyla, gazetecilikten, TV'den bütün boyutlarıyla olmazsa olmaz dediğimiz unsurları kendi bünyesinde bulundurması gerekiyor. Bunlardan birisi sorumluluk, sorumlu bir medya, tarafsız bir medya.”

Muş Belediye Başkanı Necmettin Dede ise herkesin özgür bir basını arzuladığını belirterek, “Gazeteciler yazarken mutlaka demokrasi olduğu gibi biraz da merhametli olması gerekir. Her mesleğin eğitime ihtiyacı var. eğitim cümle olarak incelendiği zaman çok önemlidir. Zaten bunu her alanda söylemişler. Eğitimde ter dökmezseniz, savaşta kan dökersiniz. Her meslekte eğitim gerekir. Bu seminerinizin ilimizde olmasından dolayı basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum” dedi. Muş Valisi Ali Çınar ise Muş’un hızla geliştiğine dikkat çekerek yerel medya seminerinin de bu gelişmeye katkı sağlayacağını vurguladı. Çınar, “Muş gelişmek istiyor, gerek sağlık, gerek eğitim, tarım, sanayi yönden, gerekse entelektüel düzeyde gelişmek istiyor. Bu gelişmeye sizlerin gerçekten büyük katkısı olacaktır. Bu seminer vesilesiyle birçok arkadaşımız bu zamana kadar bildiklerini pekiştirecek, eksiklerini görecek, sizin tecrübelerinizden faydalanacaklar” dedi.

Oturum başkanlığını Muş Valiliği Basın Yayın Müdürü Bülent Solmaz’ın yaptığı ilk oturumda Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli “Yeni Medya Üzerine Düşünceler”, Hürriyet gazetesi yazarı Tufan Türenç, “Medya ve Siyaset”, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş “Gazetecilerin Örgütlenmesi” konularında konuşma yaptılar.

TGC Önceki Başkanı Nail Güreli konuşmasına Muş’un gelişen ve gelişmeye açık bir il olduğu belirterek şöyle konuştu:

“Gazeteci meslektaşlarıma bir soru yöneltmek istiyorum, benim için de çok faydalı olacak. İnternet kullanmayan var mı, yok. Facebook kullanan var, adına internet sitesi olan var, twitter kullanan var. Bir de bloklar var. Gazeteler endişelendi bizim satışlar düşecek, millet radyoyla tatmin olacak diye. Zaman içinde geçti, gazeteler radyolar kendi mecrası içinde devam etti. Aynı endişe TV geldiğinde başladı. Ama bundan yararlanmaya önce Milliyet başladı, TV sayfaları ve ilaveler verir hale geldi. Rekabet öyle bir hale geldi ki sonunda birbirlerine entegre oldular, birbirleriyle bütünleşerek kendi gelişimlerinde kendi yollarında devam ettiler. ABD Başkanı Obama 2009’da ilk toplantısını yaptığında ilk soruyu bir internet sitesinin temsilcisine veriyor. Herkes şaşırıyor ama bu ABD’de internet dünyasında bir kırılma olarak kabul ediliyor. Başkan Obama’nın ilk basın toplantısında medyanın kendisi haber olmuştu. Obama’nın göreve başlar başlamaz beyaz sarayda bir internet, yeni medya ofisi kurdu. Günümüzde birçok siyasimiz interneti kullanıyor. Bloklar konusuna gelince, bloklarda çok dikkat çeken halk ayaklanması sırasında etkisi görüldü. 2007’den itibaren Mısır’da faaliyette, son ayaklanmada da bloklar vasıtasıyla birbirleriyle haberleşiyorlar. Bunun örnekleri bizde de yaşanıyor. Örneğin sağlık çalışanlarının Ankara’daki mitingi de bloklar üzerinden geliştiği ortaya çıktı. Artık günümüzde internetsiz siyaset olmuyor.”

Hürriyet Gazetesi yazarı ve yazı işleri müdürü Tufan Türenç ise siyaset-medya ilişkileri konulu bir konuşma yaptı. Türenç, medyanın belki de cumhuriyet tarihinin en kötü, en zor dönemini yaşadığına işaret ederek sözlerine devam etti:

“Neden bu böyle oluyor. Şunun için oluyor. Türkiye’yi yönetenler medyanın kendilerine yönelik eleştiriler yapmasına çok sıcak bakmıyorlar. Yani bu eleştirilerin yapılmamasını istiyorlar. Ve ona göre bir medya dizayn etme çabasına giriyorlar. Biz yıllardan beri gazetecilik yapan insanlar olarak, ki Biz askeri dönemlerden gelip geçtik. O dönemlerin zorluğunu gördük. Ama inanın bu dönem o dönemlerden daha zorlu bir dönem. Bugün hangi gazeteci muhalefet yaparsa, eleştiri yaparsa, ona Ergenekoncu deniyor, deliller bulunuyor. O delillerin de çoğunun sahte olduğu anlaşıyor. Ama meslektaşlarımız cezaevine atılıyor. Soner Yalçın, Nedim Şener ve Ahmet Şık. Onların gözaltına alınıp sorgulanmaları ve tutuklanmaları Türkiye’de bardağı taşırdı. Çünkü bugüne kadar görülmemiş şekilde hem yurt içinden hem de yurt dışından çok büyük tepkiler geldi. Hem bu tepkiler sadece AKP iktidarına karşı olanlardan değil, AKP’yi destekleyen yazarlardan da geldi. Avrupalı kuruluşlar şunu hatırlattılar: özgür basın demokrasinin temel taşıdır. Ve bu konuda yönetime bunlara dikkat etmeleri gerektiğini, özgür basının zedelenmemesi gerektiği konusunda uyardılar. İktidar demokrasi değil, dikensiz bir gül bahçesi istiyor, yani dikensiz bir medya istiyor. “

Türkiye’de gazetecilerin sendikasız, iş güvencesiz, patron ve hükümet baskısı altında gazetecilik yapmaya çalıştıklarını vurgulayan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye'de gazetecilik en zor zamanlarından birini yaşıyor. Gazeteciler bugün hem sendikasız çalıştırılıyor olmaktan hem kendi çalıştıkları kurumlardaki patronlarının ticari ilişkileri nedeniyle baskı altında olmaktan hem de patronları hükümeti kızdırmaktan çok korktuğu için sıkıntıdalar. 2 bin gazeteci yargılanıyor, 4 bin gazeteci hakkında soruşturma yürüyor, 68 gazeteci tutuklu” diye konuştu. Halkın haber hakkına hizmet eden gazetecilerin işlerini yaptığını belirten Güneş, “Gazeteciler bugün görevlerini yerine getirdiği için yargılanıyor. Yasalardaki sorunlar her politik görüşteki gazetecinin hakkında açılan davalar nedeniyle işini yapamaz hale getiriyor. Yasalardaki TCK ve Terörle Mücadele Yasası’ndaki sorunlu maddelerin değiştirilmesini istiyoruz. Bu ülkede basın özgürlüğü sorunu olduğu için soluduğumuz havada oksijen tükeniyor. Bu konuda hem medyanın hem de hükümetin çaba sarf etmesi gerekiyor” diye ekledi. (29 Nisan 2011)

*

Erten: Yerel medya kendi ekonomisine sahip çıkmıyor

TGC-KAS 58. Yerel Medya Semineri’nin 2. gününde konuşan TGC Ankara Temsilcisi Taylan Erten, yerel medyada ekonomiye karşı bir soğukluk olduğuna dikkat çekerek “Oysa yerel medya kendi bölgesinin ekonomik hafızası olmak zorunda” dedi

TGC ve KAS’ın Muş’ta düzenlediği 58’inci yerel medya basın semineri, Oturum Başkanlığını Muş Valiliği Basın Yayın Halkla İlişkiler Müdürü Bülent Solmaz’ın yaptığı son oturumla devam etti. Oturumda TGC Ankara Temsilcisi ve Dünya gazetesi yazarı Taylan Erten “Yerel Basında Ekonomi Haberciliği” konusunda görüşlerini aktardı. Erten, “Ekonomi sert bir konudur, özellikle yerel medya camiasında ekonomiye karşı genel bir uzaklık, soğukluk var” dedi.

Erten sözlerini şöyle sürdürdü: Bütün bunlara rağmen Türkiye’nin değişmesine paralel olarak yerel medyada ekonomiye karşı ilginin doğduğunu, iyi örnekler çıkmaya başladığını söylemek mümkün. Burada iki şeyi tartışmak gerekiyor. Bir, gazeteci olarak yerelin yaygınlaştırılması. Gazeteci olarak bizim meslek misyonumuzun ne olması gerektiği konusunda yerelde gördüğüm eksikliğin altını çizmek istiyorum. Yerel ekonomilere karşı büyük bir ilgisizlik var.”

Erten, yerel ekonomiyle ilgilenmeyerek, doğal olarak yerelin gelişmesine set çekildiğine dikkat çekerek “Ekonomi bir anlamda para, bir yönüyle bilgidir. Bilgi olmadan ekonomi olmaz, bilgi olmadan ekonomi ilişkileri yürümez. Biz bulunduğumuz bölgede nerede çalıyor olursak olalım, ekonomiyle mutlaka ilgilenmeliyiz. Bunu bir meslek sorumluluğu olarak benimsemeliyiz. Yerel medya, ekonomik konularda sosyal boyutu ve kitlesel etkisi olan konularda haberler yazarak, yayınlar yaparak bölgesine, yöresine ve ekonomisine sahip çıkmalı” dedi.

“Yerel medya, kendi bölgesinin hafızası olmalı” diyen Erten, “Yereldeki sorunu Ankara’daki adam da İstanbul’daki meslektaşım da bilmiyor. Ekonomi haberiyle sınırlı olarak söylüyorum, bu anlamda bakış açısı son derece daralmıştır. Yaygın medyanın Türkiye ekonomisine hem toplamda, özellikle yerelde bakışı son derece köreldi. Bu boşluğu siz doldurursanız Türkiye sizin sorunlarınızdan, isteklerinizden haberdar olur. Bölgenizde küçük sanayici, iş adamı, çiftçi, toprak sahibinin sorunlarını, başarılarını, ne yaptığını yansıtabilirsiniz. Yerelin sıkıntıları ortada, imkânları kısıtlı. Fakat çıkardığınız gazete, yayın yaptığınız televizyon, konuştuğunuz radyo, bölgenizde bir kesime ulaştığına göre, siz bu konulara ilgi göstermekle ekonomik enformasyonun ilk görevini yerine getirmiş olursunuz. Yerel medyanın yerel ekonomiye verdiği önem, yerel ekonominin gelişmesi için son derece gereklidir. Her taşınan bilgi o ekonomiye gözle görülse de görülmese de mutlaka katkı yapar. Yerel medyada yayın yapan, gazete çıkaran arkadaşlarımız ellerindeki potansiyelin farkında değiller. Mesleğimizin bize yüklediği temel sorumluluk alanlarına girmek zorundayız, bunun için önümüzde çok büyük engeller yok. Ekonomi haberi, en küçük esnaf haberinden, sanayicinin kuracağı fabrikaya kadar her şeydir” diye konuştu. (30 Nisan 2011)

*

“Basın özgürlüğü demokrasinin güvencesi”

Muş’ta yapılan ve 100’e yakın yerel gazetecinin katıldığı TGC-KAS Yerel Medya Semineri’nde TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük, basın özgürlüğünün sınırlarını anlattı. Küçük, basın özgürlüğünün demokrasi için güvence olduğunu ancak basın özgürlüğünün gazeteciye değil toplum yararına sağlanan bir imtiyaz olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu ise medya okuryazarlığının sadece medyaya erişmek değil, aynı zamanda katılabilmek olduğunu söyledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 58. Yerel Medya Semineri’nin ikinci oturumunda basın özgürlüğü ve medya okuryazarlığı ele alındı.

Oturum Muş Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Tunç yönetti. Oturumda TGC Hukuk Danışmanı Av. Gökhan Küçük “Gazetecilerin Hak ve Sorumlulukları”, Marmara üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu “Gazeteci Bakışından Medya Okur Yazarlığı” konularında bilgi verdi.

TGC Hukuk Danışmanı Av. Gökhan Küçük amacının ifade özgürlüğü kavramından yola çıkarak basın özgürlüğü kavramı altında gazetecilerin hak ve sorumluluklarını aktarmak olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Kuşkusuz basın özgürlüğü de demokrasi için vazgeçilmez bir öğe, ve rejim için bir güvencedir. Bu özgürlük o meslek mensubu kişilere bir imtiyaz sağlamak için değil toplum yararına kamu yararınadır. O halde bu özgürlük alanı kamu yararı ile insan haklarının oluşturduğu alanla doğru orantılı artmalı, gereksiz sınırlamalardan ve baskılardan kaçınmalıdır. Yoksa suskun basın ve onun yaratacağı olumsuz sonuçlar ortaya çıkar. İşte burada sorun basın hak ve özgürlükleri ile, kişilik haklarının kaçınılmaz çatışmasında nasıl bir çözüm bulunacağı nasıl bir dengenin kurulacağı noktasındadır. Haberin yapılışında objektiften ayrılmak, haber sınırını aşmak, genişletici ve yanlış yayınlarda bulunmak hukuka aykırıdır. Gerçek dışı haber vermek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak, dürüstlük kuralına aykırı davranmak, kişisel nedenlerle salt sansasyon yaratmak için yayım yapmak hukuka aykırıdır. Basın yoluyla kişilerin düşünceleri eleştirilirken konu bilimsel bir yaklaşımla ele alınmalı ve yasa ile ahlâk kurallarının çerçevesinde kalarak kamuoyunu bilgilendirmek ve toplumu daha ileriye götürmeye katkıda bulunmaya çalışılmalıdır. Eleştiri bazen sert kinci ya da küçültücü olabilir. Ancak bu yapılırken dahi kamu yararı amacı aşılmamalıdır. Anılan sınırı aşan ifadeler basın özgürlüğünden yararlanamaz.

Basın özgürlüğü sizin için bir imtiyaz değil, basın özgürlüğü toplum yararına olan bir imtiyazdır. Haber verilirken gerçeklik varsa, kamu yararı varsa, güncellik varsa, özle biçim arasında uyum varsa sorun yoktur. Mümkünse haber verilirken elinizdeki delillerin, kaynakların net olması gerekiyor. Sonra bunları olay yargıya yansıdıktan sonra düzeltmek çok zor. Haber yaparken haberin veriliş arasındaki ifade çok önemli. Yargıya yansıyan büyük olaylarının çoğu ifadeden kaynaklanıyor. Konuyla ifade arasındaki en önemli nokta, hakkında kesinleşmiş yargı olmadan kimseyi suçlayamazsınız. Kimseye hırsız, dolandırıcı vs. diyemezsiniz.

Oturumda, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu, “Gazeteci Bakışından Medya Okur Yazarlığı” konusunda bilgilerini aktardı. Medya okur-yazarlığının çok zengin bir kavram olduğunu, üniversitelerde de dersler verdiklerini belirten Türkoğlu, şunları söyledi: “Birinci oturumda özellikle konuşmacılar meslek üzerine vurgu yaptılar. Üzerinde düşünülmesi gereken kurallar dediğimiz şey, işin teorisi. Bunun da piyasa ve politikanın ötesinde olması gerekir. Ne demek bu? Yani ekonomi tarafından, iktidarlar tarafından yönlendirilmeyen, üzerinde baskı kurulmayan bir meslek uygulaması gerekli. Medya okuryazarlığına da böyle bakmamız gerekir. Ne demek medya okuryazarlığı? Kısaca medya okuryazarlığı medyaya erişebilmek, yani gazetelerin gelmesi, televizyon yayınlarının alınması, internete ulaşabilmek. Ama bunlara sadece erişmek değil aynı zamanda katılabilmek, sesini duyurabilmek, yazısını yazabilmek, görüntüsüyle ve fikirleriyle kendini ortaya koyabilmek yani teoriyle pratiğin bir birleşimi. Globalleşmeyle birlikte başlayan bir kavram olduğunu söyledik. Bunu mutlaka vurgulamak istiyorum. Çünkü globalleşmeyle birlikte medya, dünyanın her yerinde daha fazla endüstriyelleşti, daha fazla ticarileşti. Ve dördüncü kuvvet medya olmaktan çıkıp daha çok siyasetle, ekonomiyle doğrudan bağlantılı ve korkutucu araçlar haline gelmeye başladı. Globalleşmenin getirdiği aşırı kapitalist örgütlenmenin getirdiği sorunlardan sonra medya okuryazarlığı daha çok üniversite içinde bir demokrasi unsuru, bir yurttaşlık eğitimi olarak vurgulanmaya başlandı.” (30 Nisan 2011)

*

“Yerel gazeteler kendi modelini oluşturmalı”

Gazeteci Tümer Argın “Yerel Medyada Planlama ve Görsellik”le ilgili sunum yaptı.

Hem teorik olarak hem de gazetelerden örnekler vererek bilgilerini aktaran Argın, “Yerel medya taklitçilikten kaçınmalı gazetelerin daha düzgün çıkmasını sağlamalı” dedi. Bütün gazetelerde aynı sorunların yaşandığını ifade eden Argın, “Gazetecilik artık okullarda öğretilse de, öğretilenler pratikte usta-çırak uygulamasıyla yapılmalı. TGC’nin KAS’la yaptığı seminerlerle bu açığı kapatmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Argın sözlerini şöyle sürdürdü: Yerel basındaki olanakların ne kadar kısıtlı olduğunu biliyorum. Önerilerimi yerel basındaki bu şartlara uygun olarak sizlere aktarmak istiyorum. Size pasta tarif etmeyeceğim, ekmek tarif edeceğim. Yerel basın ekmeği dahi zor buluyor. Gazete, politika, kültür, ekonomi vb. konularda yorumlu ya da yorumsuz, her gün ya da haftanın belirli günlerinde çıkan basılı yayındır. Eğer ülke genelinde dağıtım yapılıyorsa, yaygın; sadece il ya da bölgede dağıtılıyorsa yerel gazete, bölge gazetesi diyoruz. Burada sizlere anlatacaklarım gazetelerin içeriğinden ziyade, teknik ve fiziki yapısıdır. Gazete mutfağında çalınlar için görev, haberin, fotoğrafın, okuyucuya planlı bir şekilde sunulmasıdır. Sayfalara gelişigüzel yerleştirilmiş malzemeler, emeğe de okuyucuya da saygısızlıktır. Gazete bir süpermarket gibidir. Haberin, makalenin, dizi yazının, fotoğrafın bulunduğu bir market düşünün. Okuyucu bu market içinde rahat dolaşmak ister. Gazete çıkarmaya karar veren kişiler için yayın başlamadan önce izlemesi gereken birçok yol vardır. Girişimci gibi bilinçli davranmalı, bunun için ön çalışma yapmalı. Bu aşamalarda yapılacak ön çalışmalar o yayının geleceği için çok önemlidir. Plan yapılmayan, bu aşamalardan geçmeyen yayınlar yayın sahibi ve çalışanlar için düş kırıklığı yaratır. Gazete birimleri, yazı işleri birimi, teknik birim, idari birimden oluşur. Bu üç birim, birbirine destek olmalı. Görsel ve teknik yönetmen, belirlenen haber içeriğinin yayına uygun hale üretilmesi sürecinde gazete ve dergide sayfa yapısını belirleyen, teknik süreci yöneten kişidir. Görsel yönetmen yazı işlerinde çalışıp haberi getiren kadar, haberin gelişimini ve içeriğini bilmeli, ona göre yerleştirmeli. Görsellik amaç değil, malzemenin sunumunda bir araçtır. Ben görsel yapacağım diye uydurma karakterlerle içeriği arka plana atmak başarı değildir, bu okuyucuya saygısızlıktır.”

Sayfa düzeninde yayınlanacak malzemenin estetik ve okuyucu profiline uyumlu olması gerektiğini söyleyen Argın, “Yayınlanacak malzeme belirli bir düzen içinde, estetik unsurla ve okuyucu profiliyle uyumlu olmalı. İlk sayfa her gazetenin vitrin sayfasıdır. İlk sayfa gazetenin içindeki haberleri özetle sunulduğu, gazetenin kimliğini yansıttığı ve gazetenin satışını etkileyen en önemli sayfadır. Gazetenin birinci sayfasından iç sayfalara doğru gidildikçe haberin önceliği ve değeri düşer” dedi.

Haber, punto, başlık, fotoğraf konularında yapılan yanlışları gazetelerden örnekler vererek katılımcılara anlatan Argın, “Siz kendi bölgenizin gazetesini çıkarın, kimseyi taklit etmeyin.

Yayınınızı bir daha gözden geçirin, yeniden çıkıyormuş gibi dizayn yapın, çaba gösterin. Ama kimseyi taklit etmeyin” diye konuştu. (30 Nisan 2011)

*

TGC Başkanı  Erinç: “Medya bağımsız olmalıdır”

Muş’ta yapılan 58.Yerel Medya Semineri’nin kapanışında konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, medyanın tarafsız olmasının beklenmesinin hayalden öteye gitmeyeceğini, asıl olan medyanın bağımsızlığı olduğunu vurguladı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) düzenlediği 58. Yerel Basın Semineri Muş’ta yapıldı. 100’e yakın gazetecinin katıldığı seminer, TGC Başkanı Orhan Erinç’in yaptığı değerlendirme konuşmasıyla sona erdi. TGC Başkanı Orhan Erinç, değerlendirme konuşmasında en büyük yanlışın medya kavramını tartışarak yapıldığını söyleyerek “İletişim fakültelerinde de medyanın türlere ayrıldığı, kimi iletişim uzmanı hocalarımızın bu türleri 19’a kadar çıkarttıklarını derslerinden, kitaplarından biliyoruz” dedi.

Medyayı dörde ayıran Erinç, “Bunlardan birincisi, ağırbaşlı ya da fikir medyası denen medya. İkincisi, militan medya diye tanımlayabileceğimiz bir siyasal partinin, bir örgütün, bir cemaatin görüşlerini yaygınlaştırmak için yayın hayatına atılan medya. Bir de genelde bulvar, magazin medyası var. Dördüncüsü de bu üç bölümü de bir arada oluşturmaya çalışan da kitle medyasıdır” dedi. Erinç, “Militan medya tanımına giren yani bir görüşün yaygınlaştırılmasını amaçlayan bir yayın organından tarafsız olmasını beklemek bana göre hayalden öteye geçmeyen bir yaklaşımdır.” dedi.

TGC Başkanı Erinç sözlerini şöyle sürdürdü: Çünkü o medya zaten kendi görüşünü yaygınlaştırmak amacıyla çıktığı için tarafsız olması mümkün değildir. Bu tanımlara girmese bile her medya yayına başlarken niçin yayınlanmakta olduğunu belirten bir açıklamayla yayın hayatına başlar. Bunun anlamı da zaten o yayın organının hangi konularda taraf olacağını açıklamasıdır. Önemli olan buradan hareketle tarafsızlık değil, bağımsızlık olmalıdır.”

Konuşmasında üzerinde en çok üzerinde durulan konulardan birinin internet gazeteciliği olduğuna da işaret eden Erinç, internet gazeteciliğinin tanımının olmaması nedeniyle başıbozuk bir düzenden geçtiğini belirtti. Erinç, şöyle konuştu:

“İnternet gazeteciliği şu anda radyo ve televizyonların 1990-94 durumundaki yayın kuralsızlığı içinde. Ne internet gazeteciliğinin tanımı var, ne de internet gazetecisinin. Bu tanımlar olmadığı için özellikle internet gazetecileri ne çalışma düzenleri, çalışma hakları açısından, ne de bizim önemli bir kimlik kartı saydığımız basın kartı taşıma hakkından yararlanabiliyorlar.

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü internet konusunda bir çalışma yürütüyor. Meslek örgütlerine de kendi önerilerini ileterek görüşlerini sordu. Biz de TGC olarak görüşlerimizi Basın Yayın Genel Müdürlüğü’ne ilettik. Tabii teknolojik açıdan internet gazeteciliğini tanımlamak pek kolay değil. Ama böyle bir adımın atılmakta olduğunu da söylemem gerekiyor.”

Yerelde yayın yapan yayın organlarının ülkenin gelişmişlik farklılığı nedeniyle büyük ölçüde resmi ilanlara dayandığını söyleyen Başkan Erinç, şunları söyledi: “İnternet gazeteciliği karşısında ilanların durumu ne olur endişesi her zaman için söz konusu. Ama gerek devleti yönetenlerden, gerekse Türkiye’de resmi ilan ve reklamların tekelini yürüten basın ilan kurumu yöneticilerinden böyle bir tehlikenin söz konusu olmadığını sıklıkla izlemekteyiz. Elbette teknolojinin değişmesiyle, yeni yayın organları, yeni yayın türleri doğacaktır. Ama şunu da unutmamak gerekir ki, radyo ve televizyonlarda dinlediğinizin belge olarak saklanması ancak kayıt altına almakla mümkündür. Dinlediğiniz bir haberi bir daha dinleme olanağız yoktur. Oysa gazeteyi sakladığınız zaman, uzun süre onun belge olma özelliğini de korursunuz. Ben uzun bir süre gazetelerin yayından kalkacağı konusundaki görüşlere katılmadığımı iletmek isterim.”

TGC’nin gazeteciler arasında ayrım yapmayan bir meslek örgütü olduğunu vurgulayan Erinç, “TGC, gazeteciliğin sadece Türkiye’de değil dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın aynı kurallara göre yapıldığını, bu nedenle gazetecinin nerede olursa olsun gazeteci sayıldığına inan bir meslek örgütüdür” dedi ve ekledi:

“TGC, Türkiye’de demokrasinin, basın sorunlarının çözümünün yine yerelden başlayacağına inanan, ulusal basın diye bir kavramın yanlış olduğunu düşünen, ulusal basının ancak yaygın, bölgesel ve yerel medyanın oluşturduğuna inanan bir meslek örgütüdür. Yaklaşık 3500 üyemiz var. Biz üye alırken sadece o kişinin profesyonel gazetecilik yapıp yapmadığına bakıyoruz. Ne düşündüğüne bakmak gibi bir ayrıcalık uygulamak durumunda değiliz. Biz Türkiye’nin en sağdan en sola kadar bütün fikir yelpazesinde yer alan düşünceleri temsil eden gazetecileri aynı çatı altında bulundurma başarısını uzun yıllardır gösteren bir meslek örgütüyüz. Biz sayısı 68’le 57 arasında değişen tutuklu gazeteciden söz ediyoruz. 57 gazeteci arasında her düşünceyi temsil eden meslektaşımız var. Biz onlarla ilgili bir çalışma yürütüyoruz. Zaten Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki tanımlar ya da Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun çabaları da bu kapsamda herhangi bir ayrım gözetmeden basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün sağlanması konusundaki çalışmaları gerçekleştirmeyi amaçlayarak görev yapıyor. Umuyorum ki Türkiye çok partili dönemde daha demokratik bir ortama da ulaşır. Ve biz burada sorunlarımızı değil, daha başarılı bir meslek olabilmenin yollarını da arayan, o konuya daha ağırlık veren seminerler de yapabiliriz.”

(30 Nisan 2011)

Başa Dön