Geri Dön

Ağustos 2011 Raporu

"Bir an önce gazetecilerin tutuklu halleri kaldırılsın”

Silivri’de tutuklu bulunan gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın duruşmasını izleyen TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, “Bir an önce gazetecilerin tutuklu halleri kaldırılsın” dedi.

Kurulduğu günden bu yana İstanbul’da 2, Ankara’da 1 yürüyüş ve Gazetecilere Özgürlük Kongresi düzenleyen 100’e yakın gazetecinin davasını izleyen, tutuklu gazetecileri cezaevinde ziyaret eden, ulusal ve yerel düzeyde 94 basın meslek örgütünden oluşan Gazetecilere Özgürlük Platformu gazetecilerin duruşmalarını izlemeyi sürdürüyor.

GÖP üyesi meslek kuruluşlarının temsilcileri, dün Silivri’de Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın duruşmalarını izledi.

Duruşmalarda, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, TGF Genel Başkanı Atilla Sertel, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Basın Enstitüsü Derneği Genel Koordinatörü Yurdanur Atadan hazır bulundu.  Duruşmanın yapıldığı salona giren Balbay, yaş gününü kutlayan izleyicilere yumruk yaptığı elini havaya kaldırarak selamladı. İzleyiciler Balbay'ı alkışlayarak "İyi ki doğdun Balbay" şeklinde seslendiler. Balbay'a Cumhuriyet gazetesi çalışanları tarafından da bir kalem ve bir de ajanda hediye edildi. 1960 doğumlu olan Balbay'ın 51 yaşına girdiği öğrenildi. Duruşmayı izleyen TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, “Duruşma çok kalabalıktı. Sandalye bulamayanlar yerlerde oturdu. Basın bölümü çok kalabalık idi. Balbay da çok neşeli görünüyordu. Keyifli bir günündeydi. Biraz da kilo vermiş. Oldukça sağlıklı gözüküyordu. Kendisini alkışlayanlara gülerek selamladı. Sanıkların olduğu bölüme yaklaşanlarla da el sıkıştı. Tuncay Özkan da aynı şekildeydi. O da herkesi selamladı” dedi.  “Bir an önce gazetecilerin tutuklu halleri kaldırılsın” diyen Atay, “Davalar da bir an önce sonuçlansın. Çünkü adaletin gecikmesi herkesi üzüyor, tedirgin ediyor” şeklinde konuştu. 

(9 Ağustos 2011)

***

TÜİK: Gazete ve dergilerin tirajı arttı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye'de 2010 yılında 6 bin 459 gazete ve dergi yayımlandı. Bu yayınların yüzde 57'sini dergiler oluşturdu.

TÜİK tarafından hazırlanan 2010 yılına ilişkin Yazılı Medya İstatistikleri yayımlandı.

Yazılı medya araştırması, Türkiye'de ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde yayımlanan gazetelerin ve dergilerin genel yapısını kurumsal ve içerik yönünden değerlendirmek, sunulan hizmetin niteliği, süresi, sıklığı ile ilgili bilgileri derlemek ve karşılaştırmak amacıyla 2005 yılından beri uygulanıyor.

2010 yılı sonuçlarına göre, Türkiye'de yayımlanan gazetelerin yüzde 90'ı yerel, yüzde 3,3'ü bölgesel ve yüzde 6,7'si ulusal yayın yaptı. Aynı dönemde dergilerin ise yüzde 35,8'i yerel, yüzde 7,2'si bölgesel iken yüzde 57'si ise ulusal yayın içinde oldu. Genel olarak bakıldığında ise gazete ve dergilerin yüzde 59,1'i yerel, yüzde 5,5'i bölgesel ve yüzde 35,4'ü ulusal yayın yaptı.

Türkiye’de 2010 yılında gazete ve dergilerin tirajı 2009 yılına göre yüzde 13,4 arttı. Bu dönemde yayımlanan gazete ve dergilerin yıllık toplam tirajı 2 milyar 571 milyon 694 bin 304 olup bunun yüzde 94,6'sını gazeteler oluşturdu. Yıllık toplam tirajın ise yüzde 16,6'sı yerel, yüzde 3,4'ü bölgesel ve yüzde 80'i ulusal gazete ve dergilere ait.

Gazetelerin yıllık toplam tirajlarının yüzde 90,1'ini günlük gazeteler oluşturdu. Dergilerin ise yıllık toplam tirajının yüzde 47,4'ü aylık, yüzde 19'u ise haftalık yayımlandı.

Gazetelerin yüzde 14,4'ü günlük, yüzde 31'i haftalık olarak yayımlanırken, yüzde 86,2'si siyasi/haber/güncel içerikli yayın yaptı, ayrıca yüzde 8,8'i ek verdi.

Dergilerin ise yüzde 23,2'si aylık, yüzde 22,6'sı 3 aylık olarak yayımlanırken, yüzde 21'i sektörsel, mesleki içerikli yayın yaptı ve yüzde 9,5'i ek verdi.

Gazete ve dergilerde 2010 yılı Kasım ayı itibariyle toplam 59 bin 670 kişi çalışıyor. Bunların 45 bin 476'sı yayın, 7 bin 684'ü basım, 6 bin 510'u da dağıtım bölümünde istihdam ediliyor. Çalışanların 16 bin 912'sini kadınlar oluşturuyor. Çalışanların 22 bin 653'ünü üniversite mezunu, 5 bin 285'ini yüksek lisans/doktora mezunu, 4 bin 792'sini ön lisans mezunu, 19 bin 519'unu lise mezunu, 7 bin 421'ini ise lise altı mezunları oluşturdu.

(11 Ağustos 2011)

***

TGC 2011 Yerel Gazetecilik Ödüllerine başvurular başladı

Yerel medyanın desteklenmesi amacıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Konrad Adenauer Stiftung’un 1998 yılında başlattığı Yerel Gazetecilik Ödüllerine başvurular başladı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), 2011 Yerel Gazetecilik Ödüllerine başvuruların başladığı bildirildi. TGC’den yapılan yazılı açıklamada, “Ödülün amacı, demokrasi kültürünün güçlendirilmesi, halkın bilgilenme ve gerçekleri öğrenme hakkının kullanılmasının yaygınlaştırılması ve yerel gazeteciliğin güçlenmesini sağlamaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için, yerel basın kuruluşlarında çalışan gazetecilerin çalışmalarının değerlendirilmesi ve mesleğe yönelen gençlerin özendirilmesi öngörülür” denildi.

Yerel gazetecilik ödülünün, yerel gazetelerde çalışan gazetecileri kapsadığını bildiren açıklamada, değerlendirmede, bu kuruluşlarda çalışanların yerel konular ve meslek kurallarının uygulanması için olanaklarını en iyi şekilde kullanmalarının dikkate alındığı ifade edildi.

Ödüllerin, haber, fotoğraf ve sayfa düzeninden oluştuğu belirtilen açıklamada şartlar şöyle:

a)  2008-2009-2010 yıllarına ait çalışmaları ile birincilik almış olan gazeteciler, 2011 ödüllerine aday olamazlar.

b)  Adaylar doğrudan başvurabileceği gibi, yerel gazetelerin yazı işleri müdürleri; iletişim fakültelerinin bulunduğu yerlerde fakülteler adına öğretim üyeleri, yerel meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri aday gösterebilir. Her aday tek bir çalışma ile katılabilir veya önerilebilir. Aday gösterilen çalışmalar nedeniyle çalışma sayısı birden fazla olduğunda yarışmaya katılacak çalışmayla ilgili tercih hakkı çalışma sahibine bırakılır.

c)  Adayların T.C. vatandaşı, geçimini sadece gazetecilikten sağlayan kişiler olması ve yazı dilinin Türkçe olması zorunludur.

d)  Yarışmaya katılan kişinin adının çalışmada açıkça belirtilmiş olması ya da imzasız eserlerin yetkili yöneticilerce onaylanmış olması gerekmektedir.

e)  Ders kitaplarında, master veya doktora çalışmalarında yayınlanmış veya başka bir yarışmada ödül almış çalışmalar kabul edilmeyecektir. Bu nedenle adaylar, eserlerinin başka meslek örgütleri tarafından ödüllendirilmemiş olduğunu da başvuru yazılarında belirtmelidirler. Aksi takdirde, başka meslek örgütleri veya diğer kuruluşlar tarafından ödüllendirilmiş olması halinde yerel gazetecilik ödülünün geri alınması hakkı saklıdır. Sahibi vefat etmiş çalışmalar aday gösterilemez. Başvuru süresince aday gösterilen çalışma sahibi vefat eder ve çalışması ödül kazanırsa, ödül vefat eden kişinin yasal varislerine verilir.

f)  Çalışmaların 01.01.2011-31.12.2011 tarihleri arasında yayınlanmış olması gereklidir.”

TGC’nin açıklamasında “Çalışmalar, çalışma sahibinin nüfus cüzdanı örneği ve kısa bir özgeçmişi ile birlikte, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, (Yerel Gazetecilik Ödülleri-2011) Türkocağı Cad. No:1, 34440 Cağaloğlu-ISTANBUL Adresine 31.01.2012 tarihine kadar 1’i asıl 10 nüsha halinde taahhütlü olarak ulaştırılmalı veya elden teslim edilmelidir. Gönderilen çalışmalar geri verilmez. İstenen belge veya bilgiler eksik olduğu takdirde katılımcı katılmamış sayılır. Çalışması ödüle değer bulunan gazetecilere üç dalda da 1.000’er TL ödenir” denildi.

TGC 2011 Yerel Gazetecilik Ödüllerini belirleyecek jüri üyeleri şu isimlerden oluşuyor: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Konrad Adenauer Stiftung Proje Temsilcisi Bekir Öncel, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Milliyet Gazetesi Yazarı Nail Güreli, TGC Denetleme Kurulu Üyesi İhsan Yılmaz, İstanbul Aydın Üniversitesi İletişim Fak. Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Müge Demir, Muş Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Emrullah Özbey, İhlas Haber Ajansı Genel Müdürü Fevzi Kahraman, gazeteci Tümer Argın.

(13 Ağustos 2011)

***

GÖP’ten gazeteci Karakaya’ya destek

GÖP heyeti, yazdığı haberden dolayı 375 gün “meslekten men cezası” alan gazeteci Havva Karakaya’yı çalıştığı işyeri olan Kırşehir Postası’nda ziyaret ederek, destek ve dayanışmalarını ifade etti.


Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Dönem Başkanı ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay, dayanışma ziyareti sırasında basına yaptığı açıklamada, ulusal ve yerel düzeyde faaliyet gösteren toplam 94 meslek örgütünü temsilen Havva Karakaya ile görüşmeye geldiklerini belirtti.

Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesine göre açılmış bir hakaret davasından dolayı “gazetecilik faaliyetinden men” cezası verilmesinin hukukta yeri olmadığını ifade eden Abakay, şöyle konuştu: “Bu, zorlama bir yorumla verilmiş, sübjektif bir karardır. Burada en büyük tehlike, kimi önyargılı mahkeme ya da yargıçların bunu emsal haline getirmesidir. Bu da gazeteciler üzerinde teröre yol açar.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, TCK ile birlikte Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişikliklerden sonra gazeteciler hakkında açılan dava ve soruşturma sayısının on binlere ulaştığını, cezaevlerinde 70’den fazla tutuklu gazeteci bulunduğunu kaydetti. Gazetecilerin, tutuklanarak susturulmak istendiğini ya da haklarında verilen para ve hapis cezası tehdidiyle sansüre ve otosansüre sevk edildiklerini bildiren İpekçi, “Bütün bunların yanı sıra bir gazetecinin meslekten uzaklaştırılarak cezalandırılmasıyla ilk kez karşılaşıyoruz. Umuyoruz ki bu karar Yargıtay tarafından bozulur. Hep birlikte verdiğimiz basın ve ifade özgürlüğü mücadelesinin başarıya ulaşacağına inanıyoruz” dedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi Recep Yaşar ise gazeteciliğin halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygı çerçevesinde kamusal amaçlarla yapılan bir meslek olduğuna dikkati çekerek, “Ancak bu, gazetecinin, kamu görevlisi sayılması anlamına gelmez. Bu karar, gazeteciliği izne bağlayan bir karardır. Gazetecilik ancak totaliter rejimlerde izne tabi olarak yapılabilir, demokratik rejimlerde ise böyle bir uygulama kabul edilemez. Böyle bir karar, basın özgürlüğünü ciddi anlamda tehdit eder” diye konuştu. Kırşehir Postası gazetesi sahibi ve Yazıişleri Müdürü Havva Karakaya ise gösterilen dayanışma için teşekkür etti. Bunun bir demokrasi mücadelesi olduğunu vurgulayan Karakaya, “Haklıyız, kazanacağız” dedi. Meslek örgütleri temsilcileri, daha sonra, “gazeteler gerçek haberlerle çıkmalıdır, siyah sayfalarla değil” diyerek, Kırşehir Postası gazetesinin mahkeme kararını protesto amacıyla siyah sayfayla yayımlanmış son sayısını gazetecilere gösterdiler.

(14 Ağustos 2011)

***

Gazeteci Ahmet Şık'ın tahliye talebi reddedildi

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında ''Oda TV'''deki aramalara ilişkin, aralarında gazeteci Ahmet Şık'ın da bulunduğu 5 kişinin tahliye talebinin reddine yönelik nöbetçi hakimliğin verdiği karara yapılan itiraz da, oy çokluğuyla reddedildi.

Gazeteci Ahmet Şık, Şükrü Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Barış Terkoğlu ve Muhammet Sait Çakır'ın avukatlarının, müvekkillerinin tutuklamasına yaptığı itiraz üzerine nöbetçi hakimlikçe verilen ''tutukluluk hallerinin devamı ve tahliye taleplerinin reddi'' yönündeki karara ilişkin verdikleri itiraz dilekçesi, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince incelendi. Mahkeme oy çokluğuyla, gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamı yönünde karar verirken, sanıklar açısından kuvvetli suç şüphesinin var olduğuna hükmetti.

Şüphelilerin, ''delilleri karartma ve yeni delil elde edilmesine engel olma tehlikesinin bulunduğu ve şüpheliler hakkında bu aşamada CMK. 109. ve devamı maddelerindeki adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağını'' göz önünde bulunduran mahkeme heyeti, 5 kişi hakkındaki tutukluluk hallerinin devamına yönelik karara itirazlarının reddini kararlaştırdı. Söz konusu karar, 11. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Eşref Akçay'ın muhalefet şerhi ile alındı.

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Oda TV'de yapılan aramalara ilişkin tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın da aralarında bulunduğu 5 kişi hakkında, tahliye taleplerinin reddine yönelik karara itiraz üzerine verilen karara muhalefet şerhi koyan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eşref Akçay, şüphelilerin tek faaliyetlerinin yayın yapmak, kitap yazmak ve benzeri faaliyetler olduğunu savundu.

Mahkeme Başkanı Akçay muhalefet şerhinde, incelenen dosyalardan da anlaşılacağı üzere, toplanan delillerin, şüphelilerin telefon konuşmaları, Oda TV'de, 5 kişinin ev ve iş yerlerinde ele geçen bilgisayar, CD, DVD'lerin dökümleri ve emniyetin bu konuda tuttuğu raporlardan ibaret olduğunu kaydetti.

Delillere bakıldığında, gerek emniyette, gerekse savcılıkta sorulan sorulara bakıldığında şüphelilerin yaptıkları telefon konuşmalarının bir kısmının 2009 yılından başlamakla birlikte, 2010 ve bu yıl içerisinde yaptıkları konuşmalar olduğunu belirten Başkan Akçay, muhalefet şerhinde, şüphelilerin 3 yıla yakın bir sürede dinlendiğine dikkati çekti.

Başkan Akçay, şüphelilerden Ahmet Şık'ın, ''İmamın ordusu'' adlı bir kitap yazma düşüncesinde olduğu ve bu konuda hazırlık yaptığı, kitabın taslağını hazırladığı, bu hazırlama aşamasında Oda TV ile irtibatlı olduğu iddiasıyla gözaltına alındığını, diğer şüphelilerinde yine Oda TV çalışanı olduğunu hatırlatarak, muhalefet şerhinde şu görüşlere yer verdi:

''Öncelikle şüphelilerin örgüt üyeliği ile ilgili olarak atılı suça ilişkin delillere bakacak olursak, mahkemelerimizde yapılan yüzlerce uygulama, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin kararları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararlarından oluşan şöyle bir uygulama vardır: 'Bir kişiye yasa dışı silahlı terör örgütünden dolayı, 'Bu kişinin bir kod adının olması, kimliğini gizleyecek sahte kimliğinin bulunması, süreklilik ve çeşitlilik arz edecek şekilde örgütsel faaliyetlerde bulunup, bu çerçevede örgüte eleman kazandırma gibi faaliyette bulunması, örgüte öz geçmiş raporu vermesi, örgütsel belge, doküman gibi şeylerle yakalanmış olması, örgüt adına molotof, bomba gibi maddeler yapmak veya atmak, örgütsel amaçlı gösteri yapmak veya değişik eylemlerde bulunanlar ve dolayısıyla buradaki eylemlerden bir veya bir kaçını işleyenler' terör örgütü üyeliğinden cezalandırılır.' ''

Şüphelilere sorulan sorular incelendiğinde, belirtilen terör örgütü üyeliği ile ilgili herhangi bir soru yöneltilmediğini ifade eden Başkan Akçay, muhalefet şerhinde, ''Şüphelilerin tek faaliyetleri, yayın yapmak kitap yazmak ve benzeri faaliyetlerde bulunma eylemlerine ilişkindir. Kaldı ki, 'Ergenekon' adlı terör örgütü oluşumu çok önceye dayanan 4 yıldan fazla soruşturma evresi bulunan ve üç yıldır da kovuşturma evresi bulunan ve halen devam eden bir davadır. Şüphelilerin bu örgütün oluştuğu tarihte yani 2009 yılından öncesine ilişkin bir faaliyetleri olduğuna dair veya bu örgüt içerisinde rol alan şu anda yargılanan sanıklarla birlikte hareket ettiğine dair herhangi bir iddia yoktur'' ifadelerini kullandı.

Muhalefet şerhinde Mahkeme Başkanı Akçay, Ahmet Şık'ın kitabının yayınlandığını ve kitapta 'Ergenekon' örgütünün övüldüğünü düşünülmesi halinde, mahkemelerinde bugüne kadar terör örgütü PKK, yasa dışı sol ve şeriatçı örgütlerle ilgili yazılan pek çok kitaba ilişkin dava açıldığını anımsattı.

Bu kitapları yazanların, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu uyarınca yargılandığını vurgulayan Akçay, muhalefet şerhinde, şu görüşlerini dile getirdi:

''Bu yayınlar ülkemizde yıllardır yapılmaktadır. Bugüne kadar hiçbir yayıncı hakkında veya yazan kişi hakkında, örgüt üyesi olduğu gerekçesi ile ülkemizde verilmiş tek bir karar yoktur. Tümü 3713 sayılı yasaya muhalefetten ceza almıştır veya beraat etmiştir. Kaldı ki, şüphelinin kitabı daha yayımlanmamıştır bile. Buna rağmen yayımlama düşüncesinde olduğunu belirterek, bu kişiyi bu örgütle irtibatlandırmak hukuken mümkün değildir.''

Muhalefet şerhinde, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile AİHM kararlarından düşünce özgürlüğü ile ilgili maddelere de yer veren Mahkeme Heyeti Başkanı Eşref Akçay, ''Bu doğrultuda genel olarak bir fikre, düşünceye bakıldığında, bu fikir bizim düşüncelerimize ve fikirlerimize tamamen aykırı olabilir. Toplumun çoğunluğunca da kabul edilmeyebilir. Ancak kişilerin, şiddete çağrı yapmayan düşüncelerinden dolayı cezalandırılmaması gerekir. Yazılan kitabın içeriğini beğenmeyebilirsiniz. Doğru değildir, abartılıdır, yalandır diye düşünülebilir. Ama sonuçta şüphelinin kendi fikir ve düşünceleridir. İnsanlar bir kitabı yazarken başkalarından da yardım alabilirler. Bu kitapta alınmış mıdır, alınmamış mıdır? Şu anda bir şey söylemek mümkün değildir. Bir an için yardım alındığını kabul etsek sonuç değişir mi? Değişmez. Çünkü bir insanın bir kitabı yazarken araştırma yapması, başka insanlardan yardım alması doğaldır ve herhangi bir suç oluşturmaz. Bir habercilik ve yayıncılık insanlarla ilişkiye girmeden, haber toplamadan nasıl yapılabilir?'' ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı Akçay, muhalefet şerhinde, şüphelilerin tutuklu yargılanması mı gerektiği sorusuna cevap vermek gerektiğini vurgulayarak, hangi dilden, hangi dinden, hangi siyasi görüşten, hangi ırktan olursa olsun şüphelilerin, bağımsız, tarafsız, adil ve insan vicdanına uygun bir şekilde soruşturulması ve yargılanması gerektiği görüşünü ortaya koydu.
Bunun insanın doğal bir hakkı olduğunu vurgulayan Akçay, muhalefet şerhinde, ''Bu nedenle yapılan soruşturmanın bu kıstaslara uygun olmadığı, gerek tutuklama kararlarında gerek tahliye taleplerinin reddi kararlarındaki gerekçelerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve CMK açısından yeterli ve yerinde olmadığı, bu nedenle şüphelilerin yurt dışı yasağı konmak ve gün aşırı polise imza vermek koşuluyla tahliyeleri gerektiği görüşünde olduğumdan üye hakimlerin yeterli gerekçe taşımayan talebin reddine ilişkin kararına katılmıyorum'' fikrinde olduğunu belirtti.

(19 Ağustos 2011)

***

TGC: Baskınları kınıyoruz

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bir açıklama yaparak Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal’ın İstanbul’daki merkezi ile Ankara’daki temsilciliklerine dün sabah polis tarafından yapılan baskını kınadı.

Yayın kuruluşları Ulusal Kanal ve Aydınlık’a yönelik baskınlar ve gazetecilerin evlerinde yapılan aramalar kınandı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden (TGC) yapılan açıklamada “Türkiye’de her gün gazetecilere ve basın özgürlüğüne dönük yeni bir tehdit ortaya çıkmaktadır. Gazetecilik mesleği ağır bir baskı altındadır. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı için gazetecilik mesleğini yapan gazetecilerin iş yerleri, evleri basılmakta, telefon defterleri, bilgisayarları suç kaynağı olarak görülerek el konulmaktadır” denildi.

Bugün 70 gazetecinin cezaevinde olduğuna dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Dışarıdaki gazeteciler de 10 bine yakın davayla baskı altında tutulmaktadır. Bu karanlık tablodan iktidarın da rahatsızlık duyacağı günlerin gelmesini dileyerek basın özgürlüğü konusunda baskı oluşturan yasalardaki yoruma açık maddelerin yeniden düzenlenmesine, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını ve gazetecilerin tutuksuz yargılanması talebimizi tekrarlıyoruz.”

Basın Konseyi Genel Sekreteri Dr. Hasan Sınar ise polis baskınlarıyla ilgili yaptığı açıklamasında, sabah saat 7.30 sularında kolluk güçlerince "Özel Yetkili" Ağır Ceza Mahkemesi'nin CMK md. 116 uyarınca verdiği karara dayanılarak baskınların yapıldığını ifade etti.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, yalnızca suç delillerinin elde edilmesi hususunda makul bir şüphenin bulunması durumunda başvurulabilecek bir koruma tedbiri olarak düzenlenen "arama" faaliyetinin nedenini öğrenme girişimlerinin birçok davada olduğu gibi "gizlilik" engeline takıldığını belirten Sınar, "Öyle ki, Mahkeme tarafından verilen arama kararına ulaşma yönündeki çabalarımızda, söz konusu "arama kararı"nın, gizlilik nedeniyle aramanın yapıldığı basın kuruluşlarının yöneticileri ve avukatlarına dahi tebliğ edilmediğini ve "arama' faaliyetinin muhataplarının yalnızca "tefhim” yoluyla sözlü olarak bilgilendirilmesi ile yetinildiğini de tespit ettik" dedi.

Bu nedenle ihtiyatlı açıklama yaptıklarını belirten Sınar, istisnai gizlilik ilkesinin kural haline getirilmesinden vazgeçilmesini istediklerini belirterek şöyle dedi:

"Çünkü, bugünkü şekliyle ‘gizlilik' uygulaması, kamuoyunu yakından ilgilendiren birçok soruşturmada, hem şüphelilerin "savunma hakkını hem de kamuoyunun "bilgilenme hakkı'nı ihlal eden bir niteliğe bürünmekte ve bu şekliye "adil yargılanma hakkı'nı bütünüyle işlevsizleştirmektedir. Bu nedenle, kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olarak yürütülen bu genel geçer gizlilik anlayışının artık bir son bulması gerekmektedir."

Aramanın aylar önce yayınlanan bazı haberler gerekçe gösterilerek yapıldığını kaydeden Sınar, "Söz konusu haberler eğer suç içeriği taşıyor iseler, bu haberler hakkında soruşturma yapmak yetkisi ilgili basın savcılıklarına ait olup, "Özel Yetkili' savcılık ve mahkemelerin bu duruma müdahil olmasının hiçbir yasal ve meşru temeli bulunmamaktadır. Kaldı ki, bahse konu haberlerin bir kısmı hakkında, basın savcılıkları tarafından gerekli görülen soruşturma işlemleri yürütülmüş, iddianameler tanzim edilmiş ve hatta bazı davalar açılmış bulunmaktadır. Bu nedenle, "Özel Yetkili" savcılık ve mahkemelerin, ilgili basın savcılıkları ve genel yetkili mahkemelerin görev alanına giren ve halihazırda ilgili yasal süreçleri işletilmekte olan haberler ile ilgili olarak, adeta durumdan vazife çıkartarak yeni ve farklı bir yasal süreç geliştirmeye kalkışması hukuki teamüllere aykırı olduğu gibi; Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi şeklindeki basın kuruluşlarını hedef alması nedeniyle, iletişim özgürlüğünün özüne dokunan bir haksızlık olma özelliği de taşımaktadır" dedi.

(20 Ağustos 2011)

***

Bayram gazetesinin yayımlanması ertelendi

Ramazan Bayramı'nda çıkması öngörülen Bayram Gazetesinin yayımlanması, mutabakat protokolündeki bazı gazetelerin imtiyaz sahiplerinin eksik imzalarının tamamlanması ve yayın öncesi hazırlık süreci dikkate alınarak Kurban Bayramı'na ertelendi. Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay, Bayram Gazetesinin Türkiye'de bir gelenek olduğunu söyledi.

Atalay, Bayram Gazetesi geleneğini yeniden canlandırmak istediklerini dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Cemiyetlerimizle el ele vererek Bayram Gazetesini çıkaralım istiyoruz. Gazeteciler tatil yapsın. Bayramlarda çalışmak isteyenler de zaten Bayram Gazetesinde çalışabilir. Bu aynı zamanda cemiyetlerimiz ve işsiz gazeteciler için de bir gelir kaynağıdır.''

Gazete sahipleriyle konuyla ilgili çeşitli vesilelerle görüştüklerini anlatan Atalay, şunları kaydetti: ''8 aydır devam eden çalışmalarımızda sona yaklaştık. Bayramda gazetelerin çıkmaması, bunun yerine Bayram Gazetesinin çıkması için hazırladığımız protokolü imzaya açtık. Bayram Gazetesinin Ramazan Bayramı'na yetişmesi için bu hafta sonuna kadar imzaların tamamlanması gerekiyordu. 24 ulusal gazetenin 18'inin imtiyaz sahibi protokolü imzaladı. 6 gazetenin patronu ise yurt dışında, şehir dışında ve tatilde olmasını gerekçe göstererek protokolümüzü imzalamadı. İmzaların hafta sonuna kadar tamamlanmasını ümit ediyorduk ama tamamlanamadı. Yayın öncesi hazırlık sürecini de dikkate alarak Bayram Gazetesinin çıkışını Kurban Bayramı'na ertelemek zorunda kaldık. Bütün hazırlıklarımızı Kurban Bayramı'na göre yapıyoruz. Eksik imzaların tamamlanmasını ve Bayram Gazetesinin gelecek bayram çıkmasını temenni ediyoruz.''

Atalay, Bayram Gazetesinin yeniden çıkması yönünde bir beklentinin oluştuğunu ifade ederek, bu sayede yıllardır bayramlarda izin yapamayan gazetecilerin çalışmayarak bayramı bayram gibi yaşama imkanı bulacağını söyledi.

Atalay, Bayram Gazetesinin yeniden yayımlanması konusunda görüş birliğinin olacağını vurgulayarak, ''Biz cemiyet başkanımızla belli konuları konuştuk. Tabii ki uzlaşma olacak. Herkesin amacı bir olduğuna göre, çalışanların durumunu düzeltmek ve onlara tatil hakkı sunabilmek için bir gayret sarf etmemiz gerektiğine göre bu sorunu oturup çözeceğiz, başka yolu yok. Herhangi bir olumsuzluk olması durumunda alternatif tedbirleri de hazırlarız'' ifadelerini kullandı.

Bayram Gazetesinin kadrosunda cemiyetin tespit edeceği işsiz ama hala üretken gazetecilerin yer alabileceğini ya da bütün gazetelerden karma bir kadronun oluşturulabileceğini belirten Atalay, Bayram Gazetesinde genellikle devlet büyüklerinin, partilerin ve spor kulüplerinin bayramlaşma haberleri, bayram mesajları, eski bayramların anlatıldığı köşe yazıları, anlık önemli günlük gelişmelerin yer aldığını, olumsuzluklara yer verilmediğini anlatarak, bunun bundan sonra da böyle devam edeceğini sözlerine ekledi.

(20 Ağustos 2011)

***

“Gazetecinin görevi haber yapmaktır”

Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetelerine yapılan baskın ve gözaltılar Ankara'da Sakarya Caddesi’nde düzenlenen toplantıda protesto edildi. GÖP Dönem Başkanı Ahmet Abakay görevlerini yapan gazetecilerin gözaltına alındığına dikkat çekti.

Aralarında çok sayıda Sivil Toplum örgütü temsilcisinin bulunduğu, 200 den fazla kişinin yer aldığı baskın ve gözaltıların protesto edildiği toplantıda Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı (GÖP) ve ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay ile TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi de hazır bulundular. Toplantıya, CHP 'nin TBMM Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Türk Hukuk Kurumu Başkanı Tuncay Alemdaroğlu'da konuşmacı olarak katıldı.

Toplantıda GÖP Dönem Başkanı Ahmet Abakay yaptığı konuşmada "Gazetecinin görevi haber yapmaktır. Bunu çalıştığı gazetesinde, Televizyon kanalında halka ulaştırmaktır. Gazetecinin işi hırsızlıkları, yolsuzlukları, yasa dışı işleri doğru olarak kamuoyuna duyurmaktır. Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi bu doğal görevlerini yaptıkları için suçlu ilan edildiler, büroları basıldı. Çalışanlarının bazıları gözaltına alındılar. Haber yapmak, yazmak, yayınlamak suç oldu’ dedi.

GÖP Dönem Başkanı Ahmet Abakay “Gözaltılar medyamızın önemli bölümünde haber olmadı, görülmedi, yazılmadı, yayınlanmadı. Oysa bilinmelidir ki tarih bizi izliyor, gözlüyor. Basın, düşünce ifade özgürlüğüne için direnenleri de, iktidara yanaşıp teslim olanları da izliyor, not ediyor" diye konuştu.

(25 Ağustos 2011)

***

“Gazetecilik terörist bir faaliyet değildir”

Türkiye'nin dünyada basın özgürlüğü ihlalleri açısından notu en kötü olan ülkeler arasında yer aldığına dikkat çeken TGC Yönetim Kurulu, Adalet Bakanlığı'nın gazetecilerin terörist faaliyet nedeniyle cezaevinde oldukları açıklamasına yanıt verdi. TGC "Gazetecilik terörist bir faaliyet değildir" dedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu (TGC), Adalet Bakanlığı'nın gazetecilerin gazetecilik faaliyeti nedeniyle değil, terörist bir faaliyet nedeniyle hapiste olduklarını ileri süren açıklamasını hayretle karşıladığını belirtti. TGC, tutuklu ve gözaltında olan gazetecilere yöneltilen soruların yaptıkları haberler, yazdıkları kitaplar, gazetelerin yayınları, haber kaynakları ve telefon defterleriyle ilgili olması da bu bakanlığın açıklamasındaki görüşü çürüttüğüne dikkat çekildi.

TGC Yönetim Kurulu açıklamasında şöyle denildi: “Bu ülkede basın özgürlüğü konusunda yaşanan sorunları görmezden gelen bu anlayışa karşı bazı gerçekleri hatırlatmak istiyoruz. Türkiye gazetecileri yaptıkları haberler, yazdıkları yazılar nedeniyle on binden fazla basın davası ile karşı karşıyalar. Medya patronları, gazetelerindeki muhalif sesleri susturmaları için ağır baskı altında bırakılıyorlar. 70 gazeteci tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde.”

İktidarın çizgisine ters düşen görüşleri savunanlar, terör örgütleri ile ilişkilendirilerek terörist suçlamasıyla uzun tutukluluk cezalarına çarptırıldığına dikkat çekilen TGC açıklamasında “Hapis cezası istemi ile yargılananların sayısı ise 100’ün üzerinde. Gazeteciler tartaklanıyor, bilgi edinme hakkı engelleniyor, ölümle tehdit ediliyor. Çok sayıda yayın organının toplatılması ve kapatılması, karikatür ve mizah dergilerinin poşete sokulması, internet sitelerine erişimin engellenmesi, radyo ve TV kuruluşları hakkında çeşitli yaptırımlar uygulanması, gazetecilerin iş güvencesinden yoksun olması, editoryal bağımsızlık üzerinde yaratılan korku ortamını da değiştirilmesi gereken ülke gerçekleri arasında yer alıyor. Bu nedenle iktidarın gazeteciliği terörist bir faaliyet olarak görme anlayışından vazgeçmesini, cezaya dönüşen tutukluluk sürelerini dikkate alarak gazetecilerin tutuksuz yargılanmasını sağlayacak düzenlemelerin yapmasını bekliyoruz. Gazetecileri orantısız para ve hapis cezaları ile karşı karşıya getiren kanun maddeleri yasalarımızdan ayıklanmalı, bu bağlamda Ceza Yasası, Basın Yasası, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu mutlaka gözden geçirilmeli, adil yargılama hakkının sağlanması için özel yetkili mahkemeler kaldırılmalıdır" ifadelerine yer verildi.

(26 Ağustos 2011)

***

Gazeteci değillermiş!

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutukluluğunun gazetecilik faaliyetinden olmadığını ileri süren Adalet Bakanlığı, savcılığın ileri sürdüğü suçlamaları gerekçe göstererek cezaevinde 4 hükümlü dışında kimsenin gazetecilik faaliyetinden dolayı içerde olmadığını savundu.

Adalet Bakanlığı, “70 kadar gazetecinin yazdıkları yazılar sebebiyle tutuklu ve hükümlü olarak cezaevlerinde bulunduğu” iddiasını araştırmak üzere Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan (TGS) liste istedi. Gelen listeyle ilgili bir çalışma yapan bakanlık, hazırladığı istatistiği ilginç değerlendirmelerle açıkladı.

Bakanlık, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü 63 kişiden 59'unun gazetecilik faaliyetlerinden dolayı değil, basınla ilgisi olmayan suçlardan dolayı tutuklandığını veya mahkum olduğunu bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, bir süredir basın yayın organlarında yer alan bazı haber ve yorumlarda, ''70 kadar gazetecinin yazdıkları yazılar sebebiyle tutuklu ve hükümlü olarak cezaevlerinde bulunduğu'' iddiasının sürekli tekrarlanması ve bu yanlış bilgiye dayanılarak ''Türkiye'de son dönemde basın özgürlüğünün kısıtlandığı'' eleştirilerinin artması nedeniyle açıklamaya gerek görüldüğü belirtildi. Açıklamada TGS tarafından, 2 Ağustos 2011'de gönderilen 72 kişilik listenin Bakanlık tarafından incelendiği ifade edildi.

TGS’nin gönderdiği listede yer alan isimlerin 63'ünün halen cezaevinde olduğu belirtilen açıklamada, şöyle denildi: ''Bu 63 isimden 36'sı hakkında dava açılmış ve bunların 18 ile ilgili mahkumiyet kararları verilmiştir. 27 kişi hakkında ise soruşturmalar devam etmektedir. Cezaevlerindeki 63 kişiden 18'inin basın kartı varken, 45 kişinin basın kartı yoktur. Hakkında dava açılan veya mahkumiyet kararı verilen 36 kişiden sadece 4'ü basın yoluyla işlenen suçlar arasında sayılabilecek olan 'terör örgütünün propagandasını yapmak' suçundan dolayı cezaevindedir. Diğer 32 tutuklu ve hükümlünün cezaevinde bulunmalarının gazetecilik faaliyetiyle bir ilgisi yoktur.''

Açıklamada, haklarındaki soruşturmalar devam eden 27 kişiyle ilgili soruşturmaların gizli yürütülmesi nedeniyle, bu kişilerin hangi suç ve eylemlerden dolayı tutuklandıklarının ancak iddianame hazırlandığında açık bir şekilde görülebileceği ifade edildi.

Soruşturması devam eden 27 ismin tamamının ''silahlı terör örgütü üyeliği'' gibi gazetecilik faaliyetiyle ilgisi olmayan suçlardan dolayı cezaevinde bulunduklarının görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Sonuç olarak cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü 63 kişiden 59'u basın yoluyla işledikleri iddia olunan suçlardan yani yazdıkları yazılardan ve gazetecilik faaliyetlerinden dolayı değil, basınla ilgisi olmayan suçlardan dolayı tutuklanmış veya mahkum olmuştur. Bu nedenle tutuklu ve hükümlü gazeteciler konusunun, 'cezaevlerinde 70 kadar gazeteci var' şeklinde sadece rakamsal olarak değil, işlenen ya da işlendiği iddia edilen suçların gazetecilik faaliyeti kapsamında olup olmadığı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Gazetecilik faaliyetiyle ilgisi olmayan iddialara dayalı tutuklama ve mahkumiyet kararlarının, basın özgürlüğünün ihlali olarak yorumlanması mümkün değildir.

Ayrıca, bağımsız yargı organlarınca açılan soruşturma ve davalar ile yapılan tutuklamalar ve verilen mahkumiyet kararlarının, Hükümetin 'basına baskı yaptığı' şeklinde değerlendirilmesi de doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğünün daha ileriye taşınması için son yıllarda önemli yasal düzenlemeler yapılmıştır ve bu yöndeki çalışmalar özgürlükçü bir anlayışla sürdürülmektedir.''

Bakanlık açıklamasının ekinde, Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın hazırladığı ''Cezaevindeki Gazeteciler'' listesinde yer alan isimlerden ''Hakkında Dava Açılan veya Mahkum Olanların Suçları''na ilişkin Bakanlık tarafından çıkarılan tabloya da yer verildi.

Bu tabloda yer alan hakkında dava açılan veya mahkum olan 36 gazeteci arasında, Ergenekon soruşturması kapsamında Silivri Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu bulunan gazeteciler Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Mehmet Haberal da bulunuyor.

(26 Ağustos 2011)

***

TİB’in kararı yargıdan döndü

Ülke genelindeki iletişimin emniyet tarafından izlenmesine karşı çıkmayarak tartışma yaratan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) Hrant Dink cinayeti açısından büyük önem taşıyan çok sınırlı süreyle cinayet günü Şişli’deki telefon trafiğinin kayıtlarının verilmesi talebine “başkalarının özel hayatına müdahale oluşturur” gerekçesiyle itiraz etmesi, mahkemece uygun bulunmadı. Mahkeme, talebin özel hayatın gizliliğini ihlal niteliği taşımadığını belirterek, TİB’in kayıtların gönderilmesine yönelik karara yaptığı itirazı reddetti.

Dink ailesinin avukatları, cinayetin işlendiği gün, olay yeri görüntülerini incelerken, çarpıcı bir ayrıntıyı fark etti. Avukatlar, şüpheli bir kişinin 14.53’te Akbank önünde ve 11.16’da Saray Kumaşçılık önünde olmak üzere iki noktadan cep telefonu ile konuştuğunu saptadı. Bu kişinin, şüpheli bazı isimlerle hareket ettiğini de saptayan avukatlar, kiminle görüşüldüğünün tespiti için mahkemeye başvurdu. Avukatlar, 19 Ocak 2007 günü saat 11.10 ila 11.25 saatleri ve 14.45-15.00 zaman aralarında bölgede yapılan görüşmelere ilişkin izleme (kimin, hangi numarayla, ne kadar süre görüştüğü) kayıtlarının TİB’ten istenmesi talebinde bulundu. Talebi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi de uygun buldu.

TİB, 29 Temmuz’daki duruşma öncesinde gönderdiği yazıda, şüpheli ya da sanık olmayan çok sayıda kişinin görüşme kayıtlarının alınması anlamına da gelecek kararın özel hayatın gizliliğinin ihlaline neden olacağını belirtti. TİB, kararın geri çekilmesini de istedi. Ancak mahkeme bunu kabul etmedi. TİB, bunun üzerine, bir üst mahkeme olan İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu ve kararın kaldırılmasını istedi.

Mahkeme, itirazı oybirliğiyle reddetti. Kararda, talebin özel hayatın gizliliğinin ihlal edilme riski içermediği kaydedildi. Karar davanın görüldüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi de bu kararı TİB’e gönderecek ve bilgileri göndermesini isteyecek.

TİB’in ısrarına rağmen mahkemenin kayıtları istemesi, özel hayat ihlal edilir mi tartışması başlattı. Talebe göre, belirtilen yarım saat içerisinde Şişli’de yapılan tüm telefonların izleme kayıtları mahkemeye gönderilecek. Kaynaklar, istenen izleme kayıtlarının özel hayatın gizliliğini ihlal etmeyeceğini savunuyor.

Uzmanlar, görüşme içeriğini kapsamayan izleme trafiğinin özel hayatın gizliliğini ihlal edebilmesi için daha geniş bir zaman diliminde yapılan tüm görüşmelerin kayıtlarının gerektiğini, böylece belli bir numaranın kimleri ne kadar süreyle aradığının izlenerek şahısların profilinin çıkartılabileceğini belirtiyor. Buna karşılık, mahkemenin istediği kayıtlar, sadece yarım saatlik bir süreyle, Şişli’de iki ayrı bölgedeki telefon trafiğini içerecek. Böylece iki ayrı bölgede belirtilen saatte aynı numaradan arama yapan kişi tespit edebilecek.

(26 Ağustos 2011)

***

“Gazeteciler yalnızca halka hizmet eder”

Önceki Genelkurmay Başkanı Koşaner’e ait olduğu iddia edilen sözlerin şık olmadığına dikkat çeken TGC açıklamasında, “Zaten gazetecilik yalnızca halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet ettiği için 70 meslektaşımız hapiste, dışarıdakiler de 10 bine yakın davayla karşı karşıyadır” denildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, önceki Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen ses kaydındaki “Basın demek, basın mensubunun görevi demek, haber olabilecek bir şeyi yakalarsa çok affedersiniz anasını bile satar” sözleri üzerine bir açıklama yaptı. TGC Yönetim Kurulu yaptığı açıklamada  “Gazeteciler yalnızca halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eder” dedi.

TGC açıklaması şöyle: “Gazetecilik mesleği etik kuralları olan bir meslektir. Gazetecilik halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eder. Bu nedenle de hiçbir gücü memnun etme gibi bir vazifesi bulunmamaktadır. Önceki Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen sözlerin şık olmadığı ortadadır. Her meslekte olduğu gibi gazetecilik mesleğiyle ilgili yapılan hatalar da tüm gazetecilere mal edilemez.”

TGC açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Zaten gazetecilik yalnızca halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet ettiği için 70 meslektaşımız hapiste, dışarıdakiler de 10 bine yakın davayla karşı karşıyadır. Her gün bir başka güç sahibinin gazetecileri ölümle tehdit etmesi de olağan hale gelmiştir. Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından içinde bulunduğu ayıplı durumdan gazetecileri aşağılayarak, davalarla baskı altına alarak, ya da hapse atarak kurtulamayacağı ortadadır. Bu yüzden Türkiye’de yetki sahiplerini halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkını korumaya, basın özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmaya, gazetecilerin tutuksuz yargılanmasını sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmaya ve bir kez daha adil yargılama için özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını sağlamaya davet ediyoruz.”

Öte yandan Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Işık Koşaner, yaptığı açıklamada: “Dün olduğu gibi bugün de bu açıklamaların noktasına ve virgülüne kadar arkasındayım. Ancak üzüntüm, konuşmalarımın çarpıtılarak kamuoyuna sunulması ve aldığım karar nedeniyle şahsımın gayrı ahlaki ve hukuki bir tartışmanın içine çekilmeye çalışılmasıdır. Ancak buna alet olmayacağım.  İddia edilenin aksine ifadelerde hukuka aykırı, hukuk dışı, tek bir cümle yoktur. Eleştirel anlamda maksadı aşan ifadeler benzetmeler olabilir, nitekim gazetecilerle ilgili ifadeler bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak bu kinayeli ifadelerin maksadı da TSK'ya karşı devam eden bu süreçte medyanın rolüyle ilgili dinleyicilerin dikkatlerini çekmekti. Bu ifadeler kesinlikle hakaret amaçlı söylenmemiştir” dedi.

(29 Ağustos 2011)

***

Şener ve Şık için 15 yıl istendi

Tutuklu gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu 12’si tutuklu 14 kişi hakkında yürütülen Ergenekon soruşturması tamamlandı.

İddianamede, 6 Mart’ta tutuklanan gazeteciler Şık ve Şener’in örgüte yardım ettikleri öne sürüldü. Yeni kurulan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede, 9’u gazeteci 14 şüphelinin, 7,5 yıldan 69 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Mahkemeye gönderilen 134 sayfalık iddianamedeki suçlamalar ise şöyle: “Silahlı örgüt kurmak ve yönetmek, örgüte üye olmak, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek, devletin güvenliğine ilişkin gizli belge temin etmek, açıklanması yasak gizli belgeleri temin etmek, özel hayatın gizliliğini ihlal, hukuka aykırı olarak kişisel verileri temin etmek, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek.” İddianamede, Şık ve Şener’in örgüte yardım etmek suçundan 7,5 yıl ile 15 yıl arasında hapis cezasına mahkûm edilmeleri talep edildi. Küçük’ün ise örgüt yöneticisi olduğu ileri sürüldü. 9 şüpheli hakkında ise takipsizlik verildi.

(29 Ağustos 2011)

***

“Bakanlık kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor”

Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Sözcüsü ve ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay, ''İktidarı ve Adalet Bakanlığını adil yargılamayı sağlamaya, demokratikleşme üzerinde düşünmeye davet ediyoruz'' ifadesini kullandı. Abakay, yaptığı yazılı açıklamada, Adalet Bakanlığının, ''cezaevlerindeki gazetecilerin gazetecilikle ilgili olmayan suçlarla, büyük bölümünün de terörle ilgili oldukları için yargılandıklarını'' açıklayarak, ''kamuoyunu yanıltmaya çalıştığını'' iddia etti.

Adalet Bakanlığının ''böylesine inandırıcı olmayan değerlendirmelerle basın kartı vardı, yoktu gibi ciddi olmayacak gerekçelerle Türkiye'yi muhalif gazetecileri cezaevlerine dolduran bir ülke imajı ve algısından kurtaramayacağını'' ileri süren Abakay, ''Hükümetin de Adalet Bakanlığının da önündeki görev ve sorumluluk, Türkiye'nin ihtiyacı demokratikleşmeyi, adil yargılamayı yaşama geçirmektir'' görüşüne yer verdi.

Türkiye'de halen cezaevlerinde 65 gazeteci olduğunu iddia eden Abakay, ''Bu gerçek demagojilerle, yanlış, kaçamak, zorlama yorumlamalarla geçiştirilemez. AKP iktidarını ve Adalet Bakanlığını, düşünce, basın, ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları ortadan kaldırmaya, adil yargılamayı sağlamaya, demokratikleşme üzerinde düşünmeye davet ediyoruz'' ifadelerini kullandı.

(29 Ağustos 2011)

***

64 gazeteci bayramı cezaevinde geçirecek

Türkiye'nin dünyada basın özgürlüğü ihlalleri açısından notu en kötü olan ülkeler arasında yer aldığına dikkat çeken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti açıklamasında, "64 gazeteci bayramı cezaevinde geçirecek. Gazeteciliği terörist bir faaliyet olarak görme anlayışından artık vazgeçilmeli, Türkiye bu ayıptan kurtulmalı" denildi.

3 bin 500 üyesiyle en büyük gazetecilik örgütü olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), bayramı 64 gazetecinin hapiste geçirecek olmasının bir demokrasi ayıbı olduğuna dikkat çekerek iktidarı bu sorunu çözecek önlemleri almaya çağırdı. TGC, cezaevinde ve yargılanan gazetecilerle dava ve cezaevi tehdidi altında mesleğini yapmaya çalışan tüm gazetecilerin bayramını kutladı.

TGC Yönetim Kurulu açıklamasında şu önemli noktalara dikkat çekti: "Adalet Bakanlığı'nın gazetecilerin gazetecilik faaliyeti nedeniyle değil, terörist bir faaliyet nedeniyle hapiste olduklarını ileri süren açıklamasını hayretle karşılıyoruz. Tutuklu ve gözaltında olan gazetecilere yöneltilen soruların yaptıkları haberler, yazdıkları kitaplar, gazetelerin yayınları, haber kaynakları ve telefon defterleriyle ilgili olması da bu görüşü çürütüyor.”

TGC açıklaması şöyle: “Bu ülkede basın özgürlüğü konusunda yaşanan sorunları görmezden gelen bu anlayışa karşı bazı gerçekleri hatırlatmak istiyoruz. Türkiye gazetecileri yaptıkları haberler, yazdıkları yazılar nedeniyle on binden fazla basın davası ile karşı karşıyalar. Medya patronları, gazetelerindeki muhalif sesleri susturmaları için ağır baskı altında bırakılıyorlar. 70 gazeteci tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde. İktidarın çizgisine ters düşen görüşleri savunanlar, terör örgütleri ile ilişkilendirilerek terörist suçlamasıyla uzun tutukluluk cezalarına çarptırılıyorlar.

Hapis cezası istemi ile yargılananların sayısı ise 100’ün üzerinde. Gazeteciler tartaklanıyor, bilgi edinme hakkı engelleniyor, ölümle tehdit ediliyor. Çok sayıda yayın organının toplatılması ve kapatılması, karikatür ve mizah dergilerinin poşete sokulması, internet sitelerine erişimin engellenmesi, radyo ve TV kuruluşları hakkında çeşitli yaptırımlar uygulanması, gazetecilerin iş güvencesinden yoksun olması, editoryal bağımsızlık üzerinde yaratılan korku ortamını da değiştirilmesi gereken ülke gerçekleri arasında yer alıyor.

Bu nedenle iktidarın gazeteciliği terörist bir faaliyet olarak görme anlayışından vazgeçmesini, cezaya dönüşen tutukluluk sürelerini dikkate alarak gazetecilerin tutuksuz yargılanmasını sağlayacak düzenlemeleri yapmasını bekliyoruz.

Gazetecileri orantısız para ve hapis cezaları ile karşı karşıya getiren kanun maddeleri yasalarımızdan ayıklanmalı, bu bağlamda Ceza Yasası, Basın Yasası, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu mutlaka gözden geçirilmeli, adil yargılama hakkının sağlanması için özel yetkili mahkemeler kaldırılmalıdır."

(30 Ağustos 2011)

***

Başa Dön