Geri Dön

Mayıs 2011 Raporu

“Gazetecilik üzerinde korku iklimi yaratıldı”

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto’nun da içinde olduğu GÖP heyeti AB İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’le 3 saat süren bir görüşme yaptı. Olcayto, 67 gazetecinin tutuklu olduğunu, gazetecilerin 2 bin dava ile yargılandığını ve haklarında 4 bin soruşturma yürütüldüğünü söyledi.

Gazetecilere Özgürlük Platformu Temsilcileri Türkiye’de basın özgürlüğü önündeki engelleri, tutuklu gazetecilerin durumunu ve medyadaki son gelişmeleri, AB Komisyonu İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’le değerlendirdi.

29 Nisan Cuma günü Pera Otel’de gerçekleşen görüşmeye TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay, Basın Enstitüsü ve IP Türkiye temsilciliği adına Kadri Gürsel, Basın Konseyi Genel Sekreteri Oktay Huduti, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Ümit Gürtuna katıldı.

Thomas Hammarberg konumu gereği, Türkiye’de insan hakları ve düşünceyi ifade özgürlüğü konularını yakından izlediğini ancak Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanması ile sorunun batı kamuoyunda da geniş bir biçimde tartışılır hale gelmesiyle AB olarak girişimde bulunma zorunluluğu duyduklarını dile getirdi. Hammarberg Türkiye’ye AB’den bir heyet gönderilmesiyle ilgili olarak hükümet yetkilileri ile görüş birliği sağladıklarını, ancak çalışma yöntemi ve zamanının henüz belirlenemediğini de sözlerine ekledi.

Toplantıda söz alan meslek örgütü temsilcileri de cezaevlerinde halen 67 gazetecinin bulunduğunu, gazetecilerin habere özgürce ulaşabilme olanaklarının her gün biraz daha kısıtlandığını, baskı ve tehdit altında çalışmak zorunda olduklarını vurguladılar.

Doğan Grubuna kesilen ağır para cezalarının da muhalif basına bir gözdağı niteliğini anlatan meslek temsilcileri, araştırmacı gazeteciliğin önemli iki ismi Ahmet Şık ve Nedim Şener’in halen cezaevinde tutulmalarının da bu tür çalışmalar yapmak isteyen gazetecileri oto sansüre yönelttiğini savundular.

Toplantıda konuşan TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto’da TCK değişirken, cemiyetin yaptığı itirazları dile getirdi. Bu konuda AB’nin ince eleyip sık dokumadan bu yasaya destek verdiğini anımsatan Olcayto, dönemin Adalet Bakanının “hele uygulamayı görelim hata varsa düzeltiriz” dediğini ancak bugün gelinen noktada gazeteciler için 4 bin soruşturma dosyası bulunduğunu, 2 bin dolayında dava açıldığını ve 67 gazetecinin parmaklılar arkasında olduğunu söyledi.

TMK nedeniyle günümüzde doğu ve Güneydoğu’da gazetecilik yapmanın fevkalade zorlaştığına da dikkat çeken Olcayto şunları söyledi: “Cezaevindeki meslektaşlarımızın çoğu da bu yasanın yoruma açık maddeleri yüzünden hapisteler. Azadi Welat gazetesinin yazı işleri müdürü Vedat Kurşuna verilen toplam ceza 167 yıl, halen muhabirliğini sürdüren gazeteci arkadaşımız İsmail Saymaz aleyhine açılan davalarda savcıların istediği cezalar da toplam 100 yılı aşıyor. Bu gazeteciler üzerinde bir korku iklimi yaratmak değildir de nedir? Ayrıca kitaplar toplanıyor, imha ediliyor. Yazarlar çizerler de mahkeme kapılarından kurtulamıyor. Biz gazeteciler olarak sadece çağdaş bir demokrasi içinde yaşamak istiyoruz. Tüm kurum ve kurallarının sağlıklı işlediği, düşünceyi ifade özgürlüğünün, yazı ile çizinin özgür olduğu bir demokraside.” (2 Mayıs 2011)

*

“Basın özgürlüğüne saygı bekliyoruz"

TGC Yönetim Kurulunca yapılan açıklamada “Gazetecilere yönelik yüzlerce yılı bulan davaların yarattığı baskılar ve birçok meslektaşımıza yönelik olarak gelişen ölüm tehditleri devam ediyor” denildi.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden  (TGC) yapılan basın açıklamasında “Bir yılda basın özgürlüğüne saygıda 127. sıradan 138. sıraya geriledik. Basın özgürlüğü önündeki artan engellerden, salt gazetecilik yaptığı için cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü bulunan meslektaşlarımızın durumundan ve gazetecilere açılan davaların artmasından hükümetin de rahatsızlık duymasını ve çözüm üretmesini diliyoruz” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’de demokrasinin birinci şartı olan basın özgürlüğünün ve hukukun üstünlüğü ilkesinin ayaklar altına alındığına dikkat çeken TGC, özgür basının sindirilmeye çalışıldığını vurguladı. Cemiyet’in açıklamasına göre, “Türkiye’de özgür basın sindirilmeye çalışılıyor. Cezaevinde 67 gazeteci tutuklu, 2 bini aşkın gazeteci yargılanıyor. 10 bin gazetecinin hakkında soruşturma yürüyor. Gazetecilere yönelik yüzlerce yılı bulan davaların yarattığı baskılar devam ediyor” 

TGC açıklaması şöyle: “Sahada görev yapan muhabir, foto muhabiri ve kameraman meslektaşlarımız kolluk güçlerinin ve politikacıların korumaları tarafından hırpalanıyor. Yıpranma hakları ellerinden alınan gazetecilerin sendikasız, iş güvencesiz çalışmalarına hükümet seyirci kalmaya devam ediyor. Bu konuda çaba gösteren meslek örgütlerinin talepleri yok sayılıyor. Yüzlerce meslektaşımız her yıl sistematik olarak işten çıkarılıyor. Siyaset-medya-sermaye ilişkilerinde karşılıklı çıkarlar göz önünde tutularak gazetecinin denetim işlevi baltalanmaya çalışılıyor. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Gününde, bağımsız ve bağlantısız Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak, basın özgürlüğünün ve düşünceyi ifade özgürlüğünün bireylerin en doğal hakkı olarak kabul edildiği bir Türkiye için tüm meslektaşlarımızı mücadeleye çağırıyoruz.” (2 Mayıs 2011)

*

İfade Özgürlüğü Anıtı’nın açılışı yapılamadı

TGC’nin de içinde bulunduğu GÖP temsilcileri İfade Özgürlüğü Anıtı’nın, tanıtımı için Maçka Demokrasi Parkı'nda bir araya geldi.

Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun (GÖP) girişimleri ve Şişli Belediyesi'nin desteğiyle Prof. Dr. Ferit Özsen tarafından Maçka Demokrasi Parkı'nda yapılan ve bugün açılışı yapılacağı duyurulan "İfade Özgürlüğü Anıtı" tanıtıldı. Anıtın açılışının tutuklu gazeteci Nedim Şener’in cezaevinden çıktığı zaman yapılacağı bildirildi.

Tanıtıma TGC Başkanı Orhan Erinç, Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özdemir, Recep Yaşar, TGC önceki Başkanı Nail Güreli, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilcisi Güray Öz ve çok sayıda gazeteci katıldı.

İfade Özgürlüğü Anıtı’nın tanıtımda konuşan GÖP Dönem Başkanı İpekçi, “Bugün ifade özgürlüğü hakkımı kullanarak, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün bulunmadığını söylemek durumundayım. Hem ifade özgürlüğünün olmadığını söyleyip hem burada ifade özgürlüğümü kullanma çelişkisi, hükümetin uygulamalarından kanunlardan kaynaklanıyor. Çünkü Türkiye’de ifade özgürlüğünün kullanmanın sınırları, hala siyasi iktidarlar tarafından belirleniyor. Siyasi iktidarların belirlediği sınırları açtığınız zaman, cezaevine girme tehdidiyle karşı karşıyasınız” dedi.

İfade Özgürlüğü Anıtı’nın tanıtımına katılan TGC Başkanı Orhan Erinç, “Türkiye’de basın özgürlüğünden söz etmenin mümkün olmadığı biliniyor. Çünkü özellikle görevlerini yapan gazeteciler için açılan davaların, soruşturmaların ve tutuklu gazetecilerin sayısına baktığımız zaman, Türkiye’de en zor yapılan mesleklerin başında gazeteciliğin geldiğini bir kez daha görüyoruz. GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi’nin Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde öğrendikleri gerçekten resmi açıklamaların çok üstünde soruşturmaların ve davaların olduğunu ortaya koydu” dedi.

“TGC olarak Türk Ceza Yasası yapılırken ve Terörle Mücadele Yasası değiştirilirken gazetecilerin hapis tehdidi altında olma tehlikesinin daha da arttığını belirtmiş, yetkilileri uyarmıştık ama ağırlıklı olarak suç tanımlarında bir değişiklik yapılması sağlanamamıştı” diyen Erinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün görüyoruz ki açıklanan gerçek sayılar Türkiye’de ifade özgürlüğünden söz etmenin mümkün olmadığını gösteriyor. Tabi şu da bir gerçek, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü yoksa bu kadar gazeteci çalışıyor ama yargılanmıyor gibi bir savunma zaman zaman gündeme getiriliyor. Yargılanan arkadaşlarımızın siyasal iktidarın ya da belirli çevrelerin tabularına dokunarak işlendiği de bu kapsamda bir kez daha ortaya çıkmış oluyor”.

Erinç, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu bahar gününde tüm meslektaşlarımızın rahatça mesleklerini yerine getirebileceği bir hukuk ortamı yaratılabilsin. Ümidimiz bu. Karamsar olma hakkımız yok. Diliyoruz ki Türkiye’de, demokratik ülkelerde var olan gazeteci haklarını tanıma konusunda ayak sürümekten vazgeçer. Çünkü sadece ifade özgürlüğü açısından değil, gazetecilerin kimlik ve kişilik sorunlarını, çalışma mevzuatı açısından da sıkıntılar söz konusu. Bu açılışın sorunların bir kez daha dile getirilmesinde vesile olduğunu kabul ediyoruz. Ama gelecekte bunların da gerçekleşeceğine olan umudumuzu koruyoruz”.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş ise şu açıklamayı yaptı: “İfade Özgürlüğü Anıtı’nın tutuklu meslektaşlarımızın serbest kalıp, onlar tarafından açıldığı bir günü umarım Türkiye yaşar ve bu demokrasi utancından da Türkiye kurtulur. Basın ve ifade özgürlüğü meselesi bu ülkede yalnızca gazetecilerin meselesi değildir. Gazeteciler, çok yoğun bir şekilde bir yıla aşkın zamandır, açılan davalardan ve tutuklamalardan rahatsızlıklarını ifade ediyorlar. Hükümet, inatla bu olumsuz ve karanlık tabloyu görmezden gelmeye çalışıyor. Hükümet dışında herkes bu problemin fazlasıyla farkında. Umarız, basın özgürlüğüne saygı konusunda hükümet de olumlu adım atar. Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Yasası’ndaki değişmesi gereken maddeleri değiştirilir. Gazetecilerimiz mahkeme mahkeme dolaşmak yerine gerçek işlevlerini, yani halkın haber alma hakkına gerçekleri öğrenme hakkına hizmet etme işlevlerini yerine getirmelerini sağlar” dedi.

GÖP’ün Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde gazeteci Ertuğrul Mavioğlu’nun duruşmasını izlediğini bildiren Güneş, “Yalnızca bir mahkemede 2 bin 500 gazeteci davası var. Bu da basit bir tahminle gazeteciler hakkında açılmış dava sayısının en az 10 bin olduğunu bize düşündürüyor. Adalet Bakanlığı istatistikleri sağlıklı olarak bizimle paylaşmadığı için bu tip tahminlerle maalesef yol almak zorundayız” şeklinde konuştu.

(2 Mayıs 2011)

*

GÖP: Gazetecilerin hiçbiri terör örgütü üyesi değildir

GÖP Dönem Başkanı ve TGS Genel Başkanı Ercan Sadık İpekçi, Türkiye'de gazeteciler hakkında binlerce dava bulunduğunu belirterek, gazetecilerin hiçbirinin terör örgütü üyesi olmadığını belirtti.

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) tarafından düzenlenen ''Gazetecilere Özgürlük Kongresi'', Akatlar Kültür Merkezi'nde yapıldı. Kongrenin açılışında konuşan GÖP Dönem Başkanı ve TGS Genel Başkanı Ercan Sadık İpekçi, bugünün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü olduğunu hatırlatarak, bugünü uluslararası bir dayanışma günü yapmak istediklerini, çünkü Türkiye'deki şartların çok daha vahim tarzda ilerlediğini savundu.

İpekçi, ''Son gelişmeler, dünya kamuoyunda ciddi şekilde tartışılır boyuta ulaştı. Bunda cezaevlerindeki gazeteci ve davaların sayısında artış elbete çok etkili oldu. Uluslararası meslek örgütlerimizin göstermiş olduğu dayanışma da bir o kadar anlamlı'' diye konuştu.

İpekçi, kongrede, 8 uluslararası örgütün temsilcisi, yargılanan gazetecilerin, cezaevindeki gazetecilerin yakınları ve avukatlarının bulunduğunu anlattı.

İpekçi, ''Bizim tespitlerimize göre 67 meslektaşımız cezaevinde, 37 meslektaşımız tahliye olmuş ya da yargılaması devam ediyor. 50 meslektaşımız hakkında verilmiş para ve hapis cezaları var'' dedi. ''Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili hükümleri değiştirilmediği müddetçe gazetecilerin yargılanmaması, ceza almaması mümkün değil. İşte bizim mücadelemiz bunun için'' diye konuşan İpekçi, gazeteciler ve onların yakınlarının bu acıyı çektiklerini dile getirdi.

GÖP'ün, duruşmalarını izlediği 86 gazeteci bulunduğunu belirten İpekçi, sadece Bakırköy Adliyesinde 2 bin 500'den fazla basın suçu davasının devam ettiğini, Adalet Bakanlığı verilerine göre de 4 binden fazla soruşturma olduğunu ancak kendi bilgilerine göre 10 binlerce soruşturma bulunduğunu, bunun abartılı bir rakam olmadığını aktardı.

Bu ortamın meslek örgütlerini ortaklaştırmaya ittiğini ve GÖP'ü oluşturma ihtiyacını hissettiklerini söyleyen İpekçi, ''ABD'deki kadar ileri bir demokrasimiz olsaydı böyle bir yola gitmeyecektik. Bizler farklı dünya görüşlerinde ve farklı yayın politikalarına sahip gazeteciler, bu kadar geniş bir platformda bir araya gelme ihtiyacını duymayacaktık. Platform, 93 ulusal ve yerel düzeyde faaliyet gösteren meslek örgütünü barındırıyor' dedi.

''Biz kişilik haklarına aykırı, meslek ilkelerine aykırı bir yayıncılığı savunmuyoruz'' diyen İpekçi, mesleklerini iyi yaptıklarından dolayı gazeteciler cezalandırılıyorsa bu kabahatin yasa koyucuların olduğunu ifade etti. İpekçi, ''Gazetecilerin hiçbiri terör örgütü üyesi değildir, örgüt propagandası yapmamaktadır. Bu kanunlar bu nedenle yargılanmalarına neden oluyorsa bu kabahat sizindir. Bunlar değişmediği sürece bu kanunlarla yargılanmaktan gurur duyacağız. Sayın Başbakan, bir daha hiçbir gazeteciyi terör örgütü üyesi olmakla suçlamayınız'' diye konuştu.

Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Başkan Yardımcısı Javier Fernandez Arribas da Türkiye'de gazetecileri etkileyen 20'den fazla kanun maddesinin AB mevzuatına aykırı olduğunu, uluslararası basın örgütlerinin de gazetecilere yönelik bu basın özgürlüğü ihlallerinin farkında olunduğunu söyledi. (3 Mayıs 2011)

*

“Türkiye’de ifade özgürlüğünden söz etme olanağı ne yazık ki yok”

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nün, bu yıl Türkiye'de daha çarpıcı anlamlar içerdiğini söyleyen TGC Başkanı Orhan Erinç, ''Türkiye'de ifade özgürlüğünden söz etme olanağı ne yazık ki yok'' dedi.

Türk Ceza Yasası yapılırken ve Terörle Mücadele Yasası değiştirilirken ifade özgürlüğünü sınırladığını ve gazetecileri hapis tehdidi altına soktuğunu belirttikleri 26 maddenin, kimileri dışında hukuka uygun hale getirilmediğini belirten TGC Başkanı Orhan Erinç, yapılan değişikliklerin büyük bölümünün basın yayın yoluyla işlenen suçlarda ceza artırımına ilişkin bölümlerde yer aldığını ifade etti.

Yapılan tespitlere göre, konuyla ilgili Türkiye'de yaklaşık 10 bin davanın açıldığını aktaran Erinç, ''Türkiye'de ifade özgürlüğünden söz etme olanağı ne yazık ki yok. Türkiye, bir çelişkiler ülkesi olmayı sürdürüyor'' dedi.

Erinç sözlerini şöyle sürdürdü: ''Umuyoruz ki Türkiye'nin uluslararası sözleşmelerle iç hukuka getirme sözü verdiği ifade özgürlüğü, önümüzdeki süreçte gerçekleşmiş olsun. İfade özgürlüğü, herkesin aklına geleni yazıp söyleme özgürlüğü olarak tanımlanamaz. Çünkü meslek ilkelerinde şiddeti özendirmek ya da övmek, ayrımcılık yapmak, kişilik haklarına saldırıda bulunmak zaten meslek tarafından benimsenmeyen yaklaşımlar.''

Türkiye'nin ifade özgürlüğü sıralamasında 123. olduğuna işaret eden Erinç, ''Bu ayıbı gidermenin yollarını siyasal iktidarlar bulacaklardır diye umut ediyoruz'' dedi.

Erinç, son verilere göre, yargılanmaları ya mahkumiyetleri nedeniyle tutuklu bulunan gazeteci sayısının 67 olduğunu bildirerek, bunun yanında çok sayıda gazetecinin de hapse mahkum edildiğini ancak hükmün açıklanması ertelendiği için şu anda hapiste olmadıklarını, benzer bir suç işledikleri takdirde ertelenen hapis cezalarını yatacaklarına dikkati çekti. (3 Mayıs 2011)

*

EFJ: Türkiye'de basın
özgürlüğü kaygı verici

Avrupa Gazeteciler Federasyonu'nun direktörlerinden Renate Schröder, Türkiye'de basın özgürlüğü sorununun son 6 ayda kötüleştiğini belirterek, cezaevindeki gazeteciler konusunda da "son derece kaygı verici bir durum" dedi

ABD merkezli insan haklarını izleme örgütü Freedom House raporunda Türkiye'nin basın özgürlüğünde ciddi gerilemeleri olan ülkeler arasında yer verilmesinin ardından, Avrupa Gazeteciler Federasyonu direktörü Renate Schröder, Türkiye'de basın örgütlüğü sorununun kötüleştiğini açıkladı. Yaşananların "seçim süreciyle bağlantılı olduğunu" savunan Schröder, gazetecileri susturmaya yönelik bir hükümet kampanyası olduğunu öne sürdü.

Schöder, "Cezaevinde olan gazetecilerin sayısı resmi rakamlara göre 68'in üstünde. Bu kişilere, terör örgütüne üye olmak ya da destek vermek dışında getirilen çok açık bir suçlama yok. Bu bizim için son derece kaygı verici bir durum. Gazetecilere karşı açılmış 4 bini aşkın soruşturma var. Eleştirel olmak, ses çıkarmak, yani işlerini yapmak gazeteciler için gittikçe daha zor bir hale geliyor" dedi. (5 Mayıs 2011)

*

“Gazeteci cinayetleri aydınlatılsın”

GÖP tarafından düzenlenen Gazetecilere Özgürlük Kongresi sonuç bildirgesinde tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve gazeteci cinayetlerinin aydınlatılması istendi.

İçinde TGC’nin de yer aldığı 93 ulusal ve yerel gazetecilik meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun 3 Mayıs’ta Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenen Gazetecilere Özgürlük Kongresi’nin sonuç bildirgesi açıklandı.

Bildirgede tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması, geçmişte işlenen tüm gazeteci cinayetlerinin aydınlatılması, son olarak Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi gazetecilere yönelik şiddete ve cezasızlığa son verilmesi istendi.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde uluslararası meslek örgütlerinin temsilcilerinin de katılımıyla İstanbul’da 200 gazeteciyle toplanan Gazetecilere Özgürlük Kongresi, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne, diğer bir deyişle halkın haber alma özgürlüğüne yönelik tehditleri tartışıldı. Cezaevlerindeki gazetecilerin durumlarının ele alındığı Gazetecilere Özgürlük Kongresi’nde mevcut yasalar ve anlayış hüküm sürdükçe çok daha fazla gazetecinin cezaevine girmesinden kaygı duyulduğu dile getirildi.

Uluslararası dayanışma içinde mücadele kararlılığının vurgulandığı kongrede basın özgürlüğü açısından Türkiye’nin dünya sıralamasında sonlarda yer almaktan kurtulması için şu adımların atılması çağrısında bulunuldu:

- Cezaevlerindeki gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.

- Gazetecilere yönelik olarak geçmişte işlenmiş tüm cinayetler bütün yönleriyle aydınlatılmalı ve sorumlularıyla birlikte gerçekler ortaya çıkarılmalıdır; en son Hrant Dink cinayetinde görüldüğü gibi gazetecilere yönelik şiddete cezasızlığa son verilmelidir.

- Terörle Mücadele Yasası’ndaki basın ve ifade özgürlüğünü engelleyen hükümler kaldırılmalıdır.

- Türk Ceza Yasası’nda basın ve ifade özgürlüğünün kullanılmasını kısıtlayan 20’den fazla madde hükmü, uluslararası sözleşmelerle belirlenmiş çağdaş, demokratik ve evrensel ölçütleri temelinde değiştirilmeli ya da kaldırılmalıdır.

- Telefon dinlemelerine olanak vererek haberleşme özgürlüğünü yok eden yasalar ile internet erişimini engellemeye gerekçe olarak gösterilen yasa hükümleri derhal değiştirilmelidir.

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, düşünceleri ve yazdıkları nedeniyle gazetecileri mesleklerini yapmaktan alıkoyan her cezayı basın özgürlüğü ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle kanun hükümlerindeki “basın ve yayın yoluyla işlenen suçlar” ifadesiyle ağırlaştırılan cezalar verilmesinden ve idari para cezalarının medya kuruluşlarını ve gazetecileri ekonomik güçlük içerisine sürükleyecek orantısızlıkta uygulanmasından vazgeçilmelidir.

- Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda adil yargılama hakkı garanti altına alacak ve tutukluluğun cezaya dönüştürülmesini ortadan kaldıracak gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Gazetecilere Özgürlük Kongresi, evrensel hukuk ilkelerine aykırı olan ve uygulamalarıyla genel olarak temel hak ve özgürlükler, özel olarak da basın ve ifade özgürlüğü önünde en büyük engeli oluşturan “özel yetkili mahkemelerin” kaldırılması çağrısında bulunur.

- Tutuklu ve tutuksuz olarak yargılanan gazetecilerin mesleki pratiklerinin gereği olarak bulundurdukları belgeler ve kullandıkları araçlara el konulması uygulamasına son verilmeli, el konulan bu tür belge ve araçlar gazetecilere iade edilmelidir.

- Kongre, gazetecilerin iş güvencelerinin ve sendikal örgütlenme haklarının garanti altına alınmasını basın özgürlüğünün “olmazsa olmazı” olduğunu vurgular. İnternet haberciliği yapan gazetecilerin özlük hakları da yasalarla koruma altına alınmalıdır.

- Kongre, Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun, gazeteciler hakkında açılan davaları izlemesini ve cezaevindeki gazetecileri heyetler halinde ziyaret etmesini destekler ve bu dayanışmanın sürdürülmesinin önemini vurgular. (6 Mayıs 2011)

*

Abay’a, 18 yıl 9 ay hapis cezası

Tutuklu Gazeteciler Dayanışma Platformu (TGDP) Sözcüsü Necati Abay, 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

MLKP üyeliği davasında 4 sanık, ''Anayasal düzeni zor yoluyla ortadan kaldırmaya teşebbüs'' suçundan müebbet hapis, Tutuklu Gazeteciler Dayanışma Platformu (TGDP) Sözcüsü Necati Abay da ''yasa dışı MLKP terör örgütü üyesi olduğu'' gerekçesiyle 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Ali Gül Alkaya, Hatice Duman, Güllüzar Erman, Ahmet Doğan ve Hasan Özcan katıldı. Tutuklu sanık Sami Özbil'in getirilmediği duruşmada, tutuksuz sanıklardan gazeteci Necati Abay'ı avukatı Gülizar Tuncer temsil etti. Mahkeme üyesi Mehmet Karababa'nın başkanlık yaptığı duruşmada son sözleri sorulan sanıklar, beraat ve tahliyelerini talep etti.

Diğer sanık avukatlarına da son sözlerini soran mahkeme heyeti, avukatların görüş ve taleplerinin ardından dosyayı karara bağladı.

Sanıklar Ali Gül Alkaya, Hatice Duman, Güllüzar Erman ve Ahmet Doğan'ı, ''Anayasal düzeni zor yoluyla ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek'' suçundan müebbet hapis cezasına çarptıran mahkeme heyeti, gazeteci Necati Abay ve Hasan Özcan'ı da ''yasa dışı MLKP terör örgütü üyesi olmak'' suçundan 18 yıl 9'ar ay hapisle cezalandırdı. (6 Mayıs 2011)

*

GÖP: Gazeteciler tutuksuz yargılanmalı

Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun bugüne kadar duruşmalarını izlediği gazeteci sayısı 90’a ulaştı.

Gazeteci Nedim Şener'in, yazdığı bir haberde, özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle yargılandığı davanın görülmesine devam edildi. Gazetecilere Özgürlük Platformu üyelerinin de Nedim Şener, Mustafa Dolu, Şamil Tayyar’ın izlediği duruşmalar sonrası basın mensuplarına açıklama yapan GÖP Dönem Başkanı Ferai Tınç, Türkiye'de gazeteciler hakkında binlerce dava olduğunu, GÖP olarak, Türkiye'nin basın özgürlüğüne sahip bir ülke olmasını istediklerini ifade etti.

Tınç şöyle konuştu: “Basın özgürlüğü olmadan, haberlerimizi, araştırmacı gazeteciliğimizi özgür bir ortamda yapmamız engellenirken, iyi gazeteler ve haberler yapamayız. Biz, GÖP olarak düzenlediğimiz kongrede çeşitli kararlar aldık. Başında tutuklu gazeteci arkadaşlarımızın serbest bırakılması geliyor. Gazetecilerini tutuklayan bir ülkede iyi bir gazetecilik de olmaz. İyi gazetecilik yapılmayan bir ülkede ise demokrasiden ve şeffaflıktan söz edilemez.”

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Nedim Şener ve Mustafa Dolu’nun duruşması için Bakırköy Adliyesi’ne geldiklerini söyleyerek, “Tutuklu ve tutuksuz tüm meslektaşlarımızın davalarını izlemeyi sürdürüyoruz” dedi.  “GÖP olarak gazetecilerin tutuksuz yargılanmasını istiyoruz” diyen Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü: “67 gazetecisi tutuklu olan bir ülke olarak demokrasi ayıbını yaşar durumdayız. Çarşamba günü GÖP’ten 10 kişilik bir grup olarak Silivri Cezaevine gittik. Orada 13 meslektaşımızı ziyaret ettik. Hepsi Nedim Şener gibi gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanıyorlar.” GÖP’ün Gazetecilere Özgürlük Kongresi’nin sonuç bildirgesini açıkladığını anımsatan Güneş, “Öncelikle gazeteciler tutuksuz yargılanmalı. Gazetecilere dönük faili meçhuller aydınlatılmalı. Terörle Mücadele Kanunu (TMK), Türk Ceza Kanunu (TCK) başta olmak üzere yasalarda yoruma açık ve gazetecilerin her haber faaliyetinden ötürü tutuklanmasına zemin oluşturabilecek maddeler kaldırılmalı” şeklinde konuştu. (7 Mayıs 2011)

*

‘Basın özgürlüğünde gerileme yaşanıyor’

AB Komisyonu Üyesi Stefan Füle, “2010 genişleme paketi Türkiye’de medya ve ifade özgürlüğü konusunda gerileme yaşandığını gösteriyor. Gelişmelerden çok endişeliyiz” dedi

Balkanlar ve Türkiye’ye ilişkin son raporlarda basın ve ifade özgürlüğüne yönelik tehditlerin kaygı verici düzeylere geldiğini kaydeden Avrupa Komisyonu Genişleme ve Komşuluk İlişkileri Politikası masası “Sesinizi Yükseltin! Balkanlar ve Türkiye’de İfade ve Basın Özgürlüğü” başlıklı bir konferans düzenledi. Konferansa sorunlu ülkelerden davet edilen yaklaşık 460 temsilci katıldı.

Brüksel’de düzenlenen ve bütün gün süren konferansta Türkiye’yi 41 kişi temsil etti. AB kaynakları konferansta Türkiye’nin yer almaması için hükümetin komisyona baskı yaptığını dile getirdiler. Konferansa konuşmacı olarak katılan AB yetkilileri, uluslararası basın örgütleri yöneticileri, akademisyenler ve gazeteciler AB’nin temel prensiplerinden biri olan “Basın ve ifade özgürlüğü”nün söz konusu ülkelerdeki kaygı verici durumunu” sert ifadelerle eleştirdi.

Avrupa Parlementosu Başkanı Polonyalı parlementer Jerzy Buzek, “Komünizm döneminde Polonya’da mükemmel bir anayasaları olduğunu buna karşılık ülkelerinde ifade ve basın özgürlüğü olmadığını, yargının bağımsız olmadığı yerde kanunların yetersiz kaldığını, demokratik bir ülke olabilmek için sandığa gitmenin yetmediğini” ifade etti. Buzek, “Türkiye ve Balkanlar’da basın ve ifade özgürlüğü prensiplerinde gerilemenin kabul edilemez” olduğunu dile getirdi.

Konferansın gerçekleştirilmesine önayak olan AB Komisyonu’nun genişleme ve komşuluk ilişkilerinden sorumlu üyesi Stefan Füle basın ve ifade özgürlüğüne yönelik kaygılarını, “siyasi müdahale, ekonomik baskı ve basına yönelik şiddet” olmak üzere üç başlık altında ifade etti. Füle, “Özellikle Türkiye’deki çalışma arkadaşlarımızın, ülkelerindeki basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin söylediklerini son derece ciddiye alıyoruz. Türkiye’deki yasaların İnsan Hakları Konvansiyonu ile uyum içinde olmaması karşısında da kaygı duymaktayım. Yasalar ifade özgürlüğünü yeterince korumamaktadır. Ayrıca kanıtların erişilebilir olamadığı davalarda gazetecilerin tutukluluk halleri karşısında da kaygı duymaktayım. Bu kişilerin aslında neye dayanarak hapse atıldığı konusunda şeffaflık yok. Bunlar yanıtlanması gereken önemli sorular. Bizler Türk arkadaşlarımızın durumunu bu yaklaşımla değerlendirmekteyiz” diye konuştu.

Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın avukatı Fikret İlkiz, “İki gazetecinin gazeteciliği, haberleri, yazıları ve kitapları sorgulandı. Aslında Türkiye’de basın kanununun 2. maddesine göre gazetecilerin haber ve kaynakları gizlidir. Bu gizlilik ihlal edilmiştir. Avukat olmamıza rağmen medyada yer alabilen suçlama belgelerini soruşturma dosyasından alamıyoruz. Çünkü kısıtlama kararı var. Bu durum adil yargılanma kararının ihlalidir” dedi.

Aralarında ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay’ın da olduğu bir grup gazeteci ve avukat “şimdi hemen özgürlük”, “Hemen şimdi adalet”, “Gazetecileri serbest bırakın”, “Türkiye basın özgürlüğü sıralamasında 138. Sırada” yazılı İngilizce pankartlar açtılar.

Konferansa AB Konferansı’na TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGS Başkanı Ercan İpekçi, ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, Medya Derneği temsilcileri ile BİANET’ten Nadire Mater Sedat Ergin, Yavuz Baydar’ın da katıldı.

Toplantıda TGS Başkanı Ercan İpekçi 67 gazetecinin tutuklu bulunduğunu gazetecilere ve medya sahiplerine karşı açılan 2 bin dava ve 4 bin soruşturma sürdüğünü belirtti.

Öte yandan Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü (RSF), Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) internet kullanımıyla ilgili kararını eleştirdi. Yapılan yazılı açıklamada, bu önlemle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Anayasası'nın ihlal edildiği öne sürülerek, "Herkesin internete sınırsız erişimi garanti edilmelidir" denildi. Çocukların bazı sitelere girişinin engellenmesinin tamamıyla meşru olduğu belirtilen açıklamada, ebeveynlerin internete filtre koyup koymamada özgür olması gerektiği kaydedildi. (9 Mayıs 2011)

*

TGC üyesi Babakurban’ı kaybettik

TÜRKİYE Gazeteciler Cemiyeti üyesi Sarı Basın Kartı sahibi gazeteci Ziyaettin Babakurban vefat etti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Ziyaettin Babakurban’ın ölümüyle ilgili yayınladığı mesajda “çok değerli gazeteci meslektaşımız Ziyaettin Babakurban’ı kaybettik. Babakurban’ı sevgi saygıyla anarken ailesine ve basın camiasına başsağlığı diliyoruz” dedi.

Ziyaettin Babakurban 1931 yılında Mergilan’da (Özbekistan) doğdu. Pertevniyal Lisesi mezunu. Mesleğe 1958 yılında Havadis Gazetesi’nde başladı. Son Havadis, Yeni İstanbul, Millet, Hürses ve Milliyet gazeteleri ile Toprak dergisinde muhabir ve yazar olarak çalıştı. Aylık Hür Türkistan gazetesini yayınladı. (9 Mayıs 2011)

*

Erinç: Türkiye basının özgür olmadığı ülkeler arasında

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, “Topun ağzındaki gazetecilerin başında karikatürcüler geliyor” dedi

TGC ve Karikatürcüler Derneği, dün Basın Müzesi’nde ‘Mizahın ve Çizginin Işığında Basın Özgürlüğü’ konulu bir panel düzenledi. Panele TGC Başkanı Orhan Erinç, Karikatürcüler Derneği adına Akdağ Saydut ve karikatürist Semih Poroy konuşmacı olarak katıldı.

Panelde konuşan Erinç: “Türkiye, basının özgür olmadığı ülkeler arasında yer alıyor. Bunun karikatüristler açısından değerlendirmesi şöyle olabilir: Topun ağzındaki gazetecilerin başında karikatürcüler geliyor dersek sanırım abartmamış oluruz” dedi.

Erinç “Çünkü bir yandan ceza davaları, bir yandan tazminat davaları ile karikatür gazetecilerinin ya da sanatçılarının üretimlerini sınırlama yolunda ülkemizde girişimler ne yazık ki azalmıyor. Hepimizin bildiği gibi Türkiye, Avrupa Konseyi kurucuları arasında. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Avrupa İnsan Hakları Sözlemesi’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü kavramını daha da genişletmek için çalışmalar yapıyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplanıyor” diye konuştu.

Erinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Komitenin aldığı tavsiye kararlarından biri de mizah ve karikatüre yargının, siyasetçilerin, bürokrasinin hoşgörü göstermesinin gerekliliği üzerine. Bu tavsiye kararlarının altında tabii Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden kamu görevlilerinin ya da bakanların imzaları da var. Ama bu tavsiye kararlarının altına imza atanlar, bu kararların uygulanması için, özellikle Türk Ceza Yasası’nda gerekli değişikliklerin yapılması için adım atmama konusunda tutarlı bir yaklaşım sergiliyorlar. Başta da belirttiğim gibi Türkiye, basın özgürlüğü konusunda 138. sırada. Avrupa açısından baktığımızda ise doğal olarak son sırada yer alıyor.” (10 Mayıs 2011)

*

TGC üyesi Durmuş’u kaybettik

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Sarı Basın Kartı sahibi gazeteci Enver Durmuş vefat etti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Enver Durmuş’un ölümüyle ilgili yayınladığı mesajda “çok değerli gazeteci meslektaşımız Enver Durmuş’u kaybettik. Durmuş’u sevgi ve saygıyla anarken ailesine ve basın camiasına başsağlığı diliyoruz “ dedi. Durmuş 1959 yılında Bayburt’a doğdu. İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğe 1981 yılında Yeni Devir gazetesinde başladı. Tercüman ve Türkiye gazetelerinde çalıştı. İHA’nın prodüksiyon servisini yönetti. “İslamı Seçenler”, “Yassıada’dan İmralı’ya” adlı kitapları yayımlandı. (10 Mayıs 2011)

*

Mersin’de Dink adına park ve anıt açıldı

Silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren gazeteci Hrant Dink adına Mersin’de yaptırılan park ve anıt törenle açıldı.

İstanbul'da 2007 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink adına Mersin'in Akdeniz Belediyesi'nce yaptırılan park ve anıt coşkulu bir törenle açıldı.

Törene Dink’in eşi Rakel Dink, Latin Katolik Kilisesi ruhani lideri Roberto Ferrari ve Arap Ortodoks Kilisesi ruhani lideri Coşkun Teymur ile yurttaşlar katıldı. Akdeniz Belediye Başkanı Fazıl Türk, “Agop da, Jiyan da bu ülkenin vazgeçilmez unsurudur” dedi. 68’liler Derneği Başkanı Hasan Kapıkıran, Hrant Dink’in resmi tarihin ezberini bozduğu için katledildiğini belirtirken eşi Rakel Dink de, “Onun ölümü buğday tanesinin toprakta ölmesi gibiydi. Binlerce filiz verdi. Bu parkta Hrant Dink adını gören çocuklar, gençler ırkçılığın, ayrımcılığın, faşistliğin ne kadar kötü olduğunu öğrenecekler” diye konuştu. (10 Mayıs 2011)

*

Edirne’de gazetecilere yapılan saldırı kınandı

Türkiye’de gazetecilere yönelik şiddetin olağan hale getirildiğine dikkat çeken TGC Yönetim Kurulu, Edirne’de 3 gazeteciye saldıran kişilerin en kısa sürede adli makamlarca bulunmasını istedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bir basın açıklaması yaparak Edirne’de 3 gazeteciye yapılan saldırıyı kınadı.

Cemiyet açıklamasında 6 Mayıs Cuma akşamı Edirne’de Güneydoğu Avrupa Gazeteciler Derneği (AGD) Başkanı Bülent Ayan, Sabah Gazetesi Muhabiri Murat Savaş ile Edirne Gazetesi Muhabiri Birol Çakan’a saldıran iki kişinin en kısa sürede yakalanmasını istedi.

Yapılan açıklamada şu noktalara dikkat çekildi:

“Üç gazeteci, Edirne’de Saraçlar Caddesi'ndeki bir restoranda basketbol karşılaşmasını TV'den izledikten sonra evlerine gitmek üzere ayrılmış, buradan Tahtakale Caddesi'ne çıkan ara sokakta yürürken kimliği meçhul iki kişinin saldırısına uğramışlardır. Saldırganlar gazeteci Bülent Ayan'ın çevreden yardım istemesi üzerine karanlıktan da yararlanarak gözden kaybolmayı başarmıştır. Edirne Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınan Bülent Ayan ve Murat Savaş’ın sağlık durumları iyidir. Üç gazeteci, saldırganları tanımadıklarını, olayın gerçekleşme biçiminin organize bir saldırıyla karşı karşıya kaldıklarını ortaya koyduğunu belirtmişlerdir. Kamuoyunun aleyhine olan haksızlıklar, yolsuzluklar konusunda haber yapmak gazetecilerin en önemli işlevidir. Bu görevlerini yerine getiren meslektaşlarımıza yönelik sistemle saldırıları kınıyor, sorumlularının acil olarak yargıya teslim edilmelerini istiyoruz.” (11 Mayıs 2011)

*

Füle: Gazetecilere yönelik davaları yakından izliyoruz

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, “Gazetecilere yönelik davaları çok yakından izlemeye devam edeceğiz. Otoritelerin tasarruflarının kurbanı olan, gözaltına alınan, hapse konan gazeteciler bilmelidirler ki desteğimiz onların yanındadır” dedi.

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, Türk gazetecilerine karşı açılmış çok sayıda dava var. Yasal süreçleri sorgulamıyoruz ama açılan davaların sayıca yüksekliği kaygı verici” dedi. Gazetecilerin hangi nedenlerle alıkonuldukları, tutuklandıkları konusunda yeterli şeffaflığın olmamasının da bir sorun olduğunu söyleyen Füle, yayımlanmak üzere olan bir kitaba el konulması olayının ise çok nadir karşılaşılan bir durum olduğunu belirtti.

Füle sözlerini şöyle sürdürdü: İşte bütün bu kaygı verici gelişmeler konusunda çok açık bir şekilde konuşuyoruz, ilgili makamlara buradaki sistematik sorunun geride bırakılması ve gazetecilere dönük yüksek sayıdaki davalarla ilgili sorunun çözümü için ellerinden gelen çabayı sarf etmeleri çağrısında bulunuyoruz. İfade ve basın özgürlüğü, Kopenhag siyasi kriterlerinin temel bir unsurudur.” (12 Mayıs 2011)

*

IPI’den Zeynep Oral’a ödül

MERKEZİ Viyana'da bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), 2011 yılı ''Basın Özgürlüğü ve Diyalog Ödülünün'' gazeteci ve yazar Zeynep Oral'a verilmesinin kararlaştırıldığını bildirdi. IPI merkezinden yapılan yazılı açıklamada, ödülün 14 Haziran'da Viyana'daki tarihi Hofburg sarayında yapılması planlanan, ''İsrail-Filistin Basın diyaloğu'' konulu konferansın kapanış galasında Oral'a takdim edileceği belirtildi. IPI ''Basın Özgürlüğü ve Diyalog ödülünü'' Türkiye'den 2007'de gazeteci ve yazar Hrant Dink'e, 2010 yılında da gazeteci ve yazar Nedim Şener'e vermişti. (12 Mayıs 2011)

*

AA’da toplu iş sözleşmesi imzalandı

Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın(TGS) Anadolu Ajansı(AA) iş yerlerinde sürdüğü toplu iş sözleşmesi görüşmeleri grev uygulamasına başlanmadan bir gün önce anlaşmayla sonuçlandı.

TGS ile AA iş yerlerinde çalışan 600 üyesi adına 3 Kasım 2010 tarihinden bu yana sürdüğü toplu iş sözleşmesi görüşmeleri grev uygulamasına başlanmadan bir gün önce anlaşmayla sonuçlandı. TGS'den yapılan açıklamada, taraflar arasında dün yapılan görüşmeler sonunda varılan anlaşmaya göre, 1 Ekim 2010 tarihinden geçerli olmak üzere çalışanların ücretlerinin ilk 2 bin 500 TL'lik bölümüne yüzde 15, ikinci 2 bin 500 TL'lik bölümüne yüzde 5 zam yapıldığı, ayrıca tüm çalışanlara 155 TL seyyanen zam verildiği belirtildi.

Sözleşmenin ikinci yılı olan 1 Ekim 2011 tarihinde ise çalışanların ücretlerine bir yıllık TÜFE oranında zam yapılacağı, ayrıca herkese 150 TL de seyyanen zam uygulanacağı kaydedildi.

Toplu iş sözleşmesiyle TGS üyelerinin brüt çıplak ücretlerinde ortalama yüzde 14 oranında artış sağlandığı belirtilen açıklamada, kötü muamele ve psikolojik baskı olarak bilinen "mobbing" uygulamasının da ilk kez toplu iş sözleşmesi hükümleri arasına girdiği ifade edildi. 13 Mayıs 2011

*

TV kanalı yöneticisinin otomobili kundaklandı

Antalya'nın Manavgat ilçesinde yayın yapan Manavgat Radyo Televizyonu (MRT) Genel Müdürü Sedat Manav'a ait otomobil, bu sabaha karşı kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişilerce kundaklandı. Alınan bilgiye göre, Sedat Manav'ın Aşağı Hisar Mahallesi'nde park halinde bulunan otomobili, sabaha karşı ön ve arka taraflarından ateşe verildi. Yanan otomobil, Manavgat Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri tarafından söndürüldü, ancak otomobil kullanılamaz hale geldi. Öte yandan, sokaktaki güvenlik kamerası kayıtlarından, gri renkli bir otomobilden inen beyaz tişörtlü bir kişinin aracı kundakladığının tespit edildiği öğrenildi. Polis, zanlıların tespit edilmesi amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. (13 Mayıs 2011)

*

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu beraat etti

Gazeteciler Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu, kaleme aldıkları iki cilt halindeki ''40 Satır 40 Katır'' adlı kitapta, ''Ergenekon'' soruşturmasının gizliliğini ihlal ettikleri gerekçesiyle yargılandıkları davada beraat etti.

Soruşturmanın gizliliğini ihlal suçundan Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, başka bir suçtan tutuklu bulunan gazeteciler Ahmet Şık, tutuksuz sanık Ertuğrul Mavioğlu ve avukatları ile müdahil avukatları katıldı. Duruşmada kararı açıklayan hakim Gülden Filiz Tüysüz, sanıkların isnat edilen suçtan, suçun unsurları oluşmadığı için beraatlarına karar verildiğini bildirdi. Kadıköy Adliyesi’ndeki duruşma öncesinde bir araya gelen GÖP üyeleri yürüyüş düzenledi.

Altıyol’daki Boğa Heykeli önünde, ''Yansak da Dokunacağız'' pankartı arkasında toplanan gazeteciler, ''Özgür basın susturulamaz'', ''Ahmet, Nedim onurumuzdur'' sloganlarıyla Bahariye'deki adliye binasına kadar yürüdü. Yürüyüşe, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver, Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Özdemir, Basın Enstitüsü Derneği Koordinatörü Yurdanur Atadan, Basın Konseyi’nden Oktay Huduti’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda politikacı, sanatçı ve gazeteci katıldı.

Gazetecilerin Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmasında Hakim Gülden Filiz Tüysüz, Silivri 2 No'lu Cezaevi Müdürlüğüne yazılan müzekkereye yanıt geldiğini belirterek, sanık Ahmet Şık'ın bir önceki duruşmaya araç ve şoför yetersizliği nedeniyle getirilemediğinin bildirildiğini ifade etti.

Sanıkların avukatı Fikret İlkiz ise son savunmasında, müdahil vekilinin beyanı dikkate alındığında, müdahilin davanın konusu olan gizliliği ihlal suçundan mağdur olmadığını, bu nedenle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 237. maddesinin şartlarının oluşmadığını söyledi.

Gizliliği ihlal suçunun unsurları oluşmadığı için müvekkillerinin beraatını talep eden İlkiz, Silivri 2 No'lu Cezaevi Müdürlüğünden gelen yanıtın da yazılan müzekkereye yanıt olmadığını kaydetti.

Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Gülden Filiz Tüysüz, duruşma salonundan gazetecileri ve izleyicileri çıkardıktan sonra kararı açıkladı.

Hakim Tüysüz, sanıkların isnat edilen suçtan, suçun unsurları oluşmadığı için beraatlarına karar verildiğini bildirdi.

GÖP Dönem Başkanı ve Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, “Gazetecilere açılan bir davanın beraatle bitmesini alkışlıyoruz. Devamının gelmesini istiyoruz” dedi.

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto duruşma sonrası yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bugün Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yazdıkları bir kitaptan ötürü yargılandıkları duruşmayı izledik. Beraatle sonuçlanması elbette bizi memnun etti, ama içeride onca gazeteci arkadaşımızın tutuklu olması, bunların tutukluluklarının bir bakıma cezaya dönüşmesi bizi rahatsız ediyor. Bugünkü duruşmada da şunu gördük, Türkiye’de bazı davalar çok kolay açılabiliyor. İddia, gizliliği ihlal iddiası, ama ortada gizliliği ihlal eden bir suç yok. Müdahil avukatı dahi olayın bir gizliliği ihlal suçu olmadığını belirtti. Bu açıdan bakınca da gazetecilere bu kadar kolay dava açılmasına üzülüyoruz” dedi. (14 Mayıs 2011)

*

TGC üyesi gazeteci Özer Yelçe’yi keybettik

TÜRKİYE Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi, Sürekli Basın Kartı sahibi gazeteci Özer Yelçe’yi 14 Mayıs 2011 Cumartesi günü vefat etti. TGC Yönetim Kurulu, Özer Yelçe’nin ölümüyle ilgili yayınladığı mesajda “çok değerli gazeteci meslektaşımız Özer Yelçe’yi kaybettik. Yelçe’yi sevgi ve saygıyla anarken ailesine ve basın camiasına başsağlığı diliyoruz.” dedi.

Yelçe, 1945 yılında İstanbul’da doğdu. Kadıköy Maarif Koleji’ni ve Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. 1966 yılında Milliyet gazetesinde mesleğe başladı. Hürriyet Gazetesi, NTV Radyosu’nda çalışan Yelçe, BBC, WDR ve Amerika’nın sesi gibi birçok uluslararası basın yayın kuruluşunda Türkiye ve Ortadoğu muhabirliği yaptı. Yaşar Holding Başkanlık Basın Temsilciliği ve Sabancı Holding Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevlerinde de bulunan Yelçe, l992 yılında Elit İletişim’i kurarak uluslararası tanıtım ve iletişim danışmanlığı yaptı. “Yaşanmamış Pazarlar”, “Güven Yılları”, “Hayal Mektupları”, “Sabancı Ailesi Soyağacı Kitabı” adlı kitapları ve çok sayıda çevirisi yayımlandı. 2008-2010 yılları arasında Basın Konseyi Genel Sekreterliği görevinde bulundu. (15 Mayıs 2011)

*

Nail Güreli: Medya, şiddeti özendirmekten kaçınmalı

TGC önceki başkanlarından Umut Vakfı mütevellisi, Milliyet Gazetesi köşe yazarı Nail Güreli, “İçinde bulunduğumuz seçim kampanyası döneminde siyasilerimiz, konuşmalarıyla sözel şiddet uyguluyor” dedi.

Umut Vakfı’nca düzenlenen, yerel medya seminerinin dokuzuncusu, İzmir’de gerçekleşti. İzmir Barosu’nun Alsancak merkez binasında iki gün süren seminere konuşmacı olarak, TGC önceki başkanlarından Umut Vakfı mütevellisi, Milliyet Gazetesi köşe yazarı Nail Güreli ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Recep Yaşar, Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Av. Fikret İlkiz, gazeteci-Yazar Ragıp Duran katıldı.

Güreli, semindeki konuşmasına, ülkemiz cezaevlerinde hâlen 65 gazetecinin bulunduğunu, 2 bin gazetecinin yargılanmalarının sürdüğünü, 4 bin dolayında gazeteci hakkında ise kovuşturma ve soruşturmanın devam ettiğini vurgulayarak başladı. Güreli, gazetecilerin, üzerlerinde “Demokles’in Kılıcı” gibi sallanan bu tehditlere karşın toplum sorunlarına eğilen gazetecilikten vazgeçmemeleri gerektiğinin altını çizdi.

“Türkiye’de Bireysel Silâhsızlanma ve Şiddet Haberleri” konulu, seminerde konuşan Güreli, toplum sorunlarına eğilen gazeteciliğin, halkın yararını gözetip, ezilenlerin haklarını korumak adına ezenlere karşı yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti.

Güreli, şunları söyledi: “Medya, yayınlarında şiddeti özendirmekten özenle kaçınmalıdır. Ama ne yazık ki, bugün, televizyonlarımızda şiddeti özendiren çok sayıda yayın yapılıyor. İçinde bulunduğumuz seçim kampanyası döneminde siyasilerimiz, konuşmalarıyla sözel şiddet uyguluyor.”

Gazetecilerin, tek taraflı yayına yönelmemeleri gerektiğine işaret eden Güreli, “Gazetecinin çalışma alanı sokaktır. Bir gazeteci, haberini yazmadan önce tek kaynakla yetinmemeli, olayı en az iki kaynaktan doğrulatmalı ve hakkında yayın yaptığı tarafın görüşünü de mutlaka almalıdır” diye konuştu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar da, “Gazetecilik meslek ilkeleri ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorunluluk Bildirgesi çerçevesinde, gazetecilerin, şiddet haberlerine yaklaşımı” konusunda gerçekleştirdiği konuşmasında, şu değerlendirmede bulundu: “Ama bugün medyamızın tarafsız olduğunu söylemek çok zor. Örneğin, hâlen yargılaması süren Ergenekon ve Balyoz davalarında bile medyamız, ne yazık ki taraf oldu. Bir kısım medya, bu davadan yargılananları peşinen suçlu ilan erken, bir kısım medya ise suçlu olmadıklarına karar verdi. Oysa gazetecinin, gazetelerin görevi, kamuoyu oluşturmak değil, kamuoyunu sağlıklı biçimde bilgilendirmektir.”

Oturum Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel de, ülkemiz medyasının, izlenme ve okunma oranını yükseltmek için şiddet ve silâha özendirici yayınlara yöneldiğini belirtti.

Bugün, ülkemizde yaklaşık 2,5 milyonu ruhsatlı olmak üzere toplam 8 milyon civarında ateşli silâh bulunduğuna dikkati çeken Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Av. Fikret İlkiz, “Silâh sahiplerinin ailelerini de katarsak, yaklaşık 40 milyon kişi, her an silâha ulaşabilecek durumdadır. Mecliste hâlen tartışılmakta olan yeni Silâh Kanun Tasarısı’nda, Umut Vakfı’nın önerileri doğrultusunda olumlu değişmeler yaşandı. Sonuçlar her ne kadar yetersiz bulunsa da, tek işlevi öldürmek olan, şiddet ve şiddetin en uç noktası silâhtan, bireysel silâhlanmadan kaynaklanan büyük mağduriyet azalmışsa da, yeni tasarının, Avrupa Birliği standartlarına yaklaştırılması için çaba harcamalıyız. Bu mücadelemizde medyanın bize desteğini göz ardı edemeyiz. Medya sayesinde bireysel silâhlanma sorunu daha fazla görünür olmuştur” dedi.

İlkiz, şiddetin önlenmesi konusunda, gazetecilerin, yapacakları haberlerle önemli sorumluluk taşıdıklarına işaret etti.

Temel hak ve özgürlüklerin korunmasına yönelik hukuk sisteminin, aynı zamanda “insancıl bir ceza hukuku” olacağını vurgulayan İlkiz, şu değerlendirmede bulundu:

“Güvenlik veya özgürlüğe dayalı iki hukuk sisteminden hangisinin vazgeçilmez olduğu gündeme gelse, insan temel hak ve özgürlüklerinden vazgeçmemek gerektiği inancı içinde, güvenliğe dayalı hukuk sisteminin yerine, bu sistem tercih edilmelidir. İnsan için en önemli hakların başlarında ifade ve konuşma özgürlüğü, tapınma ve inanç özgürlüğü, yoksulluktan kurtulma özgürlüğü, korkudan kurtulma özgürlüğü gelir. Eğer ifade özgürlüğü varsa, devlet vardır. Bu nedenle devlet, ifade özgürlüğünü yok etmemeli, vatandaşlarına asla şiddet uygulamamalıdır. Devlet, vatandaşlarının birbirlerine düşmanlık göstermesini önlemek zorundadır. Buna paralel şekilde de kimse, birbirine nefret suçu işlememelidir. Devletler ve hepimiz, dünya üzerinde öldürülen tüm gazetecilerin ölümünden, cinayetlerin suçlularının bulunmamasından sorumluyuz. Devlet, yazar ve gazetecilerinin etkili bir şekilde korunması için bir sistemi yaratmak zorundadır.”

Gazeteci-Yazar Ragıp Duran da, “Medyada Nefret Söylemi” konulu konuşmasında, medyada şiddet ve ayrımcılığın olmaması gerektiğinin altını çizerken, “Yayınlarında şiddet bulunan bir gazetede, gazetecilikten söz edilemez” dedi.

İfade özgürlüğünün vazgeçilmez bir hak olduğuna işaret eden Duran, şunları söyledi:

“Din bile bir tabu ve eleştirilemeyecek bir kurum değildir. Tabii ki, dine saygı göstermek, saldırmamak ve aşağılamamak koşuluyla. İdam cezasının yeniden yürürlüğe girmesini de istemek, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Ne yazık ki, olağanüstü bir şiddet toplumuyuz. Kendimizi, şiddetin sarmalından kurtaramıyoruz. Şiddet, doğumuzdan, ölümümüze dek yaşamımızın her anında bulunuyor. Medyada da şiddetin boyutları çok büyük. Televizyonlarımızdaki haberler ve çeşitli dizilerde bir ölüm olayı bile tekrarlarla çok sayıda gösteriliyor. Artık nefret söylemi yerine, sevgiyi egemen kılmalıyız. Herşeye karşın ülkemizde, sevginin, nefretten biraz daha fazla olduğuna inanıyorum.”

Duran, toplumda nefret duygusunun ortadan kaldırılması için hukuki mücadele kapsamında, eski yasaların yenilenmesi, gerçek nefrete karşı söylem mücadelesi, medyatik nefrete karşı mesleki mücadelenin gerektiğini sözlerine ekledi. (17 Mayıs 2011)

*

TGC medyada gazetecilerin işten çıkarılmasını kınadı

Gazetecilerin işten çıkarma, siyasi baskı, açılan dava ve tutuklanma riskiyle mesleğini yapamaz hale getirildiğine işaret eden TGC gazetecilerin işten çıkarılmasını kınadı ve işverenleri, bu kararlarını gözden geçirmeye davet etti

Seçim öncesi medyada işten çıkarmaların hızla arttığına dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti son olarak NTV’den 70’e yakın sayıda gazetecinin işten çıkarıldığını belirterek “Seçim öncesi medyanın yeniden tasarlanma alışkanlığı ne yazık ki yine devam ediyor” diyerek bu durumu kınadı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, sendikasız, iş güvencesiz, editöryal bağımsızlıktan uzak bir çalışma biçimine mahkum edilen gazeteciler için işten çıkarmaların artık tahammül edilemez hale geldiğine dikkat çekti.

TGC’nin basın açıklaması şöyle: “Kamuoyu adına denetleme görevini yerine getiren, halkın doğru ve yansız haber alma hakkına hizmet eden gazeteciler işten çıkarılma, siyasi baskı, dava ve cezaevi tehdidi altında işlerini yapmaya çalışıyorlar. Daha önce Sabah ve Habertürk’te yaşanan işten çıkarmalar, NTV’den 70’e yakın gazetecinin işten çıkarılmasıyla devam ediyor. Halkın haber alma hakkının çok daha önem kazandığı seçim öncesi bir dönemde işten çıkarmaların artmasını medyanın yeniden tasarlanması olarak değerlendiriyoruz. Bunun da meslektaşlarımıza ve kamuoyuna tekrar tekrar yeniden yapılanma olarak sunulmasını büyük bir talihsizlik olarak görüyoruz. İşten çıkarmaları kınıyor, işverenleri ise bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyoruz. Bu durumun yeni el değiştiren Milliyet ve Vatan gazetelerine de yansımamasını ve bu kuruluşlarda çalışan meslektaşlarımızın iş güvencesinin sağlanmasını umut ediyoruz.” (18 Mayıs 2011)

*

Türkiye’ye ‘internet filtreleme sistemi’ tepkisi

Gazetecilerin dava tehdidiyle karşı karşıya kaldığını belirten OSCE Basın ve İfade Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatović, Türkiye’de internetin sınırlandırılmasının bilgi edinme hakkını kısıtlayacağı uyarısında bulundu.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Basın ve İfade Özgürlüğü Temsilcisi (OSCE) Dunja Mijatović, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na bir mektup göndererek, Anayasa Mahkemesi’nin ceza davalarını iki ayla sınırlayan Basın Kanunu hükmünü iptal etmesini eleştirdi. Mijatović, “Bu karar, eleştirel düşüncelerini ortaya koyan gazetecileri, haklarında sürekli dava açılabileceği tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.” dedi.

OSCE temsilcisi Mijatović mektubunda, Bilgi Teknolojileri Kurumu’nun internetin filtrelenmesi planlarından da duyduğu endişeyi dile getirdi. Mijatović, “İnternet kullanıcıları, içerik filtrelerini kullanma kararını vermekte özgür olmalılar. Zorunlu olması durumunda, bu uygulama uluslararası standartlara ve bilginin serbestçe dolaşımı ilkesine ters düşer.” ifadelerini kullandı.

AB Komisyonu ise, Türkiye'de internet filtrelemesi tartışmasıyla ilgili olarak, "internet içeriğine erişimin engellenmesinin hedefe yönelik ve orantılı olması gerektiğini" bildirdi.

AB Komisyonu'nun genişleme ve komşuluk politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle'nin sözcüsü Natasha Butler, basın toplantısında konuyla ilgili bir soru üzerine, internet filtrelemesiyle ilgili Türkiye'de yaşanan gelişmeleri yakından izlediklerini belirterek "Genel kelime listelerine dayanılarak internet sitelerinin kapatılması ifade özgürlüğünü ve halkın bilgi edinme hakkını ihlal edebilir" dedi.

AB Komisyonu'nun, internet sitelerine erişimin sıkça, "içerik ve süre bakımından orantısız şekilde" durdurulmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Butler, "özellikle 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında kanunun ifade özgürlüğünü ve halkın bilgiye erişim hakkını sınırladığı" görüşünü savundu.

İnternette çocuk pornografisi gibi tehlikeli içeriği engellemek için AB Komisyonu'nun da paket hazırladığını hatırlatan Butler, bu tür önlemlerin hedefinin iyi belirlenmesi ve orantılı olmasının önemini vurguladı. (18 Mayıs 2011)

*

Medyada gazetecilerin işten çıkarılması kınandı

Gazetecilerin işten çıkarma, siyasi baskı, açılan dava ve tutuklanma riskiyle mesleğini yapamaz hale getirildiğine işaret eden TGC gazetecilerin işten çıkarılmasını kınadı ve işverenleri, bu kararlarını gözden geçirmeye davet etti

Seçim öncesi medyada işten çıkarmaların hızla arttığına dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti son olarak NTV’den 70’e yakın sayıda gazetecinin işten çıkarıldığını belirterek “Seçim öncesi medyanın yeniden tasarlanma alışkanlığı ne yazık ki yine devam ediyor” diyerek bu durumu kınadı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, sendikasız, iş güvencesiz, editöryal bağımsızlıktan uzak bir çalışma biçimine mahkum edilen gazeteciler için işten çıkarmaların artık tahammül edilemez hale geldiğine dikkat çekti.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin basın açıklaması şöyle: “Kamuoyu adına denetleme görevini yerine getiren, halkın doğru ve yansız haber alma hakkına hizmet eden gazeteciler işten çıkarılma, siyasi baskı, dava ve cezaevi tehdidi altında işlerini yapmaya çalışıyorlar. Daha önce Sabah ve Habertürk’te yaşanan işten çıkarmalar, NTV’den 70’e yakın gazetecinin işten çıkarılmasıyla devam ediyor. Halkın haber alma hakkının çok daha önem kazandığı seçim öncesi bir dönemde işten çıkarmaların artmasını medyanın yeniden tasarlanması olarak değerlendiriyoruz. Bunun da meslektaşlarımıza ve kamuoyuna tekrar tekrar yeniden yapılanma olarak sunulmasını büyük bir talihsizlik olarak görüyoruz. İşten çıkarmaları kınıyor, işverenleri ise bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyoruz. Bu durumun yeni el değiştiren Milliyet ve Vatan gazetelerine de yansımamasını ve bu kuruluşlarda çalışan meslektaşlarımızın iş güvencesinin sağlanmasını umut ediyoruz.” (18 Mayıs 2011)

*

GÖP: Gazeteciler tutuksuz yargılansın

93 meslek örgütünün oluşturduğu GÖP önceki gün İstanbul Adliyesi'nde Atılım gazetesinden tutuklu gazetecilerin duruşmasını izledi. Duruşma sonrası açıklama yapan GÖP Dönem Başkanı Ferai Tınç, gazetecilerin tutuksuz yargılanması istediklerini belirtti.

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Dönem Başkanı ve Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi ile Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay'ın izlediği duruşmada, Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve İstanbul 1. Bölge (Anadolu Yakası) bağımsız milletvekili adayı olan İbrahim Çiçek, beş yıla yakın bir süredir Beşiktaş 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde tutuklu olarak yargılanıyor.

Aynı davada Atılım gazetesi yayın koordinatörü Sedat Şenoğlu, Atılım gazetesi yazarları Bayram Namaz ve Ziya Ulusoy, Özgür Radyo eski genel yayın koordinatörü Füsun Erdoğan da tutuklu olarak yargılamaları sürmekteydi.

GÖP'ün izlediği duruşmada mahkeme İbrahim Çiçek ve Ziya Ulusoy'un tahliye edilmesine karar verdi. Diğer gazetecilerin tutukluluk halinin devamına karar verildi. Duruşma sonunda GÖP Dönem Başkanı Ferai Tınç, “Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak, kurulduğumuz günden bu yana geçen 9 ay içinde 90 gazeteci ile ilgili davalar izledik” dedi. (19 Mayıs 2011)

*

Şık ve Şener için yürüyüş yapan gazetecilere ceza!

Kocaeli Gazeteciler Platformu’nun, tutuklu gazeteciler Şık ve Şener için 5 Nisan’da gerçektirilen basın açıklamasına katılan 13 gazeteciye, “Kabahatler kanunu” uyarınca 154’er TL para cezası kesildi

Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın, Ergenekon soruşturmasında tutuklanıp cezaevine konulmasının ardından, Türkiye genelinde gazeteciler meslektaşlarına yapılan bu uygulamayı protesto etti.

İstanbul ve Ankara’nın yanı sıra birçok ilde gerçekleşterilen bu protesto yürüyüşlerinden biri de 5 Nisan’da İzmit kent merkezinde Kocaeli Gazeteciler Platformu’nun organizasyonuyla yapıldı.

Sivil toplum örgütleri ve vatandaşların katılımıyla yaklaşık 100 kişiyi bulan topluluk, önce Uğur Mumcu Parkı’nda biraraya geldi ve basın açıklaması yapıldı. Daha sonra Sabri Yalım Parkı’nda süren etkinlikte, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in serbest bırakılmasına yönelik konuşmalar yapıldı.

Polisin yaptığı tesbitlerin ardından, Uğur Mumcu Parkı’ndaki basın açıklamasının izin alınmadan yapıldığı gerekçesiyle buradaki etkinliğe katılan 13 gazeteciye Kocaeli Valiliği’nin talimatıyla 5442 Sayılı İl İdareler Kanunun 11/C maddesi çerçevesinde Kabahatler Kanunu uyarınca 154’er lira para cezası uygulandı.

Basın açıklamasına katılan ve Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü tarafından isimleri tespit edilen 12 gazeteci polis karakoluna çağrılarak, 154 TL idari para cezası kesildiği tebligatları yapıldı. Haklarında işlem yapılan gazeteciler tebligatın iletildiği tarihten itibaren 5 gün içerisinde Kocaeli Sulh Ceza Mahkemesi’ne itiraz edebilecek. (20 Mayıs 2011)

*

Muhalif sitelere sanal saldırı

Sol-sosyalist, muhalif internet haber sitelerine yönelik saldırılar sistematik bir hal aldı. Birgün, Bianet ve sendika.org kaynağı belirsiz sanal ataklara maruz kaldı.

200 farklı IP üzerinden yürütülen ve ‘zombi atak’ adı verilen saldırılardan sonra neredeyse kullanılamaz hale gelen Birgün gazetesinin internet portalı Birgun.net teknik servisin yoğun çabaları sonucunda yeniden kullanılabilir hale geldi. Dün ise Bağımsız İletişim Ağı, Bianet.org’a saldırı düzenlendi. Saniyede 14 milyon veri paket gönderen DDoS (okuyucularının erişmesini imkansız hale getiren sahte bir yoğunluk yaratan saldırı) saldırısına maruz kalan Bianet.org’a halen erişilemiyor. Akşam saatlerinde sendika.org’a da bir saldırı düzenlendi. (20 Mayıs 2011)

*

Türkiye basın özgürlüğünde Avrupa’da sondan birinci

Merkezi ABD'de bulunan insan hakları ve özgürlükleri izleme örgütü Freedom House'un hazırladığı Basın Özgürlüğü Raporu'nda Türkiye 54 puan ile 112. sırada, kısmen özgür ülkeler arasında…

2010 yılında basın özgürlüğüne yönelik tehditler ve tacizler dünya genelinde basına büyük darbe vurdu. Merkezi ABD’de bulunan insan hakları ve özgürlükleri izleme örgütü Freedom House’un hazırladığı Basın Özgürlüğü Raporu, dünyada basın özgürlüğünün son 10 yılın en düşük seviyelerine indiğini, böyle bir ortamda dünyadaki altı kişiden birinin basının özgür olduğu bir ülkede yaşadığını ortaya koydu.

Dünya genelinde 2010 yılında özellikle Ortadoğu ve Amerika kıtalarında kaygı verici bir trend izlendi.

Büyük Sahra altındaki ülkelerde bu konuda dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor.

Listenin ilk 5 sırasında Finlandiya, Norveç, İsveç, Belçika ve İzlanda, son 5 sırasında ise Kuzey Kore, Türkmenistan, Özbekistan, Libya ve Eritre yer alıyor.

Türkiye 196 ülkenin değerlendirildiği raporda 54 puan ile 112. sırada, kısmen özgür ülkeler arasında.

Raporda Türkiye’nin notunun Türk Ceza Kanunu’nun 301 ve 216.maddeleri ve Terörle Mücadele Yasası’nı da içeren bir dizi yasa altında, gazetecilere yönelik artan tacizlerin sonucunda 54 puana düşürüldüğü belirtiliyor. Freedom House hali hazırdaki durumu ise şöyle değerlendiriyor: “Bu hukuki baskı nedeniyle muhabirler, editörler ve medya patronları kendilerine otosansür uyguluyor ”

Raporda Batı Avrupa ülkeleri içine dahil edilen Türkiye, bu listenin son sırasında yer buldu. Batı Avrupa ülkeleri içinde basın yalnızca Türkiye ve bir üzerinde yer alan İtalya’da yarı özgür konumda. Raporda ayrıca Türkiye, Danimarka ve İzlanda’da negatif gelişmelerin yaşandığı, İngiltere’de genişletilmiş hakaret davaları nedeniyle birtakım kısıtlamaların gündeme geldiği, İtalya’da ise medyanın birkaç medya patronunun elinde toplanmış olması ve bazı kamu kuruluşlarının basına müdahalesi nedeniyle, şimdilik özgür olan basının yakında kısıtlamalarla tanışabileceğine dikkat çekiliyor. (23 Mayıs 2011)

*

Gazetecilere ceza protesto edildi

Kocaeli'de, yasaklanan alanda gösteri ve basın açıklaması yaptıkları gerekçesiyle bazı gazetecilerin 154 TL idari para cezasına çarptırılması protesto edildi.

İzmit’'teki Hürriyet ile Cumhuriyet caddeleri arasındaki yürüyüş yolunda toplanan Kocaeli Gazetecilere Özgürlük Platformu üyesi bir grup, ''Demokratik hakkımız engellenemez'', ''İzmit, uyuma basınına sahip çık'', ''Vali, bize de ceza kes'' şeklinde sloganlar attı.

Sabri Yalım Parkı'na kadar sloganlarla yürüyen grup adına basın açıklamasını okuyan Suriye Çatak, Kocaeli Gazeteciler Platformu olarak 5 Nisan'da basın özgürlüğüne yönelik tehditlerin son bulması amacıyla bir yürüyüş yaptıklarını ifade etti.

Çatak, önceden yürüyüş güzergahını soran bir polis memuruna Uğur Mumcu Parkı'na yürünüleceğini söylediklerini belirterek, ''Bunun üzerine polis memuru, bize söz konusu yerde basın açıklaması ve protesto gösterisinin yasak olduğunu ve bir kişiye Kabahatler Kanunu'na göre ceza kesileceğini söyledi. Bizde bunu kabul ederek yürümeye devam ettik. Daha sonra basın açıklamamızı Uğur Mumcu Parkı'nda yaptık'' diye konuştu.

Söz konusu protesto gösterisinin üzerinden bir ay geçmeden gösteriye katılan 13 gazeteciye 154 liralık para cezası kesildiğini öğrendiklerini kaydeden Çatak, durumun Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti yönetimi aracılığı ile Kocaeli Valisi Ercan Topaca'ya aktarıldığını, Topaca'nın ise cezalardan haberinin olmadığını ve geri alınması için girişimde bulunacağı sözünü verdiğini ifade etti.

Kendileri için sorunun verilen para cezası olmadığını dile getiren Çatak, şöyle sürdürdü:

''Biz cezanın kesilmesi mantığını ve halka açık olan bir parkın, neye göre basın açıklaması yapılmasına kapatıldığını merak ediyoruz. Biz gazetecilerin kendilerini ifade edecek ve sorunlarını dile getirecekleri en anlamlı yer Uğur Mumcu Parkı'dır. Bunun engellenmesinin, basın özgürlüğüne yönelik baskı ve yasakçı zihniyetin bir ürünü olduğunu düşünüyoruz.''

Gazetecilere verilen cezaların geri çekilmesinin yaşanan sürecin üzerini örtemeyeceğini belirten Çatak, ''Bu basını susturmaya yönelik bir girişimdir. Eğer Kocaeli Valisi Ercan Topaca'nın haberi olmadan böyle bir ceza kesilmiş ise Sayın Valimizi göreve davet ediyoruz. Bizler mesleğimize, onurumuza ve halklarımıza sahip çıkmak için yapılan her türlü müdahalelere ve gazetecilerin olan Uğur Mumcu Parkı'nın bize ve halka yasaklanmasına karşı duracağız'' şeklinde konuştu. Grup, açıklamanın ardından dağıldı. (23 Mayıs 2011)

*

TGC: Başbakanın gazetecileri tehdit etmesini kınıyoruz

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, YGS’de   'şifrelendirme' haberleriyle ilgili gazetecileri tehdit ekmesini kınadı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın YGS soru kitapçıklarındaki şifrelendirmeye ilişkin haber yapan Milliyet gazetesi yazarı Abbas Güçlü'yü tehdit etmesi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından kınadı.

TGC, Türkiye’de halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazetecilerin görüşlerine ve haberlerine duyulan tahammülsüzlüğün her gün yeni bir örneğine rastlandığına dikkat çekti.

Yapılan yazılı açıklama şöyle: “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan katıldığı bir TV programında Türkiye’nin gündeminin en önemli konularından biri haline gelen YGS soru kitapçıklarındaki şifrelendirme ile ilgili haber yapan gazetecilere tahammül edemediğini ortaya koymuştur. Başbakan Erdoğan programda YGS konusunda talimatla haber yapıldığını ileri sürerek ‘Diyorum ya görevlendirme var, görevlendirenler de belli’ diyerek suçlamalarda bulunmuştur. Başbakan ‘Gelecekte bedelini çok ağır ödeyecekler’ demiştir. Türkiye’yi basın özgürlüğünde 138. sıraya düşüren gazetecilere yönelik tehditleri, davaları, tutuklamaları; düşünce olarak hala yeterli görmediklerini de bir kez daha göstermiştir. Başbakanın bu tutumunu protesto ediyor, tüm tehdit edilen, yargılanan ve tutuklanan meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu hatırlatıyoruz. Türkiye için demokrasi ayıbı olan basın özgürlüğüne yönelik engeller konusunda hükümetten gerekli adımları atmasını istemeyi sürdürüyoruz. “ (24 Mayıs 2011)

*

SP’li kadın milletvekili adayları TGC’yi ziyaret etti

TGC’yi ziyaret eden Saadet Parti’li kadın milletvekili adayları, seçim çalışmalarına ilişkin bilgiler verdi.

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları Temsilcileri ve Saadet Partisi’nin İstanbul seçim çevrelerindeki kadın milletvekili adayları Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti.

Saadet Partisi heyetinde, İstanbul İl Kadın Kolları Sivil Toplum Kuruluşlarıyla İlişkiler Birim Başkanı Goncanur Aslan, yardımcısı Özlem Serenli, İstanbul Birinci Bölge milletvekili adayları Neşe Saraçbaşı ve Fatmanur Gökçe; İkinci Bölge milletvekili adayları Pakize Yüzbaşıoğlu ve Zeynep Şule Rıdvanoğlu; Üçüncü Bölge milletvekili adayı Ebrar Bezci yer aldı.

TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Yönetim kurulu üyeleri Ahmet Özdemir ve Recep Yaşar’ın hazır bulunduğu ziyarette, kadın milletvekili adayları seçim çalışmalarına ilişkin bilgiler verirken baraj sorunlarının olmadığını belirttiler.

Ülke sorunları hakkında da görüşlerini anlatan Saadet Parti’li adaylar, toplantılarının basın mensuplarınca izlenmesine karşın, haberlerinin gazete sütunlarında sıradan bir magazin dedikodusu kadar yer bulmamasından yakındılar.

Merhum Genel Başkan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın mimarı olduğu Milli Görüş izleyicisi olacaklarını vurgulayan Saadet Partili kadınlar, basının özgür olmasını, gazetecilerin hapisle tehdit edilmesinin kabul edilemez olduğunu söylediler.

TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto ve Genel Sekreter Sibel Güneş de konukların basın sorunlarına ilişkin sorularını yanıtladılar. (25 Mayıs 2011)

*

Meslek örgütlerinden gazeteciyi tehdide kınama

TGS, G/9 Gazeteci Örgütleri Platformu ile ÇGD, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, YGS’de 'şifrelendirme' haberleriyle ilgili eleştirilerini gazetecileri tehdit edecek düzeyde ilerletmesini kınadı.

TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, YGS soru kitapçıklarındaki ‘şifrelendirme’ ile ilgili haberlerden duyduğu rahatsızlığı, eleştirilmeye tahammülsüzlüğün ötesinde, gazetecileri tehdit edecek düzeye kadar ilerletti. Katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalarla, isim vermeden özellikle bir gazeteciyi hedef göstererek, YGS konusunda ‘talimatla kampanya yürütüldüğünü’ iddia eden Başbakanı, meslektaşlarımız hakkındaki bu dayanaksız suçlamalarından dolayı kınıyoruz. Başbakanın bu açıklamalarını protesto ediyor, meslektaşlarımızla dayanışmamızı bir kez daha vurguluyoruz.”

Ahmet Abakay (ÇGD Genel Başkanı): “Başbakan oldum olası medyayı, gazetecileri, basın ve ifade özgürlüğünü kendine rakip görüyor ve düşmanca davranıyor. Bu doğru değil.

Abbas Güçlü’ye yönelik ifadeleri büyük haksızlık. Başbakan, ayağına taş değse basını sorumlu tutuyor. Nitekim Strazburg’da da Ahmet Şık’ın yayınlanmamış kitabını bomba malzemesi olarak ifade etmişti.

Doğan Tılıç (G/9 Gazeteci Örgütleri Platformu Dönem Sözcüsü): “Sayın Başbakan’ın medyayı hedef almasının ilk örneği değil bu. Daha önce de AKP fikriyatına karşı çıkan, hükümetin icraatlarını eleştiren pek çok gazeteciyi hedef alan açıklamaları oldu. Hatta Başbakan’a soru sormanın bile bu ülkede, akreditasyonla girilen kamusal alanlara girilmesinin engellenmesine yol açtığına tanık olduk. Demokratik ülkelerde medyanın görevi hükümetin icraatlarını eleştirmek, kamu adına iktidarı denetlemektir. Bunu yapanlar değil, yapmayanların gazetecilik adına eleştirilmesi gerekir. Ne yazık ki, Başbakan’ın ‘eleştiri’lerinden sonra kimi bürokratların vazife edinip, eleştiren kişilere karşı fiili yaptırım uyguladıklarına da çok tanık olduk. Başbakan gazetecileri hedef almayı bırakıp, gazetecilerin eleştirilerine konu olan icraatlarını düzeltsin. O zaman kendi işini yapmış olur.” (25 Mayıs 2011)

*

GÖP gazeteci duruşmalarını izlemeye devam ediyor

Bugüne kadar 95 gazetecinin davasını izleyen Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), dünde başbakana hakaretten yargılanan Ataol Behramoğlu’nun beraat ettiği dava ile Hasan Uysal’ın duruşmasını izledi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'nin, katıldığı bir televizyon programında, ''kişilik hakları ve parti tüzel kişiliğine saldırıda bulunduğu'' iddiasıyla Ataol Behramoğlu hakkında açtığı 20 bin liralık tazminat davası reddedildi. GÖP adına Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay’ın izlediği duruşma Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde görüldü.

Davanın karar duruşmasına, Erdoğan ve AK Parti'nin avukatı Burhanettin Sevencan ile Ataol Behramoğlu'nun avukatı Elif Tığlı katıldı. Avukat Sevencan, daha önceki beyanlarını tekrarlayarak, davanın kabul edilmesini talep etti. Avukat Tığlı da davanın reddine karar verilmesini istedi. Yargıç Mehmet Cengiz Çifçi, davanın reddine karar verdi.

Davanın dilekçesinde, Behramoğlu'nun, 12 Ocak 2010'da konuk olduğu bir televizyon programında yaptığı konuşmada, ''AK Parti ve Erdoğan'ın şahsiyet haklarına ağır hakaretlere yer verdiği'' iddia ediliyordu. Öte yandan Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen gazeteci Hasan Uysal için başbakanın açtığı hakaret davası 24 Haziran’a ertelendi. (26 Mayıs 2011)

*

TYB'den GÖP’e şükran plaketi

Ulusal ve yerel düzeyde 93 meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’na (GÖP) Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından şükran plaketi verildi.

Plaket TGC Basın Müzesi'nde sergilenecek.

Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) tarafından verilen “Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri” törenle sahiplerini buldu. Bugüne kadar 95 gazetecinin davasını izleyen, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, gazetecilerin özgür bırakılması için 3 yürüyüş ve Gazetecilere Özgürlük Kongresi düzenleyen, Gazetecilere Özgürlük Platformu’na, TYB tarafından şükran plaketi sunuldu.

Plaketi, GÖP adına GÖP Dönem Başkanı ve Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, Türkiye Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu’nun elinden aldı. Ödül törenine TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGS Başkanı Ercan İpekçi, Basın Enstitüsü Derneği Yönetim Kurulu üyesi Kadri Gürsel, Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar da katıldı.

Törende GÖP adına plaketi alan Ferai Tınç, şöyle konuştu: “TYB Türkiye’de yıllardan beri düşünce ve basın özgürlüğü için mücadele eden bir örgüttür. O nedenle TYB’nin bu ödülünü çok değerli ve anlamlı buluyorum. Çünkü yazdıkları, düşünceleri, yaptıkları haberler nedeniyle işsiz kalan, ağır cezalarla karşı karşıya bulunan, hapis cezalarına çarptırılan, iddianameleri bile yazılmadan hapishanelerde bekleyen meslektaşlarımızın yalnız olmadığını kanıtlamıştır.”

Türkiye’de farklı görüşlerden basın kuruluşlarının ilk kez basın özgürlüğü temelinde birleştiğini vurgulayan Tınç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu da bir alkıştır. GÖP adına aldığım bu ödülü böyle kabul ediyorum ve çok teşekkür ediyorum. Eğer Türkiye’de terörist damgası vurularak cezaevlerine atılan gazeteci sayısı böylesine tırmanışa geçmeseydi, eğer gazeteciler işten atılsınlar, köşeleri kapatılsın diye patronlar kıskaç altına bu kadar ağır bir biçimde alınmasaydı, eğer gazeteciler, düşünenler, düşünce özgürlüğünü savunanlar, yayıncılar hakkında açılan davalar onbinleri bulmasaydı bu kadar kolay bir biçimde 93 meslek örgütünün bir araya gelmesi mümkün olmayacaktı. Bu örgütlerin kendisi gibi düşünmeyenlerin de basın özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmakta gösterdikleri kararlılık için GÖP’e teşekkür etmek istiyorum. Demokrasi gerçekten kendimiz gibi düşünmeyenlerin de özgürlüklerini, düşünce özgürlüklerini korumak, savunmak ve onun arkasında durmaktır. Hele bizim gazeteciler için basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü demokrasinin vazgeçilmez temellerinden biridir ve biz gazetecilere de yüklenen görev bu demokrasi mücadelesinin ön saflarında bulunmak ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına gereğini sorumluluklarını taşımaktır. Ben GÖP adına aldığım bu ödülü Türk basın tarihinde ilk, mütevazi fakat parlak bir örnek olan GÖP adına TGC Basın Müzesi’ne iletmek istiyorum.” (27 Mayıs 2011)

*

Ahmet Şık'a Düşünce Özgürlüğü Ödülü

TÜRKİYE Yayıncılar Birliği TYB, 'düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesi' için tutuklu gazeteci Ahmet Şık'ı ödüllendirdi. Her yıl bir yazar, bir yayıncı ve bir kitapçıya 1995’ten itibaren verilen “Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri”nin bu yıl diğer sahipleri ise Kürtçe kitaplar basan Aram Yayınları’nın sahibi Bedri Adanır ve İzmirli kitapçı Birgül oldu. Yayıncılar Birliği, Birgül Kitapçı’nın türlü ekonomik zorluklara karşın tam 55 yıldır kitap satmaya devam etmesi nedeniyle ödül aldığını açıkladı. Bedri Adanır yayımladığı kitapları toplatılan ve yargılanan tüm yayıncıları temsilen, ödülün sahibi oldu.

(27 Mayıs 2011)

*

“Yerel medyaya yönelik tehdit Türkiye’de daha yoğun”

“Türk Yerel Medyasının AB Sürecinde Daha Etkin Rol Alması” adlı panelde konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, “Yerel medyada, kapıdan çıktığınız zaman, ya haber kaynağınızla ya haber yaptığınız kişiyle karşı karşıya gelmeniz kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortada. O nedenle yerel medyaya yöneltilen kaba kuvvet ya da tehditler Türkiye’de daha yoğun biçimde yaşanıyor” dedi.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) ile İngiltere Büyükelçiliği işbirliğinde yürütülen ‘Türk Yerel Medyası AB Yolunda’ projesi kapsamında “Türk Yerel Medyasının AB Sürecinde Daha Etkin Rol Alması” adlı panel düzenlendi. ABGS’nin İstanbul Ofisi’nde gerçekleştirilen panele çok sayıda gazeteci katıldı.

ABGS Siyasi İşler Başkanı Ege Erkoçak’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı Celal Toprak, Diplomasi Muhabirleri Derneği Başkanı Zeynep Gürcanlı ve Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Basın Yayın Dairesi Başkanı Bahattin Akyön konuştu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ‘Yerel Medya Projesi’ yürütmekte olduğunu söyleyen Erinç, şöyle devam etti: “Yaklaşık 13 yıldır Yerel Medya Eğitim Seminerleri, Yerel Medya Ödülleri ve Türk-Alman Gazetecileri ve Yerel Medya Gazetecileri toplantılarını sürdürmekteyiz. 2003 ve 2004 yıllarındaki eğitim seminerlerine Avrupa Birliği konusunu da eklemiştik. Çünkü o zaman Avrupa Birliği Türkiye’deki yükselen değer görüntüsünü veriyordu. Daha sonra belki fazla ortaya çıkarılmadan yapılan çalışmalar nedeniyle bu ilgi azalınca bizde yerel medya konusunu eğitim seminerlerinden çıkarmak zorunda kaldık. Yerel Medya Eğitim Seminerlerinde bugüne kadar 7 bin dolayında katılım sertifikası verdik”

“Yerel medya diye bir kavramı tartışmak da bana göre bizi yanlışa götürebilir” diyen Orhan Erinç, Marmara bölgesinden katılan meslektaşlarımızın yayınladıkları gazetelerle Anadolu’nun belirli yerlerinde yayınlanmakta olan gazetelerin sorunlarını eş değerli olarak görmenin yanlışlığına işaret etti. Yaygın medya ile yerel medyanın ortak sorunlarına işaret eden Orhan Erinç şunları söyledi: “Ortak sorunlarımız var. Bunlardan biri ifade özgürlüğüyle ilgili sorunlar. İkincisi profesyonel gazetecilik alanındaki sorunlar. Üçüncüsü de medyanın yapılanmasıyla ilgili sorunlar. İfade özgürlüğünün Türkiye’de vardığı bugünkü durumun nedenlerinden biri olarak ben, her zaman Avrupa Birliğini de göstermek zorunluluğunu, eleştirme ihtiyacını duyuyorum. Nedeni ise çok açık. Türk Ceza Yasası TBMM Adalet Alt Komisyonu’ndan başlayarak tartışmaya açıldığında, Biz TGC olarak 26 maddeye karşı çıkmıştık. Bu maddelerin hem açık olmayan suç tanımları, hem orantısız ceza öngörmesi hem de ifade özgürlüğünün önüne yeni sınırlamalar getirmesini vurgulayarak ortaya kendi önerilerimizi sunmuştuk. Çeşitli nedenlerle kabul olmadı. Çünkü benim değerlendirmeme göre, Türkiye’de hukuk ile siyaset sık sık karşı karşıya geliyor. Hukuk tercih edilecekken siyaset tercih ediliyor. O açıdan baktığımızda bizim 26 maddelik karşı çıkışımıza karşın Türk Ceza Yasası kabul edildiğinde Avrupa Birliği bunu reform olarak alkışladı. Oysa onun içinde kendisinin hiç benimsemediğini bildiğimiz 301. ve 305. madde vardı. Avrupa Birliği kimden nereden bilgi aldı, bunu reform olarak alkışladı ve dolaylı olarak bizim de önümüzü kesmiş oldu. Çünkü yasanın çıktığı tarih ile Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi arasındaki süre çok kısaydı.”

Türkiye’de Basın İlan Kurumu’nun hazırladığı 2011 raporunda bin 224 gazetenin yer aldığını belirten Orhan Erinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin yerleşim dağınıkları, nüfus ve ekonomik farklılıkları, yerel medyayı büyük ölçüde etkiliyor. O açıdan yerel medyanın desteklenmesi konusunda bir takım önlemler alınması daha 1971 yılında Türkiye Gazeteciler Sendikası tarafından gündeme getirilmiş ve rapor olarak yetkililere sunulmuştu. Örnek olarak da Fransa’daki yerel medya ile ilgili yöntemler gündeme getirilmişti. Çünkü ekonomik farklılıklar, gazetenin yaşaması için gerekli olan ilan ve reklam konusunda gazetelerin önünü kesen başlıca etkenlerden biri. Bir kredi kullandırılması için, bir fon oluşturulması için rahmetli Mehmet Yazar’ın devlet bakanlığı döneminde gündeme gelmişti ama gerçekleşmedi. Gerçekleşmemenin nedenlerinden biri de fonun dağıtımında siyasal tercihlerin etkili olup olmayacağı konusunda güvence verilememesiydi. En son yerel yayın organlarının KOBİ sayılması konusunda bir çalışma başlatıldı. Çünkü yerel yayın organlarında bir yönüyle sanayi bir yönüyle ticaret olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de KOBİ olabilmek için yanlış hatırlamıyorsam belirli sayıda işçi çalıştırmanız lazım. Oysa yerel medyada çalışanların sayısı bu sayıya ulaşma durumunda değil. Ama yaptıklarının önemi nedeniyle yerel medyanın da KOBİ kapsamına alınacağı yolunda siyasetçilerin vermiş olduğu sözler vardı ama nedense oradan da bir adım atılamadı”

Türkiye’deki medya yapılanmasıyla Avrupa’daki medya yapılanması birbirine benzemediğinin altını çizen Erinç, “Benzememe nedenlerinin başında Türkiye’de yaygın medyanın ağırlık olması, yerel medyanın o ağırlık karşısında direnecek gücü de bulamaması” diye ekledi. Orhan Erinç toplantıda konuşmalarını şöyle noktaladı:

“Türkiye’de yaklaşık 43 yaygın medya söz konusu. Yani İstanbul merkezli yayınların Anadolu’nun yüzde 70’inde satışa sunulan gazeteler bu kapsamda oluyor. Oysa diğer ülkelerde öncelik yerel medyada. Yaygın medya oralarda parmakla gösterilecek kadar az ama bizde tersi söz konusu. Umuyorum ki bu Avrupa Birliği müktesebatının basınla ilgili bölümü, belirli ölçüde yerel medyanın da gelişmesinin önünü açacaktır. Şunu da belirtmek gerekir. Gazeteleri yerel, bölgesel ve yaygın diye tanımlıyoruz ama gazetecileri böyle bir sınıflandırmaya tabi tutma olanağımız yok. Çünkü gazeteci hangi yerleşim yerinde ya da dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun aynı kurallara göre görev yapıyor. Medya olanakları, haber kaynakları biraz daha sınırlı oluyor ama gazeteci her yerde gazeteci. Tabi çalışma zorluğu bakımından yerelde çalışan meslektaşlarımızın zorluklarını burada birkaç örnekle bir kez daha dinledik. Çünkü yaygın gazetede çalışanların büyük bölümü, haber kaynaklarıyla ilişkileri olmayan bir yaşam biçimi sürdürüyorlar. Oysa yerel medyada kapıdan çıktığınız zaman, ya haber kaynağınızla ya haber yaptığınız kişiyle karşı karşıya gelmeniz kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortada. O nedenle yerel medyaya yöneltilen kaba kuvvet ya da tehditler Türkiye’de daha yoğun biçimde yaşanıyor. Basın İlan Kurumu’nun şubesi olmayan yerlerdeki resmi ilan dağıtımları valilerin ya da yetki verdikleri kişinin eliyle yapıldığı için sorunlar yaşanıyor. Eleştiriye tahammülsüzlük Türkiye’deki yönetimin her katında var olduğu için resmi ilan yayınlama hakkınızın elinizden alınması her zaman için söz konusu. Valiliklerin resmi ilanla ilgili kurallara göre denetleme yapmalarındaki sıkıntılar nedeniyle yaşanmakta olan haksız rekabet, yerel medya için bir başka boyutu oluşturuyor ama karamsar ya da umutsuz olma gibi bir lüksümüz yok. Bu sorunların üstesinden hep birlikte aşarız diye düşünüyorum.”

Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı Celal Toprak ise konuşmasında “Bir defa yerel medyanın iş yapış biçimlerinin doğru olmadığı bir gerçek. Çünkü yerel medyada müthiş bir aile saadeti yaşanıyor. Yerel medya kuruluşları ailelerin elinde. Aileler, bundan bazen kar bazen zarar ediyor ama bir şekilde devam ediyor. Bu doğru değil. Biz yerel medyada profesyonelleşmeyi geliştirmek için düğmeye basmalıyız. Yerel medyadaki girişimcilerin önünün açılması noktasında büyük bir değişim yaşanması gerekiyor. Bu önemli bir unsur. İkinci önemli unsur yerel medyanın gerçekten yerel davranması gerekiyor. Üçüncü bir unsur, yerel medyanın kamu hakimiyetinden kurtulması gerek” diye konuştu. ( 28 Mayıs 2011)

*

TGC, Star Gazetesi'ne yapılan saldırıyı kınadı

TGC ülkücü bir grubun Star gazetesine yaptığı saldıyı kınadı. Bir köşe yazısında kullanılan üslup nedeniyle dün gece gazete binası önünde toplanan topluluk gazeteyi taşlamış, camların kırılmasına neden olmuştu

Star gazetesine yapılan saldırı ile ilgili TGC'den yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi: "Fikre karşı kaba kuvvet ve şiddet kullanılmasını bu tür yöntemlerle gazetecilerin baskı altına alınmasını savunmak mümkün değildir. Yazıda kullanılan üsluba karşı tutum, hukuki yollara başvurmak olmalı, asla kaba güç kullanımını içermemeliydi. Genel seçimlerin yakınlaştığı şu günlerde toplumu gerginleştirecek her türlü eylemden kaçınmanın siyasilerin olduğu kadar meslektaşlarımızın da titizlikle uygulaması gereken bir görev olduğunu düşünüyor bu tür olayların yinelenmemesini diliyoruz." ( 28 Mayıs 2011)

*

''Gazeteciler modern köle''

Gazetecilerin insan sağlığını tehdit eder sürelerde çalıştırıldığını belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Baş İş Müfettişi Arif Temir, “İş Kanunu'na tabi işçilere yılda en çok 270 saat fazla çalışma yaptırılabiliyor, gazeteciler için ise bu süre 939 saate kadar çıkarılabiliyor” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Baş İş Müfettişi Arif Temir, gazetecilerin çalışma süreleriyle ilgili bir araştırma yaptı. Araştırmaya göre, gazetecilerin çalışma süresi 8, haftalık çalışma süresi ise 48 saat. Gazetecilere haftada en az bir gün hafta tatili verilmesi gerekiyor. Pazar gününden başka bir gün hafta tatili yapan gazeteci, pazar günü çalıştığı zaman fazla çalışma yapmış sayılmıyor. Gazetecinin görevinin devamlı gece çalışmasını gerektirdiği hallerde gazeteciye hafta tatili iki gün olarak veriliyor.

Sürekli gece çalışan gazetecinin haftalık çalışma süresi ise 40 saat olarak uygulanıyor. Gazetecilere, haftalık çalışmalarının dışında günde en fazla 3 saat fazla çalışma yaptırılabiliyor. Bu nedenle bir gazeteci her gün 11 saat çalıştırılabiliyor. 5953 sayılı Basın İş Yasası'na tabi çalışanların fazla çalışma ücretleri saat başına yüzde 50 artırımlı olarak ödeniyor. Ancak günlük normal çalışma süresine ilaveten fazla çalışmaların saat 24.00'dan sonraya denk gelen kısmının ücreti 1 kat fazla ödeniyor.

Gazetecilerin gece çalışması konusunda özel bir sınırlama bulunmuyor. Gazetecilerin gece çalışması da gündüz çalışmasında olduğu gibi 8 saat olarak düzenleniyor. Gazetecilere gece döneminde de 3 saat fazla çalışma yaptırılabiliyor.

Gazetecilerin fazla çalışma yapmalarına ilişkin olarak günde 3 saati geçmemek koşuluyla, 4857 sayılı İş Kanunu'ndaki gibi, yıllık bir sınırlama öngörülmüyor. İş Kanunu'na tabi işçilere, yılda 270 saatle sınırlanmış fazla çalışma yaptırılabiliyor. Gazetecilere her gün 3 saat fazla çalışma yaptırıldığı varsayıldığında, yıllık fazla çalışma süresi hafta tatili süreleri hariç 313 gün üzerinden yapılan hesaplamayla 939 saati buluyor.

Arif Temir, gazetecilerin çalışma süreleriyle ilgili çalışmasında, 939 saatlik fazla çalışma süresinin gerçekten çok uzun bir süre olduğunu vurgulayarak, ''Azami fazla çalışma yapılacak olan bu 939 saatlik süre, insan sağlığını tehdit eder nitelik taşıdığından, bu fazla çalışma sürelerine yıllık tavan getirilmesi gerektiğini belirtti.

Bugünün koşullarında 5953 sayılı Yasa'nın çalışma süreleri dahil birçok konuda ihtiyaca cevap verdiğini söylemenin mümkün olmadığını ifade eden Temir, 4857 sayılı İş Yasası değişikliğinde olduğu gibi AB müktesebatı da dikkate alınarak 5953 sayılı Basın İş Yasası'nın günümüz koşullarına göre yeniden düzenlenerek, fikir emekçilerinin de beden emekçileri gibi çağdaş iş hukukunun hükümlerinden yararlanmalarının sağlanması gerektiğini vurguladı.

Temir, gazetecilerin çalışma sürelerine ilişkin sıkıntıların ortadan kaldırılması için şu önerilerde bulundu: Gazetecilerin gündüz 8 ve haftalık 48 saat olan normal çalışma süresi, İş Kanunu'ndaki günlük 7,5, haftalık 45 saate çekilmeli. Gazetecilerin gece çalışmasında fazla çalışma yapmaları önlenmeli. İş sözleşmesinde hüküm olmaması ve fazla çalışmaya onay vermemesi durumunda gazeteciye fazla çalışma yaptırılmamalı. Gece çalışan gazetecilerin, gece çalışmalarında sakınca olmayacağına ilişkin sağlık raporu alınması uygulaması başlatılmalı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şube Yönetim Kurulu’nun araştırmaya ilişkin değerlendirmesinde, gazetecilerin çalışma sürelerinin zaman zaman katlanılmaz ölçülere ulaştığı vurgulandı. Gazetecilerin her iş günü 11 saat çalışmasına olanak veren hükmün çağdışı olduğu belirten değerlendirmede, şunlar ifade edildi: ''Gazeteciler yasal olarak 11 saat, fiiliyatta ise zaman zaman bu sürenin bile üzerinde çalıştırılmaktadır. 'Gazeteciliğin mesaisi olmaz' yaklaşımıyla belli bir mesai süresine bağlı olmaksızın çalıştırılan gazeteciler, günümüzün 'modern köleleri' konumundadır. Bunun yanında fazla çalışma yaptırma konusunda zorlayıcı olan işverenler, iş bunun karşılığını ödemeye geldiğinde ise ipe un sermektedirler.”

TGS açıklaması şöyle: “Çalışma süresinin sınırlarının ortadan kaldırıldığı bu uygulama, gazetecilerin ruhsal ve bedensel sağlıklarını ciddi biçimde tehdit etmekte, düzenli hale gelen fazla çalışma süreleri nedeniyle pek çok gazeteci sağlık problemleri yaşamaktadır. Yine bu çalışma düzeni gazetecilerin sosyal yaşamlarını altüst etmektedir.

Gazetecileri bitirip tüketen çalışma ve fazla çalışma sürelerinin yeniden düzenlenmesi ve bu sürelerin düşürülerek insani bir hale getirilmesi zorunluluktur. Öte yandan, yaptırılan fazla çalışmaların karşılığı da gazetecilere mutlaka ödenmelidir.'' (30 Mayıs 2011)

Başa Dön