Geri Dön

Temmuz 2014 Raporu

TGC, AKP’nin akreditasyonunu kınadı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığının ilan edildiği toplantıda, basına akreditasyon uygulanmasını kınadı.

ATO Kongre Salonu’na Aydınlık, Birgün, Evrensel, Taraf, Yurt, Sözcü gazeteleriyle Halk TV, Hayat TV ve Ulusal Kanal televizyonların alınmadığını belirten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

“AKP Cumhurbaşkanı adayının Aydınlık, Birgün, Evrensel, Taraf, Yurt, Sözcü gazeteleriyle, Halk TV; Hayat TV ve Ulusal TV’ye akreditasyon ve sansürle açıklanması demokrasi adına büyük bir ayıptır. Halkı kucaklayıcı, siyaset üstü bir makam olması beklenen Cumhurbaşkanlığı adaylığının açıklandığı toplantıda halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkının yok sayılmasını kınıyoruz. İktidarın gazete ve televizyonlar arasında 'benden olanlar' ve 'olmayanlar' gibi bir ayrım yapması kabul edilemez. İktidar, gelenekselleştirdiği akreditasyon uygulaması ile yayın politikasından hoşlanmadığı gazetelerin çalışanlarının mesleklerini yapmalarını engellemektedir. Halkın bilgilenme hakkını da yok saymaktadır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak iktidarı bu yanlıştan vazgeçmeye çağırıyoruz." (2 Temmuz 2014)

***

Ulusal Kanal'a ''kumpas'' cezası

Balyoz davası için "kumpas", Mamak Cezaevi'nde hayatını kaybeden Albay Murat Özenalp için de "kumpas şehidi" ifadeleri ceza nedeni oldu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Özenalp'in hayatını kaybettiğini duyurduğu haberde kullanılan bu ifadeler nedeniyle Ulusal Kanal'a para cezası verdi. RTÜK üyeleri bu ifadeleri AKP Hükümeti'ne hakaret kabul etti ve Ulusal Kanal'a verilen para cezasına dayanak olarak gösterdi. Ceza gerekçesinde Ulusal Kana Ana Haber Sunucusu Ümit Zileli'nin haber sonrası yaptığı yorumlara da yer verildi. (1 Temmuz 2014)

***

Bakanlıktan Taraf’ın manşetine tepki

Maliye'nin 5,5 milyon TL cezaya çarptırdığı Taraf gazetesinde yer alan haberler hakkında açıklama yapıldı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, birkaç gündür Taraf gazetesinde şahsı ve Maliye Bakanlığı'na yönelik, "çamur at izi kalır" şeklinde haberlerin yer aldığını belirterek, "Gazetenin, defalarca açıkladığımız ve tekzip ettiğimiz hususları geçirdikleri vergi incelemeleri nedeniyle tekrar tekrar ön sayfalardan yayımlamasını manidar buluyorum" açıklamasında bulundu.

Bakan Şimşek, "Bu algı operasyonu ve karalama kampanyasına karşı milletimizi dikkatli olmaya davet ediyorum" dedi. (1 Temmuz 2014)

***

Gazeteciler  “Ayın Son Yemeği”nde buluştu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyeleri, “Geleneksel Ayın Son Pazartesi Yemeği”nde buluştu.

TGC’ye yaptığı katkılardan dolayı Gazette 13 İnternational’ın sahibi Güngör Denizaşan’a şükran plaketi verildi. Ayın son yemeğine; TGC Başkanı Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sayman Gülseren Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir, Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci katıldı.

Yemekte, cemiyete yeni üye olan Faruk Eren’e rozetini ise TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş takdim ederken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne katkılardan dolayı Gazette 13 International’ın sahibi Güngör Denizaşan’a teşekkür plaketi verildi.  Güngör Denizaşan plaketini TGC Başkanı Turgay Olcayto’nun elinden aldı.

TGC Başkanı Turgay Olcayto, ödülü Güngör Denizaşan’a takdim ederken şunları söyledi:

“Güngör Denizaşan,  çok değerli bir foto muhabiridir. Onun çıkardığı gazete dergi karışımı yayında gazetecilere verdiği yıldızlar çok önemlidir. O yıldızlarla gazeteciler kendilerine bir sınıflama yaparlar. Güngör, yayın yaptığı dergide cemiyetin haberlerine yer verir, aktivitelerini aktarır. Arşivinden  fotoğrafları bulur, çıkarır ve getirir. Geçenlerde bir tanesini daha getirdi ve cemiyetin duvarına astık. Çok hoş bir nostalji oluyor. Kendisini kutluyoruz ve Cemiyet’e katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz” dedi.

Plaket töreninin ardından TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC’nin etkinlikleri ve Haziran ayı içinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Genel Sekreter Güneş, şunları söyledi:

“Haziran ayında da toplumsal olayları izleyen gazeteciler polisin hedefi oldu. TGC Başkanı Turgay Olcayto,  Gezi olaylarının başladığı 31 Mayıs 2013 tarihinden itibaren Türkiye’nin dört bir yanındaki toplumsal olayları takip eden gazetecilerin kolluk güçlerinin şiddetine maruz kalmasını ve bugüne kadar yapılan bütün şikayetlerin yok sayılmasını kınadı. Elazığ’da Fırat Üniversitesi’nde düzenlenen 2014 Bahar Şenlikleri’ni takip eden gazeteciler özel güvenlikçilerin önce sözlü, sonra da fiziksel saldırısına uğradı. Fotoğraf makineleri ve kameraları kırıldı. TGC Yönetim Kurulu, Fırat Üniversitesi’nde 2014 Bahar Şenlikleri’ni izleyen 10 gazetecinin çalışmasını engellemek isteyen özel güvenlikçilerin saldırısını kınayan bir açıklama yaptı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 68’inci, Cemiyet’in günlük yayın organı olan Bizim Gazete’nin de 20. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende; 1930-1931 doğumlu 29 usta gazeteciye şükran plaketi takdim edildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin katkılarıyla ressam Ebülfez Ferecoğlu; usta gazeteci ve fotoğrafçı Ara Güler’in yağlı boya portresini yaptı. Portre, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Müzesi ve Bizim Gazete’nin kuruluş yıl dönümü olan 10 Haziran’da düzenlenen törenle gazetecilik tarihine emeği geçmiş ve iz bırakan gazetecilerin tablolarından oluşan Basın Müzesi’ndeki Gazeteci Portreleri Galerisi’ne asıldı. TGC’nin Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ile birlikte düzenlediği yerel gazetecilik seminerleri devam ediyor.

71’inci yerel medya semineri Batman’da gerçekleştirildi. Seminere; Mardin, Siirt, Diyarbakır, Batman ile çevre il ve ilçelerden çok sayıda gazeteci katıldı. 150 gazeteciye törenle sertifikaları verildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti günlük gazetesi Bizim Gazete adına IŞİD terör örgütünün baskınlarına getirilen yayın yasağına itiraz etti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16 Haziran tarihli yayın yasağı kararına karşı açılan davanın dilekçesinde kararın bu haliyle basın özgürlüğüne müdahale ve sansür niteliği taşıdığına dikkat çekti.”

Genel Sekreter Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Haziran ayı içinde TGC Üyesi, Basın Şeref Kartı sahibi, Doğan Keçecioğlu, TGC Üyesi, Sürekli Basın Kartı Sahibi Mahir Çerçi’yi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Sürekli Basın Kartı Sahibi gazeteci Erdoğan Alkan’ı kaybettik.  Değerli gazetecileri saygıyla anarken ailesine, yakınlarına ve basın topluluğumuza tekrar başsağlığı diliyoruz.” (2 Temmuz 2014)

***

Oy birliğiyle gazeteciler dışarı çıkarıldı

Düzce İl Genel Meclisi'nin toplantısında gazeteciler dışarı çıkarılınca, diğer oturumda gazeteciler protestoda bulundu.

Gazeteciler alınan kararı kınayarak dışarı çıkarken, İl Genel Meclisi Başkanı Şinasi Akbulut gazetecilerin arkasından, "Teşekkür ederiz arkadaşlar, biz de zaten sizi içeri almayacaktık" dedi.

İl Genel Meclisi'nin toplantısına bir gün sonra katılan gazeteciler, fotoğraf makineleri ve kameralarını başkanlık kürsüsünün önüne koydu. Gazeteciler adına konuşan Tezcan Solmaz, alınan kararı kınayarak, bundan sonra meclis toplantılarını takip etmeyeceklerini söyledi. (3 Temmuz 2014)

***

Yayın yasağı itirazına ret

Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğuna yapılan baskınla ilgili yayın yasağı kararının kaldırılması için yapılan başvuruyu reddetti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun yaptığı başvuruyu değerlendiren Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi, yayın yasağı kararını usul ve yasaya uygun bularak reddettiğini bildirdi.

Tanrıkulu'nun avukatı tarafından verilen dilekçede, 11 Haziran 2014'de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü mensuplarınca Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nda bulunan Türk vatandaşlarının kaçırıldığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından gerçekleştirilen taleple Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin yayın yasağı aldığı hatırlatılmıştı.

Basın özgürlüğüne vurgu yapılan dilekçede, verilen yayın yasağı kararının insan temel hak ve özgürlüklerini orantısız şekilde kısıtladığı ve hukuki dayanaktan uzak olunduğu savunularak kaldırılması talep edilmişti. (3 Temmuz 2014)

***

6 ayda 58 gazeteci öldürüldü

2014 başından itibaren 58 gazeteci mesleki faaliyetleri sebebiyle yahut çatışma alanında öldürüldü. Geçen yılın ilk altı ayında öldürülen gazeteci sayısı ise 59’du. Rakamların en yüksek olduğu ülkeler Irak, Suriye, Ukrayna.

Press Emblem Campaign (PEC), 2014’in ilk altı ayında en az 22 ülkede 58 gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı. Irak’ta 7, Suriye’de 6, Ukrayna’da 5, Afganistan, Brezilya, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Pakistan’da dörder, Meksika ve Filipinlerde üçer, Kamboçya, Honduras, Libya Paraguay ve Somali’de ikişer, Bangladeş, Kolombiya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Mısır, Hindistan, Lübnan, Panama ve Suudi Arabistan’da birer gazeteci mesleklerini icra ederken hayatlarını kaybetti.

2013’te dünya genelinde öldürülen gazeteci sayısı 129’du. Buna göre gazeteciler için en tehlikeli ülkelerin başını Suriye (17), Irak (16) ve Pakistan (14) çekiyor. Bu sıralama 2014’ün ilk dört ayında da değişmiş değil. Geçtiğimiz yıla kıyasla listeye ayrıca Ukrayna eklenmiş durumda. Kasım ayından beri ülkede süren protesto ve çatışmalarda çok sayıda gazeteci saldırıya uğradı, alıkonuldu, rehin alındı ve öldürüldü. (4 Temmuz 2014)

***

Ara Güler'e fahri doktora unvanı verildi

Boğaziçi Üniversitesi, fotoğraf sanatçısı Ara Güler'e teknik ve sanatsal niteliği yüksek başarılı fotoğraf çalışmaları, Türkiye'nin tarihini ve gündelik yaşamını tüm dünyaya tanıtmış olması nedeniyle fahri doktora unvanı verdi. Sahneye çağrılan Ara Güler ayakta alkışlandı. Boğaziçi Ünversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emine Erktin, Ara Güler'e cübbe giydirerek, fahri doktora takdimi yaptı. Üçüncü kez doktora unvanı aldığını ifade eden Ara Güler, teşekkür konuşmasında, “Sizin için dünyaya daha iyi bakacağım, daha başka şeyler ilave edeceğim dedi. (4 Temmuz 2014)

***

TGC ölümünün 31. yıldönümünde Mustafa Yücel'i andı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), 31 yıl önce vefat eden TGC Önceki Genel Sekreterlerinden Mustafa Yücel’i Edirnekapı’daki mezarı başında düzenlenen törenle andı. Anma törenine, TGC Önceki Başkanı Orhan Erinç, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir ve meslektaşları katıldı.

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir,  Mustafa Yücel’i saygı ve özlemle andıklarını söyledi. Özdemir, Yücel’in mesleğin duayenlerinden olduğunu belirtti.

Özdemir, “Mustafa Yücel, 1917 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde eğitim gördü. Mesleğe; Zekeriya Sertel ile Halil Lütfi Dördüncü'nün yayımladığı Tan Gazetesi’nde başladı. 1936 yılında, Selim Ragıp Emeç ile Ekrem Uşaklıgil’in çıkarttıkları Son Posta Gazetesi’ne geçti. Gazeteciliğin çeşitli dallarında görev yaptı. Onun dönemi, gazeteciliğin en saygın yıllarıydı. 1956’da TGC Genel Sekreterliği’ne getirildi. Bu görevini, hayata gözlerini kapayıncaya kadar, tam 27 yıl ara vermeden sürdürdü. Bütün meslektaşlarının sorunlarını çözmek için gayret gösterirdi. İÜ. Gazetecilik Enstitüsü ile İÜ. Basın Yayın Yüksek Okulu’nda Öğretim Görevlisi olarak, bilgi ve deneyimlerini öğrencilere aktardı. 1981’de Danışma Meclisi’ne MGK kontenjanından üye seçildi. Özellikle darbeler döneminde TGC'yi meslektaşlarını bir takım sıkıntılardan, sorunlardan korudu. Meslektaşlarına rehberlik etti. Basın Şeref Kartı taşıyordu. 7 Temmuz 1983 Perşembe günü vefat etti. (8 Temmuz 2014)

***

AİHM: Tutuklama önlemleri oto-sansür iklimi oluşturdu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tutuklanarak yaklaşık bir yıl hapis yatan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın yaptığı "hak ihlali" başvurusunu karara bağladı. AİHM, Şener ve Şık'ı haklı buldu.

Mahkemenin "ifade özgürlüğünün kısıtlanması" ve "güvenlik ihlali" çerçevesinde, oybirliği ile verdiği karar sonrası Türkiye, Nedim Şener'e 20 bin Euro, Ahmet Şık'a ise 10 bin Euro manevi tazminat ödeyecek.

Nedim Şener, kararı şöyle değerlendirdi:

“Biz baştan itibaren; tutuklanmamızın gazetecilik faaliyetlerinden dolayı olduğunu ve kitap yazma dışında bir fiilimizin olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Ancak buna rağmen Türkiye’deki siyasetçiler, yargı mensupları, polis, savcı hatta hükümete yakın yandaş medya ısrarla bizim terörist olduğumuzu, terör faaliyetinde bulunduğumuzu anlatmaya çalışıyorlar. Bu onlar adına da utanç verici bir şeydi.  Bu karar, kitabın bomba olmadığını, gazetecilik faaliyetinin de terörizm olmadığını göstermiş oldu.”

AİHM'e başvuruyu, Ahmet Şık'la birlikte daha tutukluyken, haklarında iddianame çıkmadan yaptıklarını, mahkemenin de bu başvuruyu kabul ettiğini söyleyen Şener, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AİHM başvurumuzu tutukluyken kabul etmişti. AİHM’e Ahmet Şık ile ben ayrı ayrı başvuru yapmıştık. Ama zamanlaması aynı oldu. Dosyalar birbiriyle ilişkili olduğu için AİHM dosyaları beraber yürüttü. Ama ayrı ayrı karar verdi. Başvurumuzu henüz tutuklu iken, bize herhangi bir belge gösterilmezken yaptık. Tutuklulukla özgürlüğümüzün ihlal edildiğini söyledik. Tutuklanma nedenimizin gazetecilik faaliyetleri olduğunu söyledik. Zaman bizim haklı olduğumuzu gösterdi.”

Şık ve Şener'in ifade özgürlükleri ile özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği iddialarıyla AİHM'e başvurmuşlardı. Her iki gazeteci de, haklarında "elle tutulur delil" olmamasına ve kendilerine "ne ile suçlandıkları bildirilmeden" tutuklu kalmaları konusunda başvuru yapmışlardı.

İHM, yargılama aşamasında "bazı hükümet politikalarını eleştiren ve piyasada serbestçe satılan bir kitabı yazmak veya yazımına katkıda bulunmak ile bir terör örgütü mensubu olmak arasındaki bağlantı" konusunda Ankara'dan savunma istemişti.

Mahkemenin Ankara'dan istediği bir başka savunma konusu ise, Şener'in evinde yapılan arama üzerine idi. AİHM, Şener'in evinde polis tarafından yapılan aramaların "gazetecilerin haber kaynaklarının korunması" ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda Türkiye'den açıklama istemişti.

AİHM'in Türkiye'yi, ifade özgürlüğü konusunda suçlu bulduğuna ilişkin gerekçesinde şu ifadeler yer alıyor: “AİHM, başvuran kişilerin (Şener ve Şık) yeterli ve ilgili neden bulunmadan bu kadar uzun süre tutuklu bulundurulmalarının, kamu yararını ilgilendiren konularda fikirlerini ifade etmekten caydırmaya yönelik olduğuna karar verdi. Bu tip tutuklama önlemleri, soruşturmacı tüm gazeteciler üzerinde devlet organlarının işleyiş ve uygulamaları için oto-sansür iklimi oluşmasına neden olmuştur. Başvuranların (Şener ve Şık) yargılama öncesinde tutuklanmaları ve bir yıllık bir süre için tutuklu bulundurulmaları bir sosyal ihtiyaçtan kaynaklanmamaktadır. Uygulanan önlem (uzun tutukluluk) ne amaca uygun, ne de demokratik bir toplumda bir gereklilik değildir. Dolayısıyla da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi (ifade özgürlüğünü güvence altına alan madde) ihlal edilmiştir.” (9 Temmuz 2014)

***

CNN'in muhabiri İstanbul'a veda etti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ajanlıkla suçladığı CNN International muhabiri Ivan Waston, Türkiye'den ayrıldı. Wastson, Twitter hesabına "Sevgili İstanbul, son 12 yıldır böyle bir özel ev sahipliği için teşekkürler. Şimdilik hoşçakalın" yazarak vedasını duyurdu. Watson, Gezi Parkı protestolarının yıldönümünde Taksim Meydanı'ndan canlı yayın yaparken polis tarafından götürülmüş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından ajanlıkla suçlanmıştı. (9 Temmuz 2014)

***

İnternet haber siteleri Basın Kanunu kapsamında

İnternet haber sitelerinin Basın Kanunu kapsamına alınmasını öngören kanun tasarısı, Adalet Komisyonu'nda kabul edildi. Haber siteleri, beyanname vermeleri halinde, faaliyetlerini Basın Kanunu çerçevesinde yürütecek.

TBMM Adalet Komisyonu, AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya başkanlığında toplanarak, Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nı ele aldı. Komisyonda kabul edilen tasarıya göre, internet ortamındaki resmi ilanlar, Basın İlan Kurumu aracılığı ile yayınlanacak.

Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanunu'ndaki haber ve fotoğraf ajansları ibaresine internet haber siteleri de eklenerek, internet haber sitelerinin çalışanları da aynı kapsama alınıyor. Ayrıca İnternet haber siteleri 5187 sayılı Basın Kanunu'nun kapsamına dahil ediliyor.

İnternet ortamında yayınlarını sürdüren internet haber siteleri, beyanname vermeleri halinde, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanundaki yükümlülükleri devam etmek kaydıyla faaliyetlerini Basın Kanunu çerçevesinde yürütecek.

İnternet haber siteleri, gazete ve dergi gibi süreli yayınlara Basın Kanunu'na göre belirtilen beyanname yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemeleri halinde uygulanan yayın durdurma cezasına tabi olmayacak. Beyanname vermeyen internet haber sitelerinin, Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından internet haber sitesi vasfının kaybedildiğine karar verilecek.

Kamuoyunda tepkilere yol açan tasarıda, internet haber siteleri yayınladıkları içerikleri, doğruluğu ve bütünlüğü sağlanmış şekilde 6 ay süreyle muhafaza edecek ve gerektiğinde, talep eden yetkili mercilere teslim edilmesi zorunda olacak.

Yayının herhangi bir şekilde soruşturma ya da kovuşturma konusu yapılması halinde, bu işlemlerin sonuçlandığının yetkili mercilere, ilgili internet haber sitesine yazılı olarak bildirilmesine kadar soruşturma ya da kovuşturma konusu yayın kaydının saklanması zorunlu olacak.

İnternet haber sitesi sorumlu müdürü, düzeltme ve cevabı, kullanıcıların ana sayfadan doğrudan ulaşabileceği şekilde ve tekzip başlığı altında bir hafta süreyle yayınlayacak. (10 Temmuz 2014)

***

“AİHM kararı gazeteciler için emsal olmalı”

Gazeteci Ahmet Şık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  (AİHM) kararının tüm tutuklu gazeteciler için de emsal niteliğinde olduğunu belirtirken Nedim Şener de, ''Artık gazetecilere terörist denmekten vazgeçilmeli'' dedi.

AİHM’in gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener'in yargılandıkları davada 'güvenlik ihlali yapıldığına ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığına hükmetmesinin ardından konuşan gazeteci Ahmet Şık kararın, tutuklu gazeteciler için emsal oluşturması gerektiğini vurguladı. Şık, "Türkiye'deki yargının evrensel hukuk normlarından ne kadar uzak olduğunu bu kararla bir kez daha gördük" dedi.

Oda TV davasının bir gazetecilik ve ifade özgürlüğü davası olarak ele alınması gerektiğini belirten Şık," Silahlı örgüt üyesi olmakla yargılanan insanların suçlarının delili olarak bütün dosyada biri taslak aşamasında diğeriyse basılıp satılan iki kitap; 300'ün üzerinde haber, yorum ve makalenin yanı sıra ve sanıkların birbirleriyle ve haber kaynaklarıyla yaptıkları telefon görüşmelerinden yer alıyor" diye konuştu. (10 Temmuz 2014)

***

TGC internet haber sitelerine yönelik düzenleme için itirazlarını açıkladı

TBMM Adalet Komisyonu’na itirazlarını bir rapor olarak daha önce sunan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, bir açıklama yaparak alt komisyonda kabul edilen metnin de haksızlığa, eşitsizliklere neden olacak maddeler içerdiğini belirtti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin açıklamasında şu görüşler yer aldı:

"Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bir süredir görüşülmekte olan Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na ilişkin, Adalet Komisyonu görüşmeleri sırasında itirazlarını bir rapor halinde Komisyon’a sunmuştu. Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerde konunun önemi nedeniyle Tasarının Alt Komisyona havale edilerek görüşülmesi gerektiği ve Tasarının basın özgürlüğünü engelleyecek maddelerinin tasarı metninden çıkarılması yönünde görüş bildirmişti.

TGC’nin ve muhalefet partilerinin itirazları Alt Komisyon’da dikkate alınarak tasarının 7. maddesi tasarı metninden çıkarıldı. TGC, Alt Komisyonda bu maddenin çıkarılmasını olumlu karşılamıştır.

Ancak, Alt Komisyon tarafından kabul edilen son metin için de TGC olarak daha önce dile getirdiğimiz itirazlar geçerliliğini korumaktadır. İtirazlarımızı yeniden kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

5187 sayılı Basın Kanunu kapsamında tanımlanmaya çalışılan ‘İnternet Haber Sitesi’ kavramı/tanımı karışıklıklara ve eşitsizliklere neden olacak bir kavramdır. Sadece beyanname verilerek bu statüye hak kazanılacak ve sadece bu internet haber sitelerinde çalışanlar/çalışacaklar gazeteci sayılacaktır.

Beyanname vermeden habercilik yapan ‘İnternet Haber Siteleri’ ise kanun kapsamında sayılmayacak ve bu haber sitelerinde çalışanlar da gazeteci sayılmayacaktır!

TGC; Gazetecilik mesleğinin, yapılan mecraya göre değil, mesleğin ifa ediliş biçimine göre belirlenmesi gerektiği görüşündedir. Gazeteci bazen televizyonda, bazen gazetede, bazen bir dergide, bazen internette görev yapar. İktidarın öngördüğü tanımlamayı reddeden gazeteciler ya da internet haber siteleri Tasarı’nın bu düzenlemesi karşısında Basın Kanunu ve Basın İş Kanunu kapsamında sayılmayacaklardır. Böyle bir düzenleme Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki gazeteci tanımına da aykırılık teşkil edecektir. Bu tanıma göre ‘Düzenli bir şekilde, günlük yahut süreli bir yazılı, görüntülü, sesli elektronik veya dijital basın ve yayın organında, kadrolu, sözleşmeli ya da telif karşılığı, haber alma, işleme, iletme veya görüş, fikir belirtme görevi üstlenen ve asıl işi ile başlıca geçim kaynağı bu olup, çalıştığı işletme ile ilgili yasalar karşısındaki konumu bu tanıma uygun olanlar gazetecidir.’  Bu nedenle Tasarının 1. maddesi ile getirilen sadece beyanname vererek internet haber sitesi tanımı içine girecek ve sadece burada çalışan/çalışacak olan meslektaşlarımızın Basın İş Kanunu’na tabi olduğu yönündeki düzenlemenin Anayasa’nın eşitlik ilkesini ihlal ettiği görüşündeyiz. Bu nedenlerle de ‘Alt Komisyonun’ gerekçesine de katılmamaktayız. Bunun dışında; kamuoyu tarafından yakından bilinen 5651 sayılı ‘İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda’ 06.02.2014 tarihinde yapılan değişiklikler hakkında da itirazlarımızı sunmuştuk. 5651 Sayılı Kanun’un idareye (özelikle TİB’e) verdiği sınırsız yetkilerin basın ve ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engeli oluşturacağı, idarenin yapacağı müdahalelerin ölçüsüz olabileceği konusunda uyarılarımızı yapmış ve kamuoyuyla da paylaşmıştık. Uyarılarımızın haklılığı, İdarenin Twiter, Youtube ve yargının bol miktarda uyguladığı yayın yasaklarıyla, ortaya çıkmıştır. Beyanname vermek suretiyle Basın Kanunu kapsamına alınan ‘internet haber siteleri’ aynı zamanda Tasarı ile 5651 Sayılı Kanun ile kıskaç altına alınmıştır. Oysa internet haber sitelerinin faaliyetlerini sadece Basın Kanunu’ndaki yükümlülüklerini yerine getirmek kaydıyla yapabilmeleri yeterli olmalıdır. Her iki kanundaki sorumlulukları yerine getirme yönündeki düzenleme ölçüsüz ve haber sitelerinin durumunu ağırlaştıran bir düzenleme olmuştur. İlk taslakta bizim de talebimizle 7. madde taslaktan çıkarılmıştır. Ancak Alt Komisyon’da kabul edilen tasarının da 7. maddesindeki düzenleme ağırdır ve ifade özgürlüğünü kısıtlayacaktır. Tasarının bu düzenlemesine katılmıyoruz.  Eğer tam tersi bir düzenleme yapılırsa, düzenlemenin samimi ve basın özgürlüğünü sağlamaya, genişletmeye yönelik bir anlayışın ürünü olduğu kabul edilebilir. İnternet haber sitelerine; 5651 sayılı Kanunun 4.5.6. maddelerinin uygulanmayacağı yönünde açık bir düzenleme yapılırsa Basın özgürlüğü kısıtlanmamış olacaktır. Meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyurulur." (12 Temmuz 2014)

***

TGC: DHA muhabiri Zeki Günal"ın darp edilmesini kınıyoruz

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu bir açıklama yaparak Doğan Haber Ajansı Muhabiri Zeki Günal'ın polisler tarafından darp edilmesini kınadı.

TGC Yönetim Kurulu'nun yaptığı açıklamada şu görüşler yer aldı: "Taksim Meydan'da gözaltına alınan eylemcileri çeken Doğan Haber Ajansı (DHA) Muhabir Zeki Günal polisler tarafından yere yatırılarak darp edilmiştir. Meslektaşımız kimliğini göstermesine rağmen polisler tarafından dövülmüştür. Kafasından, kolundan ve boynundan yaralanan Zeki Günal hastaneden darp raporu almıştır. Bu olayı kınıyor, İstanbul Valisi'nden ve İstanbul Emniyet Müdürü’nden meslektaşımıza saldıran polisler hakkından işlem yapılmasını istiyoruz. Meslektaşımıza geçmiş olsun diyoruz. Toplumsal olayları izleyen gazetecilere yönelik polis şiddeti sistematik hale gelmiştir. Meslektaşlarımız kimlik kartlarını, basın kartlarını göstermelerine rağmen çalışmaları engellenmekte ve polisler tarafından darp edilmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından gazetecilere yönelik polis şiddetinin önlenmesine yönelik İstanbul Valiliği'ne yapılan başvurularda ise hiçbir işlem yapılmadığı görülmektedir. Mülki amirler tarafından polislerin cezasız kalması olağanlaştırılmaktadır. Gazetecilerin halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için görev yaptığını, polislerin de gazetecilerin güvenli koşullarda çalışmalarını sağlamakla yükümlü olduğunu, demokratik bir ülkede bu saldırıların cezasız kalmaması gerektiğini bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunuyoruz." (13 Temmuz 2014)

***

TGC, Hrant Dink davasını izledi

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin verilen kararın Yargıtay tarafından kısmen bozulmasının ardından 18 sanığın yargılandığı davanın 8. duruşması görüldü.

Duruşmayı izleyenler arasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto, Başkan Yardımcısı Recep Yaşar, Genel Sekreter Sibel Güneş ve TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun da olduğu çok sayıda kişi vardı.

Kapatılan özel yetkili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nden İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gittikten sonra ikinci kez görülen duruşmaya katılan sanık olmadı. Dink ailesini avukatları Hakan Bakırcıoğlu, Bahri Belen, Naciye Demir temsil etti. Sanıklar Yasin ve Osman Hayal'in avukatı Fatma Aygöre de duruşmada hazır bulundu. Duruşmada Mahkeme Başkanı Tevfik Güngören, hakkında yakalama kararı olan sanıklardan Ahmet İskender'in halen yakalanamadığını belirtti. Mahkeme Başkanı, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü'nün, 'Ahmet İskender'in 2012'ye kadar ailesiyle Trabzon'da yaşadığını ancak daha sonra İstanbul'a taşındığını bildirdiğini' de ifade etti.

Başkan Güngören, Dönemin İl Jandarma Komutanı Ali Öz'ün yargılandığı Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, iki dosyanın birleştirilmesinin talep edildiği ancak mahkemenin birleştirmeye 'muvafakat' vermediği yönünde karar verdiğini tutanağa geçirdi.

Dink ailesinin avukatlarından Bahri Belen, “Sanık Ahmet İskender'in yakalanamaması nedeniyle dosyada 1 yıldır karar verilememektedir. Yargılamanın geldiği aşama dikkate alınarak Ahmet İskender yönünden dosyanın ayrılmasını ve diğer sanıklar yönünden Yargıtay bozma ilamında belirtilen şekilde karar verilebilir. Bu şekilde karar verilmesini istiyoruz" diye konuştu. Duruşma savcısı Ahmet İskender yönünden dosyanın ayrılması yönündeki talebin bu aşamada reddine karar verilmesini talep etti. Mahkeme heyeti, “Yargılamanın geldiği aşama itibariyle, sanık Ahmet İskender hakkında bu aşamada ayrılma kararı verilmesine yer olmadığını, gelecek celse de yakalanamaması halinde avukatların taleplerinin kabulüne" karar verdi.

Sanık Ahmet İskender hakkındaki yakalama kararının devamına hükmeden Mahkeme, yakalama emrinin akıbetinin titizlikle soruşturulmasına karar verdi. Mahkeme ayrıca “Ahmet İskender'in UYAP'ta görünen adresine Yargıtay bozma ilamı eklenerek 'tebliğe rağmen duruşmaya gelmemesi halinde, yargılamanın yokluğunda yapılarak, yokluğunda karar verileceği' yazısının gönderilmesini de karara bağladı. (18 Temmuz 2014)

***

AYM: Dink ailesinin hakları ihlal edildi

Anayasa Mahkemesi, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeniyken 6 yıl önce öldürülen Hrant Dink'in eşi Rakel Dink, kardeşi Orhan Dink ve çocukları Delal, Aras ve Sera Dink'in bireysel başvurusunu değerlendirdi. Yüksek Mahkeme, "Etkin soruşturma yapılmadığı" gerekçesiyle Dink ailesinin haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Mahkeme kararı oy birliğiyle aldı.

***

BBC’den 415 kişi işten çıkarılacak

BBC, tasarruf önlemleri kapsamında haber dairesinden 415 kişinin işine son verileceğini açıkladı.

BBC Haber Dairesi Başkanı James Harding'in açıkladığı plan uygulanırken 195 kişi için de istihdam yaratılacak. Bu da BBC Haber Dairesi'nin personel sayısının toplamda 220 kişi azalacağı anlamına geliyor.

BBC'nin haber dairesinde 5 bin kadarı gazeteci olmak üzere yaklaşık 8 bin 400 kişi çalışıyor.

Kurum, İngiltere'de TV sahibi hane halkından tahsil edilen televizyon ruhsat ödemeleriyle finanse ediliyor. Ancak söz konusu ücret 2010'da altı yıllığına dondurulduğu için BBC'nin 800 milyon sterlin ek tasarruf yapması gerektiği belirtilmişti.

BBC 2011'de 2 bin kişiyi işten çıkarmış, sonraki 3 yıl içinde de Haber Dairesi'nden 400'den fazla kişinin işine son vermişti. BBC'den işine son verilecek 415 kişiden 105'inin Dünya Servisi kadrolarından olacağı belirtiliyor. (19 Temmuz 2014)

***

2 gazeteci  bıçakla yaralandı

Diyarbakır'da ABD'nin iftar programının protesto edilmesi olayının ardından karşı karşıya gelen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Hür Dava Partisi (Hüda-Par) taraftarları arasında yaşanan gerginlikte 2 gazeteci bıçakla yaralandı. Polis, gruplara tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti. Olaylar esnasında 2 gazeteci aldıkları bıçak darbesi sonucu yaralandı. Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, yaralı gazetecileri hastanede ziyaret ederek, geçmiş olsun dileğinde bulundu. (19 Temmuz 2014)

***

“Gazetecilik zor bir dönemden geçiyor”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) basın özgürlüğünün önemini vurgulamak amacıyla 1989 yılından bu yana her yıl verdiği Basın Özgürlüğü Ödülleri, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’nde törenle sahiplerine takdim edildi.

Basın Özgürlüğü Ödülleri töreni Taksim’deki The Marmara Oteli’nde gerçekleştirildi. Sunuculuğunu Başak Şengül'ün üstlendiği tören, basın emekçileri ve basın şehitleri için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Törenin açılış konuşmasını TGC Başkanı Turgay Olcayto yaptı.

Başkan Turgay Olcayto, şunları söyledi:

“Bugün, basında sansürün ilk kez kaldırılışının 106. yıldönümü. İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte görevli sansür memurlarını matbaalarına, gazetelerine ve yayınevlerine sokmayarak ertesi gün sansürsüz bir Türkiye’ye ‘merhaba’ diyen ustalarımızın önünde saygı ile eğiliyoruz. Dönemin gazetecilerinin direnişlerini, dayanışmalarını hayranlıkla yâd ediyoruz. Gerçekleştirdikleri meslek bütünleşmesinin, bölünmüş, kamplara ayrılmış günümüz gazeteciliği için de örnek olmasını diliyoruz.

Gazetecilik tüm dünyada özelikle de Türkiye’de çok zorlu bir dönem geçiriyor. Bir yandan gezegenin hemen hemen her bölgesinde başlayan çatışmaları izlerken yaşamını kaybeden muhabirler, foto muhabirleri ve kameramanlar; bir yanda da sosyal medya karşısında giderek tiraj ve itibar kaybeden sermaye yoğun gazetelerin küçülme gerekçesi ile işsiz bıraktıkları gazeteciler. Ortadoğu’da çatışmalarda, bölgesel savaşlarda ölen, yaralanan gazeteciler ve tüm bu özverili çalışmalarına karşı haberleri gazetelerde, ekranlarda siyasi dengeler gözetilerek yer almayan haberlerinin sansürlendiği gazeteciler. Bunların tümünü düşündüğümüzde sistem tarafından bu onurlu mesleğin içine düşürüldüğü güç durumu yüreğimiz burkularak izliyoruz. Türkiye’ye baktığımızda gazeteciliğin genel sorunlarına günbegün iktidardan kaynaklanan yeni sorunlar ekleniyor.”

Başkan Olcayto, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sansür, oto sansür, düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engeller aradan geçen bir yılda daha da artmış durumda. İşsiz gazeteci arkadaşlarımızın durumu da öyle. Bu yıldan da pek çok örnek verebiliriz. Haberler karartılmıştır. Çeşitli yasaklama kararlarıyla halkın gerçekleri öğrenme, doğru haber alma hakkı örselenmiştir. Cezaevlerinde gazeteci sayısı azalmışsa da gazeteciliğin bir parçası olan dağıtımcılar hâlâ parmaklıklar arkasındadır. İktidarın gazete sahiplerine tehditleri, talimatları ve muhalif gazetecilerden şikayetleri ısrarla sürmektedir. Başbakanın ya da bakanların toplantılarına muhalif gazetelerin ya da sol tandanslı gazetelerin katılmaları engelleniyor.  Akreditasyon artık resmileşmiş görülüyor. Yıl içinde Türkiye, Soma’da onulmaz bir acı yaşadı. 301 maden emekçisi kardeşimiz gerekli önlemler alınamadığından yaşamlarını kaybetmiş, Soma’da yaşananları kamuoyuna aktarmak, kamuoyunu bilgilendirmek isteyen gazeteciler ise devletin ve iktidarın baskısıyla karşılaşmışlardır. Gerçeklerin yine üstü örtülmeye çalışılmıştır. Ölen madencilerin sayısı düşük gösterilerek halkı yanıltmaya yönelik demeçler verilmiştir. Bu tutum Türkiye’de insan değerinin ne denli önemsenmediğini ortaya koyan önemli göstergelerden biri olmuştur. İstanbul’da Gezi eylemlerinin 2. yıldönümünde de polis şiddeti devam etmiş. Gençlerin Gezi olaylarında ölen arkadaşlarını anmalarına bile izin verilmemiştir. Bütün bu yaşananlarda yalnız iktidarı sorumlu tutmak haksızlık olarak gözükebilir. Çünkü gazeteciler ne yazık ki, ustalarımızdan 106 yıl sonra bütünleşmeyi unutmuştur. Meslek ilkelerini bir yana bırakmışlar ve iktidarın yanında kraldan çok kralcı kesilmişler. Böyle bir durumda gazeteciler olarak kendi özeleştirimizi yapmak zorundayız. Gazetelerinden atılan meslektaşlarımızın yanında olmayan; sendikasızlığa, örgütlenmeye karşı çıkan, mesleği politik çıkarlar için kullanan yeni bir zümre ortaya çıkmıştır. Bunları gazeteci olarak nitelemek içimizden gelmiyor. Toplumda var olan gerginliği arttırıcı yayınlar yapan, manşetlere nefret söylemlerini çıkaran, farklılıkları suç gibi gösteren bu yeni gazeteciliğin bir gün elbet son bulacağına inanıyoruz. Çünkü bu tür gazeteciliğin, dalkavukluk yaptıkları kimselere de yarardan çok zarar getirdikleri yavaş yavaş otaya çıkmaktadır. Türkiye bir genel seçim geçirdi. Önümüzde de bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Şeffaflık ve basın özgürlüğü çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Fakat 17 Aralık’tan sonra adalet ve emniyet kurumlarında başlatılan geniş çaplı görevden almalar ve atamaların gerekçelerini bütün açıklığıyla öğrenebilmiş değiliz. Adalet sistemi güven kaybediyor. Halkı korumakla yükümlü kolluk güçleri de öyle. Kamuoyunun gerçekleri öğrenme, doğru haber alma hakkı olarak belirlenen basın özgürlüğü ise uluslararası ölçeklerde Türkiye’de yok sayılıyor. Umuyoruz ki; Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra iktidarı ve muhalefeti ile demokrasinin uluslararası ölçütlerine uyum sağlanabilir. Ülkeyi içinde bulunduğu kaostan ve insan haklarına yönelik ayıplardan kurtarmanın çareleri de bulunabilir. TGC, özgür bağlantısız gazetecilik ilkesini benimsemiş bir kuruluştur. Dolayısıyla siyasi partilerle, büyük iş çevreleriyle özel ilişkileri olmaz. Amaç salt gazetecilerin gasp edilen özlük haklarına, işsiz gazetecilerimizin durumlarına, her gün biraz daha tırpanlanan sosyal güvencelerine sahip çıkmaktır. Eleştirilerimiz bu kapsamda dikkate alınmalıdır. Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’nü, Türkiye’de sansürün, oto sansürün olmadığını, düşünceyi ifade özgürlüğünün rahatça kullanıldığını söyleyen kişi ve kurumlar varsa onlar 24 Temmuzları bayram olarak kutlayabilirler. Ama bir kez daha altını çizerek söylemek istiyorum, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 12 Mart darbesinden bu yana bayram sözcüğünü kaldırmıştır. Gazetecilerin sorunlarını dikkate alarak 24 Temmuzları Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü ilan etmiştir. Elbette dileğimiz; gelecek 24 Temmuzların çok sesli çağdaş bir toplumun bayramı olarak kutlanması. Geçen yıl söylediğim gibi bugün ütopya da olsa Gezi Parkı gençleri ütopyanın ne denli değerli olduğunu bizlere anımsattı. Gençlerden dayanışmayı, hoşgörüyü, doğaya saygıyı, paylaşmayı öğrendiğimizi de bu arada unutmayalım. Basın özgürlüğü ödüllerini alan meslektaşlarımı, kurumları kutluyorum.” (25 Temmuz 2014)

***

TGC 2014 Basın Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) basın özgürlüğünün önemini vurgulamak amacıyla 1989 yılından bu yana her yıl verdiği Basın Özgürlüğü Ödülleri, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’nde törenle sahiplerine takdim edildi. Basın Özgürlüğü Ödülleri töreni Taksim The Marmara Oteli’nde gerçekleştirildi.

Törene; TGC Başkanı Turgay Olcayto, TGC Başkan Vekili Vahap Munyar, TGC Önceki Başkanı Orhan Erinç, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Genel Saymanı Gülseren Ergezer Güver, TGC Genel Sekreter Yardımcıları Ahmet Özdemir ve Niyazi Dalyancı, TGC Yönetim Kurulu Üyeleri İhsan Yılmaz, Göksel Göksu, TGC Balotaj Kurulu Sekreteri Haşmet Yavuz, Balotaj Kurulu Üyesi Olay Tan, TGC Onur Kurulu Başkanı Ergin Konuksever,  TGC Onur Kurulu Üyeleri Orhan Ayhan, Şükran Soner, Atilla Özsever, Gazeteciler Sosyal Dayanışma Vakfı Genel Sekreteri Engin Köklüçınar, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç, Basın Konseyi Genel Sekreteri Namık Koçak, TGC Bizim Gazete yazarları Orhan Koloğlu, Kerim Evren,  Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Basın İlan Kurumu İstanbul Şube Müdürü Mehmet Köşker, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Özdemir Aktan, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez,  RATEM Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Güleryüz, İletişim Araştırmaları Derneği Füsun Özbilgen, Yazar Eşber Yağmurdereli, Amerikan Başkonsolosu Charles F. Hunter’in de aralarında bulunduğu 600’ün üzerinde gazeteci katıldı.

Sunuculuğunu Başak Şengül'ün üstlendiği tören, basın emekçileri ve basın şehitleri için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Törenin açılış konuşmasını TGC Başkanı Turgay Olcayto yaptı.

TGC Başkanı Turgay Olcayto’nun yaptığı açılış konuşmasından sonra ödül törenine geçildi.  2014 Basın Özgürlüğü Ödülü Kişi dalında gazeteci Erol Önderoğlu’na ve Tuğrul Eryılmaz’a verildi. Erol Önderoğlu basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili hak ihlallerini takibi, raporlanması, duyurulması için Türkiye’de ve uluslararası alanda yaptığı çalışmalar nedeniyle ödül aldı. Önderoğlu, ödülünü TGC Başkanı Turgay Olcayto’nun elinden aldı.

Kişi dalında bir diğer ödül ise çok farklı seslerin bir araya geldiği özgür bir platform olan Radikal 2’yi 17 yıl yönetmesi, ayrıca basın çalışanlarının haklarının korunmasında verdiği destek nedeniyle gazeteci Tuğrul Eryılmaz’a verildi.  TGC Başkanı Olcayto, Eryılmaz’a ödülünü takdim etti.

Ankara Barosu basın, ifade ve iletişim özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için verdiği destek nedeniyle kurum dalında ödüle layık görüldü. Ankara Barosu Başkanı Avukat Sema Aksoy ödülünü TGC Başkan Vekili Vahap Munyar’ın elinden aldı.

BBC Türkçe, Türkiye’de habere erişimin kısıtlı olduğu dönemlerle, Gezi sürecinde ve Soma faciasıyla ilgili her türlü baskıya rağmen kamuoyunun bilgilendirilmesine yaptığı katkılar nedeniyle kurum dalında ödüle değer görüldü.  BBC Türkçe Bölümü’nün Servis Başkanı Murat Nişancıoğlu’na ödülünü TGC Başkan Vekili Vahap Munyar takdim etti.

Ödül töreninin ardından 24 Temmuz 2013’den bu yana Sürekli Basın Kartı almaya hak kazanan 195 TGC üyesine anı plaketleri takdim edildi.  Törenin gerçekleşmesine destek olan sponsor Polimeks adına Kurumsal Halkla İlişkiler Müdürü Bahadır Araz’a şükran plaketi verildi. Araz’a plaketini TGC Başkan Vekili Vahap Munyar takdim etti. (25 Temmuz 2014)

***

Basın özgürlüğü geriye gidiyor

Ülkemizde basın ve ifade özgürlüğü 2014’ün ilk 7 ayında gerilemeyi sürdürdü.  Bu yıl gazetecilerin önündeki en büyük engel “işten çıkartılma” oldu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), her ay hazırladığı basın raporlarıyla Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğüne mercek tutuyor.

TGC’nin Ocak-Temmuz 2014 tarihleri arasında yayımlanan basın raporlarından yapılan derlemeye göre, ülkemizde ‘basın ve ifade özgürlüğü’ geriye gidişini sürdürdü.

Raporlara göre, 7 ay boyunca gazeteciliğin ve gazetecilerin önüne konulan engeller, kısıtlamalar; çalışan gazeteciler için korku iklimi ve oto sansür hızlı bir şekilde ilerlemeye devam etti. Bu dönemde işsiz kalan gazeteci sayısında ciddi bir artış yaşandı. Bu artış Nisan ayında tavan yaptı. Sadece Nisan ayında 200’ün üzerinde gazeteci işsiz kaldı. (28 Temmuz 2014)

***

TGC Toygun Atilla’nın dinlenmesini kınadı

Hürriyet muhabiri Toygun Atilla'nın 2009-2010'da e-mail trafiğinin izlenmesini, 2011'de 3 ay telefonlarının dinlenmesini kınayan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu “Meslektaşımızın dinlenmesi, iletişim özgürlüğünün ve özel hayatının ihlal edilmesi, polisin ve yargının hukuktan dayanak almadan görev yaptığında nasıl bir karanlık tablonun ortaya çıkacağının örneğidir” denildi. TGC’nin yaptığı açıklamada şu görüşler yer aldı:

“Türkiye’nin giderek polis devletine dönüşmesini endişe ile izliyoruz. 2010 yılından bu yana gazeteciler dinlenmiş, telefon defterleri, kitapları terör örgütü faaliyete kanıt gösterilmiş, haklarında asılsız kanıtlar oluşturulmuştur. Bu nedenle meslektaşlarımız yıllarca haksız yere cezaevinde özgürlüklerinden mahrum kalmış ve mesleklerini yapamaz hale gelmişlerdir. Ne yazık ki, iktidar da bu süreci seyretmiş ve gazetecileri suçlu ilan ederek hedef göstermiştir. Son olarak Hürriyet muhabiri Toygun Atilla’nın kod adı verilerek terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle 3 ay hukuk dışı bir biçimde telefonlarının dinlendiği ortaya çıkmıştır. Meslektaşımızın 2009-2010 yılları arasında elektronik posta trafiği de izlenmiştir. Yasa dışı dinlemelerle arkadaşımızın iletişim özgürlüğü ve özel hayatı ihlal edilmiştir. Polisin bu uygulamasını, buna göz yumulmasını, hukuk dışılığı teşvik edercesine bir tutum takınılmasını kınıyoruz. TGC olarak 2009 yılından itibaren yapıldığı anlaşılan bu dinleme kayıtlarının sonuçlarının açıklanmasını bekliyoruz.

Şimdi yapılan yargılamalar ve soruşturmalarla yıllardır polis tarafından halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için görev yapan gazeteciler aleyhine nasıl karanlık ve kirli çalışma yürütüldüğü yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak bu gelişmeleri ibretle izliyoruz. Gücünü hukuktan almayan polisin ve yargının yalnız gazetecilerin değil ülkenin demokratik geleceğini de kararttığını farkındayız. Bu tablo o kadar utanç verici ve can yakıcı olarak ortaya çıkmıştır ki, geçmişte buna çanak tutanlar, göz yumanlar, destek olanlar bile bugün yasa dışı dinlemelere tepki gösterme noktasına gelmiştir. Özgür basının herkese lazım olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. TGC olarak hukuka dayanmayan bu uygulamaların dün olduğu gibi bugün de karşısında durduğumuzu ve bunu demokrasi ayıbı saydığımızı bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Bu ayıplı süreçte taraf olanların bugün özgür basından yana durma çabalarını da kınayarak izliyor, geç kalmış bu tutumlarında istikrarlı olmalarını umuyor ve tavsiye ediyoruz.” (29 Temmuz 2014)

Başa Dön