Geri Dön

Aralık 2011 Raporu

Prof. Dr. Server Tanilli, son yolculuğuna uğurlandı

Geçirdiği rahatsızlık sonucu önceki gün evinde hayatını kaybeden hukuk, siyaset bilimi ve sosyoloji uzmanı Prof. Dr. Server Tanilli için Cumhuriyet Gazetesinde tören düzenlendi.

Prof. Dr. Server Tanilli için ilk tören Cumhuriyet gazetesinin Şişli’de bulunan merkez binasında düzenlendi. Törende konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Prof. Dr. Server Tanilli’nin aydınlanmanın ödünsüz savunucusu, ulusal sorunlara uluslararası ölçekten bakarak çözüm üreten değerli bir bilim insanı olduğunu vurgulayarak, “Hem Türkiye’nin, hem Cumhuriyet’in, hem bilim dünyamızın, hem de aydınlanmacılık konusunda çaba gösterenlerin başı sağ olsun” diye konuştu. (2 Aralık 2011)

***

GÖP Nedim Şener'in duruşmasını izledi

Dönem başkanlığını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) yürüttüğü ulusal ve yerel düzeyde 94 basın meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) temsilcileri, Bakırköy Adalet Sarayı’nda gazeteci Nedim Şener’in duruşmasını takip etti.

Gazeteci Nedim Şener'in, yazdığı bir habere açılan davanın görülmesine devam edildi.

Bakırköy Adalet Sarayı’ndaki 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmayı izleyerek destek veren GÖP temsilcileri, burada bir basın açıklaması yaptı.

GÖP’ün dönem başkanlığını yürüten TGC adına açıklamayı yapan TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın 6 Mart tarihinde tutuklandığını, 9 aydır da tutuklu olarak cezaevinde kaldığını hatırlattı.

Özdemir, şöyle devam etti: “Mustafa Balbay, bin 600 günü geride bıraktı, 282 günden beri hücre çilesi yaşıyor. Tuncay Özkan bin 200 günden beri özgürlükten yoksun. Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Cihan Deniz Zarakolu, Coşkun Musluk, Doğan Yurdakul, Müyesser Yıldız, Ragıp Zarakolu, Sait Çakır, Soner Yalçın ve 64 meslektaşımız aylardan beri içerideler.”

GÖP adına davaları izlemeyi sürdüreceklerini ifade eden Özdemir, “Yüreklerimiz cezaevindeki meslektaşlarımızla bir atıyor. Geçen yılın şubat ayında Adalet Bakanlığı’yla yapılan toplantı sonrasında Türk Ceza Yasası’ndaki bazı maddelerin değiştirilmesi konusunda bir çalışma başlatılmıştı. Ama bir sonuç çıkmadı” dedi.

Özdemir, “Basının öncelikli iki sorunu var. İfade özgürlüğünün önündeki yasal sınırlamalar ve hapisteki 64 gazeteci meslektaşımızın tutukluluk süresi ceza infazına dönüşmüş olması. Bu gerçeği yerli yabancı pek çok kuruluş, Sayın Cumhurbaşkanı, hükümet üyeleri, siyasi partilerin yetkilileri, parlamenterler kabul ediyor ve rahatsızlık duyduklarından söz ediyorlar. O halde beklenen nedir?” dedi. (6 Aralık 2011)

***

Gazeteciler, basın özgürlüğü için yürüdü

Basın ve ifade özgürlüğünün önündeki yasal engellerin kaldırılmasını ve tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını isteyen gazeteciler, İstiklal Caddesi’nde yürüdü. Yürüyüşte Gazetecilere Özgürlük Platformu temsilcileri hazır bulundu

Aydınlık gazetesi İmtiyaz Sahibi Mehmet Sabuncu, Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınması İstanbul’da protesto edildi. Aydınlık gazetesi binası önünde toplanan gazeteciler ve gazetenin okurları, “Aydınlık Gazetesi Susturulamaz” pankartının arkasına geçti. Gazeteciler ve okurlar, buradan Galatasaray Lisesi’nin önüne yürüdü. Çok sayıda köşe yazarının gelerek destek verdiği protesto yürüyüşünde “Aydınlık halkındır susturulamaz” , “basına özgürlük” sloganları atıldı.

Dönem başkanlığını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) yürüttüğü ulusal ve yerel düzeyde 94 basın meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) temsilcileri de protesto yürüyüşünde hazır bulundu. Galatasaray Lisesi önünde GÖP adına açıklama yapan TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, “Aydınlık gazetesine yapılan baskıları kınıyoruz” dedi. Özdemir, “Aydınlık gazetesine, diğer basın kuruluşlarına, basın mensuplarına yapılan baskıları ve cezaya dönüşen tutuklulukları protesto ediyoruz” dedi. Gazeteci Halil Nebiler de 30 yıllık gazetecilik geçmişinde bu tarz gözaltılarla karşılaşmadığını ifade ederek, ''Aydınlık'a yapılan bu baskılara karşı bütün Türkiye'nin Aydınlık gazetesiyle dayanışma içinde olduğunu görmek sevindirici'' diye konuştu. (8 Aralık 2011)

***

GÖP’ten Şener'e destek

94 meslek örgütünün oluşturduğu ve Gazetecilere Özgürlük Platformu, Nedim Şener, “gizliliği ihlal” iddiası ile yargılandığı Bakırköy 2.Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmasını izledi. Nedim Şener bu davadan beraat etti. Davayı Gazetecilere Özgürlük Platformu adına dönem başkanlığını yürüten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay izledi. Atay, açıklamasında Türkiye’de halen 64 gazetecinin hapiste olduğunu söyleyerek “ Bu bir dünya rekorudur. Bizi 34’er gazeteci ile Çin ve Irak takip ediyor. Bu ayıptan bir an önce kurtulmalıyız” dedi. (8 Aralık 2011)

***

“Terörist değil gazeteciyiz”

Beşiktaş 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan gazeteciler Ertuğrul Mavioğlu ve Hasan Kılıç’ın duruşmasını izleyen GÖP temsilcileri, “Gazetecilik bir terör faaliyeti değildir” açıklamasında bulundu.

Dönem başkanlığını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) yürüttüğü 94 gazetecilik meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP), bir kez daha mahkeme salonlarındaydı.

Beşiktaş 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘terör örgütü propagandası yapma’ suçlamasıyla hakim karşısına çıkan Mavioğlu ve Kılıç’ın duruşması ertelendi.

Duruşma sonrası GÖP adına açıklama yapan TGC Genel Saymanı Gülseren Ergezer Güver, Adalet Bakanı’nın açıklamasına atıfta bulunarak, “Gazetecilik bir terör faaliyeti değildir. Ancak sorgulamalarda gazetecilik faaliyetleriyle ilgili sorulara muhatap olan çok sayıda meslektaşımız, terörle ilişkilendirilerek haksız ve orantısız şekilde hapiste tutuluyor, yargılanıyor, soruşturuluyor, para cezalarına çarptırılıyor. Uzayan, 3 yılı bulan tutukluluk süreleri ceza infazına dönüşmüş durumda” dedi.

Güver şöyle konuştu: “Editoryal bağımsızlıktan söz etmek mümkün değil. Baskı ortamında tüm medyaya hakim olan otosansür, halkın doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşmasını engeller bir hâl aldı. Gazetecilik mesleğinin değerlerine sahip çıkan birçok meslektaşımız ya pasifize ediliyor, ya işsiz bırakılıyor ya da AA ve TRT örneğinde olduğu gibi emekliliğe zorlanıyor, sürgünle tehdit ediliyor.”

Güver, “Basın ve ifade özgürlüğünü böylesine ağır baskı altında bırakan, Terörle Mücadele ve Türk Ceza Yasası’nın bazı maddeleridir. GÖP olarak bu ve benzeri maddeler içeren yasalarda acil düzenleme yapılması gerektiğini ilgili ve yetkililere defalarca ilettik, sözlü ve yazılı olarak her fırsatta dile getirdik. Burada bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz; eğer basın özgürlüğünü engelleyen yasa maddeleri kaldırılmazsa tutuklu gazeteci sayısı 64’te kalmayacak, yargılanan ve hakkında soruşturma açılan gazeteci sayısı 10 binleri hızla geçecektir. Öte yandan içerdeki bu tablo, Türkiye’nin yüzünü yurtdışında da karartacak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki 3 bini bulduğu belirtilen dava sayısı artacaktır.

GÖP olarak ‘özgür basın yoksa özgür toplum yoktur’ diyoruz. O nedenle basın ve ifade özgürlüğünü engelleyen yasa maddelerinin ayıklanmasını, adil yargılama hakkı için olağanüstü dönemlerin ürünü olan Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasını, hapisteki gazetecilerin tutuksuz yargılanmasını ve haksız-orantısız cezalara son verilmesini talep ediyoruz” diye konuştu. (10 Aralık 2011)

***

Kadın sanatçılar, TGC Basın Müzesi’nde anıldı

Şairler, yazarlar, gazeteciler, halk ozanları ve müzisyenler, “TGC Basın Müzesi Şiir ve Musiki Günleri” etkinliğinde buluşarak, “Şiirimizde ve Musikimizde Bayan Sanatçılar” konusunu ele aldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Müzesi Şiir ve Musiki Günleri etkinliği, TGC üyeleri, sanatçılar ve sanatseverlerin katılımıyla devam ediyor. Önceki gün gerçekleştirilen etkinlikte “Şiirimizde ve Musikimizde Bayan Sanatçılar” konusu işlendi. Geçmişten günümüze kadar gelen kadın sanatçıların isimleri okundu. Aralık ayında hayatını kaybeden gazeteci, yazar, şair ve sanatçılar da anıldı.

Coşkun Yücedağ, İsmail Hakkı Bağdat, Ahmet Kağızman, Mustafa Kuşçuoğlu, Dursun Elmas, Bedrettin Güreş, Aysen Akdemir, İzzettin Dönmez, Latif Mahmat, Hadiye Arslan, Muallâ Tetik, Münire Aksaray, Uğur Kaya, Zekiye Aksaray, Gufran Taş ile birçok sanatçı, TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir’in yönettiği etkinlikte şiirlerini okudu, şarkı ve türküleriyle programa duygu ve anlam kattı.

Etkinlikte konuşan TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, “TGC Basın Müzesi Şiir ve Musiki Günleri’nde bu ay hanım şairlerimiz ve müzisyenlerimiz konusunu işledik. Geçmişten günümüze kadar yaşamış olan şairlerimizden müzisyenlerimizden örnekler verdik, kısa biyografilerini okuduk. Günümüzün çağdaş sanatçıları, şairleri de kendi şiirlerini okurken hanım sanatçılarımızdan anekdotlar anlattı. Toplantılarımızda önümüzdeki ay ‘şiirimizde musikimizde kış ve kar’ konusu ele alınacak” dedi. (12 Aralık 2012)

****

“Gazeteciliğin geldiği durumdan rahatsızız”

TGC kurucu başkanı Sedat Simavi’nin anma töreninde konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Türk gazeteciliğinin geldiği durumdan rahatsızlık duyduklarını dile getirdi. TGC tarafından Simavi'nin Kanlıca Mezarlığı'ndaki kabri başında düzenlenen anma töreni, mezara çelenk konulmasıyla başladı. TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir’in de katıldığı anma töreninde konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin kurucusu Türk basınının çok değerli ustalarından Sedat Simavi’yi, aramızdan ayrılışının 58. yılında bir kez daha saygı ve özlemle anmak için mezarının başında toplandık” dedi.

Sedat Simavi'nin Türk basınının seçkin kurucularından biri olduğunu ifade eden Erinç, “Çünkü geleneksel gazeteciliğe 1948 yılında bir yenilik getirerek, gazetecilik yayıncılığında bir atılım yapmıştır. O açıdan son dönemdeki gelişmelere baktığımızda, Sedat Simavi'nin bu konuda öncülük yaptığını söylemek mümkündür diye düşünürüm.

Sedat Simavi'nin özellikle genç gazetecilere öğüdü, bizim cemiyet olarak her zaman göz önüne aldığımız ilkelerden biri olmuştur. Gazetecilik mesleğini sürdürmenin zorluklarını, çeşitli baskılarla karşılaşıldığını o yıllarda dikkate alan Sedat Simavi, genç gazetecilere kaleminin efendisi kalmasını, kaleminin götürdüğü yere gitmemelerini, kalemlerini satmamalarını, gerekirse kırmalarını öğütleyen bir büyüğümüzdür. Bu açıdan baktığımızda Sedat Simavi’yi, gazetecilik mesleğinin ilkelerini ilk kez gündeme getiren ustalarımızdan biri olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

Erinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün 58 yıl sonra Sedat Simavi’yi anarken Türk gazeteciliğinin geldiği durumdan rahatsızlık duyduğumuzu da belirtmem gerekiyor. Çünkü Türkiye ifade özgürlüğü yönünden sadece Avrupa’da değil dünyanın çeşitli bölgelerinde de sonda gelen bir ülke konumunda ne yazık ki.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinden yola çıkılarak yapılan değerlendirmelerde ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlar açısından Türkiye, ifade özgürlüğü konusunda dünyanın ortalarda olan ülkeleri arasında. Gelişmiş ülkeler açısından da sonlarda olan bir ülke konumunda. Tabii bu özellikle Türkiye’nin demokratik bir ülke olma iddialarını da büyük ölçüde zedelemekte. Bu konuda yetkililerin önlem alması konusunda istekte bulunduk. Ne yazık ki bu konuda herhangi bir siyasal adım atılmadı.

Son duruma bakınca Türkiye’nin dünyadaki ülkeler arasında hapiste bulunan gazeteci sayısından da ilk sırada olduğunu gördük. Tabi bunların Türkiye’nin dünyadaki imajını zedelediğini ve bundan rahatsızlık duyduğumuzu da belirtmek istiyorum. Umuyoruz ki Sedat Simavi'yi önümüzdeki yıl andığımızda, Türkiye de gelişmiş demokratik ülkeler gibi basın özgürlüğünün geçerli olduğu bir ülkeye dönüşsün. Sedat Simavi’yi bir kez daha burada saygı, sevgi, rahmet ve özlemle anıyoruz.” (12 Aralık 2011)

***

‘Araştırmacı gazetecilik tehlikeli gazetecilik oldu’

TGC Başkanı Orhan Erinç, Türkiye’de gazetecileri “terör örgütü” üyeliğiyle suçlamanın en kolay yöntem haline geldiğini belirtti.

TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu içindeki “cemaat ve sivil toplum örgütleri” ile ilgili alt komisyon önceki gün yeni anayasa konusunda TEPAV Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Basın Konseyi, 500. Yıl Vakfı, TUSCON Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu, Türk Dünyası İktisadi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TİSAV) temsilcilerini dinledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Başkanı Orhan Erinç, yeni anayasada basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ve sendikal örgütlenmenin anayasal güvence altına alınmasını istedi.

Meslek grupları içinde en fazla yargılananların gazeteciler olduğuna dikkat çeken Erinç, o nedenle yargı bağımsızlığının büyük önem kazandığına işaret etti.

CHP’li Komisyon Üyesi Atilla Kart, Uluslararası Gazetecileri Koruma Örgütü’nün Türkiye’de sadece “8 gazetecinin tutuklu olduğu” yönündeki raporunu anımsatarak bu rakamın neye dayandığını sorması üzerine Erinç, Türkiye’de şu anda 64 gazetecinin tutuklu olduğunu, bu komitenin “8 gazeteci tutuklu” açıklamasını hangi bilgilere göre yaptığını bilmediklerini ifade etti.

Türkiye’de gazetecileri “terör örgütü” üyeliğiyle suçlamanın en kolay yöntem haline geldiğini belirten Erinç, “Eskiden bir gazeteci transfer edileceği zaman sorulan iki önemli soru vardı; biri özel arşivinin zenginliği, ikincisi telefon rehberinde bulunan kişi sayısı. Şimdi ikisi de en önemli suç kanıtı haline dönüştü. Araştırmacı gazetecilik tehlikeli bir gazetecilik haline dönüştü” dedi. (13 Aralık 2011)

***

Gözaltılar protesto edildi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu bir açıklama yaparak, ifade özgürlüğüne, halkın doğru ve yansız bilgilenme hakkına yönelik baskıların giderek arttığına dikkat çekti.

İstanbul ve Ankara’da düzenlenen operasyonlarda yine gazete muhabirlerinin gözaltına alındığı ev ve gazete bürolarına baskınlar yapıldığı hatırlatıldı.

TGC açıklaması şöyle: “Türkiye basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından çağdaş demokrasilerde rastlanmayan bir korkutma, sindirme dönemine girmiştir. İktidara muhalif gazete ve yazarlara, sosyalist basına ağır baskılar uygulanmaktadır. Sansür ve oto sansür gazetecilerin ayrılmaz bir parçası haline getirilmek istenmektedir. İktidar yetkililerinin inkarları cezaevlerinde 60’ı aşkın gazeteci bulunması gerçeğini değiştirmekten uzaktır.”

Baskıların bir an önce sona erdirilmesinin istendiği TGC açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “TGC olarak iktidar ve muhalefeti salt gazeteciliğin gelişebilmesi için ceza yasası ve terörle mücadele yasasının 6 ve 7. maddelerinin değiştirilmesi yolunda ivedi çaba göstermeye çağırıyoruz. Halkımızın, gazetecilerimizin, bilim insanlarımız ve akademisyenlerimizin çağdaş demokratik bir toplumda yaşamak haklarıdır diye düşünüyoruz. İnsanlar üzerinde sindirme ve korku iklimi yaratmanın ülkenin dirliğine hiçbir yararı olamayacağı açıktır. Baskıların, gözaltına alma furyalarının bir an önce sona erdirilmesini istiyor, yanlıştan dönmenin de bir erdem olduğunu hatırlatmak istiyoruz.” (20 Aralık 2011)

***

TGC 35. Sedat Simavi Ödülleri sahiplerini buldu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce (TGC) bu yıl 35'incisi düzenlenen ''Sedat Simavi Ödülleri'' törenle sahiplerini buldu. Gazeteci Enis Yıldırım, Habertürk gazetesinde yayımlanan ''Seçimlere Doğru 'Koşar Adım' İhale'' başlıklı haberiyle ''Gazetecilik Ödülü''ne layık görüldü.

The Marmara Oteli’nde, Eczacıbaşı Holding desteğiyle düzenlenen törenin açılış konuşmasını TGC Başkanı Orhan Erinç yaptı. Erinç, Sedat Simavi'nin Türkiye’de gazeteciliğin yenilenmesi konusundaki ilk girişimleri başlatan kişi olduğunu söyledi.

Erinç, geçen yılki ödül töreninden bu yana Türkiye'de hem deprem, hem gözaltı dalgalarıyla ve her iki olayın da kanıksatılmasına çalışılan bir süreçten geçildiğini söyleyerek, “Van'daki ikinci depremde çok sayıda yurttaşımızla birlikte iki meslektaşımız da görev şehidi oldu. Van'daki meslektaşlarımız büyük bir özveriyle görevlerini sürdürürken, Van'daki sorunları kamuoyuna aktarmakla kalmıyor, sorunların çözümü için de şahsi çaba gösteriyorlar” dedi.

Türkiye'nin en önemli sorunlarından birinin ifade özgürlüğü olmaya devam ettiğini belirten Erinç, “Eskiden meslektaşlarımız terör örgütü propagandası yapmakla yargılanırlardı. Şimdi terör örgütü üyeliğinden yargılanmaya başladılar. Tutuklama istisna olmasına karşın Türkiye'de genel geçer kural olarak uygulanmaya başladı. Bununla da yetinilmedi, ceza infazına dönüşen bir uygulama hali aldı. Meslektaşlarımız, genelde mesleklerini yapmaktan doğan ilişkileri, arşivleri nedeniyle ‘terörist’ statüsüne sokularak suçlanmaya başlandı. Özellikle gözaltına alınmalardaki uygulamalar, insanlık onuruyla bağdaşmaz bir tutum aldı” diye konuştu

Çok sayıda gazetecinin tutuklu olarak yargılandığını hatırlatan Erinç, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'ndaki ifade özgürlüğünü sınırlayan maddeler nedeniyle gazeteciler hakkında açılmış yaklaşık 10 bin dolayında soruşturma olduğunu söyledi. Erinç, “İfade özgürlüğünde gelişmiş veya demokratik olduğunu bildiğimiz ülkeler arasında son sıralarda yer alıyor olmamız da bu konuda zaten fazla bir şey söylemeye gerek bırakmıyor” dedi.

Fransa'daki son gelişmelere de işaret eden Erinç, siyasi çıkarların ifade özgürlüğünün önüne geçtiğini söyledi. Erinç, “Yasaklamak ya da serbest bırakmak siyasal tercihe bağlı olduğu sürece demokrasinin sadece adının var olduğu bir rejimden söz edilebilir” diye konuştu. Erinç, sözlerini “Önümüzdeki yılki ödül töreninde Türkiye'nin gerçekten demokratik bir ülke olduğunu, gazetecilerin terörist ilan edilmediğini, gazeteciliğin en önemli kriterlerinden biri olan arşiv zenginliği ve rehberdeki haber kaynağı fazlalığının suç delili olarak ortaya atılmadığı bir Türkiye'de yaşamakta olduğumuzu anlatmayı umut ediyorum” diyerek tamamladı. TGC Başkanı Orhan Erinç’in konuşmasının ardından, ödüller sahiplerine verildi. (23 Aralık 2011)

***

Yerel medya İstanbul’da buluştu

TGC, KAS’ya birlikte düzenlediği yerel basın seminerlerinin 61’incisi dün İstanbul Nippon Otel’de başladı. Oturumlarda yerelde görev yapan gazetecilerin karşılaştıkları zorluklara dikkat çekildi.

Yerel Medya Seminerleri’nde açış konuşması yapan TGC Başkanı Orhan Erinç yerelde görev yapan gazetecilerin karşılaştıkları zorluklara dikkat çekti.

Erinç, TGC adına Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na katıldıklarını, orada ifade özgürlüğü ve gazetecilikle ilgili yerel medya için de ayrıca bir vurgu yapılmasını önerdiklerini söyledi.

Erinç, “Türkiye’de hem yerleşme düzeni hem ekonomik farklılıklar nedeniyle yerel medyanın büyük ölçüde özveriyle yayınlanmasına karşı devletin de bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğini orada bir kez daha dile getirmiş olduk” dedi.

Mesleki kıdemi boyunca Türkiye’de 2,5 askeri müdahale yaşadığını, bugün gazetecilik mesleği açısından geriye dönüş yaşandığını belirten Erinç şöyle konuştu: “Ben mesleki kıdemim boyunca 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül müdahalelerini yaşadım. 12 Mart gizli bir askeri yönetimdi, çünkü sıkıyönetim vardı. 12 Eylül tam bir askeri yönetimdi. Sıkıyönetimin kaldırılmasından sonra uzunca bir süre sivil sıkıyönetim olan olağanüstü hal dönemi yaşandı. Her ne kadar doğuda, güneydoğuda geçerli ise de olağanüstü hal valileri diğer illerde de yetkiliydiler. En azından başka bir ilde yayınlanan gazetenin o bölgeye sokulmasını ya da gazetecilerin gelip gitmesini önleme yetkileri vardı. O dönemde aklımızda kalan en önemli olaylardan biri gazete, dergi ve kitapların suç aleti sayılmasıydı. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımız zaman gazete, dergi, kitap konusunda o dönemdeki yaklaşımın değişmediğini, yeniden geriye döndüğünü görmek gibi bir durumla karşı karşıyayız. Şu anda en önemli sorunumuz ifade özgürlüğünden kaynaklanan ve sonuçta meslektaşlarımızın terörist statüsünde ve bir bölümünün de tutuklu olarak yargılanmalarına yol açan Türk Ceza Yasası’nın kimi maddelerinin yoruma açık içeriklerinden kaynaklanan uygulamalar. Tutuklu meslektaşlarımızın sayısı neredeyse her gün değişiyor ve her gün yeni gözaltı olaylarıyla karşılaşıyoruz. Bu görüntü Türkiye’yi ifade özgürlüğü açısından demokratik ülkeler arasında son sıralarda göstermek gibi bir sonucu da gündeme getiriyor. İfade özgürlüğünün var olmadığı bir ülkede demokrasiden söz etmenin olanaksızlığı da sanıyorum ki hepimizi rahatsız ediyor. Hukukta son dönemde yeni anlayışlarla, yeni uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz. Örneğin Adalet Bakanlığı’nda ceza ve tevkif evleri diye bir müdürlük var. Bu müdürlüğün ambleminde CTE (Cezaevi Tevkif Evleri) yazar. Cezaevi, mahkumlar yani suçlu oldukları kanıtlanmış kişiler içindir. Tutukevi ise duruşmaları tutuklu olarak süren, henüz mahkum olmamış, o nedenle masumiyet karinesine göre suçsuz sayılan kişilerin konulduğu yerdir. Ama Adalet Bakanlığı’nın genel müdürlüğü yaptığı bütün cezaevlerine Ceza İnfaz Kurumu adını veriyor. Yani tutuklu meslektaşlarımızın da arasında bulunduğu çok sayıda sanık sanki mahkum olmuşlar da, cezalarını çekiyorlarmış gibi bir uygulamaya tabi tutuluyorlar. Bildiğiniz gibi disiplin cezaları ya da hücre cezası, mahkum edilen sanıkların, hükümlülerin belirli bir süre kalmaları gereken yerlerdir. Ama o durum henüz mahkum olmamış, sanık olan ve terörle mücadele yasası kapsamında yargılanan sanıklar için de uygulanır hale dönüştürüldü. Silivri’de yargılanan meslektaşlarımızın kimileri hücrede kalmak gibi yasaya uygun, ama hukuka aykırı yöntemle de karşı karşıya kalıyorlar” diye konuştu.

Erinç, sözlerini şöyle tamamladı: “Diliyoruz ki Türkiye’de ifade özgürlüğü girmeye çalıştığımız AB standartlarına yükselsin. Ama nedense siyaset mensupları hukuku kendi istedikleri yönde uygulattırma konusundaki geleneksel anlayışlarından vazgeçmiyorlar. Bu bakımdan Türkiye’nin ve Türk gazeteciliğinin önümüzdeki dönemde de profesyonel sanık olma durumundan kurtulması biraz zor görünüyor. Ama biz, siz değerli meslektaşlarımızın katkılarıyla da Türkiye’de gerçek bir demokrasinin ve ifade özgürlüğünü kullanabilen gazetecilerin olduğu bir ülke çabalarımıza devam ediyoruz. Katkılarınızla bu konuda sonuç alacağımıza da inanıyoruz.” (23 Aralık 2011)

***

Güver: Gazetecilik mücadele mesleği

TGC Genel Saymanı Gülseren Ergezer Güver, “Sendikalı olmak büyük risk. Gazetecilik bir mücadele mesleğidir. Mücadele etmeyeceksek, riskleri göze almayacaksak, bu mesleği yapmayalım” dedi.

Başkanlığını TGC Genel Saymanı Gülseren Ergezer Güver’in yaptığı oturumda TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar “Ekonomi Dünyasındaki Gelişmeler”, TGC Sekreter Yardımcısı Zafer Atay da “Gazeteciliğin Örgütlenmesi” konularında bilgilerini aktardılar.

Oturumun açılışından önce katılımcılara TGC hakkında kısa bir bilgi veren TGC Genel Saymanı Gülseren Ergezer Güver, TGC’nin en büyük mesleki çatı örgütü olduğunu söyledi. Ergezer, “TGC Başkanı Orhan Erinç genel olarak medyadaki tabloyu, içinde bulunduğumuz hatları anlattı. Umudumuz yeni yılda bu sorunları çözmek. Sorunların çözülmesinde yerel medyaya da büyük görev düşüyor. Yerel medyanın ayakta kalması, baskılara direnebilmesi için yapması gereken şeyler var. Bu anlamda yerel medya seminerlerinin büyük katkılar sağladığını düşünüyorum” diye konuştu.

Gazetecilikteki zaafların sendikasızlaştırma ile 90’lı yıllarda başladığını hatırlatan Güver, örgütlülüğün önemine vurgu yaptı. Yeniden güçlü bir şekilde örgütlenmek ve onurlu bir şekilde gazetecilik yapmak için işe özeleştiriyle başlamak gerektiğini dile getiren Güver, “Her türlü mücadeleyi bireysel olarak vermeliyiz. Sendikalı olmak büyük risk. Gazetecilik bir mücadele mesleği. Mücadele etmeyeceksek, riskleri göze almayacaksak, bu mesleği yapmayalım” dedi.

Güver, “Sendikalı dönemi yaşamış biri olarak, 90’lı yıllarda kırılma yıllarında yoğun baskıya maruz kalarak sendikadan istifa ettirildik. Elbette direndik ama sonuçta patronların dediği oldu. O günden sonra iş güvencesi ortadan kalktı. Patronlar çalışanların örgütlenmesinden o kadar rahatsız oldular ki, sendikalı çalışma düzenini yok etmelerine rağmen önlem almaktan geri durmadılar. Örneğin büyük medya grupları küçük şirketler kurup sendika kuramasınlar, sendikaya üye olamasınlar diye çalışanları o şirketlere dağıttılar. Türkiye tarihinde ilk defa görüşü, duruşu farklı meslektaşlarımız bir araya gelerek GÖP’ü oluşturdular. GÖP örgütlülüğün ne kadar büyük bir güç olduğunu tüm kamuoyuna gösterdi” diye konuştu.

TGC Başkan Yardımcısı Vahap Munyar “Ekonomi Dünyasındaki Gelişmeler” başlığı altında yaptığı konuşmada, öncelikle Türkiye’deki ekonominin rakamlara ve dünyaya bakıldığında iyi yönetildiğini ifade etti.

Munyar şunları söyledi: “Sokaktaki dar gelirli vatandaş açısından bakarsanız ekonomi iyi değildir, ama rakamlara bakarsak Türkiye ekonomisi iyi yönetiliyor. 2011’in ilk dokuz ayında ortaya çıkan büyüme rakamı, dünya rekoru olarak görünüyor. Bu büyüme öncelikle işsizlerimize iş alanlarının açılmasına yarıyor. TÜİK’in son verilerine göre işsizlik yüzde 9’un altına indi. Bu rakam son 10 yılın en düşük düzeyidir ve bu, Türkiye’de en azından global kriz sırasında artan işsizlik ortamının biraz olsun iyileşmeye başladığını gösteriyor. Bunun dışında bu büyüme kişi başına düşen gelirimizin yeniden 10 bin doların üzerine oturmaya başladığını gösteriyor. Şu an kimsenin cebinde bu kadar para yok ama olaya makro verilerle bakmak zorundayız. En azından tarafsız gözle bakarsak Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri görmemiz gerekiyor.”

Açıklanan bütçe verilerinin 28 yılın en verimli bütçesi olduğunu belirten Munyar, “Bu demek ki hükümet çok disiplinli harcamalar yapıyor, gelirine göre hareket ediyor ve Türkiye’nin geleceğini boşa harcamadığı görülüyor. Olumsuz yanları tabii ki var. Bunlardan biri enflasyon. Kontrol dışı hızlı büyüme beraberinde enflasyonu da getirdi. Bir başka olumsuzluk cari açık. Cari açık şu anda 65 milyarı bulmuş durumda. Ama Türkiye cari açıkla yola devam etmek zorunda. Çünkü içerideki kaynaklarımız kısıtlı. Hükümet bu konuda çok temkinli ve dikkatli. Türkiye 2011’i rekor büyümeyle ve iyi bir şekilde bitiriyor. 2012 aynı şekilde geçer mi diye bakarsak, iyi görünmediğini söyleyebiliriz. Başta Yunanistan, İtalya, ispanya, Portekiz ve İrlanda’ya baktığımızda hepsinin sıkıntıda olduğunu görüyoruz. Dışarıdaki hava iyi olmayınca, Türkiye 2012’de iyi olmayacak gibi görünüyor” diye konuştu.

TGC Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, “Gazeteciliğin Örgütlenmesi” başlıklı sunumunda medyadaki örgütlenme konusunda görüşlerini paylaştı.

Atay şöyle konuştu: “Türk basını, basında çalışanlar geçmişte örgütsüzdü, şimdi de örgütsüz. Gönül ister ki, bütün meslektaşlarımız sendikalı olsun. Ama yaygın basında sendikalı üye sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Toplu sözleşme yok. Bugün TGS toplu sözleşmeyi sadece AA’yla imzalıyor. Bir yasanın sadece bir kuruluş tarafından uygulanıyor olması çok acı bir şey. Eğer işveren 212’li yasayı imzalamışsa haklarınız biraz korunuyor demektir. Ama hâlâ fişle maaşını alan, sigortası olmayan, sendikasız olarak çalışan meslektaşlarımız var. Yasaya uygun çalışan gazeteci sayısı sanıyorum 4 bin kadar. Hayatını gazetecilikle sağlayanların sayısının çok daha fazla olduğunu düşünüyorum. Ama sözleşmeleri yok, işçi kadrosunda gösterilmiyorlar. Muhasebe kadrosunda gösterilen haberciler var. Örgütsüzlüğün en kötü tablosu işte budur. Benim gönlüm hepinizin sigortalı olmasında, hepinizin 212’ye göre çalışmasında ve hepinizin sarı basın kartına hak kazanmasındadır. Ama bırakın küçük yerlerde yaşama mücadelesi veren mahalli gazeteleri, milyarlar kazandığı söylenen birçok gazetemizde sendika, toplu sözleşme yok. Büyük gazetelerimiz biraz utançtan 212’ye devam etme havasındalar, ama hâlâ meslektaşlarımızı kadrosuz olarak çalıştırıyorlar”

Öncelikle bir araya gelmeyi öğrenmemiz gerekiyor diyen Atay, sözlerini şöyle tamamladı: “TGC 1946’da devrimci bir cemiyet olarak kuruldu. Sendikanın ortadan kaybolmasından sonra bugün TGC sendika rolü oynamaya başladı. Büyük illerdeki cemiyetler de aynı durumdalar. Biz bir çatı kuruluşuyuz. Birçok arkadaşımızı içimize aldık, elimizden geldiğince, imkanlarımız ölçüsünde yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu örgütsüzlük ortamında TGC’nin varlığı herkes için bir destektir. Örgütlü olmanın bir diğer gerekliliğini GÖP’te gördük. 90’dan fazla sivil toplum ve meslek örgütü bir araya gelerek Gazetecileri Özgürlük Platformu’nu oluşturdu. Platform, tutuklu, gözaltında ve hapisteki gazetecilerin haklarını savunmaya başladı. Bir bildiri yayınladığımızda 94 imzayla yayınlanıyor. Bu platform örgütlü olmanın en güzel örneklerinden biridir. GÖP olmasaydı hapisteki arkadaşlarımızın durumu çok daha kötü olabilirdi.” (23 Aralık 2011)

***

Medyada nitelikli insan istenmiyor

TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Gazeteci basın özgürlüğü dediğimiz halkın bilgilenme hakkını savunur. Bunu savunurken de muhalefet eder. Eğer bunu yapamıyorsa yaptığı maskaralıktır” dedi.

61. Yerel Basın Semineri’nin ikinci oturumu TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto’nun “Gazetecilik Nereye” başlığı altında yaptığı konuşmayla devam etti. Oturumu Cumhuriyet gazetesi yazarı Leyla Tavşanoğlu yönetti.

Günümüz Türkiye’sinde gazetelerin üzerinde büyük bir baskı yaşandığını ifade eden Olcayto, “Gazetelerin üzerindeki baskı, resmen iktidar baskısıdır” dedi.

Olcayto konuşmasına şöyle devam etti: “Gazetecilerin neden bu kadar kolay teslim olduğunu anlayabilmek için gazetelerin yapısına bakmak lazım. Gazeteler bugün holdingler gibi çalışıyor. Holdingler, santrallerden tutun havaalanına kadar birçok işte pay sahibi durumundalar. Dolayısıyla hükümetle işleri var. İş o hale geliyor ki, hükümeti en ufak şekilde kuşkuya düşürecek haberlerden kaçınalım diyorlar. Burada bir de iktidarın kendi baskısı devreye giriyor. Gazete çalışanları patron aracılığıyla ikaz ediliyor. Gazetelerdeki köşe yazılarında bunu resmen açıklayan ve işi bırakan meslektaşlarımız var. Demek ki medyada nitelikli insan istenmiyor, muhalif istenmiyor. Gazeteci muhaliftir, gazeteci basın özgürlüğü dediğimiz halkın bilgilenme hakkını savunur. Bunu savunurken de muhalefet eder. Yanlış olanı ortaya çıkarmaya çalışır. Eğer bunu yapamıyorsa yaptığı maskaralıktır.”

Gazeteciliğin eskiye bakıldığında pek de değişmediğini söyleyen Olcayto, “Gazetecilik eskidendi deniliyor. Hayır, eskiden de patronlar siyasetin yakınındaydı, bugün de böyle. Eski gazetelere ve arşivlere bakarsanız basının seyrinin değişmediğini görürsünüz. Ama gazetecilik değişti. Gazeteciliğin en önemli unsuru olan muhabirler ortadan kalktı. Onların yerini köşe yazarları ve televizyon yorumcuları aldı. Muhabirin getirdiği haber yazı işlerinde çeşitli kılıklara giriyor. Muhabirin buna itirazı ne derece olabilir onu siz varın düşünün. İtiraz edenlerin de zaten birer birer gazeteyle ilişkisi kesiliyor” diye konuştu.

Gazetecinin öncelikle örgütüne ve sendikasına sahip çıkması gerektiğini ifade eden Olcayto, “Gazetecilik zor bir meslektir. Gazeteci her şeyden önce dik duracak, örgütüne, sendikasına sahip çıkacak, kendi donanımını iyi hazırlayacak, gerekirse işi bırakacaktır. Herkesin eşit pay alabileceği sağlıklı bir toplum için mücadeleye hazır olacaktır. Gazetecilik para kazanılacak bir meslek değildir. Türkiye’de 40’ı aşkın iletişim fakültesi var. Bu kadar fakülte açmak neye yarıyor? Bugüne kadar pek bir şeye yaradığı görülmedi. Tam tersine diplomalı işsiz yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Gazetecilik, içinde heyecan duyan, gazetecilikle yatıp kalkan insanların yapacağı bir iştir” diyerek konuşmasını bitirdi. (23 Aralık 2011)

***

Güreli: Örgütlü ve dirençli olmalıyız

Türkiye’de özgür gazetecilik yapılmasına izin vermeyen bir mevzuat olduğunu söyleyen Güreli, “Mücadeleyi sürdürmeli ve örgüt dayanışması içinde olmalıyız” diye konuştu.

Milliyet gazetesi yazarı Nail Güreli, “Medya-Siyaset-Ticaret İlişkisinin Yansımaları” başlığının bugünün Türkiye’sine tam tamına uyduğunu söyledi.

Güreli, “Tutuklu gazetecilerin sayısıyla ilgili bir tartışma gidiyordu. Son günlerdeki operasyonla tutuklu gazeteci sayısı 90’ı geçti. Bugün geldiğimiz nokta sorunlarımızın medya, siyaset, ticaret ilişkisinde düğümlendiğini gösteriyor. Bu sadece basının değil, demokrasinin sorunudur” dedi.

“Terör gerekçesiyle gazetecilerin tutuklanmaları, yargılanmaları, gazetecilik kavramıyla terör kavramının ayrımını da gündeme getiriyor” diyen Güreli, “Şiddete yönelmedikçe, eyleme dönüşmedikçe haber niteliği taşıyan şeylere terör yaftası yapıştırılması doğru değil. Tutuklamaların çoğunluğu polis tarafından terör örgütü yaftasıyla yargıya sevk ediliyor. Gazetecilere gizli terör örgütü üyeliği yakıştırması yapılıyor. Buna gerekçe olarak da gizli tanık ya da ihbar mektupları gösterilebiliyor. Gazeteci arkadaşlarımız bir an önce yargılanmalı ve suçları kamuoyuna açıklanmalı” diye konuştu.

Medya, siyaset, ticaret ilişkisinin basına en ağır yansımasının otosansür olduğunu belirten Güreli, konuşmasına şöyle devam etti: “Gazeteyi, yayın organını elbet sermaye çıkarır. Ama onu yayınlayan gazetecilerdir. Yayınlama işiyle gazete çıkarma işini ayırmak gerekir. Editoryal bağımsızlığın hayata geçirilmesi için gazetecilere büyük görev düşüyor. Gazete manşetleri, dolayısıyla bazı köşe yazarlarının niteliği değişti. Kimi köşe yazarlarının iktidar odağının lehindeki görüşleri manşetten gazetede yayınlanabiliyor. Böylelikle muhabir de tırpanlanmış oluyor. Köşe yazılarındaki özgürlük kavramı evrim geçiriyor. Eskiden de köşe yazarları serbestti, kendi bildiğini istediği gibi yazabilirdi. Şimdi yazıyorlar ama bunun bir sınırının olduğunu da idrak edebiliyorlar. Çünkü örnekleri var. Arkadaşlarının nasıl işsiz kaldıklarını çok iyi biliyorlar.”

Mesleğimizin geldiği nokta açısından yılgınlığa düşmemiz gerektiğini söyleyen Güreli, “Mesleğimizde bir umutsuzluk, çaresizlik havası hakim. Objektif olarak baktığımızda bu ortamda umudu sıkı tutmak, umudu geliştirmek zor. Bireysel kahramanlık beklemek de gerçekçi değil, ama yılgınlığa da düşmemek gerekir. Türkiye’de özgür gazetecilik yapılmasına izin vermeyen bir mevzuat var. Mevzuatı zorlayarak ve işin cinliğine kaçarak, yasanın öngördüğü hakaret sayılacak sözcüklerden kaçınarak mücadeleyi yürütmek gerekir. Mücadeleyi sürdürmeli ve örgüt dayanışması içinde olmalıyız. GÖP bunun güzel bir örneği. Tek çıkar yolumuz örgütlü ve dirençli olmaktan geçiyor” diye konuştu. (23 Aralık 2011)

***

Yaşar: Gazeteciler, meslek faaliyetleri uğruna ölüyor

Gazetecilerin her zaman her yerde olmak gibi bir zorunlulukları bulunduğunu söyleyen TGC Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar, “Gazeteciler gazetecilik faaliyetleri uğruna ölüyor, öldürülüyor daha da ötesi tutuklanıyorlar” dedi.

61. Yerel Basın Semineri’nde son oturum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar tarafından yönetildi. Oturumda, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Van Temsilcisi M. Emin Toker “Deprem ve Medya” ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir “Medya Etiği” başlıkları altında konuştular.

Gazetecilerin her zaman her yerde olmak gibi bir zorunlulukları bulunduğunu söyleyen TGC Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar, “Gazeteciler gazetecilik faaliyetleri uğruna ölüyor, öldürülüyor daha da ötesi tutuklanıyorlar. Yeni tutuklamalarla birlikte bugün cezaevinde bulunan gazeteci sayısı 100’ü aşmış durumda. Bu bir dünya rekoru olsa gerek. Gazetecileri ölüme terk eden ve halkın haber alma hakkını yerine getirin meslektaşlarımızı tutuklayan bu zihniyeti bir kez daha kınıyoruz” dedi.

Van’da deprem nedeniyle yaşanan sıkıntılara da değinen Yaşar, “Bölgede görev yapan meslektaşlarımızın durumu giderek kötüleşiyor. Van depremine ilk zamanlarda gösterilen ilginin giderek azaldı. Gazetelerde yer alan depremle ilgili haberler bugün sadece yanan çadırlar düzeyine indi. Oysa Van hâlâ yıkık durumda. Acılar devam ediyor” diye konuştu.  Van’daki depremi bizzat yaşadığını, depremden hemen sonra gazetecilik refleksi gereği haber peşinde koşturduklarını ifade eden TGC Van Temsilcisi M. Emin Toker, “Depremin ilk şokunu atlattıktan, ailelerimizi güvenli yerlere teslim ettikten sonra haber yapma telaşına düştük. Bilgisayarlarımızı jeneratörler yardımıyla çalıştırdık. Çektiğimiz görüntüleri bilgisayara aktardık. Bir okulun bahçesinde arkadaşlarımızla birlikte yazlık çadırlarda çalıştık. Depremde mesai yok. Elinizde sınırlı sayıda imkan ve ekip var, olayları takip etmek çok zor. Bir yanda insanlar ölürken, diğer yanda haber yapmaya çalışmak insan psikolojisini bozan unsurlardı. Bölgeden çıkıp gidenler oldu ama biz herkesin kaçtığı yerde olmak zorundaydık ve orada olmayı halen sürdürüyoruz. Bugün Van’ın yaklaşık 5’te üçü yok oldu. Haber takibi yaptığımızda caddelerin ve sokakların bomboş olduğunu görüyoruz. Bir taraftan soğuk, diğer taraftan da ısınma ve barınma sorunuyla karşı karşıyayız” diye konuştu.

“Herkes can derdinde, biz haber derdindeyiz” diyen Toker, konuşmasına şöyle devam etti: “Van’da çalışan bütün gazeteci arkadaşlarımız sorun ve sıkıntılarını ikinci plana atarak oradaki mesleki görevlerini yerine getirmek için çaba sarf ediyorlar. Onlarca arkadaşımız işsiz. Burada mesleki dayanışma refleksi göstermeliyiz. Yer sıkıntısı yüzünden kötü binalarda kalıyoruz. Bütün ajansların binaları yıkık durumda. Mesleki duyarlılığı artırmamız gerekiyor. Bölgemize karşı çok büyük önyargılar var. Türkiye’nin her bölgesinden insanlar bölgeye büyük destek verdi, bu önemli bir gelişmeydi. Ama ne yazık ki devlet geç kaldı. Bu depremle birlikte biz, kamu ve yerel yönetimlerin, ilgili sivil toplum örgütlerin çöktüğünü gördük.”

Bölgedeki gazetecilerin çalışmaları hakkında bilgi veren Toker, “BYEGM tarafından bir basın odası oluşturuldu, bir iki gazete ve ajans orada çalışıyor. Yerel basın, gazeteler ve dışarıdan gelen gazeteci arkadaşlar da Basın İlan Kurumu’nun oluşturduğu çadırda çalışıyor. Basın İlan Kurumu gazetecilere büyük destek sağlayarak bize çalışabileceğimiz ve barınabileceğimiz bir barınak oluşturdu. Van’daki yerel gazeteler dayanışma örneği göstererek tek bir gazete çatısı altında çıkmaya başladılar. Çok çeşitli ve güzel bir gazete çıktı ortaya. Bu gerekliydi, çünkü gelirler düştü, matbaalar zarar gördü. Bu davranış Türkiye’de bir ilktir ve yerel gazetecilerin birlikte hareket edebileceğinin göstergesidir. Ama yalnız bırakılan meslektaşlarımız da oldu. Bu tip afet durumlarında dayanışması içinde olmalı ve mesleğimiz açısından güç birliği yapmalıyız” diye konuştu. (26 Aralık 2011)

“Medya Etiği” başlıklı konuşmasına etik ve meslek kavramlarının tanımını yaparak başlayan TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, “Halkın kendi kendine oluşturduğu hiçbir yazılı metine dayanmayan kanunlara etik kanunları deniliyor. Öte yandan bilgi, özen, güvenirlilik olguları ile bütünleşmiş, iş disiplininin bütün özelliklerini içeren uğraş alanına ise meslek diyoruz” dedi.

Özdemir, “Fikir ve ifade özgürlüğü olmadığı için içerde olan, sayısı şu an için 100’ü bulan meslektaşlarımız var. Görülmekte olan 10 dava var. Davaların tamamı ifade ve düşünce özgürlüğünü engelleyen kanunlardan dolayı değil, bir bölümü mesleki etiklere yeterince dikkat etmemekten geliyor. Bunu özellikle belirtmek istiyorum” diye konuştu.

Her kuruluşun kendine özgü yayın ve etik kuralları olduğunu söyleyen Özdemir, etiğin ahlak kavramıyla ilgili olduğunu belirterek tarihi süreç içinde “Medya Etiği” konusundaki çalışmalar hakkında bilgiler verdi.

Etik kuralların neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda bize yol gösterdiğini belirten Özdemir, “Hangi meslekten olursa olsun, etik değerlere saygılı olan toplumlar, yasalara karşı da duyarlı olurlar. Konulan etik kurallar, neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda yol göstericidir. Bir başka yol gösterici de Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin giriş bölümünün son cümlesinde yer alan ‘vicdanın sesi’dir. Etiğin manevi gücünü, insanın vicdanı sağlıyor. İnsan ‘vicdanının sesine’ kulak vererek, duygusunu, düşüncesini, davranışını, doğru-yanlış, iyi-kötü olarak değerlendirilebilir. Bu şekilde kendisi ve başkaları arasındaki ilişkilerde denge, düzen, denetim ve uyum sağlar” diyerek konuşmasını bitirdi. (26 Aralık 2011)

***

Erinç: Sorunları mesleki dayanışmayla çözebiliriz

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’yle (TGC), Konrad Adenauer Stiftung’la (KAS) birlikte 23-24 Aralık’ta İstanbul’da düzenlediği 61’inci Yerel Basın Semineri Adapazarı, Bursa, İzmit, Yalova, İstanbul ve ilçelerinden çok sayıda gazetecinin katılımıyla yapıldı. Seminer, TGC Başkanı Orhan Erinç’in değerlendirme konuşmasıyla sona erdi. Erinç, “Gözaltına alınan meslektaşlarımızdan önceki gün 35’u için tutuklama kararı verildi, 6’sının da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı söylendi” dedi.

Erinç sözlerini şöyle sürdürdü: “Meslektaşlarımızın serbest bırakılmalarından mutlu olabiliriz ama arkadaşlarımızın niye serbest kaldıklarını ötekilerin niye tutuklu olduklarını ne yazık ki kendimize anlatmakta zorlanmaya devam ediyoruz” dedi. Erinç, “Uzun tutukluluk süresinin çözümünde herhangi bir girişim ne yazık ki yapılamıyor. Devlet yetkilileri, en tepeden daha aşağıya doğru bu tutukluluk sürelerinden rahatsızlık duyduklarını söylüyorlar. Bu bir günah çıkarma mı, niyet açıklama mı bilmiyoruz” diye konuştu.

Yöneticilerinde açıklamalarında şikayetçi olduklarını ifade ettiklerini söyleyen Erinç konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bizim yöneticilerimiz de bundan şikayet ediyorlarsa iki taraflı bir düşünme gerektiği kanısındayım. Bunlardan birincisi 5 yıllık ve 10 yıllık tutukluluk süreleri kendi yaptıkları yasalardan kaynaklanmaktadır. O takdirde bu süreleri kısaltmak doğrudan kendilerine düşen bir görevdir. İkincisi, yargı, çıkarılan yasayı yanlış yorumlayarak süreleri 5 yıl ve 10 yıl olarak belirlemiştir. Yani milli iradeye uygun olmayan bir durum ortadadır. O zaman her konuşmalarına milli irade diye başlayan politikacılar, bunun gerçek anlamını yaşama geçirmek üzere yasayı değiştirme yoluna gitmelidirler. Siyaset, hukuku yönetmek gibi bir görevi de üstlendiği için bu tartışma kısa sürede bitmeyecek ve Türkiye’nin AİHM yönünden pek çok kez tazminata mahkum edileceği gibi bir sonucu da getirecek gibi görünmektedir.”

Başkan Erinç, Türkiye’de ‘ben gazeteciyim’ demenin çok kolay olduğunu söyleyerek, bunun nedeninin yasalardaki boşluklardan kaynaklanıyor olmasına dikkat çekti.

Erinç, konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde “Gazeteci olmayanlar; bir yayın organında sürekli veya zaman zaman gazetecilik kapsamına giren alanlarda faaliyet gösterenlerin asıl sıfatları, asli işleri uygun şekilde belirtilmeli; kamuoyu onların temel konumları hakkında bilgilendirilmelidir” diye bir kural var. Ama yayın sahipleri ya da yayıncılar bu konuda gereken özeni göstermiyorlar. İsteyen ben gazeteciyim deme hakkına sahiptir. Ama bunun nedeni gerek 5953 sayılı yasada, gerekse dernekler yasasında gerekli düzenlemelerin yapılmamış olmasıdır. Biz dernekler yasasıyla ilgili olarak meslek adı taşıyan örgütlerde yalnızca meslek mensuplarının üye olmasını zorunlu hale getiren değişiklik yapılmasını önermiştik, ne yazık ki olmadı. Gazeteci olmayanlar da gazeteci ya da basın adını kullanarak örgüt kurma konusunda canlarının istediği gibi davranma hakkına sahipler. Bu sorunu yasal önlem alınmadığı sürece yaşamak gibi bir durumlayız. Ancak mesleki dayanışmayla, meslek örgütlerinin dirsek temasıyla bu sorunu çözüme kavuşturabiliriz.”

İnternet gazeteciliğinin ve internet gazetecisinin tanımının olmadığını belirten Erinç, “Özellikle internette çalışan meslektaşlarımız gazetecilikle ilgili hiçbir kolaylıktan ya da kimlikten yararlanamaz durumdalar. Biz TGC olarak bundan rahatsızlık duyuyoruz. Çünkü meslektaşlarımızın bir bölümü işsiz kaldıkları için internet gazeteciliğine geçtiler. Onlar gazete ya da televizyonda çalışırken TGC’ye üyelerdi, bu nedenle üyeliklerini sürdürüyoruz. Ama tüzüğümüz yasalara dayandığı için gazeteciliğe internetten başlayan yeni meslektaşlarımızı üye alma olanağınız ne yazık ki yok. O açıdan internet gazeteciliğinin ve gazetecisinin tanımının belirlenmesini bir meslek örgütü olarak biz daha çok istiyoruz. Fakat görünen o ki, siyasal iktidar bu konuda yaptığı çalışmaları meclise gönderme konusunda ağırdan alıyor” dedi.

Medya etiği konusunda yapılan yanlışlara da değinen Erinç, “Bana göre en önemli yanlış medya ya da basın diye bir kavramı tartışıyor olmak. Çünkü eğer bir yayın organı, bir siyasi partiyi, bir birlikteliği ve bir örgütü temsil etmek için kurulmuşsa, ondan etik konusuna uymasını beklemek dünyanın en yanlış işlerinden biridir. Çünkü o yayın organının kurulma nedeni zaten o görüşü yaygınlaştırmaktır. Bu nedenle etiğe uymalarını beklememek gerekir. Fakat etiğe uygun olmadan yapılan yayınları da yayın organının niteliğine göre değerlendirmek gerekiyor. Şu da bir gerçek ki, TGC’yi ziyaret eden konsolosları da dinliyoruz, onların merkezlerine rapor geçmeleri gerekiyor. Konsoloslar gazetelere baktıklarında bir olayın ne olduğu konusunda bilgi edinememekten ya da çelişkili bilgi edinmekten yakınıyorlar. Bu da bizim yanlış kullandığımız bir çokseslilik oluyor ama herhalde her ülke bugün bizim geçmekte olduğumuz süreçten geçmiş. Biz bu konuda da geç kalmışız. Gazeteci olarak umutsuz olma, kararsız olma gibi bir lüksümüz yok. Bu açıdan yanlışları gördükçe söylemek, üzerine gitmek gibi bir görevimiz söz konusu” diye konuştu. (26 Aralık 2011)

***

“Türkiye’de basın üzerinde korku iklimi yaratılıyor”

Odatv davasının 2’nci duruşması yapıldı. Dönem Başkanlığını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yürüttüğü GÖP adına açıklama yapan TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Türkiye'nin kocaman bir cezaevine dönüştürülmeye çalışıldığını” söyledi.

Duruşması öncesi Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) adına konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, “Türkiye'nin kocaman bir cezaevine dönüştürülmeye çalışıldığını söyledi. “Bir korku imparatorluğu yaratılıyor” diyen Olcayto sözlerini şöyle sürdürdü: “TCK ve Terörle Mücadele Kanunu’nda bulunan gazetecilik mesleğini engelleyen maddelerin kaldırılmasını talep etmiştik. Demokrasimizin bu utancının bir an önce silinmesi gerekiyor. Sosyalist ve Kürt basın üzerine baskılar bir an önce durdurulmalı.”

Odatv duruşmasını, TGC Genel Sayman’ı Gülseren Ergezer Güver, Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık ve Nedim Şener’in eşi Vecide Şener ile basın meslek örgütleri temsilcileri, milletvekilleri, sendika temsilcileri, partiler, sivil toplum kuruluşu üyeleri de izledi. (26 Aralık 2011)

***

TGC muhabire saldırıyı kınadı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu bir boşanma davasını izleyen Habertürk muhabiri Sedef Şenkal Demir’e yönelik saldırıyı kınadı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin açıklamasında şu noktalara dikkat çekildi: “Boşanma davasını izleyen gazeteci Sedef Şenkal Demir’e Uğur Pektaş’ın saldırması, fotoğraf makinesini kırması kabul edilemez. Gazetecinin görevi halkın haber alma hakkına hizmet etmektir. Kamuoyunu bilgilendirmek, kamuoyu aleyhine olan haksızlıkları, yolsuzlukları haber yapmak gazetecilerin en önemli işlevidir. Bu saldırıyı halkın bilgi edinme hakkına yapılmış çirkin bir saldırı olarak niteliyor, saldırganın cezalandırılmasını istiyor Meslektaşımız Sedef Şenkal Demir’e geçmiş olsun diyoruz." (28 Aralık 2011)

***

GÖP üyeleri, Odatv duruşmasını izledi

Türkiye'deki 94 basın meslek örgütünden oluşan Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) temsilcileri Oda TV duruşmasını izledi. GÖP Dönem Başkanlığını yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Vekili Turgay Olcayto, “Türkiye kocaman bir cezaevine dönüştürülmeye çalışılıyor” dedi.

Duruşmayı, GÖP Dönem Başkanlığını yürüten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adına TGC Başkan Vekili Turgay Olcayto, TGC Genel Saymanı Gülseren Ergezer Güver, TGC Yönetim Kurulu Üyesi Recep Yaşar, Basın Enstitüsü Derneği – IPI Ulusal Komite (BED-IPI) Başkanı Ferai Tınç’ın aralarında olduğu çok sayıda gazeteci izledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Vekili Turgay Olcayto, Türkiye'nin basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından çağdaş demokrasilerde rastlanmayan bir korkutma, sindirme dönemine girdiğine dikkat çekti. Olcayto, “Türkiye kocaman bir cezaevine dönüştürülmeye çalışılıyor. Gazetecilere bir korku imparatorluğu yaratılıyor. Demokrasinin bu utancının bir an önce silinmesi gerekiyor” dedi.

Olcayto, tutuklu gazetecilerin duruşmalarını izlemeyi sürdüreceklerini söyleyerek, “Bu utancı gözler önüne sermek için duruşmaları izlemeye ve gerçekleri kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz" dedi.

Olcayto, “Türkiye kocaman bir cezaevine dönüştürülmeye çalışılıyor. Gazetecilere bir korku imparatorluğu yaratılıyor. Demokrasinin bu utancının bir an önce silinmesi gerekiyor. Bu utancı gözler önüne sermek için duruşmaları izlemeye ve gerçekleri kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz" dedi. (29 Aralık 2011)

Başa Dön