Geri Dön

Haziran 2011 Raporu

TGC: Gazeteciler tutuksuz yargılanmalı

GÖP olarak cezaevinde bulunan 12 gazeteciyi ziyaret ettiklerini ifade eden TGC Genel Sekreteri Güneş, “Meslektaşlarımızdan bir kısmı tecrit koşullarında” dedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Lokali’nde mayıs ayının “Geleneksel Ay Sonu Pazartesi Yemeği” düzenlendi. Yönetim Kurulu üyelerinin de hazır bulunduğu yemekte 12 gazeteci TGC’ye üye oldu. Törene katılan 7 üyeye rozetleri ve 2010 albümleri takdim edildi. Törenin sunuculuğunu TGC Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Ayhan üstlenirken TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, cemiyetin çalışmalarını anlattı.

Güneş, konukları selamlayarak, başladığı konuşmasında “Bu dönemin en son yemeğinde bir aradayız. Eylülün sonunda tekrar bir arada olacağız” dedi. Cemiyetin yaptığı faaliyetlerle ilgili bilgiler veren Güneş, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin de içinde olduğu 93 meslek örgütünden oluşan Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak önemli bir işbirliğine, dayanışmaya imza attık. 2 defa İstanbul’da bir defa Ankara’da yürüyüş yaptık” dedi.

Güneş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Son olarak 3 Mayıs’ta uluslararası meslek örgütlerinin hepsinin bir arada olduğu Gazetecilere Özgürlük Kongresi düzenledik. 200’e yakın meslektaşımızın katıldığı önemli bir kongreydi. Bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Bütün meslek ve sivil toplum örgütlerine bu kongrenin dosyası gönderildi. Şu ana kadar duruşmasını izlediğimiz gazeteci sayısı da 100’e ulaştı. Avrupa Konseyi'nden de bu konuda önümüzdeki günlerde Türkiye’ye bir ziyaret olacak. Hükümet ısrarla böyle bir problemin olmadığını çiziyor ama biz de ısrarla Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda ciddi bir sorun olduğunu ifade ediyoruz. Tutuklu gazetecileri ziyaret ederek koşullarını da onlardan dinleme şansımız oldu. Bir kısmı tecrit koşullarında cezaevlerinde, ruhsal olarak kendilerini iyi tutmaya çalışıyorlar ama biz iyi olmayanları gördük. Meslektaşlarımızın gerçekten bir an önce o cezaevlerinden çıkıp tutuksuz yargılanmaları gerekiyor. Bu konuda çalışmalarımızı sürdüreceğiz."

Güneş’in konuşmasından sonra rozet törenine geçildi. Aktüel Yayıncılıktan Keziban Yılmaz, rozetini ve almanağını TGC Başkanı Orhan Erinç’ten aldı. RTÜK Adana Bölge Temsilcisi Sevgi Coşkunserçe’ye rozeti ve almanağı TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto tarafından takdim edildi. Rozetini alan Coşkunserçe, duygularını şöyle ifade etti: “Burada olmaktan çok mutluyum. 1981 yılında gazeteciliğe başladım. 7 yıl süren gazetecilik deneyiminden sonra devlete geçtim. Burada olmak gerçekten gurur verici. Çok teşekkür ederim.

Zaman Gazetesi redaktörü Necip Çakır mazereti nedeniyle rozet törenine katılamadı. Çakır’ın rozetini ve almanağını mesai arkadaşı Zaman Gazetesi Ekonomi Editör Yardımcısı Harun Çümen aldı. Çümen’e rozeti ve almanağı TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar takdim etti.

Zaman Gazetesi Hafta Sonu Ekleri Editörü Levent Kenez ile Cumhuriyet Gazetesi Haber Portalı editörleri Pınar Keleş ve Dilek Kılıç rozetlerini ve almanaklarını TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’ten aldı.

Muş Haber49 Gazetesi sahibi Emrullah Özbey’e rozeti ve almanağı TGC Genel Saymanı Gülseren Güver tarafından verildi. TGC’nin yeni üyeleri arasında yer alan, Adıyaman Olay Gazetesi’nden Zeynel Abidin Kıymaz, Bugün Gazetesi Dış Haberler Müdürü Habil Tecimen, Aktüel Yayıncılık VİP Dergisi’nden Elçin Can, serbest gazeteciler Burhan Dodanlı, Atilla Korkmaz mazeretleri nedeniyle rozet törenine katılamadı. (1 Haziran 2011)

*

Gazeteci Şener, Avcı davasından beraat etti

"Ergenekon" soruşturması kapsamında tutuklu bulunan gazeteci Nedim Şener, eski emniyet müdürü Hanefi Avcı'ya dair soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada beraat etti.

Tutuklu bulunan gazeteci Nedim Şener, hazırladığı bir haberde eski emniyet müdürü Hanefi Avcı'ya ilişkin soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle yargılandığı davanın Bakırköy Adliyesindeki duruşmasına sabah saatlerinde getirildi.

Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmada son sözü sorulan Şener, daha önce yaptığı savunmalarını tekrar ettiğini belirterek, şöyle konuştu: ''Haberi halkın bilgi alma hakkının yerine gelmesi amacıyla hazırladım. Muğlâk olan konuların açıklığa kavuşmasını sağlamaya çalıştım. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki, anılan soruşturmada gizlilik kararının tarihi ile suça konu yazının yayın tarihi aynıdır. Yazıyı bir gün öncesinden hazırladığım düşünüldüğünde benim haberi hazırladığım tarihte böyle bir gizlilik kararının mevcut olmadığı anlaşılacaktır. Dolayısıyla böyle bir karar alınabileceğini önceden bilmem mümkün değildir. Beraatime karar verilmesini talep ediyorum.''

Şener hakkında Milliyet gazetesinin 30 Eylül 2010 tarihli sayısının 18. sayfasında yayımlanan ''Şenay Avcı: Kimlikler görev gereği idi'' başlıklı yazıda soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği iddiasıyla yargılanarak cezalandırılması istemiyle dava açıldığını hatırlatan hakim Rüveyde Çakmak Kaner, suçun kasıt ve unsurları oluşmadığından Şener'in beraatine karar verdi.

Şener, hakime teşekkür ederek salondan ayrıldı.

ŞENER'E DESTEK

Bu sırada adliye koridorunda bulunan Şener'in bazı meslektaşları, ''Ahmet'e selam söyle'' diyerek seslendi. Duruşmayı, Şener'in eşi Vecide Şener, annesi Hüsniye Şener ile bazı yakınları, insan haklarından sorumlu eski Devlet Bakanı Ali Doğan, öldürülen gazeteci Hrant Dink'in kardeşi Hasrof Dink, CHP milletvekili adayı Şafak Pavey ve Şener'in bazı meslektaşları izledi.

Duruşma salonuna sınırlı sayıda dinleyici alınmasına izin verilirken, Şener'in yakınları da sanığa sarılmamaları konusunda uyarıldı. Salonun fiziki yetersizliği nedeniyle duruşmayı izlemekle görevli gazeteciler, kapıda durarak not alabildi. Şener'e destek vermek amacıyla adliyeye gelenlerden bazılarının üzerinde  ''Gazetecilere özgürlük, Yansak da dokunacağız'' yazısı ile Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın fotoğraflarının bulunduğu tişörtler giydikleri görüldü.

Duruşma sonrası adliye önünde basın mensuplarına açıklama yapan gazeteci Ayşe Önal, hayatlarının mahkemelerde geçtiğini belirterek, ''Hrant'ın duruşmaları, Nedim'in duruşmalarını takip ediyoruz. Bir kez daha arkadaşlarımızın suçları tanımlanmadan niçin içerde oldukları bilinmeden, tutukluluk hallerinin devamlarını protesto ediyoruz. Nedim Şener'in suçunun derhal tanımlanmasını ve serbest olarak yargılanmasını istiyoruz'' diye konuştu.

CHP İstanbul milletvekili adayı Şafak Pavey de Birleşmiş Milletler İnsan Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesine göre bir insanın suçu belli olmadan tutuklu olarak tutulamayacağını ifade etti.

Pavey, Nedim Şener'in duruşma salonunda her zamanki gibi güler yüzlü ve zarif olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Biz hep beraber bu hukuksuzluğa karşı durmaya çalışıyoruz. Beraat kararı her zamanki gibi onu da bizi de çok keyiflendirdi. Suçsuzluğu tek tek kanıtlanıyor. Bu çok umut verici. Hala tutuklu bulunması ise asla umut verici değil.''

Nedim Şener'in annesi Hüsniye Şener de oğlu beraat ettiği için çok mutlu olduğunu, çocuğunun suçlu olduğuna inanmadığını anlatarak, ''İnşallah bu davasından beraat etti, ötekilerden de beraat edecek. Adalete güveniyoruz'' dedi. (1 Haziran 2011)

*

Cumhuriyet Güçbirliği TGC’yi ziyaret etti

Cumhuriyet Güçbirliği Grubu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti. Grup adına ziyarete Özden Gönül, Ayşegül Şahin, Ümit Ülgen, Nilgül Doğan, Zerrin Öztürk katıldı. Grubu cemiyet adına Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sayman Gülseren Ergezer Güver ve Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Özdemir ağırladı. Cumhuriyet Güçbirliği Grubu destekledikleri bağımsız adaylara diğer adaylar kadar yer verilmediğini medyadan bu konuda eşit bir davranış beklediklerini vurguladılar.  30 seçim çevresinde bağımsız adaylarla seçime katılacaklarını belirten Cumhuriyet Güçbirliği Grubu, tutuklu olan adaylara kendi sesleriyle propaganda hakkının bile tanınmadığını ifade ettiler.

(1 Haziran 2011)

*

TGC üyesi Önal son yolculuğuna uğurlandı

TGC üyesi yapımcı ve yönetmen Ayhan Önal dün Levent Cami’sinde kılınan cenaze namazının ardından Ulus Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi yapımcı ve yönetmen Ayhan Önal (70), geçirdiği kalp krizi sonucu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Önal, dün Levent Cami’sinde kılınan cenaze namazının ardından Ulus Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Ayhan Özal’ın ölümüyle ilgili yayınladığı mesajda, “Cemiyetimizin üyesi sürekli basın kartı sahibi, değerli arkadaşımız Ayhan Önal’ı sevgi ve saygıyla anarken, ailesine ve basın topluluğuna başsağlığı dileriz” dedi.

1941 yılında Kayseri’de doğan Ayhan Önal, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu. Mesleğe 1968 yılında TRT’de prodüktör olarak başladı. Önal, TRT'de, birçok belgesel ve dizinin yanı sıra 1987'de çekilen “Yaprak Dökümü”nün de yönetmenliğini yaptı. (1 Haziran 2011)

*

GÖP: Gazeteciler derhal cezaevlerinden çıkarılmalı

Gazetecilere Özgürlük Platformu temsilcileri, gazeteciler Müyesser Yıldız, Nedim Şener ile eski Milliyet Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hasan Çakkalkurt’un duruşmalarını izledi.

GÖP üyeleri yargılanan gazetecilerin duruşmalarını izlemeyi sürdürüyor. Destek için Müyesser Kılıç’ın duruşmasını izlediklerini ifade eden GÖP Dönem Başkanı Ferai Tınç, “Gazetecilerin hapis cezalarıyla tehdit edilerek mahkeme önüne bile çıkarılmadan tutuklanmalarını kınıyoruz ve derhal gazetecilerin cezaevlerinden çıkarılmalarını talep ediyoruz” dedi. Bakırköy Adliyesi’ndeki Nedim Şener’in duruşma sonrası GÖP adına açıklama yapan Haluk Şahin ise “Tüm meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını ve yasalarda gerekli değişikliklerin yapılmasını istiyoruz" dedi.

TGC, TGS, TGF, Basın Enstitüsü, Basın Konseyi başta olmak üzere 93 ulusal ve yerel meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu ve çok sayıda gazeteci Silivri Cezaevi’nde tutuklu Müyesser Yıldız’ın savcı Zekeriya Öz hakkında açtığı tazminat davasını izledi.

Duruşmayı Gazetecilere Özgürlük Platformu temsilcileri olarak (GÖP) Dönem Başkanı ve Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, Basın Enstitüsü Derneği Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar izledi. Duruşmaya Müyesser Yıldız’ın yakınlarıyla içlerinde Can Ataklı, Ruhat Mengi, Banu Avar gibi isimlerin yer aldığı çok sayıda gazeteci destek amacıyla katıldı. Zırhlı bir araçla Silivri Cezaevi’nden getirilen Müyesser Yıldız adliyeye gazetecilerin "Müyesser çıkacak, yine yazacak" sloganları arasında girdi.

GÖP Dönem Başkanı Tınç, “Gazetecilerin susturulmak için cezaevlerinde çeşitli hapis cezalarıyla tehdit edilerek mahkeme önüne bile çıkarılmadan tutuklanmalarını kınıyoruz ve derhal gazetecilerin cezaevlerinden çıkarılmalarını talep ediyoruz” dedi. Tınç, GÖP adına Ankara ve Diyarbakır'daki cezaevlerindeki gazetecileri ziyaret etme talebine Adalet Bakanlığı'nın izin vermediğini söyledi.

Duruşma sonrası basın mensuplarına açıklama yapan GÖP Dönem Başkanı ve Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, “Ergenekon davası nedeniyle hapiste bulunan meslektaşımız Müyesser Yıldız’ın, savcı Zekeriya Öz hakkında açtığı davayı izlemeye geldik. Ergenekon iddianamelerinde kişisel belgelerin açıklanmasıyla ilgili olarak bir davası vardı” dedi.

“Odatv’deki baskından sonra Ergenekon iddianamesine bağlanmalarına rağmen, iddianameleri hala hazır değil. Hangi suçla yattıklarını bilmiyorlar. Fakat kendilerine terörist muamelesi yapılıyor” diyen Tınç, şunları söyledi: "Bugün  Müyesser Yıldız’ın duruşmaya nasıl getirildiğini gördük. Zırhlı araçlar içinde ağır bir tecrit içinde getiriliyorlar. Türkiye’de bugün 65 gazeteci çoğu da terör suçlamasıyla cezaevlerinde. Gazetecilerin düşüncelerini açıklamalarını engellenmesini, bu nedenle susturulmak için onların cezaevlerinde çeşitli hapis cezalarıyla tehdit edilerek mahkeme önüne bile çıkarılmadan tutuklanmalarını kınıyoruz ve derhal gazetecilerin cezaevlerinden çıkarılmalarını talep ediyoruz. Çünkü demokrasinin ancak özgürlükler temelinde ilerleyeceğini, basın özgürlüğünün de bunun esası olduğunu inanıyoruz.”

Ferai Tınç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz 93 yerel ve ulusal meslek örgütü olarak, gazeteci tutuklanmalarına son verilmesini, bunun Türkiye’nin demokrasi karnesini son derece kötü etkilediğini, demokratikleşmenin önünde en büyük engel olduğunu görüyoruz. Bugün Müyesser’in duruşmasını izledik. Her gün duruşmaları izliyoruz. Arkadaşlarımızın yok yere tutuklandığını, susturulmak için tutuklandığını görüyoruz ve derhal bu uygulamaya son verilmesi çağrısında bulunuyoruz. Gazetecileri susturulan bir ülkede vicdanlar susturulmuş demektir. Bu ülkenin gazetecileri olarak biz, bunu kabul etmiyoruz. Yetkilileri derhal harekete geçmeye çağırıyoruz. Maalesef sesimizi duyuramıyoruz ama sesimizi yükselterek GÖP olarak meslektaşlarını cezaevlerinde ziyaret ettiklerini belirten Tınç, sözlerini şöyle bitirdi: “Silivri’deki meslektaşlarımızı ziyaret ettik. Ankara Sincan Cezaevi’nde ve Diyarbakır Cezaevi’nde yatan arkadaşlarımız için talepte bulunduk. Fakat maalesef Adalet Bakanlığı ‘onlar terörist’ diye bu izni vermedi. Gazetecilerin fikirlerinden, yazdıklarından, yaptıkları haberlerden ve kullandıkları resimlerden dolayı cezaevlerinde terörist suçlamasıyla susturuldukları bir dönemde yaşıyoruz. Biz cezaevlerine gitmek için başvurularımızı yineleyeceğiz, taleplerimizi yineleyeceğiz ve özgürlükleri elinden alınan meslektaşlarımızın yanında olmak için gerekli olan her adımı atacağız.”

Müyesser Yıldız'ın duruşması ise 28 Temmuz saat 11.30’a ertelendi.

Gazeteci Müyesser Yıldız’ın ağabeyi Dr. Faruk Yıldız da duruşma öncesi gazetecilerin tutuklamalarını ve gazetecilere açılan davalar ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Ağabey Yıldız, demokrasinin, basın ve ifade özgürlüğünün olduğu bir ülkede gazetecilerin, yazdıkları yazılar ve kitaplar nedeniyle yargılanmamaları gerektiğini söyledi.

Gazeteci Banu Avar, “Gazetecilere kendi ülkesinde korkunç bir baskı var. Ve devam ediyor. Bu da gelinen bir noktayı gösteriyor. Benim korkum bunun çok fazla artacağı. Çok büyük bir boyuta varacağından endişe ediyorum şu anda” diye konuştu.

Uzun yıllar Ankara’da Başbakanlık muhabirliği yaptığını söyleyen gazeteci Fatma Sibel Yüksek ise  “Bana gazetecilik yaptırtmıyorlar artık. İktidarın hoşuna gitmeyen yazılar yazan gazetecilere yapılan baskılar bakımından ilklerden biri olduğumu düşünüyorum ama artık herkesin bu tehdidin altında olduğunu düşünüyorum. Hiç kimsenin güvencesi yok” ifadelerinde bulundu.

*

GÖP, Bakırköy Adliyesi’nde

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) üyeleri adliyelerde gazetecilerin duruşmalarını izlemeye devam ediyor.

GÖP temsilcileri gazeteci Nedim Şener ile eski Milliyet Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hasan Çakkalkurt hakkında ''gizliliği ihlal'' suçundan açılan 2 ayrı davayı izledi.

Davaya GÖP adına TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGC Yönetim Kurulu üyesi Recep Yaşar, Basın Enstitüsü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haluk Şahin, Basın Konseyi'nden Oktay Huduti katıldı.

Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde ''Fuar yeri kavgası, rüşvet soruşturmasına dönüştü'' başlıklı habere ilişkin açılan davanın duruşmasına, tutuksuz sanık Hasan Çakkalkurt ile ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklu bulunan bu davanın tutuksuz sanığı gazeteci Nedim Şener katıldı.

Mahkeme hakimi Rüveyde Çakmak Kaner'in izinli olmasından dolayı hakim Metin Turan'ın baktığı duruşmada savunmasını yapan Nedim Şener, Milliyet gazetesinde yer alan haberin kendisine ait olduğunu belirterek, internet sitesinde yayımlanan haberin ise gazeteden alındığını ve bu nedenle kendisinin sorumlu olmadığını söyledi.

Çakkalkurt ise Basın Kanunu'nun 11. maddesi gereğince eser sahibi belli olduğundan bu davada sanık olmaması gerektiğini söyledi.

Yine aynı gazetede yayımlanan ''Siyah çanta odada yoktu'' başlıklı habere ilişkin açılan davanın duruşmasında da savunmasının yapan Şener, haberin kendisinin olduğunu, Hanefi Avcı'nın Devrimci Karargah Örgütü kapsamında yapılan operasyonda tutuklanmasıyla ilgili bürosunda bir çanta içinde birçok siyasetçi, bürokrat ve basın mensubuna ilişkin ses kasetlerinin olduğunun iddia edildiğini anlattı. Hasan Çakkalkurt da haberi görselleştirmek ve zenginleştirmek adına Nazmi Ayan'ın ifade sureti kesilerek fotokopi şeklinde habere eklendiğini belirterek, Nazmi Ayan'ın ifadesinin tamamının yayımlanmadığını söyledi.

Hakim Metin Turan, Nedim Şener'in bir sonraki duruşmada hazır edilmesine karar vererek, Duruşmaları, Nedim Şener'in eşi Vecide Şener, akrabaları ve çok sayıda gazeteci meslektaşı da izledi. ''Gazetecilere Özgürlük Platformu'' adına konuşan Uluslararası Basın Enstitüsü Derneği Yönetim Kurulu üyesi Haluk Şahin, Nedim Şener ve diğer gazeteci arkadaşlarının bir an önce hapisten çıkmaları, özgürlüklerine kavuşmaları, gazetecilere yönelik kısıtlayıcı yasal engellerin en kısa zamanda kaldırılması gerektiğini bir kez daha anladıklarını söyledi.

Prof. Dr. Haluk Şahin şöyle konuştu: “Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak meslektaşımız Nedim Şener'in duruşmasını izlemeye geldik. Duruşma listesi gazetecilerle doluydu. Demokrasilerde gazeteciler hayatlarını mahkeme koridorlarında yada hapishanelerde geçirmezler. Her şeyden önce Nedim Şener'in ve diğer gazeteci arkadaşlarımızın bir an önce hapisten çıkmaları, özgürlüklerine kavuşmalı ve gazetecilere yönelik kısıtlayıcı yasal engellerin en kısa zamanda kaldırılması gerektiğini bir kez daha anladık. Nedim Şener ve Yazı İşleri Müdürü Hasan Çakalkurt gizliliği ihlal ve hakaretle ilgili 2 basın davasından yargılandılar. Savunmalarını yaptılar. Soruşturmacı, araştırmacı gazeteciler akvaryumdaki filtreler gibidir. Hapiste bulundukları ve görevlerini yerine getiremedikleri ülkelerde akvaryumun suyu zamanla kirlenir, kokuşur. O yüzden halkın gerçekleri öğrenme hakkını yerine getirmeye çalışan tüm meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını ve yasalarda gerekli değişikliklerin yapılmasını istiyoruz" (3 Haziran 2011)

*

“Gazetecilere yönelik şiddet olağan hale getirildi”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2 kadın gazeteciye yönelik sözlü ve fiziksel şiddeti kınadı.

TGC, yazar Nuray Mert’in Başbakanın sözlü şiddetine, Cumhuriyet muhabiri Pelin Ülker’in de polisin fiziksel şiddetine uğramasını kınayarak bir açıklama yaptı. Cemiyet açıklamasında “İktidar tutumu gazetecilere yönelik sözlü ve fiziksel şiddet olaylarını olağan olaylar haline getirdi. Halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazetecilere bu şiddetin layık görülmesine göz yumulmasını yadırgıyoruz” dedi.

65 gazetecinin cezaevlerinde tutuklu bulunduğuna 4 bin gazetecinin dava baskısı altında olduğuna dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, yazar Nuray Mert’e uygulanan sözlü şiddeti ve Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Pelin Ülker’e uygulanan fiziksel şiddeti kınadı. Hükümetin gazetecilere yönelik saldırı ve tehditlerin kaynağının ortaya çıkarılması konusunda gerekli duyarlılığı göstermediğine dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin açıklaması şöyle: “Demokrasi ülkeyi yönetenler için farklı görüşlere tahammül etme sanatıdır. Yöneticiler gazetecilerin rahat çalışma koşullarını sağlamak, halkın bilgi edinme hakkını korumak ve basın özgürlüğüne saygı göstermekle sorumludurlar.

Oysa hükümet gazetecilere yönelik sözlü ve fiziksel şiddet olaylarının olağan olaylar haline getirilmesine zemin oluşturuyor. Halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazetecilere bu şiddetin layık görülmesini yadırgadığımızı bir kez daha vurguluyoruz.

Son olarak yazar Nuray Mert, görüşlerinden ve yazılarından ötürü Başbakan’ın sert suçlamalarına maruz kaldı ve hedef gösterildi. Yazar Mert’e bu hedef gösterme nedeniyle bir saldırı olursa kim sorumlu olacak? Siyasetçileri ifade özgürlüğüne saygıya ve daha sorumlu bir üslup kullanmaya davet ediyoruz.

Cumhuriyet gazetesi muhabiri Pelin Ünker ise 1 Haziran 2011 tarihinde İstanbul Mecidiyeköy’deki gösterileri izlerken Cumhuriyet Gazetesi Tanıtma Kartı’nı göstermesine rağmen, kartı yırtıldı ve şiddete maruz kaldı. Sol kolunu kullanamaz hale gelen Pelin Ünker, 5 gün iş göremezlik raporu almak zorunda kaldı ve kendisine saldıran polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kamuoyunun aleyhine olan haksızlıklar, yolsuzluklar konusunda haber yapmak gazetecilerin en önemli işlevidir. Bu görevlerini yerine meslektaşlarımıza siyasetçilerden gelen sözlü şiddeti ve kolluk güçlerinden gelen sistemli fiziksel saldırıları kınıyoruz. Pelin Ünker’e yönelik saldırının sorumlularının acil olarak yargıya teslim edilmelerini istiyoruz.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası Yönetim Kuruluda bir açıklama yaparak Cumhuriyet gazetesi muhabiri Pelin Ülker’in polis şiddetine maruz kaldığını açıkladı.

TGS Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklama şöyle: Cumhuriyet gazetesi muhabiri Pelin Ünker, 1 Haziran 2011 tarihinde İstanbul Mecidiyeköy’deki gösterileri izlerken polis şiddetine maruz kaldı. Henüz sarı basın kartı bulunmayan genç meslektaşımız, Cumhuriyet gazetesinin kurum kartını göstermesine rağmen, polisin sert müdahalesinden kendisini kurtaramadı. Bir polis memuru, Pelin Ünker’in sol kolunu tutup bükerek, ağır biçimde zedelenmesine neden oldu. Sol kolunu kullanamaz hale gelen Pelin Ünker, 5 gün iş göremezlik raporu almak zorunda kaldı. Pelin Ünker, kendisine saldıran polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletirken, bu saldırı sırasında “Git şikayet et, bize bir şey olmaz” diyebilecek kadar pervasızlaşan güvenlik görevlilerini kınıyoruz. Yetkilileri, arkadaşımızın suç duyurusunun davaya dönüşebilmesi için ilgili polis memurları hakkında soruşturma izni vermeye ve görevlerini yapmaya çağırıyoruz. Geçmişte gazetecilere yönelik birçok saldırıda gördüğümüz umursamazlığın, bu kez yinelenmemesini diliyoruz. Valilik ve emniyet yöneticilerini, Pelin Ünker’e yönelik bu saldırı karşısında gerekli duyarlılığı göstermeye davet ediyoruz.

Güvenlik görevlilerinin yeni saldırılarına zemin yaratılmaması için, meslektaşımıza yapılan bu saldırının cezasız bırakılmayacağını ummak istiyoruz.” (7 Haziran 2011)

*

GÖP yargılanan gazetecilerin durumu değerlendirecek

TGC 'ninde içinde bulunduğu 93 gazetecilik meslek örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu GÖP tutuklu ve tutuksuz yargılanan gazetecilerin durumunu değerlendirdi.

Kurulduğu günden bu yana 3 yürüyüş ve Gazetecilere Özgürlük Kongresi düzenleyen 100’e yakın gazetecinin davasını izleyen, tutuklu gazetecileri cezaevinde ziyaret eden Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), yargılanan gazetecilerle ilgili basın toplantısı yapacak.

Platform gazetecilerle ilgili 65’den fazla gazetecinin tutuklu olmasını ve 4 bini aşkın yürüyen dava ve soruşturma konusunu ele alacak. Toplantıya yargılanan gazeteciler de davet edildi.

Gazetecilere Özgürlük Platformu Temsilcileri gazetecilere yönelik soruşturma, dava, fiziki saldırı, baskı ve tehditlerin giderek artmasından, gazeteci Hrant Dink ve gazeteci Cihan Hayırsevener’in öldürülmesiyle ilgili davaların seyrinden duyduğu kaygıyı dile getirecek. Çok sayıda yayın organının toplatılması ve kapatılması, karikatür ve mizah dergilerinin poşete sokulması, internet sitelerine erişimin engellenmesi, radyo ve TV kuruluşları hakkında çeşitli yaptırımlar uygulanması, gazetecilerin iş güvencesinden yoksun olması, editoryal bağımsızlık üzerinde yaratılan korku ortamını ele alacak.

Kurulduğu günden bu yana İstanbul’da 2, Ankara’da 1 yürüyüş ve Gazetecilere Özgürlük Kongresi düzenleyen 100’e yakın gazetecinin davasını izleyen, tutuklu gazetecileri cezaevinde ziyaret eden Gazetecilere Özgürlük Platformu, basın özgürlüğü konusunda atılması gereken adımları dile getirecek. (7 Haziran 2011)

*

GÖP’ten siyasi partilere çağrı

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), ''cezaevlerindeki gazetecilerin derhal serbest bırakılması ve gazetecilere yönelik kavgacı ve aşağılayıcı üsluba son verilmesi'' konusunda siyasi partilere çağrıda bulundu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Lokali’nde düzenlenen basın toplantısında, Basın Enstitüsü Deneği Başkanvekili Kadri Gürsel, Gazetecilere Özgürlük Platformu adına ortak açıklamayı okudu.''Seçimlere 5 gün kala, hükümet dahil hiçbir siyasi partinin basın özgürlüğünü güvence altına almak için ne yapacakları konusunda hiçbir şey söylememiş olmalarını esefle karşılıyoruz'' denilen açıklamada, Türkiye'nin, dünyada basın özgürlüğü ihlalleri açısından notu en düşük ülkeler arasında yer aldığı belirtildi.

''Biz gazeteciler olarak, bu durumu içimize sindiremiyoruz'' ifadesinin yer aldığı açıklamada, şu değerlendirmelerde bulunuldu: ''Türkiye gazetecileri, yaptıkları haberler ve yazdıkları yazılar nedeniyle 10 binden fazla basın davasıyla karşı karşıyalar. Medya patronları, gazetelerindeki muhalif sesleri susturmaları için ağır baskı altında bırakılıyorlar. Son bir yıl içinde kepenk indiren köşelere bakınca, durumun ne kadar kritik olduğu anlaşılıyor. Bugün çeşitli bahanelerle 70 gazeteci tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde.”

GÖP açıklamasında “Hükümete göre onlar terör suçlusu. İktidarın çizgisine ters görüşleri savunanlar, terör örgütleri ile ilişkilendirilerek terörist suçlamasıyla uzun tutukluluk cezalarına çarptırılıyorlar. Cumhurbaşkanı'nın, tutuklu gazetecilerle ilgili son yaptığı 'Gazeteciler, yazdıklarından yargılanmıyor, bunlar illegal örgütlerin, şiddet kullanan, silah kullanan örgütlerin içinde ve kendileri şiddetin içinde bulunan insanlar' açıklamasını da hayretle izliyoruz. Bu açıklamanın yargılamayı etkileyecek bir sonucu olabileceğini de hatırlatıyoruz'' denildi.

Tutuklu veya hükümlü bulunan 70 kişilik gazeteci listesinde, Uluslararası Basın Örgütünün ''Basın Kahramanları Listesi''ne seçilen Nedim Şener ile Ahmet Şık ve Mustafa Balbay'ın da bulunduğu hatırlatılan açıklamada, platform olarak Ankara ve Diyarbakır'da tutuklu bulunan gazetecileri ziyaret etmek için 15 gün öncesinden başvuru yapılmasına rağmen, Adalet Bakanlığı’ndan izin alınamadığı ifade edildi.

''Türkiye'nin, herkesin düşüncelerini rahatça dile getirdiği, gazetecilerin olayların üzerine rahatça gidip haber yaptıkları bir ülke olmaktan uzaklaştığı, medyaya karşı büyük tahammülsüzlüğün bulunduğu'' öne sürülen açıklamada, yerel ve ulusal 93 meslek örgütünün bir araya gelmesiyle kurulan Gazetecilere Özgürlük Platformunun, seçimlere beş gün kala taleplerini yeniden hatırlattığı ifade edildi.

Açıklamada, şunlar belirtildi: ''Gazetecilere yönelik kavgacı, aşağılayıcı üsluba son verilmelidir. Özellikle siyasiler, kendilerini eleştiren ya da aykırı görüşleri savunan gazetecileri hedef göstermekten titizlikle kaçınmalıdır. Gazeteci cinayetlerinin hiç de yabancısı olmadığı bir ülkede, siyasiler, gazetecileri susturmak yerine kendilerini daha iyi ifade etmenin ve eleştirileri anlamaya çalışmanın yollarını aramalıdır. İkinci talebimiz, cezaevlerindeki gazeteciler derhal serbest bırakılsın. Tutukluluk hali, gazetecileri susturmanın en kolay ve en sık başvurulan yöntemi olmaktan mutlaka çıkarılmalı, gazeteciler işlerinin başına dönmelidir. Gazetecileri orantısız para ve hapis cezaları ile karşı karşıya getiren kanun maddeleri yasalarımızdan ayıklanmalı, bu bağlamda Ceza Yasası, Basın Yasası, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Terörle Mücadele Yasası mutlaka gözden geçirilmelidir. 'Basın yoluyla işlenen suçlar' ifadesiyle ağırlaştırılmış cezalar verilmesi ve verilen para cezalarının medya kuruluşlarını ve gazetecileri iflasa sürükleyecek orantısızlıkta olması engellenmelidir. Gizli belgeleri yayımladıkları gerekçesiyle yüzlerce gazeteci hakkında binlerce dava bu kapsamda yeniden gözden geçirilmeli, belgeleri yayımlayan gazeteciler değil, onları sızdıran devlet görevlileri hakkında yasal işlem yapılmalıdır. Evrensel hukuk ilkelerine aykırı olan ve uygulamalarıyla genel olarak özgürlükler, özel olarak da basın ifade özgürlüğü önünde en büyük engel teşkil eden özel yetkili mahkemeler kaldırılmalıdır.''

Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde düzenlediği basın toplantısında konuşan TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Türkiye’de önemli bir noktaya dikkat çekerek, Türk Ceza Yasası ve Terörle Mücadele Yasası'ndaki maddeler olduğu sürece gazetecilerin de yazarların da iki yakası devletin elinden kurtulmaz. Biz bunu Devlet Bakanı Bülent Arınç’a da söyledik. Arınç bize ‘Bizzat ben varım komisyonda. Böyle bir çalışma yapıyoruz ama Terörle Mücadele Yasası’na dokundurtmam’ dedi. Şimdi 'dokundurtmam' dediğiniz Terörle Mücadele Yasası’yla Güneydoğu’da gazetecilik yapamazsınız. Her şey suçu, suçluyu övme kapsamına girebilir. Her şey, örgüt propagandasına girebilir. Dolayısıyla bu maddeler olduğu sürece Güneydoğu’da gazetecilik yapmak hayal.

Türk Ceza Yasası’na gelince yasa çıktığında ülkede büyük bir sevinçle karşılandı. İşte dendi ki ‘İtalyanların meşhur faşist ceza yasası kalktı. Türkiye’ye özgürlük getiren bir yasa geldi’ Biz TGC olarak o zaman da bu yasadaki aksaklıkları komisyonda dile getirmeye çalıştık. Başkan Orhan Erinç komisyona katıldı. 26 madde üzerinde çekincemiz vardı. 13’ünü kabul ettiler geri kalanları kabul edilmedi. Bugün yoruma çok açık ve suçu ve suçluyu övmeye benzer ceza yasasında olan bir takım maddelerden ötürü arkadaşlarımız bugün içeride. Çeşitli duruşmaları izlediğimiz zaman GÖP olarak, görüyoruz ki biz Nedim’in duruşmasına gidiyoruz. Orada bir bakıyoruz 6-7 duruşma daha var ve hepsi gazetecilerle ilgili. Hepsi de bu ceza yasasının çok rahat gazetecileri yargı önüne çıkaran maddelerinden kaynaklanıyor. Bunlar ve iktidarın bakış açısı değişmedikçe Türkiye’de bu durum sürecek.”

Hem basın meslek örgütleri olarak hem de GÖP olarak Brüksel’de düzenlenen bir kongreye çağrıldıklarını anlatan Olcayto, şöyle devam etti:

“Kongrede şöyle bir tabloyla karşılaştık. Bize buraya daha önce gelen Avrupa Birliği komisyonundan üyeler, İnsan Hakları Komiseri Türkiye’yi neredeyse Türkiye’deki basın sorunlarını bizden iyi biliyor. Uzun uzun anlattık kendilerine ama oraya gittiğimizde bize verilen söz değil, Türkiye ve Balkan ülkelerinin basın sorunlarının masaya yatırıldığını gördük. Bizim TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, bütün çırpınışlarına rağmen sadece 2 dakikalık bir konuşma koparabildi. Hazırladıkları panellerin hiçbirinde bize yer verilmemişti. Bir panelde Bilgi Üniversitesi’nden akademisyen bir arkadaş internet konusunda konuştu. İlginç tarafı Türkiye’yi savunan tek gazeteci, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün başkanıydı. Şimdi şöyle baktığınız zaman Avrupa Birliği sonuçta bir ekonomik topluluk ve hükümetle arasını iyi tutmak zorunda. Ne kadar Türkiye’de demokrasinin kör topal gittiğini görse de sonuçta iktidarla iyi geçinmek zorunda. Onun için biz kendi işimizi kendimiz görmemiz lazım. Bugün basını ayrıştırıyorlar. Bu ayrıştırmayı önlememiz lazım. O nedenle de biz Zaman gazetesindeki arkadaşlarımızın duruşmasını izliyoruz. Bize haber veren bütün arkadaşların duruşmasını izliyoruz. Ortak paydada birleştiğimiz için bu kadar büyük bir topluluk olarak bir araya geldik. Ortak payda bugün gazetecilere yönelen tehdittir, saldırılardır, gazetecilerin parmaklıklar arkasında olmasıdır.

Egemen Bağış Brüksel'deki o konferansta gönderdiği yazılı açıklamada ‘Türkiye’de sadece 27 gazeteci tutuklu’ demişti. Değil 27, Türkiye’de bir gazetecinin olması bile ayıptır. Türkiye’de kitap toplatılması ayıptır. Türkiye’de Muzır Kurulu diye bir kurul olması da ayıptır. Şunu da ekleyeyim. Biz TGC olarak Muzır Kurulu’nda hiçbir zaman yer almadık. Oluşumuna karşı çıktığımız içinde Muzır Kurulu içinde yer almıyoruz.”

Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun TGC Lokali’ndeki basın toplantısına, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özdemir, Recep Yaşar, Basın Enstitüsü Derneği Başkan Vekili Kadri Gürsel, TGS Genel Sekreteri Muhittin Doğan, Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal Zeynioğlu, gazeteci-yazar Yazgülü Aldoğan ile çok sayıda basın mensubu katıldı. (8 Haziran 2011)

*

Gazeteci Katırcıoğlu son yolculuğuna uğurlandı

İstanbul'da önceki gün vefat eden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Üyesi, gazeteci Doğan Katırcıoğlu (76), son yolculuğuna uğurlandı.

TGC Üyesi, Basın Şeref Kartı ve 2007 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü sahibi gazeteci Doğan Katırcıoğlu’nun cenazesi Sultanahmet Cami’sinde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Katırcıoğlu’nun cenaze töreninde konuşan TGC Başkanı Erinç, Katırcıoğlu ile 1957 yılında gazeteci olarak tanıştıklarını, o günden bu yana hem meslektaş hem de arkadaş olarak kaldıklarını söyledi. Erinç, “Doğan bizlere, arkadaşlarına, arkadaşlarının yakınlarına sağlık konusunda gösterdiği yakınlığı, ilgiyi, özeni kendisine de göstermiş olsaydı bugün aramızda olurdu” dedi.

Erinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Doğan’ın bir dönem TGC sağlık sorumlusu olarak üyelerimizin sağlık problemlerini çözmek için çabalar harcadığı da burada bir vefa borcu olarak vurgulanmalı diye düşünüyorum. Gazeteciliği bir yaşam biçimi olarak algılayan ve ‘köpeğin insanı değil insanın köpeği ısırdığı haberdir’ tanımını biraz dışlayıp olayın arkasındaki bit yeniğini bulmaya çalışan böylece haberin karanlıkta kalmayan yönleri olduğunu ortaya koyan, her dalda başarılı örnekler vermiş bir gazeteciydi. Ne yazık ki kaybettik. Üzüntümüz sonsuz. Kendisine rahmet dilemekten başka bir şey gelmiyor.

1961 yılında Son Posta gazetesinde mesleğe beraber başladığı arkadaşlarından biri olduğunu söyleyen TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “İstanbul Erkek Lisesi’nde de birlikte okuduk. Dolayısıyla Cağaloğlu’ndan ikimiz de hiç kopmadık. Uzun süreli bir dostluğumuz vardı. Erken sayılabilecek bir ölüm. Çok çalışkan çok üretken bir arkadaşımızdı. İyi bir gazeteciyi kaybettik diye düşünüyorum” dedi.

“Doğan ağabey doğuştan gazeteci diyebileceğimiz tipten bir insandı, gazeteciydi” diyen TGC önceki başkanı Nail Güreli, şunları söyledi: “Çok yürekliydi. Meslek ilkelerine bağlıydı. Gazetecilik dışında hiçbir derdi, hedefi olmayan bir insandı. Yani gazetecilikte örnek alınabilecek gazeteciydi. Cesur yürekli, halka karşı sorumluluk bilinci gelişmiş bir gazeteciydi. Kaybı gerçekten Türk basını için acıdır. Işıklar içinde yatsın diyorum.”

TGC Genel Saymanı Gülseren Güver de “Doğan Katırcıoğlu, mesleğin duayenlerinden, eğilmeyen, bükülmeyen örnek gazetecilerden birisiydi. Benim için de özel bir insandı. 1982’de Milliyet’te ilk kez gazeteciliğe başladığımda onunla tanıştım. Onlar bize yol haritası çizdiler. Ölene kadar meslek ilkelerinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Özellikle medyanın bu kadar baskı bulunduğu, korkutulduğu, gazetecilerin susturulduğu, hapishanelere tıkıldığı bir dönemde onun kişiliği özlenen gazeteci profilini ortaya koyuyordu. Allah rahmet eylesin. Çok üzgünüz. Gerçekten yeri doldurulamayacak bir isim” şeklinde konuştu.

Çocukluğundan beri Katırcıoğlu’nu tanıdığını, onu çok sevdiğini dile getiren Habertürk gazetesi yazarı Umur Talu da “Onu hep gazeteci olarak bildim. Basın köyünde bir yazarlar vardı Çetin Altan, Yaşar Kemal, Orhan Kemal. Bir de muhabirler vardı. O muhabirlerden biri de Doğan Katırcıoğlu’ydu. Daha sonra ben büyüdüm. Gazeteci olarak onunla çalıştım. Şefi, müdürü oldum ama o hep haber peşinde koştu. Hep heyecanlandı. Hep minik minik notlarını getirirdi. Belki bu çağa ayak uyduramadı ama bu çağda bir gazetecilik varsa onu hazırlayan insanlardan biriydi. Tabiî ki bu piyasanın şöhret normları dahilinde birisi değildi ama tam Sultanahmet Camisi’ndeki Katırcıoğlu’nun cenaze törenine eşi Meral Katırcıoğlu, oğlu Okan Katırcıoğlu, TGC Başkanı Orhan Erinç, Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, TGC önceki Başkanı Nail Güreli, TGC Onursal üyeleri Mücahit Atmanoğlu, Oktay Duran, Prof. Dr. Nuran Yazıcıoğlu, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Habertürk gazetesi yazarı Umur Talu ile çok sayıda seveni katılırken, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da Katırcıoğlu’nun ölümü dolayısıyla başsağlığı diledi. (8 Haziran 2011)

*

TGC, Ulusal Kanal’ın yayınının 3 gece durdurulmasını kınadı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Ulusal Kanal’ın yayının durdurulması kararını basını özgürlüğüne aykırı bir karar olarak nitelendirdi.

Ulusal Kanal’ın yayın durdurma cezası, TGC tarafından “denetim baskı aracı olarak kullanılmamalı” denilerek kınandı. Cemiyet’in açıklamasında "Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yayınlarda tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkesinin gözetilmesi ve siyasi partiler arasında taraf tutmaksızın fırsat eşitliğinin sağlanması için yaptığı denetim işlevini iktidara muhalif yayın organlarına baskı unsuru olarak kullanmamakla yükümlüdür" denildi.

Türkiye’de her gün basın ve ifade özgürlüğünü baskı altına almaya yönelik bir uygulama yaşandığına dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Ulusal Kanal’ın seçim yasaklarına uymadığı gerekçesiyle yayınının 3 gün süreyle durdurulmasını kınadı.

Cemiyetin açıklaması şöyle: “İfade özgürlüğü açısından uluslar arası listelerin en alt sıralarında yer alan bir ülkede gazetecilik yapmak her geçen biraz daha zorlaşmaktadır. Siyasetçiler sık sık gazetecileri, gazete ve televizyon kuruluşlarını öfkeli kalabalıklara hedef göstermektedir. Çok sayıda yayın organı toplatılmakta, kapatılmakta, karikatür ve mizah dergileri poşete sokulmakta, internet sitelerine erişim engellenmekte, radyo ve TV kuruluşları hakkında çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu yaptırımların son örneği de Ulusal Kanal’a uygulanmıştır. 3 gece yayını durdurulan Ulusal Kanal’a uygulanan yaptırım adil değildir. Karar basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne aykırıdır.

Yüksek Seçim Kurulu(YSK) ve Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yayınlarda tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkesinin gözetilmesi ve siyasi partiler arasında taraf tutmaksızın fırsat eşitliğinin sağlanması için yaptığı denetim işlevini iktidara muhalif yayın organlarına baskı unsuru olarak kullanmamakla yükümlüdür.

70 gazetecinin tutuklu olduğu, gazeteciler hakkında 10 bini aşkın dava açıldığı, yayın durdurma kararının bir baskı aracı olarak kullanıldığı, gazetecilerin iş güvencesinden yoksun olduğu, editoryal bağımsızlık üzerinde korku yaratıldığı bir ülkede yaşıyor olmaktan bizim gibi bu ülkeyi yönetenlerin de rahatsızlık duyacağı günlerin gelmesini diliyoruz. Medyaya karşı yasakçı anlayışların bırakılmasını ve ülkemizi ifade özgürlükleri listelerinde üst sıralara taşıyacak adımların atılmasını istiyoruz.” (9 Haziran 2011)

*

TGC kuruluşunun 65. yılını kutluyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kuruluşunun 65. yılını bugün Basın Müzesi’nde yapacağı bir toplantıyla kutlayacak. Toplantıya geçmişte TGC yönetim kurullarında yer alan en kıdemli üyeler de katılacak.

10 Haziran 1946 yılında kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) kuruluş yıldönümünü bir toplantı ve plaket töreniyle TGC Basın Müzesi’nde kutlayacak. 81 ilden 3 bin 500’ü aşkın üyesi olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ülkenin en büyük meslek örgütü olarak kabul ediyor. Basın özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması ve gazetecilerin haklarını savunmak için mücadele eden cemiyetin kuruluş oluşumuna giden gelişmelerin son adımı 10 Ocak 1945 tarihinde atıldı.

Sedat Simavi, Sadun Galip Savcı, Cihat Baban, Hayri Alpar ve Sait Kesler’in aralarında bulunduğu gazeteciler tarafından, 10 Haziran 1946 yılında kuruldu. TGC’nin temel amacı özetle şöyle: “Gazete, dergi, radyo ve televizyon gibi yazılı, işitsel, görsel ve elektronik iletişim alanlarını kapsayan gazetecilik mesleğini; geleneklerini, ahlak ilkelerini korumak; herkesin bilgi edinme, gerçekleri öğrenme hakkının bir aracı olan iletişim ve düşünce özgürlüğünü sağlamak, gazetecileri meslekleri içinde ilerletmek ve yüceltmek.”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olgusuna giden yolun son aşamasının başlangıcı, 10 Ocak 1945 tarihidir. O gün, Yedi Gün Dergisi ve Basımevi'nin (Derginin başyazarlığını, o dönemde Hüseyin Cahit Yalçın yapıyordu.) sahibi Sedat Simavi, Türk Basın Birliği'nin İstanbul bölgesi yöneticiliğine seçildi.

O döneme kadar, iktidardaki siyasal otoritenin etkisinde kalan TBB'nin sultasındaki basın kadroları, özgürlükçü bir çabaya yöneldi. Batı ülkelerinde uygulanan demokratik basın standartlarına uygun ve bağımsız bir meslek birliği (cemiyet) isteniyordu.

Bu amaçla yürütülen çalışmalar, yaklaşık altı ay sürdü.

Dönemin gazetecileri, kurucu başkanlığa Sedat Simavi’yi (1896-1953) getirdi. Üyeliklere ise Vatan yazarları Sadun Galip Savcı (1898-1967), Hayri Alpar (1916-1986), Tasvir'in sahibi ve başyazarı Cihat Baban (1911-1984) ile Son Telgrafta yazan Sait Kesler (1901-1975) seçildiler.

Meslektaşlarının yoğun desteğini sağlayan Sedat Simavi ve arkadaşları, 10 Haziran 1946'da, İstanbul Valiliği'ne bildirim dilekçesi vererek, Gazeteciler Cemiyeti'ni kurdu. Sonra da İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan gelişmeler nedeniyle etkinliğini yitiren, TBB'nin İstiklâl Caddesi'ndeki merkezine giderek, kapısına Gazeteciler Cemiyeti yazılı tabelayı astılar. Simavi, cemiyetin tek kuruş bulunmayan kasasına beş bin lira (O günlerde dolar yaklaşık iki buçuk liraydı) koyarken, öteki gazete sahipleri de parasal katkıda bulundu.

O sıralarda, Türk basınına biraz olsun soluk veren önemli bir gelişme daha yaşandı. Girişimler sonucunda, Basın Yasası'nda bir yıldırım değişiklik yapıldı.

Gazete ve dergilerin, hükümet otoriteleri yerine mahkeme kararlarıyla kapatılabileceği maddesi yürürlüğe konuldu.

Basın Yasası'nın 50. maddesi, 13 Haziran 1946 günü değiştirilerek, "Cürümün gerektirdiği cezasının yanı sıra gazete veya dergi, mahkeme tarafından bir aydan iki yıla kadar kapatılır." hükmü getirildi.

Bu olay üzerine, kurucu başkan olarak görüşlerini açıklayan Sedat Simavi, durum değerlendirmesini yaparken şöyle dedi: "Gazeteciler Cemiyeti, düşünce ve ifade hürriyetlerine, basın çalışanlarının sosyal güvencelerine giden yolda atılmış bir ileri adımdı. Bu başarı, her şeyi tamamlamış değildir. Önümüzde daha uzun bir yol olduğu anlaşılmaktadır. Tek parti nizamlarının destek aldığı anti-demokratik yasalar, anlayışlar varlığını sürdürmektedir. Siyaset adamlarımızın ve bürokratlarımızın, tek parti alışkanlıklarına sahip olduğu unutulmamalıdır. Cemiyetimiz, çeşitli görüşteki meslektaşlarımızı, çatısı altında toplamıştır. Bu durumda, Basınımızı müstakil vazife anlayışı içinde temsil edeceği şüphesizdir. Gazeteciler Cemiyeti, ülke meselelerinde denge unsuru olarak kalmalı, mesleğimizi ilgilendiren meselelerde ise söz ve hareket birliği içinde olmalıdır.

Cemiyetimizin gelirleri artıncaya kadar, kendi yağımızla kavrulmak zorundayız. Gelirlerimizin zaruri ihtiyaçlarımızı karşılayamadığı hâllerde, bütçemden katkı yapmayı tekellüf ediyorum. Basın hürriyetleri ve sosyal güvenceleri yolunda elde edilecek başarılar, gazetecilik mesleğinin bir bağımlısı olarak beni de sevindirecektir. Cemiyetimiz, hepimize sevinçler getirsin."

Bu şekilde sesini duyurmaya başlayan Cemiyet, 2908 Sayılı Dernekler Yasası'nın 65. maddesine ve Bakanlar Kurulu’nun 12 Haziran 1993 tarih ve 93/4563 sayılı kararına göre, isminin başına "Türkiye" sözcüğünü alarak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti diye anılmaya başlandı.

Cemiyetin kuruluş bildirgesini Sedat Simavi'nin yanı sıra imzalamış olan girişimci üyelerimizin özet özgeçmişleri ise şöyle:

*Cihat BABAN (1911-28 Eylül 1984) İstanbul'da doğdu. 1934'de İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Mesleğe Doğu Gazetesi'nde başladı. Son Posta, Yeni Sabah, Cumhuriyet, Tasviri Efkâr, Tercüman ile Ulus gazetelerinde, muhabirlikten başyazarlığa kadar çeşitli görevler yaptı. Milletvekili seçildi ve Bakan oldu. "Hitler ve Nasyonal Sosyalizm", "Yüzyılın Büyük Kavgası", "Çin-Rus Anlaşmazlığı", "Alman Başbakanı Adenauer", "Vietnam Lideri Ho Şi Minh" kitapları yayımlandı. Fransızca biliyor. BŞK taşıyordu.

*Sait KESLER (1901–20 Ekim 1975) Mesleğe Tevhid-i Efkâr Gazetesi'nde başladı. Cumhuriyet, Son Saat, Milliyet, Son Posta, Tan ile Son Telgraf gazetelerinde, muhabirlik, yazarlık, sayfa sekreterliği ve yazı işleri yönetmenliği yaptı. Günlük köşe yazıları da kaleme aldı. BŞK taşıyordu.

*Sadun Galip SAVCI (1898-5 Ağustos 1967) Mesleğe 1918 yılında, İzmir'deki Anadolu Gazetesi'nde başladı. Milliyet, Tan, Cumhuriyet, İkdam, Son Telgraf ile Vatan gazetelerinde, muhabirlik, yazarlık, sayfa sekreterliği ve yazı işleri yönetmenliği yaptı. Olimpiyat ve Top dergilerini yayımladı. Günlük köşe yazıları da yazdı. BŞK taşıyordu.

*Hayri ALPAR (1916–22 Nisan 1986) İskenderun'da doğdu. İÜ Hukuk Fakültesi'nde eğitim gördü. Mesleğe 1937 yılında, İzmir'deki Yeni Asır Gazetesi'nde başladı. Cumhuriyet, Zafer, Vatan, Dünya gazeteleri ile Yedi Gün ve İktisadi Yürüyüş dergilerinde çalıştı. Kuruluş yıllarında, güçlenmesi için TGC'nin hukuksal ağırlığını yüklendi. BŞK taşıyordu.

TGC’nin önceki başkanı Nail Güreli, TGC’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle bir açıklama yaptı.

Güreli, açıklamasında şunları söyledi: “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 65. yılına erişmesi gazetecilik mesleği açısından çok önemli bir olay. Yalnız gazetecilik açısından değil, basın ve iletişim özgürlüğü, ifade özgürlüğü açısından da TGC’nin varlığı önemli. 65 yıllık ilkeli, aydınlık bir geçmişe sahip TGC, demokrasinin korunması, sürdürülebilmesi ve gelişmesi açısından da yadsınamaz bir önem taşıyor. TGC’nin kuruluş nedeni ve süreci, geleceğine de ışık tutuyor. Bilindiği gibi, 1946 Haziran’ında dönemin meslek örgütünün, siyasi iktidarın etkisinde kalarak, gazetecilerin haklarını ve basın özgürlüğünü yeteri kadar savunamaması nedeniyle oradan ayrılan gazetecilerin öncülüğünde kurulmuş meslek örgütüdür, bugünkü TGC. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bu sorumluluğun bilinciyle 65 yıllık ilkeli ve tutarlı mücadelesini sürdürecektir. Türkiye Gazeteciler Cemiyetimizin 65. yılını içtenlikle kutluyor; temel insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, demokrasinin, basın özgürlüğünün savunulması yolunda katılımcı, yenilikçi, demokratik bir anlayışla çalışmalarında başarılar diliyorum.” (10Haziran 2011)

*

TGC Müzesi: Basının belleği

Tam 23 yıldır hizmet veren, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Müzesi'nin, "Basının belleği" özelliğini sürdürdüğü bildirildi.

Atölyelerde başta resim olmak üzere, çeşitli sanat seminerler ve paneller, Osmanlıca, diksiyon seminerleri düzenlenmekte olduklarını söyleyen TGC Basın Müzesi Müdiresi Saadet Altay, "Basının belleği"ne yeni bilgiler eklemek için, elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz” dedi.

Altay TGC Basın Müzesi’yle ilgili şu bilgileri verdi: “Gazetecilikte öne çıkmış ve öldürülmüş kişilerin anı eşyaları, fotoğrafları, yağlıboya tabloları, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin tarihçesini oluşturan salon, çeşitli dönem basın teknolojileri ile bu teknolojinin ürettiği binin üzerinde obje. Ayrıca kütüphanemizde Cumhuriyet öncesi döneme ait 97 mikrofilm, 1924'den günümüze 5 bin 402 adet, cilt halinde çeşitli gazeteler, bin 152 dergi arşivi bulunuyor. Bunların dışında, 2005'den itibaren çeşitli gazetelerin CD halindeki arşivi de söz konusu. 5 bin adet de iletişim (medya, gazetecilik, basın tarihi, radyo-TV, sinema vb.), İstanbul, Türkiye ve Osmanlı İmparatorluğu tarihlerini konu alan yayın, bünyemizde yer almakta. 750 adet Osmanlıca ve Arapça yayınla gazeteciler tarafından bağışlanmış 15 bin kitaba gözümüz gibi bakıyoruz.”

TGC Basın Müzesi Müdiresi Saadet Altay, 6 ayrı salondan oluşan sanat galerilerinde ise, 1 yıl boyunca seramik, heykel, gravür, ebru, minyatür, fotoğraf ve resimden oluşan eserleri 13 ayrı dönemde ortalama 80 sergileme ile sanata ve sanatçıya ev sahipliği yapmakta olduklarını ifade etti. (10 Haziran 2011)

*

TGC 65. yaşını ustalarla kutladı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, kuruluşunun 65’inci yılını kutladığı toplantıda konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, “Türk Ceza Yasası ile Terörle Mücadele Yasası’nda 2004’de ve 2006’da yapılan değişiklikler, ifade özgürlüğünün önüne hem yeni engeller getirdi hem de yoruma açık suç tanımlarıyla gazeteciliği, Türkiye’deki en tehlikeli mesleklerden birine dönüştürdü” dedi.

10 Haziran 1946 yılında kurulan, 81 ilden 3 bin 495 üyesi olan, ülkenin en büyük meslek örgütü olarak kabul edilen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, kuruluşunun 65’inci yılını bir toplantıyla TGC Basın Müzesi’nde kutladı. Toplantıya geçmişte TGC yönetim kurullarında yer alan en kıdemli üyeler ile çok sayıda davetli katıldı. Açılış konuşmasında TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC’nin 65. kuruluş yıldönümünü ustalarla birlikte kutlamaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

“TGC basın özgürlüğü ve gazetecilerin hakları konusunda Türkiye’nin olmazsa olmazlardan birine dönüşmüş durumdadır” diyen Erinç, “Bunu bizden önce cemiyetin yönetimde görev alan ustalarımıza ağabeylerimize ve cemiyet deyince neredeyse yürekli titreyen üyelerimize borçlu olduğumuzun bilinci içerisindeyiz. Bugün geçmekte olduğumuz süreç, benim pekte uzun sayılmayacak meslek yaşamımda örneklerine az rastlanan süreçlerden biri oldu.” dedi.

TGC Başkanı Erinç sözlerini şöyle sürdürdü: “Gerek Türk Ceza Yasası’nda gerek Terörle Mücadele Yasası’nda 2004’de ve 2006’da yapılan değişiklikler, ifade özgürlüğünün önüne hem yeni engeller getirdi, hem de yoruma açık suç tanımlarıyla gazeteciliği, Türkiye’deki en tehlikeli mesleklerden birine dönüştürdü.

Biz gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonları’nda gerekse Adalet Bakanlığı’nda yapılan toplantılara katılarak, istenen düzenlemelerin sakıncalarını anlatıyoruz. Ama şu da Türkiye’deki bir gerçek ki, ülkemizde siyasetle hukuk sık sık karşı karşıya geliyor. Hukuk yerine siyaset tercih edildiği için ceremesini de daha çok biz gazeteciler çekiyoruz. Umuyorum ki önümüzdeki süreçte meslektaşlarımızın daha rahat çalışacağı ortamlara ulaşılabilir. Siyasi partilerin seçim nedeniyle verdikleri sözler arasında her ne kadar doğrudan basınla ilgili konular yer almıyorsa da genel demokrasiyi iyileştirme sözleri arasında biz de kendimize pay çıkarabileceğimizi o sözlerden yararlanmak için bizim ya da bizden sonra gelecek meslektaşlarımızın gerekli çabayı göstereceğine inanmaktayız.”

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, böyle bir günde konuşmanın zorluğu olduğunu söyledi.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’in basının sorunlarını açıklıkla davetlilere aktardığını ifade eden Olcayto, “Onun için sorunlara çok fazla girmek istemiyorum” dedi.

Olcayto, şöyle devam etti: “Mustafa Yücel Hoca, benim ilk genel yayın müdürümdü. O zaman genel yayın müdürlüğü yoktu. Yazı işleri müdürlüğü vardı. Son Posta’da ilkyazı işleri müdürümdü. Sonra da cemiyette ilk profesyonel genel sekreterdi. Ondan sonra ikinci profesyonel genel sekreter olarak 8 yıl görev yaptım cemiyette. Bu 8 yıl benim için çok önemliydi. Cemiyette çok önemli dostlarla birlikte oldum. Dost kazandım. Elbette düşmanda kazandım. Bu insanın doğasında var ama o 8 yıl cemiyete kendimce katkılarda bulunduğumu var sayıyorum. En azından cemiyetin alt yapısına önem verdik. Gençleştirmeye çalıştık. Bugün dışardan gelen eleştirilerde ‘yaşlı cemiyet’ falan derler ama bugün yönetim kuruluna da baktığınız zaman yaşlı diye gösterebileceğimiz 4 arkadaşız. Onun dışındaki arkadaşlarımız genç. Bugün Gazetecilere Özgürlük Platformu lokomotifini olmayı da cemiyet sürdürüyor. Bütün eleştirilerimize karşın siyasilerden de saygı görüyoruz. Ankara’ya gittiğimiz zaman. Bütün Kurumlardan saygı görüyoruz. Bu da cemiyetin bir saygınlığı olduğunun belgesi diye düşünüyorum.”

Törenin sunuculuğunu üstlenen TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, cemiyetin üyesi olmaktan onur duyduğunu söyledi. Güneş, “İletişim fakültesinde okurken TGC’nin seminerlerine öğrenci olarak katılırdım ve hayranlıkla izlerdim. Böyle değerli bir kurumun genel sekreteri olarak görev yapıyorum. O yüzden karşınızda genel sekreter olarak bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum” dedi.

Güneş, sözlerine şöyle devam etti: “3 bin 500 üyesiyle Türkiye’nin en yaygın ve saygın gazetecilik meslek örgütünün 65, Bizim gazeteninde 17. yıl dönümünü kutluyoruz. Cemiyet geçmişte olduğu gibi bugün de halkın haber alma önündeki engellerin kaldırılması hem de gazetecilerin haklarının korunması için mücadelesini düzenli olarak sürdürüyor.”

“Siz geçmişinin çok iyi tanıklarısınız” diyerek, salondaki Babıâli’nin çınarlarını ve TGC’nin önceki yönetim kurulu üyelerini işaret eden Güneş, “Bizlerde bugün geçmişte olduğu gibi sizin çabalarınızı sürdürmeyi devam ediyoruz. 70 gazetecinin tutuklu olduğu. 10 bine aşkın gazetecinin dava ile yargılandığı bu ülkede meslek örgütünde olmak ciddi çaba ve çalışma gerektiriyor. TGC geçmişte olduğu gibi bugün de aynı misyonu devam ettirerek, öncülüğünü yaparak, Türkiye Gazeteciler Sendikası ile birlikte Türkiye’deki bütün gazetecilik meslek örgütlerinin bir araya gelmesini sağladı. Bu oluşum, hepimizin çabalarıyla Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak da İstanbul’da 2, Ankara’da bir yürüyüş ve bir de Gazetecilere Özgürlük Kongresi’yle Türkiye’deki bu basın özgürlüğü meselesine hem ulusal hem de uluslararası alanda yer bulmasını sağladı. Siyasetçiler rahatsız olsalar da artık gittikleri ülkelerde bu soru kendilerine sorulur durumda. ‘Türkiye’de neden gazeteciler tutuklu?’ diye Sayın Cumhurbaşkanı’na Sayın Başbakan’a bu sorular soruluyor. Bu soruları duymaktan çok hoşnut değiller. Meslektaşlarımızı terör örgütünün üyesi olmakla değerlendirip bu yanıtları meslektaşlarımızla paylaşıyorlar ama biz onlarla aynı görüşü paylaşmıyoruz” şeklinde konuştu.

Güneş sözlerini şöyle sürdürdü: “2 gün önce Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun bir toplantısı oldu. Başkanvekilimiz Turgay Olcayto’nun altını çizdiği bir nokta vardı. Terörle Mücadele Yasası’nın 6. ve 7. maddesi ile artık Güneydoğu’da gazetecilik yapmak mümkün değil. Herkes terör örgütüyle ilişkilendirilebilir. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de gazetecilik yapan meslektaşlarımız da iktidarın aleyhine ya da iktidarın hoşuna gitmeyen bir şey söylediği zaman aynı şekilde terör örgütüyle ilişkilendirilebilecek bir noktaya getiriliyor ve ya para cezası ya hapis cezası ya da ağır davalarla karşı karşıya gelip işini yapamaz hale geliyorlar. Cemiyetin kuruluş yıl dönümünü böyle ağır bir tabloda kutluyoruz ama bu ağır tablo bizim bir arada olma duygumuzu güçlendirdi. Bir arada olmanın gücünü hatırlattı. Cemiyetin önemini bu alanda çok daha altı çizilir hale geldi. O yüzden geldiğiniz için tekrar teşekkür ediyorum.”

TGC'nin ilk Genel Sekreteri 90 yaşındaki Bedii Faik Akın da gazetecilerin Silivri'ye atıf yapmadan söze devam etmesinin mümkün olmadığını belirterek, ''Orada çile dolduran çocuklarımızı her söz aldığımızda anmak zorundayız gibi geliyor bana. Ben o çocukları hiç tanımadım ancak onlar hürriyetlerine kavuşmadan, sıcak aile yuvalarına dönmeden Tanrı'dan niyazım benim canımı almasın'' şeklinde konuştu.

Akın, ''Bugün yazı yazsaydım her yazıma Silivri'ye atıf yaparak başlardım ya da her yazımı öyle bitirirdim. Bugün çok güzel yazı yazan çocuklarımız var. Silivri'den bir siyasi menfaat umanların dışında bütün yazarların her yazısında bunu kullanmalarını tavsiye ederim. Görecekler ki tesir eder'' dedi.

Dünyanın hiçbir ülkesinde basının politikacılar tarafından sevilmediğini ve sevilmeyeceğini dile getiren Akın, şunları söyledi: ''Basın çok şeylere maruz kalabilir, çok baskılar altında kalabilir. Asıl hazin olan o baskılar değildir. Kendi kudretinin farkında olmamaya başladığı anda basın ölmüştür. Basının bazen susması, bazen mırıldanması, bazen fısıldaması, bağırmasından daha çok etkili olabilir. Yeter ki zamanında, güzel ve inançlı yapın. Bugün benim asıl gördüğüm hazin manzara, kendi kudretinin farkında olmayan bir basın var. Bu çocuklara kudretlerini hatırlatmak zorundayız. İnançsız ve kudretini bilmeden yazı yazmak netice vermez. Neticeyi almak için o kudreti bilmek lazım.''

Akın, Türk gazeteciliğini bugünkü halinden kurtarmanın en büyük ve en kestirme yolunun sendikadan geçtiğini vurguladı.

Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun çok önemli olduğunu söyleyen TGC Onur Kurulu üyesi Hıfzı Topuz, GÖP temsilcileri için “Gayet iyi savaş veriyorsunuz gazanız mübarek olsun. Biz savaşımıza devam edeceğiz. Umudumu yitirmiyorum” dedi.

TGC önceki yönetim kurulu üyelerinden Halit Kıvanç, cemiyetle ilgili anılarını anlattı. Kıvanç, “Türk basını bir yerlere gelebildiyse cemiyetin katkıları mutlaka büyük olmuştur” şeklinde konuştu.

TGC önceki başkanı Necmi Tanyolaç, “Bugün burada üyelerimiz öyle bir rüzgar estirdiler ki cemiyetimi ve tüm arkadaşlarımı kutlamak istiyorum.” dedi.

TGC Basın Müzesi Müdürü Saadet Altay, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi'nin, "Basının belleği" özelliğini sürdürdüğü söyledi. Altay, "Basının belleği"ne yeni bilgiler eklemek için de elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz” dedi.

TGC önceki yönetim kurulu üyesi İzzet Sedes, cemiyete üye olduktan sonra 57 yıl geçtiğini söyleyerek, eskiden cemiyete üye olmanın zor olduğunu ifade etti.

Törende konuşmaların ardından, TGC yönetim kurullarında görev alan en kıdemli üyelere ve Basın Müzesi'ne katkıda bulunanlara plaket verildi. (11 Haziran 2011)

*

“Karar basın ve ifade özgürlüğüne aykırıdır!”

Kürtçe günlük gazete Azadiya Welat Gazetesi’nin toplatılmasını ve 15 gün süreyle kapatılmasını kınayan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti açıklamasında “Türkiye’de her gün basın ve ifade özgürlüğünün baskı altına almaya yönelik bir uygulama yaşanıyor. İleri demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan bu karar basın ve ifade özgürlüğüne aykırıdır” denildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Azadiya Welat Gazetesi’nin toplatılmasını ve 15 gün süreyle kapatılmasının basın ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu belirterek kararı kınadı.

Cemiyetin açıklaması şöyle: “Demokratik bir ülkede Azadiya Welat Gazetesi’nin toplatılmasının ve kapatılmasının savunulması mümkün değildir. Günlük olarak yayın yapan Kürtçe gazete Azadiya Welat gazetesinin 12 Haziran 2011 tarihli sayısının toplatılması ve gazete hakkında 15 gün kapatma kararı verilmesi basın ve ifade özgürlüğüne aykırıdır. İleri demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan bu kararı kınıyoruz. İfade özgürlüğü açısından Türkiye iyi bir sınav verememektedir. Sık sık yayın organları toplatılmakta, kapatılmakta, karikatür ve mizah dergileri poşete sokulmakta, internet sitelerine erişim engellenmekte, radyo ve TV kuruluşları hakkında çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır. Cezaevlerindeki gazeteci sayısı 70’e ulaşmıştır. 10 binlerce dava ve soruşturma nedeniyle gazeteciler mesleklerini yapamaz hale getirilmiştir. Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından son sıralarda yer almaktan hızla kurtulabilmesi için iktidardan ve yeni oluşacak Meclis’ten somut adımlar atmalarını bekliyoruz.” (15 Haziran 2011)

*

''Kitaptan bomba olmaz''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Bazı kitaplar vardır ki bombadan daha tehlikelidir' şeklindeki sözlerine Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nden yanıt geldi. Örgütün raporu, ''Kitaptan bomba olmaz'' başlığıyla kamuoyuna açıklandı.

Merkezi Paris'te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün ''Türkiye'de Medya ve Yargı: Güvensizlik ve Güvenlik Refleksi arasında'' adını taşıyan raporu, ''Kitaptan bomba olmaz'' başlığıyla kamuoyuna açıklandı. Johann Bihr ve Jean-Francois Julliard'ın Türkiye'ye yaptıkları görev ziyareti sonrası kaleme aldıkları raporun sonuç kısmında, ''Son 10 yılda reformlar gerçekleştirildiyse ve medya üzerinde askeri etki hissedilir derecede azalma gösterdiyse de birçok temel yasa gazetecileri sınırlandırmayı sürdürüyor'' yorumu yapıldı.

Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu'nun 20'nin üzerinde maddesi, Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlara İlişkin Kanun, İnternet Kanunu'ndan örnekler verilen raporda, yargının, bazı konularla ilgili haber takibini sistemli şekilde baskı altında tutamaya devam ettiği savunuldu. Raporda, ''Görevlerini yapan veya düşüncelerini açıklayan gazetecilerin tutuklanması, yargılanması, haber kaynaklarına kadar gidilmesi, haber malzemelerine el konulması bir hayli kolay'' ifadesi kullanıldı.

Raporun ''tavsiyeler'' bölümünde, ''yasalar uygulanırken gazetecilik ilkelerine dair statünün güçlendirilmesi gerektiği'' belirtilirken, ''soruşturmanın gizliliği, devletin güvenliği ve özel yaşamın gizliliğine dair zorunlulukların dengelemesi amacıyla yasalarda kamu yararına dair konularda haber alma hakkına açıkça işaret edilmelidir''denildi.

Raporda ayrıca, gazetecilerin haber kaynaklarını gizlemelerine getirilen güvenceler güçlendirilmesi istendi.

Terörle Mücadele Kanunu'nun, demokratik normlarla uyumlu hale gelmesi için yürürlükten kaldırılması veya esaslı bir şekilde gözden geçirilmesi tavsiye edilen raporda, özellikle, ''örgüt propagandası yapma''ya dair düzenleme ve terör faaliyetlerinin haberleştirilmesini cezalandıran maddenin yürürlükten kaldırılması istendi.

''Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) ifade özgürlüğüne zarar veren maddeler ya yürürlükten kaldırılmalı ya da derinlemesine gözden geçirilmeli'' denilen raporda, ''devlet temsilcilerine hakaret, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, halkı askerlikten soğutma'' suçları dışında, ''Atatürk aleyhinde işlenen suçlara ilişkin yasanın kaldırılması ya da gözden geçirilmesi'' istendi.

Raporda ayrıca şu görüşlere yer verildi: ''Basın özgürlüğünü kısıtlamamaları için yürürlükteki düzenlemelerin gazeteciler için nasıl uygulanıp uygulanmayacağı açık şekilde belirtilmeli. Hapis cezaları ortadan kaldırılmalı, yerini medya organının mali varlığının tehdit etmeyecek, yol açılan zarara göre orantılı para cezalarına bırakmalı. TMK ve TCK'da fiilin basın yoluyla işlenmesi halinde öngörülen sistemli ceza artırımları ortadan kaldırılmalı. Basın suçlarına hapis tehdidi kaldırılmalı. Gazetecilerle ilgili arama ve el koyma işlemleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarına uygun şekilde gerçekleştirilmeli. Bu işlemlere hangi genel şartlar ve hangi istisnalar altında izin verildiği açık şekilde belirlenmeli. Yargı bağımsızlığının ve özellikle soruşturmaların güçlendirilmesi için Anayasa reformu çalışmalarına devam edilmeli. Genel anlamda meslek otoregülasyonu güçlendirilmeli, yargı kurumları da yaklaşımını değiştirmeli. Soruşturma ve daha ziyade gazetecilerin gözaltına alınmaları veya tutuklanmaları kural değil istisnai bir uygulama olmalı. Siyasi eylemlerle gazeteciler, teröristler, eylemciler, siyasi kişilikler birbiriyle karıştırılmamalı; topluma örnek olunmalı''

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün Türkiye raporunun ''yargı kurumlarından beklentiler'' başlıklı bölümünde, ''Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nca oluşturulan hapisteki gazeteciler listeleri en kısa zamanda değerlendirilmeli' 'denilerek, ''Ahmet Şık, Nedim Şener, Vedat Kurşun, Ozan Kılınç ve Bedri Adanır gibi, mesleki faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulanların derhal ve karşı şart ileri sürülmeden tahliye edilmesi'' çağrısı yapıldı.

''Türkiye'nin de imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan uluslararası normlara saygı gösterilmeli'' denilen raporda, ''Tedbir amaçlı tutuklamaların süreleri anlamlı şekilde kısaltılmalı, dava süreleri kısaltılmalı, 'özel yetkili mahkemeler' düzeyinde reform yapılmalı. Yargı, gerçek bir iletişim politikası başlatmalı. Şeffaflık ve hesap verilebilirlik kültürü geliştirilmeli, kamu yararının olduğu durumlarda bilgi edinmeye dair ihtiyaçlar dikkate almalı, yasadışı sızdırmaların önüne geçmek amacıyla adli haberlerle ilgili 'çıkış kapıları' öngörülmeli'' görüşleri yer aldı. (18 Haziran 2011)

*

TGC üyesi Kılıç toprağa verildi

Böbrek yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede 60 yaşında vefat eden gazeteci-yazar Behiç Kılıç, son yolculuğuna uğurlandı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi gazeteci-yazar Behiç Kılıç, Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Silivri'deki aile kabristanlığında toprağa verildi. Cenaze töreni öncesinde Behiç Kılıç'ın eşi Peyman Kılıç ile kızı Pınar Kılıç, taziyeleri kabul etti. Törene katılan TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, Kılıç'ın basın camiasının çok değerli bir ismi olduğunu, kaybından büyük üzüntü duyduklarını ifade etti. Olcayto şöyle devam etti: “Basınımızın çok değerli bir ismiydi. Basın emekçisiydi. Artık o kuşağın yeri pek dolmuyor. O bakımdan da üzüntümüz büyük. Bütün yakınlarıyla, gazete çalışanlarıyla acımızı paylaşıyoruz.”

Behiç Kılıç’ın mesai arkadaşlarından gazeteci Şenol Yazar, Kılıç’ın gazetecilik mesleğinin en önemli isimlerinden biri olduğunu söyledi. Yazar, Kılıç için şunları ifade etti: “Yetiştirdiği çok sayıda önemli gazeteci var. Bu gazetecilerin büyük bir bölümü bugün önemli yer ve görevlerde bulunuyor. Biz hocamızı kaybettik. Onun için herkesin başı sağ olsun diyorum.”

Cenaze törenine katılan TBMM Başkanvekili Meral Akşener, Behiç Kılıç'ın samimi bir vatansever ve iyi bir yazar olduğunu belirterek, “Hasta yatağında bile Türkiye ile ilgili düşünen, yazan, risk alan bir aydını kaybettik. İnşallah yeni yetişen gençler Behiç Bey'in yerini doldurur” dedi.

Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Hilmi Bengi de Behiç Kılıç'ın Anadolu Ajansının eski yönetim kurulu üyesi olduğunu anımsatarak, “Ben kendisiyle Anadolu Ajansından önce de Günaydın gazetesinde bir süre çalışma imkanı bulmuştum. Çok değerli bir gazeteci büyüğümüzdü. Allah'tan rahmet diliyorum. Tüm basın camiamızın başı sağ olsun” diye konuştu.

Yurt Partisi Genel Başkanı Saadettin Tantan da Behiç Kılıç'ın Bab-ı Ali'nin yetiştirdiği ender gazetecilerden biri olduğunu, kendisini çok eskiden beri tanıdığını ifade etti. Tantan, ilkeli ve kimlikli duruşuyla önemli görevleri yerine getiren Kılıç'a Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı dilediğinde bulundu.

Gazeteci Can Ataklı da Behiç Kılıç'ın uzun yıllardır tanıdığı, gazeteciliğini önemle izlediği bir gazeteci olduğunu belirterek, “Bu mesleğe çok emek verdi. Dişiyle, tırnağıyla çalışanlardan, meşakkatini çekenlerden biriydi. Son dönemlerde de kendi inandığı doğrultuda bence örnek oldu, dik durmayı başardı ama ömrü vefa etmedi. Verimli olduğu bir çağda gitmesi basınımız adına önemli bir kayıptır” dedi.

Cenaze törenine, TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, eski DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, eski CHP milletvekili Mehmet Sevigen, Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Servet Kabaklı, Hacı Ahmet Yesevi Vakfı Başkanı Erdoğan Aslıyücel, Yeniçağ gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çelik'in de aralarında bulunduğu gazeteciler ve siyasiler katıldı. (23 Haziran 2011)

*

İlhan Selçuk anıldı

Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk, ölümünün birinci yılında Akatlar Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle anıldı

Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk anıldı. Selçuk'un kardeşi Ülfet Nuran Ertel'in yanı sıra meslektaşları ve sevenlerinin katıldığı törende konuşan şair-yazar Ataol Behramoğlu, Selçuk'un kendisi için büyük bir örnek olduğunu söyledi. Behramoğlu, İlhan Selçuk'un şiir ve şairler hakkında yazdıklarının kitap niteliğinde olduğunu belirterek, Selçuk'un her sözcüğün ağırlığının hakkını verdiğini ve ufak bir yazıda bile öfke ile mizahı bir arada sunabildiğini ifade etti.

Çehov'un kitaplarını Rusça olarak okuduğunda Selçuk'un kendisine imrendiğini belirten Behramoğlu, ''Bence onun kendisi bir Çehov'du. Şiirleri kendi manasını taşıyordu'' dedi.

Selçuk'un, Namık Kemal gibi şairlerin soyundan geldiğine inandığını söyleyen Behramoğlu, ''Toplumsal sorunlar, İlhan Selçuk'u siyaset ve gazeteciliğe itti ancak yüreğinde sanatçı duyarlılığı kaynayıp durdu'' diye konuştu.

Behramoğlu, İlhan Selçuk'ta ''başını alıp gitme'' duygusunun var olduğunu belirterek, Selçuk'u çok sevdiğini vurguladı.

Cumhuriyet Vakfı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç de Cumhuriyet Gazetesi çalışanları ve okurlarının, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün verdiği görevi sürdürmenin bilincinde olduklarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk'ün ilkelerine uygun yaşamasını sağlamaya devam edeceklerini söyledi.

Törende konuşmaların ardından konser ve dans gösterileri yapıldı. (23 Haziran 2011)

*

Basılmamış kitaba toplatmaya AB tepkisi

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle, Türkiye'ye yasalarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın basın özgürlüğünün sağlanmasına ilişkin taahhütleriyle aynı doğrultuya getirmek için reformlara devam etmesi gerektiğini belirtti

Avrupa Parlamentosu'nda Yunanistan'dan seçilen ve Sosyalist, Sosyal Demokratların İlerici Birliği grubuna mensup Maria Eleni Koppa'nın "Türkiye'de yayın öncesi sansür" başlıklı yazılı soru önergesi yanıtlandı. Stefan Füle önergeye verdiği yanıtta "Komisyon gazetecilere karşı açılan çok sayıda dava ve basına getirilen, uygulamada basın özgürlüğüne zarar verecek olan aşırı baskıyla ilgili endişelerini çeşitli fırsatlarla ortaya koymuştur.” dedi.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle sözlerini şöyle sürdürdü: “Komisyon, Türkiye'ye yasalarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın basın özgürlüğüyle ilgili taahhütleri doğrultusuna getirecek reformlara devam etmesi ve yanı sıra bunların mahkemelerce yerine getirilmesi çağrısında bulunmaktadır.”

Avrupa Parlamentosu'nda Yunanistan'dan seçilen ve Sosyalist, Sosyal Demokratların İlerici Birliği grubuna mensup Maria Eleni Koppa, "Türkiye'de ilk defa bir kitap yayınlanmadan ve tamamlanmadan sansür edilmiştir. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’ne göre Türk yetkililer bugüne kadar bulunan el yazmasının kopyalarını tahrip etmiş ve müsadere etmiş ve yazarı da Ergenekon örgütüne üye olma suçlamasıyla Gazeteci Ahmet Şık’ı tutuklamıştır" dedi.

Koppa önergesinde şu sorulara yer verdi: "Bu görüntü ve AB'ye katılma başvurusunda bulunan Türkiye'nin temel demokratik ilkeleri uygulanmasını sağlama zorunluluğu karşısında Türk yetkililer tarafından muhaliflere karşı alınan bu keyfi önlemlere yanıt vermek üzere Komisyon ne yapmayı düşünmektedir. Ahmet Şık'ın serbest bırakılmasını temin edecek bir bakışla spesifik önlemler alacak mı? Türkiye'de yetkililer tarafından devamlı surette bezdirilen gazetecileri korumak için ne tür eylemler hazırlandı?"

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle ise önergeye verdiği yanıtta "Komisyon gazetecilere karşı açılan çok sayıda dava ve basına getirilen, uygulamada basın özgürlüğüne zarar verecek olan aşırı baskıyla ilgili endişelerini çeşitli fırsatlarla ortaya koymuştur. Komisyon, Türkiye'ye yasalarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın basın özgürlüğüyle ilgili taahhütleri doğrultusuna getirecek reformlara devam etmesi ve yanı sıra bunların mahkemelerce yerine getirilmesi çağrısında bulunmaktadır" dedi.

Füle sözlerine şöyle devam etti: "AB Komisyonu bu konuları Türk yetkililerle düzenli görüşmelerde dile getirmektedir, örneğin konu, AB'nin basın özgürlüğünün temel bir değer olduğunu ve ifade özgürlüğünü teminat altına almak için ek iyileştirmeler yapılmasının zorunlu bulunduğunu ve son gazeteci tutuklamalarından derin endişe duyduğunu vurguladığı 19 Nisan 2011'deki AB-Türkiye Katılım Konseyi toplantısında ele alınmıştır. Komisyon gelecekteki İlerleme Raporunda durumu gerektiği şekilde yansıtacaktır." (24 Haziran 2011)

*

Dünya'dan Türkiye için basın özgürlüğü çağrısı

DÜNYANIN önde gelen basın örgütlerinin bir araya gelerek oluşturdukları Basın Özgürlüğü Organizasyonunun Küresel Koordinasyon Komitesi, Türkiye'ye hapisteki gazetecilerin serbest bırakılmaları çağrısında bulundu. Uluslararası Basın Enstitüsü, Uluslararası Radyo Televizyon Yayıncıları Birliği, Dünya Gazete ve Haber Yayıncıları Birliği, Gazetecileri Koruma Komitesi, Dünya Basın Özgürlüğü Komitesi, Magazin Medya Birliği ve Amerikan Basın Derneği aralarında bulunduğu Basın Özgürlüğü Organizasyonunun Küresel Koordinasyon Komitesi, 17 Haziran'da Avusturya'nın başkenti Viyana'da toplandı.

Toplantıdan sonra yapılan açıklamada, Basın Özgürlüğü Organizasyonunun Küresel Koordinasyon Komitesi’nin dünyanın iki bölgesindeki özgürlük ihlalleri üzerinde önemle durduğu açıklandı. Bu bölgelerden biri Türkiye diğeri ise Amerika kıtası.

Türkiye'yi basın özgürlüğüne saygı göstermeye çağıran sonuç açıklamasında, Türkiye'de çok sayıda gazetecinin, özellikle de Ergenekon davasıyla ilgili olarak tutuklu bulunanların, suçlarıyla ilgili bilgilendirilmediklerine dikkat çekildi ve tutukluluk sürelerinin uzunluğunun kabul edilemez olduğu vurgulandı. "Başbakan Erdoğan, Türkiye'de basın özgürlüğü olduğunu açıkça belirtmesine rağmen, bu özgürlükleri kullanmaya kalkanların amaçlarını kamuoyu önünde eleştirdi ve iftira etmekle suçladı" denilen açıklamada, bu tavır gazetecilerin evlerine ve iş yerlerine baskınlar ve aramalar ile birleşince gazeteciler arasında korku ikliminin yaratıldığı belirtildi.

Dünyanın önde gelen basın özgürlüğü kuruluşlarının çatı örgütü olan Küresel Koordinasyon Komitesi, Türkiye'de ifade özgürlüğünün bir suç olarak algılandığına da dikkat çekerek, "İfade, suç sayılmamalı ve gazeteciler bağımsız bir biçimde ve açıkça, internet medyası da dâhil olmak üzere tüm medyada hükümetin faaliyetlerini irdeleyebilmeliler" dendi.

Açıklamada, gazetecilerin ulusal güvenlik dâhil en hassasları konuları izleme ve o konularda yazı yazabilmeleri gerektiğine yer verildi.

Komite, suç eylemlerine karışmayan gazetecilerin, bu hassas konularda gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutukluluk, hapis cezası ve davalar dâhil hiçbir biçimde tehdit ve korkutma ile karşı karşıya bırakılmaması gerektiğini de hatırlattı.

Komite açıklamasında tutuklu gazetecilerin özgürlüklerine kavuşmaları çağrısı da şu sözlerle yer aldı: "Türk Hükümeti, meslek faaliyetleri nedeniyle hapiste bulunan gazetecileri serbest bırakmalıdır. Türk yetkililer, gazetecilerle ilgili açıklamalarında ve onlar hakkında iddialarda bulunurken kullandıkları üsluba dikkat etmeli, tahrik edici bir dil kullanmamalılar. Çünkü bu üslup gazetecilerle ilgili davalarda, adil değerlendirmeyi de zorlaştırmaktadır." (24 Haziran 2011)

*

Tahliye talepleri reddedildi

''Ergenekon'' davasında tutuklu olarak yargılandıkları sırada milletvekili seçilen Mustafa Balbay ile Mehmet Haberal'ın tahliye talepleri reddedildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ikinci ''Ergenekon'' davası kapsamında tutuklu olarak yargılandıkları sırada milletvekili seçilen gazeteci-yazar Mustafa Balbay ile Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın tahliye taleplerinin reddine karar verdi. Haberal ve Balbay'ın avukatlarının yaptığı tahliyeye ilişkin başvurular, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelendi.

Mahkemenin oy çokluğuyla aldığı kararda, dosyadaki belgeler ve raporlar, atılı suçların işlendiği konusunda kuvvetli suç şüphe sebeplerinin varlığının devam etmesi, bu suçların CMK'nın 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması ve bir kısım sanıkların savunmalarının alınmamış olmaması gerekçeler arasında sayıldı.

Bu nedenlerle Haberal ve Balbay'ın tutukluluk hallerinin devamına hükmedildiği belirtilen kararda, ''herhangi bir yasal dayanağı olmayan tahliye taleplerinin reddine'' ifadesi kullanıldı.

Mahkeme heyeti, tutukluluk halinin devamına ilişkin kararın bir örneğinin acilen TBMM'ye gönderilmesini hükme bağladı. Söz konusu karara Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün muhalif kaldı. (24 Haziran 2011)

*

TGC üyesi Özarı yaşamını yitirdi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi, Sürekli Basın Kartı sahibi gazeteci Coşkun Özarı önceki gün vefat etti. Özarı’nın cenazesi bugün öğle namazının ardından Teşvikiye Camisinden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verilecek.

TGC Yönetim Kurulu Coşkun Özarı’nın ölümüyle ilgili yayınladığı mesajda “Spor ve basın dünyasının çok önemli bir ismini, üyemiz Coşkun Özarı’yı ne yazık ki kaybettik. Özarı’yı sevgi ve saygıyla anarken ailesine ve basın topluluğumuza başsağlığı diliyoruz” dedi.

Coşkun Özarı, 1931 yılında İstanbul’da doğdu. Mesleğe 1950 yılında Yeni Sabah gazetesinde spor yazarı olarak başladı. Milliyet, Hürriyet, Akşam, Sabah ve Fanatik gazetelerinde çalıştı. Milli Takım ile Galatasaray’da teknik direktörlük yaptı. “Futbol Bizim Dünyamız” adlı yayımlanmış bir kitabı bulunuyor. (24 Haziran 2011)

*

TGC, Agos ve Evrensel’e yönelik tehditleri kınadı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Evrensel ve Agos gazeteleri ile bazı yazarlara yönelik tehditlerin kabul edilemez olduğunu açıkladı.

TGC, toplumsal barışı zedeleyen, demokrasiye ve ifade özgürlüğüne yönelik tehditlerin artık son bulması gerektiğini belirtti. Cemiyetten yapılan açıklama şöyle: “Yayın organlarına ve gazetecilerin can güvenliğine yönelik tehditlerin ve nefret söylemlerinin artık son bulmasını istiyor, bu konuda devlet organlarını göreve çağırıyoruz. Evrensel ve Agos gazeteleri çalışanlarıyla dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Gazetecilere, aydınlara ve bilim insanlarına yönelik cinayetleri bugüne kadar aydınlatamamış bir ülke olmanın ayıplarına yenilerinin eklenmemesini diliyoruz.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası bir yazılı açıklamayla, “Agos ve Evrensel gazeteleriyle bazı gazeteci, yazar ve aydınların tehdit edilmesini” kınadı.

TGS Yönetim Kurulundan yapılan yazılı açıklamada, ''Evrensel ve Agos gazeteleriyle bazı köşe yazarları ve aydınlar, yaptıkları yayınlar ve açıklamalarla 'Türklere' ve 'Türk devletine' hakaret ettikleri iddiasıyla Türk İntikam Tugayı (TİT) tarafından tehdit edildiler. Ayrıca bu kişi ve kuruluşlara yönelik olarak 15 Ağustos'tan itibaren eylemlere geçileceği uyarısında bulunuldu. Yapılan bu tehditlere karşı, Evrensel ve Agos gazeteleriyle diğer gazeteci, yazar ve aydınlarla dayanışmamızı ifade ediyoruz'' denildi.

Savcılıklar ve güvenlik görevlileri, şiddet ve nefret söylemini bizzat içeriğinde taşıyan böyle bir tehdit karşısında harekete geçmeye ve gerekli önlemleri almaya çağrılan açıklamada, ''Meydana gelebilecek herhangi bir saldırının ve sonuçlarının sorumluluğu, bu konudaki görevini ihmal edenlere ait olacaktır'' ifadelerine yer verildi.

Demokratik toplumlarda ifade özgürlüğünün kullanılmasının temel araçlarından birisi olan basın ve yayın kuruluşlarıyla gazetecilerin, her türlü baskı ve tehdide karşı özel olarak koruma altında bulunması gerektiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

”Yayın kuruluşları, 'toplumda benimsenmemiş, genel kabul görmeyen, toplumu sarsıcı, şoke edici ve sert içerikli' görüşleri bile 'şiddet ve nefret söylemi içermemek kaydıyla' özgürce, hiçbir tehdit altında kalmadan yayımlayabilmelidir. Bu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine birçok davada vermiş olduğu içtihat kararlarının özünü oluşturmaktadır. Farklı görüşlere saygı duymak, demokratik bir toplum olmanın ve hoşgörünün de bir gereğidir.” (25 Haziran 2011)

*

Bakanlık, savcılıklardan gazeteci davalarını sordu

Adalet Bakanlığı, başsavcılıklardan, kaç gazeteci hakkında, hangi kanun maddeleri nedeniyle soruşturma yürütüldüğünü veya dava açıldığını sordu.

Başsavcılıklara yazı gönderen Adalet Bakanlığı, ''ifade özgürlüğünün, kamuoyunda ve AB platformlarında sık sık gündeme geldiğine'' dikkat çekti. Bakanlık yazısında, konunun daha etraflı ve sağlıklı değerlendirilebilmesi için doğru ve güvenilir istatistiklere ihtiyaç duyulduğunu ifade edildi. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü gönderdiği yazıda, kaç gazeteci hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunduğu ile bunların hangi kanun maddeleri kapsamında yürütüldüğünün bildirilmesini istedi.

Yazıda, AB ile üyelik müzakerelerinin sürdüğüne işaret edilerek, ''Yargı ve Temel Haklar'' faslının önemli başlıklarından olan ifade özgürlüğünün gerek iç kamuoyunda gerekse AB platformlarında sık sık gündeme geldiğine dikkat çekildi.

Konunun daha etraflı ve sağlıklı değerlendirilebilmesi için bazı özel kanunlar ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK) belirli maddeleri nedeniyle haklarında halen soruşturma yürütülen veya yargılamaları devam eden genel yayın yönetmeni, yayın editörü, yazar, karikatürist, sunucu, muhabir vb. basın çalışanları hakkında doğru ve güvenilir istatistiklere ihtiyaç duyulduğu belirtildi.

Başsavcılıklar, bakanlığın bu yazısını Adli Yargı Adalet Komisyonları aracılığıyla mahkemelere iletti.

Bakanlığın yazısının ekinde, ''soruşturma aşamasını gösterir tablo'' da yer aldı.

Tabloda soruşturma numarası, suça ilişkin kanun maddesi, gazetecinin adı, görevi ve bağlı olduğu medya kuruluşu ile tutuklu olup olmadığı, tahliye edildiyse tutuklu kaldığı süre soruldu.

Ekte, suçlara ilişkin kanun maddeleri de sıralandı. Bu maddeler şunlar: 5187 sayılı Basın Kanununun ''Yargıyı etkileme'' başlıklı 19'uncu maddesi, aynı kanunun ''Yeniden yayım''a ilişkin 24'üncü maddesinin 2'nci fıkrası ile ''El koyma, dağıtım ve satış yasağına'' ilişkin 25'inci maddesinin 2'nci fıkrası, Terörle Mücadele Kanununun 6'ncı ve 7'nci maddeleri, 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'un 1'inci maddesi ile TCK'nın ''sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret'', ''haberleşmenin gizliliğini ihlal'', ''kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması ve yayınlanması'', ''özel hayatın gizliliğini ihlal'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak'', ''suç işlemeye alenen tahrik etme'', ''suçu ve suçluyu övmek'', ''halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme'', ''halkı kanunlara uymamaya tahrik'', ''suç örgütü kurma, yönetme, üye olma, yardım etme'', ''yargı görevi yapanı etkileme'', ''gizliliğin ihlali'', ''adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs'', ''devletin kurum ve organlarını aşağılama'' ve ''halkı askerlikten soğutma'' suçlarına ilişkin maddeleri. (25 Haziran 2011)

*

“Umudumuz hapiste gazeteci kalmaması”

2010 yılında ilk kez 94 meslek örgütünün Gazetecilere Özgürlük Platformu oluşturduğunu ifade eden TGC Başkanı Orhan Erinç, “Geçen yılki umudumu korumak istiyorum. Umarım hapiste gazeteciler kalmaz ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kalkar” dedi.

Bu yıl 25’incisi düzenlenen Türk-Alman Gazeteciler Semineri’nin gündem maddesi “Ortadoğu’daki Köklü Değişim Bağlamında Türkiye ve Almanya” oldu. TGC ve KAS tarafından Antalya’da 23-24 Haziran Kempinski Hotel The Dome’da düzenlenen toplantının açılışında konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Türkiye’de en önemli sorunun ifade özgürlüğü önündeki engeller olduğuna dikkat çekti. Erinç, “Umudumuz hapiste gazeteci kalmaması” diye konuştu.

Erinç sözlerine şöyle devam etti: “Biz KAS ile birlikte 58 yerel medya semineri düzenledik. Anadolu’nun çeşitli merkezlerinde 7 bini aşkın gazeteciye sertifika verdik. Adalet Bakanlığı’nın TCK ile ilgili 2010 Şubat ayında başlattığı çalışmalara biz de hazırlık yaparak destek verdik. Ancak umut veren bu çalışma bilemediğimiz nedenlerle sonuçsuz kaldı. Hukuka aykırı değişiklikler oldu. Çeşitli tepkiler de ortaya çıkınca Meclis Genel Kurulu’na indirilmedi. Bugün 70 gazeteci cezaevinde, 5 binden fazla dava sürüyor.”

Konrad-Adenauer-Stiftung Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr ise yaptığı konuşmada toplantının tarihçesine değindi.

Senkyr “Bu toplantıları Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile gerçekleştiriyoruz. 25. yılımızdayız. Çeyrek yüzyıldır sürdürüyoruz, Alman Türk Gazeteciler Toplantısı’nın en eski, en iyi oturmuş toplantı serisi olduğunu söyleyebilirim” diye konuştu.

Toplantıya destek veren Türk Alman Vakfı Başkanı Vural Öger ise Avrupa Birliği’ne üyelik konusuna değindi. Öger, şunları söyledi: “AB’de herkes bize karşı değil. AB tek ses değil. Her ülkenin fikirleri ayrı. Bize destek olan İsveç, Polonya gibi ülkeler de var. Ama işçi göçü olan ülkeler Türklerin üyelik konusunu iç politika malzemesi yapıyorlar. Almanya açısından da durum netleşmelidir artık. Çifte standart uygulanıyor. Artık Almanya Türkiye’nin aday ülke olduğuna onay versin. Sırbistan üye değil ama vize muafiyeti var. Türkiye vize kuyruklarını bekliyor. Türkiye ne yapacak, AB kapısında sonsuza kadar bekleyecek mi? Şansını Ortadoğu pazarında arayacak.”

‘Seçimlerden Sonra Türkiye Oturumu’nda konuşan Odatv yazarı Cüneyt Ülsever, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın elde ettiği güçle başkanlık sistemini Türkiye’ye getirmeye çalışacağını belirtti.

Ülsever, bunun için de bir tarih vererek şöyle konuştu: “2014 yılında başkanlık yarışı başlayacak. Abdullah Gül’ün süresini 7 yılda tamamlaması sağlanacak. Ancak ben başkanlık sisteminin Türkiye’ye uymadığını düşünüyorum. Hem Başbakanlık hem de Cumhurbaşkanlığı yetkisinin tek kişide olması denetleme işlevi açısından sorun doğuracak. Ama Erdoğan başkanlığı isterse buna da halk evet diyecektir.”

Dış politikadaki gelişmeleri değerlendiren Milliyet gazetesi köşe yazarı Semih İdiz ise Türkiye’nin AKP göreve geldikten sonra konuşulan bir ülke haline geldiğini ancak son yıllarda dış politikada sıfır sorun derken yine klasik kalıba girdiğine işaret etti.

Türkiye’nin Mısır, Suriye gibi ülkelerde yaşanan sorunlarda arabuluculuktan ziyade kolaylaştırıcı pozisyonda olduğunu vurgulayan İdiz, “Bulunduğumuz coğrafya fazla iddialı olamayacağımız bir coğrafya. Erdoğan Mısır’a gidecek ve konuşacak. Mısır’da Erdoğan’a yönelik büyük bir destek var. Öncülük rolü yüklüyorlar, Erdoğan’a. Bölgeye dönük vizyonun daha ayak üstünde durabilen beklentilere oturtulması gerekiyor. Kimse Türkiye’den ağabeylik istemiyor, yol göstericilik bekliyor” dedi.

Seçim Sonuçlarının Türkiye - Almanya İlişkilerine Etkileri konulu oturumu yöneten TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Ülkedeki sorunların çözümü iktidarın gücünü nasıl kullanacağına bağlı. İktidar gücü tek başına kullanır, sivil toplum örgütlerini ve toplumun diğer yüzde 50’sinin beklentilerini dikkate almazsa basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü konusunda yol alınamayacak. 70 gazeteci cezaevinde kalmaya devam edecek.

Belki yenileri eklenecek. Binlerce gazeteci de yazdıklarından düşündüklerinden ötürü yargılanacak” diye konuştu.

Aynı oturumda konuşan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Şükran Soner ise geniş bir perspektiften Dünyadaki tek etkin gücün para olduğunu ve sınırlı bir azınlığın kazandığı dünyada çalışanların, hem ücretlerinin hem de sendikal haklarının gerilediğine dikkat çekti.

Soner: “Araştırmalar dünyada rüşvete ayrılan payın işçilerin ücretinin tam 7 katına çıktığını gösteriyor. Şimdi yoksul ülkeler, ırklar, mezhepler, aşiretler katmanlarında en altta kalmamanın mücadelesini veriyor. Mısır, Tunus bunların örneği. Bu hareketler örgütlü değil.

Alt kimlikler dışında sığınabilecekleri de bir şey yok. Suriye’den gelenlerin iktidar lehine gösteri yaptığı söyleniyor. Ama gelenlerin Türkiye’dekilerin akrabası olduğunun kimse Başbakanlık Basın Müşaviri Mehmet Süreyya Er ise hükümetin 2000’li yılların başından beri çok yönlü aktif dış politika hem içeride hem dışarıda sinerji yarattığına dikkat çekti.

Er şöyle konuştu: “Arap baharı diye adlandırılan değişim süreciyle Türkiye, Ortadoğu’ya model ülke olma iddiası olmamakla beraber ilham kaynağı olmuştur. Türkiye’ye yüzünü dönmüş ülkelere doğru mesajlar vermek çok önemlidir. Türkiye 3 ana ilke içinde değişimi destekler. Değişim kaçınılmazdır, Arap liderler bunun gereğini yerine getirmeliler. Halkın taleplerine ilgisiz kalan liderler silinip giderler. Erdoğan, halkına pozitif yönde liderlik yapan kişidir. Türkiye, Türk modelini benimseyenlere yardımcı oluyor. Mısır’da anayasa hazırlanmasına katkıda bulunuyoruz. Halkın taleplerinde ise evrensel değerlerle, insan onuruyla değişim taleplerinin örtüşüp örtüşmediği büyük önem taşıyor.”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve Hürriyet Gazetesi Ekonomi Haberleri Müdürü Vahap Munyar ise Türkiye ve Avrupa’nın Küresel İktisadi ve Finansal Krizden Çıkardığı Dersler konulu oturumu yönetti.

Munyar toplantıyı yönetirken Türkiye’nin ekonomik gelişmesine de değindi. Türkiye’nin krizi rahat atlattığını hatırlatan Munyar, “Avrupa’da Yunanistan’da ciddi sıkıntılar var. Türkiye’de ise cari açık sorunu yaşanıyor” diye konuştu.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel ise yapısal reformlar olmadan büyümenin perspektifinin parlak olmadığına işaret etti. Türkiye’nin üçte ikisinin eğitiminin lisenin altında olduğunu söyleyen Gürsel, “Yeni nüfusu, genç nüfusu çok iyi eğitmemiz gerekiyor.” dedi.

‘Facebook Jenerasyonu: İnternetteki Sosyal Ağlar Toplumları Değiştirebilir mi?’ konulu oturumda konuşan Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Hakan Kara ise şu önemli noktalara dikkat çekti: “Dünyada 2011’de 2.09 milyar insan internet kullanıyor. İnternet 10 yılda yüzde 480 büyüdü. Türkiye dünyada internet kullanımında 13. sırada. Ayda bir insan 6,6 gününü internette geçiriyor. İnternete ayda 3 milyar fotoğraf, 20 milyon video yükleniyor. Artık arama motorları, arkadaşlık siteleri, toplumun neyi beğendiğini biliyor. Facebook anlayış değişikliği getirdi. Takma adlar ortadan kalktı. Herkes kendini deklare etti. Kişisel bilgilerini yayınlamaya başladı. Türkiye Facebook’ta dünya 4’üncüsü oldu. Sohbet etmeyi seviyoruz. Facebook’ta, Türkiye’den 30 milyon kullanıcı var. Birçok kişi internetin 21. yüzyılın kamusal alanı olduğu düşünülüyor. Mısır ve Tunus’taki devrimler tarihte benzeri olmayan devrimler. İnternetin halk hareketleri sürecini hızlandırdığı kabul ediliyor.” (27 Haziran 2011)

*

“Bütün gazeteciler serbest bırakılsın”

Gazeteci Barış Pehlivan'ın davasını izleyen GÖP üyeleri, “Bütün gazetecilerin bir an önce ve derhal salıverilmelerini istiyoruz” dedi.

Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan dün İstanbul Beyoğlu 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Silivri Cezaevi’nden getirilen Barış Pehlivan adliyeye gazetecilerin "Barış çıkacak, yine yazacak" sloganları arasında girdi.

Pehlivan’ın duruşması 1 Kasım’a ertelenirken, Pehlivan adliye çıkışında gazetecilere “Gazetecilik kazanacak, basın özgürlüğü kazanacak” diye seslendi. Duruşma sonrası GÖP adına basın açıklaması yapan Basın Enstitüsü Derneği Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, adliyeye destek amacıyla geldiklerini söyledi.

Atadan, “Biz GÖP olarak, tutuklu hiçbir gazetecinin bulunmasını istemiyoruz. Bütün gazetecilerin bir an önce ve derhal salıverilmelerini istiyoruz. Yeni kurulacak olan hükümetten en acil talebimiz budur. Kanunlardaki basın ve ifade özgürlüğü önünde duran bütün ilgili maddelerin kaldırılmasını talep ediyoruz. Ve arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüklerini kavuşmalarını diliyoruz” dedi.

Gazeteci Pehlivan’ın duruşmasına Basın Enstitüsü Derneği Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan, TGC Genel Sekreter yardımcısı Zafer Atay ile TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi katıldı. (28 Haziran 2011)

*

Dink ailesinin avukatı: Suikastte 3 kişi daha var

Avukat Fethiye Çetin, görüntülere göre suikastın yapıldığı sokakta Dink’in katil zanlısı O.S’nin haricinde 3 kişinin daha olduğunu söyledi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in katil zanlısı O.S'nin 'terör örgütüne üyelik' suçundan Çocuk Mahkemesi'nde yargılanmasına devam edildi. Dink ailesinin mahkemeye sunduğu olay yeri kamera görüntüleri duruşmaya damgasını vurdu. Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin, görüntülere göre suikastın yapıldığı sokakta O.S’nin haricinde 3 kişinin daha olduğunu ifade etti.

İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya O.S, Kandıra F Tipi Cezaevinden getirilerek hazır bulunduruldu. O.S’nin adliye binasına girişi esnasında geniş güvenlik önlemleri alındı. Saldırı olması ihtimaline karşın O.S’nin içinde bulunduğu cezaevi aracına 3 ayrı cezaevi aracı daha eşlik etti. Ayrıca Jammer cihazı ile bir süreliğine adliye binasının çevresindeki tüm iletişim sistemleri kesildi. Bombalı saldırı ihtimaline karşın da özel eğitimli polis köpekleri ile adliye binası çevresinde arama yapıldı.

Daha sonra duruşmaya geçildi. Dink ailesi avukatı Fethiye Çetin, olay yeri kameralara görüntülerini içeren bir sunum yapmak istediklerini ifade ederek mahkemeden izin istedi. Mahkeme talebi yerinde bularak Çetin'e izin verdi. Duruşma salonu içerisine seyyar sinevizyon perdesi getirilerek projeksiyon cihazı ile kamera görüntüleri mahkeme heyetine izlettirildi. Söz konusu görüntülerde saldırının gerçekleştiği 19 Ocak 2007 günü saat 11.16'da cadde üzerindeki bir mağazanı n kamerasında cep telefonu ile konuşan siyah montlu bir şahıs görülüyor. Saat 12.53'te O.S’nin Akbank kamerasında caddeden yukarıya doğru çıktığı, saat 12.58'de de geri döndüğü anlaşılıyor. Saat 14.40'ta Hrant Dink'in gazeteden çıkarak bankaya sıra fiş i almak için gittiği belirlendiği görüntülerde 14.41'de de geri döndüğü kayda alınıyor. Saat 14.51- 14.54 dakikaları arasında aynı siyah montlu şahısın Agos Gazetesi'nin bulunduğu cadde üzerinde yol kenarında beklediği, gözlüklü yaşlı bir adamın siyan montlu adama gelerek bir şeyler söylediği görülüyor. Gözlüklü yaşlı adam ile siyah montlu adamın aralarında işaretleştiği anlaşılıyor. Hrant Dink'i gören siyah gözlüklü yaşlı adamın hemen telefona sarılarak olay yerinden uzaklaştığı kameraya alınıyor. En sonda Dink'in öldürülmesinden sonra O.S’nin kaçış yolunun üzerinde kameraya yansıyan siyah montlu adam ile gözlüklü yaşlı adamın da olduğu, O.S kaçtıktan sonra da olay yerinden uzaklaştığı görülüyor.

Görüntülerin izlenmesinden sonra söz alan Fethiye Çetin, "Bizce O.S’nin yanında 3 kişi daha vardı. Cinayet profesyonelce işlendi. Siyah montlu adam da O.H'dir. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne de bunun araştırılması için talepte bulunduk. Mahkeme görüntüleri bilirkişiye gönderdi. Ayrıca siyah gözlüklü yaşlı adamın kim olduğu belirlenemedi" diye konuştu.

O.S’nin avukatı Levent Yıldırım'dan görüntüler ile ilgili diyeceği olup olmadığı soruldu. Yıldırım, "Görüntüler yeni değil. Daha önce 14. Ağır Ceza Mahkemesinde de izlendi. Ayrıca görüntüler çok fulü görülüyor. Kimin kim olduğu net değil" ifadesini kullandı. O.S ise "Görüntüler çok bozuk. Ben kendimi bile çıkartamadım." dedi. Duruşma ertelendi. (30 Haziran 2011)

*

GÖP, Terk oğlu’nun duruşmasını izledi

Gazetecilere Özgürlük Platformu GÖP üyeleri ''Odatv.com'' adlı internet sitesinin Haber Müdürü Barış Terkoğlu'nun Beyoğlu Adliyesi’ndeki duruşmasını izledi.

GÖP Dönem Başkanlığını yürüten Basın Enstitüsü Derneği Koordinatörü Yurdanur Atadan, mahkeme tutanaklarına dayandırılarak haber yapan gazeteci Barış Terkoğlu’nun yargılandığına dikkat çekerek “GÖP olarak 100’ü aşkın gazetecinin duruşmasını izledik. Artık bu haksız yargılamalara dur denilmeli” dedi.

Gazeteci Barış Terkoğlu’nun duruşmasını, ''Gazetecilere Özgürlük Platformu''nun dönem başkanlığını yapan Basın Enstitüsü Derneğinin Koordinatörü Atadan ile birlikte, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Muhittin Doğan ve gazeteci Şükran Soner de izledi.

''Odatv.com'' adlı internet sitesinin Haber Müdürü Barış Terkoğlu'nun, sitede yer alan bir haberde yazar Mustafa İslamoğlu'na hakaret ettiği iddiasıyla yargılanmasına başlandı

İstanbul Beyoğlu 3. Sulh Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, bu suçtan tutuksuz yargılanan, ancak ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Odatv'ye yönelik düzenlenen operasyonun ardından tutuklanan gazeteci Barış Terkoğlu, ile avukatı Tugay Topbaş ve müşteki Mustafa İslamoğlu'nun avukatı Fatih Şengül katıldı.

Duruşmada savunmasını yapan Terkoğlu, dava konusu haberi kendisinin yaptığını belirterek, İslamoğlu'nun kamuoyunda bilinen bir yazar olduğunu ve kendisini takip eden geniş çaplı bir cemaati bulunduğunu söyledi.

''Cübbeli Ahmet Hoca''nın liderliğini yaptığı cemaat ile İslamoğlu'nun cemaati arasına bir sürtüşmenin olduğunu, ardından da habere konu olan tecavüz iddiasının gündeme getirildiğini, bu iddianın bir dergide de haber olarak yer aldığını ifade eden Terkoğlu, ardından bu konuyu araştırdığını anlattı.

İslamoğlu'nun yargılandığı ve mahkum olduğu Kayseri'deki mahkeme kararının aslına ulaştığını dile getiren Terkoğlu, bu konuyu internet sitesinde haberleştirdiğini kaydetti.

Terkoğlu, ''Hakaret kastıyla müştekiye karşı bu konuyu kaleme aldığım iddiasını kabul etmiyorum. Haber niteliğinde olduğu için mahkeme kararına dayanarak kendi sitemde kaleme aldım. Tecavüz suçlaması mahkeme kararının 5 ayrı yerinde, Adli Tıp Kurumu raporunda geçtiği için haberde yer verdim. Suçsuzum. Suç kastım yoktur. Beraatıma karar verilsin'' dedi.

Terkoğlu'nun avukatı Tugay Topbaş da müştekinin duruşmaya çağrılarak konuyla ilgili şikayet ve delillerinin sorulmasını istedi.

Müşteki avukatı Fatih Şengül ise suçtan zarar gördüklerini belirterek, davaya müdahil olarak katılmalarına karar verilmesini istedi.

Olayla ilgili Odatv'nin kurucusu Soner Yalçın ve diğer çalışanlar Barış Pehlivan ve Naci Kaplan hakkında yaptıkları şikayetle ilgili savcılığını dava açmadığını, bir takipsizlik kararı da vermediğini belirten Şengül, bu kişiler hakkında ne gibi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulmasını talep etti.

Mustafa İslamoğlu'nun müdahillik talebini kabul eden hakim, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılarak, Yalçın, Pehlivan ve Kaplan hakkında bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulmasına karar vererek, duruşmayı erteledi.

Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı Muzaffer Yalçın tarafından hazırlanan iddianamede, sanığın 2 Mart 2010 tarihinde Odatv adlı internet sitesinde  ''Vakit'te bir tecavüzcü daha ortaya çıktı'' başlıklı bir yazı yazdığı belirtilerek, müştekinin 10 Ağustos 1980 tarihinde Kayseri Develi'de karıştığı ve mahkum olduğu ''fiili livata suretiyle ırza geçmek'' olayını dile getirerek hakarette bulunduğu, onur, şeref ve haysiyeti rencide ettiği anlatılıyor.

İddianamede, Terkoğlu'nun ''Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret etmek'' suçundan 3 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor. (30 Haziran 2011)

Başa Dön