Geri Dön

Ekim 2011 Raporu

TGC: Halkın bilgi edinme hakkına saygı gösterilmeli

TGC Yönetim Kurulu, terör saldırıları ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın terör konusunda medya temsilcileri ile yaptığı toplantıya ilişkin görüşlerini açıkladı.

Açıklamada toplumu üzüntüye boğan terör saldırıları şiddet ve nefretle kınanırken “Şehit ailelerinin ve yakınlarının acılarını yürekten paylaşıyoruz “ denildi. Terörün asker sivil, çocuk yaşlı ayrımı yapmaksızın tüm toplumu hedef almakta olduğunun görüldüğü kaydedilen açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Yaşadığımız dönem ırk, cinsiyet farkı gözetmeksizin kenetlenme, ulusça birlik olma ve yılgınlığa düşmeme zamanıdır. Bunu sağlamak da toplumun bireylerinden, medyadan, sivil toplum kuruluşlarından çok, öncelik iktidarda olmak üzere muhalefeti oluşturan siyasetçilere düşer. Onların birliktelik içeren söylemleri ve tutarlılıkları terör karşısında halkın gücü ve dayanağı olacaktır. Sayın Başbakan Erdoğan’ın terör konusunda medya sahip ve yöneticileri ile gerçekleştirdiği toplantıya bu açıdan bakıldığında uygulamayı fevkalade yanlış gördüğümüzü söylemeliyiz. Ulusun bütününü ilgilendiren böyle bir toplantıya başta Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere, Sözcü, Yeniçağ, Aydınlık, Birgün ve Evrensel gibi gazetelerle bazı televizyonların çağrılmaması bir eksikliktir. Demokrasi ayıbıdır. Her söyleminde şeffaflıktan söz eden Sayın Başbakanın halkın bilgi edinme hakkına saygı göstermesini beklemek hakkımızdır. Akreditasyon sorununun yeniden hortladığı görüntüsünün yaratılmış olması da ayrı bir talihsizlik oluşturmuştur. Demokrasinin bir tahammül rejimi olduğunu bir kez daha anımsatmak isteriz." (22 Ekim 2011)

***

Bakanlık 4 bin TL tazminat ödeyecek

Gazeteci Müyesser Yıldız Uğur'un soruşturmasında görev alan cumhuriyet savcıları aleyhine açtığı davada, Adalet Bakanlığı’nın 4 bin TL tazminat ödemesine hükmedildi.

'Ergenekon'' soruşturması kapsamında Odatv'de yapılan aramalara ilişkin açılan davanın tutuklu sanığı gazeteci Müyesser Yıldız Uğur'un soruşturmada görev alan cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın aleyhine açtığı, ancak yasadaki değişiklik üzerine, devlet aleyhine sürdürdüğü davada, Adalet Bakanlığının 4 bin TL tazminat ödemesine hükmedildi.

İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesindeki duruşmaya, ''Odatv davası''nın tutuklu sanığı davacı Müyesser Yıldız Uğur ve Adalet Bakanlığını temsilen Hazine vekili avukat Hatice Emre katıldı. Duruşmada söz alan avukat Hatice Emre, dava şartları bulunmadığından davanın reddine karar verilmesini talep ederek, ''Bu talebimizi kabul etmediğiniz takdirde, dosyanın Yargıtay’a gönderilmesini istiyoruz'' dedi. (26 Ekim 2011)

***

Yerel gazeteciler Malatya’da buluştu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ile ortaklaşa düzenlediği iki gün sürecek Yerel Basın Seminerlerinin 60’ıncısı Malatya’da yapılıyor.

Demokrasinin güçlenmesi ve halkın gerçekleri öğrenme hakkının sağlanması için yerel medyayı destekleyen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin, Konrad Adenauer Stiftung’la ortaklaşa düzenlediği yerel basın seminerlerinin 60’ıncısı dün Malatya Ramada Otel’de başladı. Seminere Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Kahramanmaraş, Muş ve Tunceli’den 150’ye yakın gazeteci katıldı.

Malatya’daki 60’ıncı Meslek İçi Eğitim Semineri, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Turgay Olcayto’nun açılış konuşmasıyla başladı. Bir yandan terör belası, bir yandan depremin içimizden aldığı yurttaşlarımız nedeniyle çok acılı ve zor günler geçirdiğimizi ifade eden Olcayto, “Gazetecilik açısından da çok zor günler geçiriyoruz. 64 gazeteci arkadaşımız cezaevinde” dedi.

“Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) adıyla bir platform kurduk” diyen TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto platform içinde bugüne dek yan yana gelmeyen yerel ve yaygın 94 meslek örgütü yer aldığına dikkat çekti.

Olcayto konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu Türkiye’de bir örnek olmalı. GÖP hukuk kurulu olarak yasalardaki aksaklıklar üzerine bir rapor hazırladık. Rapor Ankara’da başkanlar kurulunda tartışılacak. Mecliste grubu bulunan bütün partilerin başkan vekillerine iletilecek. Randevu alabilirsek başbakana da iletilecek. Umuyoruz ki kısa sürede hem iktidarın hem de muhalefetin demokrasi ayıbı olarak gördüğü cezaevinde gazetecilik olayı sona erer.”

TGC olarak Van’da yaşanan deprem sonrası yerel basında çalışan arkadaşların sıkıntılarının giderilmesi için de çalışmalar yaptıklarını belirten Olcayto, “TGC Başkanı Orhan Erinç, deprem bölgesinde görev yapan gazetecilere bir baraka ya da merkez kurulması için Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı aradı. Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay’a da durumu ilettik. Ama Sayın Atalay çok hızlı hareket etmiş, Van’a giderek arkadaşlarla konuşmuş ve gerekli talimatları vermiş” dedi.

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto’nun açış konuşmasının ardından Malatya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Haydar Karaduman, Basın İlân Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay ve Malatya Belediye Başkan Yardımcısı Selim Pilten birer konuşma yaptılar.

Malatya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Haydar Karaduman, “Öncelikle Hakkâri Çukurca’daki şehitlerimize, Van ve Erciş’te hayatını kaybeden depremzedelere Allah’tan rahmet, ülkemize başsağlığı diliyorum. Malatya Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde 60’ıncısı düzenlenen bu seminerde ülkemizin en yetkin üstatları meslekle ilgili değişik konularda bölgemizdeki katılımcıları bilgilendirecekler. Her meslekte olduğu gibi gazetecilikte de ideali yakalamak oldukça güç. Bu güç noktaya ulaşmakta eğitim seminerlerinin rolü çok önemli” dedi. (29 Ekim 2011)

***

Güreli: “Yerel basının önemi çok büyük”

Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, “Demokrasinin sağlıklı işlemesi konusunda yerel basının önemi çok büyük. Doğru bilgi, doğru tercih eşittir doğru demokrasi. Bu demokrasinin tam işlemesi için gerekli olan denklemdir” dedi.

Eğitim seminerlerinin ilk oturumunun başkanlığını Son Söz Gazetesi sahibi Ali Er yaptı.

60’ıncı Meslek İçi Eğitim Seminerinin ilk oturumunda konuşan Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, “Medya-Siyaset-Ticaret İlişkisinin Yansımaları”na değindi.

“Bugünkü seminer gündemini belirlediğimiz zaman ülkenin gündeminde terör olayı ve deprem nedeniyle yaşanan acılar yoktu. Ne yazık ki bu kez birtakım acılar içinde toplanıyoruz” diyen Nail Güreli şunları söyledi: “Medya-siyaset-ticaret ilişkisinin medyaya yansımalarını dört başlıkla ele alabiliriz. Bu yansıma haber körlüğünü getiriyor, sansür ve otosansür şeklinde yansıyor, halkın haber alma hakkını engellediği gibi basının da halkı bilgilendirme görevini engelliyor. Sonuç olarak da medya-siyaset-ticaret ilişkisinin basına yansıması, demokrasinin sağlıklı işlemesine de engel oluyor. Haber körlüğü diyoruz, nedir haber körlüğü? Muhabir arkadaşlarımız bir yerde bir yolsuzluk haberi tespit ediyor, getirip yazıyor ama medya-ticaret-siyaset ilişkisi nedeniyle o gazetenin sermayesinin patronunun işine engel olunmaması için o haber yayınlanmıyor. İşte bu haber körlüğüdür. Yerel basındaki arkadaşlarımızın durumları daha da zordur. Çünkü yerel basında yönetilenlerle yönetenler her gün iç içeler. Bu nedenle demokrasinin sağlıklı işlemesi için öncelikle yerelde oturması gerekiyor.”

“Basınımız sansürü ve otosansürü çok vahim şekilde yaşamıştır” diyen Güreli, konuşmasına şöyle devam etti: “Sansür, haberin siyasi idare tarafından yayından önce yasaklanmasıdır. Otosansür ise medya sermayesinin siyasi iradeye ve ekonomik güç odaklarıyla olan ilişkileri nedeniyle onların çıkarlarına aykırı olan haberlerin yayınlanmasının engellenmesidir. Otosansür konusunda son örnek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gazetecilerle yaptığı toplantıda yaşandı. Sayın Başbakan gazete sahipleri ve üst düzey yöneticileriyle son olaylar üzerinde basının nasıl davranması gerektiği konusunda kendi düşüncelerini anlattığı bir toplantı yaptı. Halkın bilgilendirme hakkının aracı olan gazetelerin bir kısmı bu toplantıya davet edilmedi. TGC bu durumun basın özgürlüğüyle bağdaşmadığını hatırlatan bir açıklama yaptı, ama bu açıklama gazetelerde yer almadı. Gazetelerimiz artık siyasi iradeyi rahatsız etmeme tavrı içine girdiler. Oysa bu bir haberdir ve bunu yayınlamadığınız zaman sansüre boyun eğmiş oluyorsunuz. Siyasi iradeler eleştirilmekten hoşlanmazlar. Bu nedenle de basını gözaltında tutmak isterler. Basının temel görevi yürütme, yargı ve yasama erkini halk adına denetlemektir. Ama küresel sermaye çok egemen hale geldi, her yerde görevimizi yapamıyoruz. Artık 4. gücü denetleyecek bir beşinci güce ihtiyaç var. Demokrasinin sağlıklı işlemesi konusunda yerel basının önemi çok büyük. Doğru bilgi, doğru tercih eşittir doğru demokrasi. Bu demokrasinin tam işlemesi için gerekli olan denklemdir.” (29 Ekim 2011)

***

Munyar: Türkiye’nin kaynakları kısıtlı

TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar, “OECD ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman Türkiye dolaylı vergiler rekortmeni. Hükümetler bütçede bir sıkıntı gördükleri zaman önce dolaylı vergilere yükleniyor” dedi.

Malatya’da Eğitim seminerinde konuşan TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar “Ekonomi Dünyasındaki Gelişmeler”e değindi.

Ekonomi dünyasındaki gelişmeler konusunda bilgilerini aktaran TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar, şunları söyledi: “Bugünü daha iyi anlamak için 2001 krizini anımsatmak istiyorum. 2001 krizi Türkiye’nin kendi içinde çıkardığı bir krizdi. O günlerde Türkiye’nin en zenginleri dahi varlıklarının yarısını kaybettiler. İşsiz kalan vatandaşlarımızın sayısı arttı. Bunun üzerine o zamanki mevcut koalisyon hükümeti, Dünya Bankası’ndan Kemal Derviş’i getirip ekonominin başına oturttu. Kemal Derviş hükümete harakiri yaptıracak kararlar aldırdı. O kararların alınmasının arkasından hükümet seçimi kaybetti ve şu an mevcut iktidar partisi seçimi kazandı. Ekonomiyi 2001 krizinden sonra başta bankacılık sektörü olmak üzere sağlam temellere oturtmayı başardılar. BDDK’nın çok sıkı denetlenmesi sonucu bütün dünyada yaşanan finansal krizin Türkiye’de yaşanmasını önledi. Amerika’da başlayan kriz Avrupa’ya yayıldı. Yakın komşularımız ciddi şekilde sarsılıyorlar. Yunanistan’ın kamu borçlarının yarısı kendi isteğiyle AB kararıyla siliniyor. Onlar bizim 2001 krizinde yaşadığımızın daha kötüsünü yaşıyorlar. Türkiye kamu borcu açısından inanılmaz rahat bir durumda. O nedenle dışarıdan gelen dalgaları çok ciddi hissetmiyor. Merkez Bankası’nın rezervleri güçlü, bankaların elinde ciddi miktarda kaynak var.”

Türkiye’de işsizliğin geçtiğimiz yıllara oranla düştüğünü söyleyen Munyar, “Mevcut işsizlere bakınca Türkiye’de işsizlik düşüyor denilince hakaret edilmiş gibi görülüyor. Ama verilere baktığımızda işsizliğin yüzde 9’a düştüğü görülüyor. 2009’da yüzde 16’ya ulaşmıştı, bugün bu rakama ulaşmak çok önemli çünkü hem Amerika’da hem de Avrupa’da ciddi işsizlik yaşanıyor. Bu olumlu tabloların içinde bizi en fazla rahatsız eden olaylardan bir tanesi cari açık. Bizim her ne kadar kendi kendimize yeteriz düşüncemiz olsa bile Türkiye’nin kaynakları kısıtlı. Ya dışarıdan borç alarak ya da doğrudan sermaye gelmesini sağlayarak büyümemiz gerekiyor. Bu olmadığı içinde belli bir açıkla ekonominin dönmesi sağlanıyor. Dövizin yükselmesi cari açığın büyümesini son dönemde yavaşlattı ama bizim çözümü çok zor olan enerji sorunumuz var. Cari açığın çok büyük bir bölümü enerji ithalatından kaynaklanıyor” diye konuştu.

OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin dolaylı vergiler rekortmeni olduğunu belirten Munyar, “Son dönemde dolaylı vergilerde, ÖTV’de ciddi artışlar oldu. Bu da Türk vergi sisteminin çarpıklığından kaynaklanıyor. Her ne kadar hükümet vergi reformu diye yola çıksa da istenen reform yapılamıyor. OECD ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman Türkiye dolaylı vergiler rekortmeni. Hükümetler bütçede bir sıkıntı gördükleri zaman önce dolaylı vergilere yükleniyor. Deprem vergisi güncel konumuz. Marmara depreminden sonra konulmuş, depremin hasarlarını tamir etmek için kaynak yaratmak için düşünülmüş bir vergiydi. Fakat o kadar dolaylı kaynağa ihtiyaç duyuluyor ki deprem vergisi de kalıcı hale geldi. Bu çarpıklıkların bir an önce düzeltilmesini umuyoruz” dedi. (29 Ekim 2011)

***

İnternet kullanımı katlanarak artıyor”

İnternetin çok hızlı geliştiğini ifade eden hürriyet.com.tr Ankara temsilcisi Zeynep Gürcanlı, “1995 yılında tüm dünyada 26 milyon kişi internet kullanırken bu rakam 2001’de 260 milyon kişiye ulaşmış. Bugün 2 milyar kişi internetle tanışmış durumda” dedi.

Malatya’da yerel medya seminerinin ikinci oturumunda Diplomasi Muhabirleri Derneği Başkanı ve hürriyet.com.tr Ankara temsilcisi Zeynep Gürcanlı “İnternet Medyası”, gazeteci Zafer Arapkirli ise “Şiddet ve Medya” başlıkları altında sunum yaptı. Oturumu, Son Nokta Gazetesi sahibi İbrahim Göçmen yönetti.İnternetin çok hızlı geliştiğini ifade eden hürriyet.com.tr Ankara temsilcisi Zeynep Gürcanlı şunları söyledi: “1995 yılında tüm dünyada 26 milyon kişi internet kullanırken bu rakam 2001’de 260 milyon kişiye ulaşmış. Bugün 2 milyar kişi internetle tanışmış durumda. İnternet kullanımı gelişmiş ülkelerde çok daha yüksek ama en az gelişmiş ülkelerde bile her 5 kişiden 1’i internet kullanıyor. Televizyondan internete doğru bir kayma var. İnterneti kullanım saati açısından Avrupa’da birinciyiz. Türk insanı internet başında çok fazla zaman harcıyor ve internet kullanımı katlanarak artıyor. Sosyal medya iletişimi de değiştirdi. Eskiden gazeteler ya da TV’lerde gazeteciler haberi verir halk da alırdı. Şimdi interaktif oldu. Almakla kalmıyorlar, yorum yapıyorlar, ifade ediyorlar, örgütleniyorlar.”

Yeni medya ve eski medya arasındaki farklardan da bahseden Gürcanlı, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün internet medyası oluşturmak çok daha ucuz. Televizyon için frekans, yayın sorunu internet için geçerli değil. İnternet medyası çok hızlı. Bir gazetede haber almak için ertesi günü beklerken, internet medyasında ne olduysa birkaç saniye içinde ulaşabiliyorsunuz. İnternet medyası gazetecileri farklı çalışmaya zorluyor. Gazetecilerin görev yapış biçimi değişti. İçerik farklılığı başladı, daha özel, daha bölgesel içerikler öne çıkıyor. Buna bağlı olarak okuyucu profilleri de değişiyor. Yeni medya artık sadece yazmakla kalmıyor, yorum alıyor, okuyucu anında tepki gösteriyor. Haberi birlikte yapma eğilimi başlamış durumda ve giderek gelişiyor. Yeni medyada eskiye göre içerik çok daha farklı. Bir kere uluslararası alana daha açık, baskı derdi yok. İnternet haberciliğinde hem fotoğraf hem de görüntüyü aynı anda vermek mümkün.”

İnternetin getirdiği sıkıntılara da değinen Gürcanlı, “Belli bir kesime hitap eden bir site olarak görülüyorsanız o yönde haber yazmanız gerekebiliyor. Farklı yazılar yazdığınız zaman oldukça sert okuyucu yorumlarıyla karşılaşabiliyorsunuz. Kaygan bir zemin olduğu için okuyucuyu kaybetmemek adına haberin siteden kaldırılmasının ya da haberin törpülenmesinin önü açılıyor” dedi. (29 Ekim 2011)

***

Arapkirli: Özgür toplum demokratik toplumdur

Gazeteci Zafer Arapkirli, “Kalemi, mikrofunu elinden alınan, susturulan gazeteci arkadaşlarımız var. Cezaevindeki meslektaşlarımızın aramıza dönmelerini istiyorum” dedi.

Malatya’da şiddet ve medya konusunda bilgilerini yerel seminerde paylaşan gazeteci Zafer Arapkirli, “Bizler şu anda işini yapmakta olan gazeteciler olarak elimizde kalem yazabiliyoruz. Televizyonlarda, radyolarda konuşabiliyor, internet medyasında mesleğimizi icra edebiliyoruz. Ama kalemi, mikrofunu elinden alınan, susturulan gazeteci arkadaşlarımız var. Cezaevindeki meslektaşlarımızın bir an önce aramıza dönmelerini istiyorum” dedi.

“Şiddet ve Medya” konusunda bilgilerini paylaşan Arapkirli konuşmasına şöyle devam etti: “Şiddet ve medya derken şiddetin iki türüne değinmek gerekiyor. Biri toplumumuz da giderek yaygınlaşan bireysel şiddet. Diğeri siyasi şiddet yani terör olarak adlandırdığımız politik amaçlı şiddet. Öncelikle bireysel şiddete, özellikle son zamanlarda giderek dikkat çekici hale gelen kadına ve çocuklara karşı uygulanan, birbirimize karşı uyguladığımız şiddete değinmek istiyorum. Şiddet sözlük tanımına bakıldığında sözün bittiği yerde başvurulan kuvvettir. Şiddet kullanmadan sözle her şeyimizi halledebileceğimiz halde maalesef toplumun hemen her kesiminde bilek gücüyle bir takım şeyleri kabul ettirme alışkanlığından kurtulamıyoruz. Burada medya olarak bize çok büyük bir görev düşüyor. Medyada şiddetin deşifre edilmesi, yani çirkin yüzünün gösterilmesi için yapabileceğimiz çok şey var. Bu bizim avantajımız. Dezavantaj olarak şiddet unsuru içeren haberlere sıkça rastlandığından bunların yansıtılış oranını iyi ayarlayamadığımız zaman toplumda sıradanlaşan bir şey haline getirilmesi olgusu var. Son zamanlarda basınımız kadına yönelik şiddete büyük ağırlık vermeye başladı. Buna değişik yönlerden bakılabilir. Kadına yönelik şiddet artmadı ama vakaları medyada daha iyi görme ya da televizyon haberlerinde ön planda görme alışkanlığı kazandık. Bu da işin sevindirici tarafı ama dengeyi oturtmak lazım. Türkiye’de çok fazla haber kanalı var, bu nedenle bültenlerde son derece dikkatli davranılmalı. Gelen görüntülerin titiz bir şekilde elden geçirilmesi gerekiyor.”

Politik şiddet meselesine de değinen Arapkirli, şunları söyledi: “Siyasi şiddet sadece bizim sorunumuz değil, bütün dünyanın sorunu. Türkiye’de de son derece sıcak yaşanan bir olgudan söz ediyoruz. Terörizm konusunda bütün dünya ülkeleri uzun yıllardır ciddi bir ikilem içindeler. Terörizm derken terörizm ya da özgürlük savaşçısı kavramını terazinin iki kesesinde tartabilmeliyiz. Batı basınında klasik bir terim vardır, ‘bir adamın terörist diye nitelediği biri, başka birine göre özgürlük savaşçısı sayılabilir.’ Bu nedenle medya olarak çok dikkatli olmamız gerekiyor. Teröristler siyasi bir amaca varabilmek için medyayı kullanmayı amaçlıyorlar. Bugün teröristlerin elindeki en büyük silah medya. Çünkü kendi gazeteleri var, internet siteleri var ve kitlelere çok çabuk ulaşabiliyorlar. Burada dikkat etmemiz gereken şey kendimizi kullandırtmamak. Devlet bugün sadece PKK’lı teröristleri değil, kendi aleyhinde yazı yazan, çizen insanları da terör örgütü üyeliği suçlamasıyla içeri tıkıyor. Üniversitede pankart açan gençlere de terörist muamelesi yapılıyor. İşten atılmaya karşı gösteri yapan işçi kardeşlerimize de terörist gözüyle bakıyor devlet. Gerçek teröristlerle demokrasi mücadelesi vermeye çalışanları birbirinden ayırmalı ve ona göre davranmalıyız.”

Şiddet konusunda medyanın nasıl davranması gerektiğinin hâlâ tartışılan bir konu olduğunu vurgulayan Arapkirli, “Özgür toplum, gerçek demokratik toplumdur. Özgür basın gerçek demokrasinin en önemli dayanak noktalarından birisidir. Basının özgür olması, toplumun özgürce konuşabilmesi, meseleleri özgürce tartışabilmesidir. Mesleki açıdan baktığımızda basının, medyanın özgürce haber alıp verebilmesi bu işin tek çözümüdür. Bunu söylemesi kolay ama hayata geçirilmesi geriyor. Özgür olmak birinci koşul. Kendi içimizde belli düzenlemeler yapmalıyız. Basının kendi kendine bu konuda çareler bulması, kendi düzenlemelerini yapması bu işin tek çözümüdür” diye konuştu. (29 Ekim 2011)

***

“Okuyucu profiline göre yayın yapılmalı”

Gazeteci Tümer Argın, yerel basının olanaklarının kısıtlı olduğunu, ama gazete sahiplerinin öncelikle ne için gazete çıkardıklarını bilmeleri gerektiğine dikkat çekti.

Malatya’da düzenlenen Yerel Medya Semineri’nin son oturumunda “Yerel Medyada Planlama ve Görsellik” konusu ele alındı. Malatya Belediyesi Basın Danışmanı Lütfi İnan’ın yönettiği oturumda gazeteci Tümer Argın sinevizyon gösterimi eşliğinde katılımcılara çeşitli gazetelerden verdiği örneklerle bilgilerini aktardı.

Argın, yerel basının olanaklarının kısıtlı olduğunu, ama gazete sahiplerinin öncelikle ne için gazete çıkardıklarını bilmeleri gerektiğini söyledi. Argın, “Hitap ettiğiniz okuyucu profiline göre yayın planınızı yapmalısınız. Teknik gücünüze bağlı olarak gazetenizin sayfa sayısını ve baskı kalitesini, mali gücünüze göre çalışacağınız kişileri belirlemelisiniz. Bundan sonraki aşama içerik çeşitlemesidir. Gazetenin mizanpajını sayfa planı çizerek yapmalı, gazetenizin yayın politikasına göre haberlerinizi belirlemelisiniz. Haberin içeriğine göre de fotoğrafları yerleştirmelisiniz. Haberle fotoğraf arasında uyum olmalı. Manşet önemli bir haberdir ama sürmanşet daha önemli bir haberdir. Haberin önemine göre kaplayacağı yeri belirlemeli, mizanpajda buna dikkat etmelisiniz” diye konuştu. (29 Ekim 2011)

***

Cumhuriyet 88 yaşında

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınladı. Yönetim Kurulu adına yayınlanan mesaj şöyle: “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş bir yaşama geçişimizi ifade eden büyük armağanı Cumhuriyetimizin 88. yılını içtenlikle ama teröre verdiğimiz şehitler ve Van depremindeki kayıplarımız nedeniyle buruk bir şekilde kutluyoruz.”

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 88'nci yılında Van'da yaşanan deprem nedeniyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenleri iptal edildi. İptale ilişkin Başbakanlık Genelgesi Resmi Gazete'de yayımlandı. (29 Ekim 2011)

***

Gündem: Basın özgürlüğü

Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Kahramanmaraş, Muş ve Tunceli’den 150’ye yakın gazetecinin katıldığı 60’ıncı Yerel Medya Seminerleri’nde basın özgürlüğüne ve meslekte örgütlenmenin önemine dikkat çekildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung’la (KAS) birlikte Malatya’da düzenlediği 60’ıncı Yerel Medya Semineri cumartesi günü yapılan oturumlarla sona erdi. Başkanlığını Hakimiyet gazetesi sahibi Kemal Deniz’in yaptığı oturumda Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli “Gazetecilerin Örgütlenmesi”; TGC Hukuk Danışmanı Avukat Gökhan Küçük “Haber ve Kişilik Hakları” başlıkları altında konuşma yaptı.

Gazeteciliğin barıştan yana bir meslek olduğunu söyleyen Güreli, “Örgütlenme her kurumda olduğu gibi basında da çok büyük önem taşıyor” dedi. Gazetecilerin örgütlenme hakkının yanı sıra görevlerini yaparken maddi ve manevi güvencelerinin de sağlanması gerektiğini belirten Güreli, “Bu hem yerel hem de yaygın basında çalışan gazeteciler için geçerlidir. Gazetelerin gövdelerini oluşturan muhabirlerin maaşlarının artırılması, ücret politikasının düzeltilmesi şart” diye konuştu.

Gazetecilik mesleğine 50 yılını adayan Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, “Sendika ve cemiyette çeşitli kademelerde görevler üstlendim”dedi. Güreli sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesleğimizde örgütlenme sorunu bildim bileli tartışma konusudur. Bir umuttur, varılması istenen bir hedeftir. Güç birliğinden kuvvet doğar düşüncesiyle meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları örgütlenmeye büyük çaba harcamışlardır. Örgütlü olmanın bize daima kazanç sağlayacağı, başarı getireceği unutulmamalı. Ama öncelikle mesleğimizde bağımsız olmamız gerekiyor. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde ‘gazeteci tüm bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşma, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme hakkına sahiptir’ deniliyor. Gazeteciler olarak bizim haber alma hakkına sahip çıkmamız gerekiyor. Yine aynı bildirgede ‘gazeteci inanmadığı bir görüşü savunmaya zorlanamaz’ deniyor. Bu çok önemli maddelerden biridir. Bu bildirge çıktığı zaman uygulanması zor gibi görünüyordu ama zaman içinde yerleşti. Hatta bir mahkeme kararında da bu bildirge dayanak olarak gösterildi.”

Mesleğimize ve meslektaşlarımıza sahip çıkmanın örgütlü olmakla mümkün olacağını söyleyen Güreli, konuşmasına Metin Göktepe olayını örnek vererek devam etti. Güreli şöyle konuştu: “Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin polisler tarafından dövülerek öldürülmesinin morg kayıtlarıyla da kesinleşmesinden sonra biz TGC olarak olayı takip ettik. Olayın sorumlularının bulunması gerektiğini toplantılarla ısrarla vurguladık ve sonuçta dava açıldı. Sadece cemiyet yönetimi değil, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları ve özellikle genç gazeteciler bu olaya sahip çıktılar. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 24 Temmuz Gazeteciler Günü’nde Dolmabahçe Sarayı’nda yaptığı konuşmada ‘Metin Göktepe olayının Türkiye’nin bir ayıbı’ olduğunu söyledi. Bunun üzerine mahkeme süreci hızlandı ve sonuca bağlandı. Olayın sanığı olan polisler hapse mahkum oldular. Mahkeme kararıyla bu olayın karara bağlanması, sivil toplum örgütleriyle meslek kuruluşlarının örgütlü bir şekilde hareket etmelerinin başarısıdır.”

Gazetecilerin örgütlenme hakkının yanı sıra görevlerini yaparken maddi ve manevi güvencelerinin de sağlanması gerektiğini belirten Güreli, “Bu hem yerel hem de yaygın basında çalışan gazeteciler için geçerlidir. Gazetelerin gövdelerini oluşturan muhabirlerin maaşlarının artırılması, ücret politikasının düzeltilmesi şart” diye konuştu. (31 Ekim 2011)

**************************

‘Etiğin manevi gücünü insanın vicdanı sağlıyor’

TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, "Hangi meslekten olursa olsun, etik değerlere saygılı olan toplumlar, yasalara karşı da duyarlı olurlar" dedi.

Yerel medya seminerinin öğleden sonra başlayan oturumunu araştırmacı-yazar Asım Demirkök yönetti. Oturumun ilk konuşmacısı olan TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, "Medya Etiği" konusunda bilgilerini aktardı.

Konuşmasına etik ve meslek kavramlarının tanımını yaparak başlayan TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, "Halkın kendi kendine oluşturduğu hiçbir yazılı metine dayanmayan kanunlara etik kanunları deniliyor. Öte yandan bilgi, özen, güvenirlilik olguları ile bütünleşmiş, iş disiplininin bütün özelliklerini içeren uğraş alanına ise meslek diyoruz" dedi. Tarihi süreç içinde "Medya Etiği" konusundaki çalışmaları anlatan Özdemir, "Meslek etiği ve mesleğin kendini denetlemesi kavramları içinde basın mesleğinin yeri neresidir?" sorusunu yanıtladı. Özdemir, "Basının kendini denetleme sistemleri genel olarak, devlet otoritesinin basına müdahalede bulunmasını önlemek ve kamuoyu karşısında saygınlığı olan bir basın yaratma düşüncesinden kaynaklanıyor" diye konuştu.

Özdemir sözlerini şöyle tamamladı: "Hangi meslekten olursa olsun, etik değerlere saygılı olan toplumlar, yasalara karşı da duyarlı olurlar. Konulan etik kurallar, neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda yol göstericidir. Bir başka yol gösterici de Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin giriş bölümünün son cümlesinde yer alan ‘vicdanın sesi’dir. Etiğin manevi gücünü, insanın vicdanı sağlıyor. İnsan ‘vicdanının sesine’ kulak vererek, duygusunu, düşüncesini, davranışını, tutumunu, eylemini, doğru-yanlış, iyi-kötü, olumlu-olumsuz olarak değerlendirilebilir. Bu şekilde kendisi ve başkaları arasındaki ilişkilerde denge, düzen, denetim ve uyum sağlar."

Arslan: Fotoğraf olmadan haber olmaz

Oturumun ikinci konuşmacısı Milliyet gazetesi foto muhabiri Ercan Arslan’dı. Arslan, "Vizörden Bakış" başlığı altında katılımcılara farklı zaman ve mekânlarda çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan bir sinevizyon gösterisi sundu.

Foto muhabirlerinin televizyon gibi görüntüyü anında canlı olarak aktaramadıklarını, radyo gibi ses veremediklerini, sadece çektikleri fotoğrafları çalıştıkları gazeteye ulaştırmak zorunda olduklarını söyleyen Arslan, şöyle konuştu: "Dünyada bilgi kaynağı gazete, televizyon ve internettir. Fotoğraf, haberin okunması için bir araçtır. İnsanlar gazeteleri ellerine aldıkları zaman ilk önce fotoğrafa bakıyorlar. Daha sonra fotoğraf altındaki yazıyı okuyor, ondan sonra yazıya geçiyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde doğru düzgün haber okunmuyor. Haberi okutan fotoğraftır. Bu nedenle fotoğraf olmadan haber olmaz. Fotoğrafın içinde bilgi olmalı, fotoğrafta 5N1K kuralına ve etik değerlere uyulmalı".

"Türkiye’de foto muhabirliğine hakettiği değerin verilmediğini ifade eden Arslan, "Gazetelerde fotoğraf servisleri yok, foto muhabirleri çalıştırılmıyor. Dijital fotoğraf makineleri işimiz açısından devrim yaratmıştır ama makineler çok pahalı. Foto muhabiri olarak insanların olmadığı yerlere gidip görüntü almak, kişilerin haber alma hakkını onlara vermek zorundayız. Bu nedenle gazetecilerin daha rahat ve tehlikeden uzak çalışabilmeleri için arındırılmış bölgeler oluşturulmalı. Foto muhabirlerinin emeğinin karşılığının da verilmesi gerekiyor. Gazetelerde kullanılan her fotoğrafın mutlaka bir imzası olmalı" diye konuştu. (31 Ekim 201)

Atay: Gazetenin temeli haberdir

TGC Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Atay, gazetenin temeli olan haberlerin özenli ve kontrollü bir şekilde verilmesi gerektiğini söyledi.

TGC Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Atay’ın “Kontrolsüz ve Özensiz Haber”, Cumhuriyet Gazetesi Haber Editörü Sevim Ertemur’un “Mutfakta Haber Değerlendirmesi” başlıkları altında konuştukları seminerin son oturumunun başkanlığını Yeni Doğanşehir Gazetesi Sahibi Hüseyin Karaaslan yaptı.

Haberlerin verilmesinde özenli ve kontrollü davranılmasını gerektiğini söyleyen TGC Yönetim Kurulu Zafer Atay şöyle konuştu: “Amerika’da yapılan bir araştırma bir gazetenin günde en az 250 haber vermesi gerektiğini söylüyor. Tabii yerel gazetelerden bu kadar çok haber vermelerini beklemiyorum ama gazetelerinde elinizden geldiğince çok haber vermeye çalışın. Çünkü gazetenin temeli haberdir. Haberlerin doğru olmasına dikkat etmeli, mutlaka kontrolden geçirmelisiniz. Kontrolden kastım haberde anlatılan konunun, kişilerin ya da olayın araştırılmasıdır. Kaynağınıza ne kadar güvenirseniz güvenin, haberiniz özellikle kişilerden söz ediyorsa, o kişinin görüşüne muhakkak başvurmalısınız.”

İnternet sitelerinin büyük bölümünün haber konusunda sorumsuzca hareket ettiğini belirten Atay, “İnternet gazeteciliğine tabii ki karşı değiliz ama siteler haberlere gereken özeni göstermiyorlar. Özensiz haber nedir? Özensiz haber içeriğinde okuyucuya bilgi veremeyen haberdir. Gerek okullarda gerekse ustalarımız bize haberin girişinin haberin özeti olacağını anlatmışlardı. Habere olay şöyle cereyan etti diye başlarsanız bu haber olmaz. Özellikle internete düşen haberlerin kontrol edilmeden kullanılmaması gerekiyor. Birçok haberde niçin sorusu sorulmuyor. Bana kalırsa en önemli sorun budur.”

Gazete kupürlerinden örnekler vererek yalan ve yanlış haberlerin mesleğimiz açısından çok yıpratıcı olduğunu vurgulayan Atay, “Yerel gazetelerin sıkıntılarını biliyorum, ama önünüze gelen haberleri kontrol etmeli ve muhabirlerinizi eğitmelisiniz. Yerel basından ricam, yaygın basın ve televizyonları örnek almamaları” diyerek konuşmasını bitirdi.

*********

Ertemur: Gazeteci gerçeğin avcısıdır

“MUTFAKTA Haber Değerlendirmesi” başlıklı konuşmasında, haberlerin verilmesinde eldeki bilgilerin çok önemli olduğunu vurgulayan Cumhuriyet gazetesi haber editörü Sevim Ertemur, “Eğer elinizdeki malzeme iyiyse, haber kaliteliyse, özü yakalanmışsa yemeğin lezzeti de harika olur. O haber bir anda birinci sayfaya atlar, kendiliğinden manşete oturur” dedi.

Mutfakta haberlerin hazırlanmasında muhabir arkadaşlara çok büyük görevler düştüğünü vurgulayan Ertemur, şunları söyledi: “Muhabir arkadaşlarımızın gittikleri haberlerde olayı iyi değerlendirmeleri çok önemli. Örneğin bir basın toplantısına giden muhabirler toplantı haberini aynen yazarlar. Ama bazı muhabir arkadaşlarımız haberi izlerken öyle bir nokta yakalarlar ki o haber bir anda manşet olabilir. Muhabirin haberi iyi takip etmesi gerekir. Gazeteci gerçeğin avcısıdır. Muhabirler izledikleri haberlerle kamuoyunu, kitleleri bilgilendirir. Gazetecilerin, vatandaşın kulağı-gözü olma görevimiz var. Haberi izlerken, değerlendirirken en can alıcı noktayı yakalamak önemlidir. Kaliteliyi yemeği kaliteli malzemeyle yaparsınız. Gazeteci olarak bizler habere şüpheci yaklaşmalıyız. Yerine göre öküzün altında buzağı arayıp gerçeğe ulaşmalıyız. Arkadaşlarımızın getirdiği haberi değerlendirirken hata olup olmadığını dikkatlice irdelemeye çalışıyoruz.”

Haber değerlendirmesinde dikkat edilen unsurlardan bahseden Ertemur, “Habere konu olan ya da haber kaynağı durumundaki kişinin protokolünü ve yerini belirlediğimiz siyasi içerikli haberler vardır. Burada hiyerarşik yapıya dikkat edilir. Haberin gazetede yer almasında rakamsal verilerin büyüklüğü de önemlidir. Dikkat ettiğimiz unsurlardan bir diğeri de duygusal yükün ağırlığıdır. Son günlerde yaşadığımız acı olaylar nedeniyle bizim haber değerlendirmemiz mutfakta çok daha kolay oluyor. Bunlar acı şeyler ama daha kolay değerlendirme yapılıyor, manşetler daha kolay belirlenebiliyor. Haberi güçlendirmek için kullanılan fotoğrafın etkisi kesinlikle tartışılmaz. Çünkü fotoğrafın zihinlerde kalıcı etkisi habere göre daha fazladır” diye konuştu.

Ertemur, “Medya patronlarının siyasi kaygıları, basının üzerindeki baskılar, haberin değerlendirmesinde önemli rol oynuyor. Haberlerin kamuoyuna objektif şekilde sunulması engelleniyor. Olanaklarımızın kısıtlı olmasına rağmen elimizden geldiğince gazetecilik yapmaya çalışıyoruz” diyerek konuşmasını bitirdi. (31 Ekim 2011)

*****************

Yerel gazeteciler sertifikalarını aldı

TGC ve KAS’ın Malatya’da birlikte düzenlediği 60’ıncı Yerel Basın Semineri’ne katılan gazeteci ve kursiyerler sertifikalarını aldı. Bugüne kadar yapılan seminerlerde 7 bini aşkın gazeteciye sertifika verildi.

14 yıldır sürdürülen Yerel Basın Seminerleri’nin 60’ıncısı sona erdi. Malatya’da iki gün devam eden seminere Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Kahramanmaraş, Muş ve Tunceli’den 150’ye yakın gazeteci katıldı. Demokrasinin güçlenmesi ve halkın gerçekleri öğrenme hakkının sağlanması için yerel medyayı destekleyen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC), Konrad Adenauer Stiftung’la (KAS) birlikte düzenlediği 60’ıncı Yerel Medya Semineri’nin değerlendirme konuşmasını TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto yaptı.

Konuşmasına TGC hakkında bilgi vererek başlayan Olcayto, şunları söyledi: “1946 yılında kurulan TGC, Türkiye’nin en sağından en soluna kadar bütün gazetecileri içinde barındıran bir meslek kuruluşudur. Cemiyetimizin üyelik koşuluna göre meslektaşlarımızın 212 sayılı yasayla çalışıyor olmaları gerekmektedir. Sağdan sola kadar herkes, bizim üyemizdir. Bizim her seçimimiz aşağı yukarı 900-1000 kişiyle olur. Seçimlerde listeler yarışır, en güçlü gözüken iktidar döneminde bile muhalif listeler çıkmıştır.”

Demokrasinin bir tahammül rejimi olduğunu ifade eden TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Gazeteci tarafsız olmalı. Kavganın, şiddetin dilini değil, barışın dilini kullanmalı” dedi

Olcayto sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün 11 kişilik bir yönetim kurulumuz var. TGC’nin geleneksel bir tavrı vardır, biz yönetim kurulu üyeleri olarak toplantılara kendi düşüncemizi dışarıda bırakır, sadece gazeteciliğin sorunlarını tartışırız. Gazetecilerin sorunları söz konusu olduğunda hepimiz, sadece bu sorunları halletmek yönünde ne yapabiliriz diye konuşur ve o koşullarda kararlar alırız.”

Demokrasinin bir tahammül rejimi olduğunu ifade eden Olcayto, “Gazeteci tarafsız olmalı. Kavganın, şiddetin dilini değil, barışın dilini kullanmalı. Medya bugün bölünmüş durumda. Pek çok değerli gazeteci arkadaşımız mesleklerini yapamadıkları için kendi istekleriyle işlerinden ayrılıyorlar. Çünkü gazetecilik yapamıyorlar. Gazetecilikte böyle bir ortam var. Dünyanın neresinde olursa olsun gazeteci gazetecidir. Dimdik ayakta durarak mesleğimizi yapmak yerine taraflı davranırsak, yaygın medyadaki komplo teorilerinin etkisi altında kalırız. O zaman da birbirimizi sevmeyen, tahammül edemeyen bir toplum oluruz” diye konuştu.

Uruguaylı gazeteci-yazar Eduardo Galeano’nun sözleriyle konuşmasına devam Olcayto: “Değerli yazar Galeano, ‘Günümüzde uluslararası sermayeyle iktidarların monologuna iletişim diyorlar. Gezegenimizin etrafında dünyadan çıkıp dünyaya dönen milyonlarca ses ve görüntüleriyle dolu bir uydu halkası var. Bir tırnak büyüklüğündeki aygıtlar mucizeler yaratıyor. Döneme iletişim çağı deniyordu başlarda. Şimdilerde siber çağ ya da tekno zamanlar yakıştırılıyor. Bu arada insan da dönüşüyor. Siber toplum doğuyor, sanal bir dünyada yalnız insanların sayısı giderek çoğalıyor’ diyor. Galeano’ya katılmamak mümkün değil. İnsanlar yalnızlaşıyor, giderek birbirlerinden uzaklaşıyor. Sadece ekran karşısında birbiriyle konuşan, teoriler üreten insan sosyal medyada birbirini buluyor” dedi.

Olcayto, “Toplumu toparlamak, topluma olumlu haberler vermek medyanın işi. Medyanın halkın doğru, yansız bilgilenme hakkını nasıl yerine getireceği ise çok zor bir soru. Ama umutsuz olmamak lazım. Genç nüfusu olan bir Türkiye bunun da üstesinden gelir diye düşünüyorum” diyerek konuşmasını bitirdi. (31 Ekim 2011)

Başa Dön